SAĞLIK
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu 03 Mayıs 2026 Pazar - 15:43:26 Türkiye, sağlık turizmi ve küresel sağlık diplomasisi alanında önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek "Uluslararası Sağlık Turizmi Zirvesi", dünyanın dört bir yanından üst düzey katılımcıları bir araya getirecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) öncülüğünde, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde gerçekleştirilecek zirveye, 50’den fazla ülkeden sağlık bakan yardımcıları, büyükelçiler, uluslararası yatırımcılar, akademisyenler, sağlık yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katılması bekleniyor. Türkiye’den ise Sağlık, Ticaret ile Kültür ve Turizm bakanlıkları nezdinde üst düzey katılım öngörülüyor. Zirvede, sağlık turizminde kalite ve akreditasyon, uluslararası hasta güvenliği, yatırım modelleri, kamu-özel iş birlikleri (PPP), dijital sağlık çözümleri ve yapay zeka destekli sağlık sistemleri gibi başlıklar ele alınacak. Organizasyon kapsamında ayrıca ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye yönelik B2B görüşmeler ile stratejik protokol imza süreçleri de gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Aysun Bay yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin sağlık turizminde sadece bir hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda küresel sağlık diplomasisinin merkezlerinden biri olma yolunda ilerlediğini belirterek, "Antalya Zirvesi ile amacımız; ülkeler arasında sürdürülebilir iş birlikleri kurmak, yatırım süreçlerini hızlandırmak ve sağlıkta kalite standartlarını uluslararası düzeyde güçlendirmektir" dedi. Zirvenin, Türkiye’nin sağlık turizmindeki güçlü altyapısını, nitelikli insan kaynağını ve stratejik coğrafi konumunu uluslararası kamuoyuna tanıtması açısından önemli bir platform olması bekleniyor.
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:25 Migrenle mücadelede ilk adım: Hastalar önce tetikleyicileri bulmalı Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren tedavisinde en kritik aşamanın hastaların kendi ataklarını tetikleyen unsurları belirlemesi olduğunu vurgulayarak, hastalığın sadece bir baş ağrısı değil, yaşam kalitesini düşüren ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Can Uluğ, migren hastalığının yönetimi, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleri hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Uluğ, migrenin çocukluk çağlarından itibaren görülebilen, günlük hayatı sekteye uğratan ve doğru tanı konulması gereken bir süreç olduğunu ifade etti. "Doğru tanı büyük önem taşıyor" Her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Nuray Can Uluğ, tanı sürecinin titizlikle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Uluğ, "Öncelikle migreni taklit eden damarsal hastalıklar gibi durumların olup olmadığı araştırılmalı; gerekirse görüntüleme ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Ayda bir veya iki kez görülen seyrek ataklarda sadece ağrıyı dindirmeye yönelik tedaviler yeterli olabilir. Ancak ağrılar haftada birkaç güne yayılıyor ve kişi sık sık acil servise başvuruyorsa, koruyucu ve daha kapsamlı bir tedavi planlanmalıdır" dedi. Migren botoksu ve aşı yöntemi Güncel tedavi seçeneklerine de değinen Dr. Uluğ, halk arasında "migren aşısı" olarak bilinen uygulamalar ile migren botoksunun rutin tedaviler arasına girdiğini ve başarılı sonuçlar verdiğini kaydetti. Migrenin sadece ağrıdan ibaret olmadığını; ışığa hassasiyet, kusma ve keyifsizlik gibi belirtilerle sosyal yaşamı felç edebildiğini hatırlattı. Lodos, açlık ve mayalı gıdalara dikkat Atakları tetikleyen çevresel faktörlere karşı hastaları uyaran Dr. Uluğ, son olarak şunları söyledi: "Adet dönemleri, uzun süreli açlık, lodoslu hava, mayalı içecekler ve aroması yüksek gıdalar migreni tetikleyebilir. Hatta şeker tüketimi ile migren arasında doğrudan bir bağlantı görülebilmektedir. Tedavide asıl amacımız, hastaların bu tetikleyicileri fark ederek kendi sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerini öğrenmelerine yardımcı olmaktır."
03 Mayıs 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından tuzla ilgili önemli uyarı: Her tuz tüketilmemeli Türkiye’nin önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da uzun yıllar tuzculuk yapan İlyas Ak, tüketicilerin tuz alırken ağır metal barındırmayan tuzları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin en önemli tuz üretim merkezlerinden olan Çankırı’da binlerce yıl önce oluşan madenlerden çıkartılan tuzlar, saflığıyla Türkiye’deki en kaliteli tuzları arasında gösteriliyor. Farklı şehirlerde Çankırı tuzu altında ucuz fiyata satılan tuzlarla ilgili uzmanları vatandaşları uyarıyor. Çankırı’da uzun yıllardır tuzculuk yapan ve tuz üzerine araştırmalar yapan İlyas Ak, ağır metal içeren ya da İran’dan gelen tuzların sahtecilik yapılarak güvenilir olmayan satıcılar tarafından Çankırı tuzu olarak satılabildiğini söyledi. Saf tuzun renginin beyaz renkte olduğunu belirten Ak, tuz alırken rengine dikkat edilmesi gerektiğini ve güvenli satıcıların tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. "Tuzun doğal rengi beyazdır" Türkiye’de satılan tuzların özellikleriyle ilgili bilgiler veren Ak, "Günümüzde ‘Çankırı tuzu’ adı altında İran tuzunun satıldığına rastlanabiliyor. Bu tuzun içerisinde kükürt bulunur ve kolay şekil aldığı için üzerine resim ya da yazı baskıları yapılarak satışa sunulur. Ancak sağlık açısından uygun değildir. Kırşehir tuzu ise kısmen faydalı olmakla birlikte kireç oranı biraz yüksektir. Himalaya tuzu pembe renktedir. Tuzun doğal rengi beyazdır, içerisine karışan yabancı maddeler renk değişimine neden olur. Nevşehir tuzunda da yabancı madde oranı yüksektir. Bu nedenle en kullanışlı ve en sağlıklı tuzu Çankırı tuzu olduğu ifade edilmektedir. Çankırı tuzunun içeriğinde sadece doğal kil bulunur, ağır metal içermez. Sağlık açısından güvenle kullanılabilir" dedi. "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir" Vatandaşların Çankırı tuzunu bilimsel olarak kanıtlanan faydalarından dolayı tercih ettiğini belirten Ak, "Çankırı tuzu diye farklı tuz alımlarına dikkat edilmesi gerekir. Özellikle Çankırı tuzu astım, nefes darlığı ve KOAH gibi rahatsızlıkları olan kişiler tarafından tercih edilebilir. Yemeklik tuzlarımız ise tansiyon hastaları, ödem sorunu yaşayanlar ve vücut dengesi hassas olan bireyler için destekleyici olabilir. İçeriğinde bulunan zengin mineral yapısı vücudun dengesini korumaya yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Her tuzun kullanım amacı farklıdır, en sağlıklısı Çankırı tuzudur" diye konuştu.
Bakan Memişoğlu: "Akut hepatit geçiren çocuk sayısı bugün beşi bile bulmuyor"
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:49 Bakan Memişoğlu: "Akut hepatit geçiren çocuk sayısı bugün beşi bile bulmuyor" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "2000’li yılların başında, 5 yaş altı akut hepatit geçiren çocuk sayısı yüzlerce iken bugün beşi bile bulmayan çocuğumuz var" dedi. Bakan Memişoğlu, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde İl Sağlık Müdürlüğü himayesinde Dünya Hepatit Günü çerçevesinde düzenlenen farkındalık etkinliğine katıldı. Burada konuşan Memişoğlu, sadece Türkiye’nin değil dünyanın yaklaşık 150 yıldır salgın hastalıklarla mücadele ettiğini ifade ederek, "Özellikle son yüz yıldır, insanoğlu bulaşıcı hastalıklarla büyük bir emek sarf ediyor ve bununla ilgili büyük bir başarı hikayesi yazıyor. 1990’lü yılların başına baktığınız zaman bulaşıcı hastalıklar dünyada en sık ölüm sebebiyken bugün özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha alt sıralara düşmüş durumda" dedi. "Akut hepatit geçiren çocuk sayısı bugün beşi bile bulmuyor" Türkiye’ye bakıldığı zaman salgın hastalıklarının ön planda olduğu devirden daha çok kardiyolojik, dolaşım hastalıkları ve kanserin olduğunu belirten Memişoğlu, "Bulaşıcı hastalıkların bu ülkede artık eliminasyona yakın şekilde mücadelesinin başarıyla sürdüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemin başarısının en önemli etkeni aşı. Ülkemiz, özellikle hepatit aşılarını, önce 1998’de, sonra 2012’de, tamamen çocuklarımıza ücretsiz sunarak bu başarının en önemli etkilerinin aşı olduğunu gösterdi. 2000’li yılların başında, 5 yaş altı akut hepatit geçiren çocuk sayısı yüzlerce iken bugün beşi bile bulmayan çocuğumuz var. Bu tür bulaşıcı hastalıklarla mücadelede toplumun sağlıkçılarla beraber hareket etmesi çok önemlidir" ifadelerini kullandı. "Türkiye’nin bu hastalıktan kurtulması gerekiyor" Hepatitin sinsi bir hastalık olduğuna dikkati çeken Bakan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "20-30 yıl evvel, özellikle kronikleşen hepatitlerde artık tedavinin mümkün olduğu, hastalar taşıyıcı olsa da normal yaşamlarını sürdürülebilir hale geldiğini biliyoruz. O nedenle özellikle küçük yaşta aşılanmayla, eğer belli yaşta kronik hepatit hastalığı artık varsa, bunun tedavisi ve başkasına bulaşması engellenerek, Türkiye’nin bu hastalıktan kurtulması gerekiyor. Onun için 2018-2024’te yapılan eylem planlarının devamında inşallah yeni eylem planımız da bundan tamamen elimine edecek, toplumda artık çok ender olacak hastalıklara dönüşmüş durumda olacaktır."
Uzman Dr. Gün, aşırı sıcaklara karşı uyardı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:13 Uzman Dr. Gün, aşırı sıcaklara karşı uyardı Zonguldak İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün, son günlerde Zonguldak ve çevresinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak hava dalgası ve artan nem oranına dikkat çekerek vatandaşları uyardı. Uzm. Dr. Gün yaptığı açıklamada, aşırı sıcakların çeşitli sağlık problemlerini beraberinde getirdiğini vurguladı. "Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı yükselmekte, metabolizma bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışmaktadır. Normalde terleme yoluyla vücut ısısı dengelenir ancak aşırı sıcaklarda bu yeterli olmayabilir" diyen Gün, özellikle yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı olan bireylerin bu süreçte daha fazla risk altında olduğunu belirtti. Risk grubundakilere dikkat çekti Aşırı sıcaklardan en çok etkilenen grupların yalnız yaşayan 65 yaş ve üzerindeki bireyler, dört yaşından küçük çocuklar, hamileler, aşırı kilolu kişiler ve kronik hastalığı bulunanlar olduğunu ifade eden Gün, özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin en riskli grup olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Gün, aşırı sıcaklara karşı alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı: "Günün en sıcak saatlerinde (10.00-16.00) zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalı. Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli, hafif ve sık dokunmuş giysiler tercih edilmeli; geniş kenarlı ve hava alabilen şapkalarla güneş gözlüğü kullanılmalı. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde denize girilmemeli ve güneşlenilmemeli. Fiziksel aktivite ve spor sabah ya da akşam saatlerinde yapılmalı; her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalı. Risk grubundaki yetişkinler ve yaşlılar günde en az iki kez sıcak çarpması açısından kontrol edilmeli, bebekler daha sık izlenmeli. Vücut ısısının dengelenmesi için sık duş alınmalı; mümkün değilse ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı ya da silinmeli." Sıvı tüketiminin önemine de değinen Uzm. Dr. Gün, "Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı alınmalıdır. Kahvaltıda az yağlı peynir, zeytin ve taze sebzeler tercih edilmeli. Kafeinli içecekler yerine süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları içilmelidir" dedi. Gün ayrıca, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, "Kafein, alkol ve fazla şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir" ifadelerini kullandı.
"Kemik tümörlerinde erken tanı hayat kurtarıyor"
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:03 "Kemik tümörlerinde erken tanı hayat kurtarıyor" Erken evrede teşhis edilen kemik tümörlerinde tedavi başarısının yüksek olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Erdoğan, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi agresif tümörlerde, erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 70-80’e çıkabilirken, ileri evrelerde bu oran yüzde 20’lere kadar düşebilmektedir. Ayrıca erken tanı ile metastaz riski azalır, daha az agresif tedavi yöntemleri yeterli olabilir ve uzuv kaybı yaşamadan cerrahi yapılma şansı artar" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Erdoğan, kemik tümörü hakkında açıklamalarda bulundu. Kemik tümörünün kısaca tamını yapan Doç. Dr. Erdoğan, "Kemik tümörü, kemik dokusunda anormal hücre çoğalması sonucu oluşan iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (malign) kitlelerdir. Vücudun her bölgesinde görülebilmekle birlikte, en sık diz çevresi (femur ve tibia uçları), pelvis, omurga ve kol-bacak kemiklerinde rastlanır" dedi. "Gece artan kemik ağrıları görülebilir" Kemik tümörlerinde görülebilecek belirtilerden bahseden Doç. Dr. Erdoğan, "Kemik tümörleri başlangıçta belirti vermeyebilir. Ancak zamanla özellikle gece artan kemik ağrısı, şişlik, hareket kısıtlılığı ve sebebi açıklanamayan kırıklarla kendini gösterebilir. İleri evrelerde kilo kaybı, halsizlik ve bazı tümörlerde ateş, terleme gibi sistemik şikayetler de görülebilir" şeklinde konuştu. "30-60 yaş aralığında daha yaygın" Hangi yaş gruplarında daha fazla görüldüğünü kaydeden Erdoğan, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi kötü huylu kemik tümörleri genellikle 10-20 yaş arası çocuk ve ergenlerde görülürken, kondrosarkom gibi kıkırdak kökenli tümörler 30-60 yaş arası yetişkinlerde daha yaygındır. 60 yaş sonrası ise kemiklere başka organlardan yayılan metastatik tümörler sık görülür. Li-Fraumeni sendromu ve retinoblastom gen mutasyonları gibi genetik yatkınlıklar da riski artırır" diye konuştu. Tanı konma süreci Doç. Dr. Erdoğan, tanı konma sürecine ilişkin, "Tanıda ilk basamak röntgen çekimidir. Tümörün kemikte oluşturduğu erime veya yoğunlaşma alanları bu yöntemle tespit edilebilir. Manyetik rezonans (MR) tümörün boyutunu ve yumuşak dokuya yayılımını gösterirken, bilgisayarlı tomografi (BT) kemik yapılarını daha detaylı inceler. Kemik sintigrafisi ile tüm vücut taranarak yayılım olup olmadığı araştırılır. Kesin tanı ise biyopsi ile konur. Kan testlerinde alkalen fosfataz (ALP) yüksekliği gibi bulgular, osteosarkomda yardımcı olabilir" şeklinde konuştu. "Erken tanıda tedavi başarısı yüksektir" Erdoğan, erken evrede teşhis edilen kemik tümörlerinde tedavi başarısı yüksek olduğunu da ifade ederek, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi agresif tümörlerde, erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 70-80’e çıkabilirken, ileri evrelerde bu oran yüzde 20’lere kadar düşebilmektedir. Ayrıca erken tanı ile metastaz riski azalır, daha az agresif tedavi yöntemleri yeterli olabilir ve uzuv kaybı yaşamadan cerrahi yapılma şansı artar" ifadelerini kullandı. "Kemoterapi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir" Tedavi sürecine de değinen Doç. Dr. Erdoğan, "Tedavi planı tümörün türüne, yayılımına ve hastanın genel sağlık durumuna göre multidisipliner bir kurul tarafından belirlenir. Cerrahi tedavi, tümörlü dokunun temiz sınırlarla çıkarılmasını amaçlar. Uzuv koruyucu cerrahiler öncelikli tercih edilirken, gerekli durumlarda amputasyon yapılabilir. Kötü huylu tümörlerde kemoterapi ameliyat öncesi (neoadjuvan) veya sonrası (adjuvan) uygulanabilir. Ewing sarkomu gibi radyosensitif tümörlerde radyoterapi de tedaviye dahil edilir. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi, özellikle dirençli ya da metastatik tümörlerde alternatif yöntemler olarak gündemdedir. İyi huylu tümörlerde ise takip, radyofrekans ablasyon veya kriyoterapi gibi minimal girişimsel yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. "Tedavi sonrası iyileşme süreci uygulanan yönteme bağlı değişebilir" Tedavi sonrası iyileşme sürecinin, uygulanan yönteme bağlı olarak değiştiğini dile getiren Doç. Dr. Erdoğan, "Cerrahi sonrası 6-12 haftalık bir iyileşme süreci olurken, kemoterapi ve radyoterapinin yan etkileri zamanla azalır. Fizyoterapi ile hareket kabiliyeti ve kas gücü yeniden kazanılır. Psikolojik destek, özellikle genç hastaların tedavi sürecini daha sağlıklı atlatmalarında büyük rol oynar. Erken evrede teşhis edilen ve tümör tamamen çıkarılan hastalar, yaşam kalitesini büyük ölçüde koruyarak normal hayatlarına dönebilmektedir. Ancak düzenli kontroller, ilk 5 yıl içerisinde daha sık yapılmalıdır" diye konuştu.
Sinop’ta 50 yatak kapasiteli yeni hastane müjdesi
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:52 Sinop’ta 50 yatak kapasiteli yeni hastane müjdesi AK Parti Sinop Milletvekili Dr. Nazım Maviş, Sinop’un sağlık yatırımları hakkında genel bilgiler vererek, Türkeli’ye 50 yatak kapasiteli yeni hastaneyi müjdeledi. Milletvekili Maviş, Sağlık-Sen Sinop Şubesi 4. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Burada yaptığı konuşmada Sinop’un sağlık yatırımlarına değindi. Sinop Merkez’de ve ilçelerde yapılan ve yapılacak yatırımları detaylarıyla anlatan Maviş, Türkeli’ye 10 bin metrekare alana 50 yatak kapasiteli hastane yapılacağını işaret etti. 1 buçuk ay içerisinde ihaleye çıkılacağını bildirdi. Ayrıca Maviş, Milletvekili olarak bakanlık nezdinde sağlık çalışanlarının da sözcüsü olacağını dile getirdi. Öte yandan Maviş, Ada Mahallesi’nde Aile Sağlığı ve Toplum Sağlığı merkezi inşaatlarının devam ettiğini hatırlatarak, Gelincik Mahallesi’nde yer tahsisi sorunu çözülünce benzer inşaatların yapılacağını kaydetti. "Türkelimize de 50 yataklı 10 bin metrekare alanda bir devlet hastanesi yapılacak" Türkeli’ye 50 yatak kapasiteli hastane ihalesinin 1 buçuk ay içerisinde gerçekleşeceğini ifade den Maviş; "Değerli arkadaşlar biliyorsunuz, Durağan, Sinop, Ayancık ve Erfelek Devlet Hastanemizi bitirdik. Şimdi inşallah Türkeli Devlet Hastanemizin ihalesi 1 buçuk ay içerisinde yapılacak. Türkelimize 50 yataklı 10 bin metrekare alanda bir devlet hastanesi yapılacak. Mevcut hastanemiz çok iyi şartlarda değil. Bunun yanı sıra yine Aile sağlığı, Toplum Sağlığı Merkezlerimizin tamamı hemen hemen yenilendi. Durağan’da eski hastanemiz yerine sağlık merkezi yaptık. Saraydüzü’nde Türkiye’deki birçok hastanemiz gibi Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezimizi Saraydüzü’ne kavuşturduk. Aynı şekilde Dikmen’e, Gerze’ye, Türkeli’ne benzer büyüklüklerde birinci basamak hizmet ünitelerine kazandırmış olduk" dedi. Ada Mahallesi’nde çalışmalar devam ediyor Gelincik Mahallesi’ne kurulması planlanan sağlık merkezleri üzerine çalıştıklarını aktaran Maviş; "Şimdi inşallah Ayancık Devlet Hastanemiz yıkıldı. Onun yerine de aynı şekilde Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezi binamızı yapacağız. Bu sene içerisinde ihale edeceğimizi düşünüyorum. Ada Mahallemizde Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı Merkezi inşaatı devam ediyor. Gelincik bölgesinde yerle ilgili bir sorunumuz var. Onu da açtıktan sonra Gelincik bölgesine de inşallah Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezi hizmet binamızı yapmış olacağız" diye konuştu. "Boyabat’ta MR cihazımız hizmet veriyor" Boyabat’ta faaliyete başlayan MR cihazının bölgeyi rahatlattığını kaydeden Maviş sözlerini şu ifadelerle tamamladı; "MR hizmeti sadece Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’nde veriliyordu. Durağan’dan, Boyabat’tan, Saraydüzü’nden de yoğun bir şekilde gelen MR talebiyle gelen hastalar vardı. Şimdi Boyabat’ta uzun yıllardır mücadele ettiğimiz ancak birkaç kez ihale edilmesine rağmen, ne yazık ki başaramadığımız MR cihazıyla ilgili sorunu aştık. Boyabat’a MR cihazı kuruldu. Şu ana kadar bana intikal eden bir sorun yok. MR cihazı Boyabat’ta hizmet veriyor" ifadelerine yer verdi.
AVM’de vatandaşlara sigaranın zararları anlatıldı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:22 AVM’de vatandaşlara sigaranın zararları anlatıldı Kastamonu’da vatandaşları sigarayı bırakmaya teşik etmek amacıyla açılan stantta farkındalık oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı tarafından organize edilen "Dumansız Türkiye" etkinlikleri çerçevesinde Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğünce bir alışveriş merkezinde sigarayı bıraktırma standı açıldı. Açılan stantta sağlık personelleri tarafından sağlıklı hayat merkezleri ve sigarayı bırakma poliklinikleri hakkında bilgilendirme yapılarak, broşürler dağıtıldı. Stantta Dünya Hepatit Günü etkinlikleri çerçevesinde de kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşürler dağıtıldı ve karbon monoksit ölçümü yapıldı. Açılan standı ziyaret eden Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, ekiplerle birlikte vatandaşlara uyarılarda bulundu. Daha sonra açıklamalarda bulunan Dr. Yavuzyılmaz, "Dumansız hava sahasını istiyoruz, insanların en azından bulundukları ortamda, en azından pasif içici olmamaları için de kapalı alanlarda sigara içilmemesini önemsiyor ve denetliyoruz. Bu manada sigara bırakma poliklinikleriyle de sigara alışkanlığı olan vatandaşlarımızın sigaradan kurtulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Şu anda Kastamonu’da iki tane sigara bırakma polikliniğimiz var. Bir tanesi Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanemizde bir diğeri de Merkez Toplum Sağlığı Merkezimizde bulunuyor. Burada sigara bırakma konusunda eğitim almış olan hekimlerimizin, standımıza gelen danışanlarımıza yardımcı olmaları, gerek terapiyle, gerek ilaç takviyesiyle bu zararlı alışkanlıktan kurtulmalarına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Burada açtığımız stantta olduğu gibi bilgilendirme afişleriyle, broşürleriyle, vatandaşımıza bu konuda bilgi vermeye çalışıyoruz" dedi. Açılan stantta Sağlık Hayat Merkezi hakkında da vatandaşlara bilgilendirmeler yaptıklarını söyleyen Dr. Yavuzyılmaz, "İnternet bağımlılığı, madde bağımlılığı gibi bağımlılıklar için bizim Toplum Sağlığı Merkezimizde sağlıklı hayat merkezimiz var. Orada psikologlarımız, fizyoterapistlerimiz, diyetisyenlerimiz, sosyal çalışma uzmanlarımız, bütün arkadaşlarımız hiçbir ücret talep etmeden vatandaşlarımıza destek olmaya çalışıyorlar. Bu şekilde sağlık danışmanlığı almak isteyen vatandaşlarımız da Merkez Toplum Sağlığındaki Sağlıklı Hayat Merkezimize bekliyoruz. Onların da sağlık adına hem okuryazarlıklarını hem de bilgi ve birikimlerini artırmak için biz, onlara yardımcı olmak için arkadaşlarımızla birlikte görev başındayız" diye konuştu.
Yaz mevsiminde bronşit uyarısı: Klimalar tehlike saçabilir
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:10 Yaz mevsiminde bronşit uyarısı: Klimalar tehlike saçabilir Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Tuncel, yaz mevsiminde sıklıkla karşılaşılan bronşit vakalarına karşı vatandaşları uyardı. Klima kullanımı, ani ısı değişimleri ve yeterli sıvı tüketilmemesi gibi faktörlerin alt solunum yolu enfeksiyonlarını tetikleyebildiğini belirten Dr. Tuncel, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. Yaz sıcaklarında serinlemek için başvurulan klimalar ve ani ısı değişimleri, nefes alma zorluğu ile sonuçlanabilecek tehlikeli bir hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Halk arasında bronşitin yalnızca kış hastalığı olarak bilindiğini ancak yaz aylarında da sıkça karşılaşıldığını ifade eden Özel Adatıp Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Tuncel, "Halk arasında bronşit genellikle soğuk havalarla ilişkilendirilse de, yaz aylarında da ciddi oranda bronşit vakası görüyoruz. Özellikle klima altında uzun süre kalmak, terli vücutla rüzgara maruz kalmak, havuzdan çıkar çıkmaz serin ortama geçmek gibi durumlar solunum yollarını etkileyerek bronşit gelişimine zemin hazırlıyor" dedi. "Hastaneye yatış gerektiren ciddi tablolarla sonuçlanabilir" Yaz bronşitinin genellikle kuru öksürük, göğüste baskı hissi, nefes darlığı ve halsizlik ile kendini gösterdiğini söyleyen Dr. Tuncel, bu semptomların ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Tuncel, "Özellikle kronik akciğer hastalığı olan bireylerde yaz bronşiti, alt solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşebilir. Bu da hastaneye yatış gerektiren ciddi tablolarla sonuçlanabilir. Bu sebeple erken tanı ve tedavi önemlidir" diye konuştu. "Klima kullanımı ve nem dengesine dikkat" Dr. Tuncel, yaz aylarında yaşam alanlarında kullanılan klimaların temizliğine de dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, "Filtreleri uzun süre temizlenmeyen klimalar, küf ve bakteri oluşumuna sebep olabilir. Bu da solunum yollarında irritasyona ve enfeksiyon riskine yol açar. Ayrıca ani ısı değişimlerinden kaçınmak, yeterli sıvı almak ve bağışıklığı güçlü tutmak yaz bronşitinden korunmada etkili olacaktır" ifadelerini kullandı.
Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde görülüyor
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:58 Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde görülüyor Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü’ne özel açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığının iyi tanınması gerektiğinin mesajını verdi. Hepatit konusunda en büyük sorunun kan yoluyla ve cinsel yolla olan bulaş olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serhan Sakarya "Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde hepatit görülüyor" dedi. Dünya Hepatit Günü dolayısıyla hepatit hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığını iyi tanımak gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Hepatit, karaciğer hücrelerinin hasarlanmasına bağlı gelişmiş olan klinik bir tablo olarak özetlenebilir. Bu tablo birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Enfeksiyon hastalıkları başta olmak üzere otoimmün hastalıklar, yediğimiz içtiğimiz gıdalara bağlı olarak gelişen hepatitler ya da ilaca bağlı toksin olarak gelişen hepatitler bunların hepsi hepatit olarak tanımlanır. Ama toplum içinde akla gelen en önemli şey mikroplarla olan hepatitlerdir. Bu nedenle hepatitleri iyi tanımlamak gerekiyor" dedi. Tıpkı grip gibi bulaşabiliyor Hepatitlerin bulaşma şekli hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Bulaşıcı hepatitler tıpkı grip, nezle, zatürre gibi bulaşır. Hepatit virüsü denilen A, B, C, D ve E’den oluşan virüsler ve bunun yanında bazı diğer virüsler örneğin; Epstein-Barr, Sitomegalovirüs (CMV), brusella, tüberküloz gibi mikroplar karaciğeri tutaraktan hepatit yapabilir. Fakat bizim çoğunlukla enfeksiyon olarak viral hepatitler dediğimiz bu saydığım A, B, C, D ve E’lerdir. Bunların bazıları ağız yoluyla bulaşır. Yani gıdalar yoluyla bulaşır, bazıları da kan yoluyla bulaşır. Özellikle A ve E, gıda ve suyla bulaşan hepatit türü olup, salgın yoluyla seyredebilir. Bunlar genellikle yaşa ve bağışık yanıta bağlı olarak farklı klinik şekilde seyredebilir. Çocuklarda genellikle hafif seyrederken, büyüklerde ağır seyreder. Çünkü büyüklerde bağışık yanıt daha güçlü olduğu için hastalığa karşı daha güçlü cevap vermekte ve bu cevap da karaciğeri yıkmaktadır. Bağışıklık ne kadar güçlüyse o kadar çok karaciğerde tahribat oluşuyor. Ağız yoluyla bulaşan hepatitlerde klinik değişken olmakla birlikte yüz güldürücüdür çünkü kronikleşme riski yoktur. Hepatitlerde en çok korkulan, kronik karaciğer hastalığı olan siroz ya da kanserdir. Onun için bu saydıklarımızda bu risk yoktur. Ama Hepatit B de ve Hepatit C de bu riskler çok yüksektir. B ve C kendi başına birer virüsken D ise inkoplekt tam virüs olmayan bir bulaşandır" açıklamasını yaptı. Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatitler konusunda en büyük sorunun kan ve cinsel yolla olan bulaş olduğunu vurguladı. Hepatit C için bir aşı olmadığını ve bu virüsün kan yoluyla bulaştığını ifade eden Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Hepatit C’ye karşı aşı yoktur. Kan yoluyla bulaşır ve de siroz ve kanser yapma riski yüksektir. Fakat yeni çıkan antiviraller yüzde 100 tedavi edebilme özelliğine sahiptir. Ama B için hasta olduğunuz takdirde yapılacak olan tedavi ile tamamen virüsten kurtulma şansınız yüzde 8 ile 12 arasındadır. Onun için ömür boyu tedavi olma ihtiyacı ortaya çıkabilir" diye konuştu. Aşılanma hastalık oranını ciddi oranda düşürüyor Hepatite karşı korunmanın yollarına dikkat çeken Prof. Dr. Serhan Sakarya, özellikle Hepatit B’ye karşı geliştirilen aşıyı hatırlatarak, "Hepatit B’ye karşı yapılan aşılar; Hepatit B’ye ve dolayısıyla Hepatit D’ye karşı koruma sağlıyor. Bu aşılar çocukluk döneminde yapılması gereken aşılardır. Türkiye’de de yapılan çalışmalar göstermiştir ki aşılanma hastalık oranını ciddi oranda düşürmüştür. Buna farklı bir gözle bakarsak, bir kronik karaciğer hastasının tedavi maliyeti yaklaşık olarak 10 binlerce insanın aşılanması maliyeti kadardır. Dolayısıyla aşılanma bu anlamda çok önemli. Özellikle sağlık çalışanları ve gelişen nesil için tamamen temiz bir ülke ve çevre yaratılabilir. Bunun en güzel örneği Küba’dır. Aşılanma sayesinde 2012 yılından beri hiç vaka görülmeyen ülke haline gelmiştir" mesajını verdi. Tedavi gecikirse sonuç organ yetmezliğine varabilir Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde Hepatit B görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığının belirtileri hakkında bilgi verdi. Hastalığın akut ve kronik dönemleri olduğunu ayrıca sessiz taşıyıcı diye konuşulan bir dönemi de olduğunu belirten Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Akut dönem aynı enfeksiyonlar gibi başlar. Ateş kusma bulantı iştahsızlık gibi... Hemen arkasından gelişen bir sarılık hali olur. İdrar renginde koyulaşma, ciltte ve gözlerde sararmalarla hasta bunu anlar. Hepatitin de her enfeksiyon gibi başlangıcı benzerdir. Hastalığın alevlenme döneminde karaciğerdeki yıkım enzimleri çok artar. Cilt tamamen sararır, idrar rengi koyulaşır, dışkı rengi açılır. Hastada bu dönemde bile çok ciddi bulgular olmaz. Halsizlik dışında bazen hafif bulantı görülebilir. Hasta aksine kendini iyi hisseder. Bu çok sıkıntılı bir tablodur. Çünkü iyi hissettiği için tedavi adına gerekli olan istirahat ve kendine vermesi gereken önemi göstermez. Bu da çok hızlı bir şekilde alevli ve hızla ilerleyip hastanın ölümüyle sonuçlanabilen ve karaciğeri hemen hemen hepsinin yok olduğu organ yetmezliğine varabilir. Ya da kronik fazda kalabilir. Kronik fazın sonunda siroz ya da kanser olarak devam edebilir" ifadelerini kaydetti. Öte yandan Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatitin belirtilerinin hastayı yanıltmasından kaynaklı bulaş olduğunda pek anlaşılamadığını belirterek, genellikle hastaların ameliyat öncesinde ya da check-up sırasında yapılan testlerle hepatit olduğunu öğrenebildiğini söyledi.
Üzerine çaydanlık devrilen 70 yaşındaki adamın vücudunun yüzde 20’si yandı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:54 Üzerine çaydanlık devrilen 70 yaşındaki adamın vücudunun yüzde 20’si yandı İstanbul’da kahvaltı hazırlarken üzerine kaynar çaydanlık devrilen 70 yaşındaki Talip Güzel’in vücudunun yüzde 20’si yandı. Yaşadıklarını anlatan Güzel, "Küçük demlik üzerime doğru devrildi, hemen yanan bölgenin tamamını yıkadım, mutfağa fazla girmek istemiyorum, bilmediğim işleri yaparsam böyle büyük kazalar meydana gelir" dedi. Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan ise "Şu an 7-8 tane benzer hastamız mevcut. Yaklaşık yüzde 20 civarında bir yanığı vardı. Sıcak su hastalarımızda bir anda çok kötü bir duruma yol açabiliyor, vatandaşlarımız dikkatli olmalı" diye konuştu. İstanbul Bahçelievler’de yaşayan 70 yaşındaki Talip Güzel, tatil sonrası memleketi Çankırı’dan eşiyle evine döndü. 19 Temmuz günü ise iddiaya göre sabah saatlerine eşine yardım etmek için mutfağa giren yaşlı adam, çayı demlemek isterken bir anda çaydanlık üzerine devrildi. Acıyla banyoya koşan yaşlı adam, üzerini çıkarırken yanan noktalara su tuttu. Bir süre suyun altında duran Güzel, sonrasında hemen bir hastaneye gitti, sonrasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne yönlendirildi. Avrupa’nın en büyük merkezlerinden biri arasında gösterilen Yanık Tedavi Merkezi’nde tedavi altına alınan Güzel’in vücudunun yüzde 20’sinin yandığı anlaşıldı. Karın ve bacak bölgesinde yanıklar meydana gelen Güzel için tedavi süreci başlarken yatışı yapıldı. Güzel, yaşadığı zorlu süreci anlatırken Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan taburcu edilen hastasının durumuna ilişkin bilgi verdi. Turan, yanık durumunda yapılması gerekenleri sıraladı. "Küçük demlik üzerime doğru devrildi, Çaydanlığın devrildiği anları anlatan 70 yaşındaki Talip Güzel, "Olay cumartesi sabahı saat 09.00 ile 10.00 arasıydı. Büyük demlikten küçük demliğe çay boşaltırken yere koyacağım sırada elimde bir yanma hissettim ve o anda küçük demlik üzerime doğru devrildi. Orada bir panikleme oldu, dizimden aşağısına doğru sıcak su devrildi. Banyoya gittim, yıkadım, bir kızarma oldu, yarım saat sonra bir yanma başladı. Buraya geldim hemen yarayı açtılar, tekrar baktılar. Çok güzel bir şekilde orayı sardılar ve yatışımı verdiler. Sıcağıyla biraz daha fazla yanma olabilirdi, hemen ilk önlem olarak üzerine soğuk su döktüm. Banyodaki hortumu açtım, yanan bölgenin tamamını soğuttum, yıkadım. Herkesin dikkat etmesini istiyorum, bu yanıklar çok kötü oluyor. Çay işlerinden pek fazla anlamam, kadınlar anladığı için o gün de ben yapayım dedim. Mutfağa fazla girmek istemiyorum, hanımın yapmasını istiyorum. Bilmediğim işleri yaparsam böyle büyük kazalar meydana gelir" şeklinde konuştu. "Yüzde 20 civarında bir yanığı vardı, çok dikkat edilmeli" Vatandaşların ev kazalarına karşı dikkatli olması gerektiğini ifade ederken ilk müdahalenin de önemine dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Turan, "Gövdesinin sağ tarafında sıcak su yanığıyla geldi, kaynak olarak da bir çay yapma süreci söz konusu; çaydanlığın devrilmesi. Şu an kliniğimizde 7-8 tane benzer hastamız mevcut. Sıcak su, hastalarımızda bir anda çok kötü bir duruma yol açabiliyor. Çay, kahve yapılacağı zaman sıcak suya karşı vatandaşlarımızın dikkatli olması lazım. Öncelikle yanık durumunda elbise varsa elbisenin çıkartılması ve cilde temas eden yerin çeşme suyunda an azından bir 10-15 dakika oda sıcaklığında çeşme suyunda enerjisinin alınması lazım. Sonraki süreçte ıslak bir havlu, bez olabilir onunla sağlık kuruluşuna intikal ettirilmesini öneriyoruz. Güneş yanıklarında da yine o bölgenin ıslak bir malzemeyle enerjisinin alınması çok önemli. Güneş yanıklarında alerji de gelişebiliyor, cilt ince olabiliyor, o bölgeleri yumuşatıcı özel malzemelerle korumaya alıyoruz. Buz özellikle ekstremitelerde dolaşımı daha kötü yapabiliyor, bozabiliyor o yüzden çok buz önermiyoruz. Hastanın yaklaşık yüzde 20 civarında bir yanığı vardı. Sıcak, ateş çok problemlere yol açan bir süreç oluşturuyor, hele de yaz sıcaklarında. Şehirlere sirayet ederek, hektarlarca alanın yandığı ve maalesef can kaybına yol açabilen; şehitlerimiz olabiliyor o yüzden vatandaşlarımızın bu dönemlerde ve diğer durumlar da çok dikkat etmeleri gerekiyor" şeklinde konuştu. (HK-SB-