SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:24 "Genital estetik yaşam kalitesini destekleyebilir" Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi. Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor. Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler" Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı. "Her kadın kendine özgüdür" vurgusu Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi. "Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor" Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı: "Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır." Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi. "Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor" Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu. Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi. Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu. "Uzman değerlendirmesi şart" Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
Akciğerdeki nodül, kapalı cerrahi yöntemle alınarak bir ilk gerçekleştirildi
08 Temmuz 2025 Salı - 11:08 Akciğerdeki nodül, kapalı cerrahi yöntemle alınarak bir ilk gerçekleştirildi İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi, İzmir bölgesinde bir ilke daha imza attı. 76 yaşındaki Fatma Slem’in akciğerinde tespit edilen nodül, Girişimsel Radyoloji desteğiyle işaretlendi, ardından kapalı cerrahi yöntemle başarıyla çıkarıldı. Bu operasyon, hem hastane hem de bölge açısından önemli bir referans vaka olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 9 ay önce çekilen bir tomografide, hastanın sağ akciğer üst lobunda "buzlu cam" görünümünde bir nodül saptandı. Takip sürecinde nodülde büyüme gözlemlendi. Vaka, İEÜ Medical Point Hastanesi’nin multidisipliner onkoloji konseyinde değerlendirilerek cerrahi müdahale kararı alındı. İşaretleme girişimsel radyoloji ile yapıldı, cerrahi kapalı yöntemle gerçekleştirildi Operasyon öncesi, girişimsel radyoloji ekibi tarafından nodül özel bir teknikle işaretlendi. Ardından Prof. Dr. Hakkı Ulutaş liderliğindeki göğüs cerrahisi ekibi tarafından kapalı (endoskopik) yöntemle - sağ uniportal VATS (tek delikli video yardımlı torakoskopik cerrahi) ile üst lob apikal segmentektomi işlemi gerçekleştirildi. Bu anatomik rezeksiyon sırasında ayrıca mediastinal lenf nodları da temizlendi. Bu vaka, İzmir’de Girişimsel Radyoloji ile işaretlenmiş bir akciğer nodülünün uniportal VATS yöntemiyle çıkarıldığı ilk operasyon olma özelliği taşıyor. "Çok az dikişle, hiç ağrı hissetmedim" Ameliyat sonrası süreci değerlendiren hasta Fatma Slem, "Ameliyatım kapalı yöntemle yapıldı, çok az dikişim vardı. Hiçbir ağrı hissetmedim. Kısa sürede toparlandım ve yeniden sağlığıma kavuştum." dedi. Erken evre kanser tespit edildi, ek tedaviye gerek kalmadı Ameliyatı gerçekleştiren Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakkı Ulutaş, operasyonu şu sözlerle değerlendirdi: "Akciğer hastalıklarına multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşıyor, tanıdan tedaviye tüm aşamaları ekip ile birlikte planlıyoruz. Bu vakada da girişimsel radyolojinin desteğiyle, yaklaşık 1.5 santimetrelik buzlu cam nodülünü endoskopik yöntemle çıkardık. Patoloji sonucu erken evre akciğer kanseri (insitu adenokarsinom) saptandı. Tümör sınırları temizdi, bu nedenle ek tedaviye ihtiyaç duyulmadı. Hastamız, ameliyat sonrası ikinci günde temel ihtiyaçlarını kendi karşılamaya başladı."
Enerji içecekleri dişleri döküyor
08 Temmuz 2025 Salı - 11:05 Enerji içecekleri dişleri döküyor Uzman diş doktoru uyardı, dişlerdeki mine tabakasını yok eden enerji içecekleri, dişlerde tedavisi mümkün olmayan hasarlara neden oluyor. Yaygınlaşan enerji içeceği tüketimi beraberinde bir çok sağlık problemini getiriyor. Diş hekimleri, enerji içeceklerinin yüksek miktarda; şeker, asit ve kafein içerdiğine dikkat çekerek, enerji vermediği gibi diş minesini zayıflatarak çürük riskini yükselttiğini belirtiyor. Erken yaşta diş minesini aşındıran enerji içecekleri, diş eti hastalılarına ve geri dönüşümü olmayan diş kayıplarına da yol açabiliyor. "Enerji içecekleri yalancıdır" Uzman Diş Doktoru Hüseyin Ceylan, enerji içeceklerinin aslında enerji vermeyen yalancılar olduğunu belirterek, "Son 10-15 yıldır hayatımıza giren bu içeceklerin tüketimi gittikçe artmaktadır. Enerji içeceklerini sınava hazırlanan gençler, uzun odaklı çalışan gençler daha çok tercih ediyor. Gece kulüpleri gibi yerlerde de yine gençler tarafından çeşitli karışımlar ve kokteyller halinde tüketilirler. Enerji içecekleri dişlerimizi eriten ve enerji verdiğini iddia eden yalancılardır. Enerji içeceğinin içinde yaklaşık 35-40 gram yani 7 ila 8 kesme şekere eşdeğer yüksek fruktozlu mısır şurubu bulunur. Ayrıca 80 ila 200 gram arası kafein ve günlük ihtiyacın 20 katı kadar B vitamini içerir. Bu fazla miktardaki B vitamini böbrekler tarafından vücuttan atılır ve insana hiçbir faydası yoktur. İçerdiği şeker de doğrudan enerji patlaması yapacak bir şeker değildir. Enerji içecekleri enerji vermez, sadece uyarıcıdır. Bu içecekler enerji sağlamadığı gibi asidik pH değerine sahiptir ve içerdiği yoğun şeker nedeniyle de diş çürümesinde etkin rol oynar. Yüksek asidik seviyeleri diş minesini parçalar ve dişlerde hassasiyete neden olur" şeklinde konuştu. "Geri dönüşümü olmayan zararlar veriyor" Enerji içeceklerini dişlere verdiği zararların geri dönüşümsüz diş kayıplarına yol açtığını belirten Ceylan. "Enerji vaadiyle sunulan bu içeceklerin diş sağlığı üzerindeki zararları bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Dişlere verdiği zararlar geri dönüşümsüzdür. Diş çürükleri, diş minesi erozyonu, diş çürüğüne bağlı hassasiyet ve diş eti hastalıklarına sebebiyet verirler. Özellikle küçük yaşta tüketilmeleri, çocuklarda süt dişleriyle birlikte çıkacak olan daimi dişlerin de erken yaşta kaybedilmesine yol açar. Bu içecekler dişlerde kırılma ve aşınma gibi tedaviyle geri döndürülemeyecek sonuçlara neden olur. Erken yaşta kaybedilen dişlerin yerine yapılacak tedavileri de olumsuz etkiler. Hem daha fazla maliyet ortaya çıkar hem de tedavi süreci uzar. Sonuç olarak enerji versin diye içilen bu içecekler, hayatınızın geri kalan kısmında diş sağlığınız için harcayacağınız tüm enerjiyi tüketebilir" dedi.
Prof. Dr. Gözel: "Hipertansiyon çok ciddi bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır"
08 Temmuz 2025 Salı - 11:00 Prof. Dr. Gözel: "Hipertansiyon çok ciddi bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır" Hipertansif hastaların dikkat etmesi gereken hususların öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nevzat Gözel, "Hipertansiyon ülkemizde olduğu gibi dünyada da çok ciddi bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Gözel, yaygın bir halk sağlığı sorunu olan hipertansiyon hakkında önemli bilgiler verdi. Hipertansiyonun kan basıncının normal sınırların üzerinde olması anlamına geldiğini aktaran Prof. Dr. Gözel, "Hipertansif hastaların dikkat etmesi gereken hususlar, öncelikle yaşam tarzı değişiklikleridir. Tuz kısıtlaması ve tuzsuz diyettir. İlaçlarını düzenli kullanması ve rutin kontrollerini aksatmaması gerekiyor. Hipertansiyon kontrol altına alınmadığında, böbrek ve beyin başta olmak üzere kalp ve diğer hayati organları tehdit etmektedir. Bu hastalarımızın özellikle kan şekeri kontrolü kadar kan basıncını da normal sınırlarda tutması gerekiyor. Kan basıncının yüksek seyretmesi durumunda kronik böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir, hastalar ilerleyen dönemlerde diyalize mahkum hale gelir" diye konuştu. Gözel, "Ülkemizde ve dünyada kronik böbrek yetmezliğinin en sık ikinci sebebi hipertansiyondur. İlk sırada ise diyabet gelmektedir. Bu hastaların özellikle dikkat etmesi gerekiyor. Hipertansiyon yüksek seyrettiğinde muhtemel olarak beyin kanamalarına neden olmaktadır. Beyin kanamaları da kalıcı his ve fonksiyon kayıplarına, hatta hastanın yatağa bağımlı hale gelmesine neden olabilir. Yatağa bağımlı hale gelmek sadece hastayı değil, hastanın ailesini de sosyal yönden etkileyen bir olgudur. Özellikle yaşlı hastalarımızın yakınları tarafından düzenli olarak kontrollere götürülmesi ve ilaç kullanımının düzenli olarak takip edilmesi gerekiyor. Hipertansiyon ülkemizde olduğunu gibi dünyada da çok ciddi bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
Denizli’de 2 yeni sağlık tesisinin açılışı yapıldı
08 Temmuz 2025 Salı - 10:26 Denizli’de 2 yeni sağlık tesisinin açılışı yapıldı Denizli’nin Tavas ilçesinde Kızılcabölük Aile Sağlığı Merkezi ve Karahisar Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu geniş katılımla hizmete açıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan açılış töreninde Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk programın açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Kızılcabölük Aile Sağlığı Merkezi ve Karahisar 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyounun Tavas’a hayırlı olmasını dileyen, İl Sağlık Müdürü Öztürk, "Birinci basamak sağlık hizmetleri dediğimizde bunun en önemli parçası bugün burada açılışını yapacak olduğumuz aile sağlığı merkezlerimiz, çok kıymetli aile hekimlerimiz ve aile sağlığı çalışanlarımızdır. Vatandaşlarımıza lütfen ilk başvuracağınız yer, ilk tanıyacağınız kişi aile hekimleriniz olsun diyoruz. Çünkü aile hekimlerimiz, anne karnına düştüğünüz andan itibaren yaşamın sonuna dek sağlık verilerimizi tutan, bizim sağlığımızı bizden çok daha iyi bilen, kayıt altına alan ve bize yol gösteren en önemli hekimlerimizdir. İlimizde bir yandan aile sağlığı merkezi binaları yaparken bir yandan da yeni aile sağlığı merkezleri açarak aslında aile hekimliği birimi başına düşen nüfusumuzu azaltmaya çalışıyoruz. Aile hekimliği başına düşen nüfusumuz, bu yılın başında 3 bin 50 iken şu an itibari ile 2 bin 867’ye düştü. Bugün açılışını yapacak olduğumuz yaklaşık 360 metre karelik kapalı alana sahip bu bina, üç aile hekimliğini barındıracak şekilde inşa edildi, tüm bütçesi Bakanlığımız tarafından karşılandı. Bu güzel tesisimizin ilçemize ve mahallemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Açılışı gerçekleştirilen hizmetlerin hayırlı olmasını dileyen Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun; "Bugün burada Sağlık Bakanlığımızın öncülüğünde, ilimizin birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütmek üzere aile sağlığı merkezimizin açılışını gerçekleştiriyoruz. Öncelikle mahallemize, ilçemize hayırlı, mübarek olmasını temenni ediyorum. İnşallah buradan değerli hemşerilerimiz birinci basamak sağlık hizmetleri bakımından, başta koruyucu sağlık hizmetleri olmak üzere her anlamda güzel, nitelikli, etkili, verimli bir sağlık hizmeti alacaklar. Mahallemize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum" dedi. Konuşmalardan sonra kurdele kesimi yapılarak Kızılcabölük Aile Sağlığı Merkezi ve daha sonra Karahisar’a geçilerek orda da düzenlenen törenle 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu hizmete açıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından Denizli’ye tahsis edilen tam donanımlı ambulans da yeni açılan istasyonda kullanılmak üzere istasyon sorumlularına teslim edildi.
Yazın artan bel ve boyun ağrılarına karşı alınacak tedbirler
08 Temmuz 2025 Salı - 09:55 Yazın artan bel ve boyun ağrılarına karşı alınacak tedbirler Liv Hospital Gaziantep Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Kasım Osmanoğlu, "Sıcak hava dalgaları, yüksek nem oranı ve yoğun klimalı ortamlar derken yaz aylarında da fiziksel şikayetler artış gösterebiliyor. Özellikle masa başı çalışanlar, uzun süre araba kullananlar veya klima karşısında uyuyan bireylerde bel, boyun ve sırt ağrıları, yaz mevsiminde sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor" dedi. Liv Hospital Gaziantep Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Kasım Osmanoğlu, yaz aylarında yanlış alışkanlıkların ve kontrolsüz klima kullanımının kas iskelet sistemine zarar verebileceğine dikkat çekerek, sağlıklı bir yaz geçirmek için basit ama etkili önlemler hakkında önerilerde bulundu. "Serinlemek isterken kaslarınızı üşütmeyin" Yaz aylarında yoğun klima kullanımı, boyun ve bel kaslarının ani soğukla karşılaşmasına neden olabiliyor. Bu da kas spazmları, tutulmalar ve ağrılı hareket kısıtlılıklarıyla sonuçlanabiliyor. Uzm. Dr. Kasım Osmanoğlu, "Özellikle klima karşısında uzun süre kalmak ya da gece uyurken doğrudan klimanın rüzgarına maruz kalmak, boyun tutulmalarına, bel ağrılarına ve fibromiyalji ataklarına neden olabilir. Kaslar soğudukça gerilir ve spazm gelişir. Bu da günlük hareketleri kısıtlayabilir. Klima kullanımında dikkat edilmesi gerekenler: Klima doğrudan vücuda üflememeli, özellikle uyku sırasında hava akımı doğrudan yüze veya enseye gelmemeli. Oda sıcaklığı 23-25 C arasında sabitlenmeli. Uyurken zaman ayarlı modlar kullanılmalı. Terliyken klima karşısında beklemekten kaçınılmalı" dedi. "Tatilde hareketsiz kalmak bel ve boyun ağrılarını tetikleyebilir" Tatil dönemlerinde uzun yolculuklar, valiz taşıma, oteldeki ergonomik olmayan yataklar gibi etkenler de kas-iskelet sistemi şikayetlerini artırabiliyor. Uzm. Dr. Osmanoğlu, "Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, özellikle yolculuk esnasında yapılan sabit pozisyonlu oturma, bel ve boyun fıtığı olan kişilerde ağrıları tetikleyebilir. Tatilde dinlenmek kadar hareketli kalmak da önemlidir. Günde en az 30 dakikalık yürüyüş veya basit esneme egzersizleriyle omurga sağlığı korunabilir. Tatilde bel-boyun sağlığını korumak için: Valizleri taşırken ağırlığı iki kola eşit dağıtın. Sert ya da çok yumuşak yataklar yerine omurgayı destekleyen yataklar tercih edin. Uzun yolculuklarda her 1,5 saatte bir mola verin ve kısa yürüyüşler yapın. Havuz ve deniz sonrası aniden serin ortamda uzun süre kalmaktan kaçının" ifadelerini kullandı. "Hareketsizlik yazın gizli tehlikesi olabilir" Sıcak havaların rehavetiyle hareketin azalması da, kas ve eklemlerde sertlik ve ağrıya neden olabiliyor. Uzm. Dr. Kasım Osmanoğlu, "Yaz aylarında dışarıda egzersiz yapamayan bireyler, evde basit germe ve esneme hareketleriyle kaslarının çalışmasını sağlayabilir. Unutmayın, hareketsizlik de kas ağrılarının en büyük sebeplerinden biridir" diyerek yaz aylarında da egzersiz rutinlerinin aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Yaz aylarında herkesin omurga sağlığına biraz daha özen göstermesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Osmanoğlu, yaz mevsimi için 5 öneriyi şöyle sıraladı: "Klima doğrudan vücuda üflememeli, oda hafif serin olmalı. Terliyken hemen soğuk ortama girilmemeli. Her gün 20-30 dakikalık yürüyüşler yapılmalı. Bel ve boyun dostu yastıklar ve yataklar tercih edilmeli. Aniden gelişen tutulma veya ağrılarda doktora başvurulmalı, kendi kendine ilaç kullanılmamalı. Yaz mevsimi dinlenmek için fırsat olsa da, bazı küçük hatalar yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Basit önlemlerle yazın sık görülen kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının önüne geçilebilir. Doğru klima kullanımı, düzenli hareket ve ergonomiye dikkat ederek yaz boyunca hem serin hem sağlıklı kalmak mümkün."
Devlet-vatandaş iş birliğiyle Samsun’a yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu
08 Temmuz 2025 Salı - 09:54 Devlet-vatandaş iş birliğiyle Samsun’a yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu Samsun’un Atakum ilçesine yeni 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu kurulması için Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ile bir iş adamı arasında bina yapım bağış protokolü imzalandı. Alanlı Mahallesi’ne yapılacak yeni acil sağlık hizmetleri istasyonun imza töreninde Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras ile birlikte protokole imza atan iş adamı İhsan Kaptanoğlu, "Uzun zamandır böyle bir hayır işinde bulunmayı istiyordum. Her şeyi zaten devletten beklememek lazım. Bende yaşadığım yere mahalleme, bir kişinin canı kurtulsa bir kişi sağlığına kavuşsa yeter düşüncesiyle ve belki bir gün ben ya da çocuklarım da faydalanabilir bu merkezden şifa bulur diyerek bir 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu yaptırmaya karar verdim. İnşallah biz gibi onlarcası çıkar, daha birçok yatırım yapılır hem vatandaşlarımıza hem devletimize destek olmuş oluruz" dedi. İhsan Kaptanoğlu’na bu anlamlı bağışından dolayı teşekkür eden Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras ise şunları söyledi: "Sağlık Bakanlığımızın ilimize yaptığı sağlık yatırımlarıyla oldukça güçlü bir sağlık altyapısına sahip Samsunumuzda vatandaşlarımız da devletimizin bu özverisine destek olup, bize bir el, bir destek verdiğinde bizde çok mutlu oluyoruz. Zaten devletimizin gücü ve halkımızın desteği bir araya gelirse güzel sonuçlar kaçınılmaz oluyor. İnşallah bu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonumuzda bu destekle en kısa zamanda tamamlanarak, Samsunlulara hizmet vermeye başlayacak. Katkılarından dolayı hayırseverimiz İhsan beye teşekkür ediyoruz. İnşallah devlet vatandaş elbirliğiyle hep birlikte nice güzel hizmetlere imzaca atacağız." Atakum ilçesi Alanlı Mahallesi, Atakum Belediyesi tarafından sağlık alanı olarak yeri ayrılan mevkide yapılacak 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonu, İhsan Kaptanoğlu tarafından anahtar teslimi tamamlandıktan sonra Sağlık Bakanlığı’na devredilecek. Yapımına kısa süre içinde başlanacak istasyon tamamlandıktan sonra istasyona "Fatma- İhsan Kaptanoğlu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu" adı verilecek.
Prostat hastalıklarında erken teşhis hayat kurtarıyor
08 Temmuz 2025 Salı - 09:49 Prostat hastalıklarında erken teşhis hayat kurtarıyor Prostat hastalıkları, erkek sağlığını doğrudan etkileyen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Medical Park İzmir Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Müşteba Sevil, özellikle 50 yaş üstü erkeklerde prostat büyümesi ve kanseri riskinin arttığını vurgulayarak, "Erken teşhis edilen prostat hastalıklarının çoğu başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir" dedi. Prostatın mesane altında yer alan ceviz büyüklüğünde bir bez olduğunu belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Müşteba Sevil, bu bezin meninin sıvı kısmını üreterek spermlerin hareketini sağladığını ifade etti. Op. Dr. Sevil, "Prostat, erkek üreme sistemi için hayati bir organdır. Ancak yaşla birlikte bazı hastalıklara yatkın hale gelir. En sık karşılaştığımız durumlar arasında iyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostatit ve prostat kanseri yer alır" diye konuştu. "BPH, prostat kanseriyle aynı şey değildir" İyi huylu prostat büyümesinin yaşla birlikte geliştiğini ifade eden Op. Dr. Sevil, bunun kanserle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Sevil, "Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), prostatın iyi huylu büyümesidir ve genellikle idrar yolu şikâyetlerine yol açar. Prostat kanseri ise kötü huylu hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır. Ancak her iki durumda da benzer belirtiler görülebildiği için ayırıcı tanı büyük önem taşır" dedi. Hastalığın görülme yaşı farklılık gösteriyor Prostat hastalıklarının yaşla ilişkili olarak değiştiğini belirten Op. Dr. Sevil, şu bilgileri verdi: "BPH genellikle 40 yaş sonrası görülür, 60’lı yaşlarda erkeklerin yarısında belirtiler vardır. Prostat kanseri riski ise 50 yaş sonrası artar. Prostat iltihabı ise her yaşta görülebilir ancak daha çok genç ve orta yaş grubunu etkiler." "Sık idrara çıkma ve idrar akımında zayıflık dikkat çekici belirtilerdir" Prostat hastalıklarının en belirgin belirtilerini sıralayan Op. Dr. Sevil, "Sık idrara çıkma, özellikle gece idrara kalkma, idrarda zorlanma, ani sıkışma hissi, tam boşalamama ve idrar sonrası damlama gibi şikâyetler prostat hastalıklarının habercisi olabilir. İleri vakalarda idrarda kan, kasık ve bel ağrısı da görülebilir" dedi. "Prostat kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir" Prostat kanserinin çoğu zaman erken evrede belirti vermediğine dikkat çeken Op. Dr. Sevil, taramanın önemine değindi. Op. Dr. Sevil, "Prostat kanserinde PSA testi ve parmakla rektal muayene gibi tarama yöntemleri hayat kurtarıcıdır. Erken evrede tanı konulursa kanser henüz yayılmadan tedavi edilebilir. Bu nedenle düzenli kontroller ihmal edilmemelidir" şeklinde konuştu. "Tedavi hastalığın türüne ve evresine göre planlanıyor" Prostat hastalıklarının tedavisinin kişiye özel planlandığını belirten Op. Dr. Sevil, farklı yöntemlerin uygulandığına dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı: "BPH’de ilaç tedavisi, lazerle müdahale veya cerrahi yöntemler kullanılabilir. Prostat kanserinde ise hastalığın evresine göre aktif izlem, cerrahi (radikal prostatektomi), radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi veya immünoterapi uygulanır. Prostat iltihabında ise antibiyotikler, ağrı kesiciler ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur." "Düzenli kontroller ihmal edilmemeli" Prostat sağlığının korunması için düzenli üroloji kontrollerinin önemine değinen Op. Dr. Müşteba Sevil, sözlerini şöyle tamamladı: "Her erkek 50 yaşından itibaren, risk grubunda olanlar ise daha erken yaşta düzenli tarama yaptırmalıdır. Erken tanı sayesinde birçok prostat hastalığı, yaşam kalitesini bozmadan ve hayati riske neden olmadan tedavi edilebilmektedir."