SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Prostat hastalıklarında erken teşhis hayat kurtarıyor
08 Temmuz 2025 Salı - 09:49 Prostat hastalıklarında erken teşhis hayat kurtarıyor Prostat hastalıkları, erkek sağlığını doğrudan etkileyen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Medical Park İzmir Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Müşteba Sevil, özellikle 50 yaş üstü erkeklerde prostat büyümesi ve kanseri riskinin arttığını vurgulayarak, "Erken teşhis edilen prostat hastalıklarının çoğu başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir" dedi. Prostatın mesane altında yer alan ceviz büyüklüğünde bir bez olduğunu belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Müşteba Sevil, bu bezin meninin sıvı kısmını üreterek spermlerin hareketini sağladığını ifade etti. Op. Dr. Sevil, "Prostat, erkek üreme sistemi için hayati bir organdır. Ancak yaşla birlikte bazı hastalıklara yatkın hale gelir. En sık karşılaştığımız durumlar arasında iyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostatit ve prostat kanseri yer alır" diye konuştu. "BPH, prostat kanseriyle aynı şey değildir" İyi huylu prostat büyümesinin yaşla birlikte geliştiğini ifade eden Op. Dr. Sevil, bunun kanserle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Sevil, "Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), prostatın iyi huylu büyümesidir ve genellikle idrar yolu şikâyetlerine yol açar. Prostat kanseri ise kötü huylu hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır. Ancak her iki durumda da benzer belirtiler görülebildiği için ayırıcı tanı büyük önem taşır" dedi. Hastalığın görülme yaşı farklılık gösteriyor Prostat hastalıklarının yaşla ilişkili olarak değiştiğini belirten Op. Dr. Sevil, şu bilgileri verdi: "BPH genellikle 40 yaş sonrası görülür, 60’lı yaşlarda erkeklerin yarısında belirtiler vardır. Prostat kanseri riski ise 50 yaş sonrası artar. Prostat iltihabı ise her yaşta görülebilir ancak daha çok genç ve orta yaş grubunu etkiler." "Sık idrara çıkma ve idrar akımında zayıflık dikkat çekici belirtilerdir" Prostat hastalıklarının en belirgin belirtilerini sıralayan Op. Dr. Sevil, "Sık idrara çıkma, özellikle gece idrara kalkma, idrarda zorlanma, ani sıkışma hissi, tam boşalamama ve idrar sonrası damlama gibi şikâyetler prostat hastalıklarının habercisi olabilir. İleri vakalarda idrarda kan, kasık ve bel ağrısı da görülebilir" dedi. "Prostat kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir" Prostat kanserinin çoğu zaman erken evrede belirti vermediğine dikkat çeken Op. Dr. Sevil, taramanın önemine değindi. Op. Dr. Sevil, "Prostat kanserinde PSA testi ve parmakla rektal muayene gibi tarama yöntemleri hayat kurtarıcıdır. Erken evrede tanı konulursa kanser henüz yayılmadan tedavi edilebilir. Bu nedenle düzenli kontroller ihmal edilmemelidir" şeklinde konuştu. "Tedavi hastalığın türüne ve evresine göre planlanıyor" Prostat hastalıklarının tedavisinin kişiye özel planlandığını belirten Op. Dr. Sevil, farklı yöntemlerin uygulandığına dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı: "BPH’de ilaç tedavisi, lazerle müdahale veya cerrahi yöntemler kullanılabilir. Prostat kanserinde ise hastalığın evresine göre aktif izlem, cerrahi (radikal prostatektomi), radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi veya immünoterapi uygulanır. Prostat iltihabında ise antibiyotikler, ağrı kesiciler ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur." "Düzenli kontroller ihmal edilmemeli" Prostat sağlığının korunması için düzenli üroloji kontrollerinin önemine değinen Op. Dr. Müşteba Sevil, sözlerini şöyle tamamladı: "Her erkek 50 yaşından itibaren, risk grubunda olanlar ise daha erken yaşta düzenli tarama yaptırmalıdır. Erken tanı sayesinde birçok prostat hastalığı, yaşam kalitesini bozmadan ve hayati riske neden olmadan tedavi edilebilmektedir."
Keneyi vücuttan çıkartırken dikkat
08 Temmuz 2025 Salı - 09:46 Keneyi vücuttan çıkartırken dikkat Son dönemlerde artan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakaları ile ilgili konuşan Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, "Keneyi çıkartırken sigara basmak, kolonya dökmek ve ateş tutmak gibi yanlış yöntemler var. Bunlar, kenenin taşıdığı virüsü insan vücuduna enjekte etmesine sebep oluyor" dedi. Havaların ısınmasıyla birlikte özellikle İç Anadolu bölgesinde kene sayısı ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakaları arttı. Adana’da ise henüz bir kene vakası bildirilmedi ancak uzmanlar vatandaşlara uyarılarda bulundu. Çocukların park ve bahçelerde oyun oynarken dikkat etmesi gerektiğini, ebeveynlerin çocuklarını sürekli kontrol etmesinde fayda olduğunu belirten Okur, "Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene sayısı artmaya ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları görülmeye başlandı. Tarım işçilerinde veya kamp yapan kişilerde kene vücuda yapıştığında kızarıklık ve ateş gibi belirtiler gösteriyor. Ancak bazen de bu belirtiler ortaya çıkmıyor. Vatandaşların sürekli çocuklarını ve kendilerini kontrol etmelerini, açık renkli kıyafet giymelerini, pantolonlarını çoraplarının içine katmalarını öneriyorum" ifadelerini kullandı. "Kene tutunan kişiler uzmana görülmeli" Vücuda yapışan kenenin uzman kişiler tarafından mümkünse bir klinik ortamında vücuttan çıkartılması gerektiğini ancak kliniğe gidemediği durumlarda kişinin belirli kurallara dikkat ederek keneyi çıkartabileceğini anlatan Dr. Okur, "Keneyi çıkartırken bazı uygulanan yanlış yöntemler var. Sigara basmak, kolonya dökmek ve ateş tutmak gibi. Bu yanlış uygulamalar, kenenin taşıdığı virüsün insan vücuduna yayılmasına sebep oluyor. Kene uygun bir şekilde çıkartıldığında insanlara hastalık bulaşmayabiliyor. Ancak kene yapışan kişinin mutlaka uzman bir doktor tarafından muayene edilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kenenin vücuda tutunması engellenmeli" Kene yapışan kişinin mutlaka gözetim altında olması gerektiğini kaydeden Okur, daha sonra şunları söyledi: "Her kene, virüs taşımıyor. Türkiye’de 50’den fazla kene türü var. Bunların bazıları Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, bazıları da başka hastalıklara sebep olabiliyor. Çıkartılan hastanede bu kenenin zaten hangi tür olduğu tespit ediliyor. Açık havaya gittikten sonra mutlaka kıyafetleri çıkartıp cildi kontrol etmeliler. Kenenin vücuda girip tutunmasını engellemek için önlemler alınmalı."
Yakıcı madde içen çocuk hızlı müdahale ile kurtuldu
08 Temmuz 2025 Salı - 08:41 Yakıcı madde içen çocuk hızlı müdahale ile kurtuldu Korozif madde içen bebek, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji bölümünün hızlı müdahalesi ile kurtuldu. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, tıp dilinde "korozif madde" adıyla bilinen yakıcı maddelere karşı aileleri uyardı. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yeni açılan Çocuk Gastroenteroloji bölümü ile çocukluk döneminde görülen gastroenterolojik hastalıkların zamanında tanı ve tedavi edilmesine imkan sağlandı. Korozif madde (lavabo açıcı) içen 12 aylık hasta, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi tarafından yapılan acil endoskopi işlemi ile tedavi edildi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, çocukluk yaş grubunda kaza ile içilen korozif maddeler hakkında ailelere uyarılarda bulundu. Dr. İpekçi, "Korozif madde alımı, çocukların yanlışlıkla temizlik maddesi gibi yakıcı, aşındırıcı kimyasalları içmesi, ne yazık ki sık gördüğümüz vakalardır ve çok ağır sonuçları olabilmektedir. Bu maddeler, sadece bir yudum alındığında bile çocuğun yemek borusunda, mide duvarında kalıcı yanıklar, darlıklar ve bazen ömür boyu sürecek sindirim problemlerine yol açabilir" dedi. "En doğrusu acilen 112’yi aramak ve hiçbir şey yedirmeden hastaneye gelmektir" Çamaşır suyu, lavabo açıcı, kireç çözücü, banyo/tuvalet temizleyicileri, ağartıcılar, pas çözücüler ve bazı parfüm/deodorant veya kolonya türleri çocukların ilgisini çekecek şekilde renkli veya kokulu olduğundan su sanılarak içilebildiğine dikkat çeken İpekçi, "Bu maddelerin çocuk tarafından içilmesi halinde ‘kusturmak’, süt içirmek veya yoğurt yedirmek gibi önlemler maalesef faydası olmadığı gibi zararı arttırabilir. Bu gibi durumlarda en doğrusu acilen 112’yi aramak ve hiçbir şey yedirmeden hastaneye gelmektir" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
Alanya’da kadına yönelik şiddetle mücadele anlatıldı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 17:24 Alanya’da kadına yönelik şiddetle mücadele anlatıldı Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sosyal Hizmetler Birimi’nce "Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele" etkinliği düzenlendi. ALKÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi poliklinik katındaki stantta kadına yönelik şiddeti anlatan bilgilendirici broşürlerin yanı sıra, vatandaşlara KADES (Kadın Acil Destek Uygulaması) hakkında da bilgi verildi. Hastane yönetiminin de destek verdiği etkinlikte, hasta ve hasta yakınlarına; şiddet gördüklerinde ya da tanık olduklarında başvurabilecekleri merciler aktarıldı. Konu hakkında açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Yılmaz Güler, "Etkinliğimizin temel amacı, kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve bu konuda toplumda farkındalık ile bilinç düzeyini artırmaktır. Çok boyutlu bir toplumsal sorun olan kadına yönelik şiddeti azaltmak adına yürütülen mücadelede, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Şüphesiz sağlık hizmetlerinin de bu mücadelede büyük bir rolü vardır. Hastane olarak yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sağlık çalışanlarımıza ve halkımıza yönelik, kadının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, toplumdaki konumunun güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarını ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde sürdürmeye devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:22 Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor Son yıllarda giderek artan obezite vakalarının nedenleri ve bu duruma çözüm olarak uygulanan obezite cerrahisi hakkında önemli bilgiler veren Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yunus Topal, "Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor" dedi. Diyet ve egzersiz gibi geleneksel yöntemlerle kilo veremeyen veya verdiği kiloyu koruyamayan, ciddi obezite (morbid obezite) hastalarına uygulanan obezite cerrahisi, sindirim sisteminde değişiklikler yaparak kişinin daha az yemek yemesini, daha çabuk doyarak gıda alımını sınırlamasını veya yediklerinin emilimini azaltmasını sağlar. Obezitenin günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesinin ve hızla artmasının birçok karmaşık nedeni olduğunu belirten Dr. Topal, bu nedenlerin genellikle birbirini tetikleyen ve bir döngü oluşturan faktörlerden oluştuğunu ifade etti. Hareketsiz hayat, yanlış beslenme ve daha fazlası: Obezitenin artış sebepleri BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yunus Topal, obezitenin artış nedenlerinden biri olan yanlış beslenme alışkanlıklarına dikkat çekerek günümüzde fast-food, hazır ve işlenmiş gıdaların tüketiminin yaygınlaştığını, bu yiyeceklerin yüksek kalori, şeker, tuz ve doymuş yağ içerdiğini, ayrıca porsiyon boyutlarının büyümesinin farkında olmadan fazla kalori alımına yol açtığını belirtti. Lifli gıdaların yeterince tüketilmemesinin tokluk hissini azalttığını, gece geç saatlerde yemek yemenin ve yemek sırasında dikkat dağınıklığının da aşırı yeme davranışını tetiklediğini vurguladı. "Teknolojik gelişmeler günlük hareket ihtiyacını önemli ölçüde azaltıyor" Dr. Topal, obezitenin artışının bir başka nedeni olarak teknolojik gelişmelerin günlük hareket ihtiyacını önemli ölçüde azaltmasını göstererek; ofis işleri, özel araç kullanımı, asansörler ve dijital eğlence araçlarının yaygınlaşmasıyla insanların fiziksel aktivite düzeylerinin düştüğünü, düzenli egzersiz alışkanlığının ise toplumda yeterince gelişmediğini ifade etti. Obezitenin artışında genetik yatkınlığın önemli bir faktör olduğunu belirten Dr. Topal, metabolizma hızının yavaşlaması, yağ depolamanın kolaylaşması ve iştahı kontrol eden hormonların etkilenmesinin ailede obezite öyküsünün bireyin riskini artırdığını vurguladı. "Stres, depresyon, anksiyete ve yalnızlık gibi duyguların özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelmeyi tetiklemektedir" diyen Dr. Topal, duygusal yeme davranışı ve yeme bozukluklarının kilo artışında etkili olabileceğini, stresin yol açtığı hormonal değişikliklerin (örneğin kortizol artışı) ise vücutta yağ depolanmasını artırdığını vurguladı. "Polikistik over sendromu (PKOS) metabolizmanın yavaşlamasına neden olur" "Tiroid hastalıkları (özellikle hipotiroidi), insülin direnci ve polikistik over sendromu (PKOS) metabolizmanın yavaşlamasına ve yağ depolama eğiliminin artmasına neden olur" diyen Dr. Topal, bu hormonal ve metabolik sorunların kilo alımında etkili olduğunu vurguladı. "Yetersiz uyku, iştahı düzenleyen hormonların dengesini bozarak daha fazla yeme isteği oluşturur. Ayrıca metabolizma yavaşlar, fiziksel aktivite azalır ve uykusuz bireyler sağlıksız atıştırmalıklara yönelir" diyen Dr. Topal, uyku düzeninin obezite ile ilişkisine dikkat çekti. Bazı antidepresanlar, antipsikotikler, kortikosteroidler ile diyabet ve tansiyon ilaçların kilo alımına neden olabileceğine değinen Dr. Topal, bu tür durumlarda tedavi planının mutlaka hekim gözetiminde düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Obezite cerrahisi ile kalıcı kilo kontrolü Obezite cerrahisinin temel amacının hastaların aşırı kilolarından kurtulmasını sağlamak olduğunun altını çizen Dr. Topal, "Bu cerrahi yöntem, obeziteye bağlı ciddi sağlık sorunlarını iyileştirmek veya önlemek için uygulanmaktadır. Ameliyatların genellikle mide hacminin küçültülmesi ve besin emiliminin azaltılması prensiplerine dayanmaktadır" dedi. "Obezite cerrahisi, kalıcı ve önemli kilo kaybı sağlıyor" diyen Dr. Topal, "Diyet ve egzersizle kilo veremeyen morbid obez hastaların cerrahi sayesinde fazla kilolarının yarısını veya daha fazlasını kaybetmektedir. Ayrıca cerrahi, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi hastalıkların kontrolünde büyük fayda sağlıyor" şeklinde konuştu. "Cerrahi sonrası kilo kaybı yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor" "Cerrahi sonrası kilo kaybı yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor. Hastalar kilo verdikçe fiziksel hareket kabiliyetleri artıyor, enerji seviyeleri yükseliyor ve sosyal hayatları olumlu etkileniyor" diyen Dr. Topal, obezite cerrahisinin yaşam süresini uzattığını ve ölüm riskini azalttığını da ifade etti. "Bazı cerrahi yöntemler, iştahı ve metabolizmayı düzenleyen hormonları etkileyerek tokluk hissini artırıyor" diyen Dr. Topal, "Ameliyat sonrası beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve fiziksel aktivitenin değiştirilmesinin cerrahinin başarısı için çok önemlidir. Multidisipliner destekle uzun vadeli kilo kontrolü sağlanabilir" ifadelerine yer verdi.
Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatları başarıyla yapılıyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:12 Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatları başarıyla yapılıyor MUŞ (İHA) – Muş’un Malazgirt Devlet Hastanesinde görevli Üroloji Uzmanı Dr. İbrahim Olğun tarafından prostat ameliyatları başarıyla gerçekleştiriliyor. Açıklamalarda bulunan Dr. İbrahim Olğun, hastanenin ikinci basamak şartlarına sahip olduğunu belirterek, "Yeni yapılan hastanemiz bu tür ameliyatlar için oldukça elverişli. Anestezi ekibimiz çok güçlü. Sadece Malazgirt’ten değil, çevre ilçelerden, hatta Erzurum ve Bitlis’in bazı bölgelerinden dahi hastalar bize geliyor" dedi. Kapalı cerrahi yöntemlerinin de istenildiği zaman büyük bir kısmını gerçekleştirebildiklerini vurgulayan Dr. Olğun, "Kapalı mesane tümörü ameliyatları, kapalı prostat ameliyatları ve gerektiğinde açık cerrahi müdahaleler de hastanemizde yapılabilir" şeklinde konuştu. Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatı olan Raif Akgün ise "Eğer burada bu ameliyat yapılmasaydı, başka bir şehre gitmek zorunda kalacaktım. Böyle kaliteli doktorların burada olması bizler için büyük bir nimet. Ameliyatım başarıyla yapıldı, çok memnunum" ifadelerini kullandı. Hastane Müdürü Sırrı Şahin de, Malazgirt Devlet Hastanesinde başarılı operasyonların yapılmasından büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, "Başta Üroloji Uzmanımız Dr. İbrahim Olğun olmak üzere tüm sağlık ekibimize teşekkür ediyor. Hastamız Raif Akgün’e geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz" dedi.
"Metan gazında en büyük tehlike fark edilememesi"
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:12 "Metan gazında en büyük tehlike fark edilememesi" Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Öğr. Gör. Özlem Karagöl, metan gazı ile ilgili kapsamlı bir bilgilendirme yaptı. Irak’ın Kuzeyinde metan gazı zehirlenmesi nedeniyle 12 askerimizin şehit olmasının ardından metan gazı konusu tekrar gündeme geldi. Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Öğr. Gör. Özlem Karagöl, "Renksiz, kokusuz ve oldukça yanıcı olan metan gazı, özellikle kapalı ortamlarda görünmeyen büyük bir tehdit oluşturuyor" diyerek metan gazının özelliklerinden zehirlenme belirtilerine ve ilk yardım müdahalesine kadar birçok kritik noktaya dikkat çekti. "Boğucu değil ama boğabilir" "Metan gazı, doğal gazın ana bileşeni olup atmosferde bol miktarda bulunan, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Doğrudan toksik olmasa da yüksek konsantrasyonlarda bulunduğunda oksijenin yerini alarak boğulmaya neden olabilir. Bu da onu görünmez bir tehdit hâline getirir" diyen Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü: "En büyük tehlike fark edilmemesidir. Kokusuz olduğu için çoğu zaman hissedilmez. Bu nedenle doğal gazlara koku maddesi eklenir." Karagöl, şu uyarılarda bulundu: "Zehirlenme belirtileri ciddiye alınmalı. Metan gazına maruz kalan bireylerde belirtiler maruziyetin düzeyine göre değişiyor. Hafif belirtiler; baş dönmesi, bulantı, sersemlik, yorgunluk. Orta düzey belirtiler, kusma, kas zayıflığı, hızlı nabız, bilinç bulanıklığı. Ağır vakalar, bilinç kaybı, solunum durması, nöbet ve hatta ölüm. İlk müdahale hayat kurtarır." Metan gazı ile temasta hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gaz kaynağını kapatın, ortamı havalandırın, Elektrik düğmelerine dokunmayın, kıvılcım oluşturmayın, Kişiyi temiz hava alanına çıkarın, Solunum ve dolaşım kontrolü yapın (ABC), Gerekirse suni solunum ve kalp masajı uygulayın, 112 Acil’i arayın ve profesyonel destek alın." Metan gazının iklim değişikliğinde de rol oynadığını belirten Karagöl, "Metan gazı yalnızca bireysel sağlık açısından değil, küresel iklim değişikliği açısından da tehlikeli. Karbondioksite göre 20 yıllık sürede 84 kat daha fazla ısı tutma kapasitesine sahip olan bu gaz, sera etkisini artırıyor ve küresel ısınmaya katkıda bulunuyor" dedi.
Manisa ADSM’de, implant uygulaması devam ediyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:42 Manisa ADSM’de, implant uygulaması devam ediyor Günde yaklaşık bin kişiye poliklinik hizmeti veren Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde ‘İmplant’ uygulaması başarılı bir şekilde devam ediyor. Merkezde son 7 ayda 164 implant uygulamasının yapıldığı öğrenildi. Manisa’nın tek Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 2012 yılında hizmete giren bir ana bina ve biri Yunusemre ilçesinde Laleli’de diğeri Şehzadeler ilçesinde eski Devlet Hastanesi binasındaki 2 semt polikliniği ile toplam 3 farklı yerde Manisalılara hizmet veriyor. Son 7 aydır implant uygulamasının da yapıldığı merkez, başarılarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 21’i uzman olmak üzere toplam 79 diş hekimi ve yardımcı sağlık personelleriyle birlikte toplam 183 personelin görev yaptığını belirten Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Barış Kaya, Sağlık Bakanlığı’nın politikaları doğrultusunda öncelikli koruyucu sağlık hizmetlerine önem vererek aynı zamanda tedavi edici ağız ve diş sağlığı hizmetlerini de Manisa halkına ulaştırmaya çalıştıklarını vurguladı. Son yıllarda modern ağız ve diş sağlığı tedavilerini kamu olarak takip ettiklerini kaydeden Başhekim Dt. Kaya, porselen kron ve hareketli protez, dolgu kanal tedavilerinin yanı sıra 2025 yılı başından bu yana modern diş hekimliği tedavilerinden olan implant tedavisine de kurum olarak başladıklarını duyurdu. Son 7 ayda 164 implant tedavisi uygulandı Şu zamana kadar da başarıyla 164 adet implantı ağıza uyguladıklarını ifade eden Başhekim Dt. Kaya, üst yapıları da zirkonyum olarak hastalara teslim edilerek, hastalar tarafından kullanıldığını kaydetti. İmplant tedavisinin gönüllülük esası ile uzman ve diş hekimleri tarafından kurumda uygulandığını belirten Başhekim Dt. Kaya, "Uzman ve pratisyen hekimlerimizle kurumumuzda hocalarımızdan aldığımız eğitimler doğrultusunda, fakültede eğitim alınmasına rağmen kurum olarak da uygulamadan önce bilgileri tazeleyecek şekilde implant uygulayacak hekime kurumumuzda eğitim verdik. Verilen bu eğitimle beraber implant uygulamalarımız başladı. Hastalarımız memnun. Diğer eksik olan dişlerin yanındaki dişlerin kesim yapmadan, zarar görmeden tek diş eksiklerinde ağızın yapısı, kemik durumu ve hastanın genel sağlık durumu uygun olan vakalarımızda hekimlerimizin uygun gördüğü hastalara implant uygulamamızı Manisa Ağız Diş Sağlığı Merkezi olarak Manisalıların hizmetine açtık." dedi. Kurum olarak hareketli protezlerin teknisyenler tarafından yapıldığını söyleyen Başhekim Dt. Kaya, 2025 yılı ilk 6 ayında 181 bin 97 hastaya poliklinik hizmeti verildiğini belirterek, bu hastalara ise 30 bin 383 adet dolgu, 10 bin 235 adet kanal tedavisi, 24 bin adet çekim, 3 bin 544 adet hareketli, takıp çıkma çıkarma protez, 23 bin 375 sabit porselen protez yapıldığını ifade etti. Başhekim Dt. Kaya, "Tabii bunların dışında bu ilk 6 ayda 170 adet implantı da başarıyla uyguladık ve hala ağızda olan implantlarımız var. Kemiğe kaynadığı zaman da bunların üst yapılarını da zirkonyum olarak takacağız." diye konuştu. Günde 800 ila bin arasında poliklinik yapılıyor Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde günlük 800 ile bin arasında vatandaşa poliklinik hizmeti verildiğini kaydeden Başhekim Dt. Kaya, "Merkez acilimizde haftanın her günü gece saat 24.00’a kadar açık. Vatandaşlarımıza ağrılı, apseli travmalı vakalarda hizmet etmekte. Poliklinik hizmetlerimiz hafta içi uygulanmaktadır." şeklinde bilgi aktardı. Haftada 2 gün 19.00’a kadar randevu veriyoruz Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde gündüz poliklinik hizmetlerinin haftada 2 gün saat 19.00’a kadar devam ettiğini vurgulayan Başhekim Dt. Kaya, "Ayrıca haftanın iki günü pazartesi ve perşembe günleri gönüllülük esaslı hekimlerimizle saat 17.00 ile 19.00 arasında uzun süredir vatandaşlarımıza mesai dışı olarak da poliklinik hizmeti veriyoruz. Çalışan ve mesai saatleri içerisinde poliklinik hizmet alamayan vatandaşlarımız, bu saatler için MHRS sistemi üzerinden randevu oluşturabilirler." dedi.
Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmet kalitesini arttırıyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:26 Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmet kalitesini arttırıyor Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ne kapsamlı bir denetim ve değerlendirme ziyareti gerçekleştirdi. Ziyaretin odağında, sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak, hasta memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak ve personel çalışma şartlarını iyileştirmek amacıyla hayata geçirilmesi planlanan yeni uygulamalar yer aldı. Ziyareti sırasında merkezde tedavi gören hastalarla yakından ilgilenen Dr. Akça, verilen hizmetlere dair geri bildirimleri doğrudan hasta ve yakınlarından aldı. Hizmet kalitesinin en önemli göstergesinin hasta memnuniyeti olduğunu vurgulayan İl Sağlık Müdürü, merkezde görev yapan diş hekimleri ve sağlık personeliyle de görüşerek talep ve önerilerini not etti. Görüşmelerde, sağlık hizmetlerinin daha verimli sunulmasına katkı sağlayacak yapısal iyileştirmeler üzerinde duruldu. Ayrıca merkezde hijyen ve temizlik standartları da detaylı şekilde denetlenerek, hasta güvenliğini tehdit edebilecek risklere karşı hassasiyet gösterildi. Uzman randevularında bekleme süreleri azalacak Dr. Akça, özellikle uzmanlık gerektiren diş hekimliği branşlarında yaşanan randevu sıkıntılarına değinerek, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden daha hızlı ve kolay erişim için gerekli planlamaların başlatıldığını ifade etti. Uzman hekim kadrosunun genişletilmesi ve hasta erişiminin kolaylaştırılması adına somut adımların atılması kararlaştırıldı. Vardiyalı hizmet modeliyle kesintisiz sağlık hizmeti Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin ilerleyen süreçte vardiyalı çalışma sistemine geçeceği bilgisi de paylaşılırken, böylelikle hastalara günün her saatinde kesintisiz hizmet verilmesi hedefleniyor. Bu dönüşüm için gerekli personel planlamaları ve altyapı hazırlıkları üzerine çalışmalar başlatıldı. Teknolojik altyapı yenileniyor Merkezdeki teknik donanımı da yerinde inceleyen Dr. Akça, kullanım ömrünü tamamlamış olan diş ünitelerinin, yeni nesil teknolojik cihazlarla yenilenmesi yönünde talimat verdi. Röntgen ünitesinde yaşanan yoğunluğa çözüm olarak, ikinci bir röntgen cihazının hizmete alınması için gereken personel desteğinin sağlanması ve gerekli altyapının kurulması konusunda tam mutabakat sağlandı. "Hedefimiz modern, hızlı ve ulaşılabilir hizmet" Ziyaretin sonunda açıklama yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça; "Temel hedefimiz, Muğlalı vatandaşlarımıza modern, hızlı ve ulaşılabilir bir ağız ve diş sağlığı hizmeti sunmaktır. Bugün burada aldığımız kararlar, bu hedefe ulaşma yolunda attığımız kararlı adımlardır. Hem hastalarımızın memnuniyetini artıracak hem de sağlık personelimizin daha iyi şartlarda hizmet vermesini sağlayacak bu yenilikleri en kısa sürede hayata geçireceğiz" dedi.
Yaz aylarında kene ısırmalarına dikkat
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:14 Yaz aylarında kene ısırmalarına dikkat Gaziantep Anka Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, yaz aylarında kene ısırmalarına bağlı olarak Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarında artış yaşandığını belirterek, kene ısırmalarının ciddi ve ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Dr. Nagihan Demir, KKKA virüsünün özellikle Hyalomma cinsi kenelerin kan emmesi sırasında insanlara bulaştığını belirterek, "Keneler, kan emerken ağız salgılarıyla virüsü bulaştırırlar. Aynı zamanda kene ezildiğinde vücudundan çıkan sıvılar, ciltte açık yara veya çizik varsa bulaşma riski oluşturur" dedi. Kenelerin özellikle ahırlar, yüksek otların bulunduğu alanlar, piknik yerleri, su kenarları ve çalılıklar gibi bölgelerde bulunduğuna dikkat çeken Dr. Demir, "Pantolon paçalarını çorap içine sokmak, böcek kovucu sprey kullanmak ve riskli bölgelerde çizme giymek etkili korunma yollarıdır. Vücutta kene tespit edilirse kesinlikle çıplak elle dokunulmamalıdır. Eldiven takılarak bir pens yardımıyla kenenin ağız kısmından tutulmalı, sağa sola hafifçe oynatılarak yavaşça çıkarılmalıdır. Ardından ısırılan bölge bol sabunlu suyla yıkanmalı ve alkol veya tentürdiyotla dezenfekte edilmelidir. Antiseptikler de bu aşamada kullanılabilir" ifadelerini kullandı. Virüsün çevre şartlarına dayanıklılığına da değinen Dr. Demir, "KKKA virüsü 56C’de 30 dakikada canlılığını kaybeder. Ultraviyole ışınlarına karşı ise oldukça hassastır. Virüs vücuda girdikten 3 ila 5 gün içinde belirtiler ortaya çıkabilir. Bazı vakalarda bu süre 9 ila 13 günü bulabilir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ishal yer alır. İlk günlerde yüz ve göğüs bölgesinde cilt altı kanamalar görülebilir. Gözlerde kızarıklık, el ve ayaklarda morluk ve kızarıklıklar oluşabilir. İleri vakalarda kanlı kusma, kanlı ishal, idrarda kan, burun ve vajinal kanamalar da görülebilir. Ağır olgularda karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezliği gelişebilir. Erken müdahale edilmediği takdirde ölüm oranı %30’a kadar çıkabilmektedir" şeklinde konuştu. Dr. Demir, henüz hastalığa karşı etkili bir aşı bulunmadığını, ancak Türkiye ve dünyada aşı çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Tedavide en etkili yöntem destek tedavisidir. Gerekli durumlarda kan yenileme de uygulanabilir. Erken tanı ve müdahale hayat kurtarır" diye konuştu.