SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Sıcakta sıkıcı gelen kask hayat kurtarıyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:53 Sıcakta sıkıcı gelen kask hayat kurtarıyor Denizli Özel Egekent Hastanesi Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarının arttığına dikkat çekerek, "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor ancak kask hayat kurtarır" dedi. Denizli özel Egekent Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, yaz aylarında motosiklet ve deniz sporu kazalarındaki artışa dikkat çekerek, kafa ve boyun travmalarından korunmak için kask kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Özellikle yaz mevsiminde sıcak hava nedeniyle kask takmak rahatsız edici gelebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, birkaç dakikalık konfor uğruna hayat boyu sürecek bir sakatlık ya da ölüm riski göze alınmamalıdır" diyen Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, acil servislere başvuran vakaların önemli bir kısmının motosiklet ve deniz sporu kazalarıyla ilişkili olduğunu belirtti. Kafa travmalarının beyin kanaması, bilinç kaybı, hafıza sorunları ve hatta kalıcı felçle sonuçlanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, "Kask, darbenin şiddetini ciddi oranda azaltır. Sadece motosiklet sürerken değil, elektrikli scooter, bisiklet veya su sporları sırasında da mutlaka koruyucu ekipman kullanılmalı" diye konuştu. Op. Dr. Kılıçarslan ayrıca, çocuklar için de uygun boyut ve standartlarda kask kullanımının ebeveyn gözetiminde sağlanmasının, birçok üzücü olayın önüne geçebileceğini ifade etti. "Travmalar önlenebilir kazalardır. Kask, sadece bir aksesuar değil, bir yaşam güvencesidir" sözleriyle açıklamasını tamamlayan Op. Dr. Bilal Kılıçarslan, hem bireysel farkındalık hem de toplumsal sorumluluk çağrısında bulundu.
Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:50 Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun genellikle hiçbir belirti vermeden ilerleyen ve erken teşhis edilmediğinde kalıcı görme kaybına neden olabilen sinsi bir hastalık olduğunu söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşır" dedi. Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu göz sinirlerinin zarar görmesiyle oluşuyor. En tehlikeli yönü ise çoğu zaman hastanın bu durumu fark etmemesi. Konuyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Sait Günerigök, "Hastaların büyük bir kısmı görme alanı daraldığında veya bulanık görmeye başladığında bize başvuruyor. Ancak bu evre, sinir hücrelerinin ciddi şekilde hasar gördüğü bir dönemdir. Ne yazık ki, glokomun yol açtığı hasar geri döndürülemiyor" ifadelerini kullandı. "40 yaş üstündekiler risk altında" Glokom her yaş grubunda görülebilse de özellikle 40 yaş üstü bireylerde, ailesinde glokom öyküsü bulunanlarda, diyabet, hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olanlarda ve uzun süre kortizon kullananlarda riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Günerigök, "Glokom genellikle yavaş ve sinsi seyreder. Bu nedenle yılda bir kez göz muayenesi yaptırmak, özellikle risk grubundaki bireyler için hayati önem taşıyor" diye konuştu. "Modern tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir" Glokomun erken teşhisi sayesinde görme kaybının önlenebildiğinin altını çizen Op. Dr. Günerigök, "Göz içi basınç ölçümü, görme alanı testi ve optik sinir başı analizleri ile tanı konulabiliyor. Glokom tedavisinde damla tedavisi, lazer uygulamaları ve cerrahi müdahaleler gibi farklı seçenekler mevcut. Son yıllarda dikişsiz glokom ameliyatı olarak bilinen GATT ameliyatları uygun hastalara uygulanabilmektedir. Ancak tedavinin başarılı olması için hastanın takipte kalması ve ilaçlarını düzenli kullanması çok önemli" dedi. "Göz kontrolleri genel sağlık için çok önemli" Son olarak glokomun dünyada önlenebilir körlük nedenlerinin başında geldiğini dile getiren Op. Dr. Günerigök, bu nedenle düzenli göz kontrolleri sadece göz sağlığı için değil, genel yaşam kalitesinin korunması açısından da büyük önem taşıdığını ifade etti.
Halk sağlığı uzmanından KKKA uyarısı
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:32 Halk sağlığı uzmanından KKKA uyarısı Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. KKKA’nın keneler tarafından taşınan bir virüsle bulaşan ölümcül bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, hastalığın insanlarda baş ağrısı, kusma, ishal, kas ağrıları yapan ağır vakalarda ise kanamalarla seyreden bir hastalık olduğunu söyledi. Vakaların kenelerin aktifleştiği ilkbahar ve yaz aylarında daha çok görüldüğünü kaydeden Uzm. Dr. Ulusoy, ’’Hastalık ülkemizde başta hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya buna dokunulmasıyla bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra hastalık hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut sıvılarına korunmasız dokunmakla da bulaşmaktadır. Kuluçka süresi kenenin tutunmasından sonra bir ile üç gün arasındadır. En fazla dokuz gün sürmektedir" dedi. KKKA’dan korunmak için yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gülnaz Ulusoy, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için tarla, bağ, bahçe, piknik gibi alanlara gidildiğinde mümkün olduğu kadar uzun kollu, uzun paçalı giysiler giymeli, pantolon paçaları çorapların içine konulmalı. Keneyi görebilmek için de açık renkli giysiler giyilmelidir. Kene yönünden riskli alanlardan dönüldükten sonra kişi kendisi ve çocuklarını kulak arkası, kasıklar, diz arkası gibi yerlere dikkatlice bakmalıdır" diye konuştu. Kene tutunması halinde yapılacaklara değinen Uzm. Dr. Ulusoy, "Kene tutunmuş ise hiç vakit geçirmeden çıplak elle dokunmamak şartıyla uygun malzemeyle bu malzemeler bez, naylon poşet, eldiven olabilir vücuda yapıştığı en yakın yerden çıkartılmalıdır. Eğer çıkartılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene tutunan kişiler kendilerini on gün süreyle ateş, kusma, baş ağrısı, kas ağrısı, ishal gibi belirtilen yönünden izlemelidir. Bu belirtilerden bir veya bir kaçının ortaya çıkması durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Lokman Hekim Van, Glomus tümörü hastalarının umudu olmaya devam ediyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:30 Lokman Hekim Van, Glomus tümörü hastalarının umudu olmaya devam ediyor Lokman Hekim Van Hastanesi, yaptığı yüzlerce başarılı ameliyat ile Türkiye’nin yanı sıra yurt dışındaki glomus tümörü hastalarının da umudu haline geldi. Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, yaptığı 350’ye yakın glomus tümörü ameliyatı ile büyük bir başarıya imza attı. Yaptığı glomus tümörü ameliyatı ile dünyada ilk sırada yer alan Prof. Dr. Halil Başel, Van’ı glomus tümörü merkezi haline getirdi. Türkiye’nin 81 ilinin yanı sıra dünyadan birçok hastayı kabul eden Başel, "Glomus tümörü, eğitim dönemimizde hiç görmediğimiz bir hastalık. Ben ne pratisyen hekimliğimde, ne ihtisas döneminde ne de uzmanlığımın ilk beş yılında bu hastalığı hiç görmedim. Özellikle sağlıktaki gelişmelere paralel olarak bizim bu hastalığı daha çok görmemizi sağladı. 34 yıllık meslek hayatımda 350’ye yakın vaka gördüm. Benim hocam rahmetli Cevat Yakut 45 yıllık meslek hayatında sadece 9 vaka görmüş ve bunu da yayınlamışlar. Eskiden bu kadar az gözüküyordu" dedi. "Hastaların 200’e yakını il dışından geldi" Hastalarının sadece Van ve çevresinden oluşmadığını aktaran Başel, "Türkiye’nin her yerinden hasta geldiği gibi yurt dışından da hasta geliyor artık. İngiltere’den, Almanya’dan, Bosna Hersek’ten, Etiyopya’dan, Irak ve İran’dan hastalarım geldi. Yaptığımız 350 vakanın 200’e yakını il dışından gelen hastalar. Sadece geçen ay 10 tane il dışından gelen hastam oldu. istanbul’dan, Bursa’dan, İzmir’den hasta neden gelir? Normal bir ameliyat için arayışa girmezsiniz. Tabi orada hekimler "masada kalır, felç olur" gibi riskleri anlatınca hasta, hastalığın ciddiyetini anlıyor ve bir arayışa giriyor. Bu arayıştan sonra kim güvence verirse, hangi hekim aklına yatarsa oraya gidiyor. Biz birçok insanla görüşüyoruz ama bunların yarısını Van’a getirebiliyoruz. Çünkü insanlar, "madem bu ameliyatı bu kadar başarılı yapılıyorsa, bu doktorun Van’da ne işi var" diyerek genelde tam tersi olmasını bekliyor. Burada önemli olan bu tür ameliyatlarda hastane donanımının yanı sıra yapan hekimin tecrübesi önemlidir. Hastalarda tecrübemize güvenerek geliyorlar" ifadelerini kullandı. Glomus tümörünün iyi huylu bir tümör olduğunu ifade eden Dr. Başel, "Biz şu ana kadar hiç kötü huylu tümöre denk gelmedik. Tümörü çıkardıktan sonra nüksetme şansı var ama vücudun başka yerine yayılma şansı yok. Boyunda 4 farklı yere yerleşebiliyor. Aynı hastada iki farklı tümör gelişebiliyor. Tümörü çıkardığımız zaman da hastalık düzelmiş oluyor. Yani nüksetme şansı çok ender. 350’ye yakın hastanın sadece 5-6’sında nüksetti. Son zamanlarda tümörün nüksetmemesi için ameliyat sırasında bir ilaçta kullanıyoruz" diye konuştu. "Erken tanı çok önemli" Glomus tümöründe en önemli olan şeyin erken tanı olduğuna vurgu yapan Dr. Başel, "Van’daki hastalara çok erken tanı koyuyoruz. Çünkü Van’da glomus tümörü ile ilgili hem farkındalık oluştu hem de bütün hekim arkadaşlar bu konuda duyarlı. Küçük tümörleri hep Van ve çevresinden yapıyoruz. Ancak il dışından gelen hastalarımız çok gecikmiş hastalar. Bu hastaların ameliyatı da çok zor oluyor hatta bir kısmının ameliyat şansı kalmıyor. Çünkü tümör çok büyük ve beyin tabanına yaklaşınca onları çıkaramıyoruz. Böyle sıkıntılar yaşadığımız hastalar çok oluyor. Bu noktada erken tanı çok önemli. Erken tanıda biz hastaya komplikasyondan bile bahsetmiyoruz. Ama 6 -7 santim ve damarı çevreleyen tümörler çok komplike vakalar. Bunların bir sürü yan etkileri var. Tümörün çıkarılmama durumu var. Şahdamarının veya oradaki dokuların etkilenme şansı çok yüksek. İl dışında gelen 200’e yakın hastamızın çoğu ilerlemiş hastalar. Bir çok hekim dokunmak istememiş. Birçok hekim masada kalır diye ameliyat etmemiş. İl dışından gelen hastalar, "Masada kalabilir, tümörü çıkarmayabilir, felç olabilir" denilerek geliyor bize. Allah’a şükür bugüne kadar masada kalan hastamız olmadı" dedi. "Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masadan kaldırılan hastaları ameliyat ettik" Boyun bölgesinin çok zorlanıldığı bir bölge olduğuna dikkat çeken Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Adrenalin alışkanlık yapıyor. Bu tür vakaları yaptıkça vücut adrenaline alıştığı için sürekli böyle zor vakaları yapmak istiyor. Ben bazen eskiye yönelik baktığımda; "Bu ameliyata nasıl cesaret etmişim" dediğim de oluyor. Öyle hastalarımız da oldu. İki kez Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde masada kaldırılan hastayı ameliyat ettik. Tabi o ameliyatları etmenin şöyle bir zorluğu da var. Başka yer de masada kalır denilen bir hastayı ameliyat ettiğinizde, bir de bunu Van’da yaptığınızda, bir komplikasyon gelişse hasta şunu söyleyecek. Ankara, İstanbul’da hekimler böyle olacağını biliyordu ama bu doktor sırf kendini tatmin etmek için ameliyata aldı ve bizim hastamıza zarar verdi. Biz bu düşünceyi hissederek ameliyata giriyoruz ve bu da bizde ciddi bir baskı oluşturuyor. Büyük şehirde olsak, onun rahatlığını bizde taşıyacağız. Çünkü Ankara’da, İstanbul’da bir hastanın başına bir problem geldiğinde şöyle düşünüyor. "Ya zaten Türkiye’nin en iyi yerleri buralar. Yapılacak şeyi yaptık" ama Van’da olduğu zaman, "Keşke bunu yaptırmasaydık" diye akıllarına geldiği oluyor. Bu da bizim için bir baskı oluşturuyor." "Glomus tümürü yüksek rakımlarda çok gözüküyor" Glomus tümörünün en çok Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde görüldüğünün altını çizen Başel, "Bu hastalık, özelliğinden kaynaklı olarak yüksek rakımlarda çok gözüküyor. Türkiye’nin en yüksek yaşanılan yerleşim bölgeler Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Van, Hakkari, Şırnak. Bitlis, Muş ve Ağrı’da rakım yüksek. Bizim bölgemiz bu hastalığın sık görüldüğü bir bölge. Türkiye’deki ortalamaya göre hastaların büyük bir kısmı bu bölgeden çıkıyor. Bu hastaların il dışına gitmelerini kurtarıyoruz. Çünkü çok vaka yapınca insana özgüven de geliyor. Küçük tümörlerde sanki basit bir ameliyat yapıyormuş gibi konuşuyoruz. Şu anda iki tane 1 santim yakaladığımız tümör var bunlarda hiç riskten bile bahsetmedim" ifadelerine yer verdi. "Van glomus tümöründe merkez olsun" Konuşmasında Van’ın glomus tümörü merkezi haline gelmesini istediklerini aktaran Dr. Başel, "Biz şahdamarını sadece tümör için yapmıyoruz. Karotis tıkanmalarında da cerrahi çok yapıyoruz. Şahdamarı ameliyatı bizim branş olarak yaptığımız bir ameliyat. Bunun ikisi birleşince istiyoruz ki Van bu konuda merkez olsun. Zaten hasta burada çok. Türkiye’nin herhangi bir ilinde birkaç tane tümör çıkıyor. Bir hekimin bu birkaç tümör için hastayı riske atmasının bir anlamı yok. Çünkü bu ameliyatı, çok yapan hekimin yapması lazım. İstiyoruz ki bu hastalar mağdur olmasın. Biz burada her türlü imkanı hastalarımıza sunuyoruz. Sonuçlarımız da çok iyi. Nasıl İstanbul saç ekiminde dünyanın merkezi ise glomus tümöründe de biz Van merkez olsun istiyoruz" diye konuştu. Konuşmasında glomus tümörü ile ilgili hastalara tavsiyelerde de bulunan Başel, "Lütfen beklemeyin. Bekleyince bu hastalık düzelmiyor, daha da komplike hale geliyor. İğneyle bu hastalardan biopsi alınmasın. Bunun yanında son dönemde emboliazasyon yapıyorlar. Bu emboliasyon yapılmasına rağmen tümör yine büyüyor ve bu da hastalara zarar veriyor. Bir de hiç ameliyat şansı denemeden hastalar direk radyoterapiye gönderiliyor. Tümör, radyoterapi gördükten sonra ameliyat şansı da kalmıyor. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun en iyi tedavisi cerrahidir. Ancak eğer cerrahi yapılamıyorsa diğer tedaviler sonra denenmeli" dedi.
Kadın hastalıklarında izsiz cerrahiyle hızlı iyileşme süreci
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:29 Kadın hastalıklarında izsiz cerrahiyle hızlı iyileşme süreci Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, jinekolojik hastalıklarda yeni nesil teknoloji V-Notes hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Günümüzde jinekolojik ameliyatların artık çok daha konforlu, ağrısız ve izsiz yapılabildiğini belirten Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Tıbbın sunduğu bu konforu sağlayan yenilikçi tekniklerden biri olan V-Notes, kadın hastalıkları cerrahisinde ön plana çıkıyor. Bu yöntemle birçok jinekolojik operasyonun daha konforlu, daha az ağrılı ve iz bırakmadan yapılması sağlanıyor. Bu sayede kadınlar için hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha iyi bir iyileşme süreci gelişiyor" dedi. "Karın duvarında kesi olmadan yapılıyor" V-Notes hakkında bilgiler paylaşan Eryılmaz, "V-Notes yani vajinal doğal giriş yolu ile endoskopik cerrahi, karın duvarında kesi açılmadan vajinal yoldan yapılan kapalı ameliyat tekniğidir. Vajinaya özel bir tünel benzeri sistem yerleştirilir, karın içi gazla şişirilir ve laparoskopik aletler kullanılarak operasyon gerçekleştirilir. V-Notes tekniğinde vajinal dokuya zarar verilmez, genişleme oluşturmaz. Kullanılan tünel benzeri sistemin vajen içinde kalan kısmı poşet gibi esnek bir malzemedir ve yalnızca karın içine ulaşımı sağlar. Ameliyat sonrası rahmi tutan bağlar tekrar onarıldığı için vajende toparlanma dahi olabilir" ifadelerine yer verdi. V-Notes ile rahim alma (Histerektomi), myom alma, yumurtalık kisti, tüp bağlama/alma ve dış gebelik ve isthmosel (sezaryen skar defekti) yapılabileceğini kaydeden Eryılmaz, V-Notes tekniğinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabileceğini aktardı. Eryılmaz, şunları söyledi: "V-Notes tekniği, daha önce cinsel ilişki yaşamamış hastalar dışında genellikle çoğu kadına uygulanabilir. Özellikle daha önce karın ameliyatı geçirmiş olanlar ya da karın duvarına fıtık nedeniyle yama (mesh) yerleştirilmiş kişilerde bu yöntem daha güvenli kabul edilir. Vajinal sarkması olan hastalarda uygulama daha da kolaylaşır. Endometriozis, çikolata kisti gibi durumlarda ya da daha önce ciddi pelvik enfeksiyon geçirenlerde karın içinde yapışıklık riski yüksek olduğundan ön değerlendirme yapılması önemlidir." Tekniğin avantajlarından da bahseden Op. Dr. Fatma Elif Işık Eryılmaz, "Karın bölgesinde hiçbir kesi izi kalmaz. Ameliyat sonrası ağrı daha azdır, iyileşme süresi çok daha kısadır. Günlük yaşama daha hızlı dönüş sağlanır. Estetik kaygısı taşıyan hastalar için idealdir" diye konuştu.
Diyarbakır’da ilk kez epilepsi pili ameliyatı yapıldı
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:59 Diyarbakır’da ilk kez epilepsi pili ameliyatı yapıldı Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Vagus Siniri Stimülasyonu (VNS) olarak bilinen ve halk arasında epilepsi pili adıyla tanınan cihaz, ilk kez yapılan operasyonla bir hastaya uygulandı. Bu yöntem, özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen epilepsi hastaları için büyük bir alternatif oluşturuyor. VNS tedavisinde hastanın sol göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen küçük bir cihaz, beyne düzenli olarak elektrik sinyalleri göndererek nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltıyor. Bu tedavi yöntemi, epilepsi nöbetlerini tamamen durdurmasa da ciddi oranda hafifletme sağlayabiliyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde epilepsi pili ameliyatı ilk kez gerçekleştirildi. Dr. Olgay Bildik, epilepsi pilinin nöbetleri ilaçla kontrol altına alınamayan çocuk ve yetişkin hastalar için yeni bir umut olduğunu söyledi. Bu cihaz sayesinde hastaların nöbetlerinde ciddi azalma beklediklerini ifade eden Dr. Bildik, "Üstelik hem hastaların yaşam kalitesinin artacağı hem de şehir dışına sevklerin önemli ölçüde azalacağı bu işlem için başka illere gitmeye gerek kalmadı. Takip ve tedavi süreçlerini burada, Diyarbakır’da sürdürebileceğiz" dedi. Gazi Yaşargil Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanlarından Dr. Barış Arslanoğlu tarafından gerçekleştirilecek epilepsi pili ameliyatı sonrası hastaların uzun süreli takibi ise Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Olgay Bildik tarafından yapılacak. Vagus siniri, kalp atışı ve solunum gibi hayati fonksiyonları kontrol eden otonom sinir sisteminin bir parçası. Epilepsi pili, bu sinir aracılığıyla beyne düzenli uyarılar göndererek nöbetlerin oluşumunu baskılamaya çalışıyor.
Uzmanından bebekli tatilcilere önemli uyarılar
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:31 Uzmanından bebekli tatilcilere önemli uyarılar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, bebekli ailelerin yüzme aktivitelerinde denizi tercih etmeleri ve güneşten koruyucu önlemleri mutlaka almaları gerektiğini söyledi. Bebekli aileler için tatil planı yapmak çoğu zaman göz korkutucu olabiliyor. Ancak doğru hazırlık ve bilinçli tercihlerle bu süreç hem aileler hem de bebekler için keyifli bir deneyime dönüşebiliyor. Uzmanlar, bebeklerin gelişimi açısından yüzme gibi aktivitelerin faydalı olabileceğini belirtirken, özellikle güneşten korunma, uygun konaklama tercihi ve hijyen konularına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Medicana Sivas Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Çetinkaya, denizin havuza göre daha hijyenik bir seçenek olduğunu belirterek, bebeklerin sağlığı için ailelerin mutlaka bazı temel ekipmanları yanlarında bulundurması gerektiğini söyledi. "Gerekli eşyaları yanınıza alın" Tatil planı yapan ailelerin yanına mutlaka alması gereken ürünlere değinen Dr. Çetinkaya, "Güneş kremi, güneş koruyucu, mayo, şapka, güneş gözlüğü, bornoz, alt açma minderi, deniz simidi veya kolluk, ateş ölçer, yara bandı, gazlı bez, ateş düşürücü, sürekli kullandığı vitamin ve ilaçlar, doktorunuza danışarak alacağınız kaşıntı giderici şurup ve jeller. Elbise ve şortların yanı sıra sinek saldırısından korumak için uzun pantolon veya eşofman altı ve serin geceler için ince mont, hırka veya yelek almayı ihmal etmeyin. Sevdiği oyuncakları ve kitapları varsa almayı unutmayın. Havuz yerine deniz tercih edilmeli ve bebekli aileleri düşünerek tasarlanmış oteller seçilmelidir. Eğer bebeğiniz ek gıdaya yeni geçmişse kaldığınız tesisin mutfağını kullanabileceğinizden veya tesisin bebeğinize uygun yiyecekler çıkaracağından emin olun. Gitmeden 2 gün önce oteli arayarak odanıza bebek karyolası eklemeleri gerektiğini hatırlatın. Ulaşım konusunda araba veya uçak bebeği etkilemez, ancak yolculuk esnasında bebeğin konforunun sağlanması önemlidir. Karayolu ile seyahat ediyorsanız oto koltuğu olmazsa olmazlardandır" şeklinde konuştu. "Deniz tercih edilmeli" Bebekli ailelerin yüzmek için havuz yerine denizi tercih etmelerinin bebeğin sağlığı için daha faydalı olacağını belirten Çetinkaya, "Aileler genellikle bebekleri deniz ya da havuza sokmanın riskli olup olmadığını merak ederler. Deniz veya havuza sokarken öncelikle bebeğin başını dik tutabileceği gelişim seviyesinde olması gerekir. Havuzlardaki sterilizasyon işlemleri zaman zaman yetersiz olabiliyor. Bu noktada bebeğin sağlığı açısından daha hijyenik olması adına deniz tercih edilebilir. Bunun yanı sıra, bebeğin havuz suyunu yutmamasına dikkat etmek gereklidir" diye konuştu. "6 aydan küçük bebekler güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalı" 6 aydan daha küçük çocuklarda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Çetinkaya, "Hem havuz hem deniz için suyun sıcaklığı önemlidir. Bebeklerin ortama 30 derece sıcaklıktaki bir suda yüzdürülmesi, onların vücut sıcaklıklarını koruyabilmeleri adına önemli. Ayrıca 30 dakikadan fazla suda kalmamaları altı çizilmesi gereken bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. Güneş ışınlarının zararlarından korumak için ışınların en güçlü geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında güneşte fazla bulunmamaları gerekir. Mümkün olduğunca güneş ışınlarına direkt maruz kalmamalıdır. Güneşten korunmada zorlanılan yüz gibi küçük alanlara güneş kremi uygulanabilir. 6 aydan büyük çocuklarda ise göz harici bütün vücut alanlarına güneş kremi uygulanmasında sakınca yoktur. Güneş kremleri en az 15 SPF olmalı, 15-50 SPF arası kremler uygun kabul edilmektedir. Yine kremler organik ve kaliteli içeriğe sahip olmalıdır. 6 aylıktan küçük bebeklerde güneş ışınları daha hassas etkiye sahiptir" dedi.
Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:30 Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; yaz aylarında artan kene vakalarına karşı korunma yolları ve doğru müdahale yöntemleri hakkında uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Keskin, "Asıl risk sırt bölgesindeki tükürük bezlerinde, kalan ağız parçası genellikle hastalık bulaştırmaz" dedi. Prof. Dr. Adem Keskin, yaz aylarında artış gösteren kene vakalarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Özellikle çalılık ve orman kenarlarında bulunan kene riskine dikkat çeken Prof. Dr. Keskin, tarım alanlarında çalışanların ve doğa yürüyüşlerine çıkan vatandaşların açık renkli, uzun paçalı kıyafetler giymesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Keskin, "Uzun paçalı kıyafetleri çorap içine sokarak kenelerin vücuda girişini engelleyebiliriz. Keneler genellikle siyah-kırmızı arası renklere sahip olduğundan açık renkli kıyafetler, üzerimize tırmanan keneyi fark etmemizi kolaylaştırır. Ayrıca mümkünse çizme giymeli ve kene kovucu spreyler kullanılmalıdır" dedi. Prof. Dr. Kesken: "Kene tutunması doğaldır, paniğe gerek yok" 2008 yılından bu yana keneler üzerine çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Keskin, kendisinin de sahada bulunduğu süreçte zaman zaman kene ile karşılaştığını ancak doğru tedbirlerle bugüne kadar hiç kene tutunması yaşamadığını ifade etti. Keskin; "Üzerimde gezdiği oldu ama tutunma olmadı. Kene tutunması çok doğal bir durum. Önemli olan, keneyi erken fark edip doğru şekilde müdahale etmek" diye konuştu. Keneyi çıkartmak için sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok Kenenin çıkarılması konusunda vatandaşların yanlış uygulamalara yönelmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Keskin, Sağlık Bakanlığı’nın son protokolüne dikkat çekerek şunları söyledi: "Keneyi en kısa sürede vücuttan uzaklaştırmak gerekiyor. Bunun için mutlaka sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok. Keneyi bir cımbız, pens, ip, poşet ya da bez parçası yardımıyla kendimiz de çıkartabiliriz. Çıplak elle temas etmemeye özen göstermeliyiz." "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Keskin, yanlış müdahalelerin ciddi riskler doğurabileceğini belirterek; "Kenenin üzerine kimyasal madde dökmek, yakmak, delmek gibi işlemler kesinlikle yapılmamalı. Bu tür müdahaleler keneyi strese sokar ve hastalık bulaştırma riskini artırabilir" dedi. "Hipostom içeride kalabilir, bu sorun değil" Kenenin çıkarılması sırasında vücutta kalan ağız parçasının (hipostom) genellikle zararsız olduğunu belirten Prof. Dr. Keskin, "Bu kısım kan emmeye yarayan pipet benzeri bir yapıdır. Kenenin hastalık bulaştıran kısımları (tükürük bezleri) sırt bölgesindedir. Kalan parça daha sonra cımbız yardımıyla çıkarılabilir. Bu kısım koparsa kene kusma devam eder, tüm zehri bırakır gibi söylentiler doğru değil, keneler zaten zehirli de değildir, hastalık ajanlarını konaklarına bulaştırırlar" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Keskin, kenelerden korunmanın mümkün olduğunu, doğada bulunulduğu sürece her zaman dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, vatandaşları bilinçli ve temkinli davranmaya çağırdı.
Uzmanı uyardı: "Zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:28 Uzmanı uyardı: "Zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir" Son dönemde sosyal medyada ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçlar hakkında paylaşımların artması nedeniyle uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu ilaçlar bir zayıflama modası değil, medikal bir tedavi seçeneğidir. Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan bireylerde veya 27 üstü olup beraberinde obezite ile ilişkili ek hastalığı olan bireylere önerilmektedir. Ancak hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi sağlık problemlerine yol açabilir" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, halk arasında ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçların tıbbi gözetim olmadan kullanımının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti. Zayıflama iğnesi olarak bilinen GLP-1 reseptör agonistlerinin (örneğin; semaglutid, liraglutid) aslında diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç grupları olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, bu ilaçların yalnızca belirli hasta gruplarında ve tıbbi endikasyon doğrultusunda reçetelenmesi gerektiğini vurguladı. "Hormonları etkileyerek iştahı azaltır" Sosyal medya platformlarında yanlış ve eksik bilgilerle teşvik edilen bu ilaçların, gelişigüzel kullanımı halinde mide bulantısı, kusma, mide boşalmasında yavaşlama, safra kesesi problemleri, pankreatit gibi ciddi yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Başaran, "Bu ilaçlar hormonları etkileyerek iştahı azaltır. Ancak her bireyin hormon dengesi farklıdır. Altta yatan tiroit hastalığı, insülin direnci, kortizol yüksekliği gibi nedenler göz önünde bulundurulmadan bu ilaçlara başlanması sakıncalıdır. Tedavi, kişiye özel olarak düzenlenmelidir" ifadelerine yer verdi. "Kilo vermek bir süreçtir, kalıcı başarı için takip şart" İlaçların tek başına çözüm olmadığını, kilo verme sürecinin ancak düzenli takip, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve psikolojik destekle sürdürülebilir hale geleceğini vurgulayan Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu tür tedavilerde hedef sadece kilo kaybı değil, aynı zamanda metabolik sağlığın düzeltilmesidir. Kısa vadeli estetik hedeflerle kullanılan ilaçlar, uzun vadede hem fiziksel hem de ruhsal sağlık açısından sorun oluşturabilir" şeklinde konuştu. "Uzman görüşü alınmadan kullanılmamalı" Toplumda artan bilinçsiz ilaç kullanımına karşı uyarıda bulunan Uzm. Dr. Başaran, kilo problemi yaşayan bireylerin öncelikle endokrinoloji uzmanına başvurarak altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Zayıflama sürecinin hekim gözetiminde ve bilimsel veriler ışığında planlanmasının, bireylerin hem sağlıklı hem de kalıcı sonuçlar elde etmesini sağlayacağını ifade etti.