Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:49
Uzmanından yaz öncesi güneş lekelerine karşı uyarı: "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz"
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:01
Uzmanlar uyardı: Yazın serin kalmanın yolu sofradan geçiyor
Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte vücuttaki sıvı ve mineral dengesi değiştiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer, sıcak yaz günlerinde vücudun direncini korumak için dengeli beslenme ve yeterli sıvı alımının büyük önem taşıdığını sıcak hava şartlarının sağlık üzerindeki etkilerine karşı özellikle su içmenin ve beslenme alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Yaz mevsiminin etkisini artırdığı günlerde uzmanlar sıcak hava şartlarının vücut üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyarıyor. Artan sıcaklıklarla birlikte vücutta terleme oranı yükselirken, bu durum sıvı ve mineral kaybına neden oluyor. Bu dengenin korunmaması halinde halsizlik, baş dönmesi ve dikkat dağınıklığı gibi sağlık sorunları ortaya çıkabildiğini belirten beslenme uzmanları yeterli sıvı alımının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, yaz aylarında günlük en az 2,5 litre su tüketimi öneriliyor. Her bireyin yaz mevsiminde en az 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer su ihtiyacının idrar renginden anlaşılabileceğini söyledi. Koçer, "İdrar açık sarı ya da saydam ise su tüketimi yeterlidir. Koyu sarıysa vücut susuz kalmış demektir" dedi. Sıvı alımını destekleyen gıdalar önerdi Yalnızca su değil, ayran, maden suyu, komposto ve ev yapımı soğuk içeceklerle de sıvı kaybının önlenebileceğini belirten Koçer, ayrıca karpuz, kavun, domates ve salatalık gibi su oranı yüksek sebze-meyvelerin sofralarda yer alması gerektiğini vurguladı. Zeytinyağlı enginar ve taze fasulye gibi sebze yemeklerinin hem hafif hem de besleyici olduğunu kaydeden Koçer, ızgara balığın da sağlıklı protein açısından zengin bir seçenek olduğunu ifade etti. Yazın yapılan hatalara karşı uyardı Yaz aylarında sık yapılan hatalara da değinen Diyetisyen Koçer, "Yetersiz su içmek, şekerli meşrubatları tercih etmek, meyve porsiyonlarını aşmak, fazla dondurma tüketmek, kızartma yemekler ve açıkta kalmış gıdaları yemek sağlığı olumsuz etkileyebilir" diyerek uyarıda bulundu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:57
Karasu’da yeni sağlık yatırımları yükseliyor
Karasu’da tamamlanan Aziziye Aile Sağlığı Merkezi ile yapımına başlanan Yalı Mahallesi Aile Sağlığı Merkezi, bölge halkına daha erişilebilir ve kapsamlı sağlık hizmetleri sunmayı hedefliyor. Sakarya Milletvekili Lütfi Bayraktar, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Gökhan Oturak Karasu ile Karasu Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Anıl Erdik yapımı tamamlanan ve devam eden sağlık yatırımlarını yerinde inceledi. Heyet, Aziziye Mahallesi’nde hizmete giren Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve 112 Acil Sağlık İstasyonu binası ile Yalı Mahallesi’nde yapımına başlanan Aile Sağlığı Merkezi binasında detaylı incelemelerde bulundu. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, bin 698 metrekare arsa alanı üzerine 338 metrekare taban alanıyla inşa edilen Aziziye Aile Sağlığı Merkezi hakkında bilgi verdi. Özdemir, yeni yapılan ASM binalarının sağlık kompleksi olarak tasarlandığını ve ihtiyaçlar doğrultusunda 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, Sağlıklı Hayat Merkezi, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) gibi birimlerin de aynı çatı altında yer alabileceğini belirtti. Bu yaklaşım, bölge halkına daha kapsamlı ve entegre sağlık hizmetleri sunmayı hedefliyor. Karasu Aşağı İncilli Mahallesi’nde 2 bin 700 metrekarelik arsa alanına 911 metrekare taban alanı ile inşa edilecek Yalı ASM binası için temel atma çalışmalarının başladığını ifade eden Doç. Dr. Özdemir, bu yeni merkezin 6 birimlik ASM ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu olarak projelendirildiğini kaydetti. Binanın tamamlanıp teslim edilmesinin ardından Karasu İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin de bu yeni binaya taşınarak hizmet vereceği bilgisi verildi. Bu sayede Karasu’da birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki altyapısı güçlenirken, bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimi daha da kolaylaşacak.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:43
Kütahya’da ’Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi" başladı
Kütahya İl Sağlık Müdürü Dr. Ensar Durmuş, il genelindeki hastanelerde belirli branşlarda uygulanmaya başlanan "Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi"ni kamuoyuna tanıttı. Modern tıbbi teknolojilere dayalı olarak geliştirilen bu sistem sayesinde, sağlık hizmetlerinin mekânsal ve coğrafi sınırları ortadan kaldırılarak vatandaşlara daha erişilebilir ve etkin hizmet sunulması hedefleniyor. Dr. Ensar Durmuş, yaptığı açıklamada, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi’nin özellikle ulaşım zorluğu yaşayan hastalar için büyük kolaylık sağlayacağını belirterek, "Bu sistemle birlikte, vatandaşlarımız uzman hekimlere teknolojik altyapı üzerinden ulaşabilecek, değerlendirme ve danışmanlık hizmetlerinden faydalanabilecek" dedi. Yeni sistemin, sağlık hizmetlerinde dijitalleşmenin önemli bir adımı olduğunu vurgulayan Durmuş, projenin Kütahya’daki sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da yükselteceğini ifade etti.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:29
Kısa boy takıntısından Denizli Tekden’de kurtuldu
Denizli’de kısa boyundan kaynaklı fiziksel ve bedensel rahatsızlıklar yaşayan hasta, çareyi Denizli Özel Tekden Hastanesi’nde buldu. 1.58’lik boyunun uzatılması için başarılı bir operasyon geçiren hasta, tedavisinin tamamlanmasının ardından 10 santimetre daha uzun bir boya sahip olacak. Denizli’de yaşayan 39 yaşındaki M.G., boyunun 1.58 olmasından kaynaklı fiziksel ve bedensel sorunların yaşadığını, daha uzun bir görünüme kavuşmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla Denizli Özel Tekden Hastanesi’ne başvurdu. Hasta uzun yıllardır boyunun kısalığının gerek günlük yaşamda gerekse sosyal çevresinde çeşitli zorluklara yol açtığını dile getirdi. Aynı zamanda duruş bozukluğu ve bazı fiziksel rahatsızlıklar nedeniyle uzman bir hekime danışma kararı alan M.G., hastanenin Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde görev yapan iki uzman doktora başvurdu. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Argün ve Op. Dr. Necip Özateş tarafından detaylı şekilde muayene edildi. Doktorlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu, hastanın ortalama 10 santimetre daha uzamasının mümkün olduğu belirtildi. "Ameliyat ve uzama işlemleri meşakkatli ve özen isteyen süreçtir" Ameliyat aşamasının ardından gerçekleşen süreci tek tek dile getiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Argün, "Hastamız 1.58 boyunda olması nedeniyle sürekli boyunun kısalığından dolayı hem fiziksel hem de bedensel rahatsızlıkların olduğunu dile getirdi. Israrla boyunun uzatılmasını bizden talep eden hasta 2 aşamalı olunması gereken muayeneyi 1 aşamalı olmasını istedi. Sol tarafından başlayarak hem femur hem de tibia 5 ila 6 santimetre arasında uzatmayı planladık. Hastamızı ameliyata alıp bu işlemleri gerçekleştirdik. Hasta şuanda uzatma işlemlerinin yapılabilmesi için malzeme yerleştirme aşamasını gerçekleştirdik. Ameliyattan 10 gün sonra uzatma işlemlerini başlayacağız. Uzatma işlemleri yaklaşık 60 gün sürecek. Uzatma işlem süreci geçtikten sonra işlemi durdurup kaynaması için 2-3 ay bekleyeceğiz. Ardından ise hastanın üzerinden malzemeleri yaklaşık 150-200 gün arasında çıkaracağız. Bu tarz işlemler meşakkatli ve özen isteyen ameliyatlar" diye konuştu. Uzama sürecinde her gün 1 milimetre olmak üzere kurulan mekanizmanın başladığını dile getiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Necip Özateş, "Her gün 1 milimetre olmak üzere, üzerindeki mekanizma üzerinden hem uyruk kemiği hem kaval kemiği uzatılmaya başlıyor. Hem bu şekilde kemik uzaması hem de bu esnada kemik kaynaması aynı anda olduğu için daha kontrollü bir işlem oluyor. Hedef uzunluğa ulaştığımızda uzatma işlemini sonlandırıyoruz. Sonrasında da kemiğin kaynaması sürecine geçiyoruz" dedi. "Süreçlerin sonunda gayet iyi sonuçlar elde ediyoruz" İlk 4 hafta üzerine bastırmadıklarını ardından ise kontrollü bir şekilde sürecin ilerlediğini belirten Op. Dr. Necip Özateş, "İlk etapta ameliyatın erken dönemlerinde ilk 4 haftaya kadar üzerine bastırmıyoruz. Ondan sonraki günlerde yavaş yavaş hasta koltuk değnekleri yardımı ile destek alarak üzerine basmaya ve günlük yaşantısına daha rahat devam etmeye başlıyor. Yapılan ameliyat bir vatandaşın günlük hayatına etkileyen bir şey değil. Bu süreç hastanın da bilgisi dahilinde özen ve biraz daha sabır gerektiren bir süreç. Bu konuda hastayla fikirde varıldığı zaman gayet iyi sonuçlar elde ediyoruz" ifadelerini kullandı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:23
Hekimlere yönelik ‘KKKA’ bilgilendirme toplantısı
Acıbadem Kayseri Hastanesi tarafından hastanede görev yapan hekimlere yönelik Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, toplantıda hekimlere KKKA hastalığı hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Ersoy, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ni konuştuk bugün. Son zamanlarda vaka ve ölümlerle sıkça gündeme gelen bir konuydu. Bu konuda hekimlerimizle hem akla getirmek, farkındalığı arttırmak ve çok farklı klinik tablolarla karşımıza çıkma ihtimaline karşı hep beraber tartışmak amacıyla bu toplantıda bu konuyu konuştuk. Aslında Kırım Kongo’nun endemik olduğu bir ülkede yaşıyoruz, sık görülen bir ülkede yaşıyoruz. Vaka sayılarının çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve çok farklı klinik tablolarla karşımıza gelebilir. Birçok uzman hekim arkadaşımız, acil çalışanlarımız bu hastalarla karşılaşabilir ve akla Kırım Kongo’yu getirmek yönünde bir hatırlatma olduğunu düşünüyorum. Bu yönden de faydalı olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:19
Zayıflamak için tüketilen çaylar karaciğer ve böbrek sağlığını bozabilir
Yaz aylarının gelmesi ile birlikte zayıflamak isteyen vatandaşların yol kenarından dahi toplayıp bilinçsiz tüketilen bitkiler konusunda konuşan Özel Ümit Hastanesi’nden Diyetisyen Şükriye Eral, "Kontrolsüz tüketilen bitki çayları kalp ritim bozuklukları, tansiyon düzensizlikleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir, fazla tüketimler zehir etkisi yapabilir. Diğer kullandığımız ilaçlarla, bitkilerle etkileşime girebilir" dedi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte zayıflamak veya forma girmek isteyenler vatandaşlar çeşitli yollar deniyor. Bunların başında spor ve egzersiz gelse de vatandaşların önemli bir bölümü yeşil çay, papatya veya başka bitkilerin kaynatılması ile elde edilen çayları içerek kilo vermek için sıkça tüketiyor. Tüketilen çeşitli bitkiler genellikle uzman görüşü olmadan aktardan veya çevreden toplanarak elde ediliyor. Ancak bilinçsiz elde edilip çayı kaynatılan çaylar ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Özellikler çok ve bilinçsiz tüketilen zayıflama çayları, kalp ritim bozukluklarından karaciğer ve böbrek yetersizliklerine kadar birçok ciddi sağlık sorununa neden olabiliyor. "Karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir" Bu noktada Özel Ümit Hastanesi’nden Diyetisyen Şükriye Eral, tavsiye ve uyarılarda bulundu. Konuyla alakalı Eral, "Son zamanlarda sosyal medyada yeşil çayın yan etkileriyle ilgili sıklıkla haberler duymaya başladık. Malum yaz ayları geldi. Kontrolsüz tüketilen bitki çayları, komşulardan alınan yağ yakıcı kürler artmaya başladı. Unutmayalım ki, kontrolsüz tüketilen bitki çayları kalp ritim bozuklukları, tansiyon düzensizlikleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir. Hatta çoklu organ yetmezliğine kadar götürebilir. Bu nedenle bizim önerimiz, muhakkak miktarlarına çok dikkat etmek. Dikkat edeceğimiz bir diğer nokta ise; özellikle açıkta satılan, güvenmediğiniz, etiket bilgisi olmayan, içindekiler kısmı yer almayan bitki çaylarından uzak durmakta fayda var. Bir de gençlerde kontrolsüz popüler besin tüketimi çok fazla. Avokado yaprağı, ananas kürleri, şu an matcha çayları ve latteleri çok görür olduk. O yüzden gençleri de bu konuda uyarmakta fayda var. Lütfen emin olmadığınız, size iyi geldiğini bilmediğiniz matcha çaylarını ya da herhangi bir bitki çayını çok fazla tüketmeyelim" dedi. "Doktor tavsiye etmemişse tüketmemek gerekir" Bitkisel ürünlerin uzman kontrolü ile bilinen yerlerden satın alınması ve tüketilmesi noktasında uyarılarda bulunan Diyetisyen Şükriye Eral, "Fitoterapik ürünler çok ciddi bir konu. Aslında çok güzel çalışma alanları olan ürünler var ama yolda topladığımız belki de yüzlerce papatya türü var ve endüstride kullanılan 4-5 çeşit papatyadan bahsediyoruz. Sakinleştirmesi amacıyla tükettiğimiz bu bitki çayları bizi sağlımızdan edebilir, fonksiyonel yararları olmayabilir ve diğer otlar ile kullandığımız besinlerle etkileşime girebilir. Bu yüzden kesinlikle eğer eczane ürünü değilse ve herhangi bir doktor tavsiye etmemişse tüketmemek gerekir. Besinlerin kullanım miktarları çok önemli. Özellikle fazla tüketimler zehir etkisi yapabilir. Diğer kullandığımız ilaçlarla, bitkilerle etkileşime girebilir. Bu nedenle besinleri, ilaçları zehirden ayıran kesinlikle dozudur diyoruz. O yüzden tüm halkımızı kontrollü tüketmeye davet ediyoruz" diye konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18
Bebeğe nefes aldıran ameliyat: Sol burun deliği olmayan bebek artık daha rahat nefes alacak
Kahramanmaraş’ta doğuştan sol burun deliği kapalı olarak dünyaya gelen 3 aylık bebek, HG Hospital Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla artık daha rahat nefes almaya başladı. Kahramanmaraş’ta sol burun deliği ve solunum yolları gelişmemiş olarak dünyaya gelen bebeğin aynı zamanda kalp kapakçıklarında, iç organlarında ve uzuvlarında çoklu gelişim bozuklukları tespit edildi. Bebeğin hayati riski nedeniyle öncelikli olarak solunum yollarının açılması gerektiği belirtildi. HG Hospital’de gerçekleştirilen ameliyatla yeni bir burun deliği açılan bebek, sağlıklı şekilde nefes almaya başladı. Durumu stabil seyreden bebeğin önümüzdeki süreçte kalp ameliyatının da planlandığı bildirildi. "32 yıllık meslek hayatımda en ağır vakaydı" Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mehmet Hanifi Dağoğlu, yapılan ameliyata ilişkin bilgi verdi. Dr. Dağoğlu, "Burada 3 aylık bir bebek ameliyatı yaptık. İlginç bir vakaydı. Çocuğumuz çoklu organ bozukluklarıyla dünyaya gelmişti, sol burun deliği yoktu. Sol gözü küçüktü. Sol kolu ve sol omuzu gelişmemişti. Kalbinde kapakçık sorunları var. Ayrıca yine iç organlarında bazı anormallikler var. Gırtlağı tam gelişmemiş. Ayrıca solunum yolu tam gelişmemiş. Şimdi bu hastalığın tabii öncelikle kalp ameliyatı olması lazım. Fakat kalp ameliyatı olabilmesi için öncelikle solunum yollarının açılması lazımdı. Biz çocuğa yeni bir burun deliği yaptık. İnşallah bu süre zarfında tam iyileşirse, sağlıklı şekilde iyileşirse ikinci seansta damar cerrahisi uzmanı arkadaşlarımız kalbini ameliyat edecek. Bu hastalar erken bebeklik çağında nefessiz kaldıkları için ölüyorlar. Fakat tanı konması büyük bir başarı. Tanı koyan çocuk uzmanı arkadaşlarımızı tebrik etmek lazım. Onların referansı ile bize gelmişti. Biz de başarılı bir şekilde ameliyat ettik. Tabii bu hastaya çeşitli merkezlerde anestezi verilemediği için ameliyat yapılamamıştı. Anestezi uzmanımız Şeyma Tekşen ve Kürşat Aköz’ün başarılı girişimleriyle ameliyatımızı gerçekleştirdik. Çok çok nadir, ben 32 yıllık KBB uzmanıyım, şimdiye kadar yaptığım dördüncü vaka falan oldu. Bu çok ağır bir vakaydı, en ağırı buydu" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:12
Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor
Özel İmperial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, günlük yaşamda yapılan basit hataların omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, özellikle yanlış duruş, çantanın tek omuzda taşınması, hatalı hareketler ve bilinçsiz yapılan sporların omurga eğriliklerine neden olabileceğini belirtti. Kadınlarda sıkça görülen tek omuzda çanta taşıma alışkanlığının omurgada zamanla eğriliklere yol açtığını vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, "Çantanın ağırlığı çok önemli değil. Bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması gerekiyor. Bu durum uzun vadede sırt bölgesinde postür bozukluklarına neden olabilir" dedi. Masa başında çalışanlarda da benzer riskler söz konusu olduğuna dikkat çeken Dr. Aşık, "Yanlış duruş, çantanın yanlış şekilde taşınması, hatalı hareketler veya bilinçsiz yapılan sporlar; vücudun bir tarafındaki kasları fazla çalıştırarak omurga eğriliklerine neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda sıkça karşılaştığımız tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı bu duruma örnektir. Çantanın ağırlığı çok önemli değil; bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması zamanla sırt bölgesinde eğriliklere yol açabiliyor. Bu tür postür bozukluklarına, masa başında çalışanlarda, özellikle bankacılar gibi sürekli oturarak çalışan kişilerde sıkça rastlıyoruz. Kişi karşısındaki müşteriyle yüz yüze dururken, yanda bulunan bilgisayar monitörüne dönerek çalışmak zorunda kalıyor. Bu da sürekli eğri durmaya ve zamanla skolyoz ya da kifoz gibi omurga sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Aynı şekilde çocuklarda da cep telefonu, tablet gibi cihazlarla uzun süre ilgilenirken sergiledikleri anormal duruşlar bu tür rahatsızlıkların gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:31
"Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir"
Çocuklarda sık hastalanma durumunun genellikle düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" dedi. Medical Park Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, çocuklarda bağışıklık güçlendirmenin yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Çocuklarda sık hastalanma durumunun düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Ancak tek başına bu da yeterli bir açıklama olmayabilir. Çocukların yaşına, çevresel faktörlere, beslenme düzenine, uyku kalitesine ve maruz kaldıkları mikroplara göre de hastalanma sıklıkları değişkenlik gösterir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi, vücudu zararlı mikroorganizmalardan korur" Çocuklarda bağışıklığın öneminden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Bağışıklık sistemi, vücudu bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi zararlı mikroorganizmalardan korur. Çocukluk çağında bu sistem henüz tam olgunlaşmadığı için enfeksiyonlara daha açık olabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklardan korunmada, hastalıkların daha hafif atlatılmasında ve iyileşmenin hızlanmasında kritik rol oynar" şeklinde konuştu. "Okul çağındaki çocuklarda dikkat edilmesi gerekenler" Uzm. Dr. Çelik, okul çağındaki çocuklarda bağışıklığın güçlenmesi için şu önerilerde bulundu: "Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku (ilkokul çağında 9-11 saat), bol su tüketimi, fiziksel aktivite (günlük en az 1 saat), hijyen eğitimi (el yıkama alışkanlığı), kalabalık ortamlarda hasta bireylerden uzak durma ve aşılama takviminin eksiksiz olması." "Bağışıklığı artıran öneriler" Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığı güçlendiren bazı önerilerini şu şekilde sıraladı: "C vitamini içeren besinler; turunçgiller, çilek, kivi, biber. D vitamini kaynakları; yumurta, balık, güneş ışığı. Probiyotikler; yoğurt, turşu (ev yapımı). Antioksidan zengini besinler; yaban mersini, ceviz, zeytinyağı.Protein kaynakları; yumurta, kırmızı et, tavuk, baklagiller. Çinko içeren gıdalar; kabak çekirdeği, kırmızı et, mercimek, deniz kabukluları." Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığa iyi gelen bazı vitaminleri şöyle açıkladı: "C vitamini; antioksidan etkisiyle bağışıklığı güçlendirir. D vitamini; eksikliği enfeksiyonlara açık hale getirir. A vitamini; mukoza sağlığı için önemlidir. E vitamini; serbest radikalleri temizler. Çinko ve selenyum; bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır." Uzm. Dr. Çelik, "Bu vitaminlerin kullanımı mutlaka doktor önerisiyle olmalıdır. Fazlası zararlı olabilir" dedi. "Uzak durulması gereken besinler" Uzak durulması gereken besinlere değinen Uzm. Dr. Çelik, " Şekerli yiyecek ve içecekler (bağışıklık hücrelerini baskılar), aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır paketli atıştırmalıklar, aşırı fast food tüketimi bağışıklık sistemini olumsuz etkiler" şeklinde konuştu. "Halk arasında doğru bilinen yanlışlar" Halk arasında yaygın tercih edilen, dikkat edilmesi gereken uygulamalardan bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Sarımsak yedirme zorunluluğuna özellikle dikkat edilmelidir. Faydalı olabilir ama çocuğun yaşına, mide yapısına dikkat edilmelidir. Balı 1 yaş altına vermek olumsuz sonuçlara neden olabilir. Botulizm riski taşır, kesinlikle verilmemelidir. Bitki çaylarının aşırı ve rastgele verilmesi risklidir. Bazı otlar toksik olabilir veya ilaçlarla etkileşime girebilir" açıklamasında bulundu. "5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre su tüketimi idealdir" Su tüketimin de önemini vurgulayan Uzm. Dr. Çelik, "Su, toksinlerin atılması, hücrelerin düzgün çalışması ve mukozaların nemli kalması için elzemdir. Günlük su ihtiyacı yaşa, kiloya ve fiziksel aktiviteye göre değişir ama ortalama 5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre idealdir" diye konuştu. "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" Fast food ve abur cubur tüketiminin etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller. Lif ve vitamin eksikliği, bağırsak sağlığını (dolayısıyla bağışıklığı) bozar. Obezite riski, bağışıklık sistemi üzerinde baskı oluşturur. İnflamasyonu (iltihabı) artırır, bu da vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir" ifadelerini kullandı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:25
"Uykuda diş gıcırdatma aslında bir alarm"
Çocukların diş gıcırdatmasının hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen bir soruna işaret ettiğini belirten Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çocuklarımızın hem fiziksel gelişimini hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir" dedi. Eğer çocuğunuz geceleri dişlerini sıkıyorsa, farkında olmadan hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını tehdit eden ciddi bir sorunla karşı karşıya olabilir. "Bruksizm" olarak bilinen bu durum, tedavi edilmediğinde çene yapısında bozulmalara, dişlerde kalıcı hasarlara, baş ve kulak ağrılarına yol açabilir. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, genellikle stres ve kaygı gibi ruhsal durumların bir yansıması olan diş sıkma, çocuğunuzun genel huzurunu da olumsuz etkiler. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, bu durumun nedenlerini, belirtilerini ve modern tedavi yaklaşımlarını anlatarak ailelere yol gösteriyor. Belirtileri, baş ve çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet Ailelerin sıklıkla diş gıcırdatma sesi nedeniyle endişeyle diş hekimlerine başvurduğunu belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler bu konuda endişelenmekte çok haklılar. Çünkü bruksizm çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Bruksizmi kısaca tanımlayan Doç. Dr. Münevveroğlu, "Bruksizm, özellikle gece uykuda görülen, bazen de gündüz ortaya çıkan diş sıkma veya gıcırdatma alışkanlığıdır. Gece diş sıkıp gıcırdatan çocuklarda gündüz saatlerinde baş ağrısı, çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet görülebilir" diye konuştu. En önemli neden: Stres Diş sıkmasına yol açan pek çok faktör bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Münevveroğlu, "Stres ve kaygı bozuklukları, genetik yatkınlık, alerjik durumlar, çene kapanışındaki bozukluklar ve kötü ağız alışkanlıkları bruksizme neden olabilir. Bunlar arasında en önemli faktör ise stres ve kaygıdır" dedi. Özellikle duygusal olarak hassas çocukların yaşadıkları stresi gece diş sıkma yoluyla dışa vurabildiğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, ailelerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguladı. "Belirtileri ihmal etmeyin" Diş sıkma tedavisinde en önemli adımın farkındalık olduğunu dile getiren Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler eğer çocuklarının diş sıktığını, gıcırdattığını duyuyorsa, diş hassasiyeti, çene veya baş ağrısından şikâyet ediyorsa mutlaka bir çocuk diş hekimine başvurmalı" ifadelerine yer verdi. Her diş sıkma vakasının tedavi gerektirmediğini de belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Ancak ilerleyen semptomların görüldüğü durumlarda gece plağı uygulamaları, medikal tedavi ya da psikolojik destek gibi yöntemlere başvurabiliyoruz" dedi. Erken müdahale önemli Tedavi edilmeyen diş sıkmanın ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, şu uyarıda bulundu: "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çene ve baş ağrıları artabilir, çene eklemlerinde ağrıya ve diş boyutlarının azalmasına yol açabilir. Bu da uzun vadede estetik olarak da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çocuklarda bu tür belirtiler fark edildiğinde gecikmeden çocuk diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimini korumak mümkün."
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:19
Bu sendrom her 10 kadından birinde görülüyor
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül, adet düzensizliği, tüylenme ve kilo kontrolünde zorlukla kendini belli eden polikistik over sendromunun, zamanında fark edilmemesi halinde diyabetten kalp hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını söyledi. Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül doğurganlık çağındaki her 10 kadından birinde görülen polikistik over sendromu (PCOS) hakkında önemli bilgiler verdi. PCOS’un kadın sağlığını pek çok açıdan tehdit eden yaygın bir hormon bozukluğu olduğunu belirten Doç. Dr. Yenigül, "Bu sendrom yumurtlama düzensizlikleri, erkeklik hormonlarının artışı ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurtanın bulunması ile kendini gösteriyor. En sık karşılaştığımız belirtiler arasında adet düzensizliği, yüzde ve vücutta tüylenme artışı, akne, saç dökülmesi, kilo alımı ve kilo vermede zorlanma yer alıyor" dedi. Polikistik over sendromunun tek bir nedene bağlı gelişmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Yenigül "Hem genetik yatkınlık hem de çevresel faktörler rol oynamaktadır. Ailede PCOS öyküsü olan bireylerde risk daha yüksektir. Bunun yanı sıra insülin direnci, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fazla kilo ve hareketsiz yaşam tarzı bu tabloyu ağırlaştırabilir" diye konuştu. "Metabolizmayı da etkiliyor psikolojiyi de" PCOS’un yalnızca üreme sistemini değil, tüm vücut sağlığını etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, bu sendromun her kadında farklı belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyledi. Hormonal dengesizlikler, sivilce ve tüylenmenin yanı sıra adet düzensizlikleri, kilo yönetiminde zorlanma ve psikolojik etkiler görülebildiğini; bazı kadınlarda ise yumurtlama bozukluğu nedeniyle çocuk sahibi olmanın zor bir hale geldiğini ifade etti. PCOS tanısında en az iki kriterin dikkate alındığını belirten Doç. Dr. Yenigül, "Yumurtlama bozukluğu, erkeklik hormonlarında artış ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta varlığı tanıyı destekler. Ancak ilk adetin ardından geçen ilk 8 yıl içinde genç kızlara bu tanının hemen konulması önerilmemektedir. Bu dönemde belirtilere yönelik yaklaşım tercih edilmelidir" dedi. Tanıdan önce tiroid ve diğer hormonal hastalıkların dışlanması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Doğurganlık sorunları genellikle tedavi edilebiliyor" PCOS tedavisinin kişisel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yenigül "Tedavide ilk basamak yaşam tarzı değişikliğidir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz, tedavinin temelini oluşturur. Adet düzeni ve tüylenme sorunlarında doğum kontrol hapları, metabolik sorunlarda destek tedaviler kullanılabilir. Doğurganlık isteği olan hastalarda ise yumurtlamayı uyaran ilaçlar ya da tüp bebek gibi yöntemlere başvurulabilir" diye konuştu. PCOS’un yumurtlama bozukluğu nedeniyle infertilite riskini artırabildiğine değinen Doç. Dr. Yenigül bu durumun genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini söyledi. Yumurtlamayı başlatmak için kullanılan ilaç tedavileri ve aşılama gibi yöntemlerin ilk basamakta uygulanabildiğini anlatarak gerekirse hormon tedavileri ya da tüp bebek prosedürlerinin devreye girdiğini ve böylece çoğu kadının sağlıklı şekilde gebe kalabildiğini ifade etti. "Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir" Bu sendromun uzun vadede kontrol altına alınabilmesi için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, "Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, yalnızca adet düzenini değil, hormon dengesini, insülin direncini ve psikolojik durumu da olumlu etkiler. Kişiye özel, sürdürülebilir bir beslenme planı en doğru yaklaşımdır. Küçük bir kilo kaybı bile yumurtlama düzenini olumlu yönde etkileyebilir" açıklamasında bulundu. "Uzun vadede ciddi sağlık sorunları gelişebilir" Polikistik over sendromunun zamanla bazı kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlayabildiğini belirten Doç. Dr. Yenigül şunları dile getirdi: "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, uyku apnesi ve rahim içi kanseri gibi riskler artmaktadır. Ayrıca depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme bozuklukları da sık görülebilir. Bu nedenle düzenli hekim kontrolleri, kan testleri ve yaşam tarzı düzenlemeleri oldukça önemlidir".
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:12
Selendili vatandaşlar kan bağışına yoğun ilgi gösterdi
Uşak Kızılay Kan Merkezi tarafından Manisa’nın Selendi ilçesinde düzenlenen kan bağışı kampanyasında 40 ünite kan toplandı. Manisa’nın Selendi ilçesinde Uşak Kızılay Kan Merkezi tarafından kan bağışı kampanyası düzenlendi. 18-65 yaş arasındaki vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği bağışta vatandaşlara test yapıldıktan sonra kan bağışları alındı. Gönüllüler kan vermenin yanında sağlık kontrolünden de geçmiş oldu. Gün boyu süren çalışmada toplam 40 ünite kan toplandığı açıklandı. Selendi halkının duyarlılığından mutlu olduklarını ifade eden Kızılay Uşak Kan Merkezi yetkilileri, "Ülkemiz genelinde özellikle kanamalı acil hastalar için toplanan kan bağışına vatandaşlarımız yoğun ilgi gösteriyor. Bu bizleri çok memnun ediyor. Kan acil ihtiyaç değil, sürekli ihtiyaç. Kan ver hediyen hayat olsun" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder