Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Trendyol Süper Lig’de 33. hafta heyecanı
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
SAĞLIK
27. Ulusal İmmünoloji Kongresi Bursa’da gerçekleşti
08 Mayıs 2026 Cuma - 10:33:28
Türk İmmünoloji Derneği ve Bursa Uludağ Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 27. Ulusal İmmünoloji Kongresi, 26-29 Nisan 2026 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Görükle Yerleşkesinde, Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bağışıklık sistemine yönelik çalışmaları bulunan ulusal ve uluslararası iki yüzden fazla bilim insanı kongrede bir araya geldi. İmmünoloji alanında çalışan bilim insanları, hekimler ve araştırmacıları buluşturan kongre, geniş kapsamlı bilimsel programı ve güçlü akademik etkileşim ortamıyla başarıyla tamamlandı. Etkinlik boyunca bilimsel iş birliği ve yenilikçi yaklaşımlar ön plana çıktı. Kongre öncesinde birbiriyle eşzamanlı yürütülen kurslarda translasyonel immünoloji, akan hücre ölçer teknolojileri ve nakil immünolojisi başlıkları ele alındı. Translasyonel immünoloji kursunda tümör mikroçevresi, humanize hayvan modelleri ve otoimmün hastalıkların deneysel yaklaşımları hem teorik hem de uygulamalı olarak incelenerek katılımcılara önemli laboratuvar deneyimi kazandırıldı. Akan hücre ölçer kursunda temel prensiplerden ileri düzey analizlere kadar kapsamlı bilgiler aktarılırken, immünfenotiplendirme ve veri analizi süreçleri detaylandırıldı. Nakil immünolojisine odaklanan kursta ise organ ve kök hücre nakillerinde karşılaşılan immünolojik sorunlar, HLA uyumu ve doku tiplendirme süreçleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildi. Kongrede immünolojinin farklı alt alanlarını kapsayan çok sayıda güncel ve yenilikçi konu ele alındı. Hedeflenmiş tedaviler kapsamında kompleman sistemine yönelik yeni moleküller ve tedavi alanları öne çıkarken, immün repertuvara ve immün yetmezliklere ilişkin güncel yaklaşımlar ile omik teknolojilerin katkıları hastalıkların moleküler düzeyde anlaşılmasına ışık tuttu. Otoimmün hastalıklarda tolerans indükleyici hücre temelli tedaviler, immün regülasyonda kodlanmayan RNA’ların rolü ve hücresel mekanizmalar detaylı biçimde tartışıldı. Alerjik hastalıklarda ağır astım ve besin alerjilerine yönelik yeni tedavi stratejileri dikkat çekerken; genetik ve immün yanıt ilişkisi, HLA farklılıkları ve GWAS çalışmaları çerçevesinde değerlendirildi. Aşı ve tedavi teknolojilerinde ekstraselüler veziküller ve OMV tabanlı yaklaşımlar öne çıkarken, çevresel faktörlerin immün sistem üzerindeki etkileri de önemli başlıklar arasında yer aldı. Kanser immünolojisi oturumlarında tümör mikroçevresi, doğal lenfoid hücreler ve CAR-T/CAR-NK tedavileri ele alınırken, nöroimmünoloji alanında ise beyin-bağışıklık etkileşimi ve yeni omik yaklaşımlar dikkat çekti. Ayrıca epitelyal bariyer hipotezi gibi güncel kavramlar üzerinden çevresel etkenler ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişki yeniden değerlendirildi. Tüm bu bilgi paylaşımı hastalık mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına ve yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamanın yanında katılımcılar arasında akademik iş birliklerinin kurulmasına aracılık ederek gelecekteki bilimsel projeler için zemin de hazırladı. "Çeşitlilik ve kapsayıcılığa sosyo-bilimsel bir bakış Çeşitliliğin Gücünü En İyi İmmünologlar Bilir" başlıklı konferansa yer vererek bu konuda öncülük etme özelliği kazanan kongrede bilimsel programın dışında fotoğraf gösterimi, tiyatro oyunu ve konserler gibi sosyal etkinlikler, katılımcılara disiplinler arası bir deneyim sundu. Kongre ayrıca Dünya İmmünoloji Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerle bilimsel farkındalığın artırılmasına katkıda bulundu. İmmünoloji alanında bilgi paylaşımını güçlendiren ve yenilikçi araştırmaları destekleyen bu önemli organizasyon, bilimsel üretkenliğe ve ulusal/uluslararası iş birliklerine katkı sunarak başarıyla tamamlandı. Kongre başkan Dr. Öğr. Üyesi Salih Haldun Bal programın ardından yaptığı değerlendirmede, "Kongremizde immünolojinin hem temel bilim hem de klinik uygulamalar açısından en güncel başlıklarını bir araya getirdik. Özellikle hedeflenmiş tedaviler, hücresel tedaviler, omik teknolojiler ve çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri gibi alanlarda çok değerli bilimsel paylaşımlar gerçekleşti. Bu kongrenin en önemli çıktılarından biri, farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların ortak bir zeminde buluşarak yeni iş birliklerinin temellerini atmış olmasıdır. Bilimsel programımızı yalnızca bilgi aktarımıyla sınırlı tutmayıp, uygulamalı kurslarla genç araştırmacıların yetkinliklerini artırmayı da hedefledik. Bunun yanında, ‘çeşitlilik ve kapsayıcılık’ gibi bilimsel olduğu kadar toplumsal yönü de olan konulara yer vererek immünolojinin geniş perspektifini vurguladık. İnanıyoruz ki burada paylaşılan bilgiler ve kurulan iş birlikleri, önümüzdeki dönemde hem hastalıkların daha iyi anlaşılmasına hem de yenilikçi tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır" dedi. Türk İmmünoloji Derneği başkanı olarak Arzu Aral da, "27. Ulusal İmmünoloji Kongresi ile yalnızca bir bilimsel toplantı gerçekleştirmedik; immünolojinin geleceğini birlikte şekillendirecek güçlü ve bütüncül bir vizyon ortaya koyduk. Temel bilim ile klinik pratiğin gerçek anlamda kesiştiği, translasyonel tıbbın somut karşılık bulduğu bu kongre, hücresel tedavilerden omik teknolojilere, çevresel belirleyicilerden endotel ve epitel bariyer bütünlüğüne uzanan geniş bir perspektifle, immünolojinin hastalıkları yalnızca açıklayan değil, onları önleyen ve dönüştüren bir disiplin olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu kongrede özellikle vurgulanan bariyer odaklı yaklaşım, kronik inflamasyonun ve pek çok hastalığın ortak zeminini yeniden düşünmemizi sağlarken, temel bilimciler ile klinisyenler arasında kurulan güçlü köprüler, bu bilginin hastaya nasıl daha hızlı ve etkili yansıtılabileceğini gösterdi. Aynı zamanda, alanın ustaları ile genç araştırmacıların bir araya gelerek ortak bir dil ve heyecan üretmesi, immünolojinin geleceği açısından en kıymetli kazanımlarımızdan biri oldu. Bugün immünoloji, yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, sağlıklı ve uzun yaşamın sürdürülebilirliğinde de belirleyici bir bilim alanı haline gelmiştir. Türk immünoloji camiası olarak bizler, bu dönüşümün aktif bir parçası olmaya; bilim üretmeye, iş birliklerini güçlendirmeye ve gelecekte söz sahibi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz" şeklinde konuştu. Kongreyi organize eden Burkon Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Eker de, "Ülke genelinden hekimlerimizi Bursa’da ağırladık, konuklarımız çok memnun kaldılar" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 10:18
Evlilik öncesi tarama, talaseminin önlenmesinde kritik rol oynuyor
VM Medical Park Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, Talasemi (Akdeniz Anemisi) hakkında bilgi vererek hastalığın kalıtsal ve genetik geçişli bir kan hastalığı olduğunu belirtti ve erken tanı ile taramanın önemine dikkat çekti. Talaseminin, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobin üretimindeki bozukluk sonucu geliştiğini ifade eden Uzm. Dr. Alkış, hastalığın minör (taşıyıcılık), intermedia ve major olmak üzere üç farklı formda görüldüğünü söyledi. Klinik tespitlerin hastalığın tipine göre değiştiğini belirten Alkış, talasemi minör yani taşıyıcılık formunun belirti vermeden seyrettiğini ve genellikle evlilik öncesi tarama testlerinde tespit edildiğini vurguladı. " Talasemi major erken dönemde belirti verir" Talasemi majorun genellikle bebeklik döneminde belirti verdiğini ifade eden Uzm. Dr. Nihan Alkış; solukluk, dalak ve karaciğer büyümesine bağlı karın şişliği ile büyüme geriliğinin sık görülen şikayetler arasında yer aldığını söyledi. Bu hastaların yaşamın erken dönemlerinden itibaren düzenli kan nakline ihtiyaç duyabildiğini ve bu sürecin ömür boyu devam edebileceğini belirtti. " Talasemi minor çoğu zaman fark edilmeyebilir" Talasemi minörlü bireylerde genellikle belirgin şikâyet görülmediğini belirten Uzm. Dr. Alkış, bu nedenle taşıyıcılığın çoğu zaman fark edilmeden nesilden nesile aktarılabildiğini söyledi. Talasemi intermedia hastalarında ise belirtilerin daha ileri yaşlarda ortaya çıkabildiğini ve zaman zaman kan nakli gerekliliği doğabildiğini ifade etti. "Tedavi ve takip büyük önem taşıyor" Tedavinin hastalığın tipine göre planlandığını vurgulayan Uzm. Dr. Nihan Alkış, talasemi majörlü hastalarda kan nakli, demir yükünü azaltıcı tedaviler ve uygun verici bulunması durumunda kemik iliği naklinin uygulanabildiğini belirtti. Son yıllarda geliştirilen Luspatercept etken maddeli ilacın, bazı hastalarda kan nakli ihtiyacını azaltabildiğini de sözlerine ekledi. "En etkili yöntem: tarama" Talaseminin genetik geçişli bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Alkış, "Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumlarda, her gebelikte yüzde 25 oranında hasta çocuk doğma riski bulunmaktadır. Bu nedenle evlilik öncesi taramalar ve doğum öncesi tanı yöntemleri sayesinde talasemi büyük ölçüde önlenebilir" dedi. Eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumlarda doğacak çocuğun yüzde 25 hasta, yüzde 50 taşıyıcı ve yüzde 25 sağlıklı olma ihtimali bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, eşlerden yalnızca birinin taşıyıcı olması durumunda ise çocukların hasta olmayacağını ancak yüzde 50 oranında taşıyıcı olabileceğini ifade etti. Bu nedenle taşıyıcı çiftlerin, gebeliğin erken döneminde doğum öncesi tanı merkezlerine başvurmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Her yıl Dünya Talasemi Günü’nün toplumda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat olduğunu belirten Uzm. Dr. Alkış, 1993 yılından bu yana bu özel gün kapsamında bilinçlendirme çalışmalarının sürdürüldüğünü ifade etti. Türkiye’de 1 Kasım 2018’den itibaren uygulanan "Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı" ile taşıyıcı bireylerin tespit edilerek hasta bebek doğumlarının önlenmesinin hedeflendiğini belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, bilinçli yaklaşım, düzenli kontrol ve erken tanının hastalıkla mücadelede en güçlü adımlar olduğunu vurguladı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 10:13
Çamardı Devlet Hastanesi inşaatında sona doğru
Niğde’nin Çamardı ilçesinde yapımı devam eden 20 yataklı devlet hastanesi inşaatında inceleme gerçekleştirildi. İncelemeye Çamardı Kaymakamı Muhammet Furkan Bektaş, Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Çamardı Belediye Başkanı Ali Pınar, Destek Hizmetleri Başkanı Serkan Gümüşsoy ve Çamardı Devlet Hastanesi Müdürü Ramiz Kahraman katıldı. Heyet; yüklenici firma yetkililerinden hastanenin mevcut durumu, inşaat süreci ve planlanan tamamlanma takvimi hakkında bilgi aldı. Çalışmaların planlanan program istikametinde sürdürüldüğü belirtilirken, hastanenin tamamlanmasıyla birlikte ilçe halkının sağlık hizmetlerine erişiminin önemli ölçüde kolaylaşacağı ifade edildi. 20 yatak kapasitesine sahip olacak Çamardı Devlet Hastanesi’nin hizmete açılmasıyla birlikte ilçede sağlık hizmetlerinin daha modern, düzenli ve yeterli imkanlarla sunulması hedefleniyor.
08 Mayıs 2026 Cuma - 10:12
Niğde’de ’Her Gebeye Bir Ebe’ projesiyle riskli gebelikler yakından izleniyor
Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ’Normal Doğum Eylem Planı’ ve ’Her Gebeye Bir Ebe’ projesi kapsamında, Niğde İl Sağlık Müdürlüğü anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik saha çalışmalarını sürdürüyor. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada; Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda toplum sağlığı merkezlerinde görev yapan koordinatör ebelerin, özellikle riskli gebelik grubunda yer alan anne adayları başta olmak üzere gebeliğinin son ayındaki tüm anne adaylarına yönelik ev ziyaretlerine devam ettiği belirtildi. Gerçekleştirilen ziyaretlerde riskli gebelikler yakından takip edilirken, anne adaylarının genel sağlık durumları değerlendirilerek gebelik sürecinin sağlıklı şekilde tamamlanması için gerekli danışmanlık hizmeti sunuluyor. Ev ziyaretleri sırasında deneyimli ebeler tarafından anne adaylarına gebelikte beslenme, düzenli fiziksel aktivite, güvenli ilaç kullanımı ve doğuma hazırlık süreci konularında kapsamlı eğitimler veriliyor. Ayrıca doğum belirtileri, hastaneye başvuru kriterleri, lohusalık dönemi, anne sütünün önemi, doğru emzirme teknikleri ve yenidoğan bakımı gibi konularda bilgilendirme yapılıyor. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü; uygulama ile anne adaylarının kaygılarının azaltılmasının ve bilinçli bir gebelik süreci geçirmelerinin hedeflendiğini belirterek, düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmaması gerektiğine dikkat çekti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 14:27
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18
Bebeğe nefes aldıran ameliyat: Sol burun deliği olmayan bebek artık daha rahat nefes alacak
Kahramanmaraş’ta doğuştan sol burun deliği kapalı olarak dünyaya gelen 3 aylık bebek, HG Hospital Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla artık daha rahat nefes almaya başladı. Kahramanmaraş’ta sol burun deliği ve solunum yolları gelişmemiş olarak dünyaya gelen bebeğin aynı zamanda kalp kapakçıklarında, iç organlarında ve uzuvlarında çoklu gelişim bozuklukları tespit edildi. Bebeğin hayati riski nedeniyle öncelikli olarak solunum yollarının açılması gerektiği belirtildi. HG Hospital’de gerçekleştirilen ameliyatla yeni bir burun deliği açılan bebek, sağlıklı şekilde nefes almaya başladı. Durumu stabil seyreden bebeğin önümüzdeki süreçte kalp ameliyatının da planlandığı bildirildi. "32 yıllık meslek hayatımda en ağır vakaydı" Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mehmet Hanifi Dağoğlu, yapılan ameliyata ilişkin bilgi verdi. Dr. Dağoğlu, "Burada 3 aylık bir bebek ameliyatı yaptık. İlginç bir vakaydı. Çocuğumuz çoklu organ bozukluklarıyla dünyaya gelmişti, sol burun deliği yoktu. Sol gözü küçüktü. Sol kolu ve sol omuzu gelişmemişti. Kalbinde kapakçık sorunları var. Ayrıca yine iç organlarında bazı anormallikler var. Gırtlağı tam gelişmemiş. Ayrıca solunum yolu tam gelişmemiş. Şimdi bu hastalığın tabii öncelikle kalp ameliyatı olması lazım. Fakat kalp ameliyatı olabilmesi için öncelikle solunum yollarının açılması lazımdı. Biz çocuğa yeni bir burun deliği yaptık. İnşallah bu süre zarfında tam iyileşirse, sağlıklı şekilde iyileşirse ikinci seansta damar cerrahisi uzmanı arkadaşlarımız kalbini ameliyat edecek. Bu hastalar erken bebeklik çağında nefessiz kaldıkları için ölüyorlar. Fakat tanı konması büyük bir başarı. Tanı koyan çocuk uzmanı arkadaşlarımızı tebrik etmek lazım. Onların referansı ile bize gelmişti. Biz de başarılı bir şekilde ameliyat ettik. Tabii bu hastaya çeşitli merkezlerde anestezi verilemediği için ameliyat yapılamamıştı. Anestezi uzmanımız Şeyma Tekşen ve Kürşat Aköz’ün başarılı girişimleriyle ameliyatımızı gerçekleştirdik. Çok çok nadir, ben 32 yıllık KBB uzmanıyım, şimdiye kadar yaptığım dördüncü vaka falan oldu. Bu çok ağır bir vakaydı, en ağırı buydu" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:12
Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor
Özel İmperial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, günlük yaşamda yapılan basit hataların omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, özellikle yanlış duruş, çantanın tek omuzda taşınması, hatalı hareketler ve bilinçsiz yapılan sporların omurga eğriliklerine neden olabileceğini belirtti. Kadınlarda sıkça görülen tek omuzda çanta taşıma alışkanlığının omurgada zamanla eğriliklere yol açtığını vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, "Çantanın ağırlığı çok önemli değil. Bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması gerekiyor. Bu durum uzun vadede sırt bölgesinde postür bozukluklarına neden olabilir" dedi. Masa başında çalışanlarda da benzer riskler söz konusu olduğuna dikkat çeken Dr. Aşık, "Yanlış duruş, çantanın yanlış şekilde taşınması, hatalı hareketler veya bilinçsiz yapılan sporlar; vücudun bir tarafındaki kasları fazla çalıştırarak omurga eğriliklerine neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda sıkça karşılaştığımız tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı bu duruma örnektir. Çantanın ağırlığı çok önemli değil; bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması zamanla sırt bölgesinde eğriliklere yol açabiliyor. Bu tür postür bozukluklarına, masa başında çalışanlarda, özellikle bankacılar gibi sürekli oturarak çalışan kişilerde sıkça rastlıyoruz. Kişi karşısındaki müşteriyle yüz yüze dururken, yanda bulunan bilgisayar monitörüne dönerek çalışmak zorunda kalıyor. Bu da sürekli eğri durmaya ve zamanla skolyoz ya da kifoz gibi omurga sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Aynı şekilde çocuklarda da cep telefonu, tablet gibi cihazlarla uzun süre ilgilenirken sergiledikleri anormal duruşlar bu tür rahatsızlıkların gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:31
"Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir"
Çocuklarda sık hastalanma durumunun genellikle düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" dedi. Medical Park Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, çocuklarda bağışıklık güçlendirmenin yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Çocuklarda sık hastalanma durumunun düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Ancak tek başına bu da yeterli bir açıklama olmayabilir. Çocukların yaşına, çevresel faktörlere, beslenme düzenine, uyku kalitesine ve maruz kaldıkları mikroplara göre de hastalanma sıklıkları değişkenlik gösterir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi, vücudu zararlı mikroorganizmalardan korur" Çocuklarda bağışıklığın öneminden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Bağışıklık sistemi, vücudu bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi zararlı mikroorganizmalardan korur. Çocukluk çağında bu sistem henüz tam olgunlaşmadığı için enfeksiyonlara daha açık olabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklardan korunmada, hastalıkların daha hafif atlatılmasında ve iyileşmenin hızlanmasında kritik rol oynar" şeklinde konuştu. "Okul çağındaki çocuklarda dikkat edilmesi gerekenler" Uzm. Dr. Çelik, okul çağındaki çocuklarda bağışıklığın güçlenmesi için şu önerilerde bulundu: "Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku (ilkokul çağında 9-11 saat), bol su tüketimi, fiziksel aktivite (günlük en az 1 saat), hijyen eğitimi (el yıkama alışkanlığı), kalabalık ortamlarda hasta bireylerden uzak durma ve aşılama takviminin eksiksiz olması." "Bağışıklığı artıran öneriler" Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığı güçlendiren bazı önerilerini şu şekilde sıraladı: "C vitamini içeren besinler; turunçgiller, çilek, kivi, biber. D vitamini kaynakları; yumurta, balık, güneş ışığı. Probiyotikler; yoğurt, turşu (ev yapımı). Antioksidan zengini besinler; yaban mersini, ceviz, zeytinyağı.Protein kaynakları; yumurta, kırmızı et, tavuk, baklagiller. Çinko içeren gıdalar; kabak çekirdeği, kırmızı et, mercimek, deniz kabukluları." Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığa iyi gelen bazı vitaminleri şöyle açıkladı: "C vitamini; antioksidan etkisiyle bağışıklığı güçlendirir. D vitamini; eksikliği enfeksiyonlara açık hale getirir. A vitamini; mukoza sağlığı için önemlidir. E vitamini; serbest radikalleri temizler. Çinko ve selenyum; bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır." Uzm. Dr. Çelik, "Bu vitaminlerin kullanımı mutlaka doktor önerisiyle olmalıdır. Fazlası zararlı olabilir" dedi. "Uzak durulması gereken besinler" Uzak durulması gereken besinlere değinen Uzm. Dr. Çelik, " Şekerli yiyecek ve içecekler (bağışıklık hücrelerini baskılar), aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır paketli atıştırmalıklar, aşırı fast food tüketimi bağışıklık sistemini olumsuz etkiler" şeklinde konuştu. "Halk arasında doğru bilinen yanlışlar" Halk arasında yaygın tercih edilen, dikkat edilmesi gereken uygulamalardan bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Sarımsak yedirme zorunluluğuna özellikle dikkat edilmelidir. Faydalı olabilir ama çocuğun yaşına, mide yapısına dikkat edilmelidir. Balı 1 yaş altına vermek olumsuz sonuçlara neden olabilir. Botulizm riski taşır, kesinlikle verilmemelidir. Bitki çaylarının aşırı ve rastgele verilmesi risklidir. Bazı otlar toksik olabilir veya ilaçlarla etkileşime girebilir" açıklamasında bulundu. "5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre su tüketimi idealdir" Su tüketimin de önemini vurgulayan Uzm. Dr. Çelik, "Su, toksinlerin atılması, hücrelerin düzgün çalışması ve mukozaların nemli kalması için elzemdir. Günlük su ihtiyacı yaşa, kiloya ve fiziksel aktiviteye göre değişir ama ortalama 5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre idealdir" diye konuştu. "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" Fast food ve abur cubur tüketiminin etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller. Lif ve vitamin eksikliği, bağırsak sağlığını (dolayısıyla bağışıklığı) bozar. Obezite riski, bağışıklık sistemi üzerinde baskı oluşturur. İnflamasyonu (iltihabı) artırır, bu da vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir" ifadelerini kullandı.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:25
"Uykuda diş gıcırdatma aslında bir alarm"
Çocukların diş gıcırdatmasının hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen bir soruna işaret ettiğini belirten Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çocuklarımızın hem fiziksel gelişimini hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir" dedi. Eğer çocuğunuz geceleri dişlerini sıkıyorsa, farkında olmadan hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını tehdit eden ciddi bir sorunla karşı karşıya olabilir. "Bruksizm" olarak bilinen bu durum, tedavi edilmediğinde çene yapısında bozulmalara, dişlerde kalıcı hasarlara, baş ve kulak ağrılarına yol açabilir. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, genellikle stres ve kaygı gibi ruhsal durumların bir yansıması olan diş sıkma, çocuğunuzun genel huzurunu da olumsuz etkiler. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, bu durumun nedenlerini, belirtilerini ve modern tedavi yaklaşımlarını anlatarak ailelere yol gösteriyor. Belirtileri, baş ve çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet Ailelerin sıklıkla diş gıcırdatma sesi nedeniyle endişeyle diş hekimlerine başvurduğunu belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler bu konuda endişelenmekte çok haklılar. Çünkü bruksizm çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Bruksizmi kısaca tanımlayan Doç. Dr. Münevveroğlu, "Bruksizm, özellikle gece uykuda görülen, bazen de gündüz ortaya çıkan diş sıkma veya gıcırdatma alışkanlığıdır. Gece diş sıkıp gıcırdatan çocuklarda gündüz saatlerinde baş ağrısı, çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet görülebilir" diye konuştu. En önemli neden: Stres Diş sıkmasına yol açan pek çok faktör bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Münevveroğlu, "Stres ve kaygı bozuklukları, genetik yatkınlık, alerjik durumlar, çene kapanışındaki bozukluklar ve kötü ağız alışkanlıkları bruksizme neden olabilir. Bunlar arasında en önemli faktör ise stres ve kaygıdır" dedi. Özellikle duygusal olarak hassas çocukların yaşadıkları stresi gece diş sıkma yoluyla dışa vurabildiğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, ailelerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguladı. "Belirtileri ihmal etmeyin" Diş sıkma tedavisinde en önemli adımın farkındalık olduğunu dile getiren Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler eğer çocuklarının diş sıktığını, gıcırdattığını duyuyorsa, diş hassasiyeti, çene veya baş ağrısından şikâyet ediyorsa mutlaka bir çocuk diş hekimine başvurmalı" ifadelerine yer verdi. Her diş sıkma vakasının tedavi gerektirmediğini de belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Ancak ilerleyen semptomların görüldüğü durumlarda gece plağı uygulamaları, medikal tedavi ya da psikolojik destek gibi yöntemlere başvurabiliyoruz" dedi. Erken müdahale önemli Tedavi edilmeyen diş sıkmanın ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, şu uyarıda bulundu: "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çene ve baş ağrıları artabilir, çene eklemlerinde ağrıya ve diş boyutlarının azalmasına yol açabilir. Bu da uzun vadede estetik olarak da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çocuklarda bu tür belirtiler fark edildiğinde gecikmeden çocuk diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimini korumak mümkün."
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:19
Bu sendrom her 10 kadından birinde görülüyor
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül, adet düzensizliği, tüylenme ve kilo kontrolünde zorlukla kendini belli eden polikistik over sendromunun, zamanında fark edilmemesi halinde diyabetten kalp hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını söyledi. Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül doğurganlık çağındaki her 10 kadından birinde görülen polikistik over sendromu (PCOS) hakkında önemli bilgiler verdi. PCOS’un kadın sağlığını pek çok açıdan tehdit eden yaygın bir hormon bozukluğu olduğunu belirten Doç. Dr. Yenigül, "Bu sendrom yumurtlama düzensizlikleri, erkeklik hormonlarının artışı ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurtanın bulunması ile kendini gösteriyor. En sık karşılaştığımız belirtiler arasında adet düzensizliği, yüzde ve vücutta tüylenme artışı, akne, saç dökülmesi, kilo alımı ve kilo vermede zorlanma yer alıyor" dedi. Polikistik over sendromunun tek bir nedene bağlı gelişmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Yenigül "Hem genetik yatkınlık hem de çevresel faktörler rol oynamaktadır. Ailede PCOS öyküsü olan bireylerde risk daha yüksektir. Bunun yanı sıra insülin direnci, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fazla kilo ve hareketsiz yaşam tarzı bu tabloyu ağırlaştırabilir" diye konuştu. "Metabolizmayı da etkiliyor psikolojiyi de" PCOS’un yalnızca üreme sistemini değil, tüm vücut sağlığını etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, bu sendromun her kadında farklı belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyledi. Hormonal dengesizlikler, sivilce ve tüylenmenin yanı sıra adet düzensizlikleri, kilo yönetiminde zorlanma ve psikolojik etkiler görülebildiğini; bazı kadınlarda ise yumurtlama bozukluğu nedeniyle çocuk sahibi olmanın zor bir hale geldiğini ifade etti. PCOS tanısında en az iki kriterin dikkate alındığını belirten Doç. Dr. Yenigül, "Yumurtlama bozukluğu, erkeklik hormonlarında artış ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta varlığı tanıyı destekler. Ancak ilk adetin ardından geçen ilk 8 yıl içinde genç kızlara bu tanının hemen konulması önerilmemektedir. Bu dönemde belirtilere yönelik yaklaşım tercih edilmelidir" dedi. Tanıdan önce tiroid ve diğer hormonal hastalıkların dışlanması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Doğurganlık sorunları genellikle tedavi edilebiliyor" PCOS tedavisinin kişisel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yenigül "Tedavide ilk basamak yaşam tarzı değişikliğidir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz, tedavinin temelini oluşturur. Adet düzeni ve tüylenme sorunlarında doğum kontrol hapları, metabolik sorunlarda destek tedaviler kullanılabilir. Doğurganlık isteği olan hastalarda ise yumurtlamayı uyaran ilaçlar ya da tüp bebek gibi yöntemlere başvurulabilir" diye konuştu. PCOS’un yumurtlama bozukluğu nedeniyle infertilite riskini artırabildiğine değinen Doç. Dr. Yenigül bu durumun genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini söyledi. Yumurtlamayı başlatmak için kullanılan ilaç tedavileri ve aşılama gibi yöntemlerin ilk basamakta uygulanabildiğini anlatarak gerekirse hormon tedavileri ya da tüp bebek prosedürlerinin devreye girdiğini ve böylece çoğu kadının sağlıklı şekilde gebe kalabildiğini ifade etti. "Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir" Bu sendromun uzun vadede kontrol altına alınabilmesi için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, "Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, yalnızca adet düzenini değil, hormon dengesini, insülin direncini ve psikolojik durumu da olumlu etkiler. Kişiye özel, sürdürülebilir bir beslenme planı en doğru yaklaşımdır. Küçük bir kilo kaybı bile yumurtlama düzenini olumlu yönde etkileyebilir" açıklamasında bulundu. "Uzun vadede ciddi sağlık sorunları gelişebilir" Polikistik over sendromunun zamanla bazı kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlayabildiğini belirten Doç. Dr. Yenigül şunları dile getirdi: "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, uyku apnesi ve rahim içi kanseri gibi riskler artmaktadır. Ayrıca depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme bozuklukları da sık görülebilir. Bu nedenle düzenli hekim kontrolleri, kan testleri ve yaşam tarzı düzenlemeleri oldukça önemlidir".
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:12
Selendili vatandaşlar kan bağışına yoğun ilgi gösterdi
Uşak Kızılay Kan Merkezi tarafından Manisa’nın Selendi ilçesinde düzenlenen kan bağışı kampanyasında 40 ünite kan toplandı. Manisa’nın Selendi ilçesinde Uşak Kızılay Kan Merkezi tarafından kan bağışı kampanyası düzenlendi. 18-65 yaş arasındaki vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği bağışta vatandaşlara test yapıldıktan sonra kan bağışları alındı. Gönüllüler kan vermenin yanında sağlık kontrolünden de geçmiş oldu. Gün boyu süren çalışmada toplam 40 ünite kan toplandığı açıklandı. Selendi halkının duyarlılığından mutlu olduklarını ifade eden Kızılay Uşak Kan Merkezi yetkilileri, "Ülkemiz genelinde özellikle kanamalı acil hastalar için toplanan kan bağışına vatandaşlarımız yoğun ilgi gösteriyor. Bu bizleri çok memnun ediyor. Kan acil ihtiyaç değil, sürekli ihtiyaç. Kan ver hediyen hayat olsun" dedi.
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:46
Uzmanlardan kene uyarısı
Erzincan Sağlık İl Müdürlüğü uzmanları; Kırım Kongo kanamalı ateşinin (KKKA), kenelerle veya hasta hayvanlarla temas sonucu bulaşan, ateş ve kanamalarla seyreden, virüsten kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. İl Müdürlüğü tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda kene ısırması konusunda vatandaşlar uyarılırken, Türkiye’de ilk kez 2002 yılında görülen bu hastalığın Erzincan’ın da içinde yer aldığı bölgede sıkça görüldüğü ifade edilerek, "KKKA, kenelerin görülmeye başlandığı ilkbahar ve yaz aylarında (Nisan-Ekim) daha sık görülür. Bulaşma kene ısırığıyla en yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvanlarla temas; Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, eti, idrarı ve vücut sıvıları ile temas sonucunda da bulaş olabilmektedir. İnsandan insana; Hasta kişilerin kanı, idrarı, tükürüğü, kusmuğu veya diğer vücut sıvıları ile korunmasız temas sonucunda bulaşabilir. En çok sağlık çalışanları risk altındadır" denildi. Belirtileri nelerdir? Kırım Kongo kanamalı ateşinin belirtiler ise şöyle sıralandı; "Kenenin ısırmasından sonra 1-3 gün (en fazla 9 gün) içinde, hastalıklı kana/sıvıya temas sonrası ise 5-6 gün (en fazla 13 gün) içinde başlar. Ani başlayan ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal şikayetler arasındadır. İlerleyen günlerde ise burun, diş eti, cilt altı kanamaları, idrarda ve dışkıda kan, deride morarma, karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Geç tanı koyulursa ölüm ihtimali artar. Ne yazık ki tedavi için özel bir ilacı yoktur. Hekim, hastanın durumuna göre tedaviyi düzenler. Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemlidir" Hastalıktan Nasıl Korunulur? Pikniğe/tarlaya giderken uzun kollu kıyafet, pantolon ve çizme/tulum giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Kene bulunan yerlerden dönüldüğünde kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil tüm vücut kontrol edilmelidir. Kene varsa keneyi ezmeden, döndürmeden, cımbız veya eldivenle çıkarılmalıdır. Eğer çıkarılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonra o bölge antiseptikle (kolonya örneğin) temizlenmelidir. Kenelerin üzerine sigara basmak, kolonya veya gaz yağı gibi maddeler dökmek; kenenin kasılmasına ve taşıdığı mikropları vücuda aktarmasına neden olabileceğinden, bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Hayvanların kanıyla veya dokusuyla direkt temastan kaçınılmalıdır. Kene teması sonrasındaki 10 gün içinde ateş, kas ağrısı, kanama gibi şikayetler gelişirse mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Sağlık çalışanına kene teması mutlaka söylenmelidir.
01 Temmuz 2025 Salı - 21:08
Tarım Bakanlığı açıkladı: Niğde’de 3 firma et ürünlerinde hile yaptı
Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yaptığı belirlenen firmaları bir kez daha kamuoyuyla paylaştı. Bakanlığın guvenilirgida.tarimorman.gov.tr adresinde yayımladığı 1 Temmuz tarihli listede, Türkiye genelinden çok sayıda firmanın et ürünlerine sakatat, tek tırnaklı hayvan eti ve kanatlı et karıştırdığı ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın internet sitesinden taklit, tağşiş yapıldığı tespit edilen firmaları yayınladığı liste arasında Niğde’den 3 firma yer aldı. Yapılan denetimlerde bu firmaların ’dana ve kuzu eti’ diye sattıkları köfte ürünlerinde aslında kanatlı et kullandıklarının tespit edildiği açıklandı. Açıklanan listede Niğde’de faaliyet gösteren Çukurova Et, Gıda Tarım Ürünleri, Pehlivan Et ve Kırmızı-Beyaz Et Dünyası isimli iş yerinde dana-kuzu karışık etli köftesinde kanatlı eti tespit edildiği ifşa edildi.
01 Temmuz 2025 Salı - 18:41
Tatvan Devlet Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım servisi hizmete açıldı
Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Çocuk Yoğun Bakım Servisi hizmete açıldı. Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde açılan yeni servisin ilk hastası ise bronkopnömoni tanısıyla yoğun bakıma alınan 1 yaşındaki çocuk oldu. Ağır hasta çocukların hızlı ve etkili bir şekilde tedavi edilmesine imkan sağlayacak olan bu servisle birlikte, bölgedeki sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması hedefleniyor. Servisle ilgili açıklama yapan Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökmen Reyhanlı, bölge için büyük bir ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Çocuk Yoğun Bakım Servisi’nin açılması, bölgemiz için büyük bir ihtiyaçtı. Bu sayede yoğun bakım gerektiren çocuk hastalarımız artık başka illere sevk edilmeden, hastanemizde tedavi görebilecek. İlk hastamızı da bronkopnömoni tanısıyla kabul ettik. Bu hizmetin bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Yeni açılan servisin, Tatvan Devlet Hastanesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefi doğrultusunda da önemli bir adım olduğunu belirten Reyhanlı, "Bölgemizdeki sağlık altyapısını güçlendirmek adına attığımız bu adım, aynı zamanda Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefimiz doğrultusunda da önemli bir gelişmedir. Bu tür kritik servislerin varlığı, hem sağlık hizmeti kalitesini hem de akademik gelişimi desteklemektedir" diye konuştu. Başhekim Reyhanlı, servisin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm teknik ve idari personele teşekkür ederek, "Bu önemli birimin kurulmasında özveriyle çalışan tüm ekip arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. Birlikte daha güçlü bir sağlık sistemi inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı.
01 Temmuz 2025 Salı - 17:52
Türk hekimin uluslararası tıbbi başarısı
Dr. Özgür Ağlamış, dünyada genital estetikte kendi ismiyle anılan ve tanımlı noktası olan ilk doktorlardan biri oldu. Tanımladığı yeni enjeksiyon noktası artık ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point) olarak anılacak. Türk hekim Dr. Özgür Ağlamış, kadın genital bölgesine yönelik eksozom uygulaması alanında gerçekleştirdiği çalışmayla dünya tıbbına önemli bir katkıda bulundu. Hücresel yenilenmeye dayalı bu yenilikçi yaklaşım, estetik ve rejeneratif tıp alanının en prestijli yayınlarından biri olan Aesthetic Surgery Journal’da yayımlandı. Açıklamaya göre çalışma, kişinin kendi kanından elde edilen eksozomların genital bölgede gençleştirme amaçlı kullanımına dair retrospektif bir değerlendirme sunuyor. Elde edilen bulgular, eksozomların rejeneratif etkilerini ortaya koyarken, bölgesel doku yenilenmesine ilişkin uluslararası düzeyde yeni bir perspektif kazandırıyor. Bu yönüyle, kendi alanında dünyada yayımlanan ilk bilimsel çalışma olma niteliği taşıyor. Dr. Ağlamış’ın katkıları sadece klinik uygulamalarla sınırlı kalmadı. Çalışmada, genital bölgedeki belirli anatomik bir bileşke, literatüre yeni bir terimle kazandırıldı: ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point). Bu nokta, yeni bir enjeksiyon bölgesi olarak bilimsel yayınlarda yerini aldı ve uluslararası tıp terminolojisine dahil oldu. Dr. Özgür Ağlamış konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Ülkemizde yürüttüğümüz bilim temelli ve yenilikçi çalışmaları uluslararası platformlarda paylaşmaktan, ayrıca tıbbi literatüre kalıcı katkılar sunmaktan büyük bir gurur ve onur duyuyorum."
01 Temmuz 2025 Salı - 17:27
Selçuk Tıp’tan 185 genç doktor mezun oldu
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesinden mezun olan 185 öğrenci, düzenlenen törenle diplomalarını aldı. Genç hekimlere seslenen Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın" dedi. Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi 2024 -2025 Eğitim Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni, Sultan Alparslan Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Törende, Dr. Şeyda Nur Tanık dönem birincisi olarak arkadaşlarına ve ailelere hitap etti. Programda konuşan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, insanlığın vicdanını taşıyan kadim bir emanet olduğunu belirtti. Genç doktorlara tavsiyelerde bulunan Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın. Hangi şartta olursa olsun, insan yaşamına duyduğunuz saygıyı asla yitirmeyin. Hekim olmak, bir başkasının en zayıf anında yanında olmaktır. Bu, büyük bir ayrıcalık olduğu kadar derin bir sorumluluktur" dedi. Rektör Yılmaz, hekimlerin yaşadığı sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti: "Zaman zaman gerek dünyanın farklı yerlerinde gerekse ülkemizde bizleri derinden üzen; hekimliğin vakarına gölge düşüren ve insani değerleri, hatta insan hayatını hiçe sayan bazı tutumlarla karşılaşıyoruz. Bu gibi durumlar bize gösteriyor ki tıbbi yeterlilik, ancak ahlaki bütünlükle anlam kazanır. İnsan onuruna duyulan saygı, bu mesleğin vazgeçilmez temelidir" diye konuştu. Tıbbın, sürekli gelişen ve yenilenen bir bilim dalı olduğunu aktaran Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin de, "İyi bir hekim olmak sadece tıbbi bilgiyle değil, insanı anlayabilmekle mümkündür. Her hastaya bir insan, bir hayat, bir dünya olarak yaklaşın" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından diplomasını Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’dan alan dönem birincisi Dr. Şeyda Nur Tanık, yaş kütüğüne plaket çaktı ve Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin, mezun olan öğrencilere hekimlik yeminini yaptırdı. Tören, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi 17. dönem mezunu 185 genç doktora diplomalarının verilmesi, kep atma seremonisi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.
01 Temmuz 2025 Salı - 16:07
Kayapınar’da Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne bekleme salonu desteği
Diyarbakır’da Kayapınar Kaymakamı Ömer Bilgin’in girişimleriyle Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde hasta yakınları için modern bir bekleme salonu inşa edilerek hizmete açıldı. Ramazan ayında çocuğunun tedavisi için hastanede bulunduğu sırada, hasta yakınlarının uygun bir bekleme alanı olmaması nedeniyle yaşadıkları zorlukları yerinde gözlemleyen Kaymakam Bilgin, hastane başhekimliğinin de talebi üzerine konuyla yakından ilgilendi. Bir hayırsever iş adamının desteğiyle yürütülen çalışmalar sonucu 155 metrekarelik kapalı alana sahip bekleme salonu kısa sürede tamamlandı. Salon, düzenlenen törenle hasta yakınlarının hizmetine sunuldu. Açılışta konuşan Kaymakam Ömer Bilgin, "Bu projeyle hasta yakınlarımızın daha iyi şartlarda bekleyebileceği bir alan oluşturmuş olduk. Bu salon, kamu-hayırsever iş birliğinin güzel bir örneği oldu. Destek veren hayırseverimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. İl Sağlık Müdürü Emre Asiltürk ise, "Hastanelerimizde sadece sağlık hizmetinin kalitesi değil, hasta ve hasta yakını memnuniyeti de çok önemli. Bu salon, uzun bekleyişlerde vatandaşlarımıza rahat bir ortam sağlayacak. Destekleri için Sayın Kaymakamımıza ve katkı sunan hayırseverimize şükranlarımı sunuyorum" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder