SAĞLIK
TALÖSEV Başkanı Başdemir: "Talasemi hastaları kan bulamıyor" 08 Mayıs 2026 Cuma - 11:28:23 Kayseri Talasemi ve Lösemilileri Sevenler Derneği (TALÖSEV) Başkanı Faruk Başdemir, "Adana, Hatay, Antalya, Muğla, Denizli, İzmir bölgelerindeki hastalarımızın çok sayıda kan ihtiyacı var, hekim eksiklikleri var. Bu farkındalık gününde bu eksikliklerin telafi edilmesini ve bu sorunların çözülmesini istiyoruz" dedi. Halk arasında ’Akdeniz anemisi’ olarak bilinen talasemi hastalığı hakkında bilgiler veren TALÖSEV Başkanı Başdemir, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü’nde farkındalık çağrısında bulundu. Talasemili bir baba olarak başkanlığı sürdürdüğünü ifade eden Başdemir, hastalığın hafife alınmaması ve insanların en küçük bir belirtide dahi test yaptırmaları tavsiyesinde bulundu. Kayseri’nin taşıyıcı hasta konusunda riskli bölgede bulunduğunu belirten Başdemir, "Talasemi halk dilinde Akdeniz anemisi olarak bilinir. Vücudumuzda doğuştan kemik iliğinin kırmızı kanı üretmemesiyle başlayan bir rahatsızlık. Genetik ve kalıtsal bir kan hastalığıdır. Bu aynı zamanda anne ve babadan geçen bir hastalıktır. Bu hastalık özünde kemik iliğinin kırmızı kanı üretmemesiyle başlar ve yaşamı boyunca bu hastalarımız alyuvar alarak yaşamlarını sürdürürler. Talaseminin oluşumuna gelirsek; talasemi genini taşıyan çiftler yani minör dediğimiz kişiler, iki taşıyıcının evlilik yapmasıyla talasemi majör dediğimiz ağır bir hastalık oluşmaktadır. Kayseri, taşıyıcı konusunda bakanlığımız tarafından riskli bölge olarak ilan edilmiştir. Kayseri riskli bölge ilan edildiğinden bugüne kadar Kayseri’de evlilik öncesi zorunlu olarak tüm gençlerden talasemi testi istenmekte ve yaptırılmaktadır. Biz de Kayseri’de bu işi üstlendik. Uzun süredir lise dengi okullarda valilik ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak çalışmasıyla talasemi konusunda gençlerimizi bilgilendiriyoruz. Her vatandaşımızın mutlaka talasemi taşıyıcısı olup olmadığını bilmesi gerekiyor. Özellikle kan sayımları düşük olan her bireyin mutlaka talasemi merkezlerinde, sağlık kuruluşlarında test yaptırmaları mümkündür. Talasemi taşıyıcılarında kendini pek belli etmez. Halsizlik, uyku, üşüme gibi belirtiler ile kendisini gösterir. Bu tip durumlarda mutlaka talasemi testi yaptırmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Talaseminin tek tedavi yolu ilik naklidir" Hastalığın tedavi yöntemlerine değinerek hastaların yaşadıklarını anlatan Başdemir, Kayseri’de 280 hasta olduğunu ifade etti. Başdemir, "Talaseminin tek tedavi yolu ilik naklidir. Bunun dışında hiçbir tedavi şansı yok. Yaşamı boyunca kan alan, günlük ilaçları ve günde 12 saat cihaza bağlı yaşamı olan, çok ağır maddi ve manevi zorlukları olan bir kan hastalığıdır. Bu bakımdan halkımızın çok duyarlı olması gerekmektedir. Kayseri’nin riskli bölgede olması bu duyarlılığı daha da arttırıyor. Ben halkımızdan rica ediyorum; mutlaka kan sayımı düşük olan kişilerin talasemi testi yaptırmalarında fayda var. Evlilik öncesinde hangi ilde olurlarsa olsunlar mutlaka talasemi testi yaptırmaları gerekmektedir. Kayseri’de 280 talasemi hastamız var. Taşıyıcı olarak da nüfusumuzun yüzde 4’ü talasemi taşıyıcısıdır. Bu oran ne kadar çok olursa hastalığın o kadar çok artması demektir. Hasta sayımız 280 ama Kayseri’de taşıyıcı konusunda nüfusumuza göre oldukça fazladır. 8 Mayıs Talasemi Günü bizim için farkındalığın başladığı ve anlatıldığı bir gün. Biz bu haftayı 15 Mayıs’a kadar devam ettiriyoruz. 15 Mayıs’a kadar toplumu talasemi hakkında bilinçlendirecek her türlü etkinliği yapıyoruz. Çünkü Talasemi Günü bizim için sesimizi duyurabileceğimiz, kendimizi anlatabileceğimiz bir gün. Bir talasemili baba olarak talasemililerin sesinin duyulduğu bir gündür. Talasemiye ancak bu şekilde farkındalık var. Talasemi konuşulmuyor. Bazı talasemili çocuklarımızın sıkıntıları var; ihtiyaçları olan kanı bulmakta sıkıntı yaşanıyor. Çok şükür Kayseri bölgemizde böyle bir sıkıntı yok. Diğer illerde çok sayıda kana ihtiyaç var. Adana, Hatay, Antalya, Muğla, Denizli, İzmir bölgelerindeki hastalarımızın çok sayıda kan ihtiyacı var, hekim eksiklikleri var. Bu farkındalık gününde bu eksikliklerin telafi edilmesini ve bu sorunların çözülmesini istiyoruz. Gönüllü ve sağlıklı her kişi kan kardeşi olabilir. İlik nakli sırasında donör olabilirler. Hiçbir riski bulunmayan donörlük artık söz konusu. Bu tür kurumların eksikleri, sorunları ve ihtiyaçları karşısında vatandaşlarımızın duyarlı olmasını ve bu konuda maddi manevi olarak onlara sahip çıkılmasını ve destek verilmesini bekliyoruz" şeklinde konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:06 "Hareket et, sağlıklı kal" mesajı miniklerden geldi Samsun İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Canik Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından "Sağlık İçin Hareket Et Günü" kapsamında düzenlenen etkinlikte anaokulu öğrencileri, yaptıkları yürüyüş ve spor etkinlikleriyle sağlıklı hayatın önemine dikkat çekti. Samsun’da "Sağlık İçin Hareket Et Günü" dolayısıyla düzenlenen etkinlikte anaokulu öğrencileri renkli görüntüler oluşturdu. Canik Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından Doğupark’ta gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar, "Hareket et sağlıklı kal" ve "Sağlık için yürüyüş yap" yazılı dövizlerle yürüyüş yaptı. Yürüyüşün ardından Canik Sağlıklı Hayat Merkezi Fizyoterapisti Nurhan Telci eşliğinde çeşitli temel spor hareketleri yapan minikler, "Sağlıklı kalmak için spor yapın" mesajı verdi. Temel egzersiz hareketleriyle fiziksel aktivitenin önemini uygulamalı olarak gösterdi. "Haftada en az 150 dakika orta tempolu fiziksel aktivite yapılması gerekiyor" Etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Canik Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Elif Nur Gülen, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çekti. Gülen, "Anaokulu öğrencileriyle bu özel günde bir etkinlik yapmayı planladık. Bu etkinlikteki amacımız, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaştan itibaren kazandırılmasıdır. Küçük yaştaki çocuklarla egzersiz yaparak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda çocukların yetişkinlere örnek olmasıyla sağlıklı yaşamın önemini hep birlikte vurgulamaya çalıştık" dedi. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde birçok hizmetin ücretsiz sunulduğunu belirten Gülen, "Fizyoterapist danışmanlık hizmetlerimizin yanı sıra psikolog, diyetisyen, sigara bırakma polikliniği ve kanser tarama hizmetleri de ücretsiz olarak verilmektedir" diye konuştu. Yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta tempolu fiziksel aktivite yapması gerektiğini ifade eden Gülen, günlük yaşamda hareketliliğin artırılmasının önemine değinerek, "Sadece egzersiz yapmak hareket sayılmaz. Merdiven kullanmak, dans etmek ve bisiklet sürmek de fiziksel aktivite kapsamına girmektedir" ifadelerini kullandı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:01 TVHB Başkanı Eroğlu: "Keneler nisan ayından itibaren aktif oluyor" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına ilişkin, "Keneler nisan ayından itibaren aktif oluyor. Havalar ısınmaya başladığı andan itibaren kasım ayına kadar devam ediyor" dedi. TVHB Başkanı Eroğlu, KKKA vakalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. İlk kene vakalarının Türkiye’de 2002 yılında görüldüğünü belirten Eroğlu, bu vakaların ilk olarak Tokat’ta başladığını ifade etti. KKKA vakalarının insanların yüzde 5’inde ölümle sonuçlandığını dile getiren Eroğlu, KKKA’ya karşı daha dikkatli ve bilinçli olunması gerektiğinin altını çizdi. KKKA’nın daha çok kırsal ve ormanlık alanlarda yaygın olduğunu söyleyen Eroğlu, keneden korkulmaması gerektiğini, bu tip vakalara karşı gerekli önlemler alınırsa toplum sağlığının iyi yönde ilerleme kaydedeceğini sözlerine ekledi. "KKKA ilk defa ülkemizde 2002 yılında bazı vakalar görülüyor" KKKA’nın Türkiye’de ilk vakaların 24 yıl önce görüldüğünü belirten Eroğlu, "KKKA ilk defa ülkemizde 2002 yılında bazı vakalar görülüyor. Ama tanı 2003 yılında yapılmış. 2004 yılından itibaren de keneye karşı alınması gereken önlemler, diğer mücadeleler belirleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı tarım il müdürlükleri vasıtasıyla özellikle riski olan yerlerde vakalar ülkemizde önce Tokat’ta başlıyor. Daha sonraki yıllarda da 30 ilimizde vakalar görüldü. Dünyada 899 kene türü var. Ülkemizde bunun 46 tanesi yaşıyor. 1944’te Kırım’da, 1956’da Kongo’da benzer vakalar görülüyor. İkisi bir araya getiriliyor. İnsanlarda yüzde 5’e yakın ölümle seyrediyor. Kamuoyuna şöyle bir duyuru yapmıştık; ‘Keneden korkmayın, geç kalmaktan korkun.’ Daha çok kırsalda, özellikle ormanlık alanlar, ormanlık alanın bittiği yerde, ülkemizde Kuzey Anadolu platosunda, Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya, Bolu’ya kadar olan risk illerinde görülüyor. Fakat sonraki yıllarda değişik illerde, Diyarbakır, Malatya gibi yerlerde vakalar görüldü. Hatırladığım kadarıyla 400 vaka görülüyor. Bu kişilerden 15’i hayatını kaybediyor. Başka bir yıl yine 500’e yakın vaka var. Geçen yıl da 15 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu yıl geçtiğimiz günlerde yine bir gencimiz, evladımız hayatını maalesef kaybetti" diye konuştu. "Keneler nisan ayından itibaren aktif oluyor" KKKA’yı tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını, gerekli bilinçle ölümlerin azaltılabileceğinin altını çizen Eroğlu, "Bunu tamamen ortadan kaldırmanız mümkün değil. Onun için bireysel önlemler, mekanik önlemler ve kimyasal mücadele bunları ortaya koymak lazım. Çiftlik hayvanlarının, diğer hayvanların ilaçlanması, parazit ilaçlarıyla, antiparazitli ilaçlarla ilaçlanması da önemli noktalardan bir tanesi. Doğru bilinen yanlışlar doğru zannediliyor ama yanlış aslında. Bunları bu vesileyle ortaya koymak lazım. Keneler nisan ayından itibaren aktif oluyor. Havalar ısınmaya başladığı andan itibaren kasım ayına kadar devam ediyor. Temmuzda, ağustosta pik yapıyor. Keneler o sırada çok aktif. Bağ, bahçeye giderken gerekir tedbirleri almaları lazım" şeklinde konuştu. "KKKA’yı taşıyan kene, 12 saate yakın kan emiyor" Kenenin vücuda yapıştıktan sonra hemen zehir vermediğini dile getiren Eroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Daha çok açık renkli ve uzun kollu, yani açık bir bölge olmayacak şekilde giyinmeleri lazım. Pantolonlarının paçasını çorabın içine koyacaklar, oradan bir yapışma olmasın. Vatandaşlar, işi bittikten sonra evine geldiği zaman da soyunacak ve bir kene taraması yapacak. Çünkü kene yapıştığı zaman hissetmiyor zaten insanlar. Eğer bir kene görmüş ise buna hemen müdahale etmesi gerekiyor. Doğru bilinen yanlış dediğimiz şey, ‘Aman keneye dokunulmasın, bir sağlık kuruluşuna gidilsin.’ Hayır, doğru değil. Bunun sebebi şu; kene yapıştıktan sonra kan emmeye başlıyor. Etkeni vermiyor. KKKA’yı taşıyan kene 12 saate yakın kan emiyor. 12 saat sonra şişiyor ve etkeni vermeye başlıyor. Biz keneyi gördüğümüzde ne zaman yapıştığını, ne zaman tutulduğunu bilmiyoruz. Vatandaşlar sabahleyin tarlasına gidiyor çalışıyor. Öğleden sonra diyelim ki keneyi gördü. Süratli bir şekilde alacak ama çıplak el ile almayacak. Bir poşet, eldiven ya da bir bez parçası ile onu çıkarıp muhafaza edecek."
Uzmanlardan kene uyarısı
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:46 Uzmanlardan kene uyarısı Erzincan Sağlık İl Müdürlüğü uzmanları; Kırım Kongo kanamalı ateşinin (KKKA), kenelerle veya hasta hayvanlarla temas sonucu bulaşan, ateş ve kanamalarla seyreden, virüsten kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. İl Müdürlüğü tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda kene ısırması konusunda vatandaşlar uyarılırken, Türkiye’de ilk kez 2002 yılında görülen bu hastalığın Erzincan’ın da içinde yer aldığı bölgede sıkça görüldüğü ifade edilerek, "KKKA, kenelerin görülmeye başlandığı ilkbahar ve yaz aylarında (Nisan-Ekim) daha sık görülür. Bulaşma kene ısırığıyla en yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvanlarla temas; Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, eti, idrarı ve vücut sıvıları ile temas sonucunda da bulaş olabilmektedir. İnsandan insana; Hasta kişilerin kanı, idrarı, tükürüğü, kusmuğu veya diğer vücut sıvıları ile korunmasız temas sonucunda bulaşabilir. En çok sağlık çalışanları risk altındadır" denildi. Belirtileri nelerdir? Kırım Kongo kanamalı ateşinin belirtiler ise şöyle sıralandı; "Kenenin ısırmasından sonra 1-3 gün (en fazla 9 gün) içinde, hastalıklı kana/sıvıya temas sonrası ise 5-6 gün (en fazla 13 gün) içinde başlar. Ani başlayan ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal şikayetler arasındadır. İlerleyen günlerde ise burun, diş eti, cilt altı kanamaları, idrarda ve dışkıda kan, deride morarma, karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Geç tanı koyulursa ölüm ihtimali artar. Ne yazık ki tedavi için özel bir ilacı yoktur. Hekim, hastanın durumuna göre tedaviyi düzenler. Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemlidir" Hastalıktan Nasıl Korunulur? Pikniğe/tarlaya giderken uzun kollu kıyafet, pantolon ve çizme/tulum giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Kene bulunan yerlerden dönüldüğünde kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil tüm vücut kontrol edilmelidir. Kene varsa keneyi ezmeden, döndürmeden, cımbız veya eldivenle çıkarılmalıdır. Eğer çıkarılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonra o bölge antiseptikle (kolonya örneğin) temizlenmelidir. Kenelerin üzerine sigara basmak, kolonya veya gaz yağı gibi maddeler dökmek; kenenin kasılmasına ve taşıdığı mikropları vücuda aktarmasına neden olabileceğinden, bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Hayvanların kanıyla veya dokusuyla direkt temastan kaçınılmalıdır. Kene teması sonrasındaki 10 gün içinde ateş, kas ağrısı, kanama gibi şikayetler gelişirse mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Sağlık çalışanına kene teması mutlaka söylenmelidir.
Tatvan Devlet Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım servisi hizmete açıldı
01 Temmuz 2025 Salı - 18:41 Tatvan Devlet Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım servisi hizmete açıldı Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Çocuk Yoğun Bakım Servisi hizmete açıldı. Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde açılan yeni servisin ilk hastası ise bronkopnömoni tanısıyla yoğun bakıma alınan 1 yaşındaki çocuk oldu. Ağır hasta çocukların hızlı ve etkili bir şekilde tedavi edilmesine imkan sağlayacak olan bu servisle birlikte, bölgedeki sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması hedefleniyor. Servisle ilgili açıklama yapan Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökmen Reyhanlı, bölge için büyük bir ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Çocuk Yoğun Bakım Servisi’nin açılması, bölgemiz için büyük bir ihtiyaçtı. Bu sayede yoğun bakım gerektiren çocuk hastalarımız artık başka illere sevk edilmeden, hastanemizde tedavi görebilecek. İlk hastamızı da bronkopnömoni tanısıyla kabul ettik. Bu hizmetin bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Yeni açılan servisin, Tatvan Devlet Hastanesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefi doğrultusunda da önemli bir adım olduğunu belirten Reyhanlı, "Bölgemizdeki sağlık altyapısını güçlendirmek adına attığımız bu adım, aynı zamanda Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefimiz doğrultusunda da önemli bir gelişmedir. Bu tür kritik servislerin varlığı, hem sağlık hizmeti kalitesini hem de akademik gelişimi desteklemektedir" diye konuştu. Başhekim Reyhanlı, servisin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm teknik ve idari personele teşekkür ederek, "Bu önemli birimin kurulmasında özveriyle çalışan tüm ekip arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. Birlikte daha güçlü bir sağlık sistemi inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Türk hekimin uluslararası tıbbi başarısı
01 Temmuz 2025 Salı - 17:52 Türk hekimin uluslararası tıbbi başarısı Dr. Özgür Ağlamış, dünyada genital estetikte kendi ismiyle anılan ve tanımlı noktası olan ilk doktorlardan biri oldu. Tanımladığı yeni enjeksiyon noktası artık ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point) olarak anılacak. Türk hekim Dr. Özgür Ağlamış, kadın genital bölgesine yönelik eksozom uygulaması alanında gerçekleştirdiği çalışmayla dünya tıbbına önemli bir katkıda bulundu. Hücresel yenilenmeye dayalı bu yenilikçi yaklaşım, estetik ve rejeneratif tıp alanının en prestijli yayınlarından biri olan Aesthetic Surgery Journal’da yayımlandı. Açıklamaya göre çalışma, kişinin kendi kanından elde edilen eksozomların genital bölgede gençleştirme amaçlı kullanımına dair retrospektif bir değerlendirme sunuyor. Elde edilen bulgular, eksozomların rejeneratif etkilerini ortaya koyarken, bölgesel doku yenilenmesine ilişkin uluslararası düzeyde yeni bir perspektif kazandırıyor. Bu yönüyle, kendi alanında dünyada yayımlanan ilk bilimsel çalışma olma niteliği taşıyor. Dr. Ağlamış’ın katkıları sadece klinik uygulamalarla sınırlı kalmadı. Çalışmada, genital bölgedeki belirli anatomik bir bileşke, literatüre yeni bir terimle kazandırıldı: ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point). Bu nokta, yeni bir enjeksiyon bölgesi olarak bilimsel yayınlarda yerini aldı ve uluslararası tıp terminolojisine dahil oldu. Dr. Özgür Ağlamış konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Ülkemizde yürüttüğümüz bilim temelli ve yenilikçi çalışmaları uluslararası platformlarda paylaşmaktan, ayrıca tıbbi literatüre kalıcı katkılar sunmaktan büyük bir gurur ve onur duyuyorum."
Selçuk Tıp’tan 185 genç doktor mezun oldu
01 Temmuz 2025 Salı - 17:27 Selçuk Tıp’tan 185 genç doktor mezun oldu Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesinden mezun olan 185 öğrenci, düzenlenen törenle diplomalarını aldı. Genç hekimlere seslenen Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın" dedi. Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi 2024 -2025 Eğitim Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni, Sultan Alparslan Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Törende, Dr. Şeyda Nur Tanık dönem birincisi olarak arkadaşlarına ve ailelere hitap etti. Programda konuşan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, insanlığın vicdanını taşıyan kadim bir emanet olduğunu belirtti. Genç doktorlara tavsiyelerde bulunan Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın. Hangi şartta olursa olsun, insan yaşamına duyduğunuz saygıyı asla yitirmeyin. Hekim olmak, bir başkasının en zayıf anında yanında olmaktır. Bu, büyük bir ayrıcalık olduğu kadar derin bir sorumluluktur" dedi. Rektör Yılmaz, hekimlerin yaşadığı sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti: "Zaman zaman gerek dünyanın farklı yerlerinde gerekse ülkemizde bizleri derinden üzen; hekimliğin vakarına gölge düşüren ve insani değerleri, hatta insan hayatını hiçe sayan bazı tutumlarla karşılaşıyoruz. Bu gibi durumlar bize gösteriyor ki tıbbi yeterlilik, ancak ahlaki bütünlükle anlam kazanır. İnsan onuruna duyulan saygı, bu mesleğin vazgeçilmez temelidir" diye konuştu. Tıbbın, sürekli gelişen ve yenilenen bir bilim dalı olduğunu aktaran Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin de, "İyi bir hekim olmak sadece tıbbi bilgiyle değil, insanı anlayabilmekle mümkündür. Her hastaya bir insan, bir hayat, bir dünya olarak yaklaşın" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından diplomasını Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’dan alan dönem birincisi Dr. Şeyda Nur Tanık, yaş kütüğüne plaket çaktı ve Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin, mezun olan öğrencilere hekimlik yeminini yaptırdı. Tören, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi 17. dönem mezunu 185 genç doktora diplomalarının verilmesi, kep atma seremonisi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı
01 Temmuz 2025 Salı - 16:04 Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı Sakarya, sağlık alanında önemli bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin yanı sıra toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi, hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak düzenlendi. Geniş katılımla şehirde ilk kez düzenlenen kongrede, sağlık sektörünün güncel sorunları masaya yatırıldı. 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi Sakarya’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Özbekistan, Hindistan, Kuzey Makedonya, Filipinler ve toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı kongrenin açılış konuşmaları Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, Tıp Fakültesi, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Hemşireler Derneği ve BZT Turan Akademi ortaklığında düzenlenen kongre, yaklaşık yüzde 55’i yabancı katılımcı oranıyla gerçekleştirildi. Alanında uzman sağlıkçılar ve akademisyenlerin buluştuğu ve YÖK’ün akademik teşvik ile doçentlik başvuruları için belirlediği kriterleri de karşılayan kongrede sunulan bildiriler, tam metin ve özet kitaplarında yayınlanacak. Katılımcılara uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar verildi. Etkinlik boyunca hem bilimsel oturumlar hem de yüz yüze bireysel eğitimler, kurslar ve bilgi yarışmaları düzenlendi. Düzenlenen uluslararası kongre, Sakarya’nın bilimsel ve sağlık alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, sağlık çalışanlarının güncel sorunlarına da çözüm önerileri sundu. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nde hemşire olarak görev yapan Akın Özdemir ve Makbule Kibar’ın sunuculuğunu yaptığı açılış programında konuşan Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilek Aygın, organizasyonun kısa sürede şekillendiğini ama büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Bu kongrenin organizasyonu ve şekillenmesi çok kısa bir süre içerisinde oldu. Ama hem yüz yüze hem online bildiri açısından baktığımızda 31’i aşkın ülkeden katılım var" derken, Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi GETAT Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hande Cengiz Açıl da, "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Araştırma Merkezi olarak kongrede bir oturumda yer aldık. İnşallah daha uzun soluklu kongrelerde düzenleyeceğiz. Bildiri sayılarımız ve panellerimiz çok yoğun geçecek" diye konuştu. Kongrenin sadece yerel değil uluslararası düzeyde etkili olacağını ifade eden Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özer Köseoğlu, "İlimizde gerçekleşen ve uluslararası düzeyde hayata geçen, sağlık alanının temel sorunlarının masaya yatırılacağı çok önemli bir kongreye Sakarya Üniversitesi’nde ev sahipliği yapmaktan dolayı oldukça memnuniyet duyuyoruz. İşin teknik boyutu hem uzman akademisyen hem de pratisyenler ile beraber bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek. Umarım sonuçları itibari ile ses getirir ve katkı sunar" şeklinde konuştu. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Altıntoprak ise kongre organizasyonunun hızlı ama etkili biçimde gerçekleştiğini belirterek, "İki gün boyunca çeşitli sağlık problemleri ile ilgili oturumlar olacak, kurslar düzenlenecek. Çok dolu ve faydalı bir program olacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı. "İklim krizi kadın sağlığını doğrudan etkiliyor" Atatürk Üniversitesi Ebelik Fakültesi’nden Prof. Dr. Hava Özkan, kongrede yaptığı sunumda, iklim değişikliğinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Özkan, "İklim değişikliği veya krizi hepimizin bildiği gibi günlerce konuşsak bitecek bir konu değil. Temelde kadına etkileri nelerdir bunlar üzerinden konuşmak istiyorum. Toplumun 3’te 1’ini oluşturan biz kadınların, iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu krizi ve sağlığımızı nasıl etkilediği noktasında bilgilendireceğim. İçerisinde bulunduğumuzu 21. Yüzyılda birçok şey ile karşı karşıya kalıyoruz ve pek çoğundan da etkileniyoruz. Bunların başında da iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu iklim krizi söz konusu. Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı rapora baktığımızda toplumu tehdit eden en büyük sorun aslında iklim değişikliğinin ortaya çıkarmış olduğu bir kriz olgusu var. İnsan sağlığını olumsuz etkilerini sınıflandırdığımızda prematüre bebek ölüm sayısında artışlar olduğunu, sıcaklık artışına bağlı olarak; kalp, dolaşım, damar ve solunum yolları hastalıklarında artış olduğunu ve bununla birlikte sıcak havalara bağlı olarak çıkan yangınlar, yaşadığımız dünyayı kirletmekte. Sıcağa bağlı ölümler, su azlığına bağlı hijyen sorunları, salgın hastalıklarının artması, psikolojik rahatsızlıklar gibi pek çok sağlık sorununu sıralamak mümkün" dedi. "Kadın sağlığına yönelik sessiz bir tehdit, iklim değişikliği" Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine işaret eden Özkan, iklim krizinin kadınlar üzerinde beş temel etkisi olduğunu söyleyerek, "Biz kadınların sağlığını nasıl etkiliyor iklim değişikliği diye baktığımızda aslında intrauterin yaşamdan, ölüme kadar olan yaşam sürecinde kadın birçok şekilde iklim değişikliğinin oluşturduğu olumsuzluklardan maalesef etkileniyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, iklim değişikliğinin kadın ve kız çocuklarını nasıl etkilediği konusunda şöyle diyor; ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, çocuk evliliğinin, erken ve ölü doğumların arttığını, anne ve yenidoğan sağlığının tehdit edildiğini, üreme sağlığı noktasında doğum kontrol yöntemlerine ulaşım, erişim noktasında kısıtlamaların olduğu’ şeklinde 5 farklı yolla kadını etkileyebileceğini ifade ediyor. Üreme sağlığımızı etkiliyor iklim krizi. Gebelikten, doğuma ayrı ayrı noktalardan baktığımızda kadının sağlığının etkilendiğini söyleyebiliriz. Gebelik boyutunda kadın sağlığı, iklim değişikliğinden nasıl etkileniyor diye baktığımızda; spontan düşüklerin, erken doğumun, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi ya da yeni doğan döneminde ölümlerin olması gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalındığını söylememiz mümkün. Bir kadının, gebe kaldığı andan doğuma kadar geçen sürede yüksek ortam sıcaklığı ile sıcak hava dalgalarına maruz kalması ile onu savunmasız yapabiliyor ve yüksek riskler ile karşı karşıya bırakabiliyor. Sonuç olarak iklimi olumlu yönde değiştirebilmek için yapabileceklerimiz nelerdir onlara bakmak gerekiyor. En basiti günlük hayatta kullandığımız deodorant, parfüm gibi olguları kullanım sayısını bile azaltmak atmosferi korumak açısından belki de deryada bir damla da olsa bir şeyler yapabilmek için çabalamamız oldukça önem arz ediyor" diye konuştu. "Bilimsel tartışmalar, sağlık sistemine ışık tutacak" Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, "Sağlık hizmetleri, sadece tedavi verici hizmetler değildir, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sağlık hizmetleri; koruyucu, halk sağlığı hizmetleri ve multidisipliner yaklaşımlarla yeni tedavi yöntemlerinin bulunması gereken bir çalışma. Dolayısıyla hasta güvenliği ve sağlık sistemimizi ilgilendiren sorunların münazara edileceği bu kongreyi çok kıymetli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bugün burada birçok farklı ilden kıymetli akademisyen hocalarımız burada. Yurtdışından hocalarımız burada. Bu multidisipliner çalışma ile sağlık bilimlerinde karşılaştığımız güncel sorunlar üzerine belki de yeni politikalar üretebileceğiz. Buradaki tartışmalar bize ışık olacak ve yeni politikaların başlangıcı olabilecek" şeklinde konuştu. "Kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür organizasyonların sıklıkla yapılması gerekiyor" Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, "Özellikle sağlık sorunları ile ilgili birtakım sorunların ortaya konduğu, aklın ve bilimin birtakım şeylerin tekrar değerlendirildiği ve bunlara çözüm önerilerinin ortaya konduğu bir kongre olmasını diliyorum" derken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakım Hizmetleri Müdürü Yavuz Bingöl ise, "Sosyal hayatın gelişmesine paralel olarak sağlık bilim dalının da aynı şekilde gelişmesi gerekiyor. Bu noktada da inovasyona açık bir şekilde kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür sempozyum ve kongrelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz" ifadelerine yer verdi. Sağlık sorunları masaya yatırıldı Daha sonrasında Azerbaycan ve diğer ülkelerden gelen katılımcıların yaptıkları sunum ile açılış konuşmaları devam etti. Azerbaycan ve Özbekistan Sağlık Bakanlıklarından gelen gözlemciler ile birlikte 31 ülkenin temsil edildiği kongre, Sakarya’da ilk kez bu düzeyde gerçekleştirilmiş olmasıyla ayrı bir önem taşıyor. Farklı şehir ve ülkelerden gelen akademik isimlerin sunumlarıyla bilimsel alışveriş ve iş birliği fırsatları da doğdu. Bu kapsamlı kongre, yalnızca sağlık biliminin gelişmesine değil, aynı zamanda Sakarya’nın uluslararası akademik görünürlüğüne de katkı sundu. Elde edilen çıktılar ve önerilerin, sağlık politikaları ve uygulamalarına yön vermesi bekleniyor.
Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı
01 Temmuz 2025 Salı - 15:53 Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı Sakarya, sağlık alanında önemli bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin yanı sıra toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi, hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak düzenlendi. Geniş katılımla şehirde ilk kez düzenlenen kongrede, sağlık sektörünün güncel sorunları masaya yatırıldı. 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi Sakarya’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Özbekistan, Hindistan, Kuzey Makedonya, Filipinler ve toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı kongrenin açılış konuşmaları Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, Tıp Fakültesi, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Hemşireler Derneği ve BZT Turan Akademi ortaklığında düzenlenen kongrede, yaklaşık yüzde 55’i yabancı katılımcı oranıyla gerçekleştirildi. Alanında uzman sağlıkçılar ve akademisyenlerin buluştuğu ve YÖK’ün akademik teşvik ile doçentlik başvuruları için belirlediği kriterleri de karşılayan kongrede sunulan bildiriler, tam metin ve özet kitaplarında yayınlanacak. Katılımcılara uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar verildi. Etkinlik boyunca hem bilimsel oturumlar hem de yüz yüze bireysel eğitimler, kurslar ve bilgi yarışmaları düzenlendi. Düzenlenen uluslararası kongre, Sakarya’nın bilimsel ve sağlık alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, sağlık çalışanlarının güncel sorunlarına da çözüm önerileri sundu. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nde hemşire olarak görev yapan Akın Özdemir ve Makbule Kibar’ın sunuculuğunu yaptığı açılış programında konuşan Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilek Aygın, organizasyonun kısa sürede şekillendiğini ama büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Bu kongrenin organizasyonu ve şekillenmesi çok kısa bir süre içerisinde oldu. Ama hem yüz yüze hem online bildiri açısından baktığımızda 31’i aşkın ülkeden katılım var" derken, Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi GETAT Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hande Cengiz Açıl da, "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Araştırma Merkezi olarak kongrede bir oturumda yer aldık. İnşallah daha uzun soluklu kongrelerde düzenleyeceğiz. Bildiri sayılarımız ve panellerimiz çok yoğun geçecek" diye konuştu. Kongrenin sadece yerel değil uluslararası düzeyde etkili olacağını ifade eden Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özer Köseoğlu, "İlimizde gerçekleşen ve uluslararası düzeyde hayata geçen, sağlık alanının temel sorunlarının masaya yatırılacağı çok önemli bir kongreye Sakarya Üniversitesi’nde ev sahipliği yapmaktan dolayı oldukça memnuniyet duyuyoruz. İşin teknik boyutu hem uzman akademisyen hem de pratisyenler ile beraber bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek. Umarım sonuçları itibari ile ses getirir ve katkı sunar" şeklinde konuştu. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Altıntoprak ise kongre organizasyonunun hızlı ama etkili biçimde gerçekleştiğini belirterek, "İki gün boyunca çeşitli sağlık problemleri ile ilgili oturumlar olacak, kurslar düzenlenecek. Çok dolu ve faydalı bir program olacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı. "İklim krizi kadın sağlığını doğrudan etkiliyor" Atatürk Üniversitesi Ebelik Fakültesi’nden Prof. Dr. Hava Özkan, kongrede yaptığı sunumda, iklim değişikliğinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Özkan, "İklim değişikliği veya krizi hepimizin bildiği gibi günlerce konuşsak bitecek bir konu değil. Temelde kadına etkileri nelerdir bunlar üzerinden konuşmak istiyorum. Toplumun 3’te 1’ini oluşturan biz kadınların, iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu krizi ve sağlığımızı nasıl etkilediği noktasında bilgilendireceğim. İçerisinde bulunduğumuzu 21. Yüzyılda birçok şey ile karşı karşıya kalıyoruz ve pek çoğundan da etkileniyoruz. Bunların başında da iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu iklim krizi söz konusu. Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı rapora baktığımızda toplumu tehdit eden en büyük sorun aslında iklim değişikliğinin ortaya çıkarmış olduğu bir kriz olgusu var. İnsan sağlığını olumsuz etkilerini sınıflandırdığımızda prematüre bebek ölüm sayısında artışlar olduğunu, sıcaklık artışına bağlı olarak; kalp, dolaşım, damar ve solunum yolları hastalıklarında artış olduğunu ve bununla birlikte sıcak havalara bağlı olarak çıkan yangınlar, yaşadığımız dünyayı kirletmekte. Sıcağa bağlı ölümler, su azlığına bağlı hijyen sorunları, salgın hastalıklarının artması, psikolojik rahatsızlıklar gibi pek çok sağlık sorununu sıralamak mümkün" dedi. "Kadın sağlığına yönelik sessiz bir tehdit, iklim değişikliği" Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine işaret eden Özkan, iklim krizinin kadınlar üzerinde beş temel etkisi olduğunu söyleyerek, "Biz kadınların sağlığını nasıl etkiliyor iklim değişikliği diye baktığımızda aslında intrauterin yaşamdan, ölüme kadar olan yaşam sürecinde kadın birçok şekilde iklim değişikliğinin oluşturduğu olumsuzluklardan maalesef etkileniyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, iklim değişikliğinin kadın ve kız çocuklarını nasıl etkilediği konusunda şöyle diyor; ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, çocuk evliliğinin, erken ve ölü doğumların arttığını, anne ve yenidoğan sağlığının tehdit edildiğini, üreme sağlığı noktasında doğum kontrol yöntemlerine ulaşım, erişim noktasında kısıtlamaların olduğu’ şeklinde 5 farklı yolla kadını etkileyebileceğini ifade ediyor. Üreme sağlığımızı etkiliyor iklim krizi. Gebelikten, doğuma ayrı ayrı noktalardan baktığımızda kadının sağlığının etkilendiğini söyleyebiliriz. Gebelik boyutunda kadın sağlığı, iklim değişikliğinden nasıl etkileniyor diye baktığımızda; spontan düşüklerin, erken doğumun, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi ya da yeni doğan döneminde ölümlerin olması gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalındığını söylememiz mümkün. Bir kadının, gebe kaldığı andan doğuma kadar geçen sürede yüksek ortam sıcaklığı ile sıcak hava dalgalarına maruz kalması ile onu savunmasız yapabiliyor ve yüksek riskler ile karşı karşıya bırakabiliyor. Sonuç olarak iklimi olumlu yönde değiştirebilmek için yapabileceklerimiz nelerdir onlara bakmak gerekiyor. En basiti günlük hayatta kullandığımız deodorant, parfüm gibi olguları kullanım sayısını bile azaltmak atmosferi korumak açısından belki de deryada bir damla da olsa bir şeyler yapabilmek için çabalamamız oldukça önem arz ediyor" diye konuştu. "Bilimsel tartışmalar, sağlık sistemine ışık tutacak" Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, "Sağlık hizmetleri, sadece tedavi verici hizmetler değildir, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sağlık hizmetleri; koruyucu, halk sağlığı hizmetleri ve multidisipliner yaklaşımlarla yeni tedavi yöntemlerinin bulunması gereken bir çalışma. Dolayısıyla hasta güvenliği ve sağlık sistemimizi ilgilendiren sorunların münazara edileceği bu kongreyi çok kıymetli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bugün burada birçok farklı ilden kıymetli akademisyen hocalarımız burada. Yurtdışından hocalarımız burada. Bu multidisipliner çalışma ile sağlık bilimlerinde karşılaştığımız güncel sorunlar üzerine belki de yeni politikalar üretebileceğiz. Buradaki tartışmalar bize ışık olacak ve yeni politikaların başlangıcı olabilecek" şeklinde konuştu. "Kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür organizasyonların sıklıkla yapılması gerekiyor" Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, "Özellikle sağlık sorunları ile ilgili birtakım sorunların ortaya konduğu, aklın ve bilimin birtakım şeylerin tekrar değerlendirildiği ve bunlara çözüm önerilerinin ortaya konduğu bir kongre olmasını diliyorum" derken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakım Hizmetleri Müdürü Yavuz Bingöl ise, "Sosyal hayatın gelişmesine paralel olarak sağlık bilim dalının da aynı şekilde gelişmesi gerekiyor. Bu noktada da inovasyona açık bir şekilde kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür sempozyum ve kongrelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz" ifadelerine yer verdi. Sağlık sorunları masaya yatırıldı Daha sonrasında Azerbaycan ve diğer ülkelerden gelen katılımcıların yaptıkları sunum ile açılış konuşmaları devam etti. Azerbaycan ve Özbekistan Sağlık Bakanlıklarından gelen gözlemciler ile birlikte 31 ülkenin temsil edildiği kongre, Sakarya’da ilk kez bu düzeyde gerçekleştirilmiş olmasıyla ayrı bir önem taşıyor. Farklı şehir ve ülkelerden gelen akademik isimlerin sunumlarıyla bilimsel alışveriş ve iş birliği fırsatları da doğdu. Bu kapsamlı kongre, yalnızca sağlık biliminin gelişmesine değil, aynı zamanda Sakarya’nın uluslararası akademik görünürlüğüne de katkı sundu. Elde edilen çıktılar ve önerilerin, sağlık politikaları ve uygulamalarına yön vermesi bekleniyor.
Kanser hastalarına immünoterapi müjdesi
01 Temmuz 2025 Salı - 15:00 Kanser hastalarına immünoterapi müjdesi Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için önemli bir düzenlemeye imza attı. Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için 5 immünoterapi ilacı geri ödemeye alındı. Söz konusu ilaçlar, akciğer kanseri, meme kanseri, cilt kanseri gibi 25 farklı kanser türünde hastaların kullanımına sunuldu. Geri ödemeye alınan ilaçlar arasında ayrıca; genetik bir hastalık olan kistik fibrozisin tedavisinde kullanılan ilaç da bulunuyor. Üç immünoterapi ilacı ilk kez geri ödemeye alındı Hali hazırda iki kanser ilacının bazı endikasyonlarda geri ödemesi bulunuyordu. Bilimsel veriler dikkate alınarak hem ilaçların sayısının artırılmasına hem de kapsamın genişletilmesine karar verildi. 5 ilacın bedeli 25 farklı kanser türünde ödenecek Yapılan son düzenlemeyle kanser tedavisinde kullanılan üç immünoterapi ilacı ilk defa geri ödeme kapsamına alındı. İki ilacın ise ödeme kapsamı genişletildi. Söz konusu ilaçlar, klasik hodgkin lenfoma, melanom, malign melenom, kolorektal kanser, küçük hücreli akciğer kanseri, mide kanseri, renal hücreli karsinom ve meme kanseri gibi hastalıklarda kullanılıyor. İlaçlar, 25 farklı kanser türünde geri ödemeye alınmış oldu. Söz konusu ilaçlar, SGK ile anlaşması bulunan ikinci ve üçüncü basamak özel ve kamu hastanelerinde uygulanabilecek. Geri ödemeye alınanlar arasında kistik fibrozis ilacı da var Kistik fibrozis; akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri ve dış salgı bezlerinde görülen kalıtımlı bir gen hastalığıdır. Hastalık, aynı anda solunum sistemi, sindirim sistemi gibi vücudun birden çok sistem ve organını etkileyebiliyor. Geri ödeme listesine ilk kez alınan bir ilacın da hastalığın seyrine olumlu katkı sağlaması bekleniyor. 48 bin kanser hastası yeni düzenlemeden yararlanabilecek Yeni düzenlemeden yaklaşık 48 bin kanser hastası ve yaklaşık bin kistik fibrozis hastası yararlanabilecek. Son düzenlemeyle birlikte geri ödeme listesindeki kanser ilaçlarının sayısı ise 784’e yükseldi.
Hakkari’de sismik izolatörlü hastane dönemi başlıyor
01 Temmuz 2025 Salı - 14:35 Hakkari’de sismik izolatörlü hastane dönemi başlıyor Hakkari Valisi Ali Çelik, sismik izolatör teknolojisinin kullanılacağı 100 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin inşaatında incelemelerde bulundu. Sismik izolatörlü hastanenin inşaat alanında incelemelerde bulunan Vali Çelik, yürütülen çalışmalar ve proje detayları hakkında yetkililerden bilgi aldı. İnceleme sırasında şantiye şefi tarafından verilen bilgilere göre, hastane toplam 8 kattan oluşacak ve 25 bin 660 metrekare kapalı alana sahip olacak. Deprem güvenliğini en üst düzeye çıkaracak olan sismik izolatör sistemiyle ilgili de bilgi alan Vali Çelik’e, hastanede toplam 126 adet sismik izolatör bulunacağı, bunlardan 21’inin montajının tamamlandığı aktarıldı. Hakkari’nin sağlık altyapısına büyük katkı sağlayacak bu önemli yatırımın hayata geçirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Çelik, modern donanımı, güçlü teknik altyapısı ve depreme karşı izolatörlü inşaat sistemiyle dikkat çekerek, "Hastanenin, bölge halkının yıllardır beklediği büyük bir ihtiyacı karşılayacak. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na şükranlarımı arz ediyor, projede emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum. Hastanemizin Hakkari’ye, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. "Depreme karşı üst düzey güvence" Hakkari’de ilk kez kullanılacak olan sismik İzolatör teknolojisi sayesinde hastane, muhtemel depremlerde hem yapısal güvenliğini koruyacak hem de sağlık hizmetleri kesintisiz devam edecek. Betonarme izolatörlü sistemle inşa edilen bina, hasta ve sağlık çalışanlarının güvenliğini ön planda tutacak. Kadınlar, çocuklar ve yenidoğan bebeklerin sağlığı için üst düzey standartlarda tasarlanan hastanede; 55 hasta odası, 10 çocuk ve 10 kadın doğum polikliniği, 4 tam donanımlı ameliyathane, 2 gün ameliyathanesi, 1 sezaryen ameliyathanesi, yoğun bakım üniteleri ve tüm çocuk branşlarına yönelik sağlık hizmeti sunulacak. Ayrıca 215 araçlık otopark, engelli ve elektrikli araçlara özel alanlar, bisiklet parkları, sterilizasyon ve modern tıbbi görüntüleme üniteleriyle hastane, konforlu ve erişilebilir sağlık hizmetinin yeni adresi olacak.
Karaman’da gerçeği aratmayan tatbikat
01 Temmuz 2025 Salı - 14:34 Karaman’da gerçeği aratmayan tatbikat Karaman İl Sağlık Müdürlüğü’nce düzenlenen tatbikat gerçeği aratmadı. UMKE Temel Eğitim Kampı kapsamında yapılan tatbikat gece şartlarında acil müdahale kapasitesini test etmek amacıyla gerçekleştirildi. Senaryo gereği 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunuldu. Habersiz bir şekilde görevlendirilen acil sağlık ekipleri, olay yerine en kısa sürede ulaşarak vakaya tüm tıbbi müdahaleleri eksiksiz şekilde uyguladı. "Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar" Tatbikatın ardından konuşan İl Sağlık Müdürü Mehmet Serkan Yurdakul, "2025 yılı Temel UMKE Eğitim Tatbikatımızın son günündeyiz. Arkadaşlarımız şu anda kamp yapıyorlar. Bu son günde bazı vakaları çalıştılar. Biz de bu programa bir sürpriz katmak istedik. Şu anda aktif nöbet tutan 112 ekiplerinden bir tanesine sürpriz bir vaka verelim, gelsinler ve burada müdahaleyi yapsınlar istedik. Buradaki maksadımız, 112 ekiplerine rutin ya da ekstra verdiğimiz eğitimlerin sahadaki yansımalarını görmek, varsa eksikleri tespit edip tamamlamak. Bunları birlikte istişare ederek, konuşarak daha verimli nasıl hizmet verebiliriz, bunu belirlemek istiyoruz. Arkadaşlarımızın haberi olmadan bir vaka çıkardık. Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar. Eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde vakayı tamamladılar. Biz de verdiğimiz eğitimlerin karşılığını ve geri dönüşünü güzel bir şekilde gördüğümüz için çok mutlu olduk" dedi. "Nadir vakalara hazırlıklı hale geliyoruz" Acil Tıp Teknisyeni Abdurrahman Özkal, komuta merkezinden gelen vaka anonsuyla harekete geçtiklerini belirterek, olay yerine intikal ederken tüm hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Müdahale sırasında açık pnömotoraks ve açık tibia kırığı gibi ciddi bulgularla karşılaştıklarını, eğitimlerde öğrendikleri bilgiler sayesinde hızlı ve etkili bir müdahale gerçekleştirdiklerini ifade eden Özkal, "8 yıllık görev süremde böyle vakalarla hiç karşılaşmadım ama bu eğitimler sayesinde hem eksiklerimizi tamamlıyor, hem de nadir vakalara hazırlıklı hâle geliyoruz" diyerek, uygulamalı eğitimlerin önemine dikkat çekti.
Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet, kene popülasyonunu artırdı
01 Temmuz 2025 Salı - 14:33 Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet, kene popülasyonunu artırdı Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah İnci küresel ısınma, sıcaklık ve rutubetin kene popülasyonunu artırdığını söyleyerek, "Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı" dedi. Prof. Dr. Abdullah İnci yaz aylarında Kayseri, Sivas, Yozgat gibi şehirlerde artış gösteren ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü ile ölümlere neden olan keneler hakkında bilgiler verdi. Kenelerin mevsimsel aktivitesini gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. İnci, "Her sene görülen mevsimsel bir olayın tekrarından başka bir şey değildir ve herhangi bir sebebi yoktur. Mevsiminde aktivitesini gösteren kenelerin her seneki davranışlarından başka bir şey değildir. Popülasyonda kene artışının bilimsel bir göstergesi ilave bir veri olarak paylaşılmamıştır. İnsanlar kırsala çıktıklarında bu aktiviteler ile karşı karşıya kalabilirler. Bu artıştan kaynaklı bir olay değil. Dünyada nüfusun yüzde 20’sinin kırsalda, yüzde 80’inin şehirde yaşaması ile oluşan yeni bir normun yansımasıdır. Bu yeni normda özellikle genç jenerasyon keneyi hiç görmemiş, kene nerede ve nasıl beslenir, kenenin tıbbi yönden ne tür bir önem taşıdığını bilmediği için sahaya çıktığında da bunlarla karşılaşarak kaygıyla ortama korku salmaya çalışıyorlar. Oluşturdukları korkunun sanal ortamda paylaşılması ile bilerek yayıldığını da görüyoruz. Tıklanmanın parayla dönüştüğü platformlar olması nedeniyle büyük bir istismarı görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Ölümler kene artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikle ilgili" İnsan ölümlerinin kenelerin artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikten kaynaklandığının altını çizen Prof. Dr. İnci, "Keneler patojenleri taşırlar. Eğer kene bu patojenleri almışsa ve kan emme sırasında insanlara bulaştırmışsa enfeksiyonun görülmesi mümkün olabilir. Bu artışla ilgili değil, tedbirsizlikle alakalı bir olaydır. Tabiatta keneler tüm zamanlarda vardı, yine olacaklar. Biz insanlar ekosistemin bütünselliği içerisinde hassasiyetle keneleri bilerek ve korunmayı bilerek tedbirlerimizi alacağız ve hayatımıza devam edeceğiz" diye konuştu. "Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kene popülasyonunu artırdı" İnci, "Özellikle küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kenelerin hareketlerinde birinci derecede etki eden abiyotik faktörlerdir. Bunların yanında biyotik faktörler de önemlidir. Eskiden topraklar işlenir, araziler ekilir ve biçilirdi. Toprağın işlenmesine bağlı olarak da dişi kenelerin bıraktıkları yumurtaların çoğunluğu tahrip olur ve yeni nesil verme kapasiteleri düşerdi. Bugün onlar yapılmıyor. Biz evrilme süreci yaşıyoruz. Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı. Büyükbaş hayvanların merada otlatılmasından vazgeçildi. Bunun gibi pratikler kenelerin lehine bir durum oluşturdu. Artış da bunlarla alakalı. Her şeyden önce şehir kültürü ve yeni nesil bunların hiç birinden haberdar değil. Olayın bütününü böyle görüyoruz. Kene popülasyonunun azaltılması için alınacak tedbirleri proje dahiline hayata geçirmek gerekir. Eskinden köylerde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kene mevsiminde ilaçlanmasına yönelik çalışmalar yapılırdı. Bunları yapmıyorlar. Eğer yapılırsa kene popülasyonunda azalma başarısı gösterilebilir" dedi.