SAĞLIK
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:56 Glütensiz yaşama güvenilir destek Dünya Çölyak Günü kapsamında glütensiz beslenmeye dikkat çeken Sinangil Un, Türkiye’de paketli glütensiz un üretimini başlatan marka olarak çölyaklı bireylerin güvenilir ve ulaşılabilir ürüne erişimini destekliyor. 2006 yılından bu yana glütensiz un üretimi gerçekleştiren marka, unun yanı sıra glütensiz ekmek ve atıştırmalık ’Sinangil Gluten YOK’ ürünleriyle de çölyaklıların günlük yaşamını kolaylaştırıyor. Türkiye’nin önde gelen un markalarından Sinangil, glütensiz ürün çeşitleriyle bu ihtiyacı karşılarken, glütensiz yaşamı daha pratik hale getiren çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Sinangil Gluten YOK ürünleri yaygın perakende ve online satış kanallarının yanı sıra indirim marketleri de dahil olmak üzere farklı satış noktalarında tüketicilerle buluşuyor. Glütensiz ürünlere erişim temel bir ihtiyaç Dünya Çölyak Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan, şunları söyledi: "Çölyaklı bireyler için glütensiz ürün temel bir ihtiyaç niteliği taşıyor. Sinangil markamızla 2006 yılında Türkiye’de paketli glütensiz un üretimini başlatırken bu ihtiyacı merkeze alan bir adım attık. Bugün geldiğimiz noktada 20 yıllık deneyimimizle çölyaklıların güvenle tercih edebileceği, ulaşılabilir ve ekonomik ürünler sunmaya odaklanıyoruz. Bu ürünlerle evlerinde, okullarında, iş yerlerinde ve sosyal hayatlarında daha rahat hareket edebilmelerine katkı sağlıyoruz." "Çölyak farkındalığının artmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz" Sinangil, ürün yaklaşımının yanı sıra çölyak farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalara da destek veriyor. "Çölyaklı bireylerin mücadelesini kolaylaştırmak için yalnızca ürün geliştirmekle yetinemeyiz" diyen Hasan Abdullah Özkan, "Bu alanda farkındalığın artması, doğru bilginin yaygınlaşması ve glütensiz ürünlere erişimin hayatın doğal bir parçası haline gelmesi gerekiyor. Bu anlayışla geçtiğimiz yıllarda Çölyak Vakfı’yla birlikte Çölyak ve Glütensiz Yaşam Zirveleri gerçekleştirdik. Doktorlardan beslenme uzmanlarına, sivil toplum paydaşlarından sektör temsilcilerine kadar farklı alanlardan isimlerle çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştıracak başlıkları ele aldık. Önümüzdeki dönemde Sinangil Gluten YOK ürünlerimizle glütensiz beslenme ihtiyacına yanıt verirken, STK iş birliklerimizle de doğru bilginin yaygınlaşmasına ve çölyak farkındalığının artmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:50 Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer: "İnme yalnızca tedavi edilen değil, önlenebilen bir sağlık sorunudur" Girişimsel Nöroloji Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, inmenin yalnızca tedavi edilmesi gereken değil, aynı zamanda büyük ölçüde önlenebilen bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı. Antalya’da inme hastalığına dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulunan Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, inmenin nedenleri, risk faktörleri ve erken müdahalenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İnme riskini azaltmak büyük ölçüde kişinin elinde İnmenin çoğu zaman aniden geliştiğini ancak altta yatan risk faktörlerinin büyük bölümünün kontrol altına alınabileceğinin mümkün olduğunu belirten Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, "Özellikle kontrolsüz yüksek tansiyon ve sigara kullanımı ülkemizde en sık görülen nedenler arasında yer almaktadır. Diyabet, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam, aşırı alkol tüketimi, düzensiz beslenme ve kalp ritim bozuklukları da inme riskini artıran önemli faktörler arasında bulunmaktadır. İnme çoğu zaman öncesinde sessiz ilerleyen damar risklerinin sonucudur. Düzenli sağlık kontrolleri, tansiyon, şeker ve kolesterol takibi, sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılması ile inme riski belirgin şekilde azaltılabilir. Birden fazla risk faktörü bir araya geldiğinde risk katlanarak artar. Bu nedenle korunmada en etkili yaklaşım, tüm riskleri birlikte ele almaktır" dedi. Yaş ve genetik değiştirilemese de farkındalık hayat kurtarır İnmede ileri yaş, erkek cinsiyet, aile öyküsü ve daha önce geçirilmiş geçici iskemik atak gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin de önemli olduğunun altını çizen Gencer, "Bu kişilerin daha yakından izlenmesi gerekir. Kalp hastalıkları, boyun damarlarında darlık, pıhtılaşma bozuklukları, hormonal etkenler, kronik stres ve bazı enfeksiyonlar da inme riskini artırabilir" şeklinde konuştu. İnmede en kritik mesaj: Belirtileri tanıyın, zaman kaybetmeyin "İnme belirtileri genellikle aniden başlar" diyen Gencer, "Erken fark edilen her dakikanın tedavi açısından büyük önem taşır. İnmede zaman beyindir. Müdahalede geçen her dakika, beyin hücrelerinde geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Bu nedenle belirtiler başladığında beklemek, şikayetlerin geçmesini umut etmek ya da zaman kaybetmek çok ciddi sonuçlara neden olabilir" ifadelerini kullandı. İnmenin en sık görülen belirtileri İnmenin en sık görülen belirtilerini; yüzde ani kayma veya asimetri, kol ya da bacakta ani güçsüzlük ve uyuşma, konuşmada bozulma, peltekleşme ya da konuşulanı anlayamama, ani görme kaybı, denge kaybı veya yürüme bozukluğu ile ani başlayan şiddetli baş ağrısı olarak sıralayan Gencer, "Bu belirtilerden biri bile görüldüğünde vakit kaybetmeden 112 Acil aranmalıdır. Çünkü hızlı başvuru, tedavi şansını belirleyen en önemli unsurdur" dedi. Erken müdahale kalıcı sakatlık riskini azaltıyor Girişimsel nöroloji alanındaki gelişmeler sayesinde, özellikle damar tıkanıklığına bağlı inme tablolarında uygun hastalara zamanında müdahale edilebildiğini belirten Gencer, "Erken tanı ve doğru tedaviyle inme sonrası gelişebilecek kalıcı kayıplar azaltılabilir. İnme sonrası sakatlık ani, beklenmedik ve kalıcı olabilir. Ancak bu tablo her zaman kaçınılmaz değildir. Hastanın doğru zamanda, doğru merkezde, uygun tedaviye ulaşması; yaşamını, hareket kabiliyetini ve konuşmasını koruma açısından belirleyici olabilir. İnme artık yalnızca sonucu kabullenilen bir hastalık değildir; erken müdahaleyle seyri değiştirilebilen bir acildir" dedi. İlk saatler hayati önem taşıyor "Belirtilerin başlamasından sonraki ilk saatler kritiktir" diyen Gencer, "Özellikle ilk 4,5 saat çok önemlidir. Ancak bazı hastalarda ileri değerlendirmelerle daha geç dönemde de uygun tedavi seçenekleri vardır. Bu nedenle "geç kaldım" düşüncesiyle beklenmemesi, her inme şüphesinde mutlaka en kısa sürede hastaneye başvurulması gerekir" diye konuştu. Toplumsal farkındalık tedavinin ilk adımıdır İnmenin yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığını açıklayan Gencer, şöyle dedi: "On yıllarda daha genç yaş gruplarında da daha sık görülmektedir. Toplumun her kesiminin inme belirtilerini bilmesi gerekmektedir. İnme tedavisinde başarı yalnızca hastanedeki müdahaleye değil, hastanın yakın çevresinin farkındalığına da bağlıdır. İnmeden korunmak da, inme geçirildiğinde kalıcı sakatlığı önlemek de mümkündür. Bunun için risk faktörlerini ciddiye almak, belirtileri tanımak ve zaman kaybetmeden doğru merkeze başvurmak gerekir. İnmede hızlı davranmak, hastanın geleceğini değiştirebilir."
08 Mayıs 2026 Cuma - 11:43 TOGÜ’de diş korkusu olanlara uzman klinik çözümü Diş tedavisinden çekinen vatandaşlar için Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde hizmete giren uzman klinikte, deneyimli uzman hekimler görev yaparken birçok işlem kısa sürede tamamlanabiliyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde 8 ay önce hizmete açılan uzman kliniği, vatandaşlara tek bölümde kapsamlı diş tedavisi imkanı sunuyor. Tamamı uzman diş hekimlerinden oluşan kadrosuyla hizmet veren klinikte, öğrenciler görev almıyor. Günlük yaklaşık 30 hastanın tedavi edildiği klinikte dolgu, kanal tedavisi ve diş taşı temizliği gibi işlemler bekleme süresi olmadan gerçekleştirilebiliyor. "Uzman klinikle, bölümler arası randevunun önüne geçtik" TOGÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Işıl Sarıkaya, uzman kliniğinin özellikle randevu süreçlerinde yaşanan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulduğunu belirtti. Klinik bünyesinde öğrencilerin değil, uzmanlığını tamamlamış diş hekimlerinin görev yaptığını ifade eden Sarıkaya, "Bu kliniğin temel amacı özellikle işi acil olan vatandaşlarımızın bölümler arasında randevu alma zorluklarının önüne geçmek. Tek bir bölümde bütün tedavilerini gerçekleştirme fırsatı sunmak için kurduk" dedi. Aynı klinikte birçok işlem yapılıyor Bazı hastaların diş korkusu nedeniyle fakülte ortamında çekingen davrandığını belirten Sarıkaya, uzman klinikte tüm işlemlerin deneyimli uzman hekimler tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Günlük 30 hastanın müracaat ederek tedavi alabildiğini kaydeden Sarıkaya, ortodonti ve implant gibi ameliyat gerektiren büyük işlemler dışında birçok tedavinin aynı klinikte kısa sürede tamamlanabildiğini ifade etti. Fakültede yeni nesil hasta kayıt sistemi Öte yandan fakültede dijital dönüşüm kapsamında hasta kabul sistemlerinin de yenilendiği bildirildi. Sarıkaya, üniversitenin Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından geliştirilen yeni sistem sayesinde vatandaşların çipli kimlik kartlarıyla kayıt işlemlerini yapabildiğini belirterek, hastaların sıra ve işlem süreçlerini dijital ekranlar üzerinden takip edebildiğini söyledi.
Kanser hastalarına immünoterapi müjdesi
01 Temmuz 2025 Salı - 15:00 Kanser hastalarına immünoterapi müjdesi Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için önemli bir düzenlemeye imza attı. Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için 5 immünoterapi ilacı geri ödemeye alındı. Söz konusu ilaçlar, akciğer kanseri, meme kanseri, cilt kanseri gibi 25 farklı kanser türünde hastaların kullanımına sunuldu. Geri ödemeye alınan ilaçlar arasında ayrıca; genetik bir hastalık olan kistik fibrozisin tedavisinde kullanılan ilaç da bulunuyor. Üç immünoterapi ilacı ilk kez geri ödemeye alındı Hali hazırda iki kanser ilacının bazı endikasyonlarda geri ödemesi bulunuyordu. Bilimsel veriler dikkate alınarak hem ilaçların sayısının artırılmasına hem de kapsamın genişletilmesine karar verildi. 5 ilacın bedeli 25 farklı kanser türünde ödenecek Yapılan son düzenlemeyle kanser tedavisinde kullanılan üç immünoterapi ilacı ilk defa geri ödeme kapsamına alındı. İki ilacın ise ödeme kapsamı genişletildi. Söz konusu ilaçlar, klasik hodgkin lenfoma, melanom, malign melenom, kolorektal kanser, küçük hücreli akciğer kanseri, mide kanseri, renal hücreli karsinom ve meme kanseri gibi hastalıklarda kullanılıyor. İlaçlar, 25 farklı kanser türünde geri ödemeye alınmış oldu. Söz konusu ilaçlar, SGK ile anlaşması bulunan ikinci ve üçüncü basamak özel ve kamu hastanelerinde uygulanabilecek. Geri ödemeye alınanlar arasında kistik fibrozis ilacı da var Kistik fibrozis; akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri ve dış salgı bezlerinde görülen kalıtımlı bir gen hastalığıdır. Hastalık, aynı anda solunum sistemi, sindirim sistemi gibi vücudun birden çok sistem ve organını etkileyebiliyor. Geri ödeme listesine ilk kez alınan bir ilacın da hastalığın seyrine olumlu katkı sağlaması bekleniyor. 48 bin kanser hastası yeni düzenlemeden yararlanabilecek Yeni düzenlemeden yaklaşık 48 bin kanser hastası ve yaklaşık bin kistik fibrozis hastası yararlanabilecek. Son düzenlemeyle birlikte geri ödeme listesindeki kanser ilaçlarının sayısı ise 784’e yükseldi.
Hakkari’de sismik izolatörlü hastane dönemi başlıyor
01 Temmuz 2025 Salı - 14:35 Hakkari’de sismik izolatörlü hastane dönemi başlıyor Hakkari Valisi Ali Çelik, sismik izolatör teknolojisinin kullanılacağı 100 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin inşaatında incelemelerde bulundu. Sismik izolatörlü hastanenin inşaat alanında incelemelerde bulunan Vali Çelik, yürütülen çalışmalar ve proje detayları hakkında yetkililerden bilgi aldı. İnceleme sırasında şantiye şefi tarafından verilen bilgilere göre, hastane toplam 8 kattan oluşacak ve 25 bin 660 metrekare kapalı alana sahip olacak. Deprem güvenliğini en üst düzeye çıkaracak olan sismik izolatör sistemiyle ilgili de bilgi alan Vali Çelik’e, hastanede toplam 126 adet sismik izolatör bulunacağı, bunlardan 21’inin montajının tamamlandığı aktarıldı. Hakkari’nin sağlık altyapısına büyük katkı sağlayacak bu önemli yatırımın hayata geçirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Çelik, modern donanımı, güçlü teknik altyapısı ve depreme karşı izolatörlü inşaat sistemiyle dikkat çekerek, "Hastanenin, bölge halkının yıllardır beklediği büyük bir ihtiyacı karşılayacak. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na şükranlarımı arz ediyor, projede emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum. Hastanemizin Hakkari’ye, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. "Depreme karşı üst düzey güvence" Hakkari’de ilk kez kullanılacak olan sismik İzolatör teknolojisi sayesinde hastane, muhtemel depremlerde hem yapısal güvenliğini koruyacak hem de sağlık hizmetleri kesintisiz devam edecek. Betonarme izolatörlü sistemle inşa edilen bina, hasta ve sağlık çalışanlarının güvenliğini ön planda tutacak. Kadınlar, çocuklar ve yenidoğan bebeklerin sağlığı için üst düzey standartlarda tasarlanan hastanede; 55 hasta odası, 10 çocuk ve 10 kadın doğum polikliniği, 4 tam donanımlı ameliyathane, 2 gün ameliyathanesi, 1 sezaryen ameliyathanesi, yoğun bakım üniteleri ve tüm çocuk branşlarına yönelik sağlık hizmeti sunulacak. Ayrıca 215 araçlık otopark, engelli ve elektrikli araçlara özel alanlar, bisiklet parkları, sterilizasyon ve modern tıbbi görüntüleme üniteleriyle hastane, konforlu ve erişilebilir sağlık hizmetinin yeni adresi olacak.
Karaman’da gerçeği aratmayan tatbikat
01 Temmuz 2025 Salı - 14:34 Karaman’da gerçeği aratmayan tatbikat Karaman İl Sağlık Müdürlüğü’nce düzenlenen tatbikat gerçeği aratmadı. UMKE Temel Eğitim Kampı kapsamında yapılan tatbikat gece şartlarında acil müdahale kapasitesini test etmek amacıyla gerçekleştirildi. Senaryo gereği 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunuldu. Habersiz bir şekilde görevlendirilen acil sağlık ekipleri, olay yerine en kısa sürede ulaşarak vakaya tüm tıbbi müdahaleleri eksiksiz şekilde uyguladı. "Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar" Tatbikatın ardından konuşan İl Sağlık Müdürü Mehmet Serkan Yurdakul, "2025 yılı Temel UMKE Eğitim Tatbikatımızın son günündeyiz. Arkadaşlarımız şu anda kamp yapıyorlar. Bu son günde bazı vakaları çalıştılar. Biz de bu programa bir sürpriz katmak istedik. Şu anda aktif nöbet tutan 112 ekiplerinden bir tanesine sürpriz bir vaka verelim, gelsinler ve burada müdahaleyi yapsınlar istedik. Buradaki maksadımız, 112 ekiplerine rutin ya da ekstra verdiğimiz eğitimlerin sahadaki yansımalarını görmek, varsa eksikleri tespit edip tamamlamak. Bunları birlikte istişare ederek, konuşarak daha verimli nasıl hizmet verebiliriz, bunu belirlemek istiyoruz. Arkadaşlarımızın haberi olmadan bir vaka çıkardık. Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar. Eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde vakayı tamamladılar. Biz de verdiğimiz eğitimlerin karşılığını ve geri dönüşünü güzel bir şekilde gördüğümüz için çok mutlu olduk" dedi. "Nadir vakalara hazırlıklı hale geliyoruz" Acil Tıp Teknisyeni Abdurrahman Özkal, komuta merkezinden gelen vaka anonsuyla harekete geçtiklerini belirterek, olay yerine intikal ederken tüm hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Müdahale sırasında açık pnömotoraks ve açık tibia kırığı gibi ciddi bulgularla karşılaştıklarını, eğitimlerde öğrendikleri bilgiler sayesinde hızlı ve etkili bir müdahale gerçekleştirdiklerini ifade eden Özkal, "8 yıllık görev süremde böyle vakalarla hiç karşılaşmadım ama bu eğitimler sayesinde hem eksiklerimizi tamamlıyor, hem de nadir vakalara hazırlıklı hâle geliyoruz" diyerek, uygulamalı eğitimlerin önemine dikkat çekti.
Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet, kene popülasyonunu artırdı
01 Temmuz 2025 Salı - 14:33 Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet, kene popülasyonunu artırdı Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah İnci küresel ısınma, sıcaklık ve rutubetin kene popülasyonunu artırdığını söyleyerek, "Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı" dedi. Prof. Dr. Abdullah İnci yaz aylarında Kayseri, Sivas, Yozgat gibi şehirlerde artış gösteren ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü ile ölümlere neden olan keneler hakkında bilgiler verdi. Kenelerin mevsimsel aktivitesini gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. İnci, "Her sene görülen mevsimsel bir olayın tekrarından başka bir şey değildir ve herhangi bir sebebi yoktur. Mevsiminde aktivitesini gösteren kenelerin her seneki davranışlarından başka bir şey değildir. Popülasyonda kene artışının bilimsel bir göstergesi ilave bir veri olarak paylaşılmamıştır. İnsanlar kırsala çıktıklarında bu aktiviteler ile karşı karşıya kalabilirler. Bu artıştan kaynaklı bir olay değil. Dünyada nüfusun yüzde 20’sinin kırsalda, yüzde 80’inin şehirde yaşaması ile oluşan yeni bir normun yansımasıdır. Bu yeni normda özellikle genç jenerasyon keneyi hiç görmemiş, kene nerede ve nasıl beslenir, kenenin tıbbi yönden ne tür bir önem taşıdığını bilmediği için sahaya çıktığında da bunlarla karşılaşarak kaygıyla ortama korku salmaya çalışıyorlar. Oluşturdukları korkunun sanal ortamda paylaşılması ile bilerek yayıldığını da görüyoruz. Tıklanmanın parayla dönüştüğü platformlar olması nedeniyle büyük bir istismarı görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Ölümler kene artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikle ilgili" İnsan ölümlerinin kenelerin artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikten kaynaklandığının altını çizen Prof. Dr. İnci, "Keneler patojenleri taşırlar. Eğer kene bu patojenleri almışsa ve kan emme sırasında insanlara bulaştırmışsa enfeksiyonun görülmesi mümkün olabilir. Bu artışla ilgili değil, tedbirsizlikle alakalı bir olaydır. Tabiatta keneler tüm zamanlarda vardı, yine olacaklar. Biz insanlar ekosistemin bütünselliği içerisinde hassasiyetle keneleri bilerek ve korunmayı bilerek tedbirlerimizi alacağız ve hayatımıza devam edeceğiz" diye konuştu. "Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kene popülasyonunu artırdı" İnci, "Özellikle küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kenelerin hareketlerinde birinci derecede etki eden abiyotik faktörlerdir. Bunların yanında biyotik faktörler de önemlidir. Eskiden topraklar işlenir, araziler ekilir ve biçilirdi. Toprağın işlenmesine bağlı olarak da dişi kenelerin bıraktıkları yumurtaların çoğunluğu tahrip olur ve yeni nesil verme kapasiteleri düşerdi. Bugün onlar yapılmıyor. Biz evrilme süreci yaşıyoruz. Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı. Büyükbaş hayvanların merada otlatılmasından vazgeçildi. Bunun gibi pratikler kenelerin lehine bir durum oluşturdu. Artış da bunlarla alakalı. Her şeyden önce şehir kültürü ve yeni nesil bunların hiç birinden haberdar değil. Olayın bütününü böyle görüyoruz. Kene popülasyonunun azaltılması için alınacak tedbirleri proje dahiline hayata geçirmek gerekir. Eskinden köylerde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kene mevsiminde ilaçlanmasına yönelik çalışmalar yapılırdı. Bunları yapmıyorlar. Eğer yapılırsa kene popülasyonunda azalma başarısı gösterilebilir" dedi.
Psikiyatri uzmanından uyarı: "Anoreksiya hayati risk taşıyan bir yeme bozukluğudur"
01 Temmuz 2025 Salı - 14:07 Psikiyatri uzmanından uyarı: "Anoreksiya hayati risk taşıyan bir yeme bozukluğudur" Anoreksiya nervozanın sadece kilo kaybı ya da yeme alışkanlıklarında değişiklik değil; hayatı tehdit edebilen, ciddi psikolojik ve fiziksel sonuçları olan bir yeme bozukluğu olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, "Psikiyatrik bir hastalık olarak tanımladığımız anoreksiya, bireyin beden algısında bozulma ve kilo alma korkusu nedeniyle bilinçli şekilde besin alımını kısıtlamasıyla ortaya çıkar" dedi. Anoreksiya nervozanın yalnızca kilo kaybı ya da yeme alışkanlıklarındaki değişiklikten ibaret olmadığını, hayati tehlikeye yol açabilecek düzeyde ciddi bir psikolojik ve fiziksel hastalık olduğunu belirten VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, uyarılarda bulundu. "Sosyal medyadaki filtreli görseller gerçeklik algısını bozuyor" Hastalığın en sık ergenlik dönemindeki genç kızlarda görüldüğünü ancak her yaş ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Bahçe, "Toplumda güzellik algısının zayıf bedene indirgenmesi, sosyal medyada filtreli görsellerin gerçeklik algısını bozması ve mükemmeliyetçi kişilik yapısı anoreksiya gelişiminde önemli rol oynar" şeklinde konuştu. "Kilo takıntısı değil, ciddi bir psikolojik tablodur" Anoreksiya nervozada bireyin kilosu normalin çok altında olmasına rağmen kendini hâlâ kilolu hissettiğini ve kilo alma endişesi nedeniyle yoğun bir kaygı yaşadığını belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Bu durum zamanla kalori alımının kısıtlanmasına, yoğun egzersize ve hatta kusma, müshil kullanımı gibi zararlı davranışlara neden olabilir. Hastalar genellikle iştahsız olduklarını ifade etmez; aksine yemek, diyet ve kalori konularıyla aşırı meşgul olurlar. Yalnız yemek yeme, tabaktaki yiyecekleri simetrik dizme, çok küçük lokmalarla uzun süre oyalanma gibi obsesif davranışlar dikkat çeker" dedi. "Fiziksel ve ruhsal belirtiler birlikte ilerler" Anoreksiyanın zamanla ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini ifade eden Bahçe, şu bilgileri paylaştı: "Adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, kemik erimesi, kalp ritim bozuklukları ve böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bunlara depresyon, kaygı bozuklukları, sosyal izolasyon ve intihar düşünceleri eşlik edebilir. Hastalığın tanısı, kapsamlı psikiyatrik değerlendirme ve fiziksel muayeneyle konur. Tedavi ise çok yönlü bir yaklaşımla, psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve gerektiğinde dâhili branşlardan oluşan bir ekip tarafından yürütülmelidir. Gerekli durumlarda hastaneye yatış gerekebilir." "Erken müdahale hayat kurtarır" Erken dönemde fark edilen anoreksiya nervozanın, doğru psikoterapi ve beslenme programı ile tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Bahçe, "Ancak kişi hastalığını genellikle reddettiği için aile ve yakın çevrenin gözlemleri büyük önem taşır. Özellikle kilo takıntısı, hızlı kilo kaybı, sosyal çekilme ve yeme davranışlarında belirgin değişiklikler söz konusuysa bir uzmana başvurulmalıdır. Anoreksiya nervoza, geç kalındığında yaşam kalitesini ciddi ölçüde bozan ve ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olabilir. Bu yüzden gençlerin fiziksel görünümlerine değil, ruhsal iyilik hallerine odaklanmaları ve ailelerin bu süreçte destekleyici bir tutum sergilemeleri büyük önem taşır" dedi.
Yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat
01 Temmuz 2025 Salı - 13:17 Yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarında artış yaşandığını söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, "Yaz aylarında artış gösteren sağlık sorunlarından biri de idrar yolu enfeksiyonlarıdır (İYE). Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte daha fazla terleme, yetersiz sıvı alımı ve havuz kullanımı gibi etkenler, bu enfeksiyonların görülme sıklığını önemli ölçüde artırıyor. Özellikle kadınların ve çocukların bu dönemde daha dikkatli olması gerekir" dedi. Doç. Dr. Mehmet Solakhan, "İdrar yolu enfeksiyonları, mesane, üretra, böbrekler veya üreter gibi idrar yollarının herhangi bir bölümünde oluşabilen bakteriyel enfeksiyonlardır. En yaygın formu ise mesane enfeksiyonu (sistit) olarak bilinir. Genellikle Escherichia coli (E. coli) adlı bakterinin neden olduğu bu enfeksiyonlar, tedavi edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Sıcak havalarda terleme arttığı halde yeterince su içilmemesi, idrarın yoğunlaşmasına ve bakterilerin çoğalmasına zemin hazırlar. Ortak kullanılan ve iyi dezenfekte edilmemiş havuzlar, bakterilerin üretraya ulaşmasını kolaylaştırır. Uzun süre ıslak mayo ile kalmak, genital bölgenin nemli kalmasına ve bakteri üremesine neden olur. Hava almayan giysiler, bölgenin tahriş olmasına ve enfeksiyon riskinin artmasına yol açar. Özellikle tatil bölgelerinde hijyen şartlarının yetersiz olması, enfeksiyon riskini artırır" ifadelerini kullandı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, yaz aylarında enfeksiyon vakalarının arttığını belirterek, "Özellikle tatilde olan bireyler, hijyen şartlarına dikkat etmeli ve yeterli sıvı alımını ihmal etmemelidir. Enfeksiyon belirtileri fark edildiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı" diye konuştu.
Erzurum Şehir Hastanesi’nden bir ilk
01 Temmuz 2025 Salı - 13:11 Erzurum Şehir Hastanesi’nden bir ilk Erzurum Şehir Hastanesi’nde bir ilk gerçekleşti ve başka bir şehirde bulunan lösemi hastası çocuğa nakledilmek üzere bağışçıdan kök hücre alındı. Bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan kök hücre nakli son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmaya başladı. Ancak Türkiye’de kök hücre toplanması işlemi her şehirde yapılmıyor. Sağlık Bakanlığı ve Kızılay bununla alakalı 2014 yılında bir çalışma yaptı, kök hücre toplanması ile alakalı merkezlerin sayısının artırılması için girişimlerde bulundu. Erzurum’da bu anlamda bir ilk yaşandı ve ilk defa Şehir Hastanesi’nde kurulan sistemle, ismi saklı tutulan bir bağışçıdan kök hücre alındı. İl bağışçıdan kök hücre alındı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör, Türkiye’de kök hücre toplamanın 2014 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından başlatıldığını ifade ederek, "Bu işlem büyükşehirler başta olmak başka şehirlerdeki merkezlerde yapılıyordu. Bağışçıların da bu şehirlere gitme zorunluluğu vardı. Nakil işlemleri başta olmak üzere meşakkatli ve zor bir işlem istiyor. 2025 yılı itibariyle Bakanlığımız, Erzurum Şehir Hastanesi ve Erzurum Kızılay Şubesi’ni bununla alakalı yetkilendirdi. Böylece hastanemizin Transfüzyon Merkezi’nde bir alan açarak, bağışçılarımızdan kök hücre toplamaya başladık. İlkini de gerçekleştirdik. Sırada yedi hastamız var. Şu anda bağışçımızdan alacağımız kök hücre bir başka şehrimizdeki çocuğuma nakledilecek. Bu bilgiler tamamen saklı tutuluyor. İlk adımı hastanemizde attık ve Kızılay devamını getirecek" dedi. "Artık bölgede toplama yapılacak" Türk Kızılay Doğu Anadolu Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Abdullah Üzer, Sağlık Bakanlığı ile 2014 yılında bir protokol imzaladıklarını belirterek, "Kök hücre nakli alakalı bağışçı bulmak, kök hücreyi toplamak ve hastaya nakledilmesi ile alakalı üç önemli aşama var. Akraba dışı kök hücre nakli ülkemizde çok sıkça yapılan bir uygulama değildi. Bu elbette büyük bir eksiklikti. Şu anda bir havuz oluşturuldu. Bağışçılarımızla alakalı tam bir gizlilik ve güvenlik sistemi geçerlidir. Daha önce bizim bölgemizde de eşleşen bağışçılar uzak merkezlere gitmek zorunda idi ve bir takım zorluklar, sorunlar çıkabiliyordu. İnsanların yaşadığı şehirlerde toplama merkezi olması işleri kolaylaştırıyor. Erzurum Şehir Hastanesi bu anlamda her türlü donanıma ve teknoloji sahip. Artık Erzurum ve bölge için kök hücre toplama işlemini Erzurum’da rahatça yapabileceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz" diye konuştu.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu:
01 Temmuz 2025 Salı - 13:07 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu: Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, kene sebepli ölümlerle ilgili vatandaşlara uyarılarda bulunarak, "Burada halk bilinçli hareket ederse, bilinç seviyesi yükseltilirse bu hastalıktan insanımız hayatını kaybetmez" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Kastamonu’da bir dizi programa katıldı. İlk olarak Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgür Kaynar’ı makamında ziyaret eden Eroğlu, Veteriner Fakültesinde yürütülen çalışmalar ve Hayvan Hastanesi hakkında bilgiler aldı. Buradaki ziyaretinin ardından Eroğlu, Kastamonu Valisi Meftun Dallı ve Kastamonu Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğini ziyaret etti. Ziyaretlerin ardından konuşan Eroğlu, kene sebepli ölümler ve orman yangınlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Yangınlar dolayısıyla veteriner arkadaşlarımız bölgede görev yapıyorlar" Geçen hafta itibariyle 13 ilde orman yangınlarının çıktığını söyleyen Eroğlu, "Veteriner hekimler her dönemde olduğu gibi bu dönemde de yangın bölgesinde görev alıyor. Çünkü veterinerin varlığı canlıları yaşatmak içindir. 70 bölge ve il odamıza bağlı Türk Veteriner Birliğine yaklaşık 45 bin civarında meslek üyemiz var. Meslektaşlarımız, 6 Şubat depreminde, Malatya, Elazığ depreminde, Bozkurt sel felaketinde olduğu gibi şimdi de bu yangınlar dolayısıyla arkadaşlarımız yangın bölgesinde görev yapmaktadır. Veteriner hizmetleriyle ilgili gece gündüz demeden bütün hizmetleri vermeye hazır olduğumuzu, kamu kurumlarıyla birlikte paylaştık. Çok üzücü bir durum. Çünkü doğal hayatın dengesi, ekosistem sağlığı için ormanlarımız bir anlamda ekosistemin akciğeri vazifesini görüyor, o açıdan inşallah en kısa zamanda bu yangınları söndürülür ve bir daha arzumuz talebimiz, gayretimiz, yangınların yaşanmamasıdır" dedi. "Sahiplenme seferberliği başlatılmalı" Sokak hayvanları probleminin çözülmesi için belediyelerin bir an önce çalışmalarını tamamlaması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, "Bir taraftan bu hayvanların popülasyonunun çoğalmasının, üremesinin önüne geçmek için gerçekten yoğun bir faaliyet var ve biliyorsunuz 5199 Hayvanları Koruma Kanunu, 7527 sayılı kanunla revize edildi ve bu kanunda belediyelere daha fazla görev yükledi. 2028 yılına kadar sokaktaki yani sahipsiz hayvanların barınabileceği fiziki kapasiteleri olan barınakların ve yaşam alanlarının bir an önce oluşturmanızı şeklinde 2028 yılına kadar belediyelerimiz ki Türkiye’de bin 400 civarında belediyemiz var. Süratli bir şekilde bunları yapmaları gerekiyor. Bu alanlar yapılırken mutlaka hayvan refahı şartlarına uygun asgari hijyenik ve fiziki şartları taşıyan yerler olması lazım. Gittiğimiz yerlerde belediyelere ait hayvan bakımevlerini geziyoruz. Zaman zaman belediye başkanlarımızla konuşuyoruz. Çevre, Şehir ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileriyle birkaç ay önce de ziyaret ettik. Belediyelerde istihdam edilen veteriner hekim sayısı çok az. Çok az miktarda hekim çalışıyor. Bizim talebimiz Türkiye genelinde kanunun emrettiği ya da öngördüğü çalışmaların yapılabilmesi için 4 bin civarında veteriner hekimin belediyelerde istihdam edilmesi gerekiyor. Kısırlaştırmayla ilgili başlatılan çeşitli çalışmalar oldu. Bir seferberliğin gündeme alınması gerekiyor. Gerekli sağlık işlemleri yapıldıktan, kaydedildikten sonra Tarım Bakanlığı veri kayıt sistemine kaydedilecek ve sokaklara bırakılmayacak, tutulacak şeklindeydi. Bunun için bir an önce barınakların yapılması gerekiyor. Kısırlaştırma seferberliğin yanı sıra bir de sahiplendirme seferberliği başlatılmalı ve sahiplendirmeye vatandaşları özendirmeli, teşvik edilmeli. Bu teşvikle ilgili de yine birlik olarak bilim kurulu üyelerimiz, hocalarımızla birlikte konuyu değerlendiriyoruz. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla bakanlık yetkililerine de bunları iletiyoruz. Yani hayvanların hayvan refahı şartlarında yaşaması, hayvan refahı anlamında hayvan konforu demektir. O şartlarda yaşaması için Türk Veteriner Hekimler Birliği olarak üzerimize ne düşüyorsa bu konuda diğer meslek örgütleri, kamu kurum ve kuruluşlarıyla çalışmaya hazır olduğumuzu her zaman beyan ettik" diye konuştu. "Keneye karşı toplumumuzun bilinç seviyesini yükseltmemiz gerekiyor" Türkiye’de 15 kişinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı dolayısıyla hayatını kaybettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bu hastalığın etkenlerini keneler taşıyor. Dünyada yaklaşık 900 kene türü var. Ülkemizde 46 tür kene yaşıyor ama bunlardan bir tanesi hastalık etkenini taşıyor. Hyalomma marginatum dediğimiz kene türü ki daha çok merada rastlanıyor. Zaten keneler mera ve mesken keneleri diye ikiye ayrılmış vaziyettedir. 200’e yakın hastalık taşıyor ama en tehlikeli olanı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığıdır. Bunun yanı sıra Lyme, Babezyoz ve Tularemi hastalıkları da taşıyorlar. Bunun için toplumumuzun bilinç seviyesini yükseltmemiz gerekiyor. Kamu spotlarıyla Türkiye’deki bütün televizyon kanallarında bunu duyurmamız gerekiyor. Keneler mart ayının sonundan itibaren, havalar ısınmaya başladığı zaman tehlike arz ediyorlar. Ekim-kasım aylarına kadar tehlike devam eder. Burada halk bilinçli hareket ederse, bilinç seviyesi yükseltilirse bu hastalıktan insanımız hayatını kaybetmez. Vakalara bakıyorsunuz, keneyi görmüş, üzerinden onu kendisi bir şekilde uzaklaştırmış ama bir sağlık kuruluşuna müracaat etmemiş, ettiğinde de artık iş işten geçmiş oluyor. Bu hastalığın etkeni olan insanlarda baş ağrısı, ateş, yüksek ateş, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık ve mide bulantısıyla başlıyor. Hastalığı bir kişi üzerinde keneyi kördü, onu uzaklaştırdı. Birkaç gün sonra da bu belirtiler olduğu zaman hemen süratli bir şekilde hatta keneyi görür görmez uzaklaştırabilir. Hiç beklemeden o belirtilerin çıkmasını da beklemeden sağlık kuruluştan müdahale etmesi lazım. Böyle olursa insanlarımız hayatlarını kaybetmezler" şeklinde konuştu. Türkiye’de 33 ilde kene vakalarının görüldüğünü söyleyen Eroğlu, "Keneye ilk rastladığımızda bir kaç sene önce 20 ilimizde vardı, şimdi kene görülen il sayısı 33’e yükseldi. Diğer illerimizde de görülmeye başlandı. O zaman daha ciddi tedbirlerin olması gerekir. Şimdi keneye karşı 3 türlü mücadele var, bir bireysel önlemler, iki mekanik uygulamalar, kontrol uygulamaları ve üçüncüsü de kimyasal ilaçlamalar. Bu yüzden vücudumuzda kene görüldüğü zaman mutlaka çıkarılacak ama elinize bir eldiven, poşet olacak, çıplak elle keneye dokunmayacaksınız. Onu ezmek falan suretiyle zaten etkeni alıyorsunuz. Bu çok yanlış. O yüzden elimizde bir eldiven ya da poşet ile vücudumuzdan keneyi çıkartıp, vakit kaybetmeden de en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Arı sütü ineklerde kısırlığı tedavi etti, şimdi sıra insanlarda
01 Temmuz 2025 Salı - 12:14 Arı sütü ineklerde kısırlığı tedavi etti, şimdi sıra insanlarda Birçok hastalığı derman olan arı sütünün kısır ineklerin gebe kalmasını sağladığı ortaya çıktı. Bilim insanlarının bu çalışması çocuk sahibi olamayan çiftlere umut ışığı oldu. Adıyaman’ın Tut ilçesinde veteriner hekim olarak görev yapan Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ali Tekçe’nin öncülüğünde yaklaşık 15 kişiden oluşan bilim insanları ‘arı sütünün’ yeni bir özelliğini keşfetti. Katıldığı bir eğitimde ‘Kısır arı işçilerin arı sütü yedikten sonra fertil hale geldiğini’ öğrenen Veteriner Hekim Ali Tekçe, bunu insanlarda da uygulayabilmek için kolları sıvadı. Harran Üniversitesi ve Adıyaman Üniversitesi’nden alınan çalışma izinlerinden sonra tıp ve veteriner fakültelerinden akademisyenler ile birlikte çalışmalara başladı. Arı sütlerinin Harran Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Laboratuvarında çalışılmasından sonra ilk olarak rat (deney faresi) sonrasında ise 120 baş kısır ineklerde rektal yoldan kısırlık tedavisi için uygulandı. İstatistiksel olarak ‘P’ değeri anlamlı bulunarak bilimsel değer kazandı. Yapılan bu önemli çalışma Amerika’da Bio medical Science and Clinical Research isimli dergide bilimsel makale olarak yayınlandı. Hayvanlarda sağlanan başarının ardından çalışmanın üçüncü aşamasına geçildi. Arı sütünün çocuk sahibi olamayan kısır insanlarda da uygulanması için gerekli izinler alındı. Arı sütü empriyo ve spermatoza çalışmalarına Malatya’da bir tüp bebek merkezinde başlanıldı. Türk bilim insanlarının yıllar süren bu çalışmasının üçüncü aşaması da başarılı olursa insanlık için önemli bir buluş elde etmiş olunacak. Konuyla ilgili bilgi veren Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ali Tekçe, "Öncelikle arı sütüne olan ilgimiz şuradan çıktı. Ardahan Arıcılık Enstitüsünde gördüğümüz bir eğitim esnasında, kısır işçi arılarının arı sütü yedirildikten sonra fertil hale geldiğini yani üremeye uygun olan, uygun hale geldiğini derste işledikten sonra bizde bir fikir oluştu. Biz bu arı sütünü insanlara nasıl uygulayabiliriz aşamasına geldik. Onun içinde belirli aşamalardan geçmemiz lazımdı. İlk aşama ratlarda siklofosfamid çalışmasıydı. Biz ratlara yaptığımız arı sütünde olumlu sonuçlar aldıktan sonra bunu bilimsel olarak da yayınladıktan sonra bir sonraki aşama olan süt sığırlarına geldik. Bunun için biz 120 baş hayvan seçtik. Deney, deney gurubu, hasta gurubu ve kontrol gurubu olmak üzere. Hasta guruplarına yanı kısır ineklere yaptığımız arı sütü uygulamasında arı sütünün işe yaradığını ve kısır ineklerin tedavi edilebildiğini tespit ettik. Bunu tezimizde de yayınladık. Sağlık Bilimleri Enstitüsünde de onayladıktan sonra makale havuzuna attık. Amerika da ki kıymetli bir dergi tarafından bir teklif aldık. Bu bilimsel araştırma dergisi bizim makaleyi yayınladıktan sonra biz yaptığımız çalışmanın hem bilimsel temelini oluşturduk hem de insan çalışması olacak olan üçüncü aşamaya da geçmiş olduk. Şuanda embriyo transferi ve embriyo üretim aşamasında meydana gelen aksaklıkları arı sütüyle önleyebileceğimiz bir çalışma tasarlıyoruz Malatya’da ki tüp bebek merkezinde. Arı sütü kalıntı bırakmayan sorun olduğu için kadınlarda ilerleyen dönemlerde çeşitli hastalıkların oluşmamasını sağlamış olur. İnşallah biz o çalışmalarımızı kısa sürede tamamlar tekrardan bilimsel camiaya faydalı olmuş oluruz" dedi. Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Dr. Ömer Korkmaz ise "Ratlarda deneysel bir çalışma yaptığımızda siklofosfamidin yumurtalık üzerindeki etkisini, olumsuz etkisini arı sütünün çözdüğünü gördük. Bu bizi müthiş heyecanlandırdı. Çünkü çağımızın hastalığına bir derman bulabileceğimizi ön gördük" diye konuştu.
Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi kas hastalarına umut oluyor
01 Temmuz 2025 Salı - 11:59 Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi kas hastalarına umut oluyor Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi bünyesindeki Nöromüsküler Kas Hastalıkları Merkezi, 400’e yakın hastaya multidisipliner yaklaşımla tedavi sunuyor. Türkiye’deki 23. yetkili merkez olan ünite, çevre illerden gelen hastalara da umut oluyor. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi bünyesinde geçtiğimiz yıl hizmete açılan Nöromüsküler Kas Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi, bölge halkına umut olmaya devam ediyor. Elazığ başta olmak üzere Malatya, Diyarbakır, Bingöl, Tunceli, Muş, Sivas, Şırnak ve Siirt gibi çevre illerden gelen hastalara da düzenli hizmet veriyor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden yoğun başvuru alan merkezde ise, 400’e yakın hasta aktif olarak takip ediliyor. Hastane Başhekimi Doç. Dr. Şüheda Kaya, merkezin çocuk ve erişkin nöroloji ile fizik tedavi uzmanlarının iş birliğiyle hizmet verdiğini belirterek, "Bölgemizdeki tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırarak uluslararası standartlarda bakım sunuyoruz" dedi. "İlimiz bu anlamda bir bölge hastanesi" Nöromusküler merkezlerin son dönemde yeni gelişen tedaviler ve özellikle tanı genişliği sebebiyle oldukça önem kazandığını dile getiren Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Kırık ise "İlimiz Türkiye’de 23. merkez olarak kas hastalıkları merkezi onayını aldı. Nöromusküler merkezler son dönemde yeni gelişen tedaviler ve özellikle tanı genişliği sebebiyle de oldukça önem kazanmaktadır. Multidisipliner yaklaşımlar, nöromüsküler merkezlerinin birincil odağını oluşturmaktadır. Burada bize en çok destek veren fizik tedaviden kıymetli hocalarımız, buna ek olarak skolyoz gelişen hastalarda ortopedi desteği, beslenme açısından çocuk gastroenteroloji desteği ve tıbbi genetik desteğiyle beraber hastalar çoklu kliniklerde takip edilmekte. Bu merkezlerin artmasıyla beraber hem ulaşılabilir olmak hem de ailelerin bilgilendirilmesi ile bu hastalıkların artık olumlu yönde seyir gösterebileceği de görülmektedir. Ailelerin ve bizlerin çabası Sağlık Bakanlığımızın çabalarıyla beraber hastaların belirgin klinik iyileşmesini görmek bize mutluluk vermektedir. Kas hastalıkları son yıllarda gelişen tedavi ve teknolojiyle beraber önem kazanmakta. Bununla ilgili olarak da birçok kas hastalığı tanımlanmış, Merkezimizde yaklaşık olarak 400 kadar kas hastasının takip ve tedavilerini yapmaktayız. İlimiz bu anlamda bir bölge hastanesi. Çevredeki şehirlerden Tunceli, Bingöl, Muş, Malatya, Diyarbakır gibi merkezlerden buna ek olarak daha uzak Şırnak, Bitlis, Siirt, Adıyaman ve Sivas’tan da birçok hasta kliniğimizde aralıklı olarak düzenli takiplerine gelmektedir" diye konuştu. "Hastalarımızın günlük aktivitelerini kolaylaştırıyoruz" Multidisipliner bir yaklaşımla hizmet sunduklarını ifade eden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nevsun Pıhtılı Taş da "Merkezimizde takip ettiğimiz birçok kas hastamız var. Hastalarımız bize başvurduklarında bizim Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimleri olarak ilk amacımız öncelikle kas hastalıklarının yan etkisi veya komplikasyonlar dediğimiz hastalarımızda oluşabilecek sıkıntılarını önlemeye çalışmaktayız. Çocuk nöroloji hocalarımız tanılarını koyup medikal tedavilerini başladıklarında bize yönlendiriyorlar. Bu konuda çocuk nöroloji kliniğimizle beraber çok güzel işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Her hastamız bize başvurduğunda hastamıza göre değerlendirip rehabilitasyon programlarını planlıyoruz. Gerekli tedavilerini yapıyoruz. Bununla beraber spastisite dediğimiz kas kasılmaları, istemsiz kasılmaları oluştuğunda gerekli medikal tedavilerin yanında ultrasonografi eşliğinde uyguladığımız botilinium toksin enjeksiyonlarıyla da hastalarımızın günlük aktivitelerini kolaylaştırıyoruz. Bağımsız hareket etmelerini sağlıyoruz" şeklinde konuştu.