Son Dakika
|
Uzmanlardan ‘hantavirüs’ açıklaması: "Bulaştırıcılığı Covid kadar değil"
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
İngiltere: "3 Britanyalı, hantavirüse yakalandı"
Trendyol Süper Lig’de 33. hafta heyecanı
Kağıthane’de metrobüs yangını!
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
SAĞLIK
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10:11
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:02
Konya’da Dünya Çölyak Günü etkinliği
9 Mayıs Dünya Çölyak Günü dolayısıyla Konya İl Sağlık Müdürlüğünce çölyak hastaları ve aileleriyle etkinlik düzenlendi. Konya Şehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda, çölyak hastalarının yaşadığı sorunlara dikkat çekilirken, toplumsal farkındalığın artırılmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte, çölyak hastalığıyla yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştığı zorluklar ele alındı. Programda konuşan Konya Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Cüneyt Çiçek, "Çölyak hastalığında en etkili tedavi yöntemi ömür boyu glütensiz beslenmektir. Bu durum yalnızca çocuklarımız için değil, aileler için de ciddi bir yaşam düzeni anlamına gelmektedir. Bu süreçte çocuklarımızın yanında olmak, onların sosyal hayatta desteklemek, toplum olarak bilinçli davranmak hepimizin sorumluluğundadır" dedi. Sadece çocuklar için değil, glütenli beslenmeden herkesin uzak durması gerektiğini belirten İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da, "Aslında biz burada çocuklarımız değil, kendimizi eğitmemiz, kendimizin de sağlıklı beslenmeye olan inancını değiştirmemiz gerekiyor. Çocuklar burada önümüzü açan bir nefer ama bizlerin de aslında bu glüten belasından biraz daha kendimizi uzak tutmamız sağlığımız açısından gayet önemli" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 15:42
Mevsim geçişlerinde kronik hastalıklar ve kanser riskine dikkat
Mevsim geçişleri ve düzensiz yaşam alışkanlıkları, bağışıklık sistemini etkileyerek kronik hastalıkların daha sık gündeme gelmesine neden olabiliyor. İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, düzenli sağlık kontrolleri ve yaşam tarzı değişikliklerinin hem kronik hastalıkların hem de kanser riskinin azaltılmasında önemli rol oynadığını anlattı. Mevsimsel değişiklikler, hava sıcaklıklarındaki ani farklılıklar ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması, bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde bu dönemlerde enfeksiyonlar daha sık görülürken, metabolik hastalıklara bağlı şikâyetlerde de artış yaşanabiliyor. Diyabet, hipertansiyon, tiroit hastalıkları ve karaciğer rahatsızlıkları, erişkin yaş grubunda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alırken; sağlıksız yaşam alışkanlıkları bazı kanser türlerinin gelişme riskini de artırabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, özellikle 40 yaş sonrası düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, erken tanının birçok hastalıkta tedavi başarısını artırdığını belirtti. Uzm. Dr. Vural, kronik hastalıkların çoğu zaman sinsi belirtilerle ortaya çıktığını ifade ederek şu bilgileri verdi: "Yorgunluk, halsizlik, iştah değişiklikleri, sindirim sistemi problemleri, ani kilo değişimleri ve uzun süren şikâyetler yalnızca metabolik hastalıkların değil, bazı kanser türlerinin de erken belirtileri arasında yer alabiliyor. Düzenli kan testleri ve hekim kontrolleri sayesinde bu hastalıklar erken dönemde tespit edilebiliyor. Özellikle sindirim sistemi ve karaciğerle ilgili belirtilerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka değerlendirme yapılması gerekiyor." Yaşam alışkanlıkları hastalık riskini etkiliyor Kronik hastalıkların görülme sıklığında yaşam tarzının önemli rol oynadığı biliniyor. Düzensiz beslenme, fiziksel hareketsizlik, yetersiz uyku ve yoğun stres, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olurken metabolik dengeyi de olumsuz etkileyebiliyor. Sigara ve alkol kullanımı ise yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla değil, bazı kanser türleriyle de ilişkilendiriliyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalıklardan korunmada önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Vural, şöyle konuştu: "Dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur. Özellikle mevsim geçişlerinde sebze ve meyve tüketiminin artırılması metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlar. Sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması da hem kronik hastalık hem de bazı kanser türlerinin riskini azaltabilir." Düzenli takip erken müdahale şansı sağlıyor Kronik hastalıkların kontrol altında tutulabilmesi için düzenli takip büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle diyabet, hipertansiyon, tiroit ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerin periyodik kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurguluyor. Düzenli laboratuvar testleri ve tarama programları sayesinde hastalıklara bağlı komplikasyonların önüne geçilebiliyor. Erken müdahalenin yaşam kalitesi açısından önemli olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Vural, "Kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi, hastalığın ilerleme hızını azaltabilir ve komplikasyon riskini düşürebilir. Özellikle sindirim sistemi hastalıkları ve kanser taramalarında erken tanı, tedavi sürecini olumlu etkileyen önemli faktörlerden biridir" dedi. Bağışıklık sistemi ve enfeksiyonlara dikkat Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasını azaltabiliyor. Mevsim geçişlerinde sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde daha ağır seyredebilirken günlük yaşam alışkanlıkları bağışıklık sistemi üzerinde belirleyici rol oynuyor. Uzm. Dr. Vural, bağışıklık sisteminin desteklenmesi için düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "soğuk ve değişken hava şartları bağışıklık yanıtını etkileyebilir. Düzenli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivitenin sürdürülmesi bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur. Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin enfeksiyon belirtilerini yakından takip etmesi önem taşır." Sindirim sistemi sağlığı ihmal edilmemeli Sindirim sistemi ve metabolik sağlık birbiriyle yakından ilişkili bulunuyor. Karaciğer ve pankreas fonksiyonlarındaki değişiklikler metabolik dengeyi etkileyebilirken, uzun süren sindirim sistemi şikâyetleri bazı önemli hastalıkların habercisi olabiliyor. Sindirim sistemi belirtilerinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Vural, "Karın ağrısı, şişkinlik, düzensiz bağırsak alışkanlıkları ve sindirim sorunlarının uzun süre devam etmesi durumunda değerlendirme yapılmalıdır. Lifli gıdalarla beslenmek, yeterli sıvı tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak hem sindirim sistemi hem de metabolik sağlık açısından fayda sağlayabilir" dedi. Ruhsal sağlık da metabolik sistemi etkiliyor Yoğun stres ve kaygı durumlarının yalnızca ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkileyebildiği belirtiliyor. Uzun süreli stresin kan şekeri, tansiyon ve sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği ifade ediliyor. Stres yönetiminin önemine değinen Uzm. Dr. Vural, "Yoğun stres altında metabolik dengede değişiklikler görülebilir. Günlük yaşam içerisinde nefes egzersizleri, düzenli uyku, sosyal destek ve gevşeme yöntemleri hem ruhsal hem de fiziksel sağlığın korunmasına katkı sağlayabilir. Kronik hastalıkların yönetiminde bedensel ve ruhsal sağlığın birlikte değerlendirilmesi gerekir" ifadelerini kullandı. Günlük yaşamda uygulanabilecek basit ancak düzenli alışkanlıkların kronik hastalık riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirtiliyor. Dengeli beslenme, hareketli yaşam, yeterli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve düzenli sağlık kontrolleri; hem bağışıklık sisteminin güçlenmesine hem de metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin hekim kontrollerini ihmal etmemesi ve önerilen tarama programlarını düzenli sürdürmesi öneriliyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
01 Temmuz 2025 Salı - 15:53
Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı
Sakarya, sağlık alanında önemli bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin yanı sıra toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi, hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak düzenlendi. Geniş katılımla şehirde ilk kez düzenlenen kongrede, sağlık sektörünün güncel sorunları masaya yatırıldı. 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi Sakarya’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Özbekistan, Hindistan, Kuzey Makedonya, Filipinler ve toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı kongrenin açılış konuşmaları Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, Tıp Fakültesi, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Hemşireler Derneği ve BZT Turan Akademi ortaklığında düzenlenen kongrede, yaklaşık yüzde 55’i yabancı katılımcı oranıyla gerçekleştirildi. Alanında uzman sağlıkçılar ve akademisyenlerin buluştuğu ve YÖK’ün akademik teşvik ile doçentlik başvuruları için belirlediği kriterleri de karşılayan kongrede sunulan bildiriler, tam metin ve özet kitaplarında yayınlanacak. Katılımcılara uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar verildi. Etkinlik boyunca hem bilimsel oturumlar hem de yüz yüze bireysel eğitimler, kurslar ve bilgi yarışmaları düzenlendi. Düzenlenen uluslararası kongre, Sakarya’nın bilimsel ve sağlık alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, sağlık çalışanlarının güncel sorunlarına da çözüm önerileri sundu. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nde hemşire olarak görev yapan Akın Özdemir ve Makbule Kibar’ın sunuculuğunu yaptığı açılış programında konuşan Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilek Aygın, organizasyonun kısa sürede şekillendiğini ama büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Bu kongrenin organizasyonu ve şekillenmesi çok kısa bir süre içerisinde oldu. Ama hem yüz yüze hem online bildiri açısından baktığımızda 31’i aşkın ülkeden katılım var" derken, Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi GETAT Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hande Cengiz Açıl da, "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Araştırma Merkezi olarak kongrede bir oturumda yer aldık. İnşallah daha uzun soluklu kongrelerde düzenleyeceğiz. Bildiri sayılarımız ve panellerimiz çok yoğun geçecek" diye konuştu. Kongrenin sadece yerel değil uluslararası düzeyde etkili olacağını ifade eden Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özer Köseoğlu, "İlimizde gerçekleşen ve uluslararası düzeyde hayata geçen, sağlık alanının temel sorunlarının masaya yatırılacağı çok önemli bir kongreye Sakarya Üniversitesi’nde ev sahipliği yapmaktan dolayı oldukça memnuniyet duyuyoruz. İşin teknik boyutu hem uzman akademisyen hem de pratisyenler ile beraber bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek. Umarım sonuçları itibari ile ses getirir ve katkı sunar" şeklinde konuştu. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Altıntoprak ise kongre organizasyonunun hızlı ama etkili biçimde gerçekleştiğini belirterek, "İki gün boyunca çeşitli sağlık problemleri ile ilgili oturumlar olacak, kurslar düzenlenecek. Çok dolu ve faydalı bir program olacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı. "İklim krizi kadın sağlığını doğrudan etkiliyor" Atatürk Üniversitesi Ebelik Fakültesi’nden Prof. Dr. Hava Özkan, kongrede yaptığı sunumda, iklim değişikliğinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Özkan, "İklim değişikliği veya krizi hepimizin bildiği gibi günlerce konuşsak bitecek bir konu değil. Temelde kadına etkileri nelerdir bunlar üzerinden konuşmak istiyorum. Toplumun 3’te 1’ini oluşturan biz kadınların, iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu krizi ve sağlığımızı nasıl etkilediği noktasında bilgilendireceğim. İçerisinde bulunduğumuzu 21. Yüzyılda birçok şey ile karşı karşıya kalıyoruz ve pek çoğundan da etkileniyoruz. Bunların başında da iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu iklim krizi söz konusu. Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı rapora baktığımızda toplumu tehdit eden en büyük sorun aslında iklim değişikliğinin ortaya çıkarmış olduğu bir kriz olgusu var. İnsan sağlığını olumsuz etkilerini sınıflandırdığımızda prematüre bebek ölüm sayısında artışlar olduğunu, sıcaklık artışına bağlı olarak; kalp, dolaşım, damar ve solunum yolları hastalıklarında artış olduğunu ve bununla birlikte sıcak havalara bağlı olarak çıkan yangınlar, yaşadığımız dünyayı kirletmekte. Sıcağa bağlı ölümler, su azlığına bağlı hijyen sorunları, salgın hastalıklarının artması, psikolojik rahatsızlıklar gibi pek çok sağlık sorununu sıralamak mümkün" dedi. "Kadın sağlığına yönelik sessiz bir tehdit, iklim değişikliği" Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine işaret eden Özkan, iklim krizinin kadınlar üzerinde beş temel etkisi olduğunu söyleyerek, "Biz kadınların sağlığını nasıl etkiliyor iklim değişikliği diye baktığımızda aslında intrauterin yaşamdan, ölüme kadar olan yaşam sürecinde kadın birçok şekilde iklim değişikliğinin oluşturduğu olumsuzluklardan maalesef etkileniyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, iklim değişikliğinin kadın ve kız çocuklarını nasıl etkilediği konusunda şöyle diyor; ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, çocuk evliliğinin, erken ve ölü doğumların arttığını, anne ve yenidoğan sağlığının tehdit edildiğini, üreme sağlığı noktasında doğum kontrol yöntemlerine ulaşım, erişim noktasında kısıtlamaların olduğu’ şeklinde 5 farklı yolla kadını etkileyebileceğini ifade ediyor. Üreme sağlığımızı etkiliyor iklim krizi. Gebelikten, doğuma ayrı ayrı noktalardan baktığımızda kadının sağlığının etkilendiğini söyleyebiliriz. Gebelik boyutunda kadın sağlığı, iklim değişikliğinden nasıl etkileniyor diye baktığımızda; spontan düşüklerin, erken doğumun, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi ya da yeni doğan döneminde ölümlerin olması gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalındığını söylememiz mümkün. Bir kadının, gebe kaldığı andan doğuma kadar geçen sürede yüksek ortam sıcaklığı ile sıcak hava dalgalarına maruz kalması ile onu savunmasız yapabiliyor ve yüksek riskler ile karşı karşıya bırakabiliyor. Sonuç olarak iklimi olumlu yönde değiştirebilmek için yapabileceklerimiz nelerdir onlara bakmak gerekiyor. En basiti günlük hayatta kullandığımız deodorant, parfüm gibi olguları kullanım sayısını bile azaltmak atmosferi korumak açısından belki de deryada bir damla da olsa bir şeyler yapabilmek için çabalamamız oldukça önem arz ediyor" diye konuştu. "Bilimsel tartışmalar, sağlık sistemine ışık tutacak" Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, "Sağlık hizmetleri, sadece tedavi verici hizmetler değildir, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sağlık hizmetleri; koruyucu, halk sağlığı hizmetleri ve multidisipliner yaklaşımlarla yeni tedavi yöntemlerinin bulunması gereken bir çalışma. Dolayısıyla hasta güvenliği ve sağlık sistemimizi ilgilendiren sorunların münazara edileceği bu kongreyi çok kıymetli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bugün burada birçok farklı ilden kıymetli akademisyen hocalarımız burada. Yurtdışından hocalarımız burada. Bu multidisipliner çalışma ile sağlık bilimlerinde karşılaştığımız güncel sorunlar üzerine belki de yeni politikalar üretebileceğiz. Buradaki tartışmalar bize ışık olacak ve yeni politikaların başlangıcı olabilecek" şeklinde konuştu. "Kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür organizasyonların sıklıkla yapılması gerekiyor" Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, "Özellikle sağlık sorunları ile ilgili birtakım sorunların ortaya konduğu, aklın ve bilimin birtakım şeylerin tekrar değerlendirildiği ve bunlara çözüm önerilerinin ortaya konduğu bir kongre olmasını diliyorum" derken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakım Hizmetleri Müdürü Yavuz Bingöl ise, "Sosyal hayatın gelişmesine paralel olarak sağlık bilim dalının da aynı şekilde gelişmesi gerekiyor. Bu noktada da inovasyona açık bir şekilde kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür sempozyum ve kongrelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz" ifadelerine yer verdi. Sağlık sorunları masaya yatırıldı Daha sonrasında Azerbaycan ve diğer ülkelerden gelen katılımcıların yaptıkları sunum ile açılış konuşmaları devam etti. Azerbaycan ve Özbekistan Sağlık Bakanlıklarından gelen gözlemciler ile birlikte 31 ülkenin temsil edildiği kongre, Sakarya’da ilk kez bu düzeyde gerçekleştirilmiş olmasıyla ayrı bir önem taşıyor. Farklı şehir ve ülkelerden gelen akademik isimlerin sunumlarıyla bilimsel alışveriş ve iş birliği fırsatları da doğdu. Bu kapsamlı kongre, yalnızca sağlık biliminin gelişmesine değil, aynı zamanda Sakarya’nın uluslararası akademik görünürlüğüne de katkı sundu. Elde edilen çıktılar ve önerilerin, sağlık politikaları ve uygulamalarına yön vermesi bekleniyor.
01 Temmuz 2025 Salı - 15:00
Kanser hastalarına immünoterapi müjdesi
Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için önemli bir düzenlemeye imza attı. Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kanser hastalarının ilaca erişimini kolaylaştırmak için 5 immünoterapi ilacı geri ödemeye alındı. Söz konusu ilaçlar, akciğer kanseri, meme kanseri, cilt kanseri gibi 25 farklı kanser türünde hastaların kullanımına sunuldu. Geri ödemeye alınan ilaçlar arasında ayrıca; genetik bir hastalık olan kistik fibrozisin tedavisinde kullanılan ilaç da bulunuyor. Üç immünoterapi ilacı ilk kez geri ödemeye alındı Hali hazırda iki kanser ilacının bazı endikasyonlarda geri ödemesi bulunuyordu. Bilimsel veriler dikkate alınarak hem ilaçların sayısının artırılmasına hem de kapsamın genişletilmesine karar verildi. 5 ilacın bedeli 25 farklı kanser türünde ödenecek Yapılan son düzenlemeyle kanser tedavisinde kullanılan üç immünoterapi ilacı ilk defa geri ödeme kapsamına alındı. İki ilacın ise ödeme kapsamı genişletildi. Söz konusu ilaçlar, klasik hodgkin lenfoma, melanom, malign melenom, kolorektal kanser, küçük hücreli akciğer kanseri, mide kanseri, renal hücreli karsinom ve meme kanseri gibi hastalıklarda kullanılıyor. İlaçlar, 25 farklı kanser türünde geri ödemeye alınmış oldu. Söz konusu ilaçlar, SGK ile anlaşması bulunan ikinci ve üçüncü basamak özel ve kamu hastanelerinde uygulanabilecek. Geri ödemeye alınanlar arasında kistik fibrozis ilacı da var Kistik fibrozis; akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri ve dış salgı bezlerinde görülen kalıtımlı bir gen hastalığıdır. Hastalık, aynı anda solunum sistemi, sindirim sistemi gibi vücudun birden çok sistem ve organını etkileyebiliyor. Geri ödeme listesine ilk kez alınan bir ilacın da hastalığın seyrine olumlu katkı sağlaması bekleniyor. 48 bin kanser hastası yeni düzenlemeden yararlanabilecek Yeni düzenlemeden yaklaşık 48 bin kanser hastası ve yaklaşık bin kistik fibrozis hastası yararlanabilecek. Son düzenlemeyle birlikte geri ödeme listesindeki kanser ilaçlarının sayısı ise 784’e yükseldi.
01 Temmuz 2025 Salı - 14:35
Hakkari’de sismik izolatörlü hastane dönemi başlıyor
Hakkari Valisi Ali Çelik, sismik izolatör teknolojisinin kullanılacağı 100 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin inşaatında incelemelerde bulundu. Sismik izolatörlü hastanenin inşaat alanında incelemelerde bulunan Vali Çelik, yürütülen çalışmalar ve proje detayları hakkında yetkililerden bilgi aldı. İnceleme sırasında şantiye şefi tarafından verilen bilgilere göre, hastane toplam 8 kattan oluşacak ve 25 bin 660 metrekare kapalı alana sahip olacak. Deprem güvenliğini en üst düzeye çıkaracak olan sismik izolatör sistemiyle ilgili de bilgi alan Vali Çelik’e, hastanede toplam 126 adet sismik izolatör bulunacağı, bunlardan 21’inin montajının tamamlandığı aktarıldı. Hakkari’nin sağlık altyapısına büyük katkı sağlayacak bu önemli yatırımın hayata geçirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Çelik, modern donanımı, güçlü teknik altyapısı ve depreme karşı izolatörlü inşaat sistemiyle dikkat çekerek, "Hastanenin, bölge halkının yıllardır beklediği büyük bir ihtiyacı karşılayacak. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na şükranlarımı arz ediyor, projede emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum. Hastanemizin Hakkari’ye, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. "Depreme karşı üst düzey güvence" Hakkari’de ilk kez kullanılacak olan sismik İzolatör teknolojisi sayesinde hastane, muhtemel depremlerde hem yapısal güvenliğini koruyacak hem de sağlık hizmetleri kesintisiz devam edecek. Betonarme izolatörlü sistemle inşa edilen bina, hasta ve sağlık çalışanlarının güvenliğini ön planda tutacak. Kadınlar, çocuklar ve yenidoğan bebeklerin sağlığı için üst düzey standartlarda tasarlanan hastanede; 55 hasta odası, 10 çocuk ve 10 kadın doğum polikliniği, 4 tam donanımlı ameliyathane, 2 gün ameliyathanesi, 1 sezaryen ameliyathanesi, yoğun bakım üniteleri ve tüm çocuk branşlarına yönelik sağlık hizmeti sunulacak. Ayrıca 215 araçlık otopark, engelli ve elektrikli araçlara özel alanlar, bisiklet parkları, sterilizasyon ve modern tıbbi görüntüleme üniteleriyle hastane, konforlu ve erişilebilir sağlık hizmetinin yeni adresi olacak.
01 Temmuz 2025 Salı - 14:34
Karaman’da gerçeği aratmayan tatbikat
Karaman İl Sağlık Müdürlüğü’nce düzenlenen tatbikat gerçeği aratmadı. UMKE Temel Eğitim Kampı kapsamında yapılan tatbikat gece şartlarında acil müdahale kapasitesini test etmek amacıyla gerçekleştirildi. Senaryo gereği 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunuldu. Habersiz bir şekilde görevlendirilen acil sağlık ekipleri, olay yerine en kısa sürede ulaşarak vakaya tüm tıbbi müdahaleleri eksiksiz şekilde uyguladı. "Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar" Tatbikatın ardından konuşan İl Sağlık Müdürü Mehmet Serkan Yurdakul, "2025 yılı Temel UMKE Eğitim Tatbikatımızın son günündeyiz. Arkadaşlarımız şu anda kamp yapıyorlar. Bu son günde bazı vakaları çalıştılar. Biz de bu programa bir sürpriz katmak istedik. Şu anda aktif nöbet tutan 112 ekiplerinden bir tanesine sürpriz bir vaka verelim, gelsinler ve burada müdahaleyi yapsınlar istedik. Buradaki maksadımız, 112 ekiplerine rutin ya da ekstra verdiğimiz eğitimlerin sahadaki yansımalarını görmek, varsa eksikleri tespit edip tamamlamak. Bunları birlikte istişare ederek, konuşarak daha verimli nasıl hizmet verebiliriz, bunu belirlemek istiyoruz. Arkadaşlarımızın haberi olmadan bir vaka çıkardık. Habersiz bir şekilde geldiler, vakaya müdahalelerini yaptılar. Eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde vakayı tamamladılar. Biz de verdiğimiz eğitimlerin karşılığını ve geri dönüşünü güzel bir şekilde gördüğümüz için çok mutlu olduk" dedi. "Nadir vakalara hazırlıklı hale geliyoruz" Acil Tıp Teknisyeni Abdurrahman Özkal, komuta merkezinden gelen vaka anonsuyla harekete geçtiklerini belirterek, olay yerine intikal ederken tüm hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Müdahale sırasında açık pnömotoraks ve açık tibia kırığı gibi ciddi bulgularla karşılaştıklarını, eğitimlerde öğrendikleri bilgiler sayesinde hızlı ve etkili bir müdahale gerçekleştirdiklerini ifade eden Özkal, "8 yıllık görev süremde böyle vakalarla hiç karşılaşmadım ama bu eğitimler sayesinde hem eksiklerimizi tamamlıyor, hem de nadir vakalara hazırlıklı hâle geliyoruz" diyerek, uygulamalı eğitimlerin önemine dikkat çekti.
01 Temmuz 2025 Salı - 14:33
Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet, kene popülasyonunu artırdı
Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah İnci küresel ısınma, sıcaklık ve rutubetin kene popülasyonunu artırdığını söyleyerek, "Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı" dedi. Prof. Dr. Abdullah İnci yaz aylarında Kayseri, Sivas, Yozgat gibi şehirlerde artış gösteren ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü ile ölümlere neden olan keneler hakkında bilgiler verdi. Kenelerin mevsimsel aktivitesini gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. İnci, "Her sene görülen mevsimsel bir olayın tekrarından başka bir şey değildir ve herhangi bir sebebi yoktur. Mevsiminde aktivitesini gösteren kenelerin her seneki davranışlarından başka bir şey değildir. Popülasyonda kene artışının bilimsel bir göstergesi ilave bir veri olarak paylaşılmamıştır. İnsanlar kırsala çıktıklarında bu aktiviteler ile karşı karşıya kalabilirler. Bu artıştan kaynaklı bir olay değil. Dünyada nüfusun yüzde 20’sinin kırsalda, yüzde 80’inin şehirde yaşaması ile oluşan yeni bir normun yansımasıdır. Bu yeni normda özellikle genç jenerasyon keneyi hiç görmemiş, kene nerede ve nasıl beslenir, kenenin tıbbi yönden ne tür bir önem taşıdığını bilmediği için sahaya çıktığında da bunlarla karşılaşarak kaygıyla ortama korku salmaya çalışıyorlar. Oluşturdukları korkunun sanal ortamda paylaşılması ile bilerek yayıldığını da görüyoruz. Tıklanmanın parayla dönüştüğü platformlar olması nedeniyle büyük bir istismarı görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Ölümler kene artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikle ilgili" İnsan ölümlerinin kenelerin artışıyla ilgili değil, tedbirsizlikten kaynaklandığının altını çizen Prof. Dr. İnci, "Keneler patojenleri taşırlar. Eğer kene bu patojenleri almışsa ve kan emme sırasında insanlara bulaştırmışsa enfeksiyonun görülmesi mümkün olabilir. Bu artışla ilgili değil, tedbirsizlikle alakalı bir olaydır. Tabiatta keneler tüm zamanlarda vardı, yine olacaklar. Biz insanlar ekosistemin bütünselliği içerisinde hassasiyetle keneleri bilerek ve korunmayı bilerek tedbirlerimizi alacağız ve hayatımıza devam edeceğiz" diye konuştu. "Küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kene popülasyonunu artırdı" İnci, "Özellikle küresel ısınma, sıcaklık ve rutubet kenelerin hareketlerinde birinci derecede etki eden abiyotik faktörlerdir. Bunların yanında biyotik faktörler de önemlidir. Eskiden topraklar işlenir, araziler ekilir ve biçilirdi. Toprağın işlenmesine bağlı olarak da dişi kenelerin bıraktıkları yumurtaların çoğunluğu tahrip olur ve yeni nesil verme kapasiteleri düşerdi. Bugün onlar yapılmıyor. Biz evrilme süreci yaşıyoruz. Toprakların işlenmemesi, yaban hayatının güçlenmesi ve çiftlik hayvan sayısının dramatik bir şekilde düşmesi kene popülasyonunu artırdı. Büyükbaş hayvanların merada otlatılmasından vazgeçildi. Bunun gibi pratikler kenelerin lehine bir durum oluşturdu. Artış da bunlarla alakalı. Her şeyden önce şehir kültürü ve yeni nesil bunların hiç birinden haberdar değil. Olayın bütününü böyle görüyoruz. Kene popülasyonunun azaltılması için alınacak tedbirleri proje dahiline hayata geçirmek gerekir. Eskinden köylerde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kene mevsiminde ilaçlanmasına yönelik çalışmalar yapılırdı. Bunları yapmıyorlar. Eğer yapılırsa kene popülasyonunda azalma başarısı gösterilebilir" dedi.
01 Temmuz 2025 Salı - 14:21
Eskişehir’de ’Hasta Hakları Eğitimi’ gerçekleştirildi
Eskişehir’de faaliyet gösteren çeşitli sağlık kurumlarında görevli hasta hakları sorumlularına yönelik olarak ’Hasta Hakları Eğitimi’ düzenlendi. Eğitim programı çerçevesinde; hasta haklarına ilişkin temel kavramlar, başvuru ve şikâyet süreçleri, hasta mahremiyeti, bilgilendirme ve kabul gibi önemli başlıklar teorik olarak ele alındı. Teorik eğitimlerin tamamlanmasının ardından katılımcılara sertifikaları yetkililer tarafından takdim edildi. Gerçekleştirilen eğitim programı ile hasta hakları alanında görev yapan personelin bilgi düzeyinin artırılması ve uygulama birliğinin sağlanması hedeflendi. İl genelindeki farklı sağlık tesislerinden gelen sorumluların katılımıyla gerçekleştirilen eğitim, katılımcılardan yoğun ilgi gördü.
01 Temmuz 2025 Salı - 14:07
Psikiyatri uzmanından uyarı: "Anoreksiya hayati risk taşıyan bir yeme bozukluğudur"
Anoreksiya nervozanın sadece kilo kaybı ya da yeme alışkanlıklarında değişiklik değil; hayatı tehdit edebilen, ciddi psikolojik ve fiziksel sonuçları olan bir yeme bozukluğu olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, "Psikiyatrik bir hastalık olarak tanımladığımız anoreksiya, bireyin beden algısında bozulma ve kilo alma korkusu nedeniyle bilinçli şekilde besin alımını kısıtlamasıyla ortaya çıkar" dedi. Anoreksiya nervozanın yalnızca kilo kaybı ya da yeme alışkanlıklarındaki değişiklikten ibaret olmadığını, hayati tehlikeye yol açabilecek düzeyde ciddi bir psikolojik ve fiziksel hastalık olduğunu belirten VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, uyarılarda bulundu. "Sosyal medyadaki filtreli görseller gerçeklik algısını bozuyor" Hastalığın en sık ergenlik dönemindeki genç kızlarda görüldüğünü ancak her yaş ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Bahçe, "Toplumda güzellik algısının zayıf bedene indirgenmesi, sosyal medyada filtreli görsellerin gerçeklik algısını bozması ve mükemmeliyetçi kişilik yapısı anoreksiya gelişiminde önemli rol oynar" şeklinde konuştu. "Kilo takıntısı değil, ciddi bir psikolojik tablodur" Anoreksiya nervozada bireyin kilosu normalin çok altında olmasına rağmen kendini hâlâ kilolu hissettiğini ve kilo alma endişesi nedeniyle yoğun bir kaygı yaşadığını belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Bu durum zamanla kalori alımının kısıtlanmasına, yoğun egzersize ve hatta kusma, müshil kullanımı gibi zararlı davranışlara neden olabilir. Hastalar genellikle iştahsız olduklarını ifade etmez; aksine yemek, diyet ve kalori konularıyla aşırı meşgul olurlar. Yalnız yemek yeme, tabaktaki yiyecekleri simetrik dizme, çok küçük lokmalarla uzun süre oyalanma gibi obsesif davranışlar dikkat çeker" dedi. "Fiziksel ve ruhsal belirtiler birlikte ilerler" Anoreksiyanın zamanla ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini ifade eden Bahçe, şu bilgileri paylaştı: "Adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, kemik erimesi, kalp ritim bozuklukları ve böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bunlara depresyon, kaygı bozuklukları, sosyal izolasyon ve intihar düşünceleri eşlik edebilir. Hastalığın tanısı, kapsamlı psikiyatrik değerlendirme ve fiziksel muayeneyle konur. Tedavi ise çok yönlü bir yaklaşımla, psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve gerektiğinde dâhili branşlardan oluşan bir ekip tarafından yürütülmelidir. Gerekli durumlarda hastaneye yatış gerekebilir." "Erken müdahale hayat kurtarır" Erken dönemde fark edilen anoreksiya nervozanın, doğru psikoterapi ve beslenme programı ile tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Bahçe, "Ancak kişi hastalığını genellikle reddettiği için aile ve yakın çevrenin gözlemleri büyük önem taşır. Özellikle kilo takıntısı, hızlı kilo kaybı, sosyal çekilme ve yeme davranışlarında belirgin değişiklikler söz konusuysa bir uzmana başvurulmalıdır. Anoreksiya nervoza, geç kalındığında yaşam kalitesini ciddi ölçüde bozan ve ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olabilir. Bu yüzden gençlerin fiziksel görünümlerine değil, ruhsal iyilik hallerine odaklanmaları ve ailelerin bu süreçte destekleyici bir tutum sergilemeleri büyük önem taşır" dedi.
01 Temmuz 2025 Salı - 13:17
Yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat
Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarında artış yaşandığını söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, "Yaz aylarında artış gösteren sağlık sorunlarından biri de idrar yolu enfeksiyonlarıdır (İYE). Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte daha fazla terleme, yetersiz sıvı alımı ve havuz kullanımı gibi etkenler, bu enfeksiyonların görülme sıklığını önemli ölçüde artırıyor. Özellikle kadınların ve çocukların bu dönemde daha dikkatli olması gerekir" dedi. Doç. Dr. Mehmet Solakhan, "İdrar yolu enfeksiyonları, mesane, üretra, böbrekler veya üreter gibi idrar yollarının herhangi bir bölümünde oluşabilen bakteriyel enfeksiyonlardır. En yaygın formu ise mesane enfeksiyonu (sistit) olarak bilinir. Genellikle Escherichia coli (E. coli) adlı bakterinin neden olduğu bu enfeksiyonlar, tedavi edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Sıcak havalarda terleme arttığı halde yeterince su içilmemesi, idrarın yoğunlaşmasına ve bakterilerin çoğalmasına zemin hazırlar. Ortak kullanılan ve iyi dezenfekte edilmemiş havuzlar, bakterilerin üretraya ulaşmasını kolaylaştırır. Uzun süre ıslak mayo ile kalmak, genital bölgenin nemli kalmasına ve bakteri üremesine neden olur. Hava almayan giysiler, bölgenin tahriş olmasına ve enfeksiyon riskinin artmasına yol açar. Özellikle tatil bölgelerinde hijyen şartlarının yetersiz olması, enfeksiyon riskini artırır" ifadelerini kullandı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Solakhan, yaz aylarında enfeksiyon vakalarının arttığını belirterek, "Özellikle tatilde olan bireyler, hijyen şartlarına dikkat etmeli ve yeterli sıvı alımını ihmal etmemelidir. Enfeksiyon belirtileri fark edildiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı" diye konuştu.
01 Temmuz 2025 Salı - 13:11
Erzurum Şehir Hastanesi’nden bir ilk
Erzurum Şehir Hastanesi’nde bir ilk gerçekleşti ve başka bir şehirde bulunan lösemi hastası çocuğa nakledilmek üzere bağışçıdan kök hücre alındı. Bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan kök hücre nakli son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşmaya başladı. Ancak Türkiye’de kök hücre toplanması işlemi her şehirde yapılmıyor. Sağlık Bakanlığı ve Kızılay bununla alakalı 2014 yılında bir çalışma yaptı, kök hücre toplanması ile alakalı merkezlerin sayısının artırılması için girişimlerde bulundu. Erzurum’da bu anlamda bir ilk yaşandı ve ilk defa Şehir Hastanesi’nde kurulan sistemle, ismi saklı tutulan bir bağışçıdan kök hücre alındı. İl bağışçıdan kök hücre alındı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör, Türkiye’de kök hücre toplamanın 2014 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından başlatıldığını ifade ederek, "Bu işlem büyükşehirler başta olmak başka şehirlerdeki merkezlerde yapılıyordu. Bağışçıların da bu şehirlere gitme zorunluluğu vardı. Nakil işlemleri başta olmak üzere meşakkatli ve zor bir işlem istiyor. 2025 yılı itibariyle Bakanlığımız, Erzurum Şehir Hastanesi ve Erzurum Kızılay Şubesi’ni bununla alakalı yetkilendirdi. Böylece hastanemizin Transfüzyon Merkezi’nde bir alan açarak, bağışçılarımızdan kök hücre toplamaya başladık. İlkini de gerçekleştirdik. Sırada yedi hastamız var. Şu anda bağışçımızdan alacağımız kök hücre bir başka şehrimizdeki çocuğuma nakledilecek. Bu bilgiler tamamen saklı tutuluyor. İlk adımı hastanemizde attık ve Kızılay devamını getirecek" dedi. "Artık bölgede toplama yapılacak" Türk Kızılay Doğu Anadolu Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Abdullah Üzer, Sağlık Bakanlığı ile 2014 yılında bir protokol imzaladıklarını belirterek, "Kök hücre nakli alakalı bağışçı bulmak, kök hücreyi toplamak ve hastaya nakledilmesi ile alakalı üç önemli aşama var. Akraba dışı kök hücre nakli ülkemizde çok sıkça yapılan bir uygulama değildi. Bu elbette büyük bir eksiklikti. Şu anda bir havuz oluşturuldu. Bağışçılarımızla alakalı tam bir gizlilik ve güvenlik sistemi geçerlidir. Daha önce bizim bölgemizde de eşleşen bağışçılar uzak merkezlere gitmek zorunda idi ve bir takım zorluklar, sorunlar çıkabiliyordu. İnsanların yaşadığı şehirlerde toplama merkezi olması işleri kolaylaştırıyor. Erzurum Şehir Hastanesi bu anlamda her türlü donanıma ve teknoloji sahip. Artık Erzurum ve bölge için kök hücre toplama işlemini Erzurum’da rahatça yapabileceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz" diye konuştu.
01 Temmuz 2025 Salı - 13:08
Çorum’da şap hastalığına karşı bir köy karantinaya alındı
Çorum’un İskilip ilçesine bağlı bir köyde şap hastalığı vakalarının görülmesi üzerine karantina uygulaması başlatıldı. Çorum’un İskilip ilçesine bağlı Kuzköyde şap hastalığı vakalarının görülmesi sebebiyle İskilip İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından karantina uygulaması başlatıldı. Alınan karara göre, köy içinde ve dışında hayvan otlatmak yasaklandı. Konuyla ilgili yapılan duyuruda, hayvanların köy dışına çıkarılmasının yasaklandığı her türlü hayvan alım-satımı ve hareketinin durdurulduğu ifade edildi. Karantina kurallarına uymayan kişiler hakkında yasal işlem başlatılacağı belirtildiği duyuruda, köy içinde ve köy dışında hayvanların otlatılmasının yasaklandığı kaydedildi.
01 Temmuz 2025 Salı - 13:07
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu:
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, kene sebepli ölümlerle ilgili vatandaşlara uyarılarda bulunarak, "Burada halk bilinçli hareket ederse, bilinç seviyesi yükseltilirse bu hastalıktan insanımız hayatını kaybetmez" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Kastamonu’da bir dizi programa katıldı. İlk olarak Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgür Kaynar’ı makamında ziyaret eden Eroğlu, Veteriner Fakültesinde yürütülen çalışmalar ve Hayvan Hastanesi hakkında bilgiler aldı. Buradaki ziyaretinin ardından Eroğlu, Kastamonu Valisi Meftun Dallı ve Kastamonu Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğini ziyaret etti. Ziyaretlerin ardından konuşan Eroğlu, kene sebepli ölümler ve orman yangınlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Yangınlar dolayısıyla veteriner arkadaşlarımız bölgede görev yapıyorlar" Geçen hafta itibariyle 13 ilde orman yangınlarının çıktığını söyleyen Eroğlu, "Veteriner hekimler her dönemde olduğu gibi bu dönemde de yangın bölgesinde görev alıyor. Çünkü veterinerin varlığı canlıları yaşatmak içindir. 70 bölge ve il odamıza bağlı Türk Veteriner Birliğine yaklaşık 45 bin civarında meslek üyemiz var. Meslektaşlarımız, 6 Şubat depreminde, Malatya, Elazığ depreminde, Bozkurt sel felaketinde olduğu gibi şimdi de bu yangınlar dolayısıyla arkadaşlarımız yangın bölgesinde görev yapmaktadır. Veteriner hizmetleriyle ilgili gece gündüz demeden bütün hizmetleri vermeye hazır olduğumuzu, kamu kurumlarıyla birlikte paylaştık. Çok üzücü bir durum. Çünkü doğal hayatın dengesi, ekosistem sağlığı için ormanlarımız bir anlamda ekosistemin akciğeri vazifesini görüyor, o açıdan inşallah en kısa zamanda bu yangınları söndürülür ve bir daha arzumuz talebimiz, gayretimiz, yangınların yaşanmamasıdır" dedi. "Sahiplenme seferberliği başlatılmalı" Sokak hayvanları probleminin çözülmesi için belediyelerin bir an önce çalışmalarını tamamlaması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, "Bir taraftan bu hayvanların popülasyonunun çoğalmasının, üremesinin önüne geçmek için gerçekten yoğun bir faaliyet var ve biliyorsunuz 5199 Hayvanları Koruma Kanunu, 7527 sayılı kanunla revize edildi ve bu kanunda belediyelere daha fazla görev yükledi. 2028 yılına kadar sokaktaki yani sahipsiz hayvanların barınabileceği fiziki kapasiteleri olan barınakların ve yaşam alanlarının bir an önce oluşturmanızı şeklinde 2028 yılına kadar belediyelerimiz ki Türkiye’de bin 400 civarında belediyemiz var. Süratli bir şekilde bunları yapmaları gerekiyor. Bu alanlar yapılırken mutlaka hayvan refahı şartlarına uygun asgari hijyenik ve fiziki şartları taşıyan yerler olması lazım. Gittiğimiz yerlerde belediyelere ait hayvan bakımevlerini geziyoruz. Zaman zaman belediye başkanlarımızla konuşuyoruz. Çevre, Şehir ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileriyle birkaç ay önce de ziyaret ettik. Belediyelerde istihdam edilen veteriner hekim sayısı çok az. Çok az miktarda hekim çalışıyor. Bizim talebimiz Türkiye genelinde kanunun emrettiği ya da öngördüğü çalışmaların yapılabilmesi için 4 bin civarında veteriner hekimin belediyelerde istihdam edilmesi gerekiyor. Kısırlaştırmayla ilgili başlatılan çeşitli çalışmalar oldu. Bir seferberliğin gündeme alınması gerekiyor. Gerekli sağlık işlemleri yapıldıktan, kaydedildikten sonra Tarım Bakanlığı veri kayıt sistemine kaydedilecek ve sokaklara bırakılmayacak, tutulacak şeklindeydi. Bunun için bir an önce barınakların yapılması gerekiyor. Kısırlaştırma seferberliğin yanı sıra bir de sahiplendirme seferberliği başlatılmalı ve sahiplendirmeye vatandaşları özendirmeli, teşvik edilmeli. Bu teşvikle ilgili de yine birlik olarak bilim kurulu üyelerimiz, hocalarımızla birlikte konuyu değerlendiriyoruz. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla bakanlık yetkililerine de bunları iletiyoruz. Yani hayvanların hayvan refahı şartlarında yaşaması, hayvan refahı anlamında hayvan konforu demektir. O şartlarda yaşaması için Türk Veteriner Hekimler Birliği olarak üzerimize ne düşüyorsa bu konuda diğer meslek örgütleri, kamu kurum ve kuruluşlarıyla çalışmaya hazır olduğumuzu her zaman beyan ettik" diye konuştu. "Keneye karşı toplumumuzun bilinç seviyesini yükseltmemiz gerekiyor" Türkiye’de 15 kişinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı dolayısıyla hayatını kaybettiğini hatırlatan Eroğlu, "Bu hastalığın etkenlerini keneler taşıyor. Dünyada yaklaşık 900 kene türü var. Ülkemizde 46 tür kene yaşıyor ama bunlardan bir tanesi hastalık etkenini taşıyor. Hyalomma marginatum dediğimiz kene türü ki daha çok merada rastlanıyor. Zaten keneler mera ve mesken keneleri diye ikiye ayrılmış vaziyettedir. 200’e yakın hastalık taşıyor ama en tehlikeli olanı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığıdır. Bunun yanı sıra Lyme, Babezyoz ve Tularemi hastalıkları da taşıyorlar. Bunun için toplumumuzun bilinç seviyesini yükseltmemiz gerekiyor. Kamu spotlarıyla Türkiye’deki bütün televizyon kanallarında bunu duyurmamız gerekiyor. Keneler mart ayının sonundan itibaren, havalar ısınmaya başladığı zaman tehlike arz ediyorlar. Ekim-kasım aylarına kadar tehlike devam eder. Burada halk bilinçli hareket ederse, bilinç seviyesi yükseltilirse bu hastalıktan insanımız hayatını kaybetmez. Vakalara bakıyorsunuz, keneyi görmüş, üzerinden onu kendisi bir şekilde uzaklaştırmış ama bir sağlık kuruluşuna müracaat etmemiş, ettiğinde de artık iş işten geçmiş oluyor. Bu hastalığın etkeni olan insanlarda baş ağrısı, ateş, yüksek ateş, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık ve mide bulantısıyla başlıyor. Hastalığı bir kişi üzerinde keneyi kördü, onu uzaklaştırdı. Birkaç gün sonra da bu belirtiler olduğu zaman hemen süratli bir şekilde hatta keneyi görür görmez uzaklaştırabilir. Hiç beklemeden o belirtilerin çıkmasını da beklemeden sağlık kuruluştan müdahale etmesi lazım. Böyle olursa insanlarımız hayatlarını kaybetmezler" şeklinde konuştu. Türkiye’de 33 ilde kene vakalarının görüldüğünü söyleyen Eroğlu, "Keneye ilk rastladığımızda bir kaç sene önce 20 ilimizde vardı, şimdi kene görülen il sayısı 33’e yükseldi. Diğer illerimizde de görülmeye başlandı. O zaman daha ciddi tedbirlerin olması gerekir. Şimdi keneye karşı 3 türlü mücadele var, bir bireysel önlemler, iki mekanik uygulamalar, kontrol uygulamaları ve üçüncüsü de kimyasal ilaçlamalar. Bu yüzden vücudumuzda kene görüldüğü zaman mutlaka çıkarılacak ama elinize bir eldiven, poşet olacak, çıplak elle keneye dokunmayacaksınız. Onu ezmek falan suretiyle zaten etkeni alıyorsunuz. Bu çok yanlış. O yüzden elimizde bir eldiven ya da poşet ile vücudumuzdan keneyi çıkartıp, vakit kaybetmeden de en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edeceğiz" ifadelerini kullandı.
01 Temmuz 2025 Salı - 12:14
Arı sütü ineklerde kısırlığı tedavi etti, şimdi sıra insanlarda
Birçok hastalığı derman olan arı sütünün kısır ineklerin gebe kalmasını sağladığı ortaya çıktı. Bilim insanlarının bu çalışması çocuk sahibi olamayan çiftlere umut ışığı oldu. Adıyaman’ın Tut ilçesinde veteriner hekim olarak görev yapan Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ali Tekçe’nin öncülüğünde yaklaşık 15 kişiden oluşan bilim insanları ‘arı sütünün’ yeni bir özelliğini keşfetti. Katıldığı bir eğitimde ‘Kısır arı işçilerin arı sütü yedikten sonra fertil hale geldiğini’ öğrenen Veteriner Hekim Ali Tekçe, bunu insanlarda da uygulayabilmek için kolları sıvadı. Harran Üniversitesi ve Adıyaman Üniversitesi’nden alınan çalışma izinlerinden sonra tıp ve veteriner fakültelerinden akademisyenler ile birlikte çalışmalara başladı. Arı sütlerinin Harran Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Laboratuvarında çalışılmasından sonra ilk olarak rat (deney faresi) sonrasında ise 120 baş kısır ineklerde rektal yoldan kısırlık tedavisi için uygulandı. İstatistiksel olarak ‘P’ değeri anlamlı bulunarak bilimsel değer kazandı. Yapılan bu önemli çalışma Amerika’da Bio medical Science and Clinical Research isimli dergide bilimsel makale olarak yayınlandı. Hayvanlarda sağlanan başarının ardından çalışmanın üçüncü aşamasına geçildi. Arı sütünün çocuk sahibi olamayan kısır insanlarda da uygulanması için gerekli izinler alındı. Arı sütü empriyo ve spermatoza çalışmalarına Malatya’da bir tüp bebek merkezinde başlanıldı. Türk bilim insanlarının yıllar süren bu çalışmasının üçüncü aşaması da başarılı olursa insanlık için önemli bir buluş elde etmiş olunacak. Konuyla ilgili bilgi veren Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ali Tekçe, "Öncelikle arı sütüne olan ilgimiz şuradan çıktı. Ardahan Arıcılık Enstitüsünde gördüğümüz bir eğitim esnasında, kısır işçi arılarının arı sütü yedirildikten sonra fertil hale geldiğini yani üremeye uygun olan, uygun hale geldiğini derste işledikten sonra bizde bir fikir oluştu. Biz bu arı sütünü insanlara nasıl uygulayabiliriz aşamasına geldik. Onun içinde belirli aşamalardan geçmemiz lazımdı. İlk aşama ratlarda siklofosfamid çalışmasıydı. Biz ratlara yaptığımız arı sütünde olumlu sonuçlar aldıktan sonra bunu bilimsel olarak da yayınladıktan sonra bir sonraki aşama olan süt sığırlarına geldik. Bunun için biz 120 baş hayvan seçtik. Deney, deney gurubu, hasta gurubu ve kontrol gurubu olmak üzere. Hasta guruplarına yanı kısır ineklere yaptığımız arı sütü uygulamasında arı sütünün işe yaradığını ve kısır ineklerin tedavi edilebildiğini tespit ettik. Bunu tezimizde de yayınladık. Sağlık Bilimleri Enstitüsünde de onayladıktan sonra makale havuzuna attık. Amerika da ki kıymetli bir dergi tarafından bir teklif aldık. Bu bilimsel araştırma dergisi bizim makaleyi yayınladıktan sonra biz yaptığımız çalışmanın hem bilimsel temelini oluşturduk hem de insan çalışması olacak olan üçüncü aşamaya da geçmiş olduk. Şuanda embriyo transferi ve embriyo üretim aşamasında meydana gelen aksaklıkları arı sütüyle önleyebileceğimiz bir çalışma tasarlıyoruz Malatya’da ki tüp bebek merkezinde. Arı sütü kalıntı bırakmayan sorun olduğu için kadınlarda ilerleyen dönemlerde çeşitli hastalıkların oluşmamasını sağlamış olur. İnşallah biz o çalışmalarımızı kısa sürede tamamlar tekrardan bilimsel camiaya faydalı olmuş oluruz" dedi. Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı Dr. Ömer Korkmaz ise "Ratlarda deneysel bir çalışma yaptığımızda siklofosfamidin yumurtalık üzerindeki etkisini, olumsuz etkisini arı sütünün çözdüğünü gördük. Bu bizi müthiş heyecanlandırdı. Çünkü çağımızın hastalığına bir derman bulabileceğimizi ön gördük" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder