Son Dakika
|
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
İran’dan Körfez ülkelerine 468 balistik füze fırlatıldı
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile görüştü
MSB: İran'dan atılan balistik füze engellendi
Fatma Nur öğretmen son yolculuğuna uğurlandı
İsrail, İran'da füze ve savunma sistemlerinin bulunduğu tesisleri vurdu
Artvin-Şavşat karayolunda heyelan
İsrail Savunma Bakanı Katz: "Hamaney'in halefi de kesin bir hedef olacak"
İran: "Avrupa Birliği, uluslararası hukuka bağlılığını sürdürmeli"
Pezeşkiyan: "Ülke durma noktasına gelmedi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Bakan Kacır: "İhracatımızı 273 milyar dolara çıkardık"
Laricani: "Trump, Netanyahu’nun palyaçoluklarıyla ABD halkını İran’la haksız bir savaşa sürükledi"
Ekonomiye ilişkin düzenlemeleri de içeren kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda
Avrupa Komisyonu, uzun süredir beklenen "Made in EU" planını sundu
Birleşik Arap Emirlikleri'nde hayat ve alışveriş sürüyor
Kar yolları kapattı, öğretmenler yolda kaldı
Artvin-Şavşat karayolunda heyelan
SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler
04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50
Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar
Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48
"İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27
Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mart 2026 Salı- 11:19
Tokat’ta şap hastalığına karşı yoğun mesai
2
01 Mart 2026 Pazar- 11:03
Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu
3
03 Mart 2026 Salı- 10:00
Uzmanından açıklama: "Erişkin her 3 kişiden biri hipertansiyon hastası"
4
03 Mart 2026 Salı- 13:48
Yeşilay’dan Uşak’ta farkındalık yürüyüşü
5
03 Mart 2026 Salı- 13:10
Uzmanlardan kritik "ekran" uyarısı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:51
"Bebeklerin nefesini çalan sinsi virüs ’RSV’ toplumda hâlâ bilinmiyor"
Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç. Dr. Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen araştırma, bebeklerde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen RSV’nin toplumda büyük ölçüde bilinmediğini ortaya koydu. Bebeklerin neredeyse tamamının 2 yaşına kadar karşılaştığı RSV, her yıl dünya genelinde yaklaşık 33 milyon bebekte alt solunum yolu enfeksiyonuna ve 3,6 milyon bebekte hastane yatışına yol açıyor. Virüs ayrıca ilerleyen dönemde astım gelişme riskini 3 kat artırıyor. Prof. Dr. Simten Malhan, halk sağlığı açısından gizli bir tehlike olan RSV hakkında bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu, farkındalığın yükselmesiyle hastalıktan önce önlem alınabileceğini ve böylece kamusal bağışıklığın arttırılabileceğini vurguluyor. Her yıl dünyada milyonlarca bebeği etkileyen ve küçük çocuklarda ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen Respiratuar Sinsityal Virüs’ünün (RSV), Türkiye’de hâlâ "görünmez" bir tehdit olmaya devam ettiği belirtiliyor. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç. Dr. Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen araştırma, RSV’nin ne olduğu, kimleri etkilediği ve nasıl önlenebileceği konusunda toplumda büyük bir bilgi eksikliği bulunduğunu gözler önüne serdi. Kadın ve erkeklerin dengeli temsil edildiği, genç yetişkinlerin ağırlıkta olduğu, eğitim profili çoğunlukla lise ve üniversite mezunlarından oluşan 2 bin 825 kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 67,4’ü RSV’yi hiç duymadığını belirtirken, yalnızca yüzde 11,8’i "RSV’yi biliyorum" dedi. Hastane yatışlarına ve kalıcı etkilere neden oluyor Bebeklerin solunumunu zorlaştırabilen ve hastane yatışlarına kadar ilerleyebilen bu önemli enfeksiyonla ilgili toplumsal farkındalığın düşük olması, korunma yaklaşımlarında da gecikmelere ve kalıcı etkilerin oluşmasına neden oluyor. Yaşamın ilk aylarında basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp kısa sürede hayati risk oluşturabilecek bir enfeksiyona dahi dönüşebilen RSV, bazı bebeklerde ilerleyen dönemlerde tekrarlayan hırıltı, astım benzeri solunum sorunları ve akciğer hassasiyeti gibi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Prof. Dr. Simten Malhan, bu tabloyu halk sağlığı açısından gecikmeden ele alınması gereken önemli bir uyarı olarak değerlendiriyor. "Bu veriler, acil bir bilgilendirme seferberliği ihtiyacını gösteriyor" Araştırma sonuçlarının yalnızca toplumsal farkındalığı ölçen bir tablo olmadığını, aileleri ve bebekleri doğrudan etkileyen önemli bir bilgi eksikliğini ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Simten Malhan, elde edilen bulguları şu sözlerle değerlendirdi: "Bu araştırma bize çok net bir gerçeği gösteriyor: RSV, toplumun büyük bir kesimi için hâlâ ‘bilinmeyen’ gizli bir tehlike ve halk sağlığı açısından önemli bir risk. Katılımcıların üçte ikisinden fazlası virüsü hiç duymamış durumda. Korunma yöntemlerine karşı yine bilgi eksikliğinden kaynaklanan kararsızlık oldukça yaygın. Bu tablo, sorunun doğru, güvenilir ve anlaşılır bilgiye erişim meselesi olduğunu açıkça söylüyor. Sağlık okuryazarlığını güçlendiren, kanıta dayalı ve hedef gruplara göre tasarlanmış bir bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sistemli bir bilgilendirme süreci hayata geçirilmeden, RSV gibi risklerin etkin şekilde yönetilmesi mümkün değil. Özellikle bebekler, küçük çocuklar ve kırılgan gruplar için doğru bilgiye zamanında erişim, koruyucu sağlık yaklaşımının en kritik basamağıdır." RSV’nin bebekler için bir tehdit olduğu bilinmiyor Araştırma, RSV’nin en çok kimi etkilediği konusunda da net bir algı bulunmadığını ortaya koyuyor. Katılımcıların sadece yüzde 34,1’i RSV’nin en çok bebekleri ve küçük çocukları etkilediğini düşünürken, yüzde 35,7’si virüsün her yaş grubunu eşit etkilediğini belirtiyor. Bu sonuçlar, RSV’nin özellikle bebekler ve kırılgan gruplar üzerindeki etkisine dair toplumsal bilginin parçalı kaldığına işaret ediyor. Bu algı dağınıklığı, özellikle ebeveynler açısından dikkat çekici bir risk oluşturuyor. RSV’nin hastaneye yatışlara yol açabileceğini düşünenlerin oranı yüzde 45,7. Ancak "emin değilim" diyenlerin oranı da yüzde 43,4 ile neredeyse aynı seviyede. Kadınlarda "RSV hastane yatışlara yol açabilir" diyenlerin oranı yüzde 49,6 iken erkeklerde yüzde 40,7. Erkeklerde hiç duymadım diyenlerin oranı ise yüzde 71,7. Bu farklar, cinsiyete göre de algının değiştiğini gösteriyor. Eğitim farkındalığı artırıyor ama "bilgi açığı" her grupta devam ediyor Araştırmaya göre eğitim düzeyi yükseldikçe RSV farkındalığı artıyor, ancak sorun yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı değil. Lisansüstü grupta RSV’yi bildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 58,6 iken, lise mezunlarında bu oran yüzde 7,7. Buna rağmen farklı eğitim gruplarında da aşıya yönelik kararsızlık dikkat çekiyor. Ebeveyn olmak da farkındalığı artırmıyor Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu, çocuk sahibi olmanın RSV farkındalığını otomatik olarak yükseltmemesi. Çocuk sahibi olanlarda "RSV’yi hiç duymadım" diyenlerin oranı yüzde 69, çocuk sahibi olmayanlarda yüzde 65,6. Bu tablo, RSV’nin özellikle bebekleri ilgilendiren bir konu olmasına rağmen, ebeveynlerde dahi bilgi boşluğunun sürdüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Malhan: "Bilgi boşluğu kapanmadan risk yönetilemez" Araştırma bulguları, RSV’nin toplumda yeterince bilinmemesi nedeniyle riskin görünmez kaldığını, buna bağlı olarak da korunma kararlarının belirsizlikle şekillendiğini gösteriyor. Prof. Dr. Simten Malhan, özellikle bebekler ve risk gruplarında RSV’ye yönelik farkındalık çalışmalarının ve doğru bilgilendirme içeriklerinin yaygınlaştırılmasının hem ailelerin hem de sağlık sisteminin yükünü azaltmada kritik olduğunu vurguluyor.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:48
Uzmanı uyardı: Kanserden korunmanın yolu mutfaktan geçiyor
Uzmanlar, kanserden korunmada beslenmenin kritik rol oynadığını belirterek, mutfağa katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücut için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamak gerektiğini, sağlıklı mutfak alışkanlıklarının kanser riskini azaltmada önemli bir adım olduğunu vurguluyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde kanserle mücadelede erken teşhisin yanı sıra doğru beslenmenin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çeken uzmanlar, günümüz beslenme alışkanlıklarının birçok hastalığın temelinde yer aldığının altını çiziyor. Özellikle paketli ve yüksek ısıl işlem görmüş gıdaların risk oluşturduğunu söyleyen uzmanlar, market raflarında yaygın olarak bulunan hazır gıdalar, gazlı içecekler ve yüksek şeker içeren ürünlerin vücut metabolizmasını bozduğunu vurguladı. "Kanserde erken teşhisle daha başarılı tedavi imkanlarına kavuşmaktayız" 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün hekimler için çok önemli bir fırsat olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Oktay Sarı, "İsmi ürkütücü olan kanser hakkında 4 Şubat’ları fırsat bilerek bildiklerimizi vatandaşlarımıza aktarmak istiyoruz. Kanseri, hastalıklar içerisinde çok önemli yere sahip bir hastalıklar bütünü ya da sendrom olarak nitelendirebiliriz. Çünkü kanser tek başına bir hastalık değil. Kanseri yol açtığı pek çok hastalıklar nedeniyle önemli bir sendrom olarak nitelendiriyoruz. Dünya çapında kanser artıyor. Bu teşhis ve tedavi imkanlarının artmasıyla paralellik gösterdiği gibi kansere sebep olan radyasyon, beslenme gibi çevresel etkenlerin artış göstermesi ile de kanserin artış gösterdiğini biliyoruz. Örneğin akciğer kanseri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen kanser türü. Kadınlarda meme kanseri dünyada ve ülkemizde en yaygın görülen kanser türü. Her sekiz kadından birinde meme kanserinin olduğunu biliyoruz. Erkeklerde keza prostat kanseri yaygınlığı gittikçe artıyor. Hem erkeklerde hem kadınlarda kolon kanserinin de önemli bir orana sahip olduğunu biliyoruz. Şöyle bir avantajımız var. Ülkemizde Kanser Erken Teşhis ve Tedavi Merkezleri yani KETEM’ler erken teşhis amacıyla ülkemizde kurulmuş, yaygınlığı gittikçe artmış, 81 ilimizde de yaygınlaşmış, ücretsiz hizmet veren kurumlar. Bunun dışında hemen hemen tüm hastanelerimizde akciğer kanseri, meme kanseri ya da rahim boynu kanseri gibi sıkça görülen kanserlerde erken teşhis yapma imkanlarımız mevcut. KETEM’lerde 40 yaş üzeri kadınlarda 69 yaşa kadar 2 yılda bir mamografi ile teşhis yapılmaktadır. Rahim boynu kanserleri için 35 yaş üzerinde 70 yaşa kadar smear dediğimiz histolojik incelemeler, artı 5 yılda bir daha ileri bir tanı yöntemi olan HPV DNA testleri yapılmaktadır. Kolon kanserleri için de 2 yılda bir gizli kan testi yapılması önerilmekte ve bunlar KETEM’lerde yapılıyor. Ayrıca 10 yılda bir kolonoskopiyi de öneriyoruz. Kanser ciddi bir hastalık ama erken teşhis sayesinde erken evrede yakalanarak daha başarılı tedavi imkanlarına kavuşuyoruz, kavuşmaktayız. Yeni çıkan ilaçlarla, tedavi yöntemleriyle de kanser artık bizim için korkulu bir hastalık değil ama erken teşhis çok önemli" dedi. "Mutfağımıza katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücudumuz için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamamız gerekiyor" Kanserden korunmanın en önemli yollarından bir tanesinin mutfaktan geçtiğini dikkat çeken Prof. Dr. Oktay Sarı, "Mutfağımıza katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücudumuz için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamamız gerekiyor. Bugün marketlere gittiğimizde karşılaştığımız ürünlerin çoğu paketli ürünler, hazır gıdalar, yüksek ısıl işlem görmüş gıdalar. Bunların bir kısmının kanserojen olduğunu biliyoruz. Bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmış durumda. Bunların tamamına yakını neredeyse yüksek miktarda şeker içeren gıdalar. Özellikle gazlı içeceklerde çok fazla şeker var. Şeker vücudumuzun metabolizmasını bozuyor. Bağırsak floramızı bozduğu için bağırsak bizim aslında vücudumuza açılan bir kapı. Yüksek miktarda şeker içeren gıdalar bağırsak floramızı bozduğu için bağırsak seçiciliğini, filtrasyon özelliğini yitiriyor. Tabiri caizse ne bulursa emiliyor, vücudumuza alıyor ve bunların da önemli bir kısmı kanserojen. Salam, sosis gibi asla ve asla evimize girmemesi gereken gıdalar yüksek miktarda nitrat ve nitritler içererek toksik etkiler gösteriyor" ifadelerini kullandı. "Pek çok hastalık bizim bugünkü beslenme alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkili" Sadece kanser açısından değil, katkılı gıdaların çocukları otizmden başlayıp dikkat eksikliğine kadar geniş bir yelpazede tehdit ettiğini söyleyen Prof. Dr. Oktay Sarı, "Bunlar bilimsel gerçekler, bilimsel olarak ispatlanmış gerçekler. Bunu çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Dikkat eksikliği ve otizmden başlayıp ileri yaşlarda kansere kadar gidebilen pek çok hastalık bizim bugünkü beslenme alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkili. O zaman şu iki mesajı söyleyeyim, birincisi ihmale gelmez, geç kalmak bize bir fayda sağlamaz. Aman bekleyelim, biraz daha bekleyelim, belki bir şey yoktur gibi düşünceler çok yanlış. Ücretsiz imkan sunan KETEM merkezleri her ilimizde mevcut, ihmal etmeyelim. Sağlığımız ihmale gelmez. Kanserde erken teşhis önemli. İkincisi beslenme alışkanlıklarımızı normalleştirmeye çalışalım. Katkı gıdaları içeren, zararlı toksik maddeleri bünyesinde barındıran gıdaları evimize sokmayalım. Çocuğumuza bir çikolata alacağımız zaman içeriğine bakalım. İçeriğinde çocuğumuz için zararlı trans yağlar var mı, palm yağı gibi bizim önermediğimiz yağları içeriyor mu içermiyor mu, bunlara bakalım. Ondan sonra alışverişimizi yapalım" diye konuştu.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:46
Sağlık Müdürlüğü’nden ücretsiz sağlık taraması çağrısı
Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Dünya Kanser Günü vesilesiyle vatandaşları ücretsiz sağlık taramalarını yaptırmaya davet etti. Sağlık Müdürlüğü tarafından konu ile ilgili yapılan paylaşımda, "Dünya Kanser Günü kapsamında; ücretsiz sağlık taramalarınızı yapmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında sizleri bilgilendirmek için Forum AVM ve MNG AVM’ye bekliyoruz. Ücretsiz sağlık taramalarıyla kanserden korunmak ve kanserin erken tanısını koymak için; kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleri (KETEM), aile sağlığı merkezleri (ASM), sağlıklı hayat merkezleri (SHM) ve toplum sağlığı merkezlerine (TSM) başvurabilirsiniz. Ayrıca sağlıklı hayat merkezlerine ücretsiz sigara bırakma polikliniği, beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, çocuk gelişimi danışmanlığı için başvurabilirsiniz. Erken tanı hayat kurtarır. Senin ve sevdiklerinin taramasını yapmak için bekliyoruz" denildi.
03 Şubat 2026 Salı - 21:47
Kars’ta kar esareti: Hasta çocuklar için Mehmetçik ve ekipler seferber oldu
Kars’ta tipi nedeniyle yolu kapanan köyde ateşi yükselen 2 çocuk için ekipler zamanla yarıştı. Kara saplanan ambulansı Özel İdare ekipleri kurtarırken, hasta çocukları paletli amfibi araçla Mehmetçik tahliye etti. Kars genelinde etkisini sürdüren olumsuz hava şartları, ulaşımda aksamalara neden olmaya devam ediyor. Edinilen bilgiye göre, Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı İbiş köyünde yüksek ateş şikayeti olan 2 çocuğun ailesi durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri, yoğun kar ve tipi nedeniyle ilerlemekte güçlük çekti. Tipinin etkili olduğu bölgede hasta çocuklara ulaşmaya çalışan ambulans kara saplanarak mahsur kaldı. Durumun bildirilmesi üzerine bölgeye hızla Akyaka Özel İdares karla mücadele ekipleri sevk edildi. İş makinelerinin yoğun çalışması sonucu kara saplanan ambulans kurtarılarak yolun bir kısmı ulaşıma açıldı. Mehmetçik’ten şefkat eli Yolun kalan kısmının tamamen kapalı olması ve tipinin şiddetini artırması üzerine devreye Mehmetçik girdi. Paletli amfibi araçla köye ulaşan Mehmetçik, ateşler içindeki 2 çocuğu evlerinden alarak güvenli bir şekilde bekleyen ambulansa taşıdı. Mehmetçik’in kucağında ambulansa ulaştırılan çocuklar, ilk müdahalelerinin ardından Kars Harakani Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastanede tedavi altına alınan çocukların genel sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
03 Şubat 2026 Salı - 20:45
Oyuncu Ufuk Özkan’ın organ nakli başarıyla yapıldı
Uzun süredir karaciğer yetmezliğiyle mücadele eden oyuncu Ufuk Özkan, 11 saat süren zorlu bir ameliyat geçirdi. Medipol Sağlık Grubu Organ Nakli Bölümü hekimleri, naklin başarıyla tamamlandığını ve sanatçının durumunun iyi olduğunu duyurdu.
03 Şubat 2026 Salı - 17:27
Aile hekimliğinde "tek tip yazılım" uyarısı
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, aile hekimliğinde tek tip yazılım uygulamasına geçişin hukuki altyapı tamamlanmadan dayatıldığını belirterek, bu sürecin hekimler açısından ciddi hukuki ve mesleki riskler doğurduğuna dikkat çekti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Sağlık Bakanlığı’nın aile hekimliğinde SBABS (tek tip yazılım) uygulamasına geçiş sürecine yönelik eleştiriler ve uyarılarda bulundu. Canlı yayınlanan panelde konuşan Kurban, hukuki altyapısı tamamlanmadan dayatılan sistem değişikliklerinin hekimleri ciddi hukuki ve mesleki risklerle karşı karşıya bıraktığını vurgulayarak, sürecin yalnızca teknik bir yazılım değişikliği olarak ele alınamayacağını; uygulamanın mevzuat, bilgi güvenliği ve serbest piyasa ilkeleri açısından ciddi sorunlar barındırdığını ifade etti. "Sağlık Bakanlığımızın bu yanlış çalışması mevcut aile hekimliği mevzuatına da uygun değildir" Kurban, SBABS sürecinin yalnızca teknik yazılım değişikliği olmadığını belirterek, "Bakanlığımızın AHBS yazılımı bir firmaya aittir ve dolayısıyla çoklu şirketlerin rekabet ortamından uzak bir yapılanmadır. Mevcut durumun bilgi güvenlik sorunu olamaz ve bakanlığımız istese sadece hastamızın, hekimin ve bakanlığın haberi olacak şekilde yüksek güvenlik düzeyine geçilebilir. Sağlık Bakanlığımızın bu yanlış çalışması mevcut aile hekimliği mevzuatına da uygun değildir. Yani hukuki olarak mevzuatın bu çalışma kapsamında düzeltilmediğini görüyoruz" dedi. Türkiye’nin milli işletim sistemine ihtiyacı olduğunu söyleyen Kurban, "Bu olmadan zaten mutlak bilgi güvenliğinden bahsedilemez. Bunun için ise yazılım şirketlerinin desteklenmesi lazım ancak bakanlığın bu tercihi tüm AHBS şirketlerini yok edecek ve belki binden fazla yazılımcı da işsiz kalacaktır. ’Biz hata yaptık’ dediklerinde ise oluşturdukları zararın telafisi mümkün olmayacaktır. Tek tip yazılım dayatmasının serbest piyasa ilkelerine aykırı. Bu tekelleşme ve hizmet kalitesinde düşüşü getirecektir. AHBS maliyetini de düşürmeyecek ve bunun faturası birkaç yılda meydana çıkacaktır. Biz her istediklerini aynen yapan AHBS şirketlerini yok edip sonra bunun bir şirkete ihale edilmesini doğru bulmuyoruz" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 17:23
Kanseri erteleyerek değil, erken teşhis ederek yenebilirsiniz
Denizli’de 2025 yılı boyunca meme, serviks ve kolorektal kanserlere yönelik yürütülen tarama programları kapsamında toplam 174 bin 719 kişiye kanser taraması yapıldı. Gerçekleştirilen bu taramalar sonucunda 204 kişiye kanser tanısı konuldu. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen Pembe Şehir Projesi kapsamında yürütülen faaliyetlerde; 2025 yılında Denizli’de 56 bin 438 kadına mamografi çekilerek, 140 kadında meme kanseri, 51 bin 7 kadına serviks (rahim ağzı) kanseri taraması yapılarak 37 kadında rahim ağzı kanseri, 67 bin 274 kişide kolorektal (bağırsak) kanseri taraması yapılarak 27 kişide de bağırsak kanseri tespit edildi. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen Pembe Şehir Projesi kapsamında Denizli’de il geneli kanser farkındalık eğitim ve tarama faaliyetleri 2025 yılında da aynı kararlılık ve özverili çalışmalar ile devam etti. Proje kapsamında yürütülen faaliyetlerde; 2025 yılında Denizli’de 56 bin 438 kadına mamografi çekilerek, 140 kadında meme kanseri, 51 bin 7 kadına serviks (rahim ağzı) kanseri taraması yapılarak 37 kadında rahim ağzı kanseri, 67 bin 274 kişide kolorektal (bağırsak) kanseri taraması yapılarak 27 kişide de bağırsak kanseri tespit edildi. ‘4 Şubat Kanser Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulunan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kanserin dünya genelinde kalp ve damar hastalıklarından sonra en sık ölüme neden olan hastalıklar arasında yer aldığını ifade ederek kanserle mücadelede erken teşhisin ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hayati önem taşıdığını söyledi. Erken teşhiste kanser taramalarının önemine değinen Öztürk: şöyle konuştu: "Vücuttaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olan kanser, dünya genelinde sebebi bilinen ölümler arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. 2025-2027 Dünya Kanser Günü teması ‘Benzersizliğimizle Biriz’ olarak belirlenmiştir. Bu tema, kanserle mücadele eden her bireyin deneyiminin kendine özgü olduğunu vurgularken, bu farklılıkların aslında insanları bir araya getiren ortak bir güç olduğunu ifade etmektedir. Herkesin yolculuğu farklı olsa da, kanserle mücadele eden bireyler; umut, dayanıklılık ve insani duygular etrafında birbirine bağlıdır. Her bir hikâyenin benzersizliği ön plana çıkarılırken, bu hikâyelerin empatiyi artırdığı ve toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği mesajı verilmektedir. Ülkemizde yılda yaklaşık 240 bin kanser teşhisi konulmaktadır; 2045 yılında bu sayının 419 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ulusal düzeyde alınacak önleyici tedbirler ve sağlıklı beslenme, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durma, hareketli bir yaşam sürme gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde gelecekte ortaya çıkması beklenen kanser vakalarının önemli bir bölümünü önlemek mümkündür. Bununla birlikte erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilen birçok kanserin iyileşme olasılığı yüksektir. Kanser taramaları, koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli bileşenlerden biri olup Ülkemizde yürütülen Ulusal Kanser Tarama programımızda; 40-69 yaş arasındaki kadınlara 2 yılda bir meme kanseri, 30- 65 yaş arası tüm kadınlarımıza 5 yılda bir rahim ağzı kanseri ve 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkeklere 2 yılda bir kalın bağırsak kanseri taraması yapılmaktadır. İlimizde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Toplum Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerimizde kanser taramaları ücretsiz yapılmaktadır" dedi. 2025’te 204 kanser erken teşhis edildi, Denizli’den 2 KETEM Türkiye 1. ve 7. oldu Açıklamasında 2025 yılı verilerine de değinen İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kanser taramalarında ulusal düzeyde dikkat çeken başarı elde ettiklerini söyledi. Yıl boyunca yapılan taramalar sayesinde 204 kanser vakasının erken evrede tespit edildiğini belirten Öztürk: "İl geneli hedef nüfusa göre tarama oranlarımıza baktığımızda; meme kanserinde yüzde 54,8, serviks kanserinde yüzde 97,8 ve kolorektal kanserinde yüzde 53,5 tarama oranına ulaştık. 2025 yılında Denizli’de 174 bin 719 tarama gerçekleştirerek taramalar sonucunda toplamda 204 kanser teşhisi yakaladık. Denizli’de 2018 yılından bu yana yürüttüğümüz Pembe Şehir projesiyle bugüne kadar birçok başarı yakaladık, ödüller aldık. Yine bu yıl Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayında Bakanlığımız tarafından açıklanan verilere göre; Türkiye’de Ekim ayında en fazla mamografi çeken merkezler içinde Pamukkale KETEM birinci, Merkezefendi KETEM yedinci sırada yer aldı ve bu başarı bizleri gururlandırdı. Denizli’de İl Merkezimizde Merkezefendi, Pamukkale ve Sümer ile birlikte 3 KETEM, Tavas ilçemizde bir KETEM ve son olarak Acıpayam İlçemizde açtığımız KETEM ile birlikte toplamda 5 KETEM bulunmaktadır. Ayrıca 2021 yılında hayırsever desteğiyle ilimize kazandırdığımız Mobil Kanser Tarama Tırımız da 2025 yılı boyunca İlçelerimizde yoğun olarak taramalar gerçekleştirdi ve meme kanseri taramalarının % 12’si tırdaki mamografi cihazımızla yapıldı. Tırımızın da bu anlamda kanser taramalarına katkısı çok büyük olup 2025 yılında Mobil Tırımızda; 6 bin 976 kadına mamografi çekilerek 13 kadına meme kanseri teşhisi, 2 bin 168 kadına da serviks kanseri taraması yapılarak 2 kadına serviks kanseri teşhisi kondu. Kanserle mücadelemizde ve bu yılda bize başarı getiren kanser taramalarımızda başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kanserde erken teşhisin hayat kurtarıcı etkisini tekrar tekrar vurgulayarak düzenli yapılan kanser taramalarının, kanserden korunma ve erken tanının en önemli parçası olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu nedenle bir kez daha tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Kendi sağlığınıza önem verin, kanser taramalarınızı ihmal etmeden zamanında yaptırın. Unutmayın ki kanseri, erteleyerek değil, erken teşhis ederek yenebiliriz" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 16:01
KBÜ’de kanser ilaçları için yerli kit geliştiriliyor
Karabük Üniversitesi’nde (KBÜ) yürütülen Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) destekli projeyle, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) süreçlerinde numune hazırlama ve saflaştırma aşamalarını hızlandıracak yerli kitler geliştirilecek. KBÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hacı Mehmet Kayılı’nın yürütücülüğünü yaptığı proje, TÜBİTAK-TEYDEB 1507 KOBİ Ar-Ge Destek Programı kapsamında destek almaya hak kazandı. Proje kapsamında, biyoteknoloji ve biyofarmasötik alanda yaygın şekilde kullanılan monoklonal antikorların analizinde önemli bir aşama olan numune hazırlama ve saflaştırma süreçlerine yönelik yeni kitlerin geliştirilmesi amaçlanıyor. Bu kitlerle, laboratuvarlarda yürütülen analizlerin daha pratik, daha hızlı ve daha tekrarlanabilir sonuçlar üretecek şekilde standardize edilmesi hedefleniyor. Projede geliştirilecek "manyetik HILIC" tabanlı kitlerin, glikan analizlerinde kullanılan numunelerin saflaştırılmasında zaman tasarrufu sağlaması, yüksek saflık ve tekrarlanabilirlik sunması bekleniyor. Manyetik boncuk tabanlı yapı sayesinde sürecin otomasyona daha uygun hale getirilmesi de planlanıyor. Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Hacı Mehmet Kayılı, Bio Design firması olarak TÜBİTAK-TEYDEB’e sundukları projenin kabul edilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Kayılı, projenin özellikle kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların geliştirilmesi ve doğrulanması süreçlerinde ihtiyaç duyulan örnek hazırlama kitlerine odaklandığını belirterek, "Yerli, hızlı ve düşük maliyetli çözüm sunacağız" dedi. Çalışmaların Karabük Üniversitesinin akademik destekleriyle yürütüldüğünü vurgulayan Kayılı, geliştirilecek kitlerin ilaç Ar-Ge süreçlerine katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti. Kayılı, geliştirilecek kitlerin ilaç geliştirme aşamasında faaliyet gösteren firmalar tarafından yerli olarak temin edilebileceğini, düşük maliyetle ve kısa sürede kullanılabilir hâle geleceğini belirterek, bu sayede akıllı kanser ilaçlarının karakterizasyon süreçlerinin daha etkin şekilde yürütülebileceğini kaydetti. Projenin biyoteknoloji alanında Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Kayılı, hedeflerinin yalnızca bilimsel değil ekonomik katkı da sağlamak olduğunu belirtti. Kayılı, manyetik HILIC teknolojisi içeren bu kitleri Türkiye’de geliştiren ilk firma olmayı hedeflediklerini, projenin başarıyla tamamlanmasıyla yerli ilaç Ar-Ge firmalarına önemli bir altyapı kazandırmayı amaçladıklarını dile getirdi.
03 Şubat 2026 Salı - 15:42
Diş Hekimi Dündar Özbaylar: "Kemik yetersizliğinde implant tedavisi mümkün"
Diş Hekimi Dündar Özbaylar, kemik yetersizliği, implant tedavisi düşünen hastalar için uygun tedavi yöntemleri ve uygun cerrahi teknikler kullanılarak tedavinin başarılı sonuçlar alındığını belirtti. Diş Hekimi Özbaylar, "Kemik Yetersizliklerinde Implant Tedavisi Mümkün. Sigara kullanımında ise diş eti hastalıklarına, kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır" dedi. ’Cerrahi teknikler kullanılıyoruz’ Diş Hekimi Dündar Özbaylar, kemik yetersizliği, Implant tedavisi düşünen hastalar için uygun tedavi yöntemleri ve uygun cerrahi teknikler kullanılarak tedavinin başarılı sonuçlar alındığını kaydederek, Bu sayede güçlü ve estetik bir gülüşe sahip olmanın mümkün olduğunu ifade eden Dr. Özbaylar, şu ifadeleri kullandı: ’’Kemik yetersizliği durumunda bile hastanın genel sağlığı iyileşme potansiyeli uygunsa başarılı implant sonuçları elde etmek mümkündür. İmplant tedavisi için kemik yetersizliği yaşayan hastalar, hekimleri ile görüşerek uygun tedavi planını ve seçeneklerini değerlendirmelidirler. Bu sayede sağlam ve estetik bir gülüşe sahip olmak mümkün olabilir" ’Kemik onarımı tedavisi’ Diş Hekimi Dündar Özbaylar, "Üst çenelerde, dişlerin hemen üstünde bulunan anatomik boşluklara maksiller sinüs adı verilir. Maksiller sinüsler hayat boyu büyümelerini sürdürürler. Sinüslerin hacmindeki artış, üst çenelerdeki kemik hacminde azalmaya yol açar. Fizyolojik olarak kabul edilebilecek bu kemik kayıpları, implant uygulamalarına olanak tanımayacak boyutlara ulaşabilir. Bu durumda, eğer implant terapisi uygulanacaksa, Sinüs Lifting adı verilen, özel operasyonlarla sinüslerin hacmini azaltıp, kemik hacmini artırmaya yönelik özel bir cerrahi müdahale uygulanmalıdır. Hastanın isteğine göre lokal ya da genel anestezi altında uygulanabilen bu operasyon ile çene kemiği ile sinüs mukozası arasına kemik partikülleri yerleştirilir ve takip eden altı aylık sürede kemik oluşumu beklenir. Bu amaçla hastanın kendi vücudundan alınacak kemikler kullanılacağı gibi, kemik bankalarından elde edilecek kemik ile inorganik yada organik materyaller de kullanılabilir. Kemik oluşumu tamamlandıktan sonra ise rutin implant uygulamalarına geçilir. Ogmentasyon üst çene yada alt çenede Alveol Kemiği Ogmentasyonu (Genişletme) Diş çekimlerinden sonra, uzun dönemde karşılaşılan en büyük problemlerden biri çene kemiklerinde görülen erimedir. Diş kayıplarının tedavisi, implant uygulamaları ile giderilecekse kemik yüksekliği ve hacmi daha da önem kazanır. Implant uygulaması, belirli yükseklikte ve kalınlıkta kemik varlığını gerektirir. Erken yaşta diş kayıpları ya da yoğun diş eti iltihabı sonucu kemik hacminde oluşan azalmaları kemik onarımları ile giderilebilir. Bu onarımlar, hastaların kendi vücutlarından alınan kemik ile gerçekleştirilebildiği gibi, inorganik materyaller de aynı amaçla uygulanabilir. ’’Sigara kullanımı, diş eti hastalıklarına, kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır’’ ’Kemik yetersizliğinin en önemli ve başlıca iki nedeni diş kayıpları ve periodontal hastalıklardır. Bunların yanı sıra travma nedeniyle de diş çevresinde Kemik Yetersizlikleri görülebilmektedir. Periodontal hastalıkların oluşmasını etkileyen en önemli faktörlerden birinin sigara kullanımı olduğu unutulmamalıdır. Sigara kullanımı, diş eti hastalıklarına ve diş çevresinde yer alan kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır. Birçok çalışma sigara kullanımının ağız içi yapısına önemli oranda zarar verdiğini göstermiştir. Sigara kullanımının yanı sıra kötü beslenme gibi bazı durumlar da kemik kaybı yatkınlığını artırabilmektedir. ’Kemik onarımının faydaları’ Diş İmplantı İçin Yeterli Kemik Desteği: Kemik onarımı, diş implantlarının yerleştirilmesi için gerekli olan kemik hacmini sağlar. Periodontal Sağlığın Korunması: Kemik kayıplarının tedavi edilmesi, periodontal hastalıkların ilerlemesini önler ve ağız sağlığını iyileştirir. ’Kemik yetersizliklerinde İmplant tedavisi mümkün’ ’İmplant diş, kaybedilen dişlerin yerine koyulmasında ve gündelik hayatınıza sorunsuzca devam etmeniz konusunda kullanılan en yaygın yöntemdir. Çene kemiği üzerinde bir dereceye kadar rezorbsiyon yaşayan hastalar da dâhil olmak üzere, farklı ihtiyaçlara yönelik olarak geliştirilmiş implant tedavisi yöntemleri vardır. Kemik yetersizliklerinde başarılı implant tedavisi mümkün." diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 15:25
Kula Devlet Hastanesi’nde uzman hekim kadrosu güçleniyor
Kula Devlet Hastanesi’nde göreve başlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir ile Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir, ilçede sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve etkin sunulmasına katkı sağlayacak. Kula Devlet Hastanesi, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak amacıyla uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda hastanede Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir ile Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir göreve başladı. Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir, 2017 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Afyon Devlet Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yapan Aydemir, uzmanlık eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı. 2025 yılında Nöroloji Uzmanı unvanını alan Dr. Aydemir, Kula Devlet Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir ise Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2018 yılında mezun oldu. Pratisyen hekim olarak Afyon Devlet Hastanesi’nde görev yapan Aydemir, uzmanlık eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda tamamladı. 2023 yılında Üroloji Uzmanı unvanını alan Dr. Aydemir, mecburi hizmetini Isparta Şehir Hastanesi’nde tamamlamasının ardından Kula Devlet Hastanesi’ne atandı. Yeni atamalarla birlikte Kula’da özellikle nörolojik ve ürolojik hastalıklar başta olmak üzere, böbrek ve idrar yolu hastalıkları, prostat rahatsızlıkları ve erkek sağlığı alanlarında vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı ve etkin şekilde ulaşması hedefleniyor. Kula Devlet Hastanesi Başhekimi Cansu Sarıgül, göreve başlayan her iki uzmana da başarılar dileyerek, "Hastanemizin uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyoruz. Yeni hekimlerimizle birlikte ilçemizde sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesinin daha da artacağına inanıyoruz. Kendilerine görevlerinde başarılar diliyor, Kula’mıza hayırlı olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı.
03 Şubat 2026 Salı - 14:27
Beyin kanaması geçiren şahsın organları Samsun ve Erzurum’daki hastalara umut oldu
Trabzon’da geçtiğimiz cuma günü beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırılan şahsın organları vefatının ardından ailesi tarafından bağışlanırken, Samsun ve Erzurum’daki hastalara umut oldu. Trabzon’da yaşayan ve bir markette çalışan 47 yaşındaki Fatih Ünver, geçtiğimiz hafta Cuma günü beyin kanaması geçirdi. Ünver, geçirdiği beyin karaması sonrası önce Ahi Evren Hastanesine ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Fatih Ünver’in vefatının ardından bağışlanan organları, farklı illerdeki hastalara umut oldu. Hastanede yapılan tıbbi değerlendirmelerin ardından Ünver’in bağışlanan iki böbreği Samsun’a, karaciğeri ise Erzurum’a, diğer hastalara nakledilmek üzere gönderildi. Fatih Ünver’in, organ bağışında bulunma isteğini, yaşarken yakın çevresiyle paylaştığı ancak bu konuda resmî bir başvurusunun bulunmadığı öğrenildi. Ailesinin Ünver’in bu yöndeki iradesini dikkate alarak organ bağışında bulunma kararı aldığı bildirildi.
03 Şubat 2026 Salı - 14:16
Ağrı’da zorlu taş cerrahisi başarıyla gerçekleştirildi
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbreğinde yaklaşık 6 santimetreyi bulan çok sayıda taş bulunan hasta, Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kayhan Tarım tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde zorlu bir taş cerrahisi başarıyla gerçekleştirildi. Daha önce açık, perkütan ve endoskopik yöntemlerle toplam 21 kez taş cerrahisi geçiren hasta, hastaneye başvurmasının ardından yapılan tetkiklerde böbreğinde toplam boyutu yaklaşık 6 santimetreyi bulan çok sayıda taş bulunduğu tespit edildi. Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kayhan Tarım tarafından gerçekleştirilen operasyon sırasında, hastanın böbreğindeki taşlar yaklaşık 295 parça halinde başarılı bir şekilde çıkarıldı. Zorlu geçen ameliyatın ardından hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Tedavi sürecinin sorunsuz tamamlanmasının ardından hasta güvenli bir şekilde taburcu edildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder