SAĞLIK
Yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’ Mersin’de kullanılmaya başlandı 28 Nisan 2026 Salı - 11:03:00 Türkiye’de ilk kez kullanılan yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde hastalara uygulanmaya başlandı. Ameliyat sırasında kaybedilen kanın yeniden kazandırılmasıyla kritik operasyonlarda önemli avantaj sağlanması amaçlanıyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, ameliyat sırasında hastanın kaybettiği kanı toplayıp filtreleyerek yeniden hastaya verilmesini sağlayan yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’ kullanılmaya başlandı. Türkiye’de ilk kez kullanılan yeni nesil modelin, önceki cihazlara kıyasla kanın daha fazla ve daha nitelikli şekilde geri kazanılmasına imkan sunduğu, özellikle yüksek riskli ameliyatlarda hasta güvenliğini artırmasının hedeflendiği belirtildi. Sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltmeye yönelik yatırımlar kapsamında envantere kazandırılan cihazın, travma, kardiyovasküler, ortopedik ve jinekolojik operasyonlar gibi yoğun kan kaybı riski bulunan cerrahilerde önemli rol oynadığı belirtildi. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Handan Birbiçer, cihazın özellikle yüksek riskli ameliyatlarda hastanın kendi kanının yeniden kullanılmasına imkan sağladığını ifade ederek, "Kan kurtarma cihazları, özellikle yüksek riskli kanamalı ameliyatlarda ‘kardiyovasküler cerrahi, ürojinekolojik ameliyatlar, ortopedik cerrahiler ya da majör kanamalı hastalar gibi’ hastanın donör, yani bağışçı kanı alma miktarını azaltmaya yarıyor" dedi. "Diğer cihazlardan farkı, yeni nesil bir teknoloji olmasıdır" Prof. Dr. Birbiçer, cihazın çalışma sistemine değinerek, "Bu cihazlarla kanamalı bölgeden kanı steril bir kaba topluyorsunuz. Ondan sonra buradan filtre sistemiyle hastanın kanını ayrıştırıp hastaya tekrar geri verebiliyoruz. Bizdeki cihazın diğer cihazlardan farkı, yeni nesil bir teknoloji olmasıdır. Diğer cihazlarda toplanan kanın bir bölümü kaybedilebilirken, burada bir filtre sistemi kullanıldığı için kanın daha değerli bir kısmını elde edebiliyoruz diyebilirim" ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Birbiçer, cihazın pıhtılaşma sürecine de katkı sunduğunu belirterek, "Bu cihazda trombosit dediğimiz, yani pıhtılaşmayı sağlayan hücreleri de toplayabiliyoruz. Bu da tabii ki çok önemli, hastanın kanamasına bağlı olan ameliyat sonrasında da pıhtılaşmasına yardımcı oluyor. Yine bu cihazla çok fazla kan transfüzyonundan kaçınmış oluyorsunuz" şeklinde konuştu. "Yoğun bakımda yatış süresi kısalmış oluyor" Kan transfüzyonunun muhtemel risklerine de dikkat çeken Birbiçer, "Biliyorsunuz kan bir organ aslında, işlemi bir organ nakli gibi düşünün. Hastaya çok kan verdiğiniz zaman bu durum hastada bazı immun reaksiyonlar ve yoğun bakım ihtiyacı oluşturacak komplikasyonlar ortaya çıkarabilir. Eğer böyle bir cihaza sahipseniz hastaya verdiğiniz kan miktarını azaltıp bu sorunlar ile karşılaşma riskini azaltmış olursunuz. Sonuç olarak hastanın yoğun bakım ihtiyacı azalır ve hastaneye yatış süresi kısalır" dedi. Cihazın acil durumlarda sağladığı avantajlara da değinen Birbiçer, "Tabii ki bu teknolojik cihazın önemli bir faktörü de, diyelim ki çok kanamalı bir hasta geldi, akut olarak o an kan temin edemiyorsanız, böyle bir cihazınız varsa kan hazırlanmasını beklerken cihazı kullanarak hastanın kendi kanını hastaya vererek yine zaman kazanmış oluyoruz" ifadelerini kullandı.
28 Nisan 2026 Salı - 10:46 Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı: "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacaktım" Antalya’da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, şiddetli ve durmaksızın devam eden karın ağrısı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede acil ameliyata alındı. Açık karın ameliyatları sonrası gelişen yapışıklıklara bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı tespit edilen Berksoy, laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu, dolaşımı bozulmuştu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık" derken, Berksoy ise "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" sözleriyle yaşadığı süreci anlattı. Antalya’da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, karnında şiddetli, sürekli ve durmaksızın devam eden ağrı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş’e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından açık karın ameliyatları sonrası gelişen karın içi yapışıklıklarına bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı yaşadığı belirlenen Berksoy, aynı gün laparoskopik yöntemle ameliyata alındı. Op. Dr. Gökhan Ateş ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kapalı ameliyatla hastanın kangrene doğru ilerleyen bağırsağı kurtarıldı. Ameliyatın ardından kısa sürede rahatlayan Berksoy, aynı gün ayağa kalkarak beslenmeye başladı. "Bağırsak içeride sıkıştığında hayatı tehdit eden tabloya gidebiliyor" Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, özellikle açık karın ameliyatlarından sonra karın içinde yapışıklıklar gelişebildiğini belirterek, bu durumun bazı hastalarda bağırsak tıkanıklığı ve iç fıtığa yol açabildiğini söyledi. Op. Dr. Ateş, "Ameliyatlardan sonra, özellikle açık karın ameliyatlarının ardından karın içerisinde yapışıklıklar olabiliyor. Bu yapışıklıklara bağlı olarak bazen bağırsaklar, iç fıtık dediğimiz açıklıklardan geçerek sıkışabiliyor. Bağırsak içeride sıkıştığında başlangıçta tıkanıklık bulguları ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemde ise kangrene, hatta hayatı tehdit eden tam kangren tablosuna kadar gidebiliyor" dedi. "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu" Hastanın bulantı, kusma ve şiddetli karın ağrısı şikayetlerinin ilerlemesi üzerine hastaneye başvurduğunu ifade eden Op. Dr. Ateş, ameliyatta bağırsaktaki dolaşım bozukluğunu gördüklerini belirterek, "Hastamızda bağırsak tıkanıklığı olmuş, bulantı ve kusmaları başlamış, şiddetli karın ağrısı gelişmiş. Daha önce takip edilmiş ancak şikayetleri ilerleyince bize müracaat etti. Laparoskopik, yani kapalı ameliyatla müdahale ettik. Bağırsak neredeyse kangren oluyordu; simsiyah hale gelmişti, dolaşımı bozulmuştu ve nekroza doğru gidiyordu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık. Kapalı ameliyat sayesinde hastamız aynı gün hayata dönebildi. Şu an gayet rahat, genel durumu iyi, değerleri de iyi. Takiplerimiz devam edecek" ifadelerini kullandı. "Şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi" Hastanın hastaneye geldiğinde oldukça ağır bir tablo yaşadığını dile getiren Op. Dr. Ateş, belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ateş, "Sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı, özellikle spazm tarzı çok şiddetli ağrılar önemli bulgulardır. Hastamız şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi. Sürekli kusuyordu. Ameliyattan hemen sonra dramatik şekilde rahatladı. Ameliyat 23 Nisan’da gerçekleşti, 23 Nisan aynı zamanda hastamızın da bayramı oldu. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürümeye başladı. Aynı gün yeme içmeye başladı" diye konuştu. "5 yıl önce kızını da benzer şikayetlerle ameliyat ettik" Op. Dr. Gökhan Ateş, Ayşe Zülal Berksoy’un kızının da 5 yıl önce benzer şikayetlerle kendisine başvurduğunu belirterek, onun da laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştuğunu söyledi. Op. Dr. Ateş, "5 yıl önce hastamızın kızı da gelmişti. Onun da 25 yıldır devam eden karın ağrısı şikayeti vardı. Laparoskopik olarak baktığımızda karın içerisinde doğuştan gelen, kendiliğinden oluşmuş yapışıklıklara bağlı iç fıtıklar olduğunu gördük. Çok zor bir süreç yaşamıştı; çaresiz kaldığını, derdine derman bulamadığını söylüyordu. Laparoskopik olarak o bağlardan kurtulduğunda, hayatındaki bağlardan da kurtulmuş gibi rahatladı" dedi. "O zümrütler beni öteki tarafa götürüyormuş" Yaşadığı süreci anlatan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy ise karın ağrısının sürekli ve dayanılmaz şekilde devam ettiğini, kusma şikayetinin de yeşil renkte olduğunu söyledi. Berksoy, "Karnımda şiddetli, sürekli, durmaksızın devam eden ağrı ve kramplar vardı. Hiçbir şey içemiyordum. Sürekli geğirmek istiyordum ve kusuyordum. Kusmuğun renginin yeşil olduğunu gördüm. Ben biraz esprili bir insan olduğum için eşime, ‘Bak senin karın çok mücevherli. Senin için zümrütleri dünyaya getiriyor’ diyordum. Ama o zümrütler var ya, beni öteki tarafa götürüyormuş" ifadelerini kullandı. "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten Berksoy, doktoruna duyduğu minnettarlığı şu sözlerle anlattı: "İyi ki Gökhan Hocam varmış. Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, kelimeler yetmez. Kızım adına, kendi adıma yaşadığım sürece hep minnettar kalacağım. Eğer bugün bu kadar iyiysem onun sayesinde çok iyiyim." Ameliyat öncesi ve sonrası arasında büyük fark olduğunu söyleyen Berksoy, "Şimdiki halimle geldiğim halime bakıyorum, arada dağlar kadar fark var. Ne kadar rahatım, ne kadar mutluyum anlatamam. Nasıl geldim, nasıl çıkıyorum ben de şaşırıyorum. Ne yaptı, nasıl tedavi uyguladı bilmiyorum ama eskisinden çok daha iyi çıkıyorum" dedi.
28 Nisan 2026 Salı - 10:32 Doç. Dr. Murat Doğan: "Çocuklarda büyüme geriliğine dikkat" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, çocuklarda sıkça göz ardı edilen büyüme geriliği hastalığına dikkat çekerek erken teşhisin önemini vurguladı. Doç. Dr. Murat Doğan, "Aileler çoğu zaman çocuklarının gelişimini fark etmekte gecikebiliyor. Oysa büyüme geriliği erken dönemde tespit edilirse tedavi başarısı oldukça yüksektir. Büyüme geriliği, çocukların yaş ve cinsiyetlerine göre beklenen boy ve kilo değerlerinin altında kalmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur" dedi. "Yaşıtlarına göre geri kalma" Büyüme geriliğinin en belirgin işaretinin çocuğun akranlarına kıyasla daha kısa boylu veya düşük kilolu olması olduğunu belirten Doğan, "Büyüme hızında belirgin yavaşlama, iştahsızlık ve beslenme sorunları, gelişim basamaklarında gecikme, sık hastalanma, bu belirtilerin göz ardı edilmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Nedenleri çok çeşitli olabilir" Büyüme geriliğinin yalnızca genetik faktörlerden kaynaklanmadığını ifade eden Doç. Dr. Murat Doğan, "Yetersiz beslenme, hormon eksiklikleri, kronik hastalıklar ve psikososyal etkenler bu duruma yol açabilir. Bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gereklidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı hayat boyu etkiyi değiştirir" Düzenli boy ve kilo takibinin önemine değinen Doç. Dr. Murat Doğan, "Çocuğunuzun büyümesini düzenli olarak takip edin. ‘Zamanla düzelir’ düşüncesiyle hareket etmeyin. Erken tanı sayesinde çocuklar sağlıklı büyüme potansiyeline ulaşabilir" diye konuştu. Büyüme geriliğinde tedavi sürecinin altta yatan nedene göre değiştiğini belirten Doç. Dr. Murat Doğan, beslenme düzenlemelerinden hormon tedavilerine kadar farklı yaklaşımların uygulanabileceğini ifade etti. Toplumda farkındalık artmalı Medical Point Gaziantep Hastanesi olarak çocuk sağlığına yönelik bilinçlendirme çalışmalarına önem verdiklerini belirten Doç. Dr. Murat Doğan, ailelerin düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
28 Nisan 2026 Salı - 08:57 Erzincan’da kene sezonu açıldı Havaların ısınmasıyla birlikte kenelerde çıkmaya başladı. Kene ısırması sonucu meydana gelebilecek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtilerek vatandaşlar uyarıldı. Erzincan’da kene ısırması sonucu 1 kişi hastanede tedavi altına alındı. Erzincan’da her yıl Toplum Sağlığı Merkezi personelleri tarafından, köylerde yaşayan vatandaşlara Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verilerek, bilgilendirmeler yapılıyor. Sağlık ekipleri "Keneyi hafife almayın tedbiri elden bırakmayın" sloganıyla uyarılarda bulunarak şu bilgilere yer verdi: "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. KKKA ilk olarak 12. yüzyılda Tacikistan’da tanımlanmıştır. Hastalık, keneler tarafından insanlara tutunmasını takiben idrarda, tükürükte, rektumda ve abdominal kavitede kan görülmesi ve vücutta yaygın kanamalarla tarif edilmiştir. 1944-45 yıllarında Rusya’nın Kırım bölgesindeki Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüs ve Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır. Hastalık ülkemizde ilk olarak 2002 yılında dikkatleri çekmiş ve 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. KKKA vakaları, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği dönemden başlayarak ülkemizde bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Hastalık ülkemizde bulaştırıcısı kene türünün yaşam alanlarıyla uyumlu bir şekilde görülmektedir. İlk kez Tokat ili ve civarında dikkatleri çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır. Etken Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo haemorrhagic fever virüsüdür. Hastalık ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaşmaktadır. Ülkemizde hastalığın bulaştırıcısı asıl kene türü Hyalomma marginatum’dur. Bunun yanı sıra hastalık viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabilmektedir. İnkübasyon süresi kene tutunmasından sonra genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir. Hastalığın tedavisinin esasını destek tedavisi seçenekleri oluşturmaktadır. Bu gün için hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Ülkemizde hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmalar Bakanlığımız tarafından bir program dâhilinde yürütülmektedir. Kişisel korunma önlemlerinin alınması hastalığın kontrolü için ön planda olduğundan Bakanlığımızca vatandaşlarımızın hastalık ve korunma önlemleri konusunda bilgilendirilmesi ve toplumda farkındalık oluşturulması çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir. Ülkemizde KKKA bahar aylarında görülmeye başlamakta olup yaklaşık %4-5 fatalite hızıyla seyretmektedir. Yıllar itibariyle vaka görülme durumlarına bakıldığında artış ve azalış eğilimlerinden bahsedilebilmekte olup en yüksek vaka 2009 yılında 1318 vaka olarak gerçekleşmiştir. Her ne kadar 2017 yılında 343 KKKA vakası tespit edilmiş olsa da ülkemizde hala önemini korumaktadır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için; Tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara gidilirken, kenelerin vücuda girmesini engellemek maksadıyla mümkün olduğu kadar vücudu örten giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorapların içerisine sokulmalı ve ayrıca kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde kişi kendisinin ve çocuklarının vücudunda (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil) kene olup olmadığını kontrol etmeli, kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden çıplak el ile dokunmamak şartıyla vücuda tutunduğu en yakın yerden tutarak uygun bir malzeme ile (bez, naylon poşet, eldiven gibi) çıkarmalıdır. Kişi keneyi kendisi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır. Hastalık hayvanlarda belirti göstermeden seyrettiğinden hastalığın sık olarak görüldüğü bölgelerde bulunan hayvanlar sağlıklı görünse bile hastalığı bulaştırabilirler. Bu sebeple hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya dokularına çıplak el ile temas edilmemelidir. Hastalığa yakalanan kişilerin kan, vücut sıvıları ve çıkartıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişiler gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske v.b.) almalıdır. Kene tutunan kişiler, kendilerini 10 gün süreyle halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi belirtiler yönünden izlemeli ve bu belirtilerden bir veya bir kaçının ortaya çıkması halinde derhal en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmelidirler. Hastalığa sebep olan mikrobun taşıyıcısı, saklayıcısı ve bulaştırıcısı olan keneler uçmayan, zıplamayan, yerden yürüyerek vücuda tırmanan eklem bacaklı hayvanlardır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Keneler üzerine sigara basmak, kolonya, gaz yağı gibi maddeler dökmek kenenin kasılmasına sebep olarak vücut içeriğini kan emdiği kişiye aktarmasına sebep olacağı için yapılmamalıdır."
Batman’da "Erken Teşhis Hayat Kurtarır" seferberliği: Köy köy gezip kanser taraması yapıyorlar
27 Mart 2026 Cuma - 09:39 Batman’da "Erken Teşhis Hayat Kurtarır" seferberliği: Köy köy gezip kanser taraması yapıyorlar Batman’ın Gercüş ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, "Erken Teşhis Hayat Kurtarır" sloganıyla köyleri karış karış gezerek kadınlara yönelik kanser taraması ve bilgilendirme çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Gercüş Toplum Sağlığı Merkezi’nin bugünkü durağı Hisar köyü oldu. Hisar Ortaokulu’nda düzenlenen etkinlikte, köydeki kadınlara yönelik kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştirildi. Hemşire Gülistan Ülker tarafından verilen eğitimde; rahim ağzı (serviks), meme ve kalın bağırsak kanserleri hakkında hayati bilgiler paylaşıldı. Sağlık Bakanlığı’nın sunduğu ücretsiz tarama hizmetlerini vatandaşın ayağına götüren ekip, eğitim sonrası gönüllü kadınlardan kanser tarama testleri aldı. İnteraktif bir şekilde ilerleyen sunumda, kadınların merak ettiği sorular tek tek yanıtlandı. Eğitimi gerçekleştiren hemşire Gülistan Ülker, bugün Hisar köyündeki kadınlarla bir araya geldiklerini belirterek, kanser hakkında eğitim verdiklerini söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından bu taramaların tamamen ücretsiz yapıldığını ifade eden Ülker, "Bizler, köy köy dolaşarak hem bilgilendirme yapıyor hem de testlerimizi alıyoruz. Erken teşhisin hayat kurtardığını bir kez daha vurguladık ve tüm kadınlarımızı taramalara davet ettik" dedi. Sağlık hizmetinin köylerine kadar gelmesinden büyük memnuniyet duyan Hisarlı kadınlar, bu hassas konuda kendilerini bilgilendiren Ülker’e ve Gercüş Toplum Sağlığı Merkezi yetkililerine teşekkür etti.
Muğla’da kolorektal kanser için bilgilendirme yapıldı
27 Mart 2026 Cuma - 09:34 Muğla’da kolorektal kanser için bilgilendirme yapıldı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Tıp Fakültesi, toplumda hayati önem taşıyan kolorektal kansere karşı farkındalık oluşturmak amacıyla hastanede kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. MSKÜ Hemşirelik Bölümü Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği AD ile Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD iş birliğiyle, ’Kolorektal Kanser Farkındalık Etkinliği’ düzenlendi. Erken tanının hayat kurtarıcı gücüne dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte, hem sağlık profesyonelleri hem de öğrenciler vatandaşlarla buluştu. Hastaneye başvuran vatandaşlara yönelik kurulan bilgilendirme standında; kolorektal kanserin risk faktörleri, belirtileri ve korunma yolları hakkında detaylı sunumlar yapıldı. Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve uzman sağlık personeli, hazırlanan afiş ve broşürler aracılığıyla ziyaretçileri bilgilendirerek görsel ve yazılı eğitim materyalleri paylaştı. Etkinlik boyunca yapılan bilgilendirmelerde, kolorektal kanserin erken evrede tespit edilmesi durumunda tedavi başarısının ciddi oranda arttığı ifade edildi. Düzenli tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiği vurgulanırken, katılımcıların merak ettiği sorular uzmanlar tarafından tek tek yanıtlandı. Toplumun bilinç düzeyini artırmayı hedefleyen farkındalık standı, hastane yönetimi tarafından da büyük ilgi gördü. Etkinlik alanını; Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Kıvanç Karaman, Op. Dr. Alper Gökbel ile Sağlık Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcıları Mihrican Çelebi ve Yasemin Babayiğit ziyaret ederek çalışmalara destek verdi.
Medicana’da su farkındalığı: "Her damla bir sorumluluk"
27 Mart 2026 Cuma - 09:34 Medicana’da su farkındalığı: "Her damla bir sorumluluk" Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde, suyun sürdürülebilir kullanımı, görünmeyen su tüketimi ve toplum sağlığına etkileri çok yönlü olarak ele alındı. Su kaynaklarının hızla azalması ve bilinçsiz tüketimin artmasıyla suyun korunması küresel bir sorumluluk haline gelirken, Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlenen ‘Her Damla Bir Sorumluluk’ etkinliğinde sürdürülebilir su kullanımı ve toplumsal farkındalık konuları kapsamlı şekilde ele alındı. Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) ve MBA Okulları Oran Kampüsü iş birliğiyle Medicana International Ankara Hastanesi Konferans Salonu’nda geçtiğimiz gün gerçekleştirilen etkinlikte, ‘doğru bilinen yanlışlar’ temalı bilgilendirme sergisi ile MBA öğrencilerinin hazırladığı su temalı resimler katılımcılarla buluştu. Ziyaretçiler sergi ziyareti sonrası su farkındalık düzeylerini ölçen ankete katıldı. Ardından düzenlenen seminerde, suyun yalnızca çevresel bir konu değil; insan sağlığı, yaşam kalitesi ve gelecek nesiller açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulandı. Dünyadaki suyun yalnızca yüzde 1’inin kullanılabilir su olduğu belirtilerek, günlük alışkanlıkların ciddi su israfına yol açtığına dikkat çekildi. Görünmeyen su tüketimine dikkat çekildi Etkinlikte yapılan paylaşımlarda, bir tişört üretimi için yaklaşık 7 bin 700 litre, bir hamburger üretimi için ise yaklaşık 15 bin litre su harcandığına dikkat çekilerek, tüketim alışkanlıklarının su kaynakları üzerindeki dolaylı etkileri vurgulandı ve her ürünün ‘görünmeyen bir su hikâyesi’ barındırdığı ifade edildi. Günlük hayatta yapılabilecek basit değişimlerin önemli tasarruflar sağlayabileceği belirtilerek; diş fırçalarken musluğu kapatmak, araba yıkarken hortum yerine kova kullanmak gibi önlemlerle yüzlerce litre suyun korunabileceği aktarıldı. Su, gıda ve gelecek arasındaki bağlantı Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Almıla Kından Cebbari etkinlikte yaptığı konuşmasında, dünyadaki suyun döngüsel olmasına rağmen kullanılabilir su oranının sınırlı olduğunu belirterek, tüketim alışkanlıklarının çevresel, sosyal ve ekonomik dengeler üzerindeki etkilerine dikkati çekti. Almıla Kından Cebbari şunları kaydetti: "Türkiye’de yılda yaklaşık 33 milyon ton atığın 15 milyon tonu gıda atıklarından oluşuyor. Tarımsal üretimde kullanılan su oranının yüzde 70 seviyesinde. İsraf edilen her gıda aynı zamanda boşa harcanan su anlamına geliyor. Organik atıklar karbon döngüsünü olumsuz etkileyerek küresel ısınmayı artırıyor. Topraktaki organik madde oranının azalması su tutma kapasitesini düşürüyor ve kuraklık riski artırıyor. Suyu korumak yalnızca tasarruf etmekle değil; gıdayı, toprağı ve doğal dengeyi korumakla mümkündür. Değişim ise bireysel farkındalıkla başlar." Eğitimde sürdürülebilirlik ve doğa bilinci TÜRÇEV Eko-Okul sertifikasına sahip MBA Oran Kampüsü’nün çalışmalarını paylaşan Kampüs Müdürü Özlem Yüksel, çevre bilincinin erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Okul bünyesinde gerçekleştirilen uygulamalarda öğrencilerin ata tohumları dikerek üretim sürecine katıldığı, bu sayede hem doğayı tanıdığı hem de sorumluluk bilinci kazandığı belirtildi. Program kapsamında söz alan öğrenci Elif Kübra Balcı ise yıl boyunca gerçekleştirdikleri ekolojik çalışmalarla sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını anlattı. Sağlığın temeli su Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, sağlıkta suyun yeri ve önemini paylaştı. Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız, "Bildiğiniz üzere su kaynaklarının azalması yalnızca susuzluk anlamına gelmez; aynı zamanda hijyen şartlarının bozulmasına bağlı olarak enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırır. Bugün dünyada yaklaşık 2 milyar insan güvenli içme suyuna erişememekte, 3,6 milyar insan ise yeterli sanitasyon hizmetlerinden yoksun yaşamaktadır. Bu durumun en ağır sonuçlarını ise çocuklar yaşamaktadır. Güvensiz su, yetersiz hijyen ve sanitasyon şartları nedeniyle her gün yaklaşık 1.000 çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Su sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda sağlığın kendisidir. Bu nedenle suyun korunması, yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda toplum sağlığını doğrudan etkileyen kritik bir hijyen ve enfeksiyon önleme konusudur" ifadelerini kullandı.
Baharla birlikte polen alerjisi alarmı
27 Mart 2026 Cuma - 08:52 Baharla birlikte polen alerjisi alarmı Bahar aylarının gelmesiyle doğa canlanırken, milyonlarca kişi için "polen kabusu" da başlıyor. Sabah uyanır uyanmaz peş peşe gelen hapşırıklar, gözlerdeki kaşıntı ve bitmek bilmeyen burun akıntısı hayat kalitesini düşürüyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu polen alerjisinin hafife alınmaması gerektiğini, özellikle çocuklarda tedavi edilmeyen alerjinin astımı tetikleyebileceğini vurguladı. Sabah uyanır uyanmaz peş peşe hapşırıklar, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı bahar aylarında sıkça görülen bu şikâyetlerin nedeni çoğu zaman polen alerjisi oluyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, polenlerin özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde ciddi rahatsızlıklara yol açabileceğini belirterek, doğru tanı ve korunma yöntemlerinin büyük önem taşıdığını söyledi. Polenler astım ataklarını tetikleyebilir Polenlerin çıplak gözle görülmeyen ancak alerjik reaksiyonlara neden olabilen antijenler olduğunu belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, "Polenler solunum yoluyla vücuda girdiğinde burunda kaşıntı, peş peşe hapşırık, burun akıntısı, öksürük, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı gibi şikâyetlere yol açabilir. Astım hastalarında ise bu durum astım ataklarını tetikleyebilir. Polen yoğunluğu özellikle sabah saatlerinde daha fazla oluyor. Evlerin havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerekir. Polen mevsiminde evleri sabah erken saatlerde havalandırmamak önemli. Açık havada zaman geçirdikten sonra eve gelince kıyafetleri değiştirmek ve duş almak da polen temasını azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu. Dışarıda kurutulan kıyafetler polen taşıyabilir Bahar aylarında çamaşırların dışarıda kurutulmasının polen maruziyetini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nacaroğlu, "Kıyafetler dışarıda kurutulduğunda üzerlerine polenler yapışabilir ve bu da alerji şikâyetlerini artırabilir. Ayrıca dışarı çıkarken gözlük ve şapka kullanmak da polenlerden korunmaya yardımcı olabilir. Alerji belirtileri yaşayan kişilerde öncelikle bunun gerçekten polen alerjisi olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Bunu anlamak için deri üzerinden yapılan testler veya kanda yapılan alerji testleriyle polenlere karşı duyarlılığı tespit edebiliyoruz" dedi. İmmonoterapi tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor Tanı konulduktan sonra ilk aşamada korunma önlemleri ve ilaç tedavisi uygulandığını belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, şikâyetlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda alerjen immünoterapisinin devreye girdiğini kaydederek, şunları ekledi: "İmmünoterapi tedavisinde alerjen özütleri hastaya giderek artan dozlarda verilerek vücudun bu maddeye karşı duyarsızlaşması sağlanır. Bu uzun soluklu bir tedavi olsa da hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar ve alerjinin astıma ilerlemesini önleyebilen tek tedavi yöntemidir."
Manisa’da diyabet hastalarının şeker ölçüm sensörleri Büyükşehir’den
26 Mart 2026 Perşembe - 18:31 Manisa’da diyabet hastalarının şeker ölçüm sensörleri Büyükşehir’den Manisa Büyükşehir Belediyesi, diyabetle mücadele eden vatandaşların yaşam kalitesini artırmak için anlamlı bir projeyi hayata geçirdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla başlatılan çalışma kapsamında, Manisa’da ikamet eden ihtiyaç sahibi Tip-1 diyabet hastalarına şeker ölçüm sensörü desteği verilecek. Özellikle 18 yaşını dolduran bireylerde devlet desteğinin sona ermesiyle oluşan mağduriyeti gidermeyi hedefleyen Manisa Büyükşehir Belediyesi, yüksek maliyeti nedeniyle temin edilmekte zorlanılan bu cihazları hak sahibi vatandaşlara ücretsiz ulaştıracak. Destekten yararlanmak için Manisa il sınırlarında ikamet etmek, diyabet tanısı almış olmak ve sosyal yardım kriterlerine uygunluk şartı aranacak. Başvurular dijital ortamda alınacak 18 yaş altı hastaların başvuruları devlet desteği kapsamında oldukları için kabul edilmeyecek. Proje yalnızca 18 yaş üzeri ihtiyaç sahiplerini kapsayacak. Adaylar, Manisa Büyükşehir Belediyesinin resmi internet sitesindeki başvuru linki üzerinden form doldurarak taleplerini iletebilecek. Başvuru sırasında sağlık raporunun sisteme yüklenmesi zorunlu tutulurken, raporu eksik olan başvurular geçersiz sayılacak. "Bu cihazlar lüks değil, hayati bir ihtiyaçtır" Hizmetin önemine dikkat çeken Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, vatandaşların sağlığa erişimini kolaylaştırmaya devam edeceklerini belirterek şunları söyledi: "Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak en öncelikli görevimiz, hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmak ve halk sağlığını korumak adına her türlü imkanı seferber etmektir. Şeker ölçüm sensörleri, diyabet hastalarımız için bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. 18 yaşından sonra bu desteğin kesilmesi hemşerilerimizi hem sağlık hem de ekonomik açıdan zor bir durumda bırakıyordu. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak bu yükü devralıyor ve sensörleri ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza biz sağlıyoruz. Kimsenin imkansızlık nedeniyle sağlığından ödün vermesine izin vermeyeceğiz. Her zaman yanınızdayız"
Tıpta nadir vaka: Eğri göğüs kafesi ve skolyoza rağmen kalbi saatlerce durdurularak hayata döndürüldü
26 Mart 2026 Perşembe - 16:58 Tıpta nadir vaka: Eğri göğüs kafesi ve skolyoza rağmen kalbi saatlerce durdurularak hayata döndürüldü Doğuştan göğüs deformitesi ve ileri düzey skolyozun kalp ve damar yerleşimini değiştirdiği 69 yaşındaki hasta, Samsun Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen yüksek riskli ve nadir ameliyatla hayata tutundu. Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Ali Akan, ileri derecede nefes darlığı ve halsizlik şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Hastada yapılan tetkiklerde, kalpten çıkan ana damar olan aortta hayati risk taşıyan ciddi genişleme ve ileri kapak yetmezliği tespit edildi. Ayrıca "dolikoaorta" olarak adlandırılan, aortun normalden uzun ve kıvrımlı olduğu nadir bir damar yapısına sahip olduğu belirlendi. Göğüs deformitesi ve omurga eğriliği nedeniyle kalp ve büyük damarların yerleşiminin tamamen değiştiği hastada, aortun göğüs kemiği altında derin ve ulaşılması güç bir konumda bulunması ameliyatı zorlaştırdı. Yüksek risk taşıyan vaka için Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doktor Öğretim Üyeleri Dr. Emrah Ereren ve Dr. İlker Hasan Karal, Göğüs Cerrahisi Dr. Öğretim Üyesi Gül Temel, Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hüseyin Ağırbaş’tan oluşan ekip standart yöntemlerin dışına çıkarak özel bir operasyon planı hazırladı. Ameliyatta klasik tam göğüs açılması yerine "inferior parsiyel sternotomi" yöntemi tercih edilirken, operasyonun başlangıcında kasık damarları üzerinden kalp-akciğer makinesine bağlanarak güvenli dolaşım sağlandı. 3 saat boyunca kalbini durdurdular Yaklaşık 3 saat boyunca kalbin durdurulduğu ameliyatta, genişlemiş ve uzamış aort tamamen çıkarılarak yerine biyolojik kapak içeren yapay damar yerleştirildi. Kalbi besleyen damarlardan birinin uygun pozisyonda olmaması nedeniyle ileri cerrahi tekniklerden "cabrol yöntemi" kullanılarak damar ile yeni aort arasında bağlantı kuruldu. Aortun üst bölümündeki yapısal farklılıklar da özel greftlerle yeniden oluşturularak ana damarla birleştirildi. Kalp-akciğer makinesi desteğiyle gerçekleştirilen operasyon sırasında hastanın beyin ve organ dolaşımı stabil şekilde korundu. Ameliyat sonrası kalp ritminin kendiliğinden normale döndüğü, hastanın herhangi bir destek tedavisine ihtiyaç duyulmadan cihazdan ayrıldığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Yapılan işlem hakkında bilgi veren Kalp ve Damar Cerrahisi Doktor Öğretim Üyesi Dr. Emrah Ereren, "Normal ameliyatlarda biz kalp, akciğer pompasına girdiğimiz için kalp ameliyatlarında bir miktar kalp duruyor. Vücut ısısı 30 dereceye kadar düşürülüyor. Yine ameliyat esnasında ameliyatın yerleşiminden ve kemikle olan ilişkisinden dolayı hastayı kasık damarlarında kalp ve akciğer pompasına bağladık. Bu standart yaklaşımlarından dolayı bu hastaya özel uygulamalar yapmak zorunda kaldık. Özellikle göğüs kafesinin kalbe bası yaptığı nokta vardı. Şah damarları da göğüs kemiği ile ilişki içindeydi. Bu ilişkinin olmadığı kısımları açarak ameliyatı yaptık. Yandan yapmak mümkün değildi. Kaburga aralıkları çok daralmıştı. Buradaki en büyük problem aorta ulaşmaktı. Göğüs ön arka çapı çok arttığı için aort çok derinde ve serbest diyebileceğimiz bir pozisyonda değildi. Koroner damarlarını yeni koyduğumuz grefte bağlayarak çözdük" dedi. "Bir sıkıntı yaşamadık" Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Şenay Canikli Adıgüzel, "Bu tür hastalar özellik içerirler. Bu özellik nedeniyle bizim farklı hazırlıklarımızın olması gerekiyor. Hastayı öncenden bildiğimiz için özellikle hava yolu sağlama gereçlerimizi temin ederek hazırlamıştık. Sıkıntı yaşamadan cerrahi için anestezi şartlarını sağlayabildik. Solunum makinesinden ayrılma aşamasında da bir sıkıntı yaşamadık" diye konuştu. Göğüs Cerrahisi Uzm. Dr. Öğretim Üyesi Necmiye Gül Temel, "Kalp damar cerrahisi açısında sıkıntılı bir cerrahiydi. Bizim tecrübeli olduğumuz bir bölüm. Çok şükür bir sıkıntı yaşamadan hastamız toparladı" şeklinde konuştu. Hasta Ali Akan ise çok iyi durumda olduğunu yeniden hayata döndüğünü söyledi.
Medline Adana Hastanesi’nde radyasyon onkolojisi bölümü hizmete girdi
26 Mart 2026 Perşembe - 15:56 Medline Adana Hastanesi’nde radyasyon onkolojisi bölümü hizmete girdi Modern tıbbın önemli tedavi alanlarından biri olan radyasyon onkolojisi bölümü Medline Adana Hastanesi’nde düzenlenen açılış ile bölge halkının hizmetine girdi. Medline Adana Hastanesi’nde hizmete giren radyasyon onkolojisi bölümü, ileri teknoloji cihaz altyapısının yanı sıra alanında deneyimli ve uzman hekim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Hastane yönetimi, bölümün açılması ile beraber kanser tedavisinde önemli bir yere sahip olan radyoterapi uygulamalarını yüksek hassasiyet ve hasta odaklı bir yaklaşımla sunmayı hedefliyor. Hizmete alınan radyasyon onkolojisi bölümü için hastanede düzenlenen açılış etkinliği oldukça geniş bir katılımla gerçekleşti. Etkinliğe hastanenin yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleri, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Fatma Akdoğan, farklı branşlardan çok sayıda hekim, sağlık çalışanları, personeller ve misafirler katıldı. Dr. Attila: "Hastalarımıza güncel tedavi yöntemlerini sunuyoruz" Etkinlikte kısa bir konuşma yapan Medline Adana Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Attila, büyük emekler ve uzun bir sürecin sonunda gerçekleştirdikleri yatırımın, sundukları sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artırmaya yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Radyasyon onkolojisinin, kanser tedavisinde cerrahi ve kemoterapi ile birlikte en temel üç yaklaşımdan biri olarak kabul edildiğini ifade eden Dr. Attila, "Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte radyoterapi uygulamaları çok daha hassas, güvenli ve etkili hale gelmiş, hastalara daha konforlu bir tedavi süreci sunulmaya başlanmıştır. Radyasyon onkolojisinin önemi, yalnızca tedavi edici rolüyle sınırlı değildir; aynı zamanda kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmada da kritik bir yere sahiptir. Bu yönüyle radyasyon onkolojisi, modern onkolojik tedavi yaklaşımlarının vazgeçilmez bir parçasıdır. Buradaki amacımız, hastalarımıza güncel tedavi imkanlarını sunarak onların bu süreçlerini en etkin ve başarılı şekilde yönetmektir" dedi. Radyasyon onkolojisi bölümünün sadece Adana’ya değil, bölgenin sağlık altyapısına da ciddi katkılar sağlaması bekleniyor.
Nefes darlığı her zaman akciğer kaynaklı olmak zorunda değil
26 Mart 2026 Perşembe - 14:43 Nefes darlığı her zaman akciğer kaynaklı olmak zorunda değil Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, nefes darlığının her zaman akciğer kaynaklı olmadığını belirterek, nefes darlığına neden olan hastalıklar hakkında uyarılarda bulundu. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, nefes darlığı hakkında bilgi verdi. Nefes darlığının her zaman akciğer kaynaklı olmadığına değinen Doç. Dr. Çınar, "Nefes alıp verme güçlüğüne neden olabilecek farklı sistemlerden kaynaklanan birçok durum vardır. Astım, KOAH, akciğer enfeksiyonları (pnömoni), bronşit, akciğer embolisi, plevral efüzyon, akciğer dokusunda fibrozis veya kistik hastalıklar, kalp yetmezliği veya kalp krizi, hipertansiyonla ilişkili durumlar, perikardiyal hastalıklar, akciğerlerdeki kan basıncını etkileyen durumlardır. Ayrıca kas kuvveti zayıflığı (solunum kaslarının zayıflaması), göğüs duvarı travması veya skolyoz gibi mekansal kısıtlar, yatağa bağlı veya uzun süre hareketsiz kalma sonrası solunum güçlüğünde diğer nadir nedenler arasında sayılabilir" dedi. Nefes darlığı yaşayan hastaların kendine teşhis koymaması gerektiğinin altını çizen Çınar, "Nefes darlığına eşlik eden işaretler arasında göğüs ağrısı, ani başlayan nefes darlığıyla beraber yüksek ateş, balgamda kan veya dumanlı görünüm, nabız artışıyla hızlı nefes alma veya morarma, kısa sürede gelişen ağrı, baş dönmesi veya bayılma hissi sayılabilir. Bu durumlarda eğer nefes darlığınız ani olarak başlayan şiddetli bir tabloysa, göğüs ağrısı veya bayılacak gibi hissettiyseniz acil tıbbi yardım isteyin. Kronik veya tekrarlayan nefes darlığında bir sağlık profesyoneline başvurun; gerekirse kan testleri, akciğer grafisi ve kalp değerlendirmesi gibi tetkikler istenir. Kendi kendinize teşhis koymaktan kaçının; özellikle yaşınız ileri, başka hastalıklarınız varsa veya düzenli ilaç kullanıyorsanız profesyonel değerlendirme önemlidir" diye konuştu.
Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor
26 Mart 2026 Perşembe - 12:56 Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının küçük kesiyle yüksek başarı ve hızlı iyileşme imkânı sunduğunu belirtti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Doktoru Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Yasin Levend Özçelik, bu yöntemin aslında genel cerrahide kullanılan laparoskopik sistemlerin geliştirilerek beyin cerrahisine uyarlanmasıyla ortaya çıktığını ifade etti. Tam kapalı ameliyatın uygulama sürecine değinen Dr. Özçelik, yaklaşık 8 milimetrelik küçük bir kesiyle özel kanüller aracılığıyla fıtığın bulunduğu bölgeye ulaşıldığını belirtti. Bu yöntemle kanül içerisinden girilerek kemik, doku ve fıtık materyalinin temizlendiğini söyleyen Dr. Özçelik, böylece hastanın şikâyetlerinin giderildiğini aktardı. Yöntemin sağladığı avantajlara dikkat çeken Dr. Özçelik, "Daha küçük kesi sayesinde hastalarımız ameliyat sonrası daha konforlu bir süreç geçiriyor. Erken taburcu olabiliyor, günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor ve iş gücü kaybı minimuma iniyor" dedi. Tam kapalı ameliyatlarda yapılan işlemlerin klasik cerrahiyle aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özçelik, uygun hasta seçiminin önemine değinerek, "Endikasyonu doğru konulmuş hastalarda başarı oranı yüzde 95 civarındadır. Önemli olan doğru hastaya, doğru teknikle müdahale edilmesidir" ifadelerini kullandı.