SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Güneşe dikkat: Alerji vakalarında artış başladı
28 Haziran 2025 Cumartesi - 10:01 Güneşe dikkat: Alerji vakalarında artış başladı Havaların ısınmasıyla birlikte güneş alerjisine bağlı şikayetlerde belirgin artış yaşanıyor. Uzmanlar; özellikle güneşe maruz kalan yüz, kol, bacak ve ellerde görülen kaşıntı, kızarıklık ve döküntü gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini belirterek, güneşten korunmanın ihmal edilmemesi konusunda uyarıyor. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Cilt Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. İnci Deniz İnanç, havaların ısınmasıyla birlikte güneş alerjisi vakalarında artış yaşandığını belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Son günlerde artan kaşıntı, kızarıklık ve döküntü şikayetleriyle hastaneye başvuranların sayısının çoğaldığını belirten Dr. İnanç, "Güneş alerjisi genellikle ciltte kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklıklarla kendini gösteriyor. Genetik yatkınlığı olan kişilerde daha sık karşılaşmaktayız. Özellikle yaz aylarının başında, güneşe daha çok maruz kalan kol, bacak, yüz ve ellerde görülüyor" dedi. "En az 50 faktör koruma içeren güneş kremleri kullanılmalı" Uzm. Dr. İnanç, ultraviyole A (UVA) ışınlarının bu durumu tetiklediğini vurgulayarak, "UVA filtreli, en az 50 faktör koruma içeren güneş kremleri kullanılmalı. Bu kremler güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Dışarı çıkıldığında ise gölge alanlar tercih edilmelidir. 10.00-16.00 saatleri arasında güneşten kaçınılması gerekiyor. Güneşe direkt çıkmak yerine aralıklarla çıkmayı öneriyoruz. Güneş teması sonrası ise ılık duş almak ve cildi nemlendirmek cilt sağlığı açısından önemlidir" diye konuştu.
Genç kadının hayatı kezzapla karardı
28 Haziran 2025 Cumartesi - 09:27 Genç kadının hayatı kezzapla karardı Eski sevgilisi tarafından, uyuduğu esnada yüzüne, vücudunun çeşitli yerlerine kezzap atıldıktan sonra kıkırdakları eriyen, sol gözü akan ve vücudunda ciddi yanıklar oluşan 45 yaşındaki Yasemin Uzunçelebi’nin, şifa aradığı Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yapılan ameliyat sonrası hareket kabiliyeti arttı. Yaşadığı acı tecrübeleri aktarıp tavsiyelerde bulunan Uzunçelebi, "Hissettiğim acı anlatılmaz, yüzünüzün dış tarafı eriyor, ellerinize, ayaklarınıza damlıyor. Arkadaşlık kurarken gençlere tavsiyem; tatlı sözlere kanmasınlar, inanmasınlar ve kolay kolay güvenmesinler" dedi. İstanbul’da 4 yıl önce garson olarak çalışan, aslen Bartınlı olan Yasemin Uzunçelebi, 42 yaşındayken çalıştığı işletmeye müşteri olarak gelen Mehmet Y. ile arkadaş oldu. Arkadaşlıkları kısa sürede sevgililiğe dönüşen çift bir süre sonra ayrılırken, Yasemin Uzunçelebi Antalya’ya taşınma kararı aldı. Avcılar Merkez Mahallesi Katip Ahmet Sokak’ta ablasıyla birlikte yaşayan Uzunçelebi, her şeyden habersiz 5 Ekim 2021 tarihinde işten eve geldi. Antalya’ya taşınmasına kısa bir süre kala eşyalarını toparlayan kadın uykuya daldı. Suyu kesip uyuyan kadına kezzap dökmüş Gizlice eve giren Mehmet Y., iddiaya göre içerisinde su olan bütün kapları boşaltıp, şebeke suyunu kesti. Mehmet Y. daha sonra elindeki kezzabı uyuyan kadının yüzüne ve vücudunun çeşitli yerlerine döktü. Gece saat 03.00 sıralarında acı ile uyanan kadın yüzünü yıkayacak su aradı. Su bulamayan Uzunçelebi, apartman dairelerinin zillerine basıp yardım istedi. İddiasına göre kapıyı kimsenin açmaması üzerine evine dönen kadın, 112’yi arayarak yardım istedi. Vücudunda yanıklar oluştu, kıkırdakları eridi Ağır yaralı ve hayati tehlikesi bulunan kadın Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Talihsiz kadının sol gözü akarken sağ gözünde görme kaybı oluştu. Vücudunun çeşitli yerlerinde 3’üncü derece, kıkırdaklarında 4’üncü derece yanık ve erime oluşan kadın 6 ay yoğum bakımda tedavi gördü. Dört ay da serviste tedavi görüp ayağa kalkan kadın, o anları asla unutmadığını dile getirdi. Tavsiye üzerine boynundaki ve ellerindeki deri gerginliğini giderip hareket kabiliyeti için Eskişehir Şehir Hastanesi’ne gelen Uzunçelebi burada muayyene oldu. Eskişehir Şehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdülkadir Calavul ve ekibi tarafından yapılan ameliyatla ellerini, boynunu daha rahat kullanan kadın, hastaneye ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Acı tecrübelerden sonra gençlere tavsiye Öte yandan yaşadığı acı tecrübelerden yola çıkarak, gençlere tavsiyelerde bulunan Yasemin Uzunçelebi, gençlerin hayatına alacakları insanları iyice araştırmaları ve kolay kolay güvenmemeleri konusunda tavsiyede bulundu. Talihsiz kadın, kendisinin en büyük hatasının kolay inanmak olduğunu sözlerine ekledi. "Canice bir saldırıya uğradım" Yaşadığı acı tecrübeyi anlatan Yasemin Uzunçelebi, "5 Ekim 2021 günü erkek arkadaşım tarafından canice bir saldırıya uğradım. Elektriği ve suyu kapatmış. Kezzabı evde mi, dışarıda mı hazırladı, bilmiyorum. Acıyla uyandım. Bütün apartmanı dolaşıp dairelerin kapılarını çaldım, ama kimse kapıyı açmadı. Daireme geri döndüm ve 112’yi aradım. Ambulans geldi, hastaneye kaldırıldım. Sonrasını hatırlamıyorum. Bu olay yüzünden bir gözümü kaybettim. Ellerimi, ağız yapımı, birçok uzvumu kaybettim. Doğru düzgün yemek yiyemiyorum ve nefes almakta zorlanıyorum. Çok büyük acılar çektim. Bunların bir daha tekrarlanmasını istemiyorum. Hiçbir kadının, hiçbir gencin bunları yaşamasını istemiyorum. Artık bunlara dur denmeli, yeter denmeli. Bu şiddet ve ölümler neden hâlâ devam ediyor? Devletimizin buna bir dur demesi gerekiyor" dedi. "Yüzünüzün dış tarafı eriyor, ellerinize, ayaklarınıza damlıyor" Kezzapla yapılan saldırı gecesini anlatan Uzunçelebi, "Kafede garson olarak çalışıyordum, orada tanıştık. O müşteri olarak geldi, önce tanıştık, sonra arkadaş olduk. İlişkimiz ilerledikçe onu iyi bir insan sandım, ama öyle değilmiş, bunu sonra anladım. Sonradan öğrendim ki devletten sahte şekilde engelli maaşı alıyormuş. O gün Antalya’ya taşınacaktım. Gece uyurken eve girmiş, kezzabı nasıl hazırladı, bilmiyorum. Kafam çok karışıktı, tam olarak hatırlamıyorum. Bir çocuğun rüyadan uyanması gibi, o acıyı tarif etmek imkânsız. Yüzünüzün bir kısmı erirken hissettiğiniz şey anlatılmaz. Yüzünüzün dış tarafı eriyor, ellerinize, ayaklarınıza damlıyor. O can havliyle su arıyorsunuz, ama etrafta su yok. Damacanaları, çaydanlıkları, su ısıtıcısını, sürahiyi boşaltmış. Her şeyi organize bir şekilde planlamış. Elektriği ve suyu kapatmış, her şeyi önceden düşünmüş. Bunu gündüz mü yaptı, bilmiyorum, hatırlamıyorum. O gün yoldan gelmiştim, yorgundum. Eşyalarımı toplayıp saat 22:00 gibi yattım. O yorgunlukla hiçbir sesi duymadım" ifadelerini kullandı. "Arkadaşlık kurarken kolay kolay güvenmesinler" Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyat ile hareket kabiliyeti artan Yasemin Uzunçelebi, kendini daha iyi hissettiğinin altını çizdi. Uzunçelebi şöyle konuştu; "Ablamlar, yoğun bakımda 6 ay kaldığımı söylüyor. Dört ay da Kartal’da serviste kaldım. Sonrasında ara ara hastaneye gidip geldim, tedaviler ve ameliyatlar gördüm. Daha sonra Ayşegül Aksu hanım ve Kadir hoca ile tanıştım. İnşallah daha iyi olacağıma inanıyorum. Onların beni daha iyi hale getireceğine güveniyorum. Boynumu açamıyor, oynatamıyordum; Kadir hocamız bunu düzeltti. Ellerim açılmıyordu, onu da tedavi ettiler. Üç haftalık bir iyileşme sürecim var. Sonra tekrar buraya geleceğim, Allah’ın izniyle. Genç arkadaşlarımıza, bayan arkadaşlarımıza, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, tatlı sözlere kanmasınlar, inanmasınlar. Kolay kolay güvenmesinler, arkadaşlık kurarken dikkatli olsunlar. Ben çok saf bir insanım, her şeye inanıyorum. Kalbimin temizliğinden mi, bilmiyorum, ama çabuk inanıyorum ve bu yüzden kaybediyorum. Sadece erkekler değil, bayanlar da beni sırtımdan vurdu." "Hastamızın şu anki durumu iyi" Eskişehir Şehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdülkadir Calavul ise yapılan başarılı operasyonla ilgili olarak, "Yasemin adlı hastamızın durumu gerçekten acı bir tablo. Daha önce Türkiye’de sanatçı Bergen’in yaşadığı trajik olay hepimizin malumu. Bergen, sevdiği kişi tarafından önce kezzapla yakılmış, ardından kurşunlanarak öldürülmüştü. Hastamız da Bartın’dan bize başvurdu ve onun da Bergen’e benzer bir hikayesi var. Hastamızın vücudunun büyük bir kısmında yanıklar oluşmuş ve sağ gözünde görme kaybı gelişmiş. Hasta daha önce birçok ameliyat geçirmiş ve bundan sonra da çeşitli ameliyatlar geçirmesi gerekecek. Şu anda el ve boyun bölgesine odaklandık. Boynunda çekintiler vardı ve ağız yoluyla yeterince iyi nefes alamıyordu. Boğazında trakeostomi bulunuyor, yani nefesini boğazından alıyor. Her iki elinde de çekintiler mevcut, bu yüzden ellerini rahat kullanamıyor. Sol el ve boyun bölgesindeki yanık alanlarını tedavi ettik. Hastamızın şu anki durumu iyi, ancak bu ameliyat yeterli olmayacak; birkaç ameliyat daha geçirmesi gerekecek. Önümüzdeki haftalarda diğer ameliyatları da yavaş yavaş gerçekleştirdikten sonra, inşallah kabul edilebilir bir görünüme kavuşacak. Yanıklar 3. derece, hatta bazı bölgelerde 4. dereceye ulaşıyor; kemik ve kıkırdağı bile etkilemiş. Bu bölgelerin rekonstrüksiyonu gerçekten çok zor. Şimdilik boyun ve el bölgelerine odaklandık. Bu tedaviler tamamlandıktan sonra tekrar yüz bölgesine yoğunlaşacağız" dedi. Öte yandan geçtiğimiz yıl mahkemece Mehmet Y.’ye "Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye teşebbüs" suçundan 20 yıl hapis cezası verildiği öğrenildi.
’’Yaşınız sizi kandırmasın, sağlığınızın gerçek ölçüsü biyolojik yaşınızda’’
28 Haziran 2025 Cumartesi - 09:11 ’’Yaşınız sizi kandırmasın, sağlığınızın gerçek ölçüsü biyolojik yaşınızda’’ Sağlık için biyolojik yaşa dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Akın Torun, ’’Örneğin 45 yaşında iki kişiden biri genç bir birey gibi dinç, aktif ve sağlıklı olabilirken; diğeri çeşitli kronik hastalıklarla mücadele ediyor, fiziksel olarak daha yorgun ve kırılgan bir görünüm sergiliyor olabilir. Bu farkların temelinde yatan unsur, kişinin biyolojik yaşıdır. Biyolojik yaş, vücudun gerçek yaşını yansıtarak bireyin sağlık durumunu daha doğru değerlendirme imkânı sunar’’ dedi. Takvim yaşı sadece rakamlardan ibaret, gerçek yaş ise hücrelerde saklı. Biyolojik yaş analiziyle, kalp sağlığından kas gücünü, stres düzeyinden kemik yoğunluğuna kadar pek çok faktör değerlendirilerek, vücudun gerçek yaşı öğrenebilir, hastalık riskleri erken dönemde keşfedilebilir. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Akın Torun, biyolojik yaş analizi ile ilgili bilinmesi gerekenleri şöyle açıkladı: ’’Günümüzde sağlığı değerlendirmek için yalnızca kronolojik yaşa bakmak artık yeterli görülmemektedir. Çünkü aynı yaşta olan iki birey arasında ciddi sağlık farklılıkları görülebilmektedir. Örneğin, 45 yaşında iki kişiden biri genç bir birey gibi dinç, aktif ve sağlıklı olabilirken; diğeri çeşitli kronik hastalıklarla mücadele ediyor, fiziksel olarak daha yorgun ve kırılgan bir görünüm sergiliyor olabilir. Bu farkların temelinde yatan unsur, kişinin biyolojik yaşıdır. Biyolojik yaş, vücudun gerçek yaşını yansıtarak bireyin sağlık durumunu daha doğru değerlendirme imkânı sunar. ’’Sağlık durumunuz biyolojik yaşınızda saklı’’ Biyolojik yaş analizi, modern tıbbın bireye özel sağlık anlayışını temel alan, çok yönlü bir değerlendirme yöntemidir. Klasik sağlık taramalarının ötesine geçerek; bireyin içsel yaşlanma hızını, fizyolojik işlevlerini, stres düzeyini, kas-iskelet sisteminin dayanıklılığını ve metabolik dengesini ölçmeyi amaçlar. Bu analiz, kişinin sadece bugününü değil, gelecekteki sağlık risklerini de belirlemeye yardımcı olur. Bireyin sağlık durumunu, yaşam tarzını ve genetik altyapısını dikkate alarak kronolojik yaştan bağımsız olarak hesaplanır. Bu analiz, kişisel sağlık haritası çıkarılarak bireye özel sağlık önerileri geliştirilmesine olanak tanır. Biyolojik yaş analizinde uygulanan bazı temel testler şöyle: VO2 Max testi: Kalp ve akciğerlerin oksijen taşıma kapasitesini belirler. Fiziksel dayanıklılığı ve kardiyovasküler sağlığı gösterir. HRV (Heart Rate Variability - Kalp Hızı Değişkenliği): Kalbin atım aralıklarındaki değişkenliği ölçerek otonom sinir sisteminin sağlığını ve stres seviyesini ortaya koyar. Kemik dansitometrisi (kemik yoğunluğu ölçümü): Osteoporoz riski değerlendirilir, kemik sağlığı yaşla birlikte nasıl değiştiği analiz edilir. Kas gücü ve postür analizi: Kas-iskelet sistemi fonksiyonları, dengesizlikler ve hareket kapasitesi değerlendirilir. Biyokimyasal testler: Kan tahlilleriyle inflamasyon düzeyi, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, glukoz toleransı, kolesterol, hormon düzeyleri ve oksidatif stres belirlenir. Bu veriler bir bütün olarak değerlendirilerek, kişinin biyolojik yaşı hesaplanır. Biyolojik yaş, yalnızca bir sayı değil, aynı zamanda gelecekte karşılaşabileceği hastalıklara karşı bir uyarı sistemi işlevi görür. ’’Sağlıklı yaş almak istiyorsanız yaş analizinizi yaptırın’’ Biyolojik yaş analizi, genel sağlığını değerlendirmek, yaşam kalitesini artırmak ve sağlıklı yaş almak isteyen herkes için uygundur. Sağlığını bilimsel verilerle değerlendirmek isteyen bireyler, yaşlanma hızını merak edenler, egzersize başlamadan önce vücudunun sınırlarını tanımak isteyenler, Kalp-damar, kas-iskelet veya metabolik hastalık riski taşıyan bireyler, genetik hastalık geçmişi olan kişiler, daha kaliteli ve uzun bir yaşam hedefleyenler ayrıca sporcular, yaşam tarzı değişikliği yapmak isteyenler ve stresle baş etme yolları arayan kişiler için de bu analiz önemli bilgiler sunar. ’’Sadece mevcut sağlık düzeyiniz değil geleceğe yönelikte ipuçları veriyor’’ Biyolojik yaş analizi yalnızca mevcut sağlık düzeyinizi belirlemekle kalmaz, aynı zamanda geleceğe yönelik sağlık planlaması yapmanıza yardımcı olur. Henüz klinik bulgu vermemiş ancak risk taşıyan durumlar erken dönemde fark edilerek önleyici tıp yaklaşımları uygulanabilir. Bu, hem bireysel sağlığın korunmasını sağlar hem de ileride oluşabilecek yüksek maliyetli tedavi süreçlerinin önüne geçer. Ayrıca analiz sonrası bireye özel yaşam tarzı, beslenme ve egzersiz önerileri hazırlanabilir. Böylece kişi, vücudunun ihtiyaçlarına göre daha sağlıklı seçimler yapabilir. Zihinsel ve fiziksel sağlığın bütünsel değerlendirilmesi, sadece yaş almaya değil, sağlıklı yaşlanmaya odaklanmayı sağlar.’’
Uzun süren burun akıntısı ve hapşırık varsa dikkat
27 Haziran 2025 Cuma - 17:36 Uzun süren burun akıntısı ve hapşırık varsa dikkat Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, özellikle yaz ve bahar aylarında ortaya çıkan alerjik rinit hastalığı ile ilgili uyardı. Burundan kolaylıkla solunabilen gözle görülemeyecek kadar küçük alerjen maddelere karşı vücudun bağışıklık sisteminin verdiği reaksiyonun "Alerjik Rinit (AR)" olarak tanımlandığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, "Tüm dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini etkilemektedir. Hem çocuk hem de erişkin yaş grubunda görülebilir. Alerjik rinit, genetik geçişli bir hastalık olup ailesinde anne ve babasında mevcut olan kişilerde görülme oranı yüksektir" dedi. Alerjik rinitin, yıl boyu süren veya mevsimsel olarak 2 şekilde sınıflandırıldığını dile getiren Subaşı, "Yıl boyu süren alerjik rinit; ev tozu akarları, evcil hayvan (kedi, köpek, kuş gibi) deri döküntüleri ve tüyleri, iç ortam küf mantarları, hamam böcekleri gibi alerjenlerden kaynaklanır. Şikayetler yıl boyu sürer. Mevsimsel Alerjik Rinit ise halk arasında saman nezlesi, bahar nezlesi olarak da bilinir. Ağaç, çiçek, çayır, çimen, ot polenlerine bağlı ortaya çıkar. Şikayetler genellikle ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülür" şeklinde konuştu. Alerjik riniti olan kişilerde sıklıkla hapşırık, şeffaf sulu burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, kaşıntı, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler olabildiğine dikkat çeken Subaşı, soğuk algınlığı veya griple kıyaslandığında daha uzun sürdüğünü ancak ateş, üşüme, titreme, boğaz ağrısı gibi şikayetler görülmediğini vurguladı. Alerjik rinitin hastanın sosyal hayatını, iş ve okul hayatını olumsuz etkilediğini bildiren Doç. Dr. Subaşı, sinüzite, kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabildiği gibi astımla da ilişkilendirildiğini kaydetti. Hasta hikayesi ve iyi bir kulak burun boğaz muayenesi ile alerjik rinit tanısının konulabildiğini belirten Subaşı, ayrıca cilt prick testi ve kan alerji testleri ile alerjen maddelerin tespit edilebildiğini de sözlerine ekledi. "Tedavide ilk ve en önemli basamak alerjenden korunmak" Tedavide ilk ve en önemli basamak alerjenden korunmak olduğunun altını çizen Subaşı, "Örneğin mevsimsel alerjik rinitte polenlerin yoğun olduğu sabah ve öğle saatlerinde, kuru ve rüzgarlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkılmamalıdır. Eğer dışarı çıkılacaksa uzun kollu kıyafetler ve pantolon giyilmesi, eve dönüldüğünde de giysilerin değiştirilmesi, bol su ile duş alınması uygun olacaktır. Sportif faaliyetler kapalı alanlarda yapılmalıdır. Araçla seyahat sırasında camlar kapalı tutulmalı ve araçlarda polen filtreleri bulunmalı ve bakımları düzenli aralıklarla yapılmalıdır. Çamaşırlar polen mevsiminde ev içerisinde kurutulmalı, kapı ve pencereler özellikle polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapalı tutulmalıdır. Yabani ot temizleme ve çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Alerjik rinitin medikal tedavisinde antihistaminik hap veya spreyler, kortizon içeren burun spreyleri, lökotrien antagonistleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabileceği bilgisini paylaşan Doç. Dr. Subaşı, "Korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen, cilt ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen uygun hastalarda İmmünoterapi (aşı tedavisi) uygulanabilir. Alerjik rinit tedavisinde alerjenden ömür boyu korunulmalıdır. Alerjik rinitli hastaların düzenli takibi ve kişiye yönelik tedavisi yapılarak hastalık kontrol altına alınabilir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
’’Ton balığı kas gelişimini destekleyen önemli bir protein kaynağı’’
27 Haziran 2025 Cuma - 16:47 ’’Ton balığı kas gelişimini destekleyen önemli bir protein kaynağı’’ Yaz geldi, spor yapma isteği arttı. Yapılan antrenmanların karşılık bulmasında beslenme önemli rol oynuyor. Özellikle doğal ve kaliteli proteinlerle desteklenen bir diyet, kas gelişiminde belirleyici rol oynuyor. Beslenme Uzmanı Jen Scheinman, ton balığının kas gelişimine etkisini değerlendirdi. Bilim insanları, kas gelişimini doğal beslenmeyle desteklemeyi seçenlere ton balığını öneriyor. Ton balığının, kas yapımında ihtiyaç duyulan protein kaynağı olarak öne çıktığı belirtiliyor. Aynı zamanda Omega-3 ve D vitamini bakımından zengin olması kaslardaki iltihaplanmanın azalmasına ve iyileşmesine yardımcı olduğu da vurgulanıyor. ABD’li Beslenme Uzmanı Jen Scheinman, ton balığının kaliteli protein olduğuna dikkat çekerken, kas gelişime etkisine de vurgu yaptı. Proteinin kalitesi miktarından önemli Beslenme Uzmanı Scheinman, "Günlük protein ihtiyacı yaşam tarzına göre değişiyor: Hareketsiz bireyler için kilogram başına 0,8 gram protein yeterliyken, düzenli egzersiz yapanlarda bu oran 1,2 ila 2 grama kadar çıkabiliyor. Proteinin kalitesi en az miktarı kadar önemli. Kaliteli protein denince akla ilk gelen kaynaklardan biri olan ton balığı bir kutusunda yaklaşık 23 gram yüksek kaliteli protein bulunduruyor. Ton balığı beslenme açısından en güçlü kaynaklarım arasında. Konserve ton balığı çok yönlü, pratik ve sağlıklı, bu da onu besin değeri yüksek bir öğünü kolayca tüketmenin en lezzetli ve pratik yollarından biri haline getiriyor. Kas gelişimi için gereken vitamin, mineral ve yüksek kaliteli proteini tek bir kaynakta sunan ton balığı, vücudunuzun spora en iyi şekilde yanıt vermesini sağlıyor’’ dedi.
Serik Devlet Hastanesi ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı
27 Haziran 2025 Cuma - 15:59 Serik Devlet Hastanesi ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı Serik Devlet Hastanesi, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını almaya hak kazandı. Antalya’nın Serik ilçesinde hizmet veren Serik Devlet Hastanesi, daha önce kazandığı "Bebek Dostu Hastane" unvanının ardından, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü "Anne Dostu Hastane" programı kapsamında yapılan denetimlerden başarıyla geçerek yeni bir unvanın sahibi oldu. Anne Dostu Hastane programı, gebelik öncesinden doğum sonrası döneme kadar annelere kaliteli, güvenli ve mahremiyete saygılı sağlık hizmeti sunulmasını amaçlıyor. Program çerçevesinde hastanelerin doğum hizmetleri, fiziksel şartları, hasta güvenliği ve mahremiyet uygulamaları gibi birçok başlık detaylı şekilde değerlendiriliyor. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi’nden İlkay Zengin ve beraberindeki ekip, Serik Devlet Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Doğum öncesi ve sonrası hizmet süreçleri, doğum ortamlarının uygunluğu, hasta güvenliği ve mahremiyet odaklı uygulamalar değerlendirilerek hastane "Anne Dostu Hastane" belgesi almaya uygun bulundu. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Serik Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Serkan Kurt, hastanenin kadın doğum kliniğinde 4 uzman hekim ve 19 ebe ile hizmet verdiklerini belirtti. Kurt, "Doğumhanede hem fiziksel hem de işleyiş açısından önemli düzenlemeler yaptık. Gebe okulumuzu aktifleştirerek anne adaylarının gebelik, doğum ve lohusalık dönemlerini daha yakından takip ediyoruz. Ayrıca gebelere özel ebe polikliniği hizmete açıldı" dedi. Hastane bünyesinde oluşturulan 2 adet TDL (Travay-Doğum-Loğusa) odasında, anne adaylarının ev konforunda doğum yapabilmesine imkân tanındığını belirten Başhekim Kurt, "Kaliteli ve nitelikli bakımı esas alan, konfor ve hijyen standartları yüksek bir doğumhane ortamı oluşturduk. Gebelik, bir kadının inanılmaz yolculuğudur. Bizler bu süreçte onların yanındayız. ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu başarıda emeği geçen tüm personelimize teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
80 yaş üstü ve yatağa bağımlı bireyler için e-rapor süreci huzurevlerinde anlatıldı
27 Haziran 2025 Cuma - 15:49 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı bireyler için e-rapor süreci huzurevlerinde anlatıldı Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, kurumsal bakım hizmeti sunan yataklı devlet kurumlarında ikamet eden vatandaşlardan süreli ilaç raporu ve engelli raporu bulunanların raporlarının yenilenmesi için hayata geçirilen e-rapor sistemiyle ilgili bilgilendirmede bulundu. Sağlık Bakanlığı, 80 yaş ve üstü bireylerin ve yatağa bağımlı hastaların kamu sağlık tesisine gitmeden sağlık raporlarının hastanın başvurusuna ihtiyaç kalmadan çıkarılması amacıyla e-rapor sistemini hayata geçirdi. Yaşam kalitesini artıracak dijital sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması amacıyla huzurevi, yaşlı bakım merkezi ve benzeri kurumsal bakım hizmeti sunan yataklı devlet kurumlarında ikamet eden vatandaşların süreli ilaç raporu ve engelli raporu bulunanların raporlarının yenilenmesi amacıyla başlatılan e-rapor sistemiyle ilgili Maide Bolel, Halis Toprak, Safiye-Gönül Bayar ve Süleyman Çakır Huzurevi’nde bilgilendirme yapıldı. Huzurevlerini ziyaret eden Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Pakize Gözde Gök, Hastane Hizmetleri Birim Sorumlusu Uzm. Fizyoterapist Elçin Mamak Çelik ve Evde Sağlık Hizmetleri İl Koordinatörü Uzm. Dr. Mehmet Baş; sistemin kullanımı, işleyiş süreçleri, aynı zamanda randevu ve muayene kanalları hakkında vatandaşlara detaylı bilgiler aktardı.
Yaz aylarında böbrek hastaları için en büyük tehdit: Hatalı beslenme ve fazla sıvı tüketimi
27 Haziran 2025 Cuma - 14:20 Yaz aylarında böbrek hastaları için en büyük tehdit: Hatalı beslenme ve fazla sıvı tüketimi Özellikle yaz aylarında hemodiyaliz hastalarının artan meyve-sebze tüketimi, kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük ve kalp durması gibi tehlikeli durumları beraberinde getirebiliyor. Bu duruma karşı altın anahtar ise ‘hastalığa uygun beslenme’. Hemodiyaliz tedavisi alan son dönem kronik böbrek yetmezliği hastalarının tedavi planları, düzenli diyalize girilmesi, düzenli ilaç kullanımı ve hastalıklarına uygun beslenme ile oluşuyor. Söz konusu planda hastaların en çok zorlandığı nokta ise ‘hastalığa uygun beslenme’ oluyor. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Mevsim geçişleri hasta olsun - olmasın herkesi etkiliyor. Böyle zamanlarda koruyucu hekimlik faaliyetleri ile bilgilendirici çalışmaları ön planda tutuyor ve sosyal medya yayınlarımızda böbrek sağlığının nasıl korunacağına geniş alan açıyoruz. Kronik böbrek hastalığının son evresindeki hemodiyaliz hastalarının kan değerleri dahil fiziksel ve ruhsal sağlıklarının iyi olması bizim için son derece önemli. Bizler zamanla bir aile oluyoruz, yeri geliyor aile bireylerimizden daha çok hastalarımızı görüyoruz. Bu nedenle mevsim geçişleri dahil olmak üzere çevresel etkiler ve tüm süreçlerde hastalarımızı bilinçlendirerek sağlıklı olmalarını amaçlıyoruz" dedi. Hastaların doktor ve diyetisyen iş birliği ile mevsime uygun, kan değerlerini dengede tutacak bir beslenme planına uymaları gerektiğini belirten Diyetisyen Gökçen Efe Aydın, "Hemodiyaliz hastalarının kanlarındaki potasyum, fosfor ve albümin değerleri, beslenme ile doğrudan ilişkilidir" dedi. Diyetisyen Aydın, "Mevsimsel değişimlerin getirdiği beslenme alışkanlıkları bu değerleri doğrudan etkiler. Örneğin yaz aylarında artan meyve ve sebze tüketimi, kan-potasyum seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Özellikle kavun, kayısı, şeftali, nektarin gibi sarı - turuncu meyveler ve yeşilliklerin aşırı tüketimi, hayati durumu tehlikeye sokacak bazı sonuçlar doğrulabilir. Bu nedenle mevsim geçişleri, kan değerlerinde en fazla sıkıntı yaşanılan zamanlardır. Özellikle yazın iştah azalması ve kışın protein tüketiminin artması da kan değerlerini etkiler. Hemodiyaliz hastalarının beslenme konusunda son derece bilgili olmaları gerekir" dedi. "Su tüketimi yaz- kış kontrollü olmalı" Hemodiyaliz hastalarında su tüketiminin önemi değinen Aydın, "Su tüketimi, özellikle idrar çıkışı olmayan veya azalan hemodiyaliz hastaları için mevsimsel olarak farklılık gösterir. Yaz aylarında sıcaklıkların ve dolaylı olarak terleme miktarının artması, su ihtiyacında da artışa neden olur. Genellikle ihtiyaçtan daha fazla sıvı alınır ve iki diyaliz seansı arasında olması gerekenden daha fazla kilo ile diyalize girilir. Bu durum, vücutta ödem, yüksek tansiyon ve kalp sorunları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kış aylarında ise su tüketimi daha kontrollü olmalı, ancak yine de vücuda yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Kışın hastaların su tüketimini ayarlamaları yaza göre çok daha kolaydır" dedi. Aydın, hastalar için beslenme - kan değerleri ilişkisi ve karşılaşılan durumlara dair bilgi verdi: "Kandaki potasyum seviyesinin yükselmesine bağlı olarak hastalarda; kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük, ellerde - ayaklarda ani karıncalanma ile uyuşukluk ve kalp durması gibi tehlikeli durumlar görülebilir. Hemodiyaliz hastalarının kan potasyum değeri ilaçlar, beslenme ve diyet ile kısa sürede düşebilir. Hastalar düzenli bir tedavi ile potasyum yüksekliğine bağlı problemleri kısa sürede atlatabilir. Kandaki fosfor seviyesinin yükselmesine bağlı olarak hastalarda; kaslarda ve eklemlerde ağrı, kaşıntı, ciltte kuruluk, halsizlik ve kireçlenme gibi problemler görülebilir. Fosforun kontrol altına alınması için genellikle diyet düzenlemeleri ve fosfor bağlayıcı ilaçların uzun süreli kullanımını gerekir. Bu süreç, sabır ve düzenli takip ile fosfor seviyelerinin dengelenmesini sağlar, ancak tam denetim için daha fazla zamana ihtiyaç duyulabilir. Hemodiyaliz hastalarında albümin seviyesi, hem sağlık durumunun bir göstergesi hem de tedavi başarısını etkileyen önemli bir parametredir. Mevsimsel değişimler, beslenme alışkanlıklarını etkileyerek albümin seviyesinde de dalgalanmalara neden olabilir. Hemodiyaliz hastalarının en önemli albümin kaynağı olan yumurta akına beslenmelerinde mutlaka yer vermeleri gerekir. Fakat her gün yumurta tüketmek hastalarda bıkkınlığa sebep olabilir. Özellikle yaz aylarında havaların sıcak olması yumurta tüketirken hastaların daha da zorlanmalarına neden olabilir. Hastaların kan-albümin seviyelerini düşürmemek için kendilerini zorlamaları istenmelidir".