Son Dakika
|
Bıçaklı saldırıya uğrayan taksici dehşet anlarını anlattı!
Niğde’de 27 öğrenci yedikleri yemekten rahatsızlandı
Emeklilerin bayram ikramiyelerinin hesaplara yatacağı tarih belli oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Dünya Çiftçiler Günü Programı'nda açıklamalar
Özkan Yalım yeni bir ek ifade vermek üzere Çağlayan Adliyesine götürüldü
Sarıyer’de İETT otobüsü alev topuna döndü
İzmir’de taksiciye bıçaklı gasp girişimi araç kamerasında
Adalet Bakanı Gürlek: "15 bin sözleşmeli personel alımı yapacağız"
Şarkıcı Yusuf Güney adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı
İstanbul merkezli 16 ilde DEAŞ operasyonu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Galatasaray’ın Uruguaylı yıldızı Torreira’ya yumruklu saldırı
Yaş çay alım fiyatı 35 lira olarak belirlendi
Vali Tavlı’dan sel açıklaması: "Can kaybı ve yaralanma yok, iş yerlerinde zararlar mevcut"
Dışişleri Bakanı Fidan, Katar Türk Okulu'nun inşaatını ziyaret etti
Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde "Mukaddes emanetler" sergisi ziyarete açıldı
Manavgat’da ’pes’ dedirten görüntü cezasız kalmadı
Niğde’de 27 öğrenci yedikleri yemekten rahatsızlandı
SAĞLIK
Zonguldak’ta Eczacılık Günü paneli düzenlendi
12 Mayıs 2026 Salı - 19:12:23
14 Mayıs Eczacılık Günü kapsamında 17. Bölge Zonguldak Eczacı Odası tarafından düzenlenen panelde, eczacıların sağlık sistemindeki rolü ve mesleki sorunlar ele alındı. Oda konferans salonunda gerçekleştirilen panele,TEB Genel Başkanı Ecz. Mehmet İrfan Demirci, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Bartın Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya, Zonguldak İl Sağlık Müdürü Mustafa Özkan Gün, BEUN Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zehra Safi Öz, Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği Başkanı Sait Yücel ve çok sayıda akademisyen ile eczacı katıldı. Programda konuşan TEB Genel Başkanı Mehmet İrfan Demirci, eczacıların sağlık sistemindeki önemine dikkat çekerek, "Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde eczacılar olmalı" dedi. İnternet üzerinden ilaç ve gıda takviyesi satışına ilişkin düzenlemelere de tepki gösteren Demirci, bu uygulamaların kabul edilemez olduğunu ifade etti. Esra Geyikli ise açılış konuşmasında mesleki dayanışmanın önemine vurgu yaparak, bu tür organizasyonların sektör açısından büyük değer taşıdığını söyledi. Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem de eczacıların toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlendiğini belirterek, " Toplum sağlığının korunmasında büyük emek ve sorumluluk üstlenen tüm eczacılarımızın Eczacılık Bayramı’nı kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
12 Mayıs 2026 Salı - 19:10
Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde yürüdüler
Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde 10 Mayıs Dünya Sağlık için Hareket Et Günü etkinlikleri kapsamında Kemal Köksal Şehir Stadyumu’nda "Sağlıklı ve Hareketli Yaşama Merhaba " yürüyüşü düzenlendi. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Koordinasyonunda düzenlenen yürüyüş etkinliğinde sağlık çalışanlarının yanı sıra Fener İlkokulunda eğitim gören minik öğrenciler düzenlenen etkinliğe katılarak renkli görüntülere sahne oldular. Yürüyüşün ardından Fener İlkokulu öğrencilerine yönelik eski Milli Atlet Hüseyin Orhun Demircan tarafından öğrencilere Şehir stadyumda koşu ve çeşitli fiziksel aktiviteler de bulundurdu. Programın ardından minik öğrencilere elma ikram edildi. Güzel bir organizasyon altında düzenlenen Yürüyüşün ardından bir açıklama yapan Zonguldak İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün , Fiziksel aktif olmanın ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanın önemine dikkat çekerek , ‘’Toplumda fiziksel aktivitenin artırılması hükümetler, tüm kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri dahil herkesin sorumluluğunda olup her yaş ve cinsiyetten engelli bireyler de dahil toplumun her kesimi için günlük 30-60 dakika orta yoğunlukta bir fiziksel aktivite ciddi hastalıkları önlemek için güçlü bir araç ve uygun maliyetli bir halk sağlığını iyileştirme yöntemidir. Ülkemizde de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü, her yıl Bakanlığımızın Koordinasyonunda diğer paydaş kurum, kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri ile birlikte toplum bilincini ve farkındalığını arttırmak amacı ile 81 ilimizde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Fiziksel aktivite, günlük yaşam içerisinde kas ve eklemlerimizi kullanarak enerji tüketimi ile gerçekleşen herhangi bir bedensel hareket olarak tanımlanmaktadır. Bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığının geliştirilmesinde temel araçlardan biridir. Bir halk sağlığı sorununu gidermenin yanında, aynı zamanda toplum refahını, çevrenin korunmasını teşvik eder ve gelecek nesillere yönelik bir yatırım oluşturur. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için haftada 150 dakikalık (haftanın 5 günü 30 dakikalık) orta şiddette bir egzersiz yetişkinler açısından yeterlidir. 1-4 yaş arası çocuklar, gün içinde farklı şiddetlerde toplam 180 dakikalık fiziksel aktivite yapmalıdırlar. 5-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için ise, günde 60 dakika, orta şiddetliden yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişen aktiviteler önerilmektedir.’’ diyerek sağlıklı yaşam için fiziksel aktivitenin önemini vurguladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:23
Yağışlar sonrası çiftçilere hububat tarlalarında hastalık riski uyarısı: "Hastalık çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur"
Sivas Valiliği ile Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, il genelinde etkili olan yağışlı hava ve sonrasında artan sıcaklıkların hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riskini artırdığına dikkat çekerek çiftçilere uyarıda bulundu. Sivas’ta son günlerde etkili olan yağışlı hava ve ardından yükselen sıcaklıklar nedeniyle hububat alanlarında sarı pas ve septorya kök çürüklüğü hastalığı riski arttı. Sivas Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere tarlalarını sık sık kontrol etmeleri ve hastalık belirtilerine karşı erken mücadele başlatmaları çağrısında bulundu. Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Sinan Berk, "İlimizde son dönemlerde etkili olan yağışların ve serin hava şartlarının etkisiyle hububat alanlarında sarı pas hastalığı ve septorya kök çürüklüğü riski ciddi şekilde artmıştır. Bu hastalıklar yüksek ve sık ekim yapılan, aşırı azotlu gübre kullanılan ve hava sirkülasyonunun yetersiz olduğu alanlarda hızla yayılmaktadır. Hastalık çıktıktan sonra değil, çıkmadan önce alınan tedbirler verimi korur" dedi. "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir" İl ve ilçe müdürlüklerinde görev yapan teknik ekiplerin sezon boyunca arazi kontrollerini sürdürdüğünü belirten Berk, üreticilerin gelişmeleri yakından takip etmelerinin önem taşıdığını ifade ederek, "Geç kalınan müdahale ürün kaybı demektir. Bereketli ve kayıpsız bir sezon diliyoruz" diye konuştu. "Hastalık görüldüğü anda müdahaleye başlanmalıdır" Sivas İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde görevli Ziraat Mühendisi Cihangir Bölücek ise pas hastalıklarıyla mücadelede öncelikle kültürel önlemlerin uygulanması gerektiğini belirtti. Bölücek, "Ekim normlarına uyulmalı, sık ekimden kaçınılmalı ve dengeli gübreleme yapılmalıdır. Azotlu gübrenin fazla kullanılması hastalığın yayılmasını artırır. Ayrıca dayanıklı ve toleranslı çeşitlerin tercih edilmesi önemlidir. Tüm bu tedbirlerin ardından hava şartlarına bağlı olarak hastalık yaygınlaşıyorsa, tarlalar düzenli kontrol edilmeli ve hastalık görüldüğü ilk anda mücadeleye başlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Sarı pas hastalığı Ziraat Mühendisi Banu Hasdemir de sarı pas hastalığının belirtileri hakkında bilgi vererek, "Sarı pas hastalığında yapraklarda makine dikişi şeklinde sıralı sarı çizgiler ve tozlanma görülür. Tarlaya girildiğinde pantolona sarı renk bulaşıyorsa hastalık aktif şekilde yayılıyor demektir. Septorya hastalığında ise yapraklarda kahverengi lekeler oluşur, zamanla yapraklar kurur ve bitkinin gelişimi zayıflar. Kök çürüklüğünde köklerde zarar meydana gelir, bitkide sararma, cılız kalma ve yatmalar görülür" dedi. Nemli bahar aylarında hızla yayılıyor Bu hastalıklarla mücadele edilmediği takdirde yüzde 50’ye varan verim kayıplarının yaşanabileceğini belirten Hasdemir, ürün kalitesinde düşüş, tohumluk ve yemlik değerinde azalma görülebileceğini, bazı durumlarda ise yem olarak kullanılan ürünlerde acılaşmaların ortaya çıkabileceğini söyledi. Öte yandan uzmanlar, sarı pas hastalığının "Puccinia striiformis" mantarının neden olduğu ciddi bir mantari hastalık olduğunu belirterek, özellikle serin ve nemli bahar aylarında hızla yayılarak önemli verim kayıplarına yol açabildiğine dikkat çekti.
12 Mayıs 2026 Salı - 18:06
Sivas’ta hastanın göğüs duvarındaki 8 kiloluk tümör başarıyla çıkarıldı
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki hastanın göğüs duvarındaki yaklaşık 8 kiloluk dev tümör alındı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 77 yaşındaki Saniye Elmalı uzun yıllardır yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ciddi sağlık probleminden kurtarıldı. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü operasyon, multidisipliner yaklaşımın başarılı örneklerinden biri oldu. Hastanın uzun yıllardır göğüs duvarında bulunan büyük bir kitle ile yaşamını sürdürdüğünü belirten Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey, süreçle ilgili yaptığı açıklamada, "Bu tür göğüs duvarı tümörleri nadir görülen olgulardır. Hastamız uzun yıllardır bu kitle ile yaşamış ve daha sonra kliniğimize başvurmuştur. Yapılan değerlendirmelerin ardından cerrahi müdahale kararı aldık. Ancak bu tür büyük ve kompleks ameliyatlar ekip çalışmasını gerektirir. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte multidisipliner bir yaklaşım sergiledik. Ameliyatımız başarıyla tamamlandı ve hastamızın genel durumu oldukça iyi" ifadelerini kullandı. Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sinan Soylu ise hastanın ameliyat sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Hastamızda sağ göğüs bölgesinde, kaburga travmasına bağlı geliştiği düşünülen ve göğüs duvarını etkileyen büyük bir kitle mevcuttu. Göğüs Cerrahisi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle birlikte planlı bir operasyon gerçekleştirdik. Oldukça kapsamlı bir cerrahiydi ancak ekip uyumu sayesinde operasyon başarıyla tamamlandı. Hastamızın genel durumu şu an stabil ve iyidir" dedi. Operasyonda Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Handan Derebaşınlıoğlu da yer aldı. Ameliyat sırasında hastadan çıkarılan kitlenin yaklaşık 7 kilo 750 gram ağırlığında olduğu açıklandı. Sağlığına kavuşan Saniye Elmalı ise duygularını, "Uzun yıllardır bu rahatsızlıkla yaşıyordum. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Hocam ve tüm ekibe minnettarım. Derdimden kurtardılar, hepsinden Allah razı olsun" sözleriyle ifade etti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi yetkilileri, bu tür zorlu vakalarda farklı branşların ortak çalışmasının hem başarı oranını artırdığını hem de hastalara daha güvenli tedavi imkânı sunduğunu vurguladı. Modern tıbbi altyapısı, alanında uzman akademik kadrosu ve hasta odaklı sağlık hizmet anlayışıyla dikkat çeken Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi, gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Üniversite, bilimsel birikimi ve güçlü sağlık kadrosuyla yalnızca Sivas’a değil, çevre illere de nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:08
Çavdarhisar’da ithal damızlık sığırların sağlık kontrolleri yapıldı
3
12 Mayıs 2026 Salı- 12:34
Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı
4
12 Mayıs 2026 Salı- 09:09
Ağrıyı göz ardı eden bel fıtığı hastalarına uyarı: "Sinir baskısı ilerleyebilir"
5
12 Mayıs 2026 Salı- 13:03
"Türkiye’deki hantavirüs insandan insana bulaşmıyor"
13 Haziran 2025 Cuma - 11:02
Çocuklarda bağişiklik sistemini geliştirmenin 7 altin öneri
Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, anne sütü, aşılar ve doğru çevresel faktörlerin bağışıklık sisteminin sağlam temeller atmasında büyük rol oynadığını belirterek, ebeveynlere çocukların bağışıklığını güçlendirmek için uygulanabilecek 7 öneriyi paylaştı. Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, yeni doğan bebeklerin bağışıklık sisteminin henüz tam olgunlaşmadığını belirterek, "Yeni doğan bir bebeğin bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiştir. Ancak hem anne sütü hem de zamanla kazanılan bağışıklık sayesinde çocuk, çevresel etkenlere karşı daha dirençli hale gelir" dedi. Anne sütünün sadece beslenme değil, bağışıklık kazandırma açısından da benzersiz bir öneme sahip olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özge Yendur, özellikle ilk 6 ay yalnızca anne sütü verilmesinin altını çizerek, "Anne sütü, çocuğun erken dönemde enfeksiyonlara karşı korunmasında en güçlü kalkanlardan biridir" ifadesini kullandı. Rutin çocukluk çağı aşılarının bağışıklık sistemine zararsız mikroorganizmalarla karşılaşma imkânı sağlayarak korunma becerisi kazandırdığını hatırlatan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Aşı, bağışıklık sistemine önceden yol göstermektir. Aşı takvimine eksiksiz uyulması, çocukların güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olması için hayati önem taşımaktadır" diye konuştu. Bu önerilere dikkat Ebeveynlerin sıkça dile getirdiği "Çocuğum bu yıl birkaç kez ateşlendi, bağışıklığı mı zayıf" endişesinin çoğu zaman yersiz olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özge Yendur, "Okul çağına kadar çocukların yılda birkaç kez viral enfeksiyon geçirmesi normaldir. Bu, bağışıklık sisteminin gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır. Asıl dikkat edilmesi gereken enfeksiyonların çok ağır seyretmesi veya uzun sürmesidir" açıklamasında bulundu. Uzm. Dr. Özge Yendur, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmek için 7 temel öneri şöyle sıraladı: "Mevsim sebzeleri ve taze meyvelerle dengeli beslenilmeli. Yaşa uygun düzenli uykuya dikkat edilmeli. Temiz hava ve güneş ışığından faydalanılmalı. Fiziksel aktivite ve oyun alışkanlığı kazandırılmalı. Çocuk stresten uzak, sevgi dolu bir ortamda büyütülmeli. Aileler, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmalı. Aşırı hijyenden kaçınarak doğal bağışıklık desteklenmeli." Mikroplarla tanışmak da gelişimin parçası Çocukların kontrollü şekilde doğayla temas etmesinin ve steril olmayan ortamlarda bulunmasının bağışıklık eğitimi açısından önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Çocukların parkta oynaması, doğayla temas etmesi bağışıklık açısından faydalıdır. Elbette temel hijyen kurallarına dikkat ederek. Ebeveynler zaman zaman aşırı koruyucu davranabiliyor. Ancak mikroplarla doğru dozda tanışmak, bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir unsurdur" ifadelerini kullandı. Son olarak bağışıklık sisteminin sadece hastalıklara karşı savunma değil, aynı zamanda bedenin mikrobiyota dengesini koruma görevini üstlendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özge Yendur sözlerini şöyle tamamladı: "Yaşamın sırlarından biri, bağışıklık sistemimizi hem hastalıklara karşı dirençli kılacak hem de mikrobiyotamızı destekleyecek şekilde mikroplarla doğru dozda tanıştırmayı başarmaktır."
13 Haziran 2025 Cuma - 11:01
Bitki çaylarındaki bilinmeyen tehlike: "İçerisinden ilaç kalıntısı çıkabiliyor"
Genelde sağlıklı bir yaşam için tercih edilen bitki çayları göründüğü kadar masum olmayabiliyor. Doç. Dr. Oğuzhan Öztürk, bazı bitki çaylarının içine ilaç karıştırıldığını belirterek bu tarz bitkisel ürünlerin güvenli yerlerden alınması gerektiği uyarısında bulundu.
13 Haziran 2025 Cuma - 10:55
1,3 milyon takipçili estetikçi, Samsun’u dünyaya "Türkiye’nin Miami"si olarak anlatıyor
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, sosyal medya platformlarında yalnızca tıbbi içerikler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Samsun’u ve Türkiye’yi uluslararası takipçilerine tanıtarak dikkat çekiyor. 1 milyon 233 bin kişilik bir takipçi kitlesine ulaşan Akbaş, yaptığı paylaşımlarda hasta ve toplum yararını ön planda tuttuklarını belirtti. Sosyal medyada Türkiye’deki plastik cerrahlar arasında en fazla takipçiye sahip isim olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, "Yüz germe, göğüs ve karın estetiği gibi birçok konuda hem deneyimlerimi hem de doğal yaşantımı takipçilerimle paylaşıyorum. Bu paylaşımlarla Samsun’u Türkiye’nin Miami’si olarak konumlandırıyor, ülkemizi yurt dışında tanıtıyorum. 1 milyon 233 bin insan, dünyanın her yerinden beni takip ediyor. Paylaşımlarda yaşadığım şehri ön plana çıkartıyorum. Samsun’u Türkiye’nin Miami’si olarak ön plana çıkartıyorum. Beni takip eden insanlar Türkiye’yi de tanımış oluyorlar. Takipçilerimin çok büyük bir kısmı yurt dışından. Türkiye’de gittiğim yerlerden paylaşımlar yapıyorum. İnsanlar doğal olan, yapmacık olmayan paylaşımları daha çok benimsiyorlar. İnsanlar beni takip etsin diye özel bir strateji asla planlamadım. O gün topluma faydasının olacağını düşündüğüm bir olayı paylaşıyorum" dedi. "Doğal ve faydalı içerik ön planda" Akbaş, sosyal medya içeriklerinde özel bir strateji izlemediğini, günlük hayatta toplumun yararına olacağını düşündüğü içerikleri paylaştığını ifade etti. "Paylaşımlarda doğallık önemli. İnsanlar yapmacık olmayan içeriklere daha fazla değer veriyor. Hastalarımız da zaman zaman ‘neden paylaşmıyorsunuz?’ diye soruyor. Ancak biz toplum yararı ve etik ilkeler çerçevesinde paylaşımlar yapıyoruz" diye konuştu. Samsun’un adını dünyaya taşıyor Yaptığı her paylaşımda Samsun’u ön plana çıkarmaya özen gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Hayati Akbaş, "Samsun’dan biri olarak bu başarıyı yakalamak ve şehrimi tanıtmak benim için büyük bir gurur. Türkiye’nin farklı şehirlerinden de paylaşımlar yaparak ülkemizi temsil etmeye çalışıyorum" ifadelerini kullandı. Akbaş, takipçilerinin büyük çoğunluğunun yurt dışında olduğunu vurgulayarak, estetik cerrahiye dair güvenilir bilgileri kamuoyuna sunmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
13 Haziran 2025 Cuma - 10:44
Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde Pembe ve Mavi kod tatbikatı
Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen ’Pembe ve Mavi Kod’ tatbikatlarında, çocuk kaçırma ve acil resüsitasyon senaryoları gerçeğe en yakın şekilde uygulandı. Ekiplerin müdahale becerileri ve koordinasyon kabiliyeti test edildi. Tatbikatlar, hastane yönetimi ve ilgili birimlerin eşgüdümüyle gerçekleştirildi. Gerçeğe yakın senaryolarla uygulanan tatbikatlarda, acil durumlara müdahale süreçleri test edildi ekiplerin koordinasyonu ve etkinliği gözlemlendi. Hastane yöneticilerinin de bizzat katılarak süreci sahada takip ettiği uygulamalarda, hasta güvenliğini önceleyen yaklaşım ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılması hedeflendi. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi, hasta güvenliği ve acil durumlara hazırlık konusunda yürüttüğü uygulamalara kararlılıkla devam edeceğini bildirdi.
13 Haziran 2025 Cuma - 10:42
Prof. Dr. Aylin Gül: "Boyundaki kitleler göz ardı edilmemeli"
Medical Point Gaziantep Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, "Erken tanı hayat kurtarır" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, boyunda fark edilen her kitlenin mutlaka titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Masum görünen bir kitle, ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir" Boyun bölgesinde oluşan kitleler; enfeksiyonlar, iyi huylu tümörler, tiroid hastalıkları ve hatta baş-boyun kanserleri gibi pek çok farklı nedene bağlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aylin Gül, "En sık nedenlerden biri enfeksiyon kaynaklı lenf bezi büyümeleri olsa da; özellikle 2 haftadan uzun süredir var olan, sert, ağrısız ve hareketsiz kitlelerde mutlaka dikkatli olunmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken tanı, tedavi başarısını artırır" Prof. Dr. Gül, "Boyunda fark edilen kitleler asla küçümsenmemelidir. Özellikle erişkin bireylerde, sigara ve alkol kullanımı olan kişilerde kötü huylu olma ihtimali daha yüksektir. Erken dönemde yapılacak fizik muayene, ultrasonografi ve gerekirse biyopsi ile tanı konulabilir. Bu da tedavi sürecini olumlu yönde etkiler" ifadelerine yer verdi. "Çocuklarda da ihmal edilmemeli" Çocuklarda boyun kitlelerinin çoğu enfeksiyonlara bağlı gelişse de, bazı durumlarda konjenital (doğuştan gelen) kistler veya hematolojik hastalıklar da söz konusu olabilir. Prof. Dr. Gül, çocuklarda uzun süreli boyun şişliklerinde mutlaka bir KBB uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.
13 Haziran 2025 Cuma - 10:24
Dövme, lenfoma ve cilt kanseri riskini artırıyor
Onkolog Doç. Dr. Ahmet Özveren, dövme yaptıranların sayısının her geçen gün artığını, ancak yaptıranların dövmenin uzun vadede sağlıkları üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini sorgulamadıklarını söyledi. Yapılan araştırmaların dövme mürekkebinin lenf bezlerine geçerek burada birikebildiğini gösterdiğini kaydeden Doç. Dr. Özveren, "Dövmeleri ve boyutlarını kanser teşhisleriyle birlikte inceleyen bilim insanları, dövmeli kişilerde hem cilt hem de lenfoma kanserlerinin daha sık görüldüğünü tespit etti. Dövme yaptırmayı düşünenler iki kez düşünsün" dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Özveren, artık pek çok kadının da tutkusu haline gelen dövmelerin yapımında kullanılan mürekkeplerin sağlığa olumsuz etkilerinin çeşitli araştırmalarla ortaya koyulduğunu belirtti. Yapılan değerlendirmelere göre toplumda dövme yaptırma sıklığı gittikçe artıyor, Amerika’da her 3 kişiden birinde, İtalya’da her 5 kişiden birinde en az bir adet dövme bulunuyor. Danimarka’da yapılan bir çalışmada da dövmelerin giderek daha yaygın hale geldiğinin gösterildiğini belirten Doç. Dr. Özveren, araştırmacıların her on kadından 4’ünün, her on erkekten 3’ünün 25 yaşına kadar dövme yaptıracağını tahmin ettiklerini kaydetti. Dövme yapımında kullanılan mürekkeplerin üretiminde 200’den fazla renklendirici ve katkı maddesi kullanıldığını belirten Doç. Dr. Özveren, dövme & kanser ilişkisi konusunda yapılan araştırmaların sonuçlarını paylaştı. Özveren, 2024 yılındaki çalışmayı Güney Danimarka Üniversitesi (SDU) Halk Sağlığı Bölümü ve Klinik Araştırma Bölümü’ ile Helsinki Üniversitesi’nin birlikte yaptığını, bu çalışmada Danimarkalı ikiz çiftlerinden elde edilen verilerin kullanıldığını kaydetti. BMC Public Health dergisinde yayımlanan çalışmayla, dövmeli kişilere dövmesizlere kıyasla daha sık cilt ve lenfoma kanseri teşhisi koyulduğunun belirlendiğini belirten Tıbbi Onkolog Özveren şu bilgileri verdi: Dövme mürekkepleri lenf bezlerine geçiyor "Standart dövme mürekkebi renklerinin çoğu, antimon, berilyum, kurşun, kobalt-nikel, krom ve arsenik gibi ağır metallerden elde edilir. Bunların bazılarının sistemik alımının karsinojen (kansere neden olabilen şeylere verilen genel ad) olduğu bilinmektedir. Bu maddeler dövmeler yoluyla cilde lokal olarak tatbik edildiğinde sağlık üzerine etkisinin ne olduğu, mürekkep cilde girdiğinde görünür şekilde ciltte mi kalıyor, yoksa vücudun daha içlerine yayılıp yayılmadığı araştırılıyor. Nitekim bu soruların yanıtlarını bulmak için yapılan araştırmalar, dövme mürekkebinin enjekte edildiği yerde kalmadığını gösteriyor. Mürekkep parçacıklarının lenf bezlerine geçerek burada birikebildiği görülmüş." Dövmesi büyük olanlar daha çok risk altında Araştırmacıların özellikle dövme mürekkebinin lenf düğümlerinde kronik iltihaplanmaya yol açabileceğinden, bunun da zamanla anormal hücre büyümesine ve kanser riskinin artmasına yol açabileceğinden endişe duyduklarını ifade eden Doç. Dr. Özveren, "Çalışma, araştırmacıların 5.900’den fazla Danimarkalı ikizden bilgi aldığı Danimarka İkiz Dövme Kohortu’ndan alınan verilere dayanmaktadır. Bilim insanları dövmeleri ve boyutlarını kanser teşhisleriyle birlikte incelemiş, sonucunda dövmeli kişilerde hem cilt hem de lenfoma kanserlerinin daha sık görüldüğünü tespit etmişlerdir. Sonuçlar, dövmeler ile kanser arasındaki bağlantının, büyük dövmeleri olan kişilerde (avuç içinden daha büyük olarak tanımlanıyor) daha belirgin olduğunu gösteriyor. Lenfomada ise dövmesi büyük olan bireylerde dövmesi olmayanlara göre oran yaklaşık üç kat daha fazladır. Bu oran (daha spesifik olarak ’tehlike oranı’), yaş, dövmenin zamanlaması ve bireylerin çalışmada ne kadar süredir takip edildiği gibi faktörleri hesaba katıyor. Bu, dövme ne kadar büyükse ve ne kadar uzun süredir oradaysa, lenf düğümlerinde o kadar fazla mürekkep biriktiği anlamına geliyor." diye konuştu. Öte yandan Özveren, dövmenin lenfoma ile bağlantısının, 2024 yılında İsveç’te yapılan bağımsız bir çalışmada da gözlemlendiğini, bu çalışmada dövme varlığının lenfoma riskini yüzde 21 arttırdığının tespit edildiğini kaydetti. Özveren, "Diğer kanserler açısından oluşan riskle ilgili de daha geniş çaplı ve iyi dizayn edilmiş çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu konuda da risk olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır." dedi.
13 Haziran 2025 Cuma - 09:52
’Aşırı terleme yüzünden bunları yapamıyorsanız, tedavi şart’
SAMSUN (İHA) – Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. H. Ulaş Çınar, "Aşırı terleme, kişinin günlük aktivitelerini, psikolojik durumunu ve sosyal yaşantısını etkiliyorsa, tokalaşmaktan, insanlarla tanışmaktan çekiniyor, kalem tutamıyor, el aletlerini kullanamıyorsa, mutlaka tedavi edilmelidir" dedi. Medicana International Samsun Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümünden Doç. Dr. H. Ulaş Çınar, bölgesel aşırı terlemenin toplumda özellikle sosyal alanda kişiyi olumsuz etkileyen istenmeyen bir durum olarak ortaya çıkan bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek tanı ve tedavisi konusunda bilgi verdi. Terlemenin günlük yaşantıya etkilerinden bahseden Doç. Dr. H. Ulaş Çınar, "Hafif terleme, bariz değil günlük yaşantıyı etkilemiyor. Orta derecede terleme tolere edilebilir ancak günlük yaşantıyı etkiliyor. Şiddetli terleme kısmen tolere edilebilir, günlük yaşantıyı sıklıkla etkiliyor. Çok şiddetli terleme tolere edilemez, günlük yaşantıyı daima etkiliyor. Aşırı terleme, kişinin günlük aktivitelerini, psikolojik durumunu ve sosyal yaşantısını etkiliyorsa, şöyle ki; tokalaşmaktan, insanlarla tanışmaktan çekiniyor, kalem tutamıyor, el aletlerini kullanamıyorsa, mutlaka tedavi edilmelidir" diye konuştu. Yaygın aşırı terleme nedenleri hakkında bilgi veren Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. H. Ulaş Çınar, "Enfeksiyonlar, endokrin bozuklukları, değişiklikleri, nörolojik bozukluklar, malignensiler, ilaçlar (antidepresanlar), zehirlenmeler, alkol ve uyuşturucu maddeler, tüberküloz gibi kronik hastalıklar boy-kilo indeksi 28 üzeri olan kilolu hastalarda aşırı terleme olabilir. Yaygın terlemenin tedavisinde nedene yönelik yaklaşmak gerekir. Aşırı terlemeye neden olan durum araştırılarak etken ortaya konduktan sonra, bu etkeni ortadan kaldırmakla aşırı terleme sorunu çözülebilir. Bölgesel aşırı terleme tedavisinde çeşitli yöntemler vardır. Etil alkol içinde alüminyum klorid, glutaraldehid kullanılabilir. Daha çok ayak aşırı terlemesinde tercih edilir. Ellerde tahrişe, kötü kokuya sebep olabilir. Etkisi günlüktür. Hafif dereceli terlemelerde kullanılabilir. İontoforez; hastanın terleyen bölgesine elektriksel uyarı prensibine dayalı bir yöntemdir. Ciddi komplikasyon riski olmaması, girişimsel bir yöntem olmaması avantajlarıdır. Etkisi 1-2 haftalıktır. Kolay erişilemeyen, her yerde bulunmayan, etki süresi kısa bir yöntem olması dezavantajlarıdır. Belli aralıklarla tekrarlamak gerekir. Koltuk altında uygulanamaz, hamileler, pacemaker takılı hastalar veya metal implantlı hastalara uygulanamaz. Botox (botilinum toksini) enjeksiyonu; terleyen bölgeye enjeksiyonlar uygulanarak yapılır. Etkisi genellikle 6 ay civarında sürer ve tekrarlayan uygulamalar gerektirir. Etki süresi 6 ay ile sınırlıdır. Uygulama özellikle el içinde çok ağrılı olabilir. Bir bölge için deri altına 20-30 enjeksiyon gerekir. Hastaların yarısında kas güçsüzlüğü görülebilir" şeklinde konuştu. Terlemede cerrahi tedavi Terlemede cerrahi tedavi hakkında da bilgiler veren Doç. Dr. Çınar, şunları söyledi: "Cerrahi tedavi (ETS) kişinin günlük yaşam, mesleki aktivite, sosyal ilişkiler ve kişiliğinin etkilendiği terleme vakalarında ameliyat yöntemi gündeme gelmelidir. Hiperhidrozis vücutta bulunan ter bezlerinin sempatik sinir sistemi tarafından aşırı uyarılması ile sonuçlanan bir süreçtir. Bu nedenle ilgili ter bezlerine giden sempatik sinirlerin kesilmesi cerrahi tedavinin ana hedefidir. Hiperhidrozis tedavisindeki tek kalıcı ve kesin çözüm cerrahi yöntemdir. Genel anestezi altında kapalı ameliyat şeklinde göğüs kafesine 0,5-1 cm’lik iki kesi ile yapılmaktadır. Sempatikotomi, yani sempatik zincirin kesilmesi işlemi uygulanabileceği gibi sempatektomi ile sinirin kesilip çıkarılma işlemi de yapılabilmektedir. Sinirin kesilmeden elektrokoter ile yakılması, sinirin metalik klips ile sıkıştırılması ya da alkol fenol enjeksiyonu uygulanması da kullanılabilen diğer prosedürlerdir. Günümüzde çoğu merkez tarafından uygulanan teknik sempatikotomi olmakla birlikte ameliyatın ismi yaygın kullanılan haliyle sempatektomidir. Şiddetli el terlemesi, yüz terlemesi, koltuk altı terlemesi ve yüz kızarması, refleks sempatik distrofi, raynaud fenomeni, üst ekstremite iskemsi gibi sempatik sistem sistem bozuklukları ETS yöntemiyle tedavi edilebilmektedir. Lokal terlemede tam tedavi oranı yüzde 100, hasta memnuniyeti yüzde 98,5’tir. Hiçbir cerrahi operasyon risksiz değildir. ETS’te de diğer cerrahi operasyonlar da gözlenen kanama, enfeksiyon gelişimi gibi genel komplikasyonlar gelişebilir. Ancak bu komplikasyonlar çok çok düşük orandadır. Rekürrens oranı yüzde 1 civarında görülür. Cerrahi sonrası 3 yıl içinde gözlenir. Rekürrens vakalarının yüzde 25’i ilk 6 ay içinde görülür. En sık sebebi yetersiz sempatik blokaj veya sempatik rejenerasyondur. Aşırı terlemenin tedavisinde esas olan bu işlemin deneyimli bir göğüs cerrahı tarafından güvenilir bir merkezde yapılmasıdır. Amaç, hastanın beklentilerine uygun olarak sosyal hayata dönüşünü sağlıklı bireylerdeki normal terleme hali ile sağlamaktır."
13 Haziran 2025 Cuma - 09:27
Yazın gözlerinizi bu tehlikelere karşı koruyun
Yaz aylarında göz sağlığını tehdit eden riskler artıyor. Ultraviyole ışınları, havuz ve deniz kaynaklı enfeksiyonlar yazın en sık karşılaşılan göz sorunları arasında Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım, yaz döneminde gözleri korumanın püf noktalarını anlattı. Güneşin altın rengi ışıkları yüzümüzü ısıtırken, deniz ve havuz keyfi tatilimizin vazgeçilmezi. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Yıldırım’a göre, bu keyifli anlar gözlerimiz için ciddi riskler taşıyor. Özellikle ultraviyole (UV) ışınları ve su kaynaklı enfeksiyonlar yaz aylarında göz sağlığını tehdit eden en büyük unsurlar. Peki, güneşin zararlı UV ışınlarına karşı gözlerimizi nasıl koruyacağız? Ya da havuz ve denizdeki mikroplardan kaynaklanabilecek kızarıklık, kaşıntı ve enfeksiyon riskini nasıl en aza indirebiliriz? Prof. Dr. Yıldırım, bu konuda alınacak doğru önlemlerin önemini vurguluyor. Göz sağlığınızı riske atmamak için şimdiden harekete geçin ve yazın tadını güvenle çıkarın. Güneş gözlüğü kullanırken dikkat Göz sağlığını korumak için güneş gözlüğü kullanımının önemine değinen Prof. Dr. Yıldırım, "Ultraviyole maruziyetinin azaltılması için güneş gözlüğü kullanımı çok önemli. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, yalnızca kozmetik beklentilerle değil, gerçekten kaliteli ve güvenlik sertifikalı güneş gözlüklerinin tercih edilmesi gerektiğidir" dedi. Kalitesiz ve işporta ürünü gözlüklerin göz sağlığına zarar verebileceğini de vurgulayan Prof. Dr. Yıldırım, "Bu tür gözlükler ultraviyoleyi engellemediği gibi, göz sağlığımız açısından farklı problemler de oluşturabilir" uyarısında bulundu. Su kaynaklı enfeksiyonlara karşı önlem alın Yazın en sık karşılaşılan risklerden birinin de deniz ve havuz kaynaklı göz enfeksiyonları olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldırım, "Bu enfeksiyonlar bir gözden diğerine geçebildiği gibi, çevremizdeki kişilere de bulaşabilir. Bu nedenle deniz veya havuza girerken koruyucu deniz gözlükleri kullanmak enfeksiyon riskini azaltabilir" dedi. Eğer deniz veya havuz sonrası gözde kızarıklık, bulanık görme veya çapaklanma gibi belirtiler oluşursa, mutlaka göz hekimine başvurulması gerektiğini belirten Yıldırım, "Kendi kendimize eczaneden alınan damlaları kullanmak yanlış olabilir ve farklı sorunlara yol açabilir" diye konuştu. Kontak lensle deniz ve havuza girmeyin Kontak lens kullananları da uyaran Prof. Dr. Yıldırım, "Kontak lens gözdeyken denize veya havuza girmek kesinlikle önerilmez. Bu, ciddi göz enfeksiyonlarına ve hatta şiddetli görme kaybına yol açabilir" dedi. Lensle birlikte havuz veya denize girilmesi halinde ilaçlamanın tam güvence sağlamadığını da hatırlatan Prof. Dr. Yıldırım, "Havuza ya da denize lensle asla girilmemeli. Lensle maruz kalınan mikroorganizmalar, çok ciddi komplikasyonlara yol açabilir" uyarısını yaptı. Hijyen kurallarına dikkat edin Enfeksiyonlardan korunmak için hijyenin önemine değinen Yıldırım, "Tek kullanımlık kağıt havlu kullanmak ve ellerle göz temasını mümkün olduğunca azaltmak enfeksiyon riskini düşürür" dedi. Sağlıklı bir yaz dönemi geçirmek için bu basit önlemlerin hayat kurtarıcı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Yıldırım, "Sağlıklı günler ve gören gözler dilerim" diyerek sözlerini tamamladı.
13 Haziran 2025 Cuma - 09:27
Dijital bağımlılık ilkokul çocuklarında dahi boyun fıtığı oluşturuyor
Son dönemlerde artan teknoloji kullanımı ve dijital bağımlılığın her 10 kişiden 9’unda boyun düzleşmesine yol açtığını belirten Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, "Eskiden sadece çalışma hayatındaki belirli insanlarda bu tarz sorunlar görünürken, artık ilkokul öğrencilerinde dahi ortaya çıkabiliyor" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, son zamanlarda artan boyun düzleşmesi hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Özçelik, boyun düzleşmesinin son zamanlarda eskiye göre daha çok sık gördüklerini belirtti. Eskiden daha çok kuaförlerde, sekreterlerde görülen bir rahatsızlık olduğunu hatta boyun düzleşmesinin ve yol açtığı boyun fıtığının sekreter hastalığı olarak geçtiğini belirtti. Bu tür hastalıkların son dönemlerde artmasının en büyük sebeplerinden birinin boynumuzu yanlış kullanmaktan olduğunu söyledi. boynun kendi doğal bir kavisi olması gerektiğini belirten Op. Dr. Özçelik, bu kavisin yumuşak bir C harfi şeklinde olduğunu ifade etti. Çeşitli yanlış davranışlar ve hareketlerin ardından kavisi koruyamadığınız zaman ise boynun önündeki veya arkasındaki kasların spazma girdiğini belirten Op. Dr. Özçelik, kasılan kasların omurların kendine doğru çektiğini ve sonrasında düzleşme denilen bir hadisenin geldiğini ifade etti. "Bugün yoldan geçen 10 kişiden 8-9’unda film çekseniz boyun düzleşmesi çıkar" Hastaların bu şikayet ile çok geldiğini ve sokaktan geçen her 10 kişiden 8-9’unda boyun düzleşmesi olduğunu ifade eden Op. Dr. Özçelik, "Bugün yoldan geçen 10 kişiden 8-9 ’unda boyun düzleşmesi görüyoruz. Hastalarımız bu şikayette çok geliyorlar. Bunu çok ciddi bir hastalık olarak düşünüyorlar. Çok ciddi bir hastalık değil. Ancak ciddi hastalıkların belirtisi veya öncüsü olabiliyor. Bugünlerde bu kadar sık görmemizin en büyük sebebi de boynumuzu yanlış kullanmamız. Boynumuzu yanlış kullanmamızın en büyük sebebi ise çok fazla telefon, tablet, bilgisayar kullanımı. Artık herkesin elinde bir bilgisayar ve telefon var" ifadelerini kullandı. "Boynumuzun 30 dereceden fazla eğerek yapılan her şeyin boyun kaslarında spazma yol açıyor" Boynun 30 dereceden fazla eğerek yapılan her şeyin boyun kaslarında spazma yol açtığını belirten Op. Dr. Özçelik, "Bu sorunlar genellikle boynumuzu ergonomik kullanmamakla ilgili oluyor. Örneğin, boynumuz 30 dereceden fazla eğerek yaptığımız her şey boynumuz kaslarında spazma yol açabiliyor. Yani şu şekilde yaptığımız; kitap okuma, telefona bakma, pirinç seçme, dantel örme, nakış yapma vesaire gibi durumlarda boynumuzda düzleşmeye yol açabiliyor. Normalde boyunlar düz değil arkaya doğru kıvrılması gerekiyor. Hafif ‘C’ şeklinde bir kavisi olması gerekiyor" dedi. "Boyun düzleşmesi, önemli hastalıkların belirtisi ya da başlangıcı olabilir" Boyun düzleşmesinin bir hastalık olmadığını ama çok önemli hastalıkların belirtici veya başlangıcı olduğunu açıklayan Op. Dr. Özçelik, "Kaslar spazma girdiğinden omurgayı öne doğru çekiyor. Bu durumlarda arada kalan disk yapılarında yük dağılımı değişiyor ve arkaya doğru kuvvet dağılımı baskı yapmaya başlıyor. Bu da fıtıklaşmalara ve fıtık patlamalarına yol açıyor. Boyun düzleşmesi çok önemli değildir ama çok önemli hastalıkların belirteci veya başlangıcı olabilir. Bunların başında boyun fıtıkları, boyun omurlarında kaymaları geliyor. Sonrasında ise operasyona kadar gidebiliyor" diye konuştu. "Boyun düzleşmesinin fıtık başlangıcı olabilir sonrasında ise felce kadar ilerleyebilir" Op. Dr. Yasin Levend Özçelik; boynu ergonomik kullanmaya özen gösterilmesi tablet, telefon, kitap okuma da 30 dereceden fazla eğerek zaman geçirilmemesi konusunda uyarılarda bulunurken bunların sonucunda ise boyun fıtığına dönüşebileceğini ardından ise felce kadar ilerleyebileceğini belirterek, şu uyarılarda bulundu: "Boynumuzu ergonomik kullanmaya dikkat etmeliyiz. Özellikle telefon kullanan arkadaşlar, tablet kullanan arkadaşlara, gençlere sesleniyorum. Uzun süre kafamızı 30 dereceden fazla eğerek zaman geçirmeyelim. Yattığımız yerden boynumuzu katlayarak telefon kullanmayalım. Kitap da okumak aynı şekilde kafamızı çok eğerek kitap okumayalım. Mümkün olduğu kadar 30 dereceye geçmesin. Örneğin boynumuz dik bir şekilde telefon, kitap, bilgisayar kullanabiliriz. Bunun dışında zorladığınız her boyun hareketi size boyun düzleşmesi ve daha sonra boyun fıtığı başlangıcı olarak dönüyor. Boyun fıtığı bir kere başladıktan sonra da geri gelmez. İleriye doğru gider. İkinci, üçüncü, dördüncü derece boyun fıtıkları ve sonuç felce kadar yol açabilir" Boyun düzleşme rahatsızlığı eskiye göre daha çok arttı Eskiden belirli insanlarda boyun düzleşme sorunu olduğunu ama son dönemlerde artan teknoloji kullanımı ile beraber çoğu insanda görüldüğünü dile getiren Op. Dr. Özçelik, "Boyun düzleşmesinin eskiden sekreter hastalığı olarak geçerdi. Daha çok daktilo varken sekreterler çok kafasını eğer çalıştığı için ve bir de kuaförlerde çok görürdük. Onlar da kafasını eğer çalışıyor. Ama şimdi herkes elinde bir tablet, telefon, kafasını eğerek okuyor, çalışıyor, işlem yapıyorlar ya da bilgisayar kullanırken sürekli gözler ya da kafa eğik olarak çalışıyor. Bunlar da boyunda düzleşmenin çok çok artmasına neden oldu" dedi. "Son dönemlerde telefon ve tablet kullanımından dolayı 10 yaşındaki çocuklarda boyun fıtığı oluyor" Son zamanlarda teknolojik aletlerin kullanımı ile küçük çocuklarda boyun fıtıkları görmeye başladıklarını belirten Op. Dr. Özçelik, "Eskiden sadece çalışma hayatındaki belirli insanlarda bu tarz sorunlar görünürken, artık ilkokul öğrencilerinde dahi ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıklar masum hastalıklar gibi görünüyor. Ama daha sonrası itibariyle ciddi hastalıklara yol açabilen durumlara yol açıyor. Boynumuz bir kere düzleştikten sonra dinamiği değişiyor. Sonrasında ise 10-15 yaşlarında çocuklarımız da boyun fıtığı görmeye başlıyoruz. Eskiden 25-30 yaşlarından önce bu hastalıkları görmek mümkün değildi. Şimdi ise küçük çocuklarımızın telefon, tablet kullanıyorlar. Bu da çok büyük risklere doğuruyor" diye konuştu.
12 Haziran 2025 Perşembe - 21:03
Yelkenli teknede rahatsızlanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Bodrum ilçesi açıklarında seyreden yelkenli teknede rahatsızlanan vatandaş, Sahil Güvenlik ekiplerince tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Bodrum açıklarında yelkenli teknede bulunan vatandaşın rahatsızlanması üzerine yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine Sahil Güvenlik ekipleri tarafından denizden tahliyesi yapılan çocuk 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
12 Haziran 2025 Perşembe - 16:22
Boğulma tehlikesi geçiren Muhammed bebeği 40 dakikalık kalp masajıyla hayata döndü
Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinde boğulma tehlikesi geçiren bebek, uzun süren kalp masajıyla hayata döndü. Olay, Boğazlıyan ilçesine bağlı Uzunlu Kasabasında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre tarım işçisi olarak Uzunlu Kasabasına gelen ailenin çadır kurduğu esnada, 1.5 yaşındaki oğulları Muhammed Birtürk sulama havuzuna düştü. Boğulma tehlikesi geçiren Muhammed’e ilk müdahale eski Uzunlu Belediye Başkanı olan Okan Yaşar Elbaşı tarafından yapıldı. Aynı zamanda sağlık memuru olan Elbaşı, ambulans gelinceye kadar Muhammed bebeğe kalp masajı ve suni solunum yaparak hayatta kalmasına vesile oldu. Müdahale anlarını anlatan Elbaşı "Çarşıda otururken aile geldi. Geldiklerinde çocuk ölüm tehlikesi altındaydı. Hemen müdahale ettim. Solunum yolunu açmaya çalıştım. Kalp masajı yaptım. Ambulans gelene kadar yaklaşık 40 dakika suni solunum yaptım. Ambulans gelince 112 ekiplerine teslim ettim. Şu an Muhammed bebek kurtuldu çok şükür. Bunun sevincini yaşıyoruz. Kayseri çocuk yoğun bakıma sevk edildi. Umarım daha iyi olur. Ailenin, çocuklarını sıhhatle kucaklarına almalarını temenni ediyorum" dedi.
12 Haziran 2025 Perşembe - 15:11
Alzheimer hastaları dil becerilerini geliştiriyor
Tepebaşı Belediyesi Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi, Alzheimer Konukevi’ndeki hastaları da yalnız bırakmıyor. Terapistlerin gerekli değerlendirmeler sonucunda uyguladıkları terapiyle hastalar hem dil becerilerini hem de bilişsel becerilerini geliştiriyor. 2023 yılının Mayıs ayında hizmete başlayan Tepebaşı Belediyesi Dil ve Konuşma Terapisi Merkezi, Yeşiltepe Yaşam Merkezi’nde hizmet veriyor. Merkezde, konuşma sesi bozuklukları, akıcılık bozuklukları, ses bozuklukları, özgül öğrenme güçlüğü, beslenme ve yutma bozuklukları, dudak damak yarığı ve rezonans bozukluklar, yetişkin dil bozuklukları, motor konuşma bozukluklarında uzman dil ve konuşma terapistleri ile ön görüşme sonrası uygun olan danışanlarla tedaviye başlanıyor. Haftada bir gün 40 dakika süren seanslarla hizmet veren merkezden memnun olduklarını belirten vatandaşlar, Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’a teşekkürlerini iletiyor. Hem dil becerilerini geliştiriyorlar hem de sosyalleşiyorlar Ayrıca merkezde görev yapan terapistler, haftanın belirli bir günü Tepebaşı Belediyesi Melih Savaş Yaşam Köyü’nde bulunan Alzheimer Konukevi’ne giderek buradaki hastalarla da görüşme sağlıyor. Ön görüşme ve yapılan değerlendirmeler sonrası uygun olan hastalara terapi uygulanıyor. Terapistler hastaların düzeyine göre hem bireysel hem de grup terapisi uyguluyor. Dil ve konuşma terapisinde hastalar dil becerilerinin yanında bilişsel becerilerini de geliştiriyor. Özellikle grup terapilerinde sosyalleşme imkanı da bulan hastalar güne, kişilere ve zamana uyum sağlamada zorluk yaşamıyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder