Son Dakika
|
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Fransa'da kruvaziyer gemisinde 'norovirüs' şüphesi
Özkan Yalım’ın verdiği ek ifade ortaya çıktı: "Özgür Özel’e 1.2 milyon TL verdim"
Bakan Fidan, Belçikalı mevkidaşı Prevot ile bir araya geldi
Sel felaketinin boyutu gün ağarınca ortaya çıktı!
Bıçaklı saldırıya uğrayan taksici dehşet anlarını anlattı!
Niğde’de 27 öğrenci yedikleri yemekten rahatsızlandı
Emeklilerin bayram ikramiyelerinin hesaplara yatacağı tarih belli oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Dünya Çiftçiler Günü Programı'nda açıklamalar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
ABD Başkan Yardımcısı Vance: "(İran’la görüşmeler) İlerleme kaydettiğimizi düşünüyorum"
Bankamatikte unutulan parayı görüp polise teslim etti
Ekrem İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşı Le Meridien Otel'deki görüntüsü hakkında "karşılaşma" savunması yaptı
Netanyahu’dan BAE’ye gizli ziyaret
Galatasaraylı futbolcu Torreira’ya saldıran şüpheli tutuklandı
Bakan Gürlek: "Ceza infaz sistemimizi insanı merkeze alan yaklaşımla güçlendirmeyi sürdürüyoruz"
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:45
Edirne’de bayram öncesi fahiş fiyat ve etiket denetimi sıklaştı
Edirne Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kent genelinde fiyat etiketi, haksız fiyat artışı ve gramaj denetimlerini artırdı. Merkez ve ilçelerde gerçekleştirilen kontrollerde çok sayıda iş yeri ve ürün mercek altına alındı. Kurban Bayramı öncesi vatandaşların mağduriyet yaşamaması amacıyla yerel ve ulusal marketler başta olmak üzere temel gıda, ihtiyaç ürünleri ve şekerleme satışı yapılan işletmelerde denetim yapıldı. Ekipler, raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırırken, ürün etiketleri ile faturaları da inceledi. Yeme içme hizmeti sunan işletmelerde ise fiyat listeleri ve gramaj kontrolleri gerçekleştirildi. Mayıs ayı boyunca kent merkezi ve ilçelerde 178 iş yerinde yapılan denetimlerde bin 525 ürün incelendi, 44 üründe aykırılık tespit edilerek idari işlem uygulandı. Haksız fiyat artışı kapsamında denetlenen 44 firmadan 6’sı ve 10 ürün hakkında ise Bakanlığa bildirimde bulunuldu. Fiyat etiketi ve fiyat listesi kurallarına uymayan işletmeler hakkında cezai işlem başlatılırken, vatandaşlar bayram öncesi sürdürülen sıkı denetimlerden memnuniyet duyduklarını ifade etti.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08
"Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor"
Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59
Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:08
Çavdarhisar’da ithal damızlık sığırların sağlık kontrolleri yapıldı
4
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:54
"Yaz içecekleri ömrü kısaltıyor"
5
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:38
Kronik ağrılarda yeni nesil yaklaşım
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:09
Kadınlarda her yaşta omurga sorunlarına dikkat
Çocukluktan ileri yaşlara kadar omurga sağlığını korumak büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Kadınların genç yaşlarda omurga sağlığına dikkat etmeleri, ileriki yaşlarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga için önemlidir" dedi. Omurga, vücudu ayakta tutan ve kaslar sayesinde devamlı iletişim halinde olan bir sistem olarak tanımlanıyor. Ana yapısını kemik-iskelet, hareket kabiliyeti kazandıran eklemler ve güç üreten kaslar oluşturuyor. Çocukluk ve genç erişkinlik dönemi ise omurganın sağlıklı ve dayanıklı olması için temel oluşturuyor. Kalıtsal bir hastalık bulunmayan bireylerde omurga sağlığında beslenme alışkanlıkları belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle bu yaş aralığında kalsiyumdan zengin beslenme ve yeterli D vitamini alımı, ilerleyen yaşlarda omurga rahatsızlıklarının görülme sıklığını azaltabiliyor. Kadınlarda omurga rahatsızlıkları, erkeklere oranla daha sık görülüyor. Bu nedenle genç yaşlardan itibaren omurga sağlığına özen göstermek, ilerleyen yıllarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga yapısı için önem taşıyor. Ergenlikte hızlı büyüme duruş bozukluğuna yol açabilir Bu konuda bilgi veren Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Kadınların genç yaşlarda omurga sağlığına dikkat etmeleri, ileriki yaşlarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga için önemlidir. Kız çocuklarında, erkek çocuklarından farklı olarak 9. ve 10. yaşlardan sonra hormonların etkisiyle kemikler uzamaya, kemik kitlesi artmaya ve kaslar kalınlaşmaya başlar. Bu hızlı büyüme dönemi ortalama 14-15 yaşına kadar devam eder ve bu süreçte eklem ve kemik ağrıları görülebilir. Özellikle geceleri ortaya çıkan sırt ve uzun kemik ağrıları nedeniyle kimi zaman ilaç kullanılması gerekebilir. Hızlı boy uzaması, duruş ve oturuş bozukluklarına ve bazen kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir. Düzenli yapılan spor, bu süreçte omurga sağlığını koruyucu rol oynar." Göğüslerin büyümesi ve buna bağlı olarak utanma duygusu gelişen genç kızlarda, öne eğik oturma ve saklama eğilimi görülebildiğini belirten Uzm. Dr. Güçlü, bu durumda psikiyatrik destek alınmasının faydalı olacağını kaydetti. Ayrıca, omuz asimetrisi ya da duruş bozukluğu gibi belirtiler gözlemlendiğinde veya uzun süreli, inatçı omurga ağrıları yaşandığında radyolojik görüntüleme yapılmasının önem taşıdığını söyledi. Masa başı çalışma boyun ve sırt ağrılarını artırıyor Teknolojinin gelişimiyle birlikte daha az hareket eden toplumların ortaya çıktığını vurgulayan Uzm. Dr. Güçlü, "20’li yaşlarla birlikte birçok birey çalışma hayatına atılıyor ve uzun saatler masa başında vakit geçiriyor. Günün yaklaşık 8 saatini bu şekilde geçiren kadınlarda, zamanla hareketsizliğe bağlı boyun ve sırt ağrıları ortaya çıkıyor. Bunun çözümü ise sık sık kısa molalar vermek, masa başı egzersizleri yapmak, haftada en az 3-4 gün ortalama bir saat yürüyüş ya da yüzme gibi sporlar yapmaktır. Bu aktivitelerin düzenli ve uzun vadeli olması, omurga sağlığı üzerinde olumlu etki sağlar" diye konuştu. Hamilelikte sırt ve bel ağrılarına dikkat Kadınların bir kısmının ilk hamileliklerini 20’li yaşlarda yaşadığını hatırlatan Uzm. Dr. Güçlü, özellikle gebeliğin son üç ayında bel ve sırt ağrılarının arttığını belirtti. Güçlü, "Bu dönem, annenin tüm vücut sınırlarının zorlandığı ve metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği bir dönemdir. Bu süreçte annenin iç huzuru, düzenli fiziksel aktiviteler ve doğuma hazırlık açısından son derece önemlidir. Günlük bir saatlik yürüyüş, yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları fayda sağlayacaktır" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Güçlü, ayrıca yoğun çalışma hayatı olan annelerde ise emzirme ve bebek bakımı nedeniyle oluşan genel yorgunluk, uykusuzluk ve omurga ağrılarının daha sık görüldüğünü vurguladı. 30’lu yaşlardan itibaren kilo artışına bağlı sorunlar 30’lu yaşlarla birlikte daha durağan bir hayat tarzı, gebelikler ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak kilo artışının görülebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Güçlü, şu değerlendirmeyi yaptı: "Kilo artışı ile birlikte eklemler, omurga ve kaslarda zorlanmalar yaşanabilir. Bu da çabuk yorulma ve kronik ağrılara yol açabilir. Ayrıca, hareketsizlik veya aşırı zorlanmış, yorgun bir vücut ve stres bel ve boyun fıtıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Altı aydan uzun süren, aralıklı gelen ve bacaklara veya kollara vuran ağrılar, omurgada fıtığın habercisi olabilir. Bu tür durumların tespiti muayene ve gerekli ileri tetkiklerle yapılmalıdır." 40’lı yaşlardan itibaren dejeneratif süreçler hızlanıyor Kırklı yaşlarla birlikte hormonal değişimler, geçirilmiş hastalıklar, kilo ve genetik faktörler gibi etkenlerle omurgada ve diğer eklemlerde dejeneratif süreçlerin öne çıktığını belirten Uzm. Dr. Güçlü, şunları söyledi: "Kilo kaynaklı sorunlar, omurgada daralma, fıtık ve dizlerde dejeneratif hastalıklar olarak kendini gösterebilir. Hormonal değişimle birlikte yıllık kemik yoğunluğu ölçümü ve gerektiğinde ilaç tedavisi uygulanması, ileri yaşlar için koruyucu rol oynar." 50 yaş ve sonrası Uzm. Dr. Güçlü, sözlerini şöyle tamamladı: "50 yaş ve sonrası, vücudumuza önceki yıllarda ne kadar iyi baktığımızın karşılığını alacağımız dönemdir. Bu süreçte kişinin geçmişteki yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, gebelik sayısı, kilo ve varsa sistemik hastalıkları belirleyici olur. Kemik erimesi ve dejeneratif hastalıklar bu yaşlarda daha belirginleşir. Bedensel ve zihinsel olarak kendine zaman ayıran, dengeli ve doğal beslenmeye özen gösteren, ideal kilosunu koruyan, aktif bir yaşam süren ve sigaradan uzak duran bireyler, sağlıklı bir vücuda sahip olmanın avantajını uzun yıllar sürdürebilir."
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:00
Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı
Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde gerçekleştirilen holep ameliyatlarında yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 1 yıldır holep tedavisini prostat hastalarına uyguluyor. Erkeklerde ilerleyen yaşlarda görülen prostat hastalığını tedavi etmek amacıyla lazer yapılan holep tedavisi, şimdiye kadar 100 kişiye uygulandı. 100 hastanın hepsinde başarıya ulaşılan tedavide ise yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Uzman Doktorlarından Mehmet Çiftçi, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine 100’üncü holep ameliyatını yaptıklarını anlattı. Çiftçi, "Bugün ekibimiz Doç. Dr. Çağrı Şenocak, asistanlarımız, hemşirelerimiz ve teknik ekibimizle beraber hastanemizin 100. holep ameliyatını yapmaktayız. Holep lazer ile yapılan bir ameliyattır. Bilindiği üzere ilerleyen yaşlarda prostat erkeklerde ciddi bir sağlık sorunu. İdrar yapmakta güçlük, gece idrara sık çıkma, idrar yaparken bekleme, böbrek yetmezliği, idrar yoğunluğu, enfeksiyonlarına sebep olma gibi ciddi bir semptomları olan bir hastalıktır ve bu hastalığın da son yıllardaki en güncel tedavilerinden bir tanesi holep ameliyatı" dedi. "Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde holep ameliyatı yapmaktayız" İyi huylu Prostat büyümelerinde 1 yıldır bu ameliyatı yaptıklarını anlatan Çiftçi, "Bu ameliyattan kısaca bahsedecek olursak holep ameliyatı kapalı bir ameliyat. Büyük prostatlarda veya orta büyüklükteki prostatlarda kullandığımız bir yöntem. Hastanede kısa kalış süresi, kanama riskinin az olması, ameliyat sonrasında hastaların ciddi bir şekilde semptomların gerilemesiyle karakterize bir ameliyat. Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde bu ameliyatı yapmaktayız. Asistan arkadaşlarımız da uzman arkadaşlarımızdan ameliyatı öğrenmekte ve sonuçlarımız da gayet yüzde 100 başarıyla yüz güldürücü bir şekilde devam etmektedir" şeklinde konuştu. Çiftçi, hastaların hangi durumlarda mutlaka hekime başvurması gerektiğini aktararak, "’Bilindiği üzere iyi huylu prostat büyümesi hastalarda ciddi hayat kalitesini düşürecek semptomlar oluşturmaktadır. Hastalar öncelikle idrar yapmada zorluk, sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, idrarda yanma, idrar yolu enfeksiyonları, bazen idrar yollarında kanama, bazen böbrek yetmezliği, daha ileri safhalarda idrar kaçırma gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır’’ açıklamasında bulundu. Tedavi yöntemlerinden de bahseden Çiftçi sözlerine şöyle devam etti: "Tedavi esnasında bu hastaları değerlendirirken bazı hastalıkları da ekarte etmemiz gerekiyor. En baştan bir tanesi iyi huylu prostat büyümesi yüzde doksansa yüzde 10 civarında kanser çıkabilir. Prostat kanseri büyümesi çıkabilir. Bunu ayırt etmek gerekir. Onun için tabii biyopsi veya başka görüntüleme yöntemleri gerekebilir. Bunun dışında yine nörolojik hastalıklara bağlı sinirsel hastalıklara bağlı da bu şikayetler olabilir. Ya da şikayetleri artabilir veya hastanın durumu kötüleşebilir. Bu durumda hastayı ameliyat önerilerinde bulunuyoruz. Tabii dünyadaki şu anda iki tip ameliyat yöntemimiz var, bir tanesi açık ameliyat, genel olarak bir de endoskopi, kapalı ameliyat var. Şu anda dünyada standart dediğimiz kapalı ameliyat ama son yıllarda en son gelişen teknoloji holep yani lazerle prostat ameliyatı yapmak. Biz de kliniğimizde bu ameliyatı yapıyoruz." "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var" 100 hastaya uygulanan holep tedavisinde yüzde 100 başarıya ulaştıklarını dile getiren Çiftçi, "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var. Hastalarımızın memnuniyetleri bize güç veriyor. Onlarla beraber biz hekimlerde çok mutlu oluyoruz. Bizim kliniğimizde eğitim kliniği olduğundan dolayı asistanlarınıza bu ameliyatı öğretmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz" dedi. Hastanede yapılan 100 ameliyatın da başarılı geçmesinin ardından kutlama pastası kesildi. Hastane başhekimi Prof. Dr. Aydın Yılmaz ve hastane yönetiminin de katıldığı pasta kesiminde Başhekim Prof. Dr. Aydın Yılmaz, bu başarıda emeği geçen tüm mesai arkadaşlarını tebrik etti.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 12:54
Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı
Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde gerçekleştirilen holep ameliyatlarında yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 1 yıldır holep tedavisini prostat hastalarına uyguluyor. Erkeklerde ilerleyen yaşlarda görülen prostat hastalığını tedavi etmek amacıyla lazer yapılan holep tedavisi, şimdiye kadar 100 kişiye uygulandı. 100 hastanın hepsinde başarıya ulaşılan tedavide ise yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Uzman Doktorlarından Mehmet Çiftçi, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine 100’üncü holep ameliyatını yaptıklarını anlattı. Çiftçi, "Bugün ekibimiz Doç. Dr. Çağrı Şenocak, asistanlarımız, hemşirelerimiz ve teknik ekibimizle beraber hastanemizin 100. holep ameliyatını yapmaktayız. holep lazer ile yapılan bir ameliyattır. Bilindiği üzere ilerleyen yaşlarda prostat erkeklerde ciddi bir sağlık sorunu. İdrar yapmakta güçlük, gece idrara sık çıkma, idrar yaparken bekleme, böbrek yetmezliği, idrar yoğunluğu, enfeksiyonlarına sebep olma gibi ciddi bir semptomları olan bir hastalıktır ve bu hastalığın da son yıllardaki en güncel tedavilerinden bir tanesi holep ameliyatı" dedi. "Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde holep ameliyatı yapmaktayız" İyi huylu Prostat büyümelerinde 1 yıldır bu ameliyatı yaptıklarını anlatan Çiftçi, "Bu ameliyattan kısaca bahsedecek olursak holep ameliyatı kapalı bir ameliyat. Büyük prostatlarda veya orta büyüklükteki prostatlarda kullandığımız bir yöntem. Hastanede kısa kalış süresi, kanama riskinin az olması, ameliyat sonrasında hastaların ciddi bir şekilde semptomların gerilemesiyle karakterize bir ameliyat. Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde bu ameliyatı yapmaktayız. Asistan arkadaşlarımız da uzman arkadaşlarımızdan ameliyatı öğrenmekte ve sonuçlarımız da gayet yüzde 100 başarıyla yüz güldürücü bir şekilde devam etmektedir" şeklinde konuştu. Çiftçi, hastaların hangi durumlarda mutlaka hekime başvurması gerektiğini aktararak, "’Bilindiği üzere iyi huylu prostat büyümesi hastalarda ciddi hayat kalitesini düşürecek semptomlar oluşturmaktadır. Hastalar öncelikle idrar yapmada zorluk, sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, idrarda yanma, idrar yolu enfeksiyonları, bazen idrar yollarında kanama, bazen böbrek yetmezliği, daha ileri safhalarda idrar kaçırma gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır’’ açıklamasında bulundu. Tedavi yöntemlerinden de bahseden Çiftçi sözlerine şöyle devam etti: "Tedavi esnasında bu hastaları değerlendirirken bazı hastalıkları da ekarte etmemiz gerekiyor. En baştan bir tanesi iyi huylu prostat büyümesi yüzde doksansa yüzde 10 civarında kanser çıkabilir. Prostat kanseri büyümesi çıkabilir. Bunu ayırt etmek gerekir. Onun için tabii biyopsi veya başka görüntüleme yöntemleri gerekebilir. Bunun dışında yine nörolojik hastalıklara bağlı sinirsel hastalıklara bağlı da bu şikayetler olabilir. Ya da şikayetleri artabilir veya hastanın durumu kötüleşebilir. Bu durumda hastayı ameliyat önerilerinde bulunuyoruz. Tabii dünyadaki şu anda iki tip ameliyat yöntemimiz var, bir tanesi açık ameliyat, genel olarak bir de endoskopi, kapalı ameliyat var. Şu anda dünyada standart dediğimiz kapalı ameliyat ama son yıllarda en son gelişen teknoloji holep yani lazerle prostat ameliyatı yapmak. Biz de kliniğimizde bu ameliyatı yapıyoruz." "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var" 100 hastaya uygulanan holep tedavisinde yüzde 100 başarıya ulaştıklarını dile getiren Çiftçi, "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var. Hastalarımızın memnuniyetleri bize güç veriyor. Onlarla beraber biz hekimlerde çok mutlu oluyoruz. Bizim kliniğimizde eğitim kliniği olduğundan dolayı asistanlarınıza bu ameliyatı öğretmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz" dedi. Hastanede yapılan 100 ameliyatın da başarılı geçmesinin ardından kutlama pastası kesildi. Hastane başhekimi Prof. Dr. Aydın Yılmaz ve hastane yönetiminin de katıldığı pasta kesiminde Başhekim Prof. Dr. Aydın Yılmaz, bu başarıda emeği geçen tüm mesai arkadaşlarını tebrik etti.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 12:25
Elektrik çarpmalarında ‘İlk yardım’ uyarısı: "Ne kadar erken kalp masajı hayatta kalma şansı o kadar yüksek"
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evinde elektrik akımına kapılması sonrası vefat etmesi büyük üzüntüye neden olurken uzmanlar uyardı. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emrah Özdemir, "Elektrik çarpmaları maalesef acillere gelen sık başvurulardan biri, özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli. Hastayı güvenli bir şekilde çarpıldığı yerden alıp iyi bir kalp masajı yapıp kalbini tekrar çalıştırabilirsek hasarsız bile bu süreçten çıkabiliyoruz, saniyeler bile çok önemli. Çarpılan hastaya yardım etmek isterken hayatını kaybeden vatandaşlarımız oluyor, İzmir’de oldu. Mutlaka ilk yardımı bilen, yapabilecek kişi sayısını artırmamız lazım. Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek" dedi. Evinde elektrik akımına kapılması sonrası hastaneye kaldırılan ve tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek dün toprağa verilirken olayla ilgili soruşturma da sürüyor. Uzmanlar ise elektrik çarpması durumlarına karşı uyarılarda bulunurken Biruni Üniversite Hastanesi Acil Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. İlhami Demirel ve Kardiyoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Emrah Özdemir, neler yapılabileceğine ilişkin bilgi verdi, ilk müdahalenin önemine dikkat çekti. "Hem voltajın gücü hem maruz kalma süresi hayati tehlikeleri artırıyor" Ferdi Zeyrek’in vefat etmesi ilgili konuşan Uzm. Dr. İlhami Demirel, "Elektrik akımı olan bir yerde teması sonrasında olmuş, direkt temasla olmuş gibi görünüyor. Direkt temas olduğu için ve anladığım kadarıyla biraz da uzun bir süre yaklaşık 3 dakika gibi duydum. Hem voltajın gücü hem de maruz kalma süresi hayati tehlikeleri artıran sebepler oluyor. Elektrik çarpması sırasında ilk ve en ciddi etkilenen organlardan biri kalp. Kalp elektriksel aktiviteyle çalışan bir organ, durabilir ya da kalbin ritmi ciddi anlamda bozulup sonrasında kalp durabilir. Su iletkendir, bu sebeple de bir elektrik çarpması olabilir. Ev tipi elektrik çarpmalarıyla sık karşılaşıyoruz, bu tip durumlarda öncelikle kişinin eğer yapabiliyorsa bir an önce o kaynaktan uzaklaşması lazım. Evde birinin elektrik akımına kapıldığını hissettiğimizde ise ona kesinlikle direkt temas etmemeli, hızlıca elektrik kaynağını kapatmalıyız mümkünse sigortaları indirmeliyiz ya da bir fiş takılıysa hızlıca onu çekmeliyiz" şeklinde konuştu. "En önemli şey; elektrik kaçağı ihtimalini bertaraf etmek" Elektrik çarpmasıyla hastaneye başvuran kişilere yapılan işlemlere yönelik konuşan Uzm. Dr. Demirel, "Hastanın bilincinin yerinde olduğunu varsayarak söylüyorum; EKG’sini çekiyoruz, kalp ritmine bakıyoruz. Etkilenebilecek organları değerlendirmek açısından kan tahlilleri alıp bakıyoruz. Bir de sadece elektrik çarpması değil elektrik çarpması sonucu hasta düşüp bir yerini çarpabilir, travma yaşamış olabilir. Bilinci kapalı hastada ise gerekirse hızlıca nabız kontrolü vs. sonrası gerek olması durumunda kalp masajı ya da uygun bir ritimse elektroşok vermemiz gerekebilir. Yanıklar da elektrik çarpmalarında dikkat edilmesi gereken durumlardan biri, acil servislerimizdeki müdahalelerimizde mutlaka yanıkla ilgili tedavi yapıp bu hastalarda gerekiyorsa tetanos aşısı da yapmak, antibiyotik vermekte fayda var. Bütün kazalar için en önemli şey; önleyici tedbirler almak, mutlaka gerekli periyodik kontrolleri yapmak, bir elektrik kaçağı ihtimalini bertaraf etmek" dedi. "Özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli" Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emrah Özdemir ise, "Elektrik çarpmaları maalesef acillere gelen sık başvurulardan biri, bazıları yıldırım çarpması şeklinde olabildiği gibi fabrikalarda iş kazaları bazıları da Ferdi Bey’in başına geldiği gibi evde elektrik çarpmaları şeklinde oluyor, kalp durmasına neden olan öldürücü ritim bozukluğu gelişmiş. Özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli. Hastayı güvenli bir şekilde elektriğe çarpıldığı yerden alıp iyi bir kalp masajı yapıp kalbini tekrar çalıştırabilirsek hasarsız bile bu süreçten çıkabiliyoruz ama ne kadar süre geçerse dakikalar değil saniyeler bile çok önemli, maalesef sonuçlar çok daha kötü olabilir. 10’uncu dakikadan sonra beyinde geri dönülmez bir hasar oluyor. Kalbi durmuş bir şekilde hasta ne kadar bekledi? İlk dakikalarda kalp masajına başlamakla 5-10 dakika sonra başlamak arasında çok ciddi fark var, 70 dakika çok uzun bir süre. Kalp tekrar çalışsa bile tam fonksiyonlarını yerine getirmediği zaman hastayı, ECMO dediğimiz kalp ve akciğerin yaptığı işi yapan cihaza bağlıyoruz. Bu kalbin tekrar kendine gelmesi için ek bir destek sağlıyor. Ancak uzun süren kalp masajları ve kalp durmaları sonrası nasıl beyinde geri dönüşsüz hasar oluşabiliyorsa multi organ yetmezliği dediğimiz tablo gelişebiliyor. Bu tablodan sonra kalbi tekrar çalıştırabilseniz, ECMO ile destekleseniz bile maalesef ölüm riski çok yüksek oluyor" dedi. "İlk yardım geri dönüşsüz hasarları önlemek adına çok önemli" Yaşanan kazalarda ’İlk müdahale yapıldıktan sonra hastane eğer ekipmanlara, hekimlere ve personele sahip değilse mutlaka sevk ediliyor’ diyen Uzm. Dr. Özdemir, "Elektrik çarpmalarında dışarıdan yanığı veya hasarlanmış dokuyu çok büyük görmesek bile kas yıkımı fazla olduğu için ki bunu depremlerden sonra da görüyoruz. Crush sendromu diyoruz, bu tip durumları görme ihtimalimiz de var. Çarpılan hastaya yardım etmek isterken hayatını kaybeden vatandaşlarımız oluyor, lütfen çok dikkat edelim. İzmir’de oldu, ıslanmış yoldan geçerken çarpılan hastalarımız oldu, böyle bir şüphe varsa mesela bayılmış, bilincini yitirmiş biri gördük. İlk elektrik çarpılan hastada bir titreme görebilirsiniz ama bilincini yitirmiş hastada hiçbir şey görmezsiniz o yüzden önce kendimizi koruyacağız, 112’yi arayacağız. Kendimizi koruyarak hastayı o bölgeden çekerek uzaklaştırmaya çalışacağız sonra her vatandaşımızın bilmesini istediğimiz gerekirse kalp masajı, ilk yardım müdahalesini yapabilmemiz lazım" ifadelerini kullandı. "Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek" İlk yardım bilgisinin önemine dikkat çeken Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün en gelişmiş ülkelerde bile ki ülkemiz; en gelişmiş ülkeler seviyesinde 5 ila 10 dakika arasında ambulans geliyor. Bu süreçte yapacağımız kalp masajı, ilk yardım müdahalesi hastada oluşabilecek geri dönüşsüz hasarları önlemek adına çok önemli. Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek. Mutlaka ilk yardımı bilen, yapabilecek kişi sayısını artırmamız lazım. En gelişmiş ülkeleri saydığınızda, ilk ondaki ülkeler daha ilkokul çağından bile çocuklara, gençlere, ilk yardımın nasıl yapılacağını öğretiyor. Bütün büyük merkezlerde kendi kendine şok veren, ölümcül ritim bozukluklarında ilk yardım yapanı yönlendiren o cihazlardan var, maliyeti bin, iki bin dolar civarında ve bunu biz de üretebiliyoruz."
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:24
Yaz aylarında az su tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor
Vücut ve ruh sağlığımızı korumanın yolunun yeterli su tüketiminden geçtiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hilmi Emre Kaya, "İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Kadınların günde 2 litrenin, erkeklerin ise 2,5 litrenin altında su tüketmesi, özellikle bahar ve sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabilir. Vücudumuzdaki su kaybının yüzde 20’ye çıkması halinde hayatımız tehlikeye girebilir" dedi. Uzmanlara göre kadınların günde 2 litre, erkeklerin 2,5 litreden az su tüketmesi özellikle sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabiliyor. VM Medical Park Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hilmi Emre Kaya, suyun sağlığımız üzerinde oynadığı rolle ilgili önemli bilgiler aktardı. "İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur" Vücut ve ruh sağlığımızı korumanın yolunun yeterli su tüketiminden geçtiğini dile getiren Uzm. Dr. Hilmi Emre Kaya, "Vücudumuzdaki su kaybının yüzde 20’ye çıkması halinde hayatımızın tehlikeye girebilir. İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Kadınların günde 2 litrenin, erkeklerin ise 2,5 litrenin altında su tüketmesi, özellikle sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabilir" ifadelerini kullandı. "Ağız kokusunu gideriyor" Yeterli su alınıp alınmadığını idrar rengini gözlemleyerek anlamanın mümkün olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Kaya, "Günde 6-7 kez idrara çıkarsanız ve idrar renginiz açık sarı renkteyse, yeterli miktarda su alıyorsunuz demektir" dedi. Çok gündemde bir konu olmasına rağmen hâlâ su içmenin halk tarafından bilinmeyen birçok faydası olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Kaya, "Özellikle ağız kokusundan şikâyet edenlerin su tüketimine dikkat etmesini öneriyoruz. Su içmek, ağız kurumasını önleyerek tükürük salgısının yeterli olmasını sağlar" dedi. "Saçlara ve cilde iyi gelebilir" Genellikle bahar döneminde hızlanan spor aktivitelerini gerçekleştirirken de sağlığımızı koruma noktasında su tüketiminin büyük önem arz ettiğini söyleyen Uzm. Dr. Kaya, "Kas kütlemizi korumak, kaslarımızda meydana gelen kasılma ve krampları gidermek için yeterli su içmek gerekiyor. Su ayrıca beyinsel faaliyetlerin sağlıklı devam etmesi için gereklidir. Baş ağrısı, unutkanlıkların giderilmesinde bol su tüketimi oldukça etkili bir yoldur. Su, dış görünümüne önem gösterenler için de çok önemlidir. Saçlarının dökülmesinden yakınanlar mutlaka yeterli miktarda su içmelidir. Ayrıca, sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmak için su adeta bir gençlik iksiridir" açıklamasında bulundu. "Su kalp dostudur" Sağlıklı bir mide için reflünün oluşmasını engelleyen en önemli kriterlerin başında yine yeterli su tüketiminin geldiğini kaydeden Uzm. Dr. Kaya, "Hatta bu sayede yemek borusu kanseri riskini azaltmak da mümkündür. Su içmek böbrek taşı ve safra taşı oluşumunu da engelleyebilir. Az su içenlerde böbrek taşı ve safra taşı oluşması büyük ihtimaldir. Bununla birlikte, kalbin de en iyi dostu su içmektir. Su tüketiminin az olduğu hallerde, kan hacmi azalır ve kalbe düşen yük artar" dedi. "İçilen su miktarı gün içine yayılmalı" Suyun stresle savaşırken de en büyük silahlardan biri olduğunu aktaran Uzm. Dr. Kaya, "Beynin yüzde 85’i sudan oluşmaktadır. Eğer vücudumuzda yeterli oranda su olmazsa kendimizi stres altında hissederiz. Ruhsal ve fiziksel sağlığın yolu, bol su içmekten geçmektedir. İçilen su miktarı gün içine yayılmalı; tüm ihtiyacın bir anda karşılanmamasına özen gösterilmelidir" şeklinde konuştu.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:24
‘Yaz tatili, sünnet için uygun bir zaman’
Yaz mevsiminin sünnet operasyonları için sağladığı avantajlara değinen Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mithat Kıvrak, "Yaz tatilinde çocukların okul stresinden uzak olmaları, dinlenme imkanlarının fazla olması ve açık hava şartlarının iyileşmeyi desteklemesi nedeniyle bu dönem sünnet için idealdir. Sünnet sonrası dönemde hijyenin sağlanması ve fiziksel aktivitelerin kısıtlanması gerekir. Bu yüzden yaz aylarında yapılan sünnet, hem iyileşme sürecini hızlandırır hem de çocuğun adaptasyonunu kolaylaştırır" dedi. Yaz ayları, hem çocuklar hem de aileleri için sünnet operasyonunda en uygun dönemlerden biri olarak kabul ediliyor. Medical Park Ordu Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mithat Kıvrak, okul dönemi başlamadan önce gerçekleştirilen sünnet işlemlerinin iyileşme sürecini hızlandırdığını ve çocukların psikolojik olarak daha az etkilendiğini belirtti. "Sünnet mutlaka cerrahi standartlara uygun yapılmalıdır" Sünnetin dini, kültürel ve medikal nedenlerle uygulanan cerrahi bir işlem olduğunu söyleyen Opr. Dr. Kıvrak, "Ancak bu işlemin steril olmayan ortamlarda yapılması, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Sünnet mutlaka cerrahi standartlara uygun, steril şartlarda ve uzman hekim tarafından yapılmalıdır. Aksi halde enfeksiyon, kanama, şekil bozuklukları ve hatta kalıcı travmalara neden olabilir" diye konuştu. "Yazın hava şartları iyileşme sürecini hızlandırır" Yaz mevsiminin sünnet için uygun bir zaman olduğuna değinen Opr. Dr. Kıvrak, "Yaz tatilinde çocukların okul stresinden uzak olmaları, dinlenme imkanlarının fazla olması ve açık hava şartlarının iyileşmeyi desteklemesi nedeniyle bu dönem sünnet için idealdir. Sünnet sonrası dönemde hijyenin sağlanması ve fiziksel aktivitelerin kısıtlanması gerekir. Bu açıdan yaz aylarında yapılan sünnet, hem iyileşme sürecini hızlandırır hem de çocuğun adaptasyonunu kolaylaştırır. Sünnet işlemleri, lokal ya da gerektiğinde sedoanaljezi altında, çocuğun yaşına ve anatomik özelliklerine göre belirlenen modern cerrahi tekniklerle gerçekleştirilmektedir. İşlem süresi ortalama 15-20 dakika sürer ve çoğu hasta aynı gün taburcu edilebilir" ifadelerini kullandı. "Psikolojik destek önemli" Opr. Dr. Mithat Kıvrak, sünnetin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de olan bir işlem olduğuna dikkat çekerek, "Çocuğun yaşına uygun bilgilendirme yapılması, ailesinin yanında güvende hissetmesi ve işlem öncesi korkularının giderilmesi; sünnetin travmasız geçmesini sağlar" şeklinde konuştu.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:23
Kokusuyla yalnızlaştıran genetik hastalık: Balık Kokusu Sendromu (Trimetilaminüri)
Prof. Dr. Zeynep Ocak, "Balık kokusu sendromu sosyal hayatı bitiriyor, kişinin dışlanmasına ve yalnızlaşmasına neden oluyor" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Genetik ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi’nden Prof. Dr. Zeynep Ocak, halk arasında "balık kokusu sendromu" olarak bilinen Trimetilaminüri (TMAU) hastalığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Genetik kökenli bir metabolizma bozukluğu olan bu rahatsızlıkta farkındalık, hem tanı hem de yönetim açısından büyük önem taşıyor. Parçalanamayan koku molekülü, sosyal izolasyona yol açıyor Prof. Dr. Ocak, Trimetilaminüri’nin, bağırsakta bazı gıdaların sindirimi sonucu oluşan trimetilamin (TMA) adlı kokulu bileşiğin, karaciğerde etkisiz hâle getirilememesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. "Normalde FMO3 enzimi bu maddeyi kokusuz hale getirerek trimetilamin-N-oksit’e çevirir. Ancak FMO3 genindeki patolojik değişiklikler nedeniyle bu süreç aksar, TMA birikir ve ter, idrar ve nefesten dışarı salınır. Sonuç, kişide keskin ve kalıcı bir balık kokusudur" dedi. Hastalığın genetik temeli: FMO3 geni "Hastalık, çoğunlukla FMO3 genindeki mutasyonlar sonucu oluşur ve otozomal resesif (çekinik) kalıtım gösterir" diyen Prof. Dr. Ocak, FMO3 geninin karaciğerde trimetilamini dönüştürmekle görevli enzimi kodladığını ifade etti. Genetik geçişli olduğu için, benzer şikâyetleri olan ailelerde genetik danışmanlık ve testlerin mutlaka yapılması gerektiğini vurguladı. Tanının, hastanın kokusuna ilişkin klinik gözlemle şüphelenildikten sonra konabildiğini belirten Ocak, "İdrarda trimetilamin düzeyine bakmak tanıya yardımcıdır; ancak en güvenilir tanı yöntemi FMO3 geninde mutasyon analizidir" diye konuştu. TMA içeriği yüksek gıdaları sınırlandırın Trimetilaminüri için kesin bir tedavi bulunmamakla birlikte, trimetilamin oluşumunu artıran gıdalardan kaçınılması büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Ocak, "Yumurta, deniz ürünleri, bazı baklagiller ve karaciğer gibi TMA içeriği yüksek gıdaların sınırlandırılması, aktif karbon, düşük doz antibiyotik ve B2 vitamini (riboflavin) desteği gibi yöntemlerle hastalık yönetilebiliyor" dedi. Ayrıca kişisel hijyen, stres yönetimi ve çevresel destek de hastalıkla baş etmede etkili. Toplumdan dışlanma yerine genetik danışmanlık şart TMAU’nun hijyenle ilgili değil, genetik bir bozukluk olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ocak, şu uyarılarda bulundu: "Bu bireyler genellikle koku nedeniyle toplumdan dışlanıyor, eğitim ve iş hayatında ciddi zorluklar yaşıyorlar. Oysa bu durum bir temizlik sorunu değil, genetik ve biyokimyasal bir hastalıktır. Bu yüzden tanı alan bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık, hem psikolojik hem de yönetsel destek açısından çok değerlidir."
11 Haziran 2025 Çarşamba - 10:41
Sağlık Bakanlığı: "Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır"
Sağlık Bakanlığı, yaptığı yazılı paylaşım ile Türkiye’de kene yoğunluğunun geçen senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitin bulunmadığını açıkladı. Sağlık Bakanlığı, son zamanlarda yaşanan kene olaylarına ilişkin ve genel bilgilendirmelere değinilen yazılı açıklama paylaştı. Bakanlık, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı ile mücadelelere devam edildiğini ve Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitin bulunmadığını açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: "Ülkemiz coğrafi açıdan, kenelerin çoğalmalarına elverişli koşullara sahiptir. Kenelerin yoğun olarak bulunduğu yerler ise; özellikle hayvancılığın yapıldığı, otlakların bulunduğu yerlerdir. Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır. Bilinmelidir ki; tüm kenelerde hastalık etkeni yoktur yani her kene tutunan kişi hastalığa yakalanmaz. Kenelerden bulaştığı bilinen KKKA Hastalığı ile mücadelemiz ise kararlılıkla sürmektedir. Türkiye’de 2002 yılında İç Anadolu Bölgesi’nde görülerek dikkat çeken ve 2003 yılında kesin tanısı koyulan KKKA vakaları, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘KKKA Vaka Bildirim Çizelgesi’ ve 2011 yılında kullanıma sunulan web tabanlı ‘KKKA Bilgi Sistemi’ ile aktif olarak takip edilmektedir." "Tokat’ta tespit edildiği ifade edilen ‘Haemaphysalis longicornis’ türü keneler Doğu Asya’ya özgüdür" Sağlık Bakanlığı, belirlediği referans laboratuvarlarında tanı konulmakta olup hasta sevki ve hastalığın tedavisi için 19 bölgede merkezlerin görev yaptığını açıklayarak, "Tokat’ta tespit edildiği ifade edilen ‘Haemaphysalis longicornis’ türü keneler Doğu Asya’ya özgüdür. Bu kene türünün 10 ülkede, ağırlıklı olarak Doğu Asya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bulunduğu bildirilmiştir. KKKA virüsünü taşıdığı, KKKA hastalığına neden olduğu ya da bölgede bu hastalığın dışında başka bir hastalığa yol açtığına dair bilimsel bir veri yoktur. Bu kene türü ile ilgili yapılacak çalışmalara yönelik değerlendirmelerimiz devam etmektedir" ifadelerine yer verdi. Kene türüne göre alınacak bireysel önlemlerin farklılık göstermediğini bildiren Sağlık Bakanlığı vaka anında yapılması gerekenleri şu şekilde açıkladı: "Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde vücutta (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dahil) kene olup olmadığı kontrol edilmelidir. Vücuda kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden, uygun bir malzeme (cımbız, eldiven, bez ve naylon poşet gibi) ile kene çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Hastalığa yakalanan kişilerin kan ve vücut sıvıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişilerin gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske vb.) alması gereklidir."
11 Haziran 2025 Çarşamba - 10:23
"Kene ısırığı belirtisiz başlar, hızla ağırlaşabilir"
Yaz aylarının yalnızca güneş ve tatili değil, bazı sağlık tehditlerini de beraberinde getirdiğini söyleyen Uzm. Dr. Samra Heydarova, bunların başında çoğu zaman fark edilmeden vücuda tutunan ve ciddi hastalıkların taşıyıcısı olan kenelerin geldiğini, kene ısırığının belirtisiz başlayarak hızla ağırlaşabileceğini belirtti. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) etkeninin, Bunyavirales takımında, Nairoviridae ailesinde, Orthonairovirus genusunda yer alan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü olduğunu söyleyen Medicana International İstanbul Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Türkiye’de hastalık, İç Anadolu’nun kuzeyi ile Orta ve Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki yaklaşık 30 ili kapsayan coğrafi alandır. Bu bölge hiperendemik olmaya devam etmekle pek çok ilde de hastalık bildirimi yapılmaktadır. Kenelerin taşıdığı KKKA virüsü, insanlarda ciddi kanamalarla seyreden ve tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Türkiye’de özellikle Nisan ve Ekim ayları arasında vaka sayılarında belirgin artış görülmektedir" ifadelerini kullandı. "Fark edilmeyecek kadar ağrısız olabilir" Kene ısırıklarının genellikle fark edilmeyecek kadar ağrısız olabildiğine değinen Uzm. Dr. Samra Heydarova, özellikle kırsal bölge ziyaretleri sonrası kişi bazı belirtiler göstermeye başladıysa, bunun Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Ani ve nedeni bilinmeyen yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı ve kaslarda yoğun ağrı hastalığın ilk işaretleri arasında yer alabilir. Bununla birlikte halsizlik, mide bulantısı ve ishal gibi genel rahatsızlıklar da görülebilir. Daha ileri evrelerde ciltte morluklar, diş eti ve burun kanamaları görülebilir. Gözlerde kızarıklık ve sersemlik hissi de hastalığın seyrine eşlik edebilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra hastalık hızlı bir şekilde ağırlaşabilir. Bu nedenle zamanında tanı konulması ve hastanın sağlık kuruluşlarında takibe alınması hayati önem taşır. Özellikle yaz aylarında açık arazide vakit geçirenlerin bu belirtileri dikkate alması, KKKA’ya karşı erken müdahale için büyük önem taşır" dedi. Keneyle mücadelede en doğru yöntem: Ezmeden, cımbızla çıkarma "Kenelerin deriye yapıştığı anda ezilmeden çıkarılması hayati önem taşır" diyen Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Kenenin baş kısmına yakın yerinden, cımbız yardımıyla dikkatlice ve yavaşça tutularak çıkarılması gerekir. Kireç, kolonya, sigara gibi geleneksel ancak yanlış uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Bu tür yöntemler enfeksiyon riskini artırabilir ve kenenin deride kalmasına neden olabilir. En sağlıklı yaklaşım, mümkünse bir sağlık kuruluşuna başvurarak profesyonel yardım almaktır. Kene çıkarıldıktan sonra ısırık bölgesi ve genel sağlık durumu en az 10 gün boyunca dikkatle izlenmelidir. Ateş, halsizlik veya diğer şüpheli belirtiler gözlemlenirse hemen doktora başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Kene ısırıklarına karşı yaz boyu alınacak tedbirler Yaz aylarında artan kene vakalarına karşı alınacak basit ama etkili önlemlerin önem taşıdığının altını çizen Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Açık renkli ve uzun kollu kıyafetler tercih etmek, kenelerin vücuda tutunmasını zorlaştırır. Pantolon paçalarını çorap içine sokmak ise kenelerin vücuda geçişini önemli ölçüde engeller. Doğada vakit geçirenler, özellikle piknikten veya tarladan döndükten sonra tüm vücutlarını ayrıntılı şekilde kontrol etmelidir. Bu kontrol sırasında özellikle saç dipleri, kulak arkası, koltuk altı ve diz arkası gibi bölgeler gözden kaçırılmamalıdır. Keneler genellikle bu saklı noktalara yapışmayı tercih eder. Hayvanlarla teması olan kişilerin, hayvanlarının düzenli olarak keneye karşı ilaçlanmasını sağlamaları hayati önem taşır. Evcil ve çiftlik hayvanları kenelerin yayılmasında önemli rol oynar. Bu nedenle hayvanların korunması hem kendi sağlıkları hem de insan sağlığı için gereklidir. Unutulmamalıdır ki kene ısırıklarına karşı bilinçli olmak ve önlem almak, bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesinde en etkili yöntemdir" diye konuştu.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:58
"Skolyozun çocuklukta fark edilmesi tedavide kritik önem taşıyor"
Skolyozun, normalde ön arka düzlemde düz olması gereken omurganın sağa veya sola doğru eğrilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Reşid Önen, "Her yaş grubunda görülebilen skolyoz, özellikle çocukluk çağında fark edildiğinde tedavi süreci açısından avantaj sağlar. Çocukların omurga sağlığını korumasında ailelerin dikkatli gözlemi çok değerlidir. Skolyozun erken dönemde fark edilmesi, çoğu zaman cerrahiye gerek kalmadan çocuğun sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayabilir" dedi. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Reşid Önen, Uluslararası Skolyoz Farkındalık Ayı dolayısıyla ailelere önemli uyarılarda bulundu. Skolyozun tanımını yapan Prof. Dr. Önen, "Skolyoz, normalde ön arka düzlemde düz olması gereken omurganın, sağa veya sola doğru eğrilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Her yaş grubunda görülebilen bu problem, özellikle çocukluk çağında fark edildiğinde tedavi süreci açısından avantaj sağlar" diye konuştu. "Ailelere öneriler" Prof. Dr. Önen, ailelerin çocuklarını gözlemlerken dikkat etmeleri gereken önemli noktaları şöyle paylaştı: "Çocuğun yürüyüş bozukluğu var mı, omuz seviyeleri eşit mi, sırt bölgesinde belirgin bir "hörgüç" çıkıntısı var mı, bel boşluğunda dengesizlik var mı, kıyafetlerin vücuda orantılı oturuyor mu." Prof. Dr. Önen, "Bu belirtiler gözlemlendiğinde ilk adım olarak bir çocuk doktoruna, ardından gerekirse beyin cerrahi uzmanına başvurmak gerekir" dedi. "Doğumsal skolyozda kalp, böbrek ve diğer organlarda da problemler olabilir" Skolyozun tek bir nedeni olmadığı için iki ana grupta değerlendirildiğini anlatan Prof. Dr. Önen, şu bilgileri paylaştı: "Doğumsal (Konjenital) Skolyoz: Bu tür skolyoz, bebeğin anne karnındaki gelişimi sırasında omurgada meydana gelen kemik veya sinirsel yapısal anomalilerden kaynaklanır. Yani, çocuk daha doğmadan kemik ve sinir bozukluğu ile dünyaya gelir. Genellikle küçük yaşta tanı alır ve tedaviye de olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. Bu tür skolyozlarda omurga dışında kalp, böbrek gibi diğer organlarda da eşlik eden problemler olabilir. İdiopatik / Adolesan Skolyoz: Bu tür skolyoz yaşamın erken döneminde ortaya çıkabilir. Nedeni tam olarak bilinmez. Genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler ve büyüme faktörlerin etkili olabileceği düşünülür. Başlangıçta belirti vermeden ilerleyebilir, bu yüzden dikkatli gözlem büyük önem taşır. Eğriliğin şiddeti zamanla artabileceğinden düzenli takip ve gerekirse korse veya cerrahi tedavi gündeme gelebilir." Prof. Dr. Önen, "Her iki skolyoz türünde de erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen en önemli etkendir" açıklamasında bulundu. "Fizik tedavi seçenekler arasında" Tedavi sürecine değinen Prof. Dr. Önen, "Doğumsal skolyozda altta yatan problemi ortadan kaldırmaya yönelik tedaviler ön plandayken, idiopatik skolyozda izlem, korse tedavisi, fizik tedavi ve gerekli görülürse cerrahi seçenekler devreye girer. Skolyozun tedavisi eğriliğin türüne, derecesine, kişinin yaşına ve ilerleme hızına göre her hastaya özel olarak uygulanır. Doğumsal (konjenital) skolyozda omurga kemiklerinin veya sinir sisteminin gelişiminde doğuştan gelen bir bozukluk söz konusudur. Bu yüzden tedavi yaklaşımı, yalnızca omurgadaki eğriliği düzeltmekten öteye gider, altta yatan anatomik sorunu ortadan kaldırmak önceliklidir. Bu grup hastalarda çoğu zaman erken yaşta cerrahi müdahale gerekebilir. Tedavi planı, eşlik eden nörolojik ya da organik bozukluklara göre şekillendirilir" dedi. "İdiopatik (nedeni bilinmeyen) skolyozda korse tedavisi tercih edilebilir" Prof. Dr. Önen, "İdiopatik (nedeni bilinmeyen) skolyozda ise eğriliğin derecesi hafifse düzenli aralıklarla takip tercih edilir. Eğrilik ilerleme gösteriyorsa: Korse tedavisi ile omurgadaki eğriliğin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Özellikle büyüme döneminde oldukça etkilidir. Fizik tedavi ve kas güçlendirici egzersizler, duruşu düzeltmeye ve kas dengesini sağlamaya yardımcı olur. Eğrilik ciddi boyutlara ulaştığında ise cerrahi tedavi gündeme gelir. Gelişen teknoloji sayesinde skolyoz cerrahisinde artık sadece omurgayı sabitlemek değil, aynı zamanda çocuğun büyümesini destekleyen ve hareket kabiliyetini koruyan teknikler de uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "Cerrahi tedavi uygulanabilir" Prof. Dr. Önen, cerrahi tedavi seçeneklerini şöyle sıraladı: "Manyetik Uzatılabilir Rod Sistemleri (MAGEC Rod): Özellikle küçük yaşta skolyoz tanısı alan çocuklarda kullanılır. Cerrahiyle yerleştirilen bu rodlar, çocuğun büyümesine paralel olarak dışarıdan mıknatıs yardımıyla tekrarlayan ameliyat gerektirmeden uzatılabilir. Vertebral Body Tethering (VBT): ‘Omurga ipi gerdirme’ olarak da bilinen bu yöntem, skolyoz cerrahisinde devrim niteliğindedir. Eğrilik yapan tarafın omurgasına özel bir kablo sistemi yerleştirilir. Bu sistem, çocuğun büyümesini yönlendirerek omurganın zamanla düzelmesini sağlar. Omurganın hareketliliği korunur, esnekliği kaybolmaz. Bu yöntem bazı uygun hastalarda füzyon (omurların sabitlenmesi) yerine tercih edilmektedir. Minimal İnvaziv Cerrahi Teknikler: Son yıllarda skolyoz tedavisinde, büyük cerrahi kesiler ve kas hasarına yol açan klasik yöntemler yerine, daha küçük kesilerle uygulanan minimal invaziv teknikler ön plana çıkıyor. ‘Kapalı’ ya da ‘kameralı’ olarak da bilinen bu yöntemler, ameliyat sonrası ağrıyı azaltırken iyileşme sürecini hızlandırıyor." "Erken teşhis oldukça önemli" Skolyozda başarılı bir tedavi için en kritik unsurlardan birinin zamanlama olduğunu kaydeden Prof. Dr. Önen, "Eğer çocuklarda saptanan omurga eğriliği belirli bir seviyenin altındaysa, çoğu durumda cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmadan, düzenli hekim kontrolleriyle takip edilerek sürecin ilerleyişi izlenebilir. Ancak eğrilik ilerler ve hem estetik görünümde bozulmaya hem de akciğer kapasitesinde azalmaya neden olacak seviyelere ulaşırsa, daha aktif tedavi yöntemlerine geçilmesi gerekir. Bu noktada korse kullanımı, fizik tedavi ve cerrahi müdahale gibi seçenekler gündeme gelir. Çocukların omurga sağlığını korumada ailelerin dikkatli gözlemi çok değerlidir. Skolyozun erken dönemde fark edilmesi, çoğu zaman cerrahiye gerek kalmadan çocuğun sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Bu yüzden ailelerin duruş bozukluklarını ciddiye alması ve zamanında uzman görüşü alması sürecin başarısı açısından kritik rol oynar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:40
Aman dikkat! ‘Bu bal adami uzatur’
Rize’de deli balın kontrolsüz tüketimine dikkat çekmek isteyen esnafın bal kavanozuna yazdığı ‘Adami uzatur’ ifadeleri görenlerin ilgisini çekti.
11 Haziran 2025 Çarşamba - 09:23
Nikotin testi yapıldı
DÜZCE(İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğüne bağlı ekipler sanayi bölgesinde esnafı ziyaret ederek karbonmonoksit ölçümü ile nikotin bağımlılık testi ile bireylerin bağımlılık düzeyleri belirlendi. Düzce İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri Dünya Tütünsüz Günü kapsamında sanayi esnaflarımızı ziyaret etti. Ziyarette karbonmonoksit (CO) ölçümleri yapıldı, Fagerström nikotin bağımlılık testi ile bireylerin bağımlılık düzeyleri belirlendi, sağlıklı yaşam hakkında bilgilendirme yaptılar. Ayrıca ALO 171 sigara bırakma danışma hattı ve sigara bırakma polikliniklerine yönlendirme sağlandı, bilgilendirici broşürler dağıtıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder