Son Dakika
|
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Tepebaşı’nda şirket kurup paraları kripto hesaplara aktarmışlar
MSB'den deniz yetki alanları kanun çalışması açıklaması
Tepebaşı Belediyesi’ne operasyon
Rusya'dan Ukrayna'ya 56 füze ve 670'ten fazla İHA ile saldırı: 1 ölü
Arnavutköy’de aile kavgası kanlı bitti: Kuzenini başından vurdu
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Trump: "Xi, ABD’yi gerileyen bir ülke olarak görmekte haklıydı"
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Ordu’da yedikleri yemek sonrası rahatsızlanan 21 işçi hastanelik oldu
Avrupa Taekwondo şampiyonu yine Türkiye
Tarım işçilerini taşıyan minibüs tıra çarptı: 12 yaralı
Rusya’nın Kiev’e yönelik saldırısında ölü sayısı 8’e yükseldi
Bursa’da balkondan düşen kadın ağır yaralandı
SAĞLIK
Opr. Dr. Çelik: "Obezite kanser riskini artırabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:19:00
Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, bireyin yaşam kalitesini de düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" dedi. 16 Mayıs Avrupa Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, obezitenin yalnızca estetik bir sorun olmadığını, tüm vücut sistemlerini etkileyen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Obezitenin, vücutta aşırı yağ birikiminin sağlığı bozacak düzeye ulaşmasıyla ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Çelik, "Bu durum metabolik, hormonal ve sistemik birçok sorunu beraberinde getirir. Tanı koymada en sık kullanılan yöntem vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplamasıdır. Ancak sadece VKİ’ye bakmak yeterli değildir. Bel çevresi ölçümü, vücut yağ oranı ve kişinin mevcut hastalıkları birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle karın bölgesinde yağlanma, kalp ve metabolik hastalıklar açısından daha yüksek risk anlamına gelir" şeklinde konuştu. "Obezite artışı yaşam tarzıyla ilişkili" Obezitenin günümüzde giderek yaygınlaştığını ifade eden Çelik, bu artışın tesadüf olmadığını belirterek, "Fiziksel aktivitenin azalması, masa başı çalışma düzeni ve uzun süre ekran başında kalmak günlük hareketi ciddi şekilde kısıtlıyor. Bunun yanında yüksek kalorili, işlenmiş ve katkı maddesi içeren gıdaların kolay ulaşılabilir olması da kilo artışını hızlandırıyor. Fast-food tüketimi, şekerli içecekler ve düzensiz beslenme alışkanlıkları obezitenin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ayrıca stres, uyku düzensizliği ve hormonal değişiklikler de iştah mekanizmasını etkileyerek kilo artışına yol açabiliyor" ifadelerine yer verdi. "Birçok hastalığın zeminini hazırlıyor" Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, aynı zamanda bireyin yaşam kalitesini düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" diye konuştu. "VKİ risk hakkında önemli ipuçları veriyor" Vücut Kitle İndeksi’nin (VKİ) pratik bir değerlendirme aracı olduğunu belirten Opr. Dr. Çelik, "18.5’in altı zayıf, 18.5-24.9 arası normal, 25-29.9 arası fazla kilolu, 30 ve üzeri obez olarak sınıflandırılır. VKİ yükseldikçe diyabet ve kalp hastalıkları riski de artar. Ancak özellikle kas kütlesi yüksek bireylerde tek başına yeterli olmayabilir, bu nedenle kişiye özel değerlendirme önemlidir" dedi. "Sağlıklı beslenme ve düzenli spor, genetik riskleri azaltabilir" Ailesinde obezite öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Çelik, "Genetik bir zemin söz konusu olsa da sonucu belirleyen daha çok yaşam tarzıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak ve düzenli egzersiz yapmak, genetik riskleri önemli ölçüde azaltabilir" ifadelerine yer verdi. "Tedavi süreci çok yönlü ele alınmalı" Obezite tedavisinin tek bir yöntemle çözülemeyeceğini vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Diyetisyen eşliğinde planlanan beslenme programları, düzenli fiziksel aktivite ve davranış değişikliği tedavinin temelini oluşturur. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri de devreye alınabilir. Ancak ileri düzey obezite hastalarında cerrahi yöntemler etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir" şeklinde konuştu "Cerrahi yöntemler doğru hastada etkili sonuçlar veriyor" Opr. Dr. Çelik, bariatrik cerrahinin belirli kriterlere göre uygulandığını ifade ederek, "Vücut kitle indeksi 40 ve üzeri olan ya da 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan bireyler cerrahi için uygun adaylar arasında yer alır. Tüp mide ve gastrik bypass gibi ameliyatlar, yalnızca kilo kaybı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda metabolik hastalıkların kontrol altına alınmasına da yardımcı olur" dedi. "Hızlı kilo verme yöntemlerine karşı uyarı" Hızlı kilo verme vaat eden yöntemlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Çelik, şu ifadelere yer verdi: "Şok diyetler ve bilinçsiz uygulamalar kas kaybına, vitamin ve mineral eksikliklerine ve metabolizma hızının düşmesine yol açabilir. Bu durum, verilen kiloların kısa sürede geri alınmasına neden olur. Sağlıklı kilo kaybı haftada ortalama 0.5-1 kilogram olmalıdır. Önemli olan hızlı değil, kalıcı kilo vermektir." "Kalıcı başarı yaşam tarzı değişikliğiyle mümkün" Sürdürülebilir kilo kontrolünün ancak yaşam tarzı değişikliğiyle sağlanabileceğine değinen Opr. Dr. Çelik, "Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığı kazanmak, porsiyon kontrolü yapmak, düzenli egzersiz alışkanlığı edinmek ve uyku düzenine dikkat etmek büyük önem taşır. Kişinin motivasyonunu koruması ve gerektiğinde profesyonel destek alması da sürecin başarısını artırır" diyerek sözlerini tamamladı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:07
Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kayar: "Yanlış beslenme çölyak riskini artırıyor"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, özellikle market ürünleri ve yüksek glüten içerikli gıdalarla gelişen yanlış beslenme alışkanlıklarının çölyak hastalığı görülme sıklığını geçmişe oranla 100 kat artırdığını söyledi. Uluslararası Çölyak Farkındalık Günü çerçevesinde, toplumda bu kronik rahatsızlığa karşı duyarlılığın artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, özellikle genetik yatkınlığı olan bireylerin ve benzer belirtileri gösteren vatandaşların farkındalık düzeyinin yükseltilmesinin, hastalığın yönetimi açısından kritik rol oynadığını ifade ediyor. İHA muhabirine konuşan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, çölyak hastalığının bir glüten duyarlılığı olduğunu belirtti. Dr. Kayar, "İçinde glüten ihtiva eden herhangi bir gıda aldığında vücudunun buna karşı alerjik bir reaksiyon vermesi durumudur. Aslında böyle özetleyebiliriz; tabii öncelikle bağırsaklarda bir iltihaplanma söz konusu oluyor. Bağırsaklardaki iltihaplanma sonrası, hastalar emilimle ilgili ciddi sorunlar yaşayabiliyor. Tabii bu durum sadece bağırsaklarla sınırlı kalmıyor ve zamanla bütün vücuda yayılarak neredeyse bütün organları etkisi altına alabiliyor. Hastalığın hem genetik hem de çevresel birçok nedeni söz konusu. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren baktığımızda, hastalıkta ciddi manada bir artış görülmektedir. O zamanla kıyas yaparsak yaklaşık 100 kat civarında bir artıştan bahsedebiliyoruz. Bunun da en büyük nedeni maalesef yanlış beslenme. Özellikle market ürünleri ve içeriğinde fazla miktarda glüten barındıran gıdalar tüketildiğinde, maalesef çölyak hastalığı ortaya çıkabiliyor. Tabii ki diğer bir neden genetik yatkınlıktır. Genetik etkenlere baktığımızda; özellikle ikiz kardeşinde çölyak hastalığı olan bir kişide, bu hastalığın görülme ihtimali yaklaşık 10 kat artış göstermektedir" dedi. "Çölyak hastalığının tedavisi basittir" Çölyak hastalığının kişinin sağlığı açısından çok önemli olduğunu ve tedavisinin de bir o kadar basit olduğunu dile getiren Kayar, "Kişi eğer glütensiz beslenmeye devam ederse hiçbir sorun kalmıyor; yani normal popülasyondaki bir insandan hiçbir farkı olmuyor. Ama eğer diyetine dikkat etmezse, başta bağırsaktaki iltihapla beraber bu durumun bütün vücuda yayıldığını ve zamanla hastaların kansere bile eğilim gösterdiğini görebiliyoruz. Bu noktada farkındalık oluşturmak gerekir. Eğer bir kişide kilo kaybı, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, reflü veya anemiyle ilgili şikayetler, kemik bozuklukları gibi durumlar varsa muhakkak bir doktora başvurması gerekir. Doktorun da çölyak hastalığı ihtimalini göz önünde bulundurup bu açıdan detaylı bir araştırma yapması şarttır" diye konuştu. "Hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir" Hastaların glütensiz ürünlere ulaşması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eden Kayar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüzde glüten birçok ürünün içinde var; ancak özellikle market ürünlerindeki ve üretilen ekmeklerdeki glüten oranı çok fazla olduğu için hastalar zaman içerisinde bu hastalığa daha yatkın hale gelebiliyor. Hastalığın tek tedavisi diyettir; hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir. Ancak maalesef günümüzde kamu kurum ve kuruluşlarının bu yöndeki desteğinin çok zayıf olduğunu görüyoruz. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının bu yönde bir eğilim göstermesini ve hastaların bu gıdalara daha rahat ulaşması için ellerinden geleni yapmasını istiyoruz. Bu konu gerçekten çok önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 08:57
Avusturya’dan Van’a şifa yolculuğu: Avrupa’nın cesaret edemediği ameliyat Van’da yapıldı
Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, İstanbul’un ve Avrupa’nın dev kliniklerinde ’ameliyat edilemez’ denilen en riskli glomus tümörü vakalarını Van’da gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla sağlığına kavuşturmaya devam ediyor. Batman’dan Ayşe Beytüt (64), İstanbul’dan Bülent Kasımay (47) ve Avusturya’dan gelen Yasemin Günyeli (37), hastane hastane gezdikten sonra Prof. Dr. Halil Başel’e ulaştı. Gittikleri hastanelerde ‘felç kalırsın, masada kalırsın’ gibi ifadelerle korkutulan hastalar, Prof. Dr. Başel’in ikna çalışmaları ve tecrübesi sonucu yapılan operasyonla sağlıklarına kavuştu. Bir haftada üç hastaya şifa Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, bu hafta il dışından gelen üç hastayı başarıyla ameliyat ettiklerini belirterek, "Üçü de çok özel hastalardı. Bülent Bey’in hem tümörü büyüktü hem de bu onun ikinci ameliyatıydı. Yasemin Hanım Avusturya’dan geldi; Avusturya’da ‘çok riskli’ denilen ameliyatını burada yaptık. Damarı tamamen sarmış, 6 santimetreye yakın bir tümörü başarıyla çıkardık. Bir de Batman’dan gelen bir hastamız vardı; onunki de yukarı yerleşimli glomus vagale dediğimiz, oldukça zor bir noktadaki tümördü. Tümörün büyük kısmını çıkardık, üst kısma da embolizasyon yaparak operasyonu tamamladık. Çok şükür hiçbirinde komplikasyon gelişmedi. Bugün Bülent Bey’in 6., Avusturyalı hastamızın 3., Batmanlı hastamızın ise 1. günü. Bu haftayı üç başarıyla kapattık," dedi. İstanbul’da çıkarılamayan tümörden kurtuldu İstanbul’dan gelen 47 yaşındaki Bülent Kasımay’a iki yıl önce glomus tümörü tanısı konulduğunu ifade eden Prof. Dr. Halil Başel, "Hastamız, Türkiye’nin sayılı hastanelerinden birinde ameliyat olmaya karar vermiş ancak orada opere edildiğinde tümörü çıkaramamışlar. Üstelik yutma güçlüğü ve ses kısıtlığı gibi komplikasyonlar gelişmiş. Bülent Bey bilinçli bir hasta olduğu için arayışa girmiş; Amerika’ya kadar ulaşmış. Oradaki doktorlar ‘yaparız’ demişler ama vize ve ekonomik sorunlar nedeniyle gidememiş. Bize ulaştığında hemen ameliyat önerdik. Önce şaşırsa da o sırada servisimizde yatan diğer glomus hastalarıyla görüşünce ikna oldu. Yaklaşık 7 santimetrelik tümörü hiçbir komplikasyon gelişmeden çıkardık, inşallah bir iki güne taburcu edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var" Bülent Kasımay’ın Van’a gelme kararı alırken çevresinden baskı gördüğünü dile getiren Prof. Dr. Halil Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İstanbul’da yapılamayan bir şey Van’da nasıl yapılacak? Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var. Hastamıza bu konuda adeta mobbing yapılmış. Ama sonuç ortada; insanları tedavi eden şehirler ya da devasa binalar değil, hekimin tecrübesidir. Bu ameliyatlar çok fazla teknolojik alet edevat değil, yüksek hekim tecrübesi gerektirir. Artık sosyal medyada her şeye ulaşmak çok kolay; hastalar yorumlara bakıyor, hekimin başarı oranlarını araştırıyor ve ona göre karar veriyor. Bülent Bey de gelirken çok baskı görmüş ama şu anda oldukça mutlu." Avrupa’nın en büyük kliniklerinden Van’daki tecrübeye yolculuk Avusturya’dan gelen 37 yaşındaki Yasemin Günyeli’nin kayınpederi İsa Günyeli, 37 yıldır yurt dışında yaşadıklarını belirterek süreci anlattı: "Viyana’da Avrupa’nın en büyük kliniklerine sorduk; Amerika ve Almanya’daki uzmanlara danıştık ancak durum riskli olduğu için kimse ameliyata karar veremedi. Araştırmalarımız sonucunda Halil Hoca’yı sosyal medyada bulduk. Kızım daha derin bir araştırma yapıp hocayla kontağa geçti ve Van’a gelmeye karar verdik." Yılda 3 ameliyat yerine 300 ameliyatlık tecrübe tercih edildi Neden Van’ı tercih ettiklerini açıklayan Ordulu Günyeli, "İstanbul, Ankara veya Avrupa dururken neden Van? Çünkü araştırdığımızda Halil Hoca’nın bu alanda 300’e yakın ameliyat yaptığını gördük. Bizim olduğumuz bölgede (Avusturya) bu ameliyat senede sadece 2-3 tane yapılıyormuş. Gelinim, ‘Baba bu hoca büyük tecrübe edinmiş, ya Allah deyip gidelim’ dedi. Allah razı olsun; Halil Başel Bey’e ve tüm hastane personeline çok teşekkür ederim. Şu anki mutluluğumuzu anlatacak kelime bulamıyorum" şeklinde konuştu. Komplikasyonsuz veda İstanbul’un en iyi kalp damar hastanelerinden birinde daha önce başarısız bir operasyon geçirdiğini hatırlatan Bülent Kasımay, son durumunu şu sözlerle özetledi: "İlk ameliyatımda tümörü çıkaramadıkları gibi sesimde ve yutağımda problemler yaşadım. Van’da Halil Hoca’nın başarılarını duyunca gelip kendisiyle görüştüm ve ikna oldum. İnsanların ‘İstanbul’da o kadar hastane varken neden Van?’ demelerine rağmen geldim. Sağ olsun, hiçbir komplikasyonla karşılaşmadan, sesimde veya yutağımda problem çıkmadan sağlığıma kavuştum. Pazartesi günü hastaneden ayrılacağım, hocamıza minnettarım."
14 Mayıs 2026 Perşembe - 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mayıs 2026 Perşembe- 11:52
Sivas’ta eczacılar Eczacılık Günü’nde bir araya geldi,
2
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
3
14 Mayıs 2026 Perşembe- 23:35
Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"
4
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
5
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 15:59
Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır"
03 Haziran 2025 Salı - 09:15
"Keneden gelen tehlike: KKKA vakaları artışta"
Özellikle yaz aylarında artan kene vakalarıyla gündeme gelen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında konuşan Mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Her yaz Türkiye ve dünyada vaka sayıları giderek artan ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan bu hastalık, halk sağlığını tehdit etmektedir. Keneler aracılığıyla bulaşan bu zoonotik enfeksiyon hastalığının herhangi bir radikal tedavisi de olmadığından bu virüsün yol açtığı enfeksiyona yakalanmamak ve korunma önlemleri konusunda bilgi sahibi olmak önemlidir" dedi. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının keneler aracılığı ile insana bulaştığını belirten Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, "Hastalık, başlıca Hyalomma cinsi kenelerin taşıdığı Nairovirüs virüsünün, ısırma esnasında insanlara bulaşması ile meydana gelmektedir. Ayrıca kenenin ısırdığı enfekte hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da geçebilmektedir. Bu nedenle özellikle hayvancılıkla uğraşanlar, çiftçiler, veterinerler, doğa sporları ile ilgilenenler ve sağlık çalışanları yüksek risk altındadır. Türkiye’de ise en çok hayvancılıkla uğraşanlar ve piknik yapan ailelerde gözlemleniyor" diyerek risk grupları konusunda bilgilendirmede bulundu. Hastalığın semptomları şiddetli ve hızlı KKKA enfeksiyonuna yakalanan bireylerin hastalık semptomlarının şiddetli olduğunu ve kan dolaşımına katılarak hızlı yayılım gösterdiğini belirten Mikrobiyolog Ada Alver, "Yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi hafif semptomlarla başlayıp halüsinasyonlar, konvulsiyonlar, iç ve dış kanama gibi ölümle sonuçlanan daha ağır belirtiler gözlemlenmektedir. Hastaları bu yaşanan iç ve dış kanamadan dolayı kaybetmekteyiz. Bu nedenle enfekte hastaların kan ve vücut sıvıları ile sağlık çalışanlarının ya da diğer hastaların muhtemel teması da hastane enfeksiyonları açısından risk oluşturmaktadır. Bu nedenle bu hastaların ayrı izolasyon odalarında koruyucu ve tek kullanımlık ekipmanlarla tedavi altına alınması gerekmektedir. KKKA bildirimi zorunlu hastalıklar arasında yer almakta ve tüm sağlık kuruluşlarının muhtemel vakaları İl Sağlık Müdürlüklerine bildirmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. Piknik alanlarında kene bertarafı önemli Piknik alanlarında da KKKA hastalığını bulaştıran kenelerin olabileceği ve korunma yolları konusunda bilgilendirmelerde bulunan Mikrobiyolog Ada Alver, "İklim değişiklikleri ile birlikte bu virüsü taşıyan kene popülasyonunda artış gözlemlenmektedir. En önemli nokta ise enfeksiyon zincirinde önemli rol oynayan kenelerin, özellikle insan popülasyonunun yoğun olduğu piknik alanlarında bertaraf edilmesi gerekmektedir. Diğer yandan özellikle kırsal alanlarda piknik yapılmamalı, tarım faaliyetleri, hayvancılık ya da doğa sporları esnasında uzun kollu giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorap içerisine yerleştirilmeli, vücut düzenli olarak kene yapışması bakımından kontrol edilmelidir. Eğer vücutta keneye rastlandıysa asla kolonya sürmek, kenenin başını çıkarmaya çalışmak, deriyi sıkmak vb. gibi kendi yöntemlerimizle keneyi çıkarmaya çalışmamalıyız. Çünkü dışarıdan uygunsuz müdahale durumlarında kene strese girecek ve virüsü kan dolaşımına aktaracaktır. Bunun yerine muhakkak sağlık kuruluşundan destek almalıyız" şeklinde konuştu.
03 Haziran 2025 Salı - 08:45
Bitlis’te sağlıkta dönüşüm
Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde daha önce gerçekleştirilemeyen tiroid, kanser, mide fıtığı ve karaciğer ameliyatları, son bir yıldır başarıyla uygulanıyor. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesinde sağlık alanında önemli bir hamle gerçekleştirildi. Bir yıl önce göreve başlayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Enes Şentürk öncülüğünde, hastanede büyük cerrahi operasyonlar uygulanmaya başlandı. Daha önce yapılamayan tiroid ameliyatları, büyük kanser cerrahileri, mide, bağırsak, pankreas ameliyatları, kapalı mide fıtığı ve karaciğerin iyi huylu kistik hastalıklarına yönelik işlemler artık bu merkezde gerçekleştirilebiliyor. Bölge halkı için önemli bir sağlık sorunu olan tiroid hastalıkların da kansere dönüşme riski taşıyan nodüller dikkat çekiyor. Geçtiğimiz haftalarda Van’dan yönlendirilen bir hastada, papiller tiroid kanseri şüphesiyle yapılan ameliyat, Tatvan’da bir ilk olarak kayda geçti. 3,5 saat süren operasyonla hem tiroid bezi hem de metastatik lenf bezleri başarılı bir şekilde temizlendi. Ameliyatın ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Dr. Şentürk, son bir yılda 100’den fazla guatr ameliyatı gerçekleştirdiklerini, ayrıca kapalı yöntemle mide fıtığı ve karaciğer kisti ameliyatlarının da başarıyla yapıldığını belirtti. Bu gelişmeler sayesinde Bitlis ve çevre illerde yaşayan hastaların büyük şehirlerde sağlık arayışına girmeden kendi bölgelerinde şifa bulmaları hedefleniyor. Hastaların il dışına gitmelerine saygı duyduklarını vurgulayan Dr. Şentürk, "Ancak çaresizlikten dolayı yönlendirilmelerine üzülüyoruz. Burada artık bu ameliyatlar yapılabiliyor. Devletimizin sunduğu imkanlarla, eğitimli ekiplerle hastalarımıza güvenli hizmet veriyoruz. Halkımızın bunun farkında olmasını istiyoruz" diye konuştu. Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi, bu cerrahi başarılarla birlikte Bitlis’te bir ilki gerçekleştirirken, sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmuş oldu. "İlkleri yapmaya devam edeceğiz" diyen Dr. Şentürk, vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Lütfen bizimle görüşmeden şehir dışına gitmeyin" mesajı verdi.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 16:42
Prof. Dr. Kaya’dan zehirli mantar uyarısı: "Doğadan toplanan mantarlar hayati risk taşıyor"
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Kaya, ilkbahar aylarında artan mantar zehirlenmeleriyle ilgili uyarılarda bulundu. Doğadan toplanan mantarların büyük tehlike oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaya Türkiye’nin farklı iklim ve orman yapıları nedeniyle çok sayıda mantar türüne ev sahipliği yaptığını belirterek, zehirli ve ölümcül türlerin de yaygın olduğunu söyledi. Kaya halk arasında "köy göçüren" olarak bilinen mantarın Türkiye’nin birçok bölgesinde yetiştiğini ve ölümlere yol açtığını kaydetti. Mantarların birbirine çok benzediğini ifade eden Kaya, "Sahada bazen biz bile ayırt edemiyoruz. Ancak mikroskop altında bazı özellikleriyle fark edilebiliyor. Bu yüzden vatandaşların doğadan topladıkları mantarları güvenle ayırt etmeleri neredeyse imkânsız" diye konuştu. Geçmişte yıllardır mantar toplayan kişilerin bile zehirlenme yaşadığını aktaran Kaya, zehirlenme belirtilerinin bazı durumlarda saatler sonra ortaya çıkabileceğini, bu vakaların daha tehlikeli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kaya, "Mümkünse doğadan mantar toplamayın. Israrcıysanız da sadece kesin olarak tanıdığınız türleri toplayın ve şüpheli mantarlardan uzak durun. En güvenli seçenek kültür mantarlarıdır. Bu türlerde zehirlenme riski yok. Zehirlenme belirtilerinin başında bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı var. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hastaneye başvurulması gerekiyor" diye konuştu.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 16:20
Kulu’da kalp krizi geçiren hasta için helikopter ambulans havalandı
Konya’nın Kulu ilçesinde kalp krizi geçiren hasta, helikopter ambulansla Konya’ya sevk edildi. Edinilen bilgiye göre, Yeşilyurt Mahallesinde arkadaşları ile sohbet ettiği sırada rahatsızlanan N.A. (72) yakınları tarafından Kulu Bölge Devlet Hastanesine getirildi. Doktorlar tarafından yapılan kontrol sonrasında kalp krizi geçirdiği anlaşılan N.A. için Konya İl Sağlık Müdürlüğünden helikopter ambulans istendi. N.A., helikopter ambulans ile Konya Şehir Hastanesine sevk edildi.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:42
Minik hastalara moral oldular
Bolu’da Gölköy Kız Yurdu öğrencileri, el emeğiyle hazırladıkları oyuncakları "Şifa Oyuncakları" projesi kapsamında hastanelerde tedavi gören çocuklara hediye ederek, miniklere moral oldu. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yürütülen "Şifa Oyuncakları" projesine destek veren Gölköy Kız Yurdu öğrencileri, ördükleri oyuncaklarla minik kalplere dokundu. Gönüllü öğrenciler tarafından hazırlanan oyuncaklar, hastanelerde tedavi gören çocuklara ulaştırılarak moral kaynağı oldu. "Her oyuncak bir tebessüm, her tebessüm de bir şifaya dönüşsün" sloganıyla yola çıkan öğrenciler, dayanışma ve paylaşmanın en güzel örneklerinden birini sergiledi. Proje hastane de tedavi gören çocuklar büyük mutluluk yaşadı. Projenin ilerleyen günlerde de devam edeceği belirtildi.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:14
Eskişehir’de yenidoğan bebekte nadir görülen ameliyat başarısı
Eskişehir’de bir yenidoğan bebekte doğumsal diyafram hernisi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yaşamının ilk gününde ameliyat edilen bebek, multidisipliner bir ekibin titiz çalışmasıyla sağlığına kavuşuyor. Bebeğin tedavisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde devam ederken, doktorlar başarılı operasyonun detaylarını paylaştı. "Bu hastalık oldukça nadir görülür" Yenidoğan Yoğun Bakım Doç. Dr. E. Esin Yalınbaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ‘‘Doğumsal diyafram hernisi oldukça nadir görülen karın boşluğu ile göğüs boşluğunu birbirinden ayıran ve solunuma yardımcı olan diyafram kasının bir yerinde gelişim bozukluğuna bağlı bir delik bulunmasıdır. Bu hastalık oldukça nadir görülür, hastalığa multidisipliner yaklaşım önemlidir. Bebeğimizin anne karnındayken tanısı perinatoloji uzmanımız Dr. M.Can Keven tarafından konulduktan sonra, doğum salonunda Dr Ayşe Demiraldı tarafından diafragma hernisine yönelik ilk müdahalesi yapılıp yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Yapılan tetkiklerle kesin tanısı konulan bebeğin, pulmoner hipertansiyon açısından kalbine yönelik EKO’su Çocuk Kardiyoloji Dr. Sezen Gülümser Şişko tarafından yapıldıktan sonra çocuk cerrahisi tarafından ameliyata alınmıştır. Ameliyat sonrası entübe olarak YYBÜ takibe alınan bebeğin özellikle ilk 24 saat kritik olup solunum, dolaşım, kalp, böbrek fonksiyonları açısından YYBÜ doktorları ve hemşireleri tarafından titizlikle yakın takip edilmiş, 7. gününde ekstübe edilip, 10. gününde solunum cihazından ayrılmıştır, genel durumu stabil olan bebek ağızdan beslenmeye başlanmış, halen YYBÜ’ de takip ve tedavisi devam etmektedir’’ dedi. "Ameliyat yaklaşık 3 saat sürdü" Çocuk Cerrahisi Op. Dr. İbrahim Yıldırım ise ameliyat sonrasında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: ‘‘Hastamızda, diyafram dediğimiz batın ve akciğer boşluğunu birbirinden ayıran yapının yaklaşık yüzde 70’i yoktu ve ince bağırsak ve kalın bağırsakların bir kısmı, dalak, sol böbrek, hatta sol testis akciğer bölgesinde görüldü. Yaklaşık 3 saat süren ameliyatımızda karın organlarını aşağı alıp diyafram boşluğunu mesh dediğimiz suni bir bariyerle kapattık. Zamanında yapılan bu müdahale ile hem akciğerlerin genişlemesine fırsat tanındı hemde karın organlarının yerine yerleştirilmesi sağlandı. Ağırlık olarak bu kadar küçük bir hasta ve bu denli zorlu bir hastalığın ameliyatında anestezinin önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Anestezi doktorlarımız Betül Okumuşer,Zeliha Dedebağı ve ekibine gösterdikleri özveri çin teşekkür ediyorum.Böyle zorlu bir hastalığın şifa ile sonuçlanması hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma tekardan teşekkür ediyorum.’’ "Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük" Son olarak Çocuk Cerrahisi Op. Dr. Berkay Tekkanat, ameliyat hakkında, "Diyafram hernisi, bebeklerde ciddi solunum problemlerine yol açabilen bir durumdur. Ameliyat öncesinde yoğun bir hazırlık süreci yürüttük, multidisipliner bir yaklaşımla hastayı en iyi şekilde değerlendirdik. Böyle başarılı bir ekip çalışmasında yer almak ve bir yenidoğanın hayatına dokunmak bizler için gerçekten gurur verici" şeklinde konuştu.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 15:07
Cildiniz için en iyi yatırım güneşten korunmak
Yaz aylarında güneş kremi kullanmanın önemine dikkat çeken Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, her 10 deri kanserinden 9’unun ultraviyole ışınları maruziyetine bağlı ortaya çıktığını belirtti. Güneşten doğru şekilde korunmanın yöntemleri hakkında açıklamalarda bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr. Öztürk, her cildin kullanacağı güneş kreminin aynı olmadığının altını çizdi. Mutlaka cilt tipine uygun güneş kreminin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Öztürk, "Toplumumuzda güneş kremi seçerken genelde sadece 30 faktör ya da 50 faktör gibi değerlere odaklanılıyor. Bu değerler bize güneş kreminin SPF değerini yani Ultraviyole B’ye karşı koruyuculuğunu gösterir. Ancak bizim seçeceğimiz güneş kremi mutlaka Ultraviyole A’ya karşı da koruyucu olmalıdır. Yani geniş spektrumlu güneş kremleri tercih etmeliyiz. Özellikle lekeli ciltlerde, mavi ışık filtreli ve renkli güneş kremlerinin kullanılması önem arz etmektedir" dedi. Güneş kremini yeterli miktarda uygulanması için yüz ve boyun bölgesine iki parmak uzunluğunca güneş kremi sürülmesi gerektiğini dile getiren Öztürk, "Tabi ki ense, kulak, el sırtı, kol gibi güneşe açık bölgeleri de güneşten korumayı unutmamalıyız. Güneş kremimizi güneşe çıkmadan 15-20 dakika önce uygulayıp, özellikle yaz aylarında her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Spor, terleme, havuz, deniz sonrası güneş kremini tekrarlamalıyız" şeklinde konuştu. 6 aydan küçük bebeklere güneş kremi kullanılmasının önerilmediğinin altını çizen Öztürk, "6 aydan itibaren mineral filtreli güneş kremlerini tercih edebiliriz. Unutmayın ki her 10 deri kanserinden 9’u ultraviyole ışınları maruziyetine bağlı ortaya çıkar. Bu nedenle cilt sağlığınıza yapacağınız en iyi yatırım güneşten doğru şekilde korunmaktır" diye konuştu.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:48
Sigara bırakma polikliniği ile sağlıklı bir yaşama adım atmak mümkün
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, tütün bağımlılığından kurtulmak isteyen vatandaşlara umut oluyor. Yüzyılın en büyük salgını olarak tanımlanan tütün kullanımı, hem dünyada hem de Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sigarayı bırakmak isteyen bireyler için hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği, kişiye özel yöntemlerle tütün bağımlılığıyla mücadele ediyor. Poliklinikte görev yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz, yardım alınmadan da sigaranın bırakılabileceğini ancak profesyonel destekle bu sürecin çok daha kolay atlatıldığını söyledi. Sigarayı bırakmak isteyen bireylere özel yöntemler belirlendiğini ifade eden Dr. Korkmaz, "Tütün ve tütün ürünlerini kullanan hastalarımız polikliniğimize ilk başvurduğunda önce anamnez ve hikayelerini alıyor, ardından bağımlılık testlerini uyguluyoruz. Bağımlılık düzeyine göre fizik muayene yapıp verileri Tütün Bağımlılığı Tedavisi İzlem Merkezine kaydediyoruz. Hastanın yaşı, cinsiyeti, kronik hastalıkları ve kullandığı ilaçlar dikkate alınarak hasta ile birlikte en uygun bırakma yöntemine karar veriyoruz" dedi. Dr. Korkmaz, uygulanabilecek tedavi seçenekleri hakkında da bilgi vererek, "Mevcut yöntemler arasında psikososyal destek ve farmakolojik tedavi yer alıyor. Hasta ile birlikte bırakma günü belirleniyor ve bu sürecin her aşamasında hastayı yakın takibe alıyoruz. Böylece hastanın karşılaşabileceği olumsuzluklara müdahale edebiliyoruz" diye konuştu. Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuruların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden yapıldığı belirtildi.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:11
Uzmanından emzikli anne ve anne adaylarına bayram uyarısı
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ezgi Aydın, sağlıklı bir gebelik ve emzirme dönemi için hamilelerin ve emzikli kadınların Kurban bayramı ve sonrasında dengeli beslenmeyi elden bırakmamasını tavsiye etti. Özellikle Kurban Bayramı’nda et ve şekerli gıda tüketiminde pek çok kişinin bilmeden sınırı aştığını belirten Aydın, iyi pişirilmeden tüketilen etin ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu belirtti. Bu yıl Kurban Bayramı süresince hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde seyretmesinin beklendiğini ve sıcak havalarda etin muhafazası konusunda daha dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, hamile ve emzikli kadınların kendilerine ve bebeklerine karşı sorumlulukları olduğunu hatırlattı. Aydın, "Kurban bayramında et tüketimini dengeli yapmaya özen gösterin. Vücudumuz, sebze ve meyve, tahıl ürünleri, süt ve süt ürünleri ile et ve kuru baklagillerden oluşan dört temel besin grubundan aldığı besin ögeleri ile güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturur. Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin- mineraller, su ve posa gibi besin ögelerinin her birinin bağışıklık sistemine katkısı oldukça önemli. Anne adayları ve emziren anneler öncelikle bu besinleri dengeli tüketmeye özen göstermeli. Kurban eti ve şekerli gıdaların bolca ikram edildiği Kurban Bayramı’nda öncelikle bol su tüketmek hem vücuttaki besinleri dengeler hem de anne ve çocuğunu rahatlatır. Normal günlerden fazla et ve şekerli gıda tükettiyseniz mutlaka yürüyüş yapın" dedi. "Tüketilen etlerin iyi pişmiş olması şart" Kurban Bayramı’nda olduğu gibi her zaman tüketilen etlerin iyice pişmiş olmasının şart olduğunu belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Enfeksiyon riski sebebiyle tüketilen etlerin iyice pişirildikten sonra yenmesini özellikle öneriyoruz. Toksoplamozis adı verilen ve toksoplazma gondii denilen parazit az pişmiş ya da pişmemiş çiğ etlerle bulaşır. Gebelikte geçirilen enfeksiyonlar da genellikle asemptomatiktir, fark edilmez, ancak enfeksiyon plasenta yoluyla bebeğe de geçebilir. Bebeğe geçen enfeksiyon beyin hasarı, görme problemleri, işitme problemleri, zeka geriliği ve gebelik kaybına sebep olabilir" diyerek sağlıklı bir bayram geçirmek için hamile ve emzikli kadınların daha dikkatli ve bilinçli olması gerektiğini söyledi.
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05
Dr. Dinççağ: "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlı"
Dahiliye Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, sigara içiminin genel olarak azalmasına rağmen, gençler ve kadınlar arasında tütün ve nikotin kullanımının arttığını, özellikle e-sigara ve nargile kullanımının denetlenemez boyutlara ulaştığını söyledi. Dr. Dinççağ, "Nargile ve e-sigara, sigaradan daha zararlıdır. Cazip, aromalarla zenginleştirilmiş ürünlerin aslında bir tehlikeyi gizlemek amacı olduğu ve bu konuda toplumu aydınlatmak ve farkındalık oluşturmak gibi bir görevimiz olduğu unutulmamalıdır" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), 1987 yılından bu yana kutlanan Dünya Sigarasız Günü’nün bu yılki temasının "Sigara için cazip olanları maskelemek, tütün üreticisinin taktiklerini göstermek" olduğunu belirten Dr. Dinççağ "Sigara üreticileri toplumun sigara tüketimini artırabilmek için cazip, yeni tatlar ile gençleri yanıltarak, sigara tüketimini artırdıkları, bu amaçla taktikler geliştirdikleri için bu yıl bu yanıltıcı taktikleri topluma anlatmak ve ikaz etmek amaçlanmıştır. 600 bin ağaç kesiliyor, 84 milyon ton karbondioksit salınıyor. Tütünün çevre için de önemli bir kirletici olduğu, 600 bin ağaç kesildiği, 84 milyon ton karbondioksit salındığı, 22 milyon ton su kullanıldığına dikkat çekilmektedir. Her bir adımda en az 5-10 sigara izmariti atıldığı gözlenmektedir. Yılda 8 milyon insanın sigara yüzünden hayatını kaybettiği, 7 milyon aktif sigara kullanan olduğu, 1 milyon insanın pasif sigara içicisi olduğu tahmin edilmektedir" diye konuştu. "Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideri" Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emin Dinççağ şunları söyledi: "Sigara içmeyenlerin ömrünün içenlere göre 10 yıl daha fazla olduğu araştırmalarda saptanmıştır. Sigara içenlerde yüzde 15 kalp damar hastalıklarından ölüm, yüzde 24 kansere yakalanma, yüzde 45 solunum yolu hastalıklarına uğrama riski bilinmektedir. Tütün endüstrisi her yıl 8 milyar dolar sigara tüketiminin teşviki için reklamlara para harcamaktadır. Sigara nedeniyle toplam global ekonomik kayıp yılda 1.4 trilyon dolar sağlık gideridir. E-sigara içenlerin hızla arttığı, özellikle okul çocuklarında ciddi sağlık sorunlarına yol açan bu nikotin ürününün içilmemesi için farkındalık oluşturmalıyız."
02 Haziran 2025 Pazartesi - 14:01
’’Kurban etini 24 saat dinlendirmeden tüketmeyin’’
İSTANBUL (İHA) – Kurban etinin tüketimiyle ilişkin öneride bulunan Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, ’’Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir’’ dedi. Kurban Bayramı aile bağlarının güçlendiği, hem dini hem de sosyal olarak sofraların bereketlendiği özel bir dönemdir. Ancak bu özel günlerde et tüketimi konusunda bilinçli olmak; hem sağlığı korumak hem de bayramın keyfini doyasıya yaşamak için önemlidir. Kurban etinin tüketilmesiyle ilgili detayları Liv Hospital Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur anlattı. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yasemin Cantimur, kurban etinin tüketimiyle ilgili şu öneriler bulundu: ’’Kurban Bayramı denilince ailece yapılan mangallar, et kavurmaları ve bolca tüketilen et yemekleri gelir. Ancak kurban etinin tüketilmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle kurban eti, kesimden hemen sonra tüketilmemeli ve 24 saat dinlendirilmelidir. ’’Taze etin dinlendirilmesi: sindirim ve lezzet için şart’’ Kurban etinin kesimden hemen sonra tüketilmesi, sindirim sorunlarına yol açabilir. Çünkü kesim sonrası etlerde "rigor mortis" adı verilen kas sertliği oluşur ve bu durum etin sindirilmesini zorlaştırır. Etin buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmesi, hem lezzetini artırır hem de sindirimi kolaylaştırır. ’’Porsiyonlarınızı iyi ayarlayın’’ Bayram sofralarında et tüketimi artar; ancak aşırı et tüketimi sağlığı olumsuz etkileyebilir. Her şeyde olduğu gibi kırmızı et de fazla tüketildiğinde zararlıdır. Bu nedenle, günlük et tüketimini 100-150 gramla sınırlamak faydalı olacaktır. ’’Etin yanında mutlaka lifli gıdalar tüketilmeli’’ Etin yanında bol lifli gıdalar tüketmek, sindirimi kolaylaştırır ve kolesterol seviyelerini dengeler. Özellikle yulaf, baklagiller, sebzeler ve meyveler, çözünür lif açısından zengindir ve LDL kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur. ’’Sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılmalı’’ Etin yüksek ısıda, doğrudan ateşte pişirilmesi sırasında kanserojen olan heterosiklik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşabilir. Bunlar uzun vadede kanser riskini artırabilir. Etleri haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmek daha sağlıklıdır. ’’Kalp ve böbrek hastaları dikkatli olmalı’’ Kırmızı etin doymuş yağ içeriği yüksek olabilir. Bu durum, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları olan bireyler için risk oluşturabilir. Ayrıca, gut hastalığı olan kişilerde de fazla kırmızı et ve sakatat tüketimi atakları tetikleyebilir. Bu nedenle, bu bireylerin et tüketimini sınırlamaları ve az yağlı etleri tercih etmeleri önerilir. ’’Su tüketimi ve fiziksel aktiviteyi bayramda da ihmal etmeyin’’ Et tüketiminin arttığı bayram dönemlerinde su tüketimini artırmak, sindirimi destekler ve vücut dengesini korur. Ayrıca, günlük 30 dakikalık hafif egzersizler, hem sindirim sistemini rahatlatır hem de genel sağlık için faydalıdır. ’’Geleneksel lezzetleri bilinçle tüketmek’’ Kurban Bayramı, paylaşmanın ve birlikte olmanın en güzel örneklerinden biridir. Bu özel günlerde, et tüketimini bilinçli ve dengeli bir şekilde yapmak, hem sağlığımızı korur hem de bayramın keyfini artırır. Unutmayalım ki, sağlıklı bireyler, mutlu toplumların temelidir.’’
02 Haziran 2025 Pazartesi - 13:57
Mide ve bağırsak hastaları kurban etini hemen tüketmemeli
Kurban bayramıyla birlikte artan kırmızı et ve tatlı tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini dile getiren Diyetisyen Adem Üşümez, etin en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişilerin kurban etlerini hemen tüketmemesi konusunda uyarılarda bulundu. Merkezefendi Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Diyetisyen Adem Üşümez Kurban Bayramıyla birlikte artan kırmızı et ve tatlı tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyerek, kurban bayramının sağlıklı geçirilebilmesi için dengeli beslenilmesi gerektiğinin altını çizdi. Yağlı etlerin (koyun-kuzu) doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, diyabet ve yüksek tansiyonu olan kişilerin Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeleri gerektiğini söyleyen Diyetisyen Adem Üşümez; "Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra tüketmelidir. Genel olarak sakatat tüketimi de bu dönemde artmaktadır. Özellikle kolesterol hastaları ile kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınmalıdır" dedi. "Etin yanında sebzeyi ihmal etmeyin" Kesimden hemen sonra etin pişirilip tüketilmesinin sağlık açısından uygun olmadığını belirten Adem Üşümez; Yeni kesilmiş et serttir, mideyi zorlar, etin en az 24 saat buzdolabında dinlenmesi gerekir. Ayrıca etler, C ve E grubu vitaminleri yönünden fakirdir. Bu nedenle etlerin mutlaka sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında C vitamininden zengin sebze/salata/meyve/taze sıkılmış meyve sularının tüketimi oldukça önemlidir. Bu yöntemle sebzelerde bulunan C vitamini demirin emilimini arttırır. Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercihe edilmelidir. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi ’’kanserojen maddelerin’’ oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli, özellikle kuyruk yağı veya tereyağı gibi ilave yağlar eklenmemelidir" diye konuştu. "Tatlı olarak, sütlü tatlılar ve meyveler ile hazırlanmış hafif alternatifler daha doğru tercih olur" Kurbanda kesilen etin saklama şartlarında da sağlık açısından önem arz ettiğini belirten Diyetisyen Adem Üşümez, etlerin küçük parçalar şeklinde(kuşbaşı veya kıyma), tek pişirimlik miktarlarda buzdolabında 3 gün veya derin dondurucuda -18 derecede 3 ay saklanması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti: "Etler buzdolabında, akan soğuk suyun altında çözdürülmeli, çözdürülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Çözdürülmüş etin tekrar dondurulması besin zehirlenmelerine yol açabilmektedir. Bayramlarda geleneksel olarak şerbetli tatlılar tercih edilmektedir. Bunun yerine sütlü tatlılar ve meyveler ile hazırlanmış hafif alternatifler daha doğru tercih olur. Ayrıca bayramda yeterli miktarda su içmeyi de ihmal etmeyin" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder