SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Gece sık idrara çıkmak bir sorun mudur?
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:33 Gece sık idrara çıkmak bir sorun mudur? Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Aydın Erkul, gece sık idrara çıkmanın basit bir rahatsızlık olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun ciddi sağlık sorunlarının erken belirtisi olabileceği uyarısında bulundu. Dr. Erkul, sağlıklı bireylerde geceleri tuvalete çıkmanın beklenen bir durum olmadığını ifade ederek, şu açıklamalarda bulundu: "Normal şartlarda sağlıklı bir birey gece boyunca hiç tuvalete çıkmaz. Ancak gece saatlerinde fazla sıvı ya da alkol tüketimi, karpuz, kavun, portakal gibi su içeriği yüksek meyvelerin tüketilmesi durumunda nadiren bir defa tuvalete çıkılabilir. Ancak bu durum sıklaşırsa -gecede iki, üç, dört veya daha fazla kez tekrarlanırsa- altında yatan ciddi bir hastalığın işareti olabilir." Kadınlarda mesane disfonksiyonu, erkeklerde prostat büyümesi Gece idrara çıkma probleminin nedenlerine değinen Dr. Erkul, kadınlarda sıklıkla "mesane disfonksiyonu" olarak tanımlanan mesane kası fonksiyon bozukluklarının etkili olduğunu, erkeklerde ise en yaygın nedenin prostat bezinin büyümesi olduğunu belirtti. Dr. Aydın Erkul, "Bu büyüme ister iyi huylu olsun, ister kötü huylu; her iki durumda da gece sık idrara çıkma şikâyetiyle karşılaşırız. Bunun dışında idrar yollarında tümöral oluşumlar, taşlar, kistik yapılar ya da üretra darlığı gibi anatomik tıkanıklıklar da benzer şikâyetlere neden olabilir" şeklinde konuştu. Ne zaman uzman desteği alınmalı Gece idrara çıkma sıklığının ne zaman ciddi kabul edilmesi gerektiğine de açıklık getiren Dr. Erkul, durumun süreklilik göstermesinin önemli bir belirti olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti: "Ayda bir gece tuvalete kalkmak bir hastalık göstergesi değildir. Ancak bu durum düzenli hale gelmişse, uyku kalitesini bozuyorsa ve özellikle 2-3 ay boyunca devam ediyorsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Kısa süreli değişiklikler zaman zaman stres ya da psikolojik etkenlere bağlı olabilir, fakat süregelen şikâyetler dikkate alınmalıdır." Erken teşhis önemli Dr. Aydın Erkul, gece sık idrara çıkmanın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak, bu tür belirtilerin altında yatan hastalıkların erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını artıracağını söyledi. "Bu şikâyetler birçok kişinin yaşam kalitesini bozuyor, ancak genellikle göz ardı ediliyor. Oysa erken tanı ile birçok problem kolayca çözülebilir. Özellikle ileri yaşlarda bu tür belirtiler, daha ciddi hastalıkların da öncüsü olabilir." diye konuşan Erkul, bu tür durumlarda teşhis için bir uzman doktora görünülmesi gerektiğini belirtti.
MEAH’ta pelvik konjesyon sendromuna girişimsel radyolojik müdahale gerçekleştirildi
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:26 MEAH’ta pelvik konjesyon sendromuna girişimsel radyolojik müdahale gerçekleştirildi Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bir ilke daha imza atarak, kadınlarda kronik alt karın ağrısına neden olan Pelvik Konjesyon Sendromuna yönelik ilk girişimsel radyolojik müdahaleyi başarıyla gerçekleştirdi. İşlem, hastanenin radyoloji uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ferda Bacaksızlar Sarı tarafından, Pamukkale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Muhammed Arslan’ın desteğiyle yapıldı. Başarıyla tamamlanan müdahale sonrası, hastane Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan ve hastane yönetimi hastayı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Aynı zamanda süreci başarıyla yöneten Dr. Bacaksızlar Sarı’ya ve desteklerinden dolayı Prof. Dr. Arslan’a teşekkür edildi. "Kadınlarda görülen kronik ağrıya yönelik etkili müdahale" Dr. Öğr. Üyesi Ferda Bacaksızlar Sarı, işlemle ilgili bilgilendirmede bulunarak şu ifadeleri kullandı: "Yaygın olarak bilinen adıyla Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu, kadın hastalarda alt karın (pelvik) bölgesinde 6 aydan uzun süren kronik ağrıların sık görülen nedenlerinden biridir. Kadınlarda nedeni açıklanamayan karın ağrılarının yaklaşık yüzde 30’unda bu sendrom görülmektedir. Bu durum, yumurtalıklara ve rahim çevresine giden toplardamarlarda, kapakçıkların yetersizliği sonucu oluşur. Tıpkı bacak varisleri gibi, bu damarlarda da genişleme ve kan göllenmesi meydana gelir. Bu da çeşitli şikayetlere neden olur. Sendromun tanısı, ultrason (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR) gibi radyolojik görüntüleme yöntemleriyle konulabiliyor. Tanı sonrası uygulanan tedavi yönteminde, yumurtalık ve rahim etrafındaki genişlemiş toplardamarlar, anjiyografi eşliğinde kateter ve özel ilaçlar kullanılarak embolize ediliyor, yani kapatılıyor. Bu işlem, cerrahiye alternatif etkili bir yöntem olup kol veya kasık damarından girilerek yapıldığından dikiş izi bırakmıyor. Ayrıca hasta genellikle aynı gün taburcu edilebildiği için oldukça konforlu bir iyileşme süreci sunuyor" Hastane yönetimi, Muğla’da bir ilki gerçekleştiren Dr. Ferda Bacaksızlar Sarı’yı ve destek sağlayan Prof. Dr. Muhammed Arslan’ı tebrik etti. Ayrıca tedavi edilen hastaya geçmiş olsun dilekleri iletildi.
Covid-19 sadece çocukluğunu değil geleceğini de aldı
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:19 Covid-19 sadece çocukluğunu değil geleceğini de aldı Uzm. Klinik Psikolog Aybige Üstüner, uyarıyor: Pandemi, bir kuşağın sadece bugünü değil, yarınını da tehdit ediyor. Sosyal izolasyon, eğitim eşitsizliği, artan kaygı bozuklukları ve duygusal kopukluk. Covid-19’un çocuklar üzerindeki etkisi görünenden çok daha derin ve kalıcı. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 43 ülkeyi kapsayan son raporu, pandeminin çocuklar üzerindeki etkilerini çarpıcı verilerle ortaya koydu. Rapora göre, yüksek gelirli ülkelerde bile Covid-19’un çocuklar üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığı vurgulanırken, Türkiye en olumsuz etkilenen sekiz ülke arasında yer aldı. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Aybige Üstüner, gelişim çağındaki çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel ihtiyaçlarının pandemi süresince büyük ölçüde karşılanamadığını belirtti. Üstüner’e göre bu durum, yalnızca kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar da doğurdu. Akademik başarıda yaşanan düşüş, psikolojik sorunlardaki artış ve fiziksel sağlıktaki gerileme artık bireysel olmaktan çıkıp toplumsal boyut taşıyan bir krize dönüşmüş durumda. Bir nesil yalnız büyüdü Salgın döneminde çocuklar, sosyal etkileşimden büyük ölçüde uzak kaldı. Oyun oynayamadılar, arkadaşlarıyla yeterince vakit geçiremediler, öğretmenleriyle doğrudan temas kuramadılar. Bu da duygularını düzenleme, sorun çözme ve sağlıklı benlik algısı geliştirme gibi temel becerilerin sekteye uğramasına yol açtı. Yetişkinin kaygısı çocuğa yansıdı Ev içindeki stresin artması, ekonomik belirsizliklerin derinleşmesi ve aile içi iletişimde yaşanan kopukluklar, çocukların üzerindeki duygusal yükü daha da ağırlaştırdı. Üstüner, yetişkinlerde görülen kaygı, tükenmişlik ve belirsizlik halinin doğrudan çocuklara yansıdığını belirtti. Yaşlarının ötesinde sorumluluklar üstlenmek zorunda kalan çocuklar oldu, bazıları ise ihmal ya da istismar riskiyle karşı karşıya kaldı. Yoksulun çocuğu daha fazla yara aldı Sosyoekonomik eşitsizlikler, uzaktan eğitime geçiş sürecinde daha da derinleşti. Düşük gelirli ailelerin çocuklarının internete erişim, uygun çalışma ortamı ve ebeveyn desteğinden mahrum kaldığını belirten Üstüner, bu durumun eğitimdeki adaletsizliği artırdığını söyledi. "Birçok çocuk temel akademik becerilerde geride kaldı, aynı zamanda öğrenmeye dair motivasyonlarını da kaybetti" dedi. Ekran başında hareketsizliğe mahkum oldular Pandemi sadece ruhsal değil, bedensel sağlığı da olumsuz etkiledi. Hareketsizlik arttı, ekran süreleri uzadı, uyku düzeni bozuldu. Araştırmalar, pandemi sonrası çocuklarda kaygı bozuklukları, dikkat eksikliği, depresyon belirtileri ve öfke kontrolü problemlerinde artış olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda sosyal ortamlardan kaçınma, yalnızlık hissi ve kendilik değerinde düşüş gibi davranışsal sorunların da yaygınlaştığı gözlemleniyor. Çok katmanlı psikososyal destek şart Çocukların bu sürecin ardından yeniden güçlenebilmeleri için sistemli ve çok katmanlı bir destek mekanizması gerektiğine dikkat çeken Üstüner, okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının önemine işaret etti. Rehberlik servislerinin duygusal gelişimi önceleyen bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirten Üstüner, ebeveynlerin de duygusal okuryazarlık, travma sonrası destek ve empatik iletişim gibi konularda bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Dijital uçurumun ötesine geçmek gerek Çocukların yalnızca akademik başarıyla değil; oyun, sanat ve spor gibi alanlarla da gelişimlerini sürdürebilmesi gerektiğine vurgu yapan Üstüner, sosyal-duygusal öğrenmenin eğitim sistemine entegre edilmesi gerektiğini söyledi. Dijital eşitsizliğin giderilmesi, sağlıklı beslenmeye ve sağlık hizmetlerine erişimin artırılması ve her çocuğun güvenli bir öğrenme ortamına sahip olması gerektiğinin altını çizdi. Pandeminin izlerini aile dayanışması siler Ailelere yönelik destek politikalarının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Üstüner, aile danışmanlığı, ebeveynlik atölyeleri ve ekonomik destek paketlerinin çocuğun iyilik hali açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. "Pandemi, çocukların hayatında görünmez ama derin bir iz bıraktı" diyen Üstüner, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu kuşağın yeniden ayağa kalkabilmesi için güvenli bağlara, anlayışlı yetişkinlere ve destekleyici bir toplumsal yapıya ihtiyaç var. Her çocuk yeterli destekle iyileşebilir, güçlenebilir ve potansiyelini gerçekleştirebilir."
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:15 Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Denetimleri artırarak su kalitesini ve güvenilirliğini sağlamak için ambalajlı ve içme, kullanma sularında sıklaştırılmış kontrollerle vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz" dedi. Türkiye’de kullanılan içme, kullanma suları ve ambalajlı suların kalite denetimleri ve kontrolleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılıyor. Bu kapsamda 81 ilde numunelerin kalite kontrolü, denetimi hem kimyasal hem de mikrobiyolojik açıdan illerde bulunan uzmanlar tarafından yapılıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Kurban Bayramı’nın yaklaşmasıyla denetimleri artırdıklarını belirterek, 84 laboratuvarda laborantların, hekimlerin, mikrobiyoloji ve biyokimya alanında uzmanlaşmış hekimlerin bu numuneleri hassasiyetle incelediklerini aktardı. "Ambalajlı sular yakından analiz edilmektedir" Demirkol, denetimlerin teknolojik cihazlarla her ilde yapıldığını kaydederek, "Ankara’da Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde Ulusal Referans Laboratuvarımızda illerden gelen numuneleri büyük bir hassasiyetle ve modern cihazlarla uzmanlarımız analiz etmektedir. Vatandaşların kullanmış olduğu hem ambalajlı suların hem de içme, kullanma suyu olarak bilinen çeşme suyunun ayrı ayrı değerlendirmesi yapılmaktadır. Ambalajlı sular vatandaşlarımızca çok fazla kullanılıyor, çok fazla doğal kaynak suyumuz var. Ambalajlı sular özellikle bizim ekiplerimiz tarafından da kaynak yerlerinde ve dolum yerlerinde yakından analiz edilmektedir. Aynı zamanda illerimizdeki ekiplerimiz de 3 ayda bir üretim tesislerine giderek numuneler almaktadır" diye konuştu. "Legionella (bakteri) başta olmak üzere birçok mikrobun bulunup bulunmadığı da yakından analiz edilmekte" Yapılan denetimler çerçevesinde ambalajlı suların satıldığı marketler ve iş yerlerinden farklı zamanlarda çok sayıda numune aldıklarını vurgulayan Demirkol, "İllerde alınan numuneler, gerektiği takdirde Ankara’daki Ulusal Referans Laboratuvarı’nda yakından analiz ediliyor. Burada hem suların içinde arsenik ve cıva gibi kimyasal maddeler bulunması açısından hem de mikrobiyolojik açıdan Legionella (bakteri) başta olmak üzere birçok mikrobun bulunup bulunmadığı da yakından analiz ediliyor. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, bu analizleri sisteme sonuçlanır sonuçlanmaz düşürüyor. Çıkan sonuçlar sisteme otomatik olarak düşüyor ve illerimizdeki mülkiye amirlerimiz, valilerimiz, kaymakamlarımız, il özel idareleri ve belediyedeki yetkililer tarafından anında görülüyor" ifadelerini kullandı. "Vatandaşlarımızın en kaliteli suya ulaşması noktasında uyarılarımızı yapıyoruz" Sağlık Bakanlığı’nın suların kalitesini ve denetimini yapmakla mükellef kurum olduğuna değinen Demirkol, denetimleri hızlıca sonuçlandırdıklarını bildirerek, "Vatandaşlarımızın en kaliteli suya ulaşması noktasında da takiplerimizi yaptığımızda anında görülmesine rağmen yazılı ve sözlü olarak uyarılarımızı yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz" Kurban Bayramı’nda valilerce alınmış olan kararlara tüm vatandaşların uyması, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın belirlediği alanlarda kurban kesiminin yapılması gerektiğine de dikkati çeken Demirkol, kurban kesen vatandaşların dikkatli olmasının suların kirlenmemesi açısından oldukça önemli olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi: "Bütün vatandaşlarımızın Kurban Bayramı döneminde de yine ilde belirlenen yerlerde, uzmanlarca kontrol edilen yerlerde kurbanlarını kesmeleri ve kurbanın özellikle iç organlarının ve artıklarının su kaynaklarına karışmaması açısından bunu çok önemli görüyoruz. Ve vatandaşlarımızı su kalitesi için bir kez daha uyarmış oluyoruz. Biz bu dönemde rutin denetimlerin sıklığını artıracağız. İllerimize çapraz ekiplerimiz gidiyor. Denetimleri artırarak hem referans laboratuvarımızda hem de illerimizdeki laboratuvarlarda su kalitesini ve güvenilirliğini sağlamak için ambalajlı ve içme, kullanma sularında yakın denetim ile sıklaştırılmış kontroller vatandaşlarımızın en sağlıklı suya ulaşmasını hedefliyoruz. Bunun için çalışmalarımızı ve kontrollerimizi artırmış durumdayız." Şikayet durumunda vatandaşların 184 numaralı telefon numarasını arayarak şikayetlerini iletebileceğini dile getiren Demirkol, yapılan ihbarın ardından ekipler tarafından numunelerin hızlıca kontrol edileceğini sözlerine ekledi.
Alerji nedeniyle gözünüz kaşınıyorsa sakın ovmayın
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:14 Alerji nedeniyle gözünüz kaşınıyorsa sakın ovmayın Uzm. Dr. Safiye Küçükgül, polen yoğunluğunun arttığı bugünlerde mevsimsel göz alerji vakalarındaki artışa dikkat çekti. Polenlerle temasın gözlerde kızarıklığa, kaşıntı ve sulanmaya yol açtığını belirten Uzm. Dr. Küçükgül, "Bu alerji tablosunda ortaya çıkan kaşınma hissine karşı gözlerin ovuşturulması yapılabilecek en büyük hatadır. Gözleri ovuşturmak alerjiyi daha da kötüleştirebileceği gibi korneayı inceltebilir, glokom riskini yükseltebilir. Alerji olsun olmasın gözlerinizi sakın ovuşturmayın, gözünüze zarar vermeyin" dedi. En yaygını mevsimsel alerjik konjoktivite Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Safiye Küçükgül, göz alerjisinin, gözün alerjen maddelerin neden olduğu iltihaplanmaya verdiği tepki olduğunu söyledi. Küçükgül, en yaygın görülen göz alerjisi türü olan mevsimsel alerjik konjoktiviteye polenlerin yanı sıra toz akarlarının, evcil hayvan tüylerinin, hijyen eksikliğinin, sigaranın ve sigara dumanına maruz kalmanın, çevresel faktörlerin, iyi temizlenmeyen makyaj ürünlerinin de yol açtığını söyledi. Göz alerjisinin gözlerde kaşınmayla başladığını kaydeden Uzm. Dr. Küçükgül, en yaygın görülen belirtilerini de yanma ve batma hissi, sulanma, kızarıklık olarak sıraladı. Bu şikayetlere ışığa ve güneşe karşı aşırı hassasiyet, burun akıntısı, hapşırık ve öksürüğün de eklenebileceğini belirten Uzm. Dr. Küçükgül, mevsimsel göz alerjisinin tekrarlayan bir hastalık olduğunu vurguladı. Göz alerjisini kesin olarak tedavi etmenin mümkün olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Küçükgül, göz alerjisinin tedavisinde bu süreci rahat geçirtecek antihistaminik damlalarla yakınmaları başlamadan önlemeye çalıştıklarını kaydetti. Mevsimsel göz alerjisinden korunmak için öncelikle alerjene neden olan maddelerden uzak durmak gerektiğini belirten Uzm. Dr. Küçükgül, "Bu önlemler polenlerin en yoğun salgılandığı saatlerde dışarı çıkmamak, dışarıdayken koruyucu gözlük takmak, göz hijyenine dikkat etmek, sigara dumanına maruz kalmamak, ellerin temiz olmasına dikkat edip gözlere sürmemek olarak sıralanabilir" diye konuştu. Gözlerinizi ovuşturmayın Uzm. Dr. Küçükgül alerjinin neden olduğu kaşıntıyı gidermek için gözleri ovuşturmanın göze ciddi zararları olduğunu vurguladı. Gözlerimizi alerji dışında da ovuşturma ihtiyacı hissettiğimiz zamanlar olduğunu belirten Uzm. Dr. Küçükgül sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz alerjisinin sulanma, kızarma dışında kişiyi en çok rahatsız eden semptomlarından biri de kaşıntıdır. Bu kaşıntıdan kurtulmak için sürekli gözler ovuşturuluyor. Alerjinin dışında da yorgun olduğumuzda, uykumuz geldiğinde ya da bilgisayara, telefona çok uzun süre baktığımızda yorulan gözlerimizi ovuşturma ihtiyacı duyarız. Ovuşturduğumuzda bu gözlerimizde bir anlık rahatlama sağlayabilir. Ancak gözleri sürekli ovuşturmak, kaşımak gözün saydam tabakası olan korneanın yapısında bozulmalara neden olur, inceltir, çizer. Hatta korneanın incelip bombeleşmesi kerotokonus hastalığına zemin hazırlayabilir. Gözleri ovuşturmak enfeksiyon riskini artırır, göz tansiyonunu olumsuz etkiler, göz altı morluklarını artırır. Göz çevresinde tahrişe yol açar. Gözleri kaşımak, ovuşturmak zararlıdır. Soğuk suyla gözlerin yıkanması göz kaşıntısının etkileri azaltır."
"Stresli yaşam kilo vermeyi zorlaştırıyor"
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:57 "Stresli yaşam kilo vermeyi zorlaştırıyor" Farkında olmadan yapılan bazı yaşam tarzı hatalarının kilo vermeyi yavaşlatabileceğini söyleyen Diyetisyen Ceyda Demirel, "Stresli bir yaşam ve yetersiz uyku, vücutta kortizol hormonunu artırarak yağ yakımını zorlaştırabilir. Aç kalarak zayıflamaya çalışmak yaygın bir hatadır. Öğün atlamak, metabolizmayı hızlandırmaz, aksine vücut kıtlık sinyali alarak metabolizmayı yavaşlatır ve kas kaybına yol açabilir" dedi. Birçok kişi kilo vermeye çalışırken beklediği hızda sonuç alamamaktan yakınıyor. Kilo verme süreci bireyden bireye değişirken bazen çeşitli faktörler bu süreci yavaşlatabiliyor veya zorlaştırabiliyor. Medical Park Ataşehir Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Demirel, kilo vermeyi zorlaştıran etkenler ve yavaşlatan sebepler hakkında açıklamada bulundu. "Şok diyetler kilo vermeye direnç oluşturabilir" Farkında olmadan yapılan bazı yaşam tarzı hatalarının da kilo vermeyi yavaşlatabileceğini söyleyen Dyt. Ceyda Demirel, "Stresli bir yaşam ve yetersiz uyku, vücutta kortizol hormonunu artırarak yağ yakımını zorlaştırabilir. Kortizolün yüksekliği insülin direnci riskini de yükseltir ve vücut yağ depolamaya daha meyilli hale gelebilir. Ayrıca, geçmişte defalarca şok diyetler yapmış olmak da metabolizmayı yavaşlatıp yeni diyet denemelerinde vücudu dirençli kılabilir. Sık sık kilo alıp verme döngülerinde (yo-yo döngüsü) vücut, enerji tutumlu davranmayı öğrenir ve sonuçta aynı hızla kilo vermek zorlaşır. Özetle, kilo verme hızı; beslenme düzeniniz, fiziksel aktivite seviyeniz, stres yönetiminiz ve geçmiş diyet öykünüz gibi pek çok faktörden etkilenir" şeklinde konuştu. "Genetik faktörler kilo vermeyi zorlaştırabilir" Kilo vermede genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığına değinen Dyt. Demirel, "Her bireyin metabolizma hızı, iştah düzeyi, yağ depolama biçimi ve hatta tokluk sinyalleri genetik olarak farklılık gösterebilir. Örneğin, bazı kişiler genetik mirasları gereği hızlı metabolizmaya sahipken, bazılarının vücudu gelen kalorileri tasarruflu kullanmaya daha eğilimlidir. Araştırmalara göre obeziteye yatkınlık yüzde 40-70 oranında kalıtsal olabilmektedir; yani bir kişinin kilo kontrolü üzerindeki etkisinin yüzde 70’e varan kısmı genetik faktörlerden kaynaklanabilir" dedi. "En sık yapılan hatalar" Dyt. Demirel, kilo verme döneminde en sık yapılan hataları şöyle açıkladı: "Uzun süre aç kalmak: Aç kalarak zayıflamaya çalışmak yaygın bir hatadır. Öğün atlamak, metabolizmayı hızlandırmaz; aksine vücut kıtlık sinyali alarak metabolizmayı yavaşlatır ve kas kaybına yol açabilir. Bu durum başlangıçta kilo verdirir gibi görünse de sürdürülemez ve verilen kiloların fazlasıyla geri alınmasına davetiye çıkarır. Tek tip beslenmek veya besin gruplarını tamamen kesmek: Popüler diyetlerin bazılarında belli bir besin grubunu (örneğin karbonhidrat veya yağ) tamamen hayatınızdan çıkarmak önerilir. Oysa karbonhidratlar ve sağlıklı yağlar vücudun temel ihtiyaçlarındandır. Örneğin, karbonhidratı tamamen kesmek, enerji düşüklüğüne ve kas kaybı riskine yol açabilir. Benzer şekilde vücudun düzgün çalışması için bir miktar sağlıklı yağa da ihtiyacı vardır; hiç yağ almamak metabolizmayı yavaşlatıp vitamin emilimini bozar. Tek tip beslenme de vitamin-mineral eksikliklerine yol açarak sağlığı tehlikeye atar. Yetersiz su tüketimi: Su içmemek, diyet yapanların en sık yaptığı hatalardandır ve kilo verme hızını önemli ölçüde düşürür. Susuz kalan vücutta sindirim yeterince iyi çalışmaz, metabolizma yavaşlar ve ödem tutma eğilimi artar. Bazı kişiler "su içmek ödem yapar" yanılgısıyla diyette suyu kısıtlar; oysa tam tersine, vücutta biriken ödemi atmak için bol su içmek gerekir. (Su tüketiminin önemi aşağıda ayrıntılı olarak ele aldık.) Hareket etmemek (egzersiz yapmamak): Sadece diyete odaklanıp fiziksel aktiviteyi ihmal etmek de bir diğer hatadır. Hem sağlıkla yaş almak hem de zinde kalmak için hayatımızın her anında spor olmalıdır. Vücutta ne kadar kas olursa bazal metabolizma hızı da o kadar fazla olur ve böylece yağ yakımına yardımcı olur. Ancak aşırı egzersiz yapmak da sürdürülebilir olmadığından önerilmez, önemli olan düzenli ve dengeli bir aktivite planıdır. Gerçekçi olmayan hedefler ve şok diyetlere yönelmek: Bir haftada 5-10 kg gibi gerçekçi olmayan hedefler belirlemek veya çok düşük kalorili şok diyetler uygulamak sıkça başarısızlıkla sonuçlanır. Bu tür diyetler vücudu zorlar ve genelde uzun vadede devam ettirilemez. Başlarda hızlı kilo verilse bile metabolizma hızla adapte olur ve durma noktasına gelir. Kişi eski beslenme düzenine döndüğünde ise verdiği kiloları fazlasıyla geri alabilir. Bu kısır döngü hem fiziksel sağlığı hem de motivasyonu olumsuz etkiler. Bu yüzden diyet sürecine sabırlı yaklaşmak ve sürdürülebilir küçük değişimlerle ilerlemek çok daha doğrudur." "Hastalıklar kilo vermeyi engelleyebilir" Kilo verme probleminin hastalıklardan da kaynaklanabileceğini anlatan Dyt. Demirel, "Diyet ve egzersiz yapmanıza rağmen kilo veremiyorsanız, altta yatan bir hastalık veya hormonal bozukluk buna engel oluyor olabilir. Örneğin, tiroit bezinin yetersiz çalışması (hipotiroidizm), metabolizma hızını düşürerek kişinin normalden daha az kalori yakmasına yol açar. Bu durumda kişi çok az yese bile vücut enerjiyi verimli kullanamadığı için kilo veremez ve hatta kilo alabilir. Benzer şekilde, kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu (PCOS) insülin direncine ve hormonal dengesizliklere neden olarak kilo artışı yapabildiği gibi, kilosu yüksek hastaların zayıflamasını da zorlaştırır. Bu tarz hastalık durumlarında belirli besin gruplarına karşı da bir hassasiyet görülebilir. Diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme yolculuğu ve tespit yöntemi gereklidir. Bu şekilde uygun beslenme sistemini bularak zorlanılan kilo verme konusu aşılabilir" şeklinde konuştu. "Yaş ilerledikçe kilo verme zorlaşabilir" Yaş faktörünün olumsuz etkiler oluşturabileceğini dile getiren Dyt. Demirel, "Yaş ilerledikçe kilo vermenin zorlaştığı yaygın bir gözlemdir. Çünkü ilerleyen yaşla beraber vücuttaki kas kütlesi azalır ve yağ oranı artma eğilimindedir. Yaşın ilerlemesiyle fiziksel aktivite düzeyi de azalır. Orta yaş ve üzerindeki bireyler gençlere kıyasla daha hareketsiz bir yaşam sürebilir; iş veya sağlık koşulları nedeniyle daha az egzersiz yapılması, enerji tüketimini düşürür" dedi. "Hızlı kilo kaybı doğru değil" Hızlı kilo kaybının vücuda zarar verebileceğine dikkat çeken Dyt. Demirel, "Hızlı kilo vermek genellikle sağlıksız ve risklidir. Çok düşük kalorili, dengesiz diyetlerle haftada 2-3 kilodan fazla vermeye çalışmak vücudun dengesini bozabilir" ifadelerini kullandı.
Novo Nordisk, klinik araştırma yatırımlarını ikiye katladı
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:52 Novo Nordisk, klinik araştırma yatırımlarını ikiye katladı Geliştirdiği yenilikçi tedavilerle diyabet ve obezite tedavisinde öne çıkan global sağlık şirketi Novo Nordisk, 2024 yılında Türkiye’de gerçekleştirdiği klinik çalışmalar için yatırımlarını bir önceki yıla oranla iki katına çıkardı. Türkiye, klinik araştırmalarda hem bilimsel üretim hem de hasta erişimi açısından stratejik bir rol üstleniyor. Sağlık şirketi Novo Nordisk, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Şirket hem Türkiye’de yürüttüğü bölgesel klinik çalışmalar hem de küresel Ar-Ge stratejileriyle ciddi kronik hastalıklarla mücadelede bilimsel liderliğini sürdürüyor. Türkiye, şirketin klinik araştırma üssü konumunda Yapılan açıklamaya göre, Novo Nordisk’in 2018 yılında Türkiye’yi Klinik Araştırmalar Bölgesel Merkezlerinden biri olarak konumlandırması, Türkiye’yi sadece bir uygulayıcı değil, aynı zamanda bölgesel bir koordinasyon noktası haline getirdi. Bugün Türkiye merkezli bu yapı, Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman ve Suudi Arabistan dahil olmak üzere toplam 7 ülkedeki klinik araştırmaları koordine ediyor. Bölgesel merkez yapısı, Türkiye’deki deneyimli ekiplerin, operasyonel altyapının ve uluslararası araştırmalara uyumlu çalışma düzeninin bir sonucu olarak faaliyet gösteriyor. 2024 yılı itibarıyla yalnızca Türkiye’de 570 hekim ve 462 hastayla 23 uluslararası nitelikli klinik araştırma yürütüldü. Son 5 yılda bu sayı toplamda 822 hekim ve 1838 hastaya ulaştı. Şirket, bu çalışmalar sayesinde hastalara en gelişmiş tedavilere erken erişim sunarken, sağlık profesyonellerine de yenilikçi ilaçlarla ilgili erken hasta deneyimi kazanma imkânı sağlıyor. Ar-Ge’ye önemli yatırım Açıklamaya göre şirket, her yıl global satışlarının yaklaşık yüzde 16’sını Ar-Ge’ye ayırarak bu alanda dünyanın en çok yatırım yapan şirketlerinden biri konumunda. Türkiye’deki yatırımlar da bu büyümenin bir parçası. Şirket 2024 yılında Türkiye’de gerçekleştirdiği klinik çalışmalar için yatırımlarını bir önceki yıla oranla iki katına çıkardı. Şirketin Türkiye’de yürüttüğü araştırmalar; diyabet, obezite ve nadir hastalıkların yanı sıra kardiyovasküler hastalıklar (KVH), Alzheimer ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (MASH) gibi yüksek oranda karşılanmamış tedavi ihtiyaçlarına sahip alanları da kapsıyor. Konu hakkında değerlendirmede bulunan Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsatlandırma Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, "Klinik araştırmalar, sadece yeni ilaçların geliştirilmesini değil, aynı zamanda daha geniş bir hasta kitlesine umut olmayı da ifade ediyor. Türkiye’deki klinik araştırma altyapımız, hem uluslararası standartlarda bilimsel üretime hem de yerli sağlık ekosistemine katkı sağlıyor. Bilimi merkezimize alarak sağlıkta sürdürülebilir çözümler sunmayı sürdüreceğiz" dedi. Global ortaklıklarla geleceği inşa etmek: Septerna iş birliği Açıklamaya göre, Novo Nordisk’in bilimsel gücünü pekiştiren adımlardan biri de şirketin son yıllarda gerçekleştirdiği Ar-Ge iş birlikleri ve stratejik yatırımlarının bir parçası olan, yakın dönemde duyurulan Septerna ile stratejik ortaklığı oldu. Bu anlaşma, özellikle obezite ve tip 2 diyabet gibi kardiyometabolik hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere oral küçük moleküllü ilaçlar geliştirmeyi hedefliyor. Septerna’nın G proteinine bağlı reseptör (GPCR) uzmanlığı ile şirketin metabolik hastalıklar alanındaki liderliği birleşerek; GLP-1, GIP ve glukagon reseptörlerini hedefleyen çok sayıda aday molekül üzerinde ortak araştırma yürütülmesini mümkün kılıyor. Şirket, bu iş birliği kapsamında 2,2 milyar ABD doları tutarında yatırım taahhüdünde bulunuyor. Bilimle büyüyen gelecek Bugün şirket, 60 ülkede yürütülen 195 klinik çalışma ile 10 bin 600’den fazla araştırmacı ve 39 binden fazla hastaya ulaşıyor. Türkiye bu yapının önemli bir parçası olarak, yalnızca bölgesel değil küresel sağlık çözümlerinin geliştirilmesinde de stratejik bir konuma sahip. Klinik araştırmalar sayesinde yalnızca yeni tedaviler geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda hastalıkların seyrini değiştiren çözümleri topluma kazandıran Novo Nordisk, sağlıklı bir geleceği bilimle inşa etmeye devam ediyor.
Anadolu Üniversitesi DİLKOM yenilenen altyapısıyla güçleniyor
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:51 Anadolu Üniversitesi DİLKOM yenilenen altyapısıyla güçleniyor Anadolu Üniversitesi Dil ve Konuşma Bozuklukları Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (DİLKOM), 20 yılı aşkın süredir dil ve konuşma bozukluğu olan bireylerin değerlendirme, terapi ve danışmanlık süreçlerinde faaliyet göstererek, alanda öncü bir merkez olma misyonunu sürdürüyor. Merkez bünyesinde, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirme ve terapilerinde; ayrıca Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü öğrencilerinin eğitim ve araştırma süreçlerinde kullanılan teknolojik cihazlar yenileniyor ve sayıları artırılıyor. Anadolu Üniversitesi’nin bilimsel altyapı projeleri kapsamında yürütülen çalışma ile birlikte, kullanım ömrünü tamamlamış cihazlar güncel teknolojilerle değiştiriliyor. Böylece hem araştırmalarda hem eğitim hem de terapi süreçlerinde daha modern ve etkili araçlar kullanıma sunuluyor. Yenilenen teknolojik donanım sayesinde ses bozukluklarının değerlendirilmesinde günümüzde yaygın olarak kullanılan kepstral analiz yöntemi artık DİLKOM’da da uygulanabilecek. Ayrıca yutma bozukluğu olan bireylerin tedavisinde kullanılan nöromüsküler elektrik stimülasyon cihazları ile daha fazla bireye terapi imkânı sunulması hedefleniyor. Dudak damak yarıklı bireylerin değerlendirmelerinde kullanılan yeni nesil Nazometre cihazı sayesinde ise bu bireylere yönelik değerlendirme ve terapi süreçlerinin niteliği artırılacak. Proje kapsamında temin edilen tüm bu cihazlar, yalnızca terapi ve değerlendirme hizmetlerinin niceliğini ve niteliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda dil ve konuşma terapisi alanında yürütülen bilimsel araştırmalara da önemli katkılar sağlayacak. DİLKOM Müdürü Diken: "Teknolojiyi terapilerimize daha fazla entegre etmeyi amaçladık" DİLKOM’un Türkiye’de üniversite bünyesinde kurulan ilk Dil ve Konuşma Bozuklukları Merkezi olduğunu belirten DİLKOM Müdürü Prof. Dr. Özlem Diken, açıklamalarında şu ifadelere yer verdi: "Bu alandaki öncülüğümüzle birlikte, geçmişte üniversitemizin ve dönemin yöneticilerinin desteğiyle birçok teknolojik cihaz merkezimize kazandırılmıştı. Ancak teknolojinin ve yapay zekâ uygulamalarının hızla geliştiği günümüzde elimizdeki bazı cihazların artık yazılım ve donanım desteği alamadığını bu nedenle güncelliğini yitirdiğini fark ettik. Bu doğrultuda teknolojiyi terapilerimize daha fazla entegre etmek ve çağın gereklerini karşılayabilmek için bir altyapı yenileme projesi hazırladık. Projemiz, üniversitemiz tarafından desteklenmeye uygun bulundu. Başta teknolojik ekipman olmak üzere altyapımızı yenilemeye başladık. Bu yenileme süreci hem verdiğimiz hizmetlerin kalitesini artıracak hem de öğrencilerimizin ve akademisyenlerimizin yürüttüğü araştırmalara katkı sunacaktır."
Sağlık-Sen Şırnak’ta yüzde 39’luk üyelik ile gücünü pekiştirdi
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:38 Sağlık-Sen Şırnak’ta yüzde 39’luk üyelik ile gücünü pekiştirdi Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak’ta yüzde 39’luk üyelik oranı ile gücünü pekiştirdi. Şırnak’ta sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının büyük çoğunluğu 2025 yılında da tercihini Sağlık-Sen’den yana kullandı. Yapılan yetki belirleme sürecinde Sağlık-Sen, çalışanların yüzde 39’un desteğini alarak Şırnak genelinde bir kez daha yetkili sendika oldu. En yakın rakip sendikanın yüzde 32 oranında kaldığı belirtilirken, Sağlık-Sen yüzde 39’luk üyelik oranı ile sağlık alanındaki gücünü bir kez daha ortaya koydu. "Emeklerimizin karşılığı yetkinin adı oldu" Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının her sene Mayıs ayında yapılan üye tespit toplantısı Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü toplantı salonunda sendika temsilcileri ve idari kadronun katılımı ile gerçekleşti. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, yaptığı açıklamada, tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarına verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Anmal, "Şırnak’ta gitmedik yer, girilmedik işyeri bırakmadık. Çalışanlarımızın sıkıntılarına ortak olduk. Emeklerimizin karşılığı, yetkinin yeniden Sağlık-Sen’e verilmesi oldu" dedi. Anmal, 15 Mayıs’ta yapılan sayımda yetkiyi yeniden perçinleyerek almalarının ardından sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının haklarını savunmak ve sorunları çözmek adına kararlı bir şekilde çalışmalarına devam edeceklerini belirtti. Anmal "Sağlık-Sen olarak ülkemizin sağlık ve sosyal hizmetin altyapısını güçlendirilmesi, kamuda personel rejimin yeniden şekillendirilmesi için kararlı bir şekilde çalışmalarımız sürecektir. Bu süreçte bize destek olan üyelerimiz ve sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarımız özveriyle çalıştığımıza şahit oldu. Kimseye umut tacirliği yapmadığımızı, üye almak için kimseyi kandırmadığımızı ve çözümün adresi olduğumuzu gördüler. Sağlık Sen olarak sahada yaptığımız çalışmalarla yetkiyi almayı başarmışsak bunun temelinde dürüst, çözüm odaklı ve çalışanların menfaatini gözeten sendikal mücadelemiz var. Bu mücadelede eğer bir sorun varsa çözerse Sağlık Sen çözer dedik. Bizler kamu görevlilerinin sosyal ve ekonomik beklentilerini gündeme getirmek çalışma koşulların fiziki olarak düzeltilmesi ve ücret adaletsizliğin ortadan kalkması için çalışıyoruz. Bu vesileyle bizlere emanet edilen her bir üyemizin hakkını savunmak ve yetki ile verilen görevleri teslimiyette üyelerimizi mahcup etmeyerek başımız dik ne siyasi ne de terörize edenlere müsaade etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.