SAĞLIK
Tekrarlayan omuz çıkıklarına dikkat 30 Nisan 2026 Perşembe - 14:11:58 SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi. İlk omuz çıkığının genellikle travma sonrası meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Karslı, "Bazı hastalarda ise omuz, başlangıçta travmayla çıkmış olsa bile, daha sonra çok daha küçük hareketlerle tekrar tekrar çıkmaya başlar. Bu tablo tekrarlayan (Rekürren) omuz çıkığı olarak tanımlanıyor" dedi. Tekrarlayan omuz çıkığının en önemli mekanizmasının ilk çıkık sırasında omuzu yerinde tutan yapılarda oluşan kalıcı hasarlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karslı, bu hasarları şöyle sıraladı: "Labrum yırtığı (Bankart lezyonu), kapsül gevşekliği, kemik kayıpları, doğuştan bağ gevşekliği, uygun olmayan veya gecikmiş tedavi." Görülme sıklığı Omuz çıkığının genel popülasyonda sık görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Karslı, "Genç ve aktif bireylerde daha fazladır. İlk çıkık özellikle 25 yaş altı dönemde olmuşsa, takip eden yıllarda tekrar çıkma ihtimali belirgin şekilde artar. Sporcularda (Özellikle temas sporları ve kolun baş üstü kullanıldığı branşlarda) tekrarlama oranları çok daha yüksektir" şeklinde konuştu. Tekrarlayan omuz çıkığı olan hastalarda, omuzun bazen ‘tam çıkma (Dislokasyon)’ şeklinde, bazen de ‘kısmi çıkma (Subluksasyon)’ hissi verdiğini kaydeden Doç. Dr. Karslı, diğer belirtileri şöyle sıraladı: "Kol belli bir pozisyona geldiğinde (Genellikle kol baş üstüne kalkıp geriye döndüğünde) ‘boşalma, yerinden çıkacakmış gibi olma, güvensizlik hissi’ tarif edilir. Tekrarlayan çıkık sonrası ağrı, güçsüzlük, omuzda hareket kısıtlılığı gelişebilir.- Bazı hastalar omuzlarının çıkmaması için günlük hayatta bazı hareketlerden kaçınmaya başlar (Örneğin yüksekten bir şey alma, arka cebe uzanma)." Omuz hareket açıklığı, kas gücü ve omuz etrafındaki hassasiyetin muayenede önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Karslı, "Stabiliteyi değerlendiren özel testler (Apprehension, relocation vb.) yapılır. Direkt röntgen, MR veya MR artrografi, BT (Bilgisayarlı tomografi) kullanılan görüntüleme teknikleridir" dedi. Tedavinin hastanın yaşı, aktiviteleri, mesleği, spor düzeyi, çıkık sayısı ve görüntüleme izlerine göre planlandığını belirten Doç. Dr. Karslı, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Konservatif (Ameliyatsız) tedavi: Daha ileri yaşta, aktivitesi düşük, çıkık sayısı az ve stabilite sorunu hafif hastalarda düşünülebilir. Cerrahi tedavi: Tekrarlayan omuz çıkığı olan, günlük hayatı ve spor aktiviteleri etkilenen hastalarda cerrahi tedavi genellikle kalıcı çözüm sağlar. Tekrarlayan omuz çıkıklarında uygulanan cerrahi seçenekleri iseartroskopik bankart onarımı ve kemik bloğu ameliyatlarıdır." Ameliyat sonrası Tekrarlayan omuz çıkıklarında ameliyat sonrasının da önemli bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karslı, "Bir süre omuz askısı kullanımı önemli, Ardından kontrollü pasif ve aktif hareketlerle başlayan rehabilitasyon programı, Kas güçlendirme ve propriosepsiyon (Eklem hissi) egzersizleriyle devam eden bir süreç gerekir. Spora dönüş süresi uygulanan cerrahiye ve hastanın durumuna göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ayı bulur" ifadelerini kullandı. "Ortopedi ve travmatoloji uzmanına ne zaman başvurulmalıdır" "Omuzunuz bir kez bile çıkmışsa, özellikle genç ve aktifseniz, mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelisiniz" diyen Doç. Dr. Karslı, aşağıdaki durumlarda da hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini bildirdi: "Omuzunuz tam çıkmasa bile, belirli hareketlerde yerinden oynayacakmış gibi his, güvensizlik veya ani boşalma hissi varsa. Tekrarlayan ağrı, gece ağrısı, güçsüzlük veya hareket kısıtlılığı yaşıyorsanız. Spor yaparken omuzunuzda sık sık ‘atlama, takılma, yerinden çıkacak gibi olma’ hissi oluşuyorsa." Erken tanı ve tedavi Erken tanı ve uygun tedavi ile tekrarlayan çıkıkların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karslı, "Omuzdaki kalıcı hasarı ve ileride gelişebilecek kireçlenmeyi (Artroz) azaltmak, hastanın spora ve günlük hayatına güvenli şekilde dönmesini sağlamak mümkündür" ifadelerini kullandı.
30 Nisan 2026 Perşembe - 13:46 Uyku apnesi kalp krizi ve inme riskini artırıyor Uyku apnesinin birçok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler, uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir" uyarısında bulundu. Dünya Uyku Günü dolayısıyla "uyku apnesi" hakkında bilgiler veren Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, hastalığın en önemli belirtisinin horlama olduğuna dikkat çekerek, "Bazen yan odalarda uyuyanlar bile hastanın uyku apnesi durumunu anlayabilir. Kişinin uyurken solunumunun durmasını ise yanında yatan kişi fark eder. Uyku apnesi belirtilerinden bir diğeri ise gündüz uyuklama durumudur. Hasta gece boyunca bahsedilen uykuda nefesin durması, horlama gibi faktörler yüzünden uyku düzenini kaybeder. Hasta sabah kalktığında yorgun ve bitkin bir şekilde kalkacaktır. Kaliteli uyku olmadığı için de hasta gündüz uyuklama halindedir" dedi. Opr. Dr. Karadavut, uyku apnesinin sebep olduğu problemleri ise şöyle sıraladı: "Uyku apnesi yaşayan hasta, uykusunu yeterli ve düzenli olarak alamadığı için sabah kalktığı zaman ciddi bitkinlik, yorgunluk hali yaşar. Hasta uykusunu tam alamaz. Buna bağlı olarak sinirli olma, konsantre olamama durumları da kendini gösterir. Ciddi baş ağrısı yakınmaları vardır, gece boyunca sık sık idrara çıkma söz konusudur. Uygunsuz yerlerde uyuma vardır. Bu da hastanın iş ve okul performansını ciddi oranda azaltır." Tedavide yüksek hava basıncı uygulanabilir Tedaviyle alakalı da bilgilendirmelerde bulunan Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Uyku apnesi, birçok hastalığın temel nedenlerinden biridir. Kuvvetli baş ağrısı, cinsel isteksizlik, iktidarsızlık, kalp krizi, inme, depresyon gibi problemler uyku apnesinin neden olabileceği sıkıntılar arasındadır. Bunlar çok ciddi sorunlar olduğu için mutlaka böyle şikâyetleri olan kişilerin uyku apnesi yönünden testler yaptırması, uzman doktorları ziyaret etmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki uyku apnesi tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Yüksek derecede uyku apnesi için pozitif hava basıncı tedavisi uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedilen belirtileri taşıyan kişilerin mutlaka kulak burun boğaz konusunda uzmanlaşmış kişilere görünmeleri gerekmektedir" diye konuştu. Bu hastalıklar uyku sorunlarına yol açıyor Opr. Dr Yunus Karadavut, uyku sorunlarına yol açan hastalıklara dikkat çekerek, "Depresyon ve kaygı bozuklukları, astım ve akciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, fibromiyalji, parkinson, MS, kas hastalıkları ve ALS gibi bazı hastalıklar farklı tiplerde uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Ek olarak Covid-19 hastalarında uyku apne riski yüksek bulunan vakalarda klinik seyrin, düşük riskli gruba göre iki kat daha ağır geçtiği gözlemlenmiştir. Uyku apne tanı ve tedavisinin daha etkin bir şekilde yapılmasıyla bu risklerin de azaltılabileceği kanısındayız" dedi. Bu belirtilerde hemen doktora başvurun Hangi belirtilerde doktora başvurulması gerektiğine de değinen Dr. Karadavut, "Uykuya dalmakta zorluk, nedensiz şekilde sık uyanma, sabah çok erken saatte uyanıp bir daha uyuyamama, gece en az bir kez tuvalet ihtiyacıyla uyanma, uykuda terleme, uykuda sık pozisyon değiştirme veya sık hareket etme, sabah dinlenmemiş ve yorgun uyanma, gündüz yorgunluğu, gün içinde uyku ihtiyacı veya uyuklama, zihinsel aktivitelerde giderek bozulma, normal beslenmeye karşın giderek kilo alma, sebepsiz mizaç bozuklukları, sinirlilik ve gerginlik gibi önemli problemler olduğunda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır" diye konuştu.
’İntiharlar her yıl 108 milyon kişiyi etkiliyor’
24 Mart 2026 Salı - 09:44 ’İntiharlar her yıl 108 milyon kişiyi etkiliyor’ Dünyada her yıl 1 milyon kişinin intihar nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Mehmet Çevik, "Her bir intihar, yaklaşık 135 kişinin bu durumdan yoğun bir şekilde etkilenmesine neden olmaktadır. Bu, tüm dünyada her yıl intihar davranışı ile derinden etkilenen 108 milyon insana denk gelmektedir" dedi. Liv Hospital Samsun Psikiyatri Kliniği’nden Uzm. Dr. Mehmet Çevik, ’intiharlar’ konusunda bilgilendirmelerde bulundu. Dr. Çevik, "Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre dünyada her yıl yaklaşık bir milyon kişi intihar nedeniyle ölmektedir. Bu değer kabaca her 40 saniyede 1 ölüm demektir" ifadelerini kullandı. "Kaybedilen her hayat onlarca kişinin yakınını temsil ediyor" Her 25 intihar girişiminden 1’inin ölümle sonuçlandığını, bundan çok daha fazla kişinin de intiharla ilgili ciddi düşünceleri olabildiğini işaret eden Uzm. Dr. Çevik, "Kaybedilen her hayat birinin eşini, çocuğunu, ebeveynini, arkadaşını veya meslektaşını temsil etmektedir. Her bir intihar yaklaşık 135 kişinin bu durumdan yoğun bir şekilde etkilenmesine neden olmaktadır. Bu, tüm dünyada her yıl intihar davranışı ile derinden etkilenen 108 milyon insana denk gelmektedir" diye konuştu. "İntiharı önlemek büyük oranda mümkündür" Toplumun bir üyesi olarak, çocuk olarak, ebeveyn olarak, arkadaş olarak, meslektaş olarak veya komşu olarak kişilerin hayatında bir fark oluşturmanın mümkün olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Çevik, "İntihar davranışını önlemek için her gün yapabileceğiniz birçok şey var. Örneğin, her fırsatta konuyla ilgili farkındalığı artırabilir, intihar nedenleri ve intihar amaçlı uyarı işaretleri hakkında kendinizi ve başkalarını eğitebilir, çevrenizde sıkıntı yaşayanlara şefkat gösterebilir, yine kendi çevrenizdeki kişilerin intihar, intihar davranışı ve ruhsal sağlık sorunları ile ilgili ön yargılarını onlara fark ettirebilirsiniz" şeklinde konuştu. "İntiharın önlenmesinde kilit oyuncu olabilirsiniz" "Eğer bir kişinin intihar düşüncesi olduğuna inanıyorsanız bunu kişiyle konuşmaktan korkmayın" diyen Uzm. Dr. Çevik, açıklamasını şöyle tamamladı: "Kişiyi yargılamadan, sevecen ve basit bir biçimde kendine zarar verme düşüncesi olup olmadığını sorun. İntihar girişiminde bulunmuş kişiler genellikle ölmek istemediklerini, bunun yerine birinin kendilerine müdahalede bulunup onları durdurmasını istediklerini belirtirler. Çoğu, umutsuzluklarını hisseden ve onlara iyi olup olmadığını soran birilerini aradığını söyler. Nazik bir söz söylemek ve yargılamadan dinlemek fark sağlayarak o kişinin hayatını kurtarmanıza vesile olabilir."
Mersin’de biyopsi sonrası ölümde ihmal iddiası
24 Mart 2026 Salı - 09:41 Mersin’de biyopsi sonrası ölümde ihmal iddiası Mersin’de biyopsi işlemi sonrası fenalaşarak hayatını kaybeden 36 yaşındaki eczacı kalfasının ölümünde, hastane ve görevli doktorların ihmali olduğu iddia edildi. Aile, yaşanan sürece tepki göstererek sorumlular hakkında şikayetçi oldu. İddiaya göre, rahatsızlığı dolayısıyla gittiği hastanede karaciğerindeki kitle nedeniyle biyopsi yapılmasına karar verilen 36 yaşındaki Umut Ballı, 18 Mart’ta Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde biyopsi işlemi yapıldıktan yaklaşık 2 saat sonra taburcu edildi. Taburcu olduktan sonra evine dönen Ballı, ertesi gün tekrar fenalaştı. Baygınlık geçirerek kusan Ballı, bir süre sonra kendine gelince tekrar hastanenin acil servisine götürüldü. Ballı’ya burada 4 ünite eritrosit (kırmızı kan) ve 2 ünite plazma (beyaz kan) verildi. Ancak kan değerlerinde beklenen yükselişin sağlanamadığı öne sürüldü. Ballı’nın, 21 Mart günü sabah saat 07.00 sıralarında taburcu edildiği, taburcu edildikten kısa bir süre sonra saat 10.00 civarında tekrar rahatsızlandığı belirtildi. Durumunun ağırlaşması üzerine Mersin Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Ballı’nın, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği iddia edildi. "Üniversite Hastanesinin ihmali nedeniyle öldü" Olayla ilgili konuşan baba Yusuf Ballı, oğlunun ölümünde ihmal olduğunu öne sürerek Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi hakkında şikayetçi olduklarını söyledi. Baba Yusuf Ballı, oğlunun hastanede 2 gün boyunca tedavi gördüğünü belirterek, "Oğluma kan verdiler fakat kan seviyesi hiç yükselmedi. Yanımda gelen ve doktor olan kayınbiraderim, ‘iç kanama olabilir müdahale edin’ dedi ancak hiçbir müdahale yapılmadı. 4 ünite kırmızı kan, 2 ünite beyaz kan verdiler. Ertesi gün sabah saat 07.00’de tekrar taburcu ettiler. Saat 10.00’da hayatını kaybetti. Benim oğlum Üniversite Hastanesinin ihmali nedeniyle öldü, başka bir şeyden değil. Şikayetçi oldum" dedi. "İç kanama olabileceğini düşündük, 112’yi aradık" Umut Ballı’nın eşi Handan Ballı ise eşinin Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldüğünde ayaklarıyla yürüyerek sapasağlam şekilde girdiğini belirterek, "Biyopsisi yapıldı. Biyopsiden çıktıktan sonra iki saat müşahede altında tuttular ve bizi eve gönderdiler. Eve geldikten sonra sabah saatlerinde eşim uyandı, rengi gitti ve baygınlık geçirdi. İç kanama olabileceğini düşündük. 112’yi aradık, geldiklerinde biyopsi orada yapıldığı için tekrar Mersin Üniversitesi’ne götürdüler" diye konuştu. "Eşim bir sedyenin üzerinde dört büklüm şekilde müdahale bekledi" Eşinin 3 gün boyunca bir sedye üzerinde kaldığını öne süren Ballı, "Üniversitede acil girişinden giriş yaptığımız için yatışını yaptılar ama 3 gün boyunca eşim bir sedyenin üzerinde dört büklüm şekilde müdahale bekledi. Sadece serum ve kan takviyesiyle toparlayabileceklerini düşündüler. Biz biyopsi olduğunu, kanama ihtimali olabileceğini söylememize rağmen hiçbir müdahale yapılmadı. Servise çıkarılmasını talep ettim ancak ‘doktorun talebi yok’ denilerek kabul edilmedi. Bir ihmal sonucunda eşimi kaybettim" ifadelerini kullandı. "Benim yüreğim yandı, başkasının yüreği yanmasın" Oğlunu hastanede sedye üzerinde gördüğünü belirten acılı anne Naciye Ballı ise "Ben onu orada sedyede öyle gördüğüm için çok üzüldüm. ‘Bu nasıl yatak? Niye bir yatak vermediler? Niye temiz bir oda vermediler?’ dedim. Her taraf mikrop içindeydi. Sonuna kadar davacıyım. Ben acı çektim, başkaları çekmesin. Benim yüreğim yandı, başkasının yüreği yanmasın" dedi. Hayatını kaybeden 36 yaşındaki Umut Ballı’nın cenazesi, dün Toroslar ilçesi Güneykent Mezarlığında ailesi ve yakınlarının gözyaşları arasında toprağa verildi.
Op. Dr. Akyol: "Göz kapağı estetiği ile daha dinç ifade mümkün"
24 Mart 2026 Salı - 09:39 Op. Dr. Akyol: "Göz kapağı estetiği ile daha dinç ifade mümkün" Memorial Bodrum Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gözde Akyol, göz çevresinde zamanla oluşan sarkma, torbalanma ve kırışıklıkların kişiyi olduğundan daha yorgun ve yaşlı gösterebildiği belirtilirken; göz kapağı estetiği ile daha dinç ve canlı bir görünüm elde edilebildiği açıkladı. Göz çevresinin yüz bölgesinde yaşlanmanın en hızlı fark edilen alanlarından biri olduğunu belirten Memorial Bodrum Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gözde Akyol; ince deri yapısı, yer çekimi ve mimik hareketlerinin etkisiyle zamanla göz kapaklarında sarkma, torbalanma ve kırışıklıkların oluşabildiğini söyledi. Bu durumun kişiyi daha yorgun, uykusuz ve yaşlı gösterebildiğini ifade etti. Estetik cerrahideki gelişmeler sayesinde bu görünümün düzeltilebildiğini aktaran Akyol, göz kapağı estetiği olarak bilinen "blefaroplasti" işleminin hem kadınlar hem de erkekler arasında giderek daha fazla tercih edildiğini kaydetti. Blefaroplastinin, üst ve alt göz kapaklarında biriken fazla deri ve yağ dokusunun cerrahi olarak çıkarılması işlemi olduğunu belirten Akyol; bu operasyonla göz çevresinin daha gergin, canlı ve dinamik bir görünüme kavuştuğunu ifade etti. İşlemin, yüzün genel ifadesini değiştirmeden daha dinlenmiş bir bakış sağlamayı hedeflediğini dile getirdi. Üst göz kapağındaki sarkmaların yalnızca estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Akyol, bazı durumlarda görme alanını da daraltabildiğini belirtti. Bu tür ameliyatların sadece kozmetik değil, aynı zamanda fonksiyonel fayda da sağladığını ifade etti. Alt göz kapaklarında oluşan torbalanmaların ise yorgun bir ifade oluşturduğunu, cerrahi müdahale ile bu durumun giderilebildiğini söyledi. Ameliyat öncesinde doğru planlamanın büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akyol; detaylı muayene yapılması, kişinin beklentilerinin net olarak anlaşılması ve gerçekçi sonuçların değerlendirilmesi gerektiğini aktarırken, deneyimli bir plastik cerrah tarafından planlanan operasyonların genellikle lokal anestezi altında kısa sürede tamamlandığını, iyileşme sürecinin ise çoğu hastada birkaç hafta içinde belirgin şekilde ilerlediğini kaydetti. Göz kapağı estetiğinin daha parlak bir bakış, daha dinç bir ifade ve artan özgüven sağladığını belirten Akyol; her estetik girişimde olduğu gibi bilinçli karar verilmesi ve uzman görüşü alınmasının önemine işaret etti.
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49 Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48 DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17 Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
"Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor"
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07 "Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor" Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Kanseri anlatırken, kendisi kansere yakalandı
23 Mart 2026 Pazartesi - 15:08 Kanseri anlatırken, kendisi kansere yakalandı Merkezefendi Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM)’nde görev yapan Dr. Muammer Durak’a kolorektal kanseri tanısı konuldu. Yıllardır vatandaşlara kanser taramalarının önemini anlatan Durak; "Bende olmaz, benim hiçbir şikâyetim yok, teste ne gerek var demeyin taramalarınızı zamanında yaptırın" dedi. Çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan kanser, meslek ayırt etmeksizin herkesi etkiliyor. Merkezefendi KETEM’de görev yapan Dr. Muammer Durak’a kolorektal kanseri tanısı konulması bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Görev yaptığı süre boyunca birçok vatandaşı kanser taramaları ve erken teşhis konusunda bilgilendiren Dr. Muammer Durak, yaşadığı sürecin kendisi için de önemli bir farkındalık oluşturduğunu belirterek; "KETEM’lerde her zaman vatandaşlarımıza taramaların önemini anlatıyoruz. Ancak bu hastalık sadece başkalarının değil, hepimizin kapısını çalabilir. Bu yüzden düzenli kontrolleri ihmal etmemek gerekiyor" dedi ve şöyle devam etti: " Sağlık Bakanlığı’nda 35 yıldır hekimlik yapıyorum. 2020 yılından itibaren de Merkezefendi İlçe Sağlık Müdürlüğü KETEM biriminde hekimlik mesleğime devam ediyorum. Birçok yerde kanserle ilgili eğitimler vererek vatandaşları taramalarını yaptırmaları konusunda çağrılarda bulundum. Her zaman erken teşhisin önemine vurgu yaptım. Meslek hayatımı sürdürürken bir gün benim de kanser olacağım aklıma gelmezdi. 2019 yılında kolonoskopim normal ve 2023 yılında yaptırdığımda gaitada gizli kan testim negatif olarak değerlendirildi. 2025 yılında 2 yıllık tarama zamanım gelince tekrar test yaptırdım ve sonucum pozitif çıktı ve kolon kanseri olduğumu öğrendim. Kolon kanserleri bazen hiçbir belirti vermeyebilir. Bende de bu durum yaşandı. Kanser olduğumu öğrenip ilk şoku atlattıktan sonra hemen tedaviye başladım. Kemoterapi aldım. Ameliyat oldum ve şuan halen takipli hastayım. Kanser hastalığını hekim olarak ele alıyordum, hasta olarak da o süreci yaşadım. Şuan fiziksel olarak gayet iyi durumdayım. İşimin başındayım. Hekim olarak kanseri anlatmaya devam ediyorum. Hem de yaşadığım bu süreci tarama yaptırmaya gelenlere anlatıyorum. Ben de kanser olmaz, benim hiçbir şikâyetim yok, teste ne gerek var demeyin taramalarınızı zamanında yaptırın" ifadelerini kullandı. Türkiye’de kolorektal kanser taramalarının gaitada gizli kan kiti yardımıyla hızlı, pratik ve güvenilir bir şekilde 2 yılda bir yapıldığını belirten Dr. Muammer Durak, " Kolorektal kanserde istemsiz kilo kaybı, uzun süre kabızlık, ishal, dışkılama alışkanlığı ve renginde değişiklik, gaz sancısı, ağrılı dışkılama gibi belirtiler verebileceği gibi bazen hiçbir belirti vermeden de oluşabilir. Riski azaltmak ve korunmak için taramaları zamanında yaptırmak çok önemlidir. İşlenmiş gıda tüketimini azaltmak, sebze, meyve ve tam tahıllı ürünler tüketmek gerekir. Normal vücut ağırlığını korumak ve her gün düzenli fiziksel aktivite yapmak çok faydalıdır. Sigara ve alkolden de uzak durmak gerekir. Şüpheli ve olağan dışı bir durumda muhakkak bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Unutmayın kanserde erken teşhis hayat kurtarır" dedi.