SAĞLIK
Ula’nın içme suyu hatları yenileniyor 05 Mart 2026 Perşembe - 18:38:16 Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü tarafından Ula ilçesinde şahıs arazileri içinden geçen içme suyu hatları hem mülkiyet dışına taşınıyor, hem de su isale hatları yenileniyor. İçme suyu isale ve şebeke hatlarının mülkiyet dışına taşınmasını, yenilenmesinin yanında alt depodan üst depoya iletimi sağlayan tüp terfi istasyonu yapıldığı açıklandı. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Ula ilçemizin merkez mahallelerinde içme suyu altyapısını daha modern, güçlü ve verimli bir yapıya kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda, Köprübaşı Mahallesi Kökcüler Sokak’ta mülkiyetlerin içerisinden geçtiği için müdahalesi zor olan içme suyu şebeke ve terfi hatlarını mülkiyet dışına, yol güzergâhlarına taşıyarak yeniledik. Aynı zamanda hatların çaplarını büyüterek yenileme çalışması gerçekleştirdik. Karadere kaynaklarından gelen suyu daha etkin kullanabilmek amacıyla alt depodan üst depoya iletim sağlayan modern bir tüp terfi istasyonu da inşa ettik. Çalışmalar kapsamında içme suyu deposu çevresinde çevre düzenlemeleri de yaparak alanı daha düzenli ve kullanışlı hale getirdik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz bu yatırımlarla su kayıplarını önlüyor, Ula’da yaşayan vatandaşlarımıza daha sağlıklı, kaliteli ve kesintisiz içme suyu ulaştırmaya devam ediyoruz" denildi.
05 Mart 2026 Perşembe - 15:10 Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti Doğu Anadolu’nun önemli sağlık üslerinden biri olan Erzurum Şehir Hastanesi başhekimlik görevinde bayrak değişimi yaşandı. Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde üst düzey görevlerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hastanenin yeni başhekimi olarak göreve başladı. Erzurum’un Hınıs ilçesinde doğan Fakirullahoğlu, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra tıp eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bitirdi. Mezuniyetinin ardından Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinde yöneticilik yaparak sağlık yönetimi alanında tecrübe kazandı. Meslek hayatı boyunca sağlık sisteminin pek çok farklı kademesinde sorumluluk üstlenen Fakirullahoğlu’nun kariyeri dikkat çeken başarılarla dolu: 2015-2016 yılları arasında Erzurum Halk Sağlığı Müdürü olarak şehre hizmet verdi. Genel Cerrahi alanındaki uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak 2021 yılında uzman doktor ünvanını aldı. Uzmanlık sonrası Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı olarak bir süre görev yaptı. Son olarak kendi memleketinde, daha önce genel cerrahi uzmanı olarak görev yaptığı kuruma Başhekim olarak atanan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hem akademik birikimi hem de sahadaki yönetim tecrübesiyle Erzurum ve çevre illere hizmet veren hastanenin sağlık kalitesini daha ileriye taşımayı hedefliyor. Mesut Fakirullahoğlu atandığı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimlik görevini bu gün itibarı ile Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör’den devraldı..
05 Mart 2026 Perşembe - 14:36 Dr. Cinik Diş Kliniği Antalya’da diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor Türkiye’de sağlık turizminde adından söz ettirirken özellikle diş tedavilerinin yurt dışından gelen hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor. Turizm ve sağlık hizmetlerinin bir araya geldiği diş tatili konseptinin son yıllarda uluslararası hastalar arasında giderek daha fazla ilgi çektiği belirtilirken hastalar, diş tedavilerini yaptırırken aynı zamanda tatil yapma imkanı buluyor. Antalya’nın turizm altyapısı ve ulaşım kolaylığının bu alandaki talebin artmasına katkı sağladığı belirtilirken uzmanlar, diş tatili modelinin özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar için önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Diş tatili turizmine ilgi artıyor Son yıllarda Türkiye gerçekleştirilen başarılı çalışmalarla sağlık turizmi alanında adından söz ettirirken diş tedavilerinin ise bu alanın en hızlı büyüyen noktalardan biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor. Türkiye, diş tatili turizminde Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için dikkat çekerken ulaşım kolaylığı, deneyimli diş hekimleri ve gelişmiş klinik altyapısı Türkiye’nin tercih edilmesinde rol oynuyor. İmplant tedavisi, estetik gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama ve diş beyazlatma gibi işlemler için Türkiye’ye gelen hasta sayısının önemli bir oranda olduğu aktarıldı. Hem tatil hem tedavi Uzmanlar, Türkiye’de diş hekimliği alanında kullanılan teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin uluslararası standartlarda olduğunu, planlı tedavi süreçleri ve ulaşılabilir fiyatların da Türkiye’yi tercih edilen ülkeler arasında öne çıkardığını söyledi. Antalya ise her yıl milyonlarca turisti ağırlarken son yıllarda şehrin sağlık turizmi alanında da öne çıktığı, uluslararası havalimanı, otel kapasitesi ve turizm deneyiminin bu gelişimi desteklediği belirtiliyor. Diş tatili modeli çerçevesinde hastaların tedavi süreci genellikle ön görüşme ile başlarken hastaların, tedavi öncesinde röntgen veya ağız fotoğraflarını paylaşarak ilk değerlendirmeyi online olarak alabildiği ifade ediliyor. Ardından tedavi planı ve ziyaret programı hazırlanırken Antalya’ya gelen hastalar önce muayeneden geçiyor, sonrasında planlanan tedavi süreci başlıyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için avantaj sağladığını belirtti. Antalya sağlık turizminde öne çıkıyor Uzmanlar, Antalya’nın sağlık turizmi alanında önümüzdeki yıllardaki payının daha da büyüyeceğini, diş tatili konseptinin ise bu büyümenin önemli bir parçası olarak görüldüğünü söyledi. Diş tatili çerçevesinde Antalya’ya gelen hastalar için ulaşım, konaklama ve tedavi programının uyumlu şekilde organize edilmesi, hastaların konforlu bir deneyim yaşaması sağlanıyor. Klinikler genellikle uluslararası hasta koordinatörleri ile çalışırken farklı ülkelerden gelen hastalar kendi dillerinde destek alabiliyor. Estetik gülüş ilgi topluyor, Türkiye diş tatili turizminde öne çıkıyor Diş estetiği uygulamaları son yıllarda dünya genelinde popüler hale gelirken özellikle gülüş tasarımı, implant tedavileri ve kaplama uygulamalarının ilgi gördüğü belirtiliyor. Antalya’da sunulan diş tedavileri de bu talebi karşılamaya yönelik hizmetler sunuyor. Modern teknolojiler ve dijital planlama yöntemleri sayesinde tedavi süreçleri daha hızlı ve konforlu hale geliyor. Uzmanlar, sağlıklı ve estetik bir gülüşün bireylerin özgüvenini doğrudan etkilediğini bu nedenle diş tedavilerinin sadece sağlık açısından değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını aktarıyor. Öte yandan sağlık hizmeti ile tatil deneyimini birleştiren bu yaklaşım, uluslararası hastalar için cazip bir alternatif sunarken Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sağlamayı hedefliyor.
05 Mart 2026 Perşembe - 14:06 Eskişehir’de düzey III Tüberküloz Laboratuvarı açılıyor Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez oluyor. Eskişehir’de tüberküloz tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir eşik aşılıyor. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde hizmet veren Tüberküloz Laboratuvarı, gerçekleştirilen kapsamlı altyapı ve teknik kapasite çalışmaları sonucunda Düzey III standartlarında hizmet verecek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de halk sağlığı laboratuvarları bünyesinde Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez olacak. Böylece daha önce ileri inceleme için farklı illere gönderilen birçok tetkik artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreleri kısalacak Tüberküloz Laboratuvarı, ’Tüberküloz Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ kapsamında bugüne kadar Düzey II Tıbbi Laboratuvarı olarak hizmet veriyordu. Bu süreçte klinik örnekler klasik katı besiyeri tabanlı yöntemlerle inceleniyor, ön tanı sonuçlarının ardından Mikobakterium tür tayini ve 1. İlaç Direnç Düzeyi (antibiyogram) çalışmaları için örnekler Ulusal Tüberküloz Referans Laboratuvarı’na sevk ediliyordu. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda laboratuvar Tüberküloz Düzey III standartlarına uygun hale getirildi. Katı besiyeri tabanlı kültür çalışmalarına ek olarak; PCR tabanlı moleküler tanı yöntemleri, sıvı otomatize besiyeri ile kültür sistemleri, hızlı direnç testleri, seçenek ilaç direnç düzeyi (antibiyogram) ve mikobakterium tür tayini artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreçlerinin hızlanmasıyla birlikte tedavi planlamasına daha erken başlanabilecek ve hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilecek. "Tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşanmaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "İlimizde Tüberküloz Düzey III laboratuvar şartlarının oluşturulmasıyla birlikte daha önce sevk edilerek sonuçlandırılan ileri tetkikleri artık kendi laboratuvarımızda çalışabileceğiz. Bu gelişme tanı süreçlerini ciddi şekilde hızlandıracak ve tedavi planlamasına daha erken başlanmasını sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşamaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eskişehir’imize ve sağlık camiamıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bölgesel hizmet kapasitesi Hayata geçirilen bu önemli altyapı ile birlikte laboratuvar, yalnızca Eskişehir’e değil çevre illere de hizmet verebilecek bölgesel bir kapasiteye ulaşacak. Düzey III kapasiteye ulaşan Tüberküloz Laboratuvarı ile birlikte Eskişehir, bölgesinde referans olabilecek güçlü bir halk sağlığı laboratuvar altyapısına kavuşacak. Yerinde ve hızlı tanı imkânı sayesinde hem hastaların tedavi süreçleri daha etkin yönetilecek hem de bulaşıcı hastalıkların kontrolünde daha güçlü bir izleme ve müdahale süreci yürütülecek. Eskişehir Halk Sağlığı Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı, 24 Mart 2026 tarihinde düzenlenecek törenle resmi olarak hizmete açılacak.
Sağlıklı süt dişleri, geleceğin teminatı
29 Ocak 2026 Perşembe - 09:35 Sağlıklı süt dişleri, geleceğin teminatı Sömestr tatilinin çocuklar için sadece eğlence değil, ağız ve diş sağlığı kontrolleri için de kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu belirten Çocuk Diş Hekimi Sena Çölgeçen, "Ağrı başladığında tedavi süreci çocuk için daha travmatik hale gelebilir" diyerek aileleri uyardı. Okulların tatile girmesiyle birlikte çocukların beslenme alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat çeken Çocuk Diş Hekimi Sena Çölgeçen, tatil döneminde artan şekerli gıda tüketiminin diş çürüğü riskini tetiklediğini vurguladı. Ebeveynlere "vakit varken kontrol" çağrısında bulunan Çölgeçen, sürece dair önemli detaylar paylaştı. Pek çok ailenin, çocuk şikayet etmediği sürece diş hekimine gitmeyi ertelediğini ifade eden Sena Çölgeçen, "Diş çürükleri çoğu zaman sessiz ilerler. ’Ağrısı yoksa sorun yoktur’ düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Ağrı başladığında süreç hem daha zor hem de çocuk için daha kaygı verici olabilir. Erken tespit edilen sorunlar, ağrısız ve basit işlemlerle çözülerek çocuğun diş hekimi korkusu yaşamasının önüne geçer" dedi. Okul dönemindeki yoğun temponun randevuları aksattığını belirten Çölgeçen, sömestr tatilinin avantajlarını şu sözlerle anlattı: "Çocuklar okul stresi yaşamadan, aileler ise acele etmeden bu süreci daha sakin yönetebilir. Tatilde yapılan kontroller genellikle ağrı şikayeti olmadan, sadece önlem amaçlı gerçekleştiği için çocuklarda ’diş hekimi eşittir acı’ algısı oluşmaz. Bu dönemde kurulan güven bağı, çocuğun tüm hayatı boyunca diş sağlığına bakış açısını olumlu etkiler" Sağlıklı süt dişleri, geleceğin teminatı Süt dişlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Çölgeçen, tedavi edilmeyen çürüklerin ileride diş dizilimi bozukluklarına ve daha karmaşık operasyonlara yol açabileceğini belirtti. Çölgeçen, "Sağlıklı süt dişleri, sağlıklı daimi dişlerin temelidir. Küçük bir kontrol, ileride büyük sorunların önüne geçebilir. Tatili çocuklarımızın sağlığına yatırım yapmak için değerlendirmek altın değerindedir" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzmandan uyarı: "Bitki çayları ilaç gibi etki edebiliyor"
29 Ocak 2026 Perşembe - 09:22 Uzmandan uyarı: "Bitki çayları ilaç gibi etki edebiliyor" Uzmanlara göre bitki çaylarının aşırı tüketimi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Seymen zayıflama, detoks ve bağışıklık amacıyla kontrolsüz tüketilen bitki çaylarının ‘doğal’ algısıyla masum sanıldığını ancak bazı türlerin ilaç etkisi gösterebildiğini, aşırı tüketimin karaciğer yükünden demir eksikliğine kadar pek çok riski beraberinde getirdiğini söyledi. Uzmanlar, özellikle ‘zayıflatır’, ‘ödem attırır’ iddiasıyla satılan karışım çayların içeriğinin çoğu zaman doğruyu yansıtmadığına dikkat çekiyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Seymen, "Yanlış lanse edilen bu bitki çayları böbrek hasarından, bağırsak tembelliği, sıvı-elektrolit dengesizliği ve kalp problemlerine neden olabiliyor" açıklaması yaptı. Prof. Dr. Seymen ayrıca, kafein ve tanin içeriği yüksek olan çay türlerinde, aşırı tüketim halinde uyku bozukluğu, demir emiliminde düşüş, çarpıntı ve anksiyete artışı gibi yan etkiler gözlenebildiğini belirtti. Bitki çaylarının aşırısı tehlikeli Yaygın bitki çayları papatya, adaçayı, sinameki, yeşil çay, rezene ve matenin aşırı tüketiminin ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Seymen, "Böbrek ve karaciğer hasarına neden oluyor. Yoğun veya uzun süreli bitki çayı tüketimi karaciğer enzimlerinde yükselme ve böbrek üzerine ek yük oluşturabiliyor. Kalp ritim bozukluğu ve Tansiyon problemleri öne çıkıyor. Örneğin meyan kökü gibi bitkiler yüksek tüketildiğinde hipertansiyon ve potasyum düşüklüğü gibi sorunlara yol açabiliyor. Hormon dengesizlikleri, mide ve bağırsak sorunları öne çıkıyor. Bitki çaylarının aşırı tüketimi özellikle hassas bireylerde alerji, uyku bozulması, çarpıntı ve huzursuzluk yapabiliyor" vurgusunu yaptı. Bitki çayları ilaç değiller Prof. Dr. Seymen, bitki çaylarının yanlış ve uzun süreli kullanımının olauştarabileceği riskleri şöyle sıraladı: "Karaciğer: Özellikle yeşil çay ekstresi, sinameki ve bazı zayıflama çayları karaciğer enzimlerini yükseltebilir. Uzun süreli kullanım karaciğer toksisitesine kadar ilerleyebilir. Böbrekler: İdrar söktürücü etkisi olan kiraz sapı, mısır püskülü gibi çayların aşırı tüketimi sıvı-elektrolit dengesini bozarak böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Kalp ve Damar Sistemi: Adaçayı, ginseng ve meyan kökü gibi bazı bitkiler tansiyonu yükseltebilir ya da kalp ritmini etkileyebilir. Özellikle kalp hastaları dikkatli olmalı. Mide ve Bağırsaklar: Sinameki ve aloe vera gibi bağırsak hareketlerini artıran bitkiler, bağımlılığa yol açabilir ve uzun vadede bağırsak tembelliğine neden olabilir. Sinir Sistemi: Kafein içeriği yüksek bitki çayları (mate, yeşil çay gibi) aşırı tüketildiğinde çarpıntı, huzursuzluk ve uyku bozukluklarına yol açabilir. Hormon Dengesi: Rezene, soya içerikli bitkiler ve bazı karışım çaylar hormonal dengeyi etkileyebilir." Prof. Dr. Seymen, "İlaç kullanıyorsanız, kronik hastalığınız varsa veya hamileyseniz, bitki çayı tüketimi öncesinde mutlaka doktora danışın" uyarısında bulundu.
Ambulans helikopter geçen yıl 299 hasta için havalandı
29 Ocak 2026 Perşembe - 09:09 Ambulans helikopter geçen yıl 299 hasta için havalandı Türkiye’de en çok hava ambulansı kullanılan bölgelerden biri olan Doğu Karadeniz Bölgesinde Hava 61 Helikopter Ambulansı bölgenin zorlu coğrafi şartlarına rağmen hizmet vermeyi sürdürüyor. Trabzon’da 2009 yılı Ekim ayında hizmete giren ambulans helikopter, Trabzon’un yanı sıra zaman zaman bölgeye yakın olan diğer illere de hizmet verirken, geçtiğimiz yıl en yoğun günlerini yaz mevsiminde yaşadı. Sağlık Bakanlığı tarafından Trabzon-Rize-Gümüşhane-Giresun ve Artvin illerinden oluşan bölge illerimizdeki olası hasta, yaralılara müdahale edilebilmesi adına Trabzon’da konuşlandırılan Helikopter Ambulans 2025 yılı içerisinde toplam 299 hastanın nakil işlemini gerçekleştirdi. Helikopter ambulans Hızırbey mahallesi sahil kesimindeki Hızırbey Heliport alanında 5 kap.pilot, 2 doktor, 2 acil tıp teknikeri, 1 Teknisyen ve 2 yardımcı personelle gün doğumu/günbatımı saatleri arasında hizmet veriyor. Acil tedavi gerektiren hastaların olay yerinde ilk müdahalesinin yapılmasının ardından mümkün olan en kısa sürede hastaneye naklini sağlamak amacıyla havalanan helikopter ambulans, 2025 yılı içerisinde toplamda 361 saat 47 dakika uçuş yaparak 299 hastanın çeşitli illerdeki farklı hastanelere naklini gerçekleştirdi. 2025 yılı içerisinde gerek il merkezlerine uzak kalan kırsal kesimlerde ve yaylalardaki hasta, yaralıların olay yerinde ilk müdahalesinin yapılmasının ardından, gerekse ileri tetkik ve tedavilerinin yapılabilmesi adına hastaneler arası nakledilmesi talep edilen Trabzon’dan 225 , Giresun’dan 69 , Rize’den 2 ve Artvin’den 3 hastanın helikopter ambulansla nakil işlemi tamamlandı.
SCÜ Diş Hekimliği Fakültesi, Koşullu Akreditasyon almaya hak kazandı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 18:50 SCÜ Diş Hekimliği Fakültesi, Koşullu Akreditasyon almaya hak kazandı Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Mezuniyet Öncesi Diş Hekimliği Eğitimi Programı kapsamında Diş Hekimliği Eğitimi Programları Akreditasyon Derneği (DEPAD) tarafından yürütülen değerlendirme süreci sonucunda "Koşullu Akreditasyon" almaya hak kazandı. Kaliteli eğitim anlayışı ile nitelikli Diş Hekimleri yetiştirmeyi amaçlayan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, DEPAD tarafından yapılan inceleme sonrası fakültenin ilgili eğitim programının ulusal standartların tamamını karşıladığı, bazı temel standartların ise geliştirilme aşamasında olduğu belirlendi. Bu kapsamda fakültenin belirlenen şartları 18 ay içerisinde tamamlaması halinde akreditasyon sürecini sürdürebileceği ifade edildi. Akreditasyon süreci; fakülte tarafından yapılan başvurunun ardından başvuru dosyasının ayrıntılı biçimde incelenmesi, saha ziyareti gerçekleştirilmesi ve hazırlanan değerlendirme raporunun Ulusal Diş Hekimliği Eğitimi Akreditasyon Kurulu’nda ele alınması aşamalarından oluştu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda fakültenin eğitim altyapısı, güçlü akademik kadrosu ve program çıktılarının ulusal ölçütlerle yüksek düzeyde uyumlu olduğu tespit edildi. Eğitim-öğretimde sürekli iyileştirmeyi esas alan bu anlayışla yürütülen çalışmaların, fakültenin ulusal ve uluslararası düzeydeki görünürlüğünü daha da artırması bekleniyor. DEPAD, üniversite ve fakülte yönetimi ile sürece katkı sunan tüm akademik ve idari personeli tebrik ederek, eğitim kalitesinin geliştirilmesine yönelik yürüttükleri çalışmalarda başarılarının devamını diledi.
Sessiz ve sinsi tehlike: Diyabetik ayak uzuv kaybına yol açabiliyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 18:32 Sessiz ve sinsi tehlike: Diyabetik ayak uzuv kaybına yol açabiliyor Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Bangin Bekir Candan, diyabet hastalarında ayak sağlığının hayati önem taşıdığını belirterek, küçük ihmallerin bile diyabetik ayak nedeniyle uzuv kaybına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Diyabetik ayağın çoğu zaman basit bir ihmal sonucu ortaya çıktığını ifade eden Op. Dr. Candan, doğru bilgilendirme ve düzenli bakım ile bu tablonun büyük oranda önlenebileceğini söyledi. "Diyabet sadece kan şekeri yüksekliği değildir" Diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, uzun süre kontrol altına alınamayan diyabetin damarları ve sinirleri olumsuz etkilediğini ifade etti. Bu durumun özellikle ayaklarda ciddi problemlere yol açtığını belirten Candan, diyabetik ayağın bu sürecin en ağır sonuçlarından biri olduğunu dile getirdi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin diyabetik ayak nedeniyle uzuv kaybı yaşadığını hatırlatan Candan, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 30 saniyede bir kişinin diyabete bağlı komplikasyonlar nedeniyle ayağını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 10 bin kişinin diyabete bağlı nedenlerle uzuv kaybı yaşadığını belirtti. "İki temel neden var" Diyabetik ayak yaralarının oluşumunda iki temel mekanizmanın rol oynadığını aktaran Op. Dr. Candan, bunlardan ilkinin sinir hasarı yani nöropati olduğunu söyledi. Ayakta his kaybı geliştiğinde hastanın ağrıyı, sıcaklığı ve basıncı algılayamadığını ifade eden Candan, ayakkabı içindeki yabancı cisimlerin fark edilmediğini ve uzun süre aynı noktaya basılmasıyla yaraların oluştuğunu belirtti. İkinci önemli nedenin damar tıkanıklığı olduğuna dikkat çeken Candan, damar daralması nedeniyle dokulara yeterli oksijen gitmediğini, bu durumun yaraların geç iyileşmesine ve enfeksiyon riskinin artmasına yol açtığını söyledi. "Basit kontroller hayat kurtarıyor" Diyabetik ayağın önlenmesinde farkındalığın büyük önem taşıdığını vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, diyabet hastalarının ayaklarını her gün kontrol etmeleri gerektiğini ifade etti. Ayak tabanı ve parmak aralarının mutlaka incelenmesi gerektiğini belirten Candan, iki ayak arasında sıcaklık farkı ya da dokunma hissinde azalma fark edilmesinin erken uyarı işareti olabileceğini söyledi. "Günlük ayak bakımı ihmal edilmemeli" Ayak bakımının diyabet hastaları için hayati öneme sahip olduğunu dile getiren Candan, ayakların ılık suyla yıkanması ve iyice kurulanması gerektiğini belirtti. Cilt kuruluğunu önlemek için uygun kremlerin kullanılmasının önemine dikkat çeken Candan, tırnakların düz kesilmesi ve nasırların bilinçsizce kazınmaması gerektiğini vurguladı. Pamuksu çorapların tercih edilmesi, ayakların kuru tutulması ve ortopedik özellikte ayakkabıların kullanılması gerektiğini söyleyen Candan, ayakkabı giyilmeden önce mutlaka içinin kontrol edilmesi gerektiğini de hatırlattı. En ufak bir kızarıklık ya da yara fark edildiğinde ise zaman kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini ifade etti. "Teknoloji umut oluyor" Teknolojik gelişmelerin diyabetik ayakla mücadelede önemli rol oynadığını belirten Op. Dr. Bangin Bekir Candan, akıllı tabanlıkların basınç ve sıcaklık değişimlerini takip ederek ülser riskini erken dönemde haber verebildiğini söyledi. Isı sensörlü çoraplar ve 3D yazıcılarla kişiye özel üretilen tabanlıkların da ayak sağlığının korunmasına katkı sunduğunu dile getirdi. "Diyabetik ayak çözümsüz değil" Diyabetik ayağın önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizen Op. Dr. Bangin Bekir Candan, "Doğru bilgilendirme, düzenli takip ve küçük önlemlerle diyabete bağlı uzuv kayıplarının büyük bir kısmını engellemek mümkün. Küçük bir ihmal, büyük kayıplara yol açabilir" dedi.
Depresyon sürecinde profesyonel destek şart
28 Ocak 2026 Çarşamba - 18:00 Depresyon sürecinde profesyonel destek şart Sivas Devlet Hastanesi’nde görevli Psikolog Eslem Özyürek, toplumda yaygın görülmesine rağmen çoğu zaman yanlış anlaşılan depresyonun, yalnızca geçici bir üzüntü hali olmadığını belirterek, erken farkındalık ve profesyonel desteğin önemine dikkat çekti. Depresyonun kişinin yaşam enerjisini azaltan, duygu durumunu, düşünce yapısını ve günlük işlevselliğini olumsuz etkileyen bir ruhsal sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Özyürek, "Depresyon; umutsuzluk, isteksizlik, yorgunluk ve değersizlik hissiyle kendini gösterebilir. Bu süreç, kişinin tek başına baş etmekte zorlandığı bir tabloya dönüşebilir" dedi. Depresyonun ortaya çıkışında pek çok etkenin rol oynayabileceğini ifade eden Özyürek, yaşanan kayıplar, yoğun stres, büyük yaşam değişiklikleri, iş ve aile sorunları ile bedensel hastalıkların bu duruma zemin hazırlayabildiğini belirtti. Özyürek, bazı durumlarda ise belirgin bir neden olmaksızın depresyon belirtilerinin görülebileceğini dile getirdi. Depresyon belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğine dikkat çeken Özyürek, "Sürekli isteksizlik, geleceğe dair karamsarlık, içsel boşluk hissi, günlük aktivitelere karşı ilgi kaybı, uyku düzeninde belirgin değişiklikler ve kişinin kendisine yönelik olumsuz düşüncelerinin artması depresyonun habercisi olabilir. Bu belirtiler uzun süre devam ediyorsa ve yaşam kalitesini etkiliyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Eğer duygusal sıkıntılar giderek artıyor, kişi günlük yaşamını sürdüremiyor, iş, okul veya sosyal ilişkilerinde zorlanıyorsa ya da kendine zarar verme düşünceleri ortaya çıkıyorsa gecikmeden bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Ruh sağlığı, fiziksel sağlık kadar önemlidir" diye konuştu. Depresyonla mücadelede sabırlı ve anlayışlı olmanın önemine vurgu yapan Özyürek, duyguları bastırmak yerine kabul etmenin, küçük ama sürdürülebilir adımlarla ilerlemenin ve uzmanların önerdiği terapi süreçlerine açık olmanın iyileşmeyi desteklediğini belirtti. Çevrede depresyon yaşayan bireylere yaklaşımın da büyük önem taşıdığını ifade eden Özyürek, "Depresyon yaşayan kişilerin duyguları küçümsenmemeli, ‘toparla kendini’ gibi ifadelerden kaçınılmalıdır. En etkili destek, dinlemek, anlaşıldığını hissettirmek ve profesyonel yardım almaya teşvik etmektir" açıklamasında bulundu. Ruh sağlığına yönelik farkındalığın toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Özyürek, ihtiyaç duyulduğunda sağlık kuruluşlarına başvurmanın ve destek istemenin zayıflık değil, güçlü bir adım olduğunu sözlerine ekledi.