SAĞLIK
Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Aksoy: "Aşı tereddüdü toplum sağlığını tehdit ediyor" 30 Nisan 2026 Perşembe - 15:13:25 Dünya Aşı Haftası etkinlikleri kapsamında açıklamalarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Aksoy, aşıların bireysel ve toplumsal sağlık açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek "Aşı tereddüdü toplum sağlığını tehdit ediyor" dedi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl Nisan ayının son haftasında küresel ölçekte kutlanan Dünya Aşı Haftası, 2012 yılından bu yana milyonlarca sağlık çalışanı, gönüllü kuruluş ve bireyin katılımıyla yürütülen en kapsamlı koruyucu sağlık kampanyalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu yıl 24-30 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen etkinlikler, "Her Nesil İçin Aşılar İşe Yarar" temasıyla düzenleniyor. Tema kapsamında, aşıların yalnızca çocukları değil, her yaştan bireyi koruduğu ve kuşaklar boyunca toplum sağlığının sürdürülebilirliğine katkı sağladığı vurgulanıyor. KTÜ Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Aksoy, aşıların kızamık, boğmaca ve difteri gibi çocukluk çağı hastalıklarının önlenmesinde büyük rol oynadığını belirterek, aynı zamanda Hepatit B ve HPV gibi uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına ve kansere yol açabilen enfeksiyonlara karşı da etkili koruma sağladığını ifade etti. Aşılamanın özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireyler açısından hayati önem taşıdığına dikkat çeken Aksoy, birçok enfeksiyon hastalığına karşı en etkili korunma yönteminin aşı olduğunu söyledi. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "Ulusal Bağışıklama Programı" kapsamında bebek ve çocuklara yönelik aşıların ücretsiz olarak uygulandığını belirten Aksoy, bu program sayesinde pek çok aşıyla önlenebilir hastalığın görülme sıklığında önemli düşüşler yaşandığını kaydetti. Ayrıca yetişkinler, yaşlı bireyler, risk grupları ile seyahat ve göç kaynaklı aşı gereksinimlerine yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti. Dünya Aşı Haftası’nın, çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar tüm yaş gruplarında eksik aşıların tamamlanması ve aşı tereddüdüyle mücadele edilmesi açısından önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken Aksoy, toplum sağlığının korunması için aşı takvimine uyumun büyük önem taşıdığını belirterek vatandaşları aşı konusunda bilinçli davranmaya davet etti.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:44 Hasta, doktoruna böbreğini verdi Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan ve böbrek yetmezliği yaşayan doktor Turgay Happani, yıllardı muayene ettiği hastasının bağışladığı böbrekle hayata tutunarak sağlığına kavuştu. Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan, daha önceleri ise Çorum ve Kilis İl Sağlık Müdürlüğü görevlerini de yürüten Turgay Happani (56), yıllardır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) rahatsızlığıyla mücadele ediyordu. Yıllar içerisinde hastalığı giderek ilerleyen Turgay Happani’ye böbrek nakli yapılması kararlaştırıldı. Bu kez hasta doktora şifa oldu Uzun arayışların ardından uygun donör bulunamayan, kan uyuşmazlığı nedeniyle yakınlarının da organ bağışlayamadığı Happani’ye, görev yaptığı Kilis’te hastası Mehmet Kın (52) böbreğini vermek istedi. Hastasının duyarlı düşüncesine teşekkür edip ilk etapta organ verme teklifini kabul etmeyen Happani, Mehmet Kın’ın ısrarlarının ardından nakil teklifini kabul etti. Yapılan tetkiklerin ardından uygun görülen böbrek, Gaziantep’te Kahraman Eruslu Böbrek Nakil Hastanesi’nde başarılı bir operasyonla nakledildi. Kronik böbrek hastalığıyla mücadele eden doktor 35 yıl sonra sağlığına kavuştu Yapılan nakilin ardından yıllar sonra tekrar sağlığına kavuşan doktor Turgay Happani, yaklaşık 35 yıldır kronik böbrek hastalığıyla mücadele ettiğini ve tedavi gördüğünü belirterek tekrar sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu söyledi. Happani, "Yaklaşık 30-35 yıldır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) diye bilinen kronik bir böbrek hastasıydım. Nakil için ailemde uygun donör araştırdım ama maalesef kan grubum uymadı. Ailemde uygun bir donör bulamadım. Mehmet Kın kardeşim, aynı zamanda yıllardır hastam. Benim bu durumu görünce çok üzülmüş. Sonrasında böbreğini bana vermek istedi. Yanıma gelerek böbreğini vermek istediğini söyledi. İlk başta açıkçası bunu çok ciddiye alamadım. Çünkü hekim olarak, bu tür durumlarda aile bireylerinin bile bağış konusunda ne kadar zorlandıklarına defalarca şahit olmuştum. Ben de Mehmet beye teşekkür ettim ama ısrarla yine geldi. Hatta ortak tanıdıklarımızı araya koyarak ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı. Sonrasında eşiyle birlikte yanıma geldi. Bu kararlılığı ve samimiyeti karşısında artık durumu ciddiye aldım ve tahliller yapılarak organ nakli gerçekleştirildi. Çok teşekkür ediyorum" dedi. "İlk başta kabul etmedi" Kendisini defalarca tedavi eden doktoruna böbreğini verdiğini söyleyen Mehmet Kın ise "Kendisi yıllardır aile hekimimizdi. Çocuklarımıza ilaçlarımızı yazdı, her zaman yardımcı oldu. Gerçekten yardımsever ve iyi niyetli bir insandır. Hocamın rahatsızlandığını, ailesinden uygun donör bulunamadığını ve arayış içinde olduklarını duydum. Bir gün tesadüfen kimliğime ve ehliyetime bakarken kan gruplarımızın aynı olduğunu fark ettim. Buna gerçekten çok sevindim. Hocamın yanına gidip durumu anlattım, böbreğimi veririm dedim. Hiçbir karşılık beklemeden, sorgusuz, sualsiz bunu yapabileceğimi söyledim. Hocam bana teşekkür etti ve kabul edemeyeceğini söyledi. Aradan yaklaşık bir hafta geçti. Bu süreçte hocamın durumunu takip ediyordum ve iyiye gitmediğini hissediyordum. Daha sonra hemşirelerle birlikte tekrar yanına giderek niyetimizin ciddi olduğunu söyledim. Hocam da bir süre sonra bizi kırmadı ve bu isteğimizi kabul etti. Ardından tahliller yapıldı ve güzel çıktı. Bu işe gönüllü olarak helali hoş olsun. Rabbim kendisini de bana da sağlık, sıhhat, mutluluk ve huzur versin" diye konuştu.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:31 Şırnak’ta sağlık gündemi masaya yatırıldı Şırnak Devlet Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen "Değişen Dünyada Güncel Sağlık Sorunları ve Hemşirelik" paneli, sağlık çalışanları, öğrenciler ve davetlilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Programda, değişen dünya koşullarında sağlık hizmetlerinin dönüşümü ve hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki stratejik rolü ele alındı. Panelin açılış konuşmasını yapan Şırnak Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Hüseyin Çakır, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, bilgi, emek, sabır, fedakârlık ve insan sevgisini bir arada taşıyan kutsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Hemşirelerin sağlık hizmetlerinde üstlendikleri kritik role dikkat çeken Çakır, kaliteli bakım, güvenli hizmet ve şefkatli yaklaşımın en önemli temsilcilerinin hemşireler olduğunu belirtti. Sağlık sisteminin her alanında özveriyle görev yapan hemşirelerin, hastalar için umut ve güven kaynağı olduğunu vurgulayan Çakır, panel kapsamında yapılacak değerlendirmelerin tüm katılımcılar açısından önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Konuşmasında birlik ve dayanışma mesajı veren Çakır, emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür ederek panelin verimli, faydalı ve güzel sonuçlara vesile olmasını temenni etti. Program boyunca güncel sağlık sorunları, küresel değişimlerin sağlık sektörüne etkileri ve hemşirelik mesleğinin geleceği üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. Katılımcılar, panelin mesleki gelişim ve farkındalık açısından önemli bir platform sunduğunu ifade etti.
30 Nisan 2026 Perşembe - 14:18 Bebeklerin glütensiz beslenmesi konusunda uzmanlardan kritik uyarı Toplumda giderek yaygınlaşan glütensiz beslenme eğilimi, bebeklik döneminde de yanlış uygulamalara neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Belgin Özbek, sağlıklı bebeklerde glütenin diyetten tamamen çıkarılmasının tıbbi bir gereklilik olmadığını vurguladı. Çölyak hastalığı toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülürken, glüten tüketimi özellikle sindirim sistemi üzerinde çeşitli etkiler oluşturabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Belgin Özbek, sağlıklı bebeklerde glütenin tamamen diyetten çıkarılmasının rutin bir yaklaşım olmadığını vurguladı. Bebek beslenmesinin yaşamın ilk yılında büyüme ve gelişmenin yanı sıra uzun vadeli metabolik sağlık açısından da kritik önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Belgin Özbek, son yıllarda yaygınlaşan glütensiz beslenme eğiliminin bebeklik döneminde glüten tüketimine ilişkin soru işaretlerini artırdığını söyledi. Ek gıdaya geçiş sürecinin genellikle altıncı ay civarında başladığını ifade eden Özbek, bu dönemde farklı besin gruplarının kontrollü şekilde beslenmeye dahil edilmesinin bağışıklık sistemi gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Belgin Özbek, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Glütenin uygun zamanda ve kontrollü şekilde beslenmeye eklenmesi, bağışıklık sisteminin gelişimine katkı sağlar. Gereksiz eliminasyon diyetleri, besin çeşitliliğini azaltarak büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkileyebilir." Bebek beslenmesinde glütenin rolü Glütenin buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir protein grubu olduğunu ve günlük beslenmenin önemli bir parçası olan bu proteinin bazı bireylerde bağışıklık sistemi aracılığıyla hassasiyet oluşturabildiğini söyleyen Dr. Özbek, "Ancak bu durum, her birey için geçerli değildir. Bebeklik döneminde besin çeşitliliğinin sağlanması, yalnızca fiziksel büyüme açısından değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminin farklı besinlere tolerans geliştirmesi açısından da önem taşımaktadır. Glüten içeren tahılların tamamen diyetten çıkarılması, bu çeşitliliğin azalmasına yol açabilmektedir. Bu noktada temel yaklaşım, glütenin belirli bir zaman diliminde, küçük miktarlarda ve kontrollü biçimde beslenmeye dahil edilmesi yönündedir. Bu süreçte bebeğin verdiği tepkilerin gözlemlenmesi ve düzenli hekim kontrolü ile ilerlenmesi önem taşımaktadır" dedi. Çölyak hastalığı ve risk faktörleri Çölyak hastalığı, glüten tüketimi sonrasında ince bağırsakta bağışıklık sistemi aracılığıyla hasar oluşmasıyla karakterize kronik bir sindirim sistemi hastalığıdır. Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülmekte olup, genetik yatkınlığı bulunan bireylerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Hastalığın belirtileri yaşa göre farklılık gösterebilmektedir. Bebeklik döneminde en sık karşılaşılan bulgular arasında kilo alımında yavaşlama, karın şişliği, kronik ishal ve gelişim geriliği yer almaktadır. Bununla birlikte her glüten tüketen bebekte çölyak hastalığı gelişmediği ve tanının yalnızca klinik değerlendirme ile laboratuvar testleri sonucunda konulabildiği bilinmektedir. Bu nedenle yalnızca belirtilere dayanarak glüteni tamamen kesmek yerine, şüpheli durumlarda uzman değerlendirmesine başvurulması gerekmektedir. Glütensiz beslenme her bebek için gerekli mi Glütensiz beslenme, yalnızca çölyak hastalığı veya glüten duyarlılığı tanısı almış bireyler için tıbbi bir zorunluluk olarak değerlendirilmektedir. Bunun dışında kalan sağlıklı bebeklerde glütenin tamamen diyetten çıkarılması önerilmemektedir. Uzm. Dr. Belgin Özbek, bu konuda toplumda yaygınlaşan yanlış algılara dikkat çekerek, "Sağlıklı bebeklerde glütensiz beslenme uygulamak, gereksiz kısıtlamalara neden olabilir. Bu durum, hem besin çeşitliliğini azaltır hem de büyüme sürecini olumsuz etkileyebilir. Her bebeğin beslenme planı, bireysel gelişim özellikleri ve tıbbi öyküsü doğrultusunda değerlendirilmelidir" dedi. Ek gıda döneminde dikkat edilmesi gerekenler Dr. Özbek, sözlerini şöyle tamamladı: "Ek gıdaya geçiş süreci, bebeklerin yeni besinlerle tanıştığı ve beslenme alışkanlıklarının temellerinin atıldığı önemli bir dönemdir. Bu süreçte dengeli ve kontrollü bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Besinlerin tek tek ve belirli aralıklarla beslenmeye eklenmesi, muhtemel alerjik reaksiyonların veya intoleransların daha kolay tespit edilmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda aşırı kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılması, besin çeşitliliğinin korunması ve düzenli büyüme-gelişme takibinin yapılması önerilmektedir. Glüten içeren tahıllar da bu süreçte uygun zamanlama ve miktar ile beslenmeye dahil edilebilmektedir. Bu yaklaşım, bağışıklık sisteminin farklı besinlere adaptasyonunu desteklemektedir."
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48 DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17 Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
"Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor"
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07 "Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor" Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Kanseri anlatırken, kendisi kansere yakalandı
23 Mart 2026 Pazartesi - 15:08 Kanseri anlatırken, kendisi kansere yakalandı Merkezefendi Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM)’nde görev yapan Dr. Muammer Durak’a kolorektal kanseri tanısı konuldu. Yıllardır vatandaşlara kanser taramalarının önemini anlatan Durak; "Bende olmaz, benim hiçbir şikâyetim yok, teste ne gerek var demeyin taramalarınızı zamanında yaptırın" dedi. Çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan kanser, meslek ayırt etmeksizin herkesi etkiliyor. Merkezefendi KETEM’de görev yapan Dr. Muammer Durak’a kolorektal kanseri tanısı konulması bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Görev yaptığı süre boyunca birçok vatandaşı kanser taramaları ve erken teşhis konusunda bilgilendiren Dr. Muammer Durak, yaşadığı sürecin kendisi için de önemli bir farkındalık oluşturduğunu belirterek; "KETEM’lerde her zaman vatandaşlarımıza taramaların önemini anlatıyoruz. Ancak bu hastalık sadece başkalarının değil, hepimizin kapısını çalabilir. Bu yüzden düzenli kontrolleri ihmal etmemek gerekiyor" dedi ve şöyle devam etti: " Sağlık Bakanlığı’nda 35 yıldır hekimlik yapıyorum. 2020 yılından itibaren de Merkezefendi İlçe Sağlık Müdürlüğü KETEM biriminde hekimlik mesleğime devam ediyorum. Birçok yerde kanserle ilgili eğitimler vererek vatandaşları taramalarını yaptırmaları konusunda çağrılarda bulundum. Her zaman erken teşhisin önemine vurgu yaptım. Meslek hayatımı sürdürürken bir gün benim de kanser olacağım aklıma gelmezdi. 2019 yılında kolonoskopim normal ve 2023 yılında yaptırdığımda gaitada gizli kan testim negatif olarak değerlendirildi. 2025 yılında 2 yıllık tarama zamanım gelince tekrar test yaptırdım ve sonucum pozitif çıktı ve kolon kanseri olduğumu öğrendim. Kolon kanserleri bazen hiçbir belirti vermeyebilir. Bende de bu durum yaşandı. Kanser olduğumu öğrenip ilk şoku atlattıktan sonra hemen tedaviye başladım. Kemoterapi aldım. Ameliyat oldum ve şuan halen takipli hastayım. Kanser hastalığını hekim olarak ele alıyordum, hasta olarak da o süreci yaşadım. Şuan fiziksel olarak gayet iyi durumdayım. İşimin başındayım. Hekim olarak kanseri anlatmaya devam ediyorum. Hem de yaşadığım bu süreci tarama yaptırmaya gelenlere anlatıyorum. Ben de kanser olmaz, benim hiçbir şikâyetim yok, teste ne gerek var demeyin taramalarınızı zamanında yaptırın" ifadelerini kullandı. Türkiye’de kolorektal kanser taramalarının gaitada gizli kan kiti yardımıyla hızlı, pratik ve güvenilir bir şekilde 2 yılda bir yapıldığını belirten Dr. Muammer Durak, " Kolorektal kanserde istemsiz kilo kaybı, uzun süre kabızlık, ishal, dışkılama alışkanlığı ve renginde değişiklik, gaz sancısı, ağrılı dışkılama gibi belirtiler verebileceği gibi bazen hiçbir belirti vermeden de oluşabilir. Riski azaltmak ve korunmak için taramaları zamanında yaptırmak çok önemlidir. İşlenmiş gıda tüketimini azaltmak, sebze, meyve ve tam tahıllı ürünler tüketmek gerekir. Normal vücut ağırlığını korumak ve her gün düzenli fiziksel aktivite yapmak çok faydalıdır. Sigara ve alkolden de uzak durmak gerekir. Şüpheli ve olağan dışı bir durumda muhakkak bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Unutmayın kanserde erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
Uzmanı uyardı: "Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir, kontrol altına alınması gerekir"
23 Mart 2026 Pazartesi - 14:03 Uzmanı uyardı: "Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir, kontrol altına alınması gerekir" Acıbadem Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Alpaslan Koç; "Miyop dediğimiz tablo, sadece bir göz numarası değildir. Bu çok önemli bir durumdur ve kontrol altına alınması gerekir. Eğer sizde 1 numara bile miyop varsa çocuklarınızı yılda bir kez kontrole getirmelisiniz" dedi. Miyobun basite indirgenebilecek bir hastalık olmadığının altını çizen Acıbadem Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Alpaslan Koç; "Miyop, gözün ön-arka çapının normalden daha büyük olması ve kırma gücünün fazla olması nedeniyle çocukların görüntüleri net bir şekilde görememesi anlamına gelir. Bu, kontakt lens ve gözlüklerle netleştirebildiğimiz bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bir miyop pandemisinden bahsediyor. Öyle ki, 2050 yılına geldiğimizde her iki kişiden birinin miyop olacağını söyleniyor. DSÖ, toplumsal olarak miyoba karşı önlem alınması gerektiği konusunda göz hekimlerini uyarıyor. Dolayısıyla, miyoba basit bir gözlük numarası olarak bakmamamız gerekiyor. Önemli bir hastalıktır" dedi. "Çocukta göz numarası 1 ile 3 derece arasındaysa göz arkasında yırtılma riski 3 kat artıyor" Miyobun; basit miyop ve dejeneratif miyop olarak ikiye ayrıldığı bilgisini veren Dr. Koç, dejeneratif miyop hakkında şu bilgileri verdi; "Dejeneratif miyop dediğimiz tablo; 6 numaranın üzerinde olduğu, göz arkasında ciddi değişikliklerin bulunduğu ve hastanın görmesinin yüzde 100’e çıkmadığı durumları ifade eder. Toplumda miyop çocukların sayısı arttıkça dejeneratif miyop sayısı da giderek artabilmektedir. Çocuğun göz numarasının 5 olması ile 10 olması arasında çok büyük farklar vardır. Eğer çocukta göz numarası 1 ile 3 derece arasındaysa göz arkasında yırtılma riski 3 kat artarken, 3-5 derece miyop olan çocuklarda bu risk 9 kat artmaktadır. 5-7 derece miyop olan çocuklarda bu durum 22 katına çıkarken, 7 numaranın üzerine geldiğimizde risk 44 katına kadar çıkabilmektedir. Miyop dediğimiz tablo sadece bir göz numarası değildir. Bu çok önemli bir durumdur ve kontrol altına alınması gerekir. Eğer sizde 1 numara bile miyop varsa çocuklarınızı yılda bir kez kontrole getirmelisiniz. Çocuklar bize geldiğinde bu çocukların dejeneratif miyopa gidip gitmeyeceğini anlamamız için gözün ön-arka çapının kaç olduğu bizim için çok önemlidir. Çocuğun normal büyüme döneminde bu ön-arka çap ortalama yılda 0.1 ile 0.2 milimetre arasında büyüme gösterir. Ancak bu durum 0.3 milimetreden fazla büyüme gösterirse bunu bir an önce tespit edip o çocuk üzerinde miyop kontrolünü başlatmamız gerekir" "Çocukların göz derecesi büyümeden ilerlemesini durdurmak bizim için çok önemlidir" Çocuklarda göz derecesinin büyümeden ilerlemesinin durdurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Koç; "18 yaşından sonra hastanın korneası uygunsa gözü lazerle çizerek 10 numaraya kadar göz numarasını sıfırlayabiliyoruz. Çizdirmeye uygun değilse, 15-20 numara olsa bile göz içi mercekler ile göz numarasını sıfırlayabiliyoruz. Ancak göz numarasını sıfırladığımız bir çocuk ile normalde sıfır numara olan bir çocuk göz sağlığı açısından birebir aynı değildir. Aileler ameliyatla numara sıfırlanınca miyoptan tamamen kurtulduklarını sanıyorlar. Biz ameliyatla göz numarasını sıfırlasak bile göz arkası hâlâ büyük olduğu için yırtılma ve patlama riski devam etmektedir. Bu nedenle çocukların göz derecesi büyümeden ilerlemesini durdurmak bizim için çok önemlidir. Aileler genellikle çocukları 6-7 derece miyop olduktan sonra araştırma yapıyor ve ‘Nereye kadar ilerleyecek?’ sorusunu soruyorlar. Oysa çocuk 7 yaşındayken 1 numara miyopsa miyop kontrol programını başlatıp 6-7 numara olmadan kontrol altına almak çok daha önemlidir. Çocuklar saatlerce yakına bakmamalı, uzun süre kesintisiz okumamalıdır. Eğer 1 saat yakına bakıyorsanız mutlaka ara verip 10 dakika uzağa bakın. Sürekli yakına bakıp göz uyumunu artırmak miyop ilerlemesini hızlandırır. Bu nedenle 1 saat yakına bakıldığında gözleri 5-10 dakika dinlendirmek gerekir. Çocukların oda aydınlatmaları çok iyi olmalıdır. Oda ortamı loşsa miyop artışı görülebilir. Çocukların günde 1-2 saat açık havada vakit geçirmesi göz numarasının ilerlemesini yaklaşık yüzde 30 oranında durdurmaktadır. Dışarıda çocuk sürekli uzağa baktığı için yakına bakarken çalışan mekanizmalar devre dışı kalır ve miyop ilerlemesi yavaşlar. Çocukların karanlık ortamda tablet veya telefonla film izlemesi ya da oyun oynaması göz numarasını en çok artıran durumlardan biridir" ifadelerini kullandı. "Miyop gözlüklerini çocukların 12 saat takması gerekiyor" Miyop tedavisi hakkında bilgi veren Dr. Koç; "Ülkemizde yaklaşık 2 buçuk yıldır miyop kontrol camları bulunmaktadır. Göz numarasının ilerlemesini durdurmada faydasını gördük. Bu miyop gözlük camlarını mutlaka öneriyorum. Çocukların bu gözlükleri günde yaklaşık 12 saat takması gerekiyor. Ayrıca atropin sülfat damla ile gözün ön-arka çapındaki büyümeyi durdurabiliyoruz. Eskiden yüzde 1’lik dozda kullanıyorduk ve yan etki olarak çocuklar yakını göremiyor, gözlerde kızarıklık oluşuyordu; ancak göz numarasını durduruyordu. Şu anda yapılan çalışmalarla çok daha düşük dozlarda bu yan etkilerin neredeyse hiç olmadığı ve miyop ilerlemesini durdurabildiği gösterildi. Benim miyopa karşı elimdeki en büyük silahlardan biri atropin damladır. Gözlük camlarına rağmen göz numarası ilerleyen çocuklara atropin damla veriyoruz. Ortokeratoloji lensleri ise ‘gece lensi’ olarak bilinmektedir ve hastalardan oldukça iyi geri dönüşler almaktayız. Çocuk gece yatarken lenslerini takıyor, sabah kalktığında lensleri çıkarıyor ve göz numarası sıfır oluyor. Gün içinde başka lens kullanmadan ortokeratoloji lensleri sayesinde göz derecesi sıfır olabiliyor. Ayrıca bu lensler göz numarasının büyümesini yavaşlatıyor. Miyopun basit bir gözlük numarası olmadığını, bir toplum ve halk sağlığı sorunu olduğunu bilmemiz ve bu konuda bilinçli olmamız gerekiyor" şeklinde konuştu.
Milas Kemikler Mahallesi içme suyu hattı kamusal alana taşınıyor
23 Mart 2026 Pazartesi - 13:51 Milas Kemikler Mahallesi içme suyu hattı kamusal alana taşınıyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Milas ilçesi Kemikler Mahallesi’nde vatandaşların parsellerinden geçen içme suyu hatlarını, vatandaşların mülkiyetinden geçtiği için arızalara müdahalenin zorlaşması sorununu ortadan kaldırmak ve su kesintilerini en aza indirmek amacıyla toplam 2 bin 500 metrelik hattı kamusal alana taşıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın il genelinde içme suyu hatlarının güçlendirilerek yaşanabilecek kesinti sürelerinin en aza indirilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda, yatırımlarına devam eden Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü çalışmalarına Milas ilçesinin Kemikler Mahallesi’nde devam ediyor. Hatları kamusal alana taşınmasıyla müdahaleler kolaylaşıyor MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Milas ilçesi Kemikler Mahallesi’nde içme suyu hatlarını modernize ederek daha güvenilir ve sürdürülebilir bir altyapı oluşturmak için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Mahallede uzun yıllardır vatandaşların özel mülklerinden geçen hatlar, özellikle yaz aylarında ve su talebinin arttığı dönemlerde kireçlenmeye bağlı tıkanmalar nedeniyle sık arızalanıyor; müdahale sırasında ekili tarım alanlarına zarar verme riski bulunuyor, bu sebeple arızalar uzun süre giderilemiyordu. Bu kapsamda MUSKİ ekipleri, 2 bin 500 metrelik terfi ve şebeke hattını kamusal sınıra taşıyarak yeniliyor. Hatların yol kamusal sınıra alınmasıyla, arızalara daha hızlı ve sağlıklı müdahale edilerek kesinti sürelerinin kısaltıldığı bir altyapı sistemi oluşturuluyor ve kireç kaynaklı tıkanmaların önüne geçiliyor. Çalışmaların yaklaşık 10 gün içinde tamamlanması planlanıyor. Kemikler Mahallesi Muhtarı Mehmet Kızıldağ, "Bir patlak olduğunda, ekili alanlara zarar veriyordu" Yürütülen şebeke hattı yenileme çalışmaları sayesinde, daha önce ekili ve biçili tarım alanlarından geçen hatlara müdahalede yaşanan zorlukların ortadan kaldırılacağına yönelik memnuniyetini belirten Kemikler Mahallesi Muhtarı Mehmet Kızıldağ, " Uzun yıllardır mahallemizde içme suyu hatları özel mülklerin içinden geçtiği için birçok zorluk yaşıyorduk. Özellikle bir patlak olduğunda, mısır ve buğday gibi ekili alanlara zarar veriyordu. Bu da hem vatandaşlarla zaman zaman sorun yaşamamıza neden oluyordu hem de MUSKİ ekiplerinin müdahale etmesini güçleştiriyordu. Üstelik hatlar çok eski olduğu için sık sık arızalar ve tıkanıklıklar yaşanıyordu. Bu nedenle hatların yenilenmesi artık şarttı. MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne yaptığımız görüşmeler sonucunda bu durumu kendilerine ilettik. Bölge müdürlüğümüz ve ekiplerle sürekli iletişim halindeydik. Taleplerimiz değerlendirildi, sağ olsunlar hızlı bir şekilde proje hazırlandı ve çalışmalar başlatıldı. Şu anda da ekiplerimiz çalışmalarını titizlikle sürdürüyor. Başta Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e ve sahada görev yapan tüm ekiplerimize şahsım ve mahalle halkım adına teşekkür ediyorum. Bu çalışmalar sayesinde artık hem altyapımız güvenli hale geliyor hem de vatandaşlarımızın günlük yaşamı kesintisiz suya erişimle daha rahat oluyor" dedi.
Aile hekiminin ısrarı hayat kurtardı: "İhmal ettiğim test sayesinde kanserden kurtuldum"
23 Mart 2026 Pazartesi - 12:39 Aile hekiminin ısrarı hayat kurtardı: "İhmal ettiğim test sayesinde kanserden kurtuldum" Yalova’da yaşayan İlçe Özel İdare Müdürü Burhan Özsoy, aile hekiminin yoğun ısrarı ve yakın takibi sayesinde, ihmal ettiği tarama testiyle erken evrede yakaladığı kanseri yenmeyi başardı. Özsoy, "Eğer doktorumun ısrarını dinlemeseydim, belki de bugün hayatta olmayacaktım" dedi. Yalova İlçe Özel İdare Müdürü Burhan Özsoy, yaklaşık dört ay önce rutin bir kontrol için aile hekimine başvurdu. Özsoy, daha önceki ziyaretlerinde kendisine defalarca önerilmesine rağmen iş yoğunluğu ve çeşitli sebeplerle ihmal ettiği ’gaitada gizli kan’ (GGK) testini bu kez yaptırmaya karar verdi. Yapılan ilk testin pozitif çıkması üzerine, tedbir amaçlı uygulanan ikinci test de aynı sonucu verince süreç hızlandı. Korkup vazgeçecekken doktoru devreye girdi Teşhis sürecinin en kritik noktası ise sevk aşamasında yaşandı. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yönlendirilen Özsoy, kolonoskopi ve endoskopi işlemlerinden çekinerek aldığı randevuyu iptal etmek istedi. Ancak Aile Hekimi Dr. Haşim Kabanka, hastasının durumunu yakından takip ederek randevunun iptal edilmesine izin vermedi ve bizzat süreci yöneterek Özsoy’un hastaneye gitmesini sağladı. Hastanede yapılan kolonoskopi sırasında bağırsakta tespit edilen polipler operasyonla alındı. Patoloji incelemesinde poliplerden birinde kanser hücresine rastlanması üzerine, ileri tetkikler için İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde ameliyat kararı alındı. Yaklaşık 15-20 santimlik bir bölümü alınan Özsoy’un ameliyat sonrası patoloji sonuçları temiz çıktı ve erken teşhis sayesinde kemoterapiye gerek kalmadan sağlığına kavuştu. "Ücretsiz tarama testlerini ihmal etmeyin" Yaşadığı süreci anlatan Burhan Özsoy, aile hekimine minnettar olduğunu belirterek şunları söyledi: "Aile hekimim Dr. Haşim Kabanka’ya çok teşekkür ediyorum. Sadece testi yapmamı istemedi, hastane randevumu bizzat takip etti ve gitmem için ısrarcı oldu. Eğer onun bu kararlı tutumu olmasaydı hastalık ilerleyecekti. Bu basit ve ücretsiz testle kanser önlenebilir. Lütfen kimse ’bana bir şey olmaz’ demesin, düzenli taramalarını yaptırsın." Uzmanlar, 50-70 yaş aralığındaki tüm vatandaşların Aile Sağlığı Merkezleri ve KETEM’lerde ücretsiz olarak sunulan tarama testlerini düzenli olarak yaptırmasının hayati önem taşıdığını hatırlatıyor.
Büyükşehir hizmete açtı, iki haftada bin 500 hasta tedavi edildi
23 Mart 2026 Pazartesi - 11:39 Büyükşehir hizmete açtı, iki haftada bin 500 hasta tedavi edildi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ücretsiz olarak hizmet vermeye başlarken, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan poliklinikte iki hafta bin 500 hasta tedavi edildi. Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamen ücretsiz olarak hizmete açılan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet vermeye başladı. Nazilli’nin ardından 4 Mart tarihinde Efeler ilçesinde açılan polikliniğe vatandaşlar yoğun ilgi gösterirken, açıldığı iki haftalık süre içerisinde poliklinikte bin 500 hasta sağlığına kavuştu. Sabahın erken saatlerinden itibaren randevu oluşturan ve başvuruda bulunan vatandaşlar, sunulan hizmetten memnuniyet duyduklarını dile getirirken, ‘hizmetin kötüsü olmaz’ diyerek ücretsiz diş sağlığı hizmeti için Başkan Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti. "Günde yaklaşık 120 hastaya bakıyoruz" Günlük yaklaşık 120 hastaya baktıklarını ifade eden Aydın Büyükşehir Belediyesi Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Mesul Müdürü Dt. Oktay Ege Mülhim; "Burası Aydın Büyükşehir Belediye Başkanımız Özlem Çerçioğlu’nun sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık alanında yapmış olduğu yatırımlardan birisi olan Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği. 4 Mart’tan bu yana hastalarımıza hizmet veriyoruz ve bugüne kadar yaklaşık bin 500’e yakın hastamız başvurdu, tedavilerini oldular. Tedavi olmak için randevu alan hastalarımız da sırada bekliyor. Burada diş taşı temizliği, dolgu tedavisi, kanal tedavisi, diş çekimi işlemlerini uyguluyoruz. Çocuk ve yetişkin hastalarımıza bakıyoruz. On muayene odamız ve 10 diş hekimimiz ile vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz. Günlük yaklaşık 120 tane hastamızı kabul ediyoruz. Hastalarımız bize başvurduğunda muayene odamıza alıp ağız içi muayenelerini yapıyoruz, şikayetlerini dinliyoruz. Sonra son teknoloji panoramik röntgen cihazımızla hastalarımızdan filmlerini alıp, tekrardan muayene odamıza getiriyoruz. Burada gerekli işlemleri uyguladıktan sonra hastalarımızı şifa ile uğurluyoruz. Randevu almak için hastalarımız telefon hattıyla 08.30’dan akşam 18.00’a kadar tedavilerini randevu alarak olabilirler. Randevu sırası bulamayan hastalarımız, buraya başvurarak çok yakın bir tarihte randevusunu alarak tedaviye başlıyorlar. İşlemleri bittikten sonra hastalarımız memnuniyetlerini dile getiriyor ve buradan başkanımıza çok teşekkürlerini iletiyorlar. Kırsal bölgelerden gelen vatandaşlarımız özellikle bu hizmetten çok memnun. Ücretsiz bir şekilde verdiğimiz tedaviler halkımız açısından büyük bir memnuniyetle karşılanıyor. Polikliniğimiz açılalı iki hafta oldu. Bu süreçte vatandaşlarımızdan gelen yoğun taleple, iki haftada yaklaşık bin 500 hasta muayene ettik, tedavilerini yaptık. Başkanımız Özlem Çerçioğlu‘nun desteğiyle vatandaşlarımıza şifa dağıtmaya devam edeceğiz" dedi. "Hizmetin iyisi kötüsü olmaz" Diş sağlığının önemli olduğunu ve anlamlı bir hizmet olduğunu ifade eden vatandaşlardan Reyhan Aydın; "Kontrol için gelmiştim aynı zamanda kardeşimin diş tedavisi vardı. Onları hallettireyim dedim. Uzun süredir zaten başka yerlerde sıra bekliyorduk ama burası bizim kolayımıza geldi. Bir ihtiyaçtı. Diş tedavisi aslında günümüzde lüks gibi görünüyor ama çok büyük ihtiyaçlardan bir tanesi. Zaten sıra beklemekten de çok sıkılmıştık. Çoğu zaman diş tedavilerimizi başka yerde yaptırmak için üç ay, beş ay gibi tarihlerden bahsediliyordu. O da tabii ki hastalığımızın ilerlemesine sebep oluyordu ama burada işimiz kolaylaştırıldı. Bir telefon kadar yakın. Randevularımız hemen zaten gerçekleştiriliyor, haftanın içerisinde memnun kaldık. İnşallah bu şekilde devam eder diye düşünüyorum" şeklinde konuştu. Verilen hizmetten memnun kaldığını ifade eden vatandaşlardan Sacit Bellek ise "Bir hafta önce gelmiştim şimdi de torunumu getirdim. Çok memnun kaldık. Hizmetin iyisi kötüsü olmaz, herkese de tavsiye ederim. Ne kadar çok vatandaşa hizmet gelirse iyi olur" dedi.
Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bayramda örnek uygulama
23 Mart 2026 Pazartesi - 11:18 Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bayramda örnek uygulama Ramazan Bayramının üç günü boyunca Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde hayata geçirilen mesai dışı poliklinik hizmeti, sağlık hizmetlerinde örnek bir uygulama olarak dikkat çekti. Bayramın 1., 2. ve 3. gününde, acil servis yoğunluğunu azaltmak amacıyla mesai dışı saatlerde 4 çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından poliklinik hizmeti sunuldu. Bu kapsamda günlük ortalama 300 çocuk hastaya sağlık hizmeti verildi. Hastanenin acil servisinde ise sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik uygulama kapsamında çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları tarafından hizmet sunumu gerçekleştirildi. Mesai dışı poliklinik desteği ile birlikte hizmet kapasitesi güçlendirilerek, yoğunluk etkin şekilde yönetildi. Bu model sayesinde, acil servise başvuran elektif hasta yoğunluğu etkin şekilde ayrıştırıldı. Böylece gerçek acil vakalara daha hızlı ve kaliteli müdahale imkânı sağlanırken, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştı ve hasta memnuniyeti önemli ölçüde artırıldı. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk, uygulamaya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: ’’Bayram süresince mesai dışı poliklinik hizmetimizi sürdürerek çocuk hastalarımızın sağlık hizmetine erişimini kolaylaştırdık. Bu uygulama ile acil servis yoğunluğunu azalttık ve vatandaşlarımıza daha hızlı, nitelikli hizmet sunduk. Sağlık hizmetlerinde vatandaş odaklı yaklaşımımızı sürdürmeye devam edeceğiz.’’ Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde uygulanan bu model, bayram süresince sağlık hizmetlerinin etkin ve hasta odaklı sunumuna önemli katkı sağladı.
Uzmanlar, kolorektal kanserinde erken teşhise dikkat çekti
23 Mart 2026 Pazartesi - 11:15 Uzmanlar, kolorektal kanserinde erken teşhise dikkat çekti Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanları, toplumda giderek artan kolorektal kanser vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli tarama ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kolorektal kanserin erken evrede yakalanmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini belirterek, "Kolorektal kanser genellikle bağırsak iç yüzeyinde gelişen poliplerden kaynaklanır. Bu polipler, erken dönemde tespit edilip çıkarıldığında kanser gelişimi tamamen önlenebilir. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireyler ile ailesinde kolorektal kanser öyküsü bulunan kişilerin düzenli kolonoskopi yaptırmaları hayati önem taşımaktadır" dedi. "Genç yaş gruplarında da vaka artışı gözlenmektedir" Hastalığın risk faktörlerine değinen Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül ise, modern yaşam tarzının kolorektal kanser üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Düşük lifli beslenme, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, obezite, sigara kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzı kolorektal kanser riskini artırmaktadır. Buna karşılık sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenme, düzenli egzersiz ve sağlıklı kilo kontrolü koruyucu etki sağlamaktadır. Ayrıca son yıllarda daha genç yaş gruplarında da vaka artışı gözlenmektedir, bu nedenle belirtiler göz ardı edilmemelidir" ifadelerini kullandı. Kolorektal kanserin belirtileri hakkında bilgi veren Gül, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık ve açıklanamayan kilo kaybı gibi tespit edilmesi ciddiye alınması gerektiğini ifade etti. "Kolorektal kanser tedavisinde cerrahi, en temel ve en etkili yöntemdir" Cerrahi tedavideki gelişmelere dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy ise "Kolorektal kanser tedavisinde cerrahi, en temel ve en etkili yöntemdir. Erken evrede yapılan cerrahi müdahalelerle hastalarda tam iyileşme sağlanabilmektedir. Günümüzde laparoskopik ve robotik cerrahi gibi minimal invaziv teknikler sayesinde hastalar daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme avantajı yaşamaktadır. İleri evre hastalarda ise multidisipliner yaklaşımla kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir" şeklinde konuştu. Uzmanlar, tarama programlarının yaygınlaştırılmasının önemine de dikkat çekerek, 50 yaş üzerindeki bireylerin hiçbir şikâyeti olmasa dahi düzenli olarak tarama yaptırmaları gerektiğini vurguladı. Risk grubunda yer alan bireylerde ise bu yaş sınırının daha erkene çekilebileceği ifade edildi. Kolorektal kanserin büyük ölçüde önlenebilir ve erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen uzmanlar, toplumun bilinçlendirilmesi ve farkındalık çalışmalarının artırılmasının hayati önem taşıdığını belirtti.
Yapay zeka doktorunuz değil
23 Mart 2026 Pazartesi - 11:07 Yapay zeka doktorunuz değil Bilişim Uzmanı Hakan Topuzoğlu, son dönemde yapay zekanın sağlık alanında da kullanılmaya çalışıldığını söyleyerek, "Bir doktorun tecrübesi, yıllardan gelen birikimini yapay zekada bulmanız mümkün değil" dedi. Yapay zekanın bir doktor gibi görülmesinin doğru olmadığını söyleyen Bilişim Uzmanı Hakan Topuzoğlu, "Tabii yapay zekanın gelişmesi ile birlikte hayatımızın her alanına da girmiş durumda. Elbette güzel alanlarda kullanılması mümkünken, farklı alanlara da kayıyor. En sonunda da sağlık alanında kullananların olduğunu görüyoruz. Tabii bir takım ön bilgileri ya da ansiklopedik bilgileri genel anlamda verebilir ama bir hekim gibi o analizi yapması çok mümkün olmayacaktır. O yüzden bizim işin kolayına kaçıp da yapay zekayı bir doktor gibi görmemiz çok da mantıklı değil" dedi. Topuzoğlu, yapay zekanın bir araç olduğunu ve yardımcı olarak düşünülmesi gerektiğini söyleyerek, "Son dönemde özellikle çok bilindik yapay zeka aracı gündeme geldi. Burada ne gibi dezavantajları var diye baktığımız zaman şunu görüyoruz bu bilgileri alıp, saklayıp, derleyip, toparlayıp daha sonra da farklı amaçlarla kullanabiliyorlar. Aslında bir demografik yapı da oluşturmuş oluyor. Son dönemde savaşlarda da gördüğümüz üzere toplumu bizden daha iyi tanıyarak ya da sokağımızı insanımızı daha iyi tanıyarak buna göre aksiyon alabiliyorlar. Bu da çok büyük güvenlik açıklarına sebebiyet verebiliyor. Düşündüğümüz zaman ‘yapay zeka doktorunuz değildir’ demek çok doğru bir cümle. Çünkü bir doktorun tecrübesi, yıllardan gelen birikimini yapay zekada bulmanız mümkün değil. Her zaman söylediğimiz gibi yapay zeka bir yardımcı olabilir, bir araçtır amaç olarak kullanılması çok doğru olmayacaktır" ifadelerini kullandı.
Ekran başında geçen süre çocukların motor gelişimini yavaşlatıyor
23 Mart 2026 Pazartesi - 10:56 Ekran başında geçen süre çocukların motor gelişimini yavaşlatıyor Biruni Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, konsol ve mobil oyunların uzun süreli kullanımının çocukların motor becerilerini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte çocukların ekran başında geçirdiği sürenin arttığını belirterek, bu durumun motor gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Motor gelişimin çocukların kaslarını kullanarak hareket etme, denge kurma ve koordinasyon sağlama süreçlerini kapsadığını ifade eden Dr. Heybet, "Bu gelişim özellikle erken çocukluk döneminde fiziksel oyunlar ve aktif hareketle desteklenir. Ancak günümüzde çocuklar açık havada oyun oynamak yerine uzun süre ekran karşısında vakit geçiriyor" dedi. "Hareketsizlik motor gelişimi olumsuz etkiliyor" Konsol ve mobil oyunların uzun süreli kullanımının çocukların fiziksel aktivite düzeyini düşürdüğünü vurgulayan Heybet, "Hareketsiz yaşam tarzı kas gelişimi, denge ve koordinasyon üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Özellikle uzun süre aynı pozisyonda kalmak, duruş bozuklukları ile boyun ve sırt ağrılarını da beraberinde getirebilir" diye konuştu. Çocukların ekran başında geçirdiği sürenin artmasıyla birlikte doğal hareket deneyimlerinin azaldığını belirten Heybet, "Koşma, zıplama, tırmanma gibi aktiviteler kaba motor becerilerin gelişimi için kritik öneme sahiptir. Bu aktivitelerin azalması gelişimi sınırlayabilir" ifadelerini kullandı. "Sadece ekrana dokunmak yeterli değil" İnce motor becerilerin gelişimi için farklı aktivitelerin gerekli olduğunu dile getiren Heybet, "Tablet ve telefon kullanımı tek başına yeterli değildir. Çocukların kalem tutma, kesme, yapıştırma gibi el becerilerini geliştiren etkinliklere de yönlendirilmesi gerekir" dedi. "Dengeli kullanım en doğru yaklaşım" Dijital oyunların tamamen yasaklanması yerine kontrollü kullanımın önemine dikkat çeken Heybet, "Çocukların günlük ekran süresi sınırlandırılmalı, açık hava oyunları ve spor aktiviteleri teşvik edilmelidir. Ailelerin çocuklarıyla birlikte fiziksel aktiviteler yapması, bu alışkanlıkların kalıcı hale gelmesini sağlar" şeklinde konuştu. Heybet, çocukluk döneminde kazanılan hareket alışkanlıklarının ilerleyen yaşlarda da bireyin fiziksel aktivite düzeyini ve genel sağlık durumunu belirlediğini vurgulayarak, "Teknoloji doğru kullanıldığında faydalıdır ancak çocuk gelişiminde hareketin yerini hiçbir dijital deneyim dolduramaz" dedi.