SAĞLIK
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:37 "Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir" Çocukluk ve ergenlikte görülen skolyozun çoğu zaman belirgin ağrı oluşturmadan ilerlediğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, "Türkiye’de e-Nabız sistemi üzerinden daha önce çekilmiş görüntülerin (filmlerin) tekrar kontrol edilmesi, skolyozun erken teşhis edilmesinde faydalı olabilir. Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, skolyozun her zaman çocukluk çağından itibaren belirgin şekilde görülmeyebileceğini belirtti. Ailelerin çoğu zaman skolyozun yıllardır var olan bir durum olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Dr. Abul, "Oysa bazı çocuklarda erken çocukluk döneminde hiçbir belirti olmayabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki hızlı büyüme atağı sırasında skolyoz yeni başlayabilir ya da çok kısa sürede belirgin hale gelebilir" diye konuştu. Skolyozun özellikle ergenlik döneminde sessiz ilerleyebildiğini ifade eden Dr. Abul, "Bu süreçte çocukta belirgin bir ağrı, hareket kısıtlılığı ya da günlük yaşamı etkileyen ciddi bir şikayet olmayabilir. Eğrilik ilerlediği halde aile uzun süre bunu fark etmeyebilir" dedi. "Küçük duruş değişiklikleri önemsenmeli" Skolyozun en yanıltıcı yönlerinden birinin ağrı oluşturmadan ilerlemesi olduğunu belirten Abul, ailelerin yalnızca ağrı şikayetine odaklanmaması gerektiğini söyledi. Abul, "Bir omuzun diğerinden daha yüksek olması, kürek kemiklerinden birinin daha belirgin görünmesi, bel oyuntularında eşitsizlik olması, kalçalardan birinin yukarıda görünmesi ya da gövdenin hafif yana kaymış gibi durması skolyoz açısından önemli ipuçları verebilir" ifadelerini kullandı. Ergenlik dönemindeki çocukların fiziksel değişimlerinin aileler tarafından her zaman kolay fark edilemeyebileceğini anlatan Abul, "Çocuk büyüdükçe mahremiyet duygusu artıyor. Bu nedenle ailelerin çocuğu detaylı gözlemlemesi zorlaşabiliyor. Hafif asimetriler çoğu zaman duruş bozukluğu ya da büyüme sürecinin doğal bir parçası sanılarak gözden kaçabiliyor" dedi. "Hızlı büyüme döneminde risk artıyor" Skolyozda ’sessiz ilerleme’ kavramının önemine dikkat çeken Abul, hızlı büyüme dönemlerinde riskin belirgin şekilde arttığını belirtti. Abul, "Çocuk hızlı büyürken omurga da hızlı uzar. Eğer omurgada skolyoza ait bir eğrilik başlamışsa, bu eğrilik de aynı dönemde hızla artabilir. Özellikle birkaç ay içinde belirgin boy uzaması olan çocuklarda omurga dikkatle takip edilmelidir" diye konuştu. Kız çocuklarında adet öncesi ve sonrası dönemin, erkek çocuklarında ise hızlı boy uzamasının olduğu yılların skolyoz açısından kritik dönemler olduğunu dile getiren Abul, düzenli gözlem ve kontrollerin önem taşıdığını söyledi. "Daha önce yoktu’ düşüncesi yanıltabiliyor" Ailelerin çoğu zaman ’Daha önce hiçbir sorun yoktu’ şeklinde düşündüğünü kaydeden Abul, şu bilgileri paylaştı: "Küçük eğrilikler uzun süre fark edilmeyebilir. Skolyoz başlangıç aşamasında ağrı yapmayabilir. Kıyafetlerin altında fark edilmesi zor olabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda gözden kaçması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Erken fark edilmeyen eğrilikler zamanla ileri seviyelere ulaşabilir. 60 dereceye ulaşan skolyoz çoğu zaman bir anda oluşmaz. Başlangıçta küçük olan eğrilik, düzenli takip yapılmadığında hızlı büyüme döneminde ilerleyebilir." "e-Nabız’daki eski filmler, erken teşhiste önemli ipuçları verebilir" Türkiye’de ailelerin e-Nabız sistemi üzerinden daha önce başka nedenlerle çekilmiş görüntüleri hekimlerine tekrar kontrol ettirmelerinin erken teşhis konusunda faydalı olabileceğini belirten Abul, "Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Ancak bu durum o dönemde aileler tarafından fark edilmemiş olabiliyor. Bu yüzden eski görüntülerin uzman hekim tarafından değerlendirilmesi, eğriliğin ne kadar süredir var olduğu ve ilerleme gösterip göstermediği konusunda önemli bilgiler sağlayabilir" dedi. "Korse tedavisi ameliyat riskini azaltabiliyor" Korse tedavisinin doğru hastada etkili sonuçlar sağlayabildiğini hatırlatan Abul, "Her skolyoz hastasının korse adayı olmayabilir. Korse tedavisi özellikle büyümesi devam eden, eğriliği ilerleme riski taşıyan ve orta dereceli skolyozu bulunan çocuklarda uygulanır. Buradaki amaç çoğu zaman eğriliği tamamen ortadan kaldırmak değil, büyüme tamamlanana kadar ilerlemesini durdurmaktır. Korse tedavisi yalnızca teknik bir uygulama olarak görülmemelidir. Çocuğun yaşı, büyüme potansiyeli, eğriliğin tipi, Cobb açısı ve tedaviye uyum birlikte değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. "Tedavide hasta uyumu büyük önem taşıyor" Bilimsel çalışmaların korse kullanım süresi ile tedavi başarısı arasında doğrudan ilişki olduğunu gösterdiğine değinen Abul, şunları söyledi: "Korse yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan korsenin önerilen süre boyunca düzenli kullanılabilmesidir. Ergenlik dönemindeki çocuklar için korse kullanımı psikolojik ve sosyal açıdan zorlayıcı olabilir. Okul hayatı, kıyafet seçimi, arkadaş çevresi ve beden algısı bu süreci etkileyebilir. Bu nedenle ailelerin baskıcı değil destekleyici yaklaşması gerekir." "Cerrahi tedavi kişiye özel planlanıyor" Skolyozda cerrahi tedavinin genellikle ileri dereceli eğriliklerde gündeme geldiğini belirten Doç. Dr. Abul, Modern cerrahi yöntemler artık çok daha güvenli hale gelmektedir. Günümüzde skolyoz cerrahisinde üç boyutlu planlama yapılıyor. Sadece eğriliği düzeltmek değil, omurganın dengeli yapısını korumak da hedefleniyor. Modern cerrahide pedikül vidası sistemleri, nöromonitörizasyon ve seçici füzyon teknikleri kullanılır. Amaç yalnızca röntgen görüntüsünü düzeltmek değil, uzun vadede dengeli, güvenli ve sağlıklı bir omurga yapısını koruyabilmektir" dedi. "Evde basit gözlemler erken farkındalık sağlayabilir" Ailelerin evde yapabilecekleri basit gözlemlerin erken teşhis açısından önemli olabileceğini dile getiren Abul, "Çocuklar belirli aralıklarla gözlemlenmelidir. Çocuk dizlerini bükmeden öne eğildiğinde sırtın bir tarafında belirgin yükseklik, kaburga çıkıntısı ya da bel bölgesinde asimetrik kabarıklık görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Evde yapılan gözlemler tanı koymak için yeterli olmaz. Bu gözlemler yalnızca farkındalık sağlar. Kesin değerlendirme mutlaka uzman muayenesiyle yapılmalıdır. Skolyozda erken teşhis tedavi başarısını artırır. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:16 Aileleri korkutan iddialara uzmanından rahatlatan açıklama Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, son günlerde çocuklarda "kalp krizi" görüldüğüne dair çıkan haberlerin ailelerde kaygıya neden olduğunu belirterek, çocukluk çağında erişkin tipi kalp krizinin son derece nadir görüldüğünü söyledi. Sarı, ailelerin paniğe kapılmadan doğru bilgi kaynaklarına başvurması gerektiğini vurguladı. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı tarafından çocuklarda kalp sağlığı konusunda toplumu doğru bilgilendirmek amacıyla hazırlanan açıklamada, "kalp krizi" kavramının çoğu zaman yanlış kullanıldığına dikkat çekildi. Kalp krizinin tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü olduğunu ifade eden Sarı, bunun genellikle kalbi besleyen koroner damarların tıkanması sonucu ortaya çıktığını ve erişkinlerde damar sertliği nedeniyle daha sık görüldüğünü belirtti. Çocuklarda ise bu mekanizmayla gelişen kalp krizinin oldukça nadir olduğunun altını çizdi. Öte yandan çocuklarda ciddi kalp rahatsızlıklarının tamamen görülmediği anlamına gelmediğini kaydeden Sarı, ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, miyokardit gibi kalp kası iltihapları ve koroner damarlarla ilgili bazı özel durumların ciddi tablolara yol açabileceğini ifade etti. Ailelerin özellikle sosyal medyada yayılan bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Sarı, tıbbi konularda çocuk sağlığı ve çocuk kardiyolojisi uzmanlarının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Sarı, "Çocukta eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı, egzersiz sırasında bayılma veya bayılacak gibi olma, tekrarlayan çarpıntı, morarma, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bilinen kalp hastalığı varlığında yeni gelişen şikayetler ya da ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Çocukluk çağındaki kalp hastalıklarının önemli bir kısmının erken tanı ve düzenli takip ile güvenli şekilde yönetilebildiğini ifade eden Sarı, ailelerin rutin sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, "Çocuklarda erişkin tipi kalp krizi çok nadir görülen bir durumdur. Kaygı verici haberler karşısında paniğe kapılmadan, ancak uyarıcı belirtileri de ihmal etmeden bilinçli hareket edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu: "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:42 Bakan Memişoğlu: "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu. Kilo demek hastalık demek, ileride hastalanacağız demek. Genç yaştaki çocuklarımız kilolu, vücut dirençleri yüksek ve o yüzden hastalanmıyorlar ama yaşlanmaya başlayınca o kilo; eklem ve kalp hastalıkları haline gelecek" dedi. Bakan Memişoğlu, bakanlık binasında düzenlenen Ebe ve Hemşireler Günü programına katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından günün önemine dair kısa film gösterimi gerçekleştirildi. Bakan Memişoğlu, hemşirelik ve ebeliğin sadece bir meslek olmadığına dikkati çekerek, deprem ve Covid-19 döneminde sergilenen özverili çalışmalarından dolayı Türk milleti adına teşekkürlerini iletti. "Türkiye sağlıkta yeni bir aşamaya geçecektir" Bakan Memişoğlu, Türkiye’de halihazırda 265 bin 305 hemşire ve 61 bin 756 ebenin aktif görev yaptığını ifade ederek, "Bunlarla dünyaya örnek olan bir sağlık hizmeti veriyoruz. Bu, Covid döneminde, depremde, dünyada ispat edilmiş iyi bir sağlık hizmeti sunan ülke olmamızdan ve şu anda da dünyanın her yerinden insanların gelerek, Türkiye’de sağlık hizmeti almasından anlaşılıyor. Artık Türkiye sağlıkta yeni bir aşamaya geçecektir. Bu aşama sadece hizmet değil, aynı zamanda bunun koruyucu temel sağlığını çok da ön plana tutarak, aynı zamanda üreterek sağlıklı Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştirme mükellefiyetimiz var. Koruyan, geliştiren, üreten sağlık modelimizle esasında yeni bir başarı hikayesi yazmak durumundayız. Ben eminim 1,5 milyonluk sağlık ordusu bunu yapabilecek iradeye ve bilgiye sahip. Hep beraber bunu başarabileceğiz" diye konuştu. Bakan Memişoğlu, tedavi hemşireliğinin yanı sıra bakım hemşireliği ve koruyucu hemşireliği gibi 13 sertifika programıyla Türkiye’nin hemşirelikte dünya üzerinde yeni ufuklar açabilecek altyapı ve insan gücüne sahip bir ülke olduğunu söyledi. "Doğumhanelerin standartlarını oluşturduk" Normal doğumu teşvik etmek amacıyla bir kampanya başlatıldığını ve bu kampanyada ebelere de yetki verildiğini ifade eden Memişoğlu, "Bugün doğumhanelerin standartlarını oluşturduk. Aynı zamanda da 257 tane ebe okuluyla insanlarımıza, anne adaylarımıza doğumun doğal olanının yapılması için yardım edeceğimizi anlatıyoruz. Çok yakın zamanda bununla ilgili de bir mobil uygulamaya geçeceğiz" dedi. "Türkiye sağlıkta artık bir dünya markası" Türkiye’nin sağlık insan gücüyle artık bir dünya markası olduğunun altını çizen Bakan Memişoğlu, "Bugün Avrupa’nın veya gelişmiş ülkelerin hemşire sayısının neredeyse yarısında olan hemşire sayısına rağmen, Türkiye sağlıkta çok iyi yerlerde. Hekimler de keza öyle, sayısına baktığın zaman OECD ortalamasının hala altındayız. Buna rağmen bu kadar iyi sağlık hizmeti verebiliyorsak, kendimizi geliştirdiğimizde çok daha iyi sağlık hizmeti vereceğiz. Daha iyi sağlık teknolojisi bilgisi üreteceğiz. Aynı zamanda da koruyucu sağlık hizmetlerini geliştireceğiz" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu" Vatandaşların sağlığı için 10 milyon kişiye ulaşma hedefiyle hayata geçirilen Vücut Kitle İndeksi ölçümlerinin detaylarına ilişkin soruya Bakan Memişoğlu, şu cevabı verdi: "Detaylar anlatılacak ama biz önce sağlıklı kalmayı hedefliyoruz. Toplumumuzun sağlıklı kalmasını hedefletiyoruz. Bedenimiz bize emanet, ona iyi bakmayı öğreteceğiz. Tabii ki hastalanınca biz bakacağız ama önemli olan bugün toplumumuzun riski olan kilo, bağımlılık ve hareketsizlik gibi unsurları minimize etmek istiyoruz. Doğumun da her zaman söylediğimiz gibi doğalı olan normal doğumu teşvik etmek istiyoruz. Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu, kilo demek hastalık demek, ileride hastalanacağız demek. Genç yaştaki çocuklarımız kilolu, vücut dirençleri yüksek ve o yüzden hastalanmıyorlar ama yaşlanmaya başlayınca o kilo; eklem, kalp hastalıkları haline gelecek. Bugün dünyada senede 17 milyon insan sadece dolaşım hastalıklarından ölüyor. Biz öncelikle toplumumuzu sağlıklı kılmayı hedefledik." Programın sonunda ise Bakan Memişoğlu, hemşireler ve ebelerle günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdi.
Edirne’de sağlık kahramanları unutulmadı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:17 Edirne’de sağlık kahramanları unutulmadı Edirne’de, Hemşireler Haftası ve Ebeler Günü dolayısıyla tören düzenlendi. Edirne’de Atatürk Heykeli önünde yoğun katılımla gerçekleştirilen Hemşireler Haftası ve Ebeler Günü töreni, çelenklerin sunumu ile başladı. Çelenk sunumunun ardından bando eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Törene katılan Edirne İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. M. İshak Yıldırım, günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı. 5 Mayıs’ın Ebeler Günü, 12 Mayıs’ın ise Hemşireler Günü olarak kutlandığını hatırlatan Yıldırım, sağlık sisteminin en önemli yapı taşlarından birinin ebe ve hemşireler olduğunu vurguladı. Ebe ve hemşirelerin sadece bilgileriyle değil, yürekleriyle, fedakarlıklarıyla, özverileriyle, yılmadan, usanmadan çalıştığını söyleyen Yıldırım, "Dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağımız kadar değerli hemşirelere sahibiz" diyerek tüm hemşirelerin bu özel gününü kutladı. Törende konuşan Trakya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dekan V. Prof. Dr. Özgür Erol, hemşireliğin bilginin, sabrın, şefkatin ve insan sevgisinin birleştiği en kutsal mesleklerden birisi olduğunu söyledi. Hemşirelik Haftası’nın yalnızca bir kutlama değil, mesleğin taşıdığı anlam ve değerleri hatırlamak, yeniden hissetmek, bir araya gelmek, gücünün farkına varmak ve geleceğe güvenle bakmak adına çok önemli ve değerli olduğunu belirten Erol, "Hemşireler, her şartta insan sağlığına önem ve değer veren bir meslek grubudur. Sağlık sisteminin bir üyesi olarak, salgın, deprem, sel gibi tüm olağanüstü durumlarda ve zor şartlarda ellerinden gelenin fazlasını yaparak toplumun güvenini defalarca kazanmışlardır. Uluslararası Hemşireler Birliği, 2025 yılı temasında sağlık hizmetlerinin genel işleyişi açısından sağlıklı ve güvenli bir hemşirelik iş gücünün ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır" ifadelerine yer verdi. Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğrencisi İdal Usta da günün anlam ve önemini belirten şiirini okudu. Düzenlenen tören toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:17 Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programının Mardin’deki saha uygulaması, Selahaddin Eyyübi İlkokulunda gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde, Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğünün hazırladığı rehber doğrultusunda öğrencilere teorik sağlık eğitimleri verildi. Etkinlikte konuşan Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programının, İstanbul ve Ankara’dan sonra Mardin’de başlatmanın çok kıymetli olduğunu belirtti. Atak, "Sağlık Bakanlığı olarak uzun bir süredir aslında Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programını hazırlanıyorduk. Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu İstanbul’da İl Sağlık Müdürü iken bu programı başlatmıştı. Bütün okullarda çocukları, sağlık çalışanlarına bir araya getirerek buluşmasına fırsat verecek bir süreç vardı. Geçtiğimiz ay Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalandı. Ve bundan sonraki süreçte de tüm Türkiye’de Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek diyerek bütün okullarımızda, milli eğitim ve il sağlık müdürlüklerinin müşterek organizasyonuyla da biz iyi bir program hazırlamaya gayret ediyoruz" dedi. Buradaki amaçlarının sağlık okuryazarlığına katkı sağlamak olduğunu belirten Atak, şöyle devam etti: ’’Çocukların özellikle davranış değişikliği yapması ve çocukların bilgiyi öğrenmesi kendi hayatına tatbik etmesi nispeten daha kolay. Biz de tüm okullarımıza Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programlı uygularken de çocuklarımızın sağlıkla ilgili bilgilerini arttırmaya, sağlıkla ilgili farkındalıklarını artırmayı hedefliyoruz. Bizim buradaki temel hayallerimizden biri her bir çocuğun mümkün mertebe sağlık elçisi olarak toplumun her noktasına gitmesine fırsat tanımak. Dolayısıyla biz eğitimleri verirken bu çocuklarımıza birer sağlık elçisi olarak topluma tekrardan kazandırmayı hayal ediyoruz. Bu çocuklar öğrenmiş oldukları bilgileri de hem kendi hayatlarına hem de aileleri ve çevrelerinde savunuculuğu yapacak şekilde bizim değerli çalışma arkadaşlarımız olarak bu süreci yürütmüş olacaklar. İlk önce İstanbul, Ankara ve şimdi de Mardin’de kıymetli İl Sağlık Müdürümüz ve ekibiyle birlikte bu süreci elimizden geldiğince tabii kıymetli milli eğitim müdürlüğü ve öğretmenlerimizle birlikte yaygınlaştırmamaya çalışacağız." "Yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyoruz" İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz ise sağlıklı nesillerin sağlıklı bir toplumun temel taşı olduğunu söyledi. Yavuz, "Bugün burada, çocuklarımızı yalnızca kendi sağlıklarını koruyan bireyler olarak değil, aynı zamanda ailelerine ve çevrelerine örnek olacak birer sağlık elçisi olarak yetiştiriyoruz. Onlara kazandırdığımız bu bilinç sayesinde, temizlikten beslenmeye, hijyenden ağız ve diş sağlığına kadar pek çok konuda edindikleri bilgileri, evlerinde ve çevrelerinde yayarak toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlayacaklar. ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı ile aslında yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyor, hep birlikte daha sağlıklı bir geleceğe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz. Bu sürecin Türkiye genelinde kalıcı ve güçlü etkiler olacağına yürekten inanıyorum. Toplumda birer sağlık elçisi olacak çocuklar için de etkinlik alanımızda kurulan 8 sağlık istasyonumuz yer almaktadır. Aile hekimliği, ağız ve diş sağlığı, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kişisel hijyen ve bulaşıcı hastalıklardan korunma, UMKE, evde sağlık hizmetleri ve 112 istasyonlarımızda çocuklarımız bilgi ediniyor. İnşallah hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok kıymetli bir nesil yetiştireceğiz" diye konuştu. Program sonunda etkinliğe katılan öğrencilere "Sağlık Elçisi" belgesi verildi.
Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:11 Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programının Mardin’deki saha uygulaması, Selahaddin Eyyübi İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde, Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rehber doğrultusunda öğrencilere teorik sağlık eğitimleri verildi. Etkinlikte konuşan Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programının, İstanbul ve Ankara’dan sonra Mardin’de başlatmanın çok kıymetli olduğunu belirtti. Atak, "Sağlık Bakanlığı olarak uzun bir süredir aslında Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programını hazırlanıyorduk. Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu İstanbul’da İl Sağlık Müdürü iken bu programı başlatmıştı. Bütün okullarda çocukları, sağlık çalışanlarına bir araya getirerek buluşmasına fırsat verecek bir süreç vardı. Geçtiğimiz ay Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalandı. Ve bundan sonraki süreçte de tüm Türkiye’de Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek diyerek bütün okullarımızda, milli eğitim ve il sağlık müdürlüklerinin müşterek organizasyonuyla da biz iyi bir program hazırlamaya gayret ediyoruz" dedi. Buradaki amaçlarının sağlık okuryazarlığına katkı sağlamak olduğunu belirten Atak, şöyle devam etti: ’’Çocukların özellikle davranış değişikliği yapması ve çocukların bilgiyi öğrenmesi kendi hayatına tatbik etmesi nispeten daha kolay. Biz de tüm okullarımıza Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programlı uygularken de çocuklarımızın sağlıkla ilgili bilgilerini arttırmaya, sağlıkla ilgili farkındalıklarını artırmayı hedefliyoruz. Bizim buradaki temel hayallerimizden biri her bir çocuğun mümkün mertebe sağlık elçisi olarak toplumun her noktasına gitmesine fırsat tanımak. Dolayısıyla biz eğitimleri verirken bu çocuklarımıza birer sağlık elçisi olarak topluma tekrardan kazandırmayı hayal ediyoruz. Bu çocuklar öğrenmiş oldukları bilgileri de hem kendi hayatlarına hem de aileleri ve çevrelerinde savunuculuğu yapacak şekilde bizim değerli çalışma arkadaşlarımız olarak bu süreci yürütmüş olacaklar. İlk önce İstanbul, Ankara ve şimdi de Mardin’de kıymetli İl Sağlık Müdürümüz ve ekibiyle birlikte bu süreci elimizden geldiğince tabii kıymetli milli eğitim müdürlüğü ve öğretmenlerimizle birlikte yaygınlaştırmamaya çalışacağız." "Yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyoruz" İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz ise sağlıklı nesillerin sağlıklı bir toplumun temel taşı olduğunu söyledi. Yavuz, ’’Bugün burada, çocuklarımızı yalnızca kendi sağlıklarını koruyan bireyler olarak değil, aynı zamanda ailelerine ve çevrelerine örnek olacak birer sağlık elçisi olarak yetiştiriyoruz. Onlara kazandırdığımız bu bilinç sayesinde, temizlikten beslenmeye, hijyenden ağız ve diş sağlığına kadar pek çok konuda edindikleri bilgileri, evlerinde ve çevrelerinde yayarak toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlayacaklar. ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı ile aslında yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyor, hep birlikte daha sağlıklı bir geleceğe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz. Bu sürecin Türkiye genelinde kalıcı ve güçlü etkiler olacağına yürekten inanıyorum. Toplumda birer sağlık elçisi olacak çocuklar için de etkinlik alanımızda kurulan 8 sağlık istasyonumuz yer almaktadır. Aile hekimliği, ağız ve diş sağlığı, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kişisel hijyen ve bulaşıcı hastalıklardan korunma, UMKE, evde sağlık hizmetleri ve 112 istasyonlarımızda çocuklarımız bilgi ediniyor. İnşallah hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok kıymetli bir nesil yetiştireceğiz’’ diye konuştu. Program sonunda etkinliğe katılan öğrencilere "Sağlık Elçisi" belgesi verildi.
ESOGÜ Hastanesi’nde geri dönüşüm bitkisel atık ile ilgili etkinlik düzenlendi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:02 ESOGÜ Hastanesi’nde geri dönüşüm bitkisel atık ile ilgili etkinlik düzenlendi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde Tıp Fakültesi 1’inci Sınıf sosyal sorumluluk proje ekipleri tarafından "Geri Dönüşüm Bitkisel Atık" etkinliği düzenlendi. Hastane poliklinikler girişinde düzenlenen bilgilendirme etkinliği Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız, Hastane Başmüdürü Ayşe Kırcı, Çevre ve Denetim Sorumlusu Fatma Övenler, Mutfak Sorumlusu Nurdoğan Erafacan Gül ve Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Esin Gökalp’ın katılımıyla gerçekleşti. "Kanser ve mide rahatsızlıklarının artmasına sebep oluyor" Geri dönüşümün etkileri hakkında konuşan Prof. Dr. Pınar Yıldız, "Bitkisel atık yağlar çevre ve insan sağlığına önemli ölçüde zarar vermektedir. Lavabolara dökülen atık yağlar yer altı sularımıza, deniz ve göllerimize karışarak temiz su kaynaklarımızı yok etmektedir. Kanalizasyonlara karışan atık yağlar giderlerin tıkanmasına sebep olmaktadır. Lisanssız ve illegal toplayıcılara satılan atık yağlar temiz yağlara karıştırılarak yeniden piyasaya sürülmektedir. Bu da kanser ve mide rahatsızlıklarının artmasına sebep olmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yayımlanan 06.06.2015 tarih ve 29378 sayılı Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre bitkisel atık yağların dökülmesi, çöpe atılması ve satılması yasaklanmıştır. Bitkisel atık yağların ayrı kaplarda biriktirilerek sadece lisanslı firmalara teslim edilmesi zorunludur. Lisanslı toplayıcılar tarafından toplanan bitkisel atık yağlar, çevreci yakıt olan biodizel yapımında kullanılmaktadır" dedi.
Diyabetik ayağa ozon tedavisi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:58 Diyabetik ayağa ozon tedavisi İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin özellikle iyileşmesi zor kronik yaralarda kullanılabileceğini söyleyerek, "Yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçirir" dedi. Ozon tedavisinin enfeksiyon riski yüksek durumlarda ve iyileşmesi geciken yaralarda büyük katkı sağladığını söyleyen Dr. Mehmet Kınacı, "Diyabetik ayak, şeker hastalığına bağlı olarak ayakta yara çıkması durumudur. Şeker hastalığı sinirleri ve damarları etkileyerek ayakta his kaybına ve iyileşmeyen yaralara neden olabilir. Bu yaralar zamanla enfeksiyon kapabilir, bu yüzden erken müdahale çok önemlidir. Ozon tedavisi, özellikle diyabetik ayak gibi iyileşmesi zor, kronik yaralarda çok etkili bir tamamlayıcı tedavidir. Biz bu tedaviyi en sık diyabetik ayak yaralarında kullanıyoruz ancak sadece bununla sınırlı değil. Ameliyat sonrası yara iyileşmelerinde, enfeksiyon riskinin yüksek olduğu durumlarda ve iyileşmesi geciken yaralarda da ozon terapi tedavi sürecine büyük katkı sağlıyor. Ozon, üç oksijen atomundan oluşan güçlü bir oksidandır. Yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçirir. Aynı zamanda oksijenlenmeyi artırarak hücrelerin yenilenmesini sağlar" dedi. Kınacı, tedavinin yara boyutuna ve enfeksiyon düzeyine göre değiştiğini söyleyerek, "Hastada Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz eksikliği gibi bir kontrendikasyon yoksa ozon tedavisini elbette uygulayabiliriz. Ozon tedavisi, enfeksiyonlu, iyileşmeyen, antibiyotiklere dirençli yaralarda çok başarılı sonuçlar veriyor. Klasik tedaviler ile birlikte hastaya uygun doz ve sürede uyguluyoruz. Uygulanan tedavi ise yaranın boyutuna ve enfeksiyon düzeyine göre değişir. Ancak birçok hastada birkaç seans sonunda bile kızarıklıkta azalma, koku kaybı, dokuda canlanma gibi olumlu etkiler gözlemlenir. Tedavi genellikle haftada birkaç kez uygulanır. Biz ozon uygulamalarında hızlı etki oluşturmak için sistemik etkili yöntemlerle, açık yara üzerine torbalama yöntemini birlikte kullanıyoruz. Toplamda 14 farklı yöntemle ozon tedavisi uygulayabiliyoruz. Her hastaya özel bir tedavi planı oluşturuyoruz. Bu kombinasyon, hem lokal iyileşmeyi hızlandırıyor hem de genel bağışıklık sistemini destekliyor. Diyabetik ayak ciddi bir sorundur ve geç kalındığında uzuv kaybına kadar gidebilir. Erken müdahale çok önemlidir. Ozon tedavisi, klasik tedavilere destek olarak ayağın kurtarılmasına yardımcı olabilir. Bilinçli olmak ve zamanında harekete geçmek, bazen bir ayağı, bazen de hayatı kurtarır" ifadelerini kullandı.
Burhaniye’ de Çölyak Farkındalık Konferansı düzenlendi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:49 Burhaniye’ de Çölyak Farkındalık Konferansı düzenlendi Burhaniye’ de, Edremit Körfezi Çölyak Derneğinin öncülüğünde Çölyak Farkındalık Konferansı düzenlendi. Reha Yurdakul Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çağlar, Çölyak Hastalığı ile ilgili bilgilendirme yaptı. Burhaniye Reha Yurdakul Kültür Merkezi, önemli bir farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çağlar’ın sunumuyla düzenlenen Çölyak Hastalığı Bilgilendirme Konferansı, çölyak hastalığı ve glüten hassasiyetine ilişkin önemli bilgiler sundu. Edremit Körfezi Çölyak Derneği Başkanı Betül Özdemir Kaya’nın öncülüğünde yapılan konferansa, Belediye Başkan Yardımcısı Ayten Tuna, Edremit Belediye Başkan Yardımcısı Metin Tunçer ve çölyaklı vatandaşlar katılım sağladı. Dernek Başkanı Betül Özdemir Kaya, 18 yıl önce çölyak teşhis konduğunu anlatırken, vatandaşlara faydalı olmak için etkinlikler düzenlediklerini söyledi ve Prof.Dr.Erkan Çağlar’a teşekkür etti. Prof. Dr. Çağlar, çölyak hastalığı, glüten intoleransı ve yaşamı kolaylaştıracak doğru beslenme yöntemleri üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi; etkinlikte çölyak hastalığı konusunda farkındalık oluşturuldu. Prof.Dr. Erkan Çağlar, konferansın sonunda çölyakllıların sorularını yanıtladı. Dernek Başkanı Betül Özdemir Kaya, Prof.Dr.Erkan Çağlar’a teşekkür plaketi takdim etti.
"Ani baş dönmesi, inme işareti olabilir"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:43 "Ani baş dönmesi, inme işareti olabilir" Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, ani baş dönmesinin inme işareti olabileceğini söyledi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, 10 Mayıs Dünya İnme Önleme Günü dolayısıyla inme hakkında bilgilendirmelerde bulundu. İnme veya diğer adıyla felcin beyne giden hayati derecede önemli kan ve oksijen akışının ani bir şekilde kesilmesi veya azalmasıyla meydana gelen klinik bir tablo olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, "Beynin bir bölümüne iletilen kan akışının azaldığı ya da kesintiye uğradığı durumlarda felç kendini gösterir. Bu durumda beyin hücreleri dakikalar içinde hayatını kaybetmeye başlar. Felç acil bir durumdur ve acil tedavi çok büyük öneme sahiptir. Erken müdahale, beyin hasarını ve diğer riskleri azaltabilir ya da engelleyebilir" dedi. "Ani baş dönmesi ve denge kaybı yaşamak mümkün" İnmenin iskemik inme ve hemorajik inme olarak iki türü bulunduğundan bahseden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, "İskemik inme en sıklıkla görülen inme türüdür. Beynin kan damarlarındaki daralmadan veya tıkanmadan dolayı meydana gelmektedir. Hemorajik inme ise, beyindeki bir kan damarının yırtılması durumunda meydana gelmektedir. Siz ya da yakınınızdaki bir kişi inme geçiriyorsa, semptomların başladığı ana dikkat etmek çok önemlidir. Çünkü bazı tedavi teknikleri, felcin hemen ardından uygulandığında etkili olabilmektedir. Konuşmakta ve diğer insanların söylediklerini anlamakta zorluk çekmek, yüz, kol ya da bacakta meydana gelen felç yahut uyuşma, ani olarak bir ya da iki gözde ortaya çıkan bulanıklık ya da karartılı görme yaşanılabilir. Kişi etrafındakileri çift görebilir. Kusma, baş dönmesi ya da bilinç kaybının eşlik edebileceği ani ve şiddetli baş ağrısı oluşabilir. Ani baş dönmesi ve denge kaybı yaşamak mümkündür" diye konuştu. "Kadınlarda felçten dolayı gerçekleşen ölüm oranları erkeklere kıyasla daha fazla" 55 yaş üstündeki bireylerin, genç bireylere oranla felç geçirme ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Dolu, "Erkeklerdeki felç ihtimali, kadınlara kıyasla daha yüksek olsa da kadınlarda felçten dolayı gerçekleşen ölüm oranları erkeklere kıyasla daha fazladır. Yaşam tarzı, fazla kilolu veya obez olmak, fiziksel hareketsizlik, uyuşturucu kullanımı, yüksek tansiyon, sigara içimi veya pasif içicilik, yüksek kolesterol, diyabet (şeker), uyku apnesi, kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon gibi kardiyovasküler rahatsızlıklar, kişisel ya da ailevi inme öyküsü, kalp krizi, geçici iskemik atak geçmişi, korona enfeksiyonu, doğum kontrol hapları, hormon tedavileri inmeyi etkileyebilmektedir" şeklinde konuştu. Felcin beynin kan akışından ne kadar zaman mahrum kaldığına ve hangi bölümün etkilendiğine bağlı şekilde bazı bölgelerde geçici ya da kalıcı sakatlıklara sebep olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Hikmet Dolu, komplikasyonların felç, kas hareketi kaybı, konuşma güçlüğü, yutma güçlüğü, hafıza kaybı veya düşünme güçlüğü, duygusal problemler, ağrı davranış değişikliklerini içerebileceğini belirtti. "Tedavisi mümkün" Uzm. Dr. Hikmet Dolu, inmeyi önlemek için neler yapabileceği konusunda şu bilgileri paylaştı: "İnmeye sebep olabilecek risk etkenlerinin farkında olmak, hekimin önerilerine uymak ve sağlıklı bir hayat tarzını benimsemek, hipertansiyonu kontrol etmek, kolesterol ve doymuş yağ miktarını düşürmek, tütün kullanımını bırakmak, sağlıklı kiloyu korumak, meyve ve sebzesi zengin bir diyet uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, alkol kullanımını sınırlandırmak veya ortadan kaldırmak, diyabeti yönetmek inmeyi engellemek için atılabilecek en iyi adımlardır. Felç için acil tedavi teknikleri, felcin türüne göre farklılık göstermektedir. İskemik felci tedavi etmek amacıyla, kan akışı beyne hızlı bir biçimde sağlanmalıdır. İlaçların olabildiğince erken verilmesi önemlidir. Hızlı tedavi yalnızca sadece hayatta kalma oranını artırmakla kalmaz, meydana gelebilecek risklerin de azaltılmasını sağlar. Bazen iskemik inmeleri doğrudan tıkalı kan damarın içerisinde tedavi etme yöntemine başvurulur. Endovasküler tedavi sonuçlarına bakıldığında bu yöntem, büyük oranda iyileşme göstermiş ve uzun sürede potansiyel sakatlıkları azaltmıştır. Acil prosedürler olabildiğince kısa zaman içinde gerçekleştirilmelidir. Karotis endarterektomi yöntemi, karotis arteri tıkayan plağı ortadan kaldırarak iskemik felç riskini düşürür. Anjiyoplastide kasıklarda bulunan bir atar damardan karotis atar damarına bir kateter iletilir. Bu işlemin ardından daralmış olan atar damarı genişletmek amacıyla bir stent yerleştirilebilir. Kanama bölgesi genişse, hekim kanı almak ve beyninizdeki basıncı düşürmek için cerrahi operasyon yapmayı isteyebilir. Felç geçiren kişiler bir rehabilitasyon programına dahil edilir. Buradaki tedavi programı hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve felçten kaynaklanan sakatlığın düzeyine bağlı olarak şekillenmektedir."