SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28 Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29 Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Başarılı by-pass cerrahisi ile hayata tutundu
09 Mayıs 2025 Cuma - 09:21 Başarılı by-pass cerrahisi ile hayata tutundu Göğüs ve nefes darlığı şikayetiyle başvuran hasta, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı bypass operasyonu ile sağlığına kavuştu. Şanlıurfa’da yaşayan 56 yaşındaki Halil Balcı, uzun zamandır göğüs ve nefes darlığı şikayeti yaşıyordu. Daha önce farklı bir hastanede anjiyo olan ancak şikayetleri geçmeyen Halil Balcı, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’ne başvurdu. Balcı, ANKA Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökaslan tarafından muayene edildi. Yapılan ileri tetkik ve tahliller sonucu 3 ana damarının tıkalı olduğu tespit edilen hastaya Prof. Dr. Gökhan Gökaslan tarafından by-pass ameliyatı yapılmasına karar verildi. 3 ana damar koroner bypass yapılan hasta kısa süre sonra sağlığına kavuştu. Anka Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyon sonrası sağlığına kavuşan Balcı, kendisini sağlığına kavuşturan Prof. Dr. Gökhan Gökaslan ve hastane yönetimine teşekkür ziyaretinde bulundu. Balcı, "Damarlarımın tıkalı olduğunu duyunca çok korktum. Bir an öleceğimi düşünüp, umutsuzluğa kapıldım. Doktorumun başarılı operasyonu ile hayata tutundum. Hastane yönetimi de benim her ihtiyacımda yanımdaydı. Kendilerine ne kadar teşekkür etsem azdır" dedi. Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, tıkalı olan koroner kalp damarlarının açılması için yapılan by-pass ameliyatının başarıyla geçtiğini dile getirerek, "Hastamızın sağlığına kavuşmasına vesile olduğumuz için çok mutluyuz" şeklinde konuştu. Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç da, "Hastalarımızın sağlığına kavuştuğunu görmek bizim için mutluluk verici. Hastalarımızı sağlığına kavuşturmak için çabalarken onlara kendilerini evlerinde gibi hissettirmeye çalışıyoruz. Sağlık en önemli hazine. Biz de hastalarımızın kısa sürede sağlığına kavuşmaları için özveri ile çalışmaya devam ediyoruz" diye konuştu.
Sağlık-Sen Şube Başkanı Anmal: "Sağlık hizmeti aksamamalı, sendikal baskılara son verilmeli"
08 Mayıs 2025 Perşembe - 20:18 Sağlık-Sen Şube Başkanı Anmal: "Sağlık hizmeti aksamamalı, sendikal baskılara son verilmeli" Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, "Sağlık hizmeti aksamamalı, sendikal baskılara son verilmeli" dedi. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, yaptığı açıklamada, Şırnak İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Sait Değer’in görevden ayrılmasından sonra yaşanan boşlukta sağlık hizmetinin aksadığını ileri sürdü. Anmal, genç nüfusu ve doğurganlık oranı ile sağlık hizmetine en fazla ihtiyaç duyulan yerlerden biri olan Şırnak’ta İl Sağlık Müdürlüğünde yaşanan değişimin hem hizmetin aksamına hem de sağlık çalışanlarının mobbinge maruz kalmasına neden olduğunu öne sürdü. Anmal şöyle devam etti: "Sağlık tesislerinde üst yöneticinin duyarsızlığı ile makamlarını baskı aracı olarak kullanan yöneticilerin işgüzarlığı yüzünden bölgede bir tedirginlik olduğunu gözlemliyoruz. Bu boşluğu fırsat bilen bazı yöneticilerin, çalışanları sendikal tercihlere zorladıkları ve sendikal özgürlüğü makamın verdiği yetkiyi baskı aracı kullanarak sendika değişikliğini zorla yaparak sağlık çalışanlarını huzursuz ettiklerini görüyoruz. Söz konusu yöneticiler eğer sendikacılık yapma hevesleri varsa sendikalara üye olup çalışmalarını gizleyerek değil, aleni bir şekilde yapmalarını öneriyoruz. Yoksa sağlık tesislerinde yetkileri olmadıkları halde yöneticilerden aldıkları talimatlarla adeta terör estirmelerini kabul etmediğimizi de belirtmek istiyoruz. Yaşanan sorun ve baskıları rapor halinde ilgili mercilere sunacağız. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları sendikası Sağlık-Sen ailesi olarak kurumlarda sendikal çekişmeleri Sağlık çalışanları arasında huzursuzluğa ve mahalle baskılarına dönüştürerek mobbing yapılmasına göz yumarak yapılmasına vesile olanları yanımızda not ediyor ve gerekli hukuki sürecin ve sağlık hizmetinin aksatılması yönünde hazırladığımız raporları da Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ile çalışma ekibine sunarak bu minvalde suç duyurusunda olmamız gerektirecekse de suçun oluşmasına göz yuman yöneticiler hakkında da bilgi, belge ve argümanlarla ilgili makamlara ulaştıracağız. Acilen yeni bir müdür görevlendirilmeli."
Hekimlik Meslek Kanunu taslağı tamamlandı
08 Mayıs 2025 Perşembe - 18:16 Hekimlik Meslek Kanunu taslağı tamamlandı HEKİMSEN Genel Başkanı Dr. Adil Kurban, hazırlanan Hekimlik Meslek Kanun taslağının hekimlerin beklentileri doğrultusunda oluşturulduğunu belirterek, "Bu metin masa başında değil, doğrudan sahadan gelen taleplerle oluşturuldu. Her bir başlık, küçük gruplar halinde çalışan hekimler tarafından tartışılarak olgunlaştırıldı. Özlük hakları konusunda adeta devrim niteliğinde düzenlemeler içeriyor" dedi. HEKİMSEN, hekimlerin özlük haklarını güçlendirmeyi, çalışma şartlarını iyileştirmeyi ve mesleklerini güvenli bir şekilde icra etmelerini sağlamayı hedefleyen Hekimlik Meslek Kanunu taslağını tamamladı. Taslak, hekimlerin sosyal, mali ve mesleki haklarını kapsamlı bir şekilde düzenleyerek meslek standartlarını yeniden tanımlıyor. HEKİMSEN Genel Başkanı Dr. Adil Kurban, konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Hekimlik mesleğine dair uzun süredir devam eden mevzuat eksikliklerinin ciddi sorunlara yol açtığını ifade eden Dr. Kurban, "Bu yasa tasarısı olmazsa olmaz bir ihtiyaçtı. Çünkü geçmişteki tıp mevzuatımız birçok açıdan yetersizdi. Var olan yönetmelikler ve kurallar, sistemin ihtiyaçlarına cevap verememekteydi" dedi. Hekimlik Meslek Kanunu taslağının hazırlanma sürecinde mümkün olan en geniş katılımı sağlamaya çalıştıklarını belirten Dr. Kurban, "Sosyal medya, kamuya açık gruplarda ve çeşitli platformlar üzerinden hekimleri bu çalışmaya dahil olmaya davet ettik. Zorla değil ama ısrarla sürece katılım sağlamalarını istedik. Katılabilen meslektaşlarımızla birlikte, hukukçularımızın da desteğiyle detaylı ve bilimsel bir hazırlık yürüttük" diye konuştu. "Bu yasa kamu bütçesine yük getirmeyecek" Hazırlanan kanun taslağının, hekimlerin sahadaki gerçek ihtiyaçlarını yansıttığını belirten Dr. Kurban, "Bu metin masa başında değil, doğrudan sahadan gelen taleplerle oluşturuldu. Her bir başlık, küçük gruplar halinde çalışan hekimler tarafından tartışılarak olgunlaştırıldı. Özlük hakları konusunda adeta devrim niteliğinde düzenlemeler içeriyor" şeklinde konuştu. Tasarıyla ilgili maliyet konusuna da değinen Dr. Kurban, "Bu yasa kamu bütçesine yük getirmeyecek. Aksine, daha düzenli ve planlı bir sağlık sistemi sayesinde kısa sürede maliyetleri azaltacak bir yapı sunuyor. Tıp mesleğini ve sağlık sistemini zirveye taşıyacak bir adım olduğuna inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrıda bulunan Dr. Kurban, "Bu tasarıyı onaylayacak olan meclis üyeleri, bizce tıbbın geleceğine en büyük katkıyı sunmuş olacaklar. Bu nedenle, tasarının bir an önce yasalaşmasını temenni ediyoruz" dedi.
Erişkin otizm işlevsellik taraması sonuçları: Yüzde 52’si lise eğitimini tamamlayabiliyor
08 Mayıs 2025 Perşembe - 16:34 Erişkin otizm işlevsellik taraması sonuçları: Yüzde 52’si lise eğitimini tamamlayabiliyor Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Miraç Barış Usta, Türkiye Erişkin Otizm İşlevsellik Taraması çalışmasının sonuçlarını açıklayarak, "18 yaşını geçmiş otizmli bireylerin yarısı lise eğitimini bir şekilde bitirebilecek seviyeye geliyorlar. Yüzde 5’inin üniversite öğrencisi olduğu görmekteyiz. Evlilik öyküsü olan yok, yüzde 1,7’si ehliyet sahibi" dedi. Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da "Otizm ve Kaynaştırma Eğitim Paneli" düzenlendi. Panelde Doç. Dr. Miraç Barış Usta erişkin otizmlilere yönelik yapılan çalışmanın sonuçlarını paylaştı. Çocukluk döneminde otizm spektrum bozukluğu tanısı almış bireylerin erişkinlik dönemindeki işlevsellik düzeylerinin incelendiği araştırma, dikkat çekici veriler ortaya koydu. Doç. Dr. Miraç Barış Usta panelde yaptığı konuşmada, "Ülkemizde 29 bin 873 otizm tanılı çocuğumuz var. Bunların 18 yaş altındaki kısmı 26 bin 243’tür. 18 yaş üstünde ise 3 bin 636 kayıtlı insanımız bulunuyor. Nüfusumuz artmasına rağmen erişkin çağda çok az sayıda otizmli bireyle yaşıyoruz. Türkiye genelindeki 3 bin 636 kişiden bin 500’üne ulaşabildik. Otizme erişebilir bir toplum sayılabiliriz. Hekime ulaşma konusunda başarılıyız. Otizm spektrum bozukluğunda en önemli başarının erken tanıdır. Ömür boyu rehabilitasyon gerektiren, eğitimin her bölümünde farklı bir ihtiyacı olan gruptan bahsediyoruz" diye konuştu. Yapılan çalışma sonuçları Doç. Dr. Miraç Barış Usta, "Çalışmada elde edilen verilere göre, 18 yaşını geçmiş otizmli bireylerin yüzde 52’si lise eğitimi görmekte ya da mezun durumda. Yüzde 5’i üniversite öğrencisi. Yüzde 36,9’u tek başına yaşayabiliyor, yüzde 24’ü tek başına alışveriş yapabiliyor, yüzde 17’si şehir içi ulaşımı yalnız kullanabiliyor. Sadece yüzde 1,7’si ehliyet sahibi. Yüzde 3,7’sinin romantik ilişki öyküsü bulunurken, evlilik öyküsü olan birey tespit edilemedi. 161 kişi ise iş gücüne katılabilmiş durumda" şeklinde konuştu. Usta, otizm tanısı alan bireylerin ve ailelerinin sürecin başında büyük bir depresyona girdiklerini belirterek, "Çocuğum bunu yapabilecek mi, konuşabilecek mi, iletişim kurabilecek mi? gibi sorularla karşı karşıya kalıyorlar. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu bireylerin yarısı lise eğitimini tamamlayabilecek seviyeye geliyor" ifadelerini kullandı. "Eğitim, her birey için kanunlarla güvence altına alınmış yasal bir haktır" Panelde konuşan Samsun İl Milli Eğitim Müdür Yardımcı Mehmet İrfan Yetik ise şunları söyledi: "İlimizdeki halk eğitim merkezlerine, otizm spektrum bozukluğu olan öğrenciler (özellikle mezun öğrenciler) ile ilgili kurs sayısının arttırılmasına yönelik talep yazısı yazıldı. 2025-2026 eğitim-öğretim yılında rehber öğretmenlerin okullarında uygulaması amacıyla otizmli öğrencilerin sınıfta arkadaşları tarafından kabullerinin desteklenmesi, kapsayıcı eğitim uygulamaları ve diğer öğrencilerde farkındalık geliştirmeye yönelik dramatizasyon, eğitsel oyun vb. etkinlikler üzerinde çalışılmaktadır. Eğitim, her birey için kanunlarla güvence altına alınmış yasal bir haktır. Bu hakkın bir gereği olarak özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerimizin eğitimlerini performansları doğrultusunda, özelliklerine uygun olarak düzenlenen ortamlarda sürdürmelerini sağlamak biz eğitimcilerin en temel görevidir. Kaynaştırma yoluyla eğitim uygulamaları yetersizliği olmayan öğrencilerin de özel eğitim ihtiyacı olan bireyleri tanımasına, anlamasına ve bireysel farklılıkları daha kolay kavramalarına imkan sağlamaktadır. Sonuçta toplumsal yaşamın birlikte paylaşılacağı unutulmamalı, bakış açımız farklılık çerçevesinden farkındalık yönüne doğru değişmelidir. Çocukların tutumları üzerinde yetişkin tavır ve davranışlarının etkisi unutulmamalıdır. Otizmli öğrencinin eğitimini sürdüreceği sınıfta ders okutan tüm öğretmenlerin özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin özellikleri ve eğitim ihtiyaçları, özel eğitim alanında kullanılan öğretim yöntem ve teknikleri, sınıf yönetimi ve davranış değiştirme teknikleri, öğretim uyarlamaları ve ortam düzenlemeleri gibi konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Okul idaresi tarafından düzenlenecek toplantılarla yapılabileceği gibi konu ile ilgili video kayıtları ya da filmler izletilmesi, özel eğitim okul/kurumları ile özel eğitim sınıflarının ziyaret edilmesi, okuma materyalleri temin edilmesi ya da bu içerikli seminerler düzenlenmesi yoluyla da gerçekleştirilebilir. Ayrıca aile de sürece dâhil edilerek çocuğunun durumu hakkında bilgilendirme yapması istenebilir." Panel toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Çırpı Mahallesinin içme suyu hatlarını yenileniyor
08 Mayıs 2025 Perşembe - 16:15 Çırpı Mahallesinin içme suyu hatlarını yenileniyor Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü Menteşe İlçesi Çırpı Mahallesinde sürekli arızalanarak su kaybına ve kesintilere yol açan hatların yenileme çalışmasına başladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon idaresi (MUSKİ) ekipleri kırsal mahallelerin su sorunlarını ortadan kaldırmaya devam ediyor. Özellikle kullanım ömrünü tamamlayan ve arızaların yaşandığı hatların değişimine devam eden ekipler, Menteşe İlçesi Çırpı mahallesinde çalışma başlattı. Bölgede sürekli arızalanarak su kaybına ve uzun süreli kesintilere neden olan hatların değişimi başladı. Çalışmalar kapsamında 1500 metrelik terfi hattı ve 300 metrelik şebeke hattı olmak üzere toplamda 1800 metrelik yenileme gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra mevcut hatlar daha dayanıklı ve uzun ömürlü hatlarla yenilenecek. Çalışmalar kapsamında 90 hanenin bulunduğu Mahalledeki su sorunları ortadan kalkacak. Mahallesindeki hat yenileme çalışmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Çırpı Muhtarı Mehmet Şanlı, "Borularımız sürekli patlıyordu. Burada başta Ahmet Başkanım olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül, Daire Başkanlarım beraber oturup konuştuk. Mahallemizin sorununu en az seviyeye indirmek ve su sıkıntısını gidermek için mücadele ettik. Yaklaşık bir buçuk kilometrelik bir su hattımız değişiyor. Daha sonra akabinde de iki-üçyüz metrelik şebeke hattımızı değişecek. Mahallemiz 90 halinden oluşuyor. Sürekli patlaklar oluyordu. Daha önceki döşenen borularda bir sıkıntı varmış bilmiyoruz. İnşallah daha iyi olacağını tahmin ediyorum" dedi.
Bu hastalığın tek ilacı: Ömür boyu glütensiz beslenmek
08 Mayıs 2025 Perşembe - 15:40 Bu hastalığın tek ilacı: Ömür boyu glütensiz beslenmek Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), Samsun Çölyak ve Glütensiz Beslenme Derneği ile Samsun Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde ‘Glütensiz Yaşam Paneli’ düzenlendi. OMÜ Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Anıl, çölyak hastalığının tek tedavisinin ömür boyu glütensiz beslenmek olduğunu belirtti ve glütensiz olarak ürettikleri baklaşekeri için de patent başvurusu yaptıklarını açıkladı. OMÜ Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen Glütensiz Yaşam Paneli’nde OMÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Gören ‘Çölyak Tanı ve Tedavisi’, Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Pınar Sökülmez Kaya ‘Çölyak ve Beslenme’, Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Anıl ‘Bilimsel Çalışmalar’ konusunda sunumlar gerçekleştirdi. Glütensiz gıdaların da ikram edildiği panelde açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Münir Anıl, çocukların da dikkatini çekecek cips, kek, baklaşekeri gibi ürünleri de glütensiz bir şekilde ürettiklerini söyledi. "Glütensiz baklaşekeri için patent başvurusunda bulunduk" Birçok ürünü glütensiz olarak ürettiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Münir Anıl, "OMÜ olarak çölyak ile ilgili çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. 2 ay önce bir tezimizi bitirdik. 3 ay önce daha bir tezimiz. En son bitirdiğimiz tez glütensiz cips üzerindeydi. Çocuklarımıza neşeli gıdalar üretmemiz lazım. Bazı şekilde insanlar onların kıvamlarını arttırabilmek, yapışkanlığını azaltmak veya onların tutkunluğunu arttırmak için buğday onu kullanmak durumunda. Hani patates cipsi diyorsunuz, mısır cipsi diyorsunuz. Bunların hepsinde bulaşıklar olabiliyor, özellikle katılan durumlar olabiliyor. Teknolojiyi, kaliteyi arttırmak adına ama bu durumdaki, bu gruptaki insanlar için glutenin kilogramda 20 miligramı, zerre kadar bir şey çok zararlı etki gösteriyor. Yani hayatlarını zorlaştırıyor açıkçası. Bunların haricinde kek de yaptık. Bu ürünleri yaparken de aromatik ürünler kullanmaya gayret ediyoruz. Tarhana çok güzel bir besin ama biz bunu glutenli olduğundan tüketemiyoruz. Biz de bunu baklagillerden yaptık, mısır unundan yaptık. Bir baklaşekerimiz var. Onun da patentini almak için gerekli çalışmaları başlattık" dedi. "Leblebi tozundan yapılan kek beğeni topladı" Glütensiz ürünlerin lezzetsiz olmadığını, sağlıklı insanlar tarafından da beğenilerek tüketildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Anıl, "Günlük beslenmemizde miktar ve çeşit vardır. O çeşitleri sağlamak lazım. Hep tarhana çorbası tüketemeyiz. Keke de ihtiyacımız var. Özellikle çocukluk çağındakiler. Cipse de ihtiyacımız var. Şekerlemeye de ihtiyacımız var. O yüzden de tarhanayla ilgili iki tane çalışmamız var. Mısırlı ve baklagil tarhanaları olarak. Bunlar yüksek lisans tezi. Çok değerli şeyler. Her birinin arkasında üç yıllık emek var. Yine bir bakla şekerimiz var. Tatlı formatında çünkü neşeli bir ürün. Hem de bakıyoruz kestane şekeri gerçekten fiyat olarak çok yüksek ama bakla şekeri çok daha uygun, çok güzel bir formatta hem de glütensiz olarak üretiyoruz. Bunun yanında yine bir cipsimiz var. Bizler bile neşeyle tüketiyoruz. Bir şey izlediğimizde televizyon karşısında bir çerez türü bir şeye ihtiyacımız var. Öyle bir ürünümüz. Keki de leblebi unundan, kırık leblebilerden ürettik Bir taraftan artık değerlendirmiş olduk. Biz bunu bir aromatik ürün olarak kullandık. Çünkü glütensiz ürünlere baktığında gerçekten tadım noktasında, duyusal noktasında, beğeni noktasında gerçekten düşük ürünler. O yüzden biz bunlara biraz daha değer katalım. Bunları daha çok tüketilir hale getirelim. Hatta yaptığımız çalışmada glutensiz beslenmekten değil, normal insanlar bile çok beğendiler. ‘Aa bu ne kadar güzel bir şey’ dediler. Çünkü leblebinin kendine has bir aroması var. Yaptığımız kekteki proses de buna katkı veriyor ve sonuçta çok güzel şeyler çıktı. Üniversite olarak çölyakla ilgili katkı veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz" diye konuştu. "Çölyak konusunda toplum da bilinçli olmalı" 20 yıldır çölyak hastası olduğunu ifade eden Samsun Çölyak ve Glütensiz Beslenme Derneği Başkanı Sara Kosif, "Arkadaşlarım ‘azıcık tat ne olur’ diyorlar. Kesinlikle yanlış. Tatmamak gerekiyor çünkü o tamamen bizim bağırsak sindirim sistemimizi bozuyor. Dolayısıyla önemli bir hastalık kötü bir hastalığa kadar yol açabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olduğu için bağırsaklar o gıdayı zehre dönüştürüyor. Yani kesinlikle ‘birazcık ye bir şey olmaz’, olmamalı, yenmemeli, öyle bir şey söylenmemeli. Yani bu konuda toplumun da bilinçli olması gerekiyor. Beslenirken glüten içeren içerikleri, yemekleri, yiyecekleri yememeleri gerekiyor. Bunlar da unlu gıdalar, simit. Mesela simit bizim için çok önemli ama simit maalesef tadamıyoruz, yiyemiyoruz. Ama glütensiz tabii ki tüketebilirler. Glütenli hiçbir şey ömür boyu yenmemesi gerekiyor besinlerimizde" şeklinde konuştu. Doğuştan ve sonradan çölyak hastalığına yakalananlar da glütensiz beslenmeye geçtikten sonra hiçbir sağlık sorunuyla karşılaşmadıklarını, vücut gelişimlerinin de normal şekilde devam ettiğini belirterek, glütensiz beslenmenin önemine değindiler.