Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
5
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
08 Mayıs 2025 Perşembe - 11:24
’’Bahar ayları migren ataklarını tetikliyor’’
Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk, ’’Hava basıncındaki değişimin de (barometrik) bazı kişilerde migren ataklarını başlatmaya neden olabilir. Özellikle ilkbahar, sonbahar gibi mevsim geçişlerindeki sıcaklık değişimlerine bağlı olarak yaşanan basınç farklılıkları migreni tetikleyebilir’’ dedi. Mevsimsel geçişleri hiç şüphesiz ki en çok hissedenler migren hastaları. Migren, ataklar halinde seyreden bir baş ağrısı sendromu olarak tanımlanmakta ve çoğunlukla da kadınları etkilemektedir. Migrenle ilgili dikkat edilmesi gerekenleri Liv Hospital Vadistanbul Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk anlattı. ’’Ataklar herkeste farklı seyretse de büyük oranda hava değişiklikleri atakları tetikleyebiliyor’’ Bahar aylarının migren hastaları için zorlu dönem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ayhan Öztürk, ’’Mevsim geçişleri, özellikle de kıştan bahara geçiş migren hastaları için oldukça zorlayıcı bir dönem olabilir. Aslında migren ataklarının ortaya çıkmasına neyin sebep olduğunu hala tam olarak bilinmese de atakları tetikleyen birçok unsur olduğunu ve hava değişikliklerinin de migren atakları için önemli bir tetikleyici olduğunu söyleyebiliriz. Bazı gıdalar, hormon değişiklikleri ve stres, en sık belirtilen migren tetikleyicileri arasında yer alırken değişken hava şartları da önemli bir faktörü oluşturuyor. Hava değişiklikleri farklı değişkenleri de (basınç farkı, nem) tetikleyerek ağrıya neden olabilir. Hava değişikliklerine herkes aynı şekilde tepki vermeyebilir. Bazı kişilerde sıcaklık ağrıyı tetiklerken, bazı kişilerde soğuk hava tetikleyici olabiliyor. Hatta bazı durumlarda atağın tetiklenmesi için birden çok faktörün bir araya gelmesi gerekebiliyor. Ataklar herkeste farklı seyretse de büyük oranda hava değişiklikleri atakları tetikleyebiliyor. Özellikle lodos migren ataklarını çok sıklaştırıyor. Aynı şekilde sıcak-nemli havalar da migren ataklarını artırıyor. Ayrıca mevsim değişiklikleri, kıştan yaza geçiş, yazdan kışa geçiş atakları tetikleyebiliyor. Çok kuru, nemsiz, soğuk havalarda etkileyebiliyor ama özellikle sıcak ve nemli havalar atakları artırabiliyor’’ şeklinde konuştu. Prof. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: ’’Yapılan çalışmalarda özellikle hava değişimleri ve buna bağlı migren atağı nedeniyle hastaneye başvuru oranlarına bakılmış ve sonuçta sıcak ve nemli havalarda hastaneye başvurular artarken soğuk ve kuru havalarda bu oranın daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Atakların bu dönemlerde artış göstermesinin nedenlerinden biri vücudun sıvı kaybı (dehidratasyon) olabilir. Çünkü susuz kalma migren hastalarında başlı başına bir tetikleyicidir. Hava basıncındaki değişimin de (barometrik) bazı kişilerde migren ataklarını başlatmaya neden olabilir. Özellikle ilkbahar, sonbahar gibi mevsim geçişlerindeki sıcaklık değişimlerine bağlı olarak yaşanan basınç farklılıkları migreni tetikleyebilir. Migren ataklarına, atmosferik basıncın vücuda uyguladığı fiziksel yükteki değişikliğin ve bunun etkisiyle de kan damarı genişlemesinin dolayısıyla kan akışı farklılıkların sebep olduğu düşünülüyor. Yükseğe çıkan havanın kuruması, basıncın azalması gibi nedenler de buna bağlı olarak atakları tetikleyebilir. Aslında tedavi için ön planda yaşam tarzı değişikliklerini öneriyoruz. Özellikle de burada olduğu gibi tetikleyici biliniyorsa bunlardan kaçınmak önemli. Migrende öncelikle atak önleyici tedavi yaklaşımı düşünülmeli. Son yıllarda "migren aşısı" olarak bilinen migrenin yeni tedavisi Anti-CGRP veya monoklonal antikorlar migren ataklarını engellemede etkisi olan özel tedavilerdir. Migren tipi baş ağrısı özellikleri olarak; ayda 4-7 atağı olan auralı ve aurasız migren ataklarında episodik ve kronik migren ataklarında, migren proflaksi tedavileri ile 6 hafta kullanmasına rağmen yeterli etki gözlenmeyen veya tolere edilemeyen kişilerde kullanılmaktadır. Hastaların yüzde ellisinde aylık ortalama migren ağrılı günlerinde yüzde elli oranında azalma sağlanmıştır. Bu gruptaki ilaçların güvenlik ve tolere edilebilirlik özellikleri de diğer atak önleyici tedavilere benzer bulunmuştur. Migren tipi baş ağrıları için spesifik olan bu tedaviler sadece migren ağrısı için kullanılmalıdır.’’ Migreni olanlar bunlara dikkat etmeli Migreni olanlar nelere dikkat etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Öztürk, ’’Migreni olanlar özellikle uyku düzenlerine dikkat etmeli ve her gün aynı saatte uyuyup uyanmaya özen göstermeli. Hava değişimlerini takip etmek ve barometrik basınç uyarı uygulamaları ile önlem almak da dikkat edilmesi gereken bir diğer noktadır. Mevsimler geçiş ayları polen yoğunluğunun yaşandığı dönemler olduğu için özellikle polenlerin yoğun olduğu günlerde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmeliler. Migren hastaları ayrıca stresle de mücadele etmeliler. Özellikle yoga, meditasyon gibi gevşeme teknikleri de atakların şiddetini azaltabilir. Migren, mevsimsel değişimlerle ilişkili olsa da, kişiye özgü farklı tetikleyiciler de rol oynayabilir. Bahar aylarında migrenin arttığını fark eden bireylerin bir nöroloji uzmanına danışmaları, uygun tedavi ve önleyici stratejilerin geliştirilmesi açısından önemlidir’’ diye konuştu.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 11:24
Sağlığınız için şok diyetlerden kaçının
Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, kısa sürede hızlı kilo vermeyi vaat eden şok diyetlere olan ilgi artıyor. Ancak bu tür diyetler ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Mısra Aydın, düşük kalorili diyetler konusunda uyarıda bulunarak, "Çok düşük kalorili içerikleri nedeniyle metabolizmayı yavaşlatan şok diyetler kas kaybına yol açabilir, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve sindirim problemleri ile hormonal dengesizliklere neden olabilir. Ayrıca bu diyetler düşük enerji seviyelerine neden olarak depresyon ve anksiyete riskini artırabilir. Uzun vadede ise yeme bozukluklarına yol açabilir" dedi. Yaz aylarının gelmesiyle özellikle de kadınların fazla kilolarından kurtulma telaşı artıyor. Bu endişe ne yazık ki şok diyetler yapmaya yönlendirebiliyor. Hızlı kilo kaybına neden olan bu diyetler, vücutta ani su ve mineral kaybı, tansiyon düşüklüğüne, halsizlik ve baş dönmesine yol açabiliyor. Düşük kalorili diyetler, kan şekerinde ani düşüşlere yol açarak unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğuna neden olabiliyor. Düzensiz kilo alıp verme, pankreasın normal çalışma düzenini bozarak insülin direncine ve dolayısıyla diyabet riskinin artmasına yol açabiliyor. Ayrıca kalp ritminde bozulmalara ve ani kalp krizleri gibi ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, hızlı kilo kaybı sağladığı iddia edilen şok diyetlerin sağlık açısından ciddi sorunlara yol açabileceğini belirterek, "Bu diyetler çok düşük kalorili olduğu için metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybına neden olur ve bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Aynı zamanda hormonal dengesizlikler ve sindirim problemleri gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Düşük enerji seviyesi nedeniyle depresyon ve anksiyete riskini artırarak bireylerin psikolojik sağlığını da olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. Diyet programları kişiye özel uygulanmalı Her bireyin metabolizmasının, yaşam tarzının, mevcut sağlık durumunun ve fiziksel aktivite düzeyinin farklı olduğunu vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Sağlıklı bir beslenme programı kişiden kişiye değişir. Bireye özel hazırlanan diyet programları parmak izi gibidir. Herkesin beslenme ihtiyacı farklıdır ve bu doğrultuda kişiye özel olarak bir diyet programı oluşturulmalıdır. Diyet yaparken asıl amacın sadece kilo vermek değil, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını öğrenmek ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak olmalıdır. Hızlı kilo vermek yerine, sağlıklı ve dengeli beslenerek uzun vadeli bir yaşam tarzı değişikliği benimsemek gerekiyor. Böylece fazla kilonun neden olabileceği hastalıkların önüne geçilebilir ve yaşam kalitesi artırılabilir" dedi. Diyet yaparken asıl amacın sadece kilo vermek değil, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını öğrenmek ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Mısra Aydın, "Hızlı kilo vermek yerine, sağlıklı ve dengeli beslenerek uzun vadeli bir yaşam tarzı değişikliği benimsemek gerekiyor. Böylece fazla kilonun neden olabileceği hastalıkların önüne geçilebilir ve yaşam kalitesi artırılabilir" diye konuştu. Bilimsel dayanağı olmayan bilgilere dikkat edilmeli Uzm. Dyt. Mısra Aydın, kişilerin internet ve sosyal medya gibi platformlarda yer alan bilimsel dayanağı olmayan diyet önerilerine temkinli yaklaşmaları gerektiğini vurguladı. İnternette görülen çok düşük kalorili yanlış diyet listelerinin vücudun yeterli enerji ve besin ögelerini alamaması kaynaklı kan basıncının düşmesi (hipotansiyon) ve kan şekerinin düşmesi (hipoglisemi) durumlarına yol açabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, sözlerine şöyle devam etti: "Yetersiz beslenme sonucu özellikle demir, B12 ve folat gibi besin ögesi eksiklikleri oluşabilmektedir. Aynı zamanda yanlış yapılan diyetler orta ve uzun vadede vücut hızının ve dengesinin bozulmasına bağlı olarak hızlı kilo artışına neden olabilir. Sosyal medyada zayıflattığı iddia edilen çay-kahveler tüketildiğinde sıvı kaybına uğrayan vücutta şişkinlik azalabilir ancak bu bir kilo kaybı değildir. Bu ürünlerin kullanılması ishal, karın ağrısı, potasyum düşüklüğü, kalp krizi, aşırı kaygı hissi, uyku bozukluğu, nefes darlığı, karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi şikayetler olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Detoks tarifler veya takviyeler özellikle kronik hastalığı olan, ilaç kullanan bireyler için risklidir. İlaçlarle etkileşime girebilir veya kan değerleri için uygun olmayabilir. Diyet yapmak isteyenler mutlaka hekim ve beslenme uzmanına danışmalıdır."
08 Mayıs 2025 Perşembe - 11:12
Diyarbakır’da ağaçtan düşen şahıs helikopterle hastaneye nakledildi
Diyarbakır’da ağaçtan düşerak yaralanan şahıs, ambulans helikopterle hastaneye sevk edildi. Kulp ilçesinde dengesini kaybederek ağaçtan düşen Ayetullah Yıldız (44), yakınları tarafından Dr. Abdullah Biroğul Kulp Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Burada yapılan tetkiklerde kafa ve göğüs travması geçirdiği belirlenen Yıldız’ın ileri tedavi için Diyarbakır’a sevkine karar verildi. İlçeden ambulans helikopterle alınan Yıldız, Dicle Üniversitesi Kalp Hastanesi’ndeki helikopter pistine getirildi. Yıldız, burada hazır bekletilen ambulansla hastaneye götürüldü.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 11:02
Alanya’da toptan gıda deposunda sahte etiketleme yapan firma mühürlendi
Alanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Emişbeleni Mahallesi’nde bulunan bir toptan gıda deposuna düzenledikleri denetimde, sahte etiketleme yapan firmayı mühürledi. Alanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri Emişbeleni Mahallesi’nde bulunan bir toptan gıda deposuna denetim gerçekleştirdi. Denetimlerde son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin üzerindeki etiketlerin dijital baskı makinasıyla değiştirilerek yeniden piyasaya sürüldüğünü tespit etti. İşletme mühürlenirken, ürünler de imha edildi. Alanya İlçe Tarım Müdürlüğü ve jandarma ekiplerinin de katıldığı operasyonda, yaklaşık bir haftalık teknik takip ve saha çalışması yapıldı. Elde edilen veriler sonucunda, ürünlerin son kullanma tarihlerinin silinip yeniden basıldığı belgelenerek tutanak altına alındı ve adli süreç derhal başlatıldı. "Ne zaman bu kadar vicdansız olduk" Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi, "Ekiplerimizin dikkatli ve titiz çalışmaları sonucunda, insan sağlığını doğrudan tehdit eden çok ciddi bir usulsüzlüğü ortaya çıkardık. Son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin, dijital baskı makinesiyle yeni gibi gösterilerek halka sunulması kabul edilemez bir durumdur. İlçe Tarım Müdürlüğümüz ve jandarmamızla birlikte yürüttüğümüz bu operasyon, halk sağlığını koruma konusundaki kararlılığımızın en somut örneğidir" dedi. Açıklamasının devamında, toplumda son yıllarda artan etik erozyona da dikkat çeken Başkan Özçelik, "Ne zaman bu kadar vicdansız, bu kadar sorumsuz hale geldik? Gıda üzerinden halkın sağlığını hiçe saymak, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Özellikle son yıllarda toplumun belli kesimlerinde ahlak duygusu adeta aşınmıştır. Bu düzenin bıraktığı boşlukta, kimileri insan hayatını maliyet kalemi gibi görebiliyor. Biz Alanya Belediyesi olarak bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bu şehri namusuyla, emeğiyle ayakta tutan esnaflarımızın yüzünü yere eğdirmeyeceğiz" diye konuştu. "Hiçbir kimse insan sağlığı üzerinden kazanç elde edemez" Halkın güvenilir ve sağlıklı gıdaya erişimini sağlamak için denetimlerin artarak süreceğini belirten Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, "Hiçbir kimse insan sağlığı üzerinden kazanç elde edemez. Bu tür girişimlere karşı sıfır tolerans politikamız devam edecektir" dedi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 11:01
Tekirdağ’daki atık sularda bağımlılık izleri Türkiye ortalamasının üstünde
Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Tekirdağ’daki atık su analizlerinde bazı bağımlılık yapıcı maddelerin Türkiye ortalamasının çok üzerinde tespit edildiğini açıkladı. Yeşilay Tekirdağ Şubesi ve Yeşilay Danışmanlık Merkezi’ni (YEDAM) ziyaretinin ardından değerlendirmelerde bulunan Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, 105 yıldır bağımlılıkla mücadele ettiklerini belirterek, "Atık su analizlerine baktığımızda Tekirdağ’da bazı maddelerin kullanımının ülke ortalamasının üzerinde olduğu görülüyor. Bu da bize Tekirdağ’da daha fazla önleyici ve rehabilite edici çalışma yapılması gerektiğini gösteriyor" dedi. Bağımlılığın sadece birey değil toplum sağlığı açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Dinç, "Her geçen günün kayıp olduğunu biliyoruz. Bir gün bile bağımlılık içinde yaşamak, hem bedene hem ruh sağlığına hem de ilişkilerimize kayıptır" diye konuştu. Kampüs müjdesi Tekirdağ’da bağımlılıkla mücadelede yeni bir adım daha atılacağını duyuran Dinç, Türkiye’de örnek olacak "Yeşilay Kampüsü" projesinin Tekirdağ’da hayata geçirileceğini söyledi. Dinç, "Valimizin desteklediği proje kapsamında, içerisinde eğitim, spor, kültür ve sanat alanlarında faaliyetlerin yapılacağı bir kampüs kurulacak. Aynı zamanda Yeşilay Danışmanlık Merkezi de burada hizmet verecek. Bu merkezden destek almak isteyen vatandaşlarımız hiçbir ücret ödemeden gizlilik esasına dayalı profesyonel destek alabilecek" ifadelerini kullandı. Tekirdağ’daki bağımlılık oranlarının yüksekliğine dikkat çeken Dinç, Yeşilay’ın önleyici çalışmalarını artıracağını, YEDAM başvurularını yaygınlaştırmak için de daha fazla saha faaliyeti gerçekleştireceklerini vurguladı. Ziyaretin ardından Genel Başkan Dinç, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk’ü de makamında ziyaret etti. Görüşmede Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı da yer aldı.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:59
"Bağımlılığa Değil Hayata Bağlan" etkinliği
Samsun’un Bafra ilçesinde, Bafra Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen "Bağımlılığa Değil Hayata Bağlan" temalı farkındalık etkinliği yoğun katılımla gerçekleştirildi. Bafra Devlet Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan Başhekim Uzm. Dr. Alaaddin Domaç, bağımlılığın bireyin yanı sıra toplumun tamamını etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekerek, "Görevimiz yalnızca tedavi etmek değil, aynı zamanda önleyici sağlık hizmetlerini de yürütmek. Bu tür etkinliklerle toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlıyoruz" dedi. Etkinlikte, Samsun Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden Hasan Arslan, madde bağımlılığı türleri ve emniyetin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Samsun Yeşilay Şube Başkanı Emre Güneş ise sigaranın zararları ve tütünle mücadeleye değindi. Programın devamında YEDAM Sosyal Hizmetler Uzmanı Betül Turan Esen söz alarak, 7/24 hizmet veren YEDAM’ın bağımlı bireyler ve ailelerine ücretsiz danışmanlık sunduğunu, 115 YEDAM hattından destek alınabileceğini ifade etti. Etkinlik, toplu fotoğraf çekimi ve konuşmacılara teşekkür belgelerinin takdim edilmesiyle sona erdi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:47
Vefat eden sağlık görevlisi organlarıyla 4 hastaya umut oldu
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde geçirdiği beyin kanaması sonucu 44 yaşında yaşama veda eden sağlık personelinin bağışladığı organları, 4 hastaya umut oldu. Burhaniye 2 No’lu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nda görev yapan Acil Tıp Teknisyeni (ATT) Hatice Kuşdemir, geçtiğimiz hafta geçirdiği beyin kanamasının ardından Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaklaşık 1 hafta yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Kuşdemir, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Hayattayken organlarını bağışlayan Kuşdemir, organları ile 4 hastaya umut oldu. Eşiyle aynı hastanede görev yapan Hatice Kuşdemir için Burhaniye Devlet Hastanesi’nde bir tören düzenlendi. Törene 112 Acil Servis ekipleri, hastane çalışanları ve yakınları katıldı. Genç yaşta hayata veda eden 1 çocuk annesi Hatice Kuşdemir’i öğrencilik yıllarından itibaren tanıyan meslektaşları, onun çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile anıldığını ifade ettiler.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:38
Uzmanı uyardı: "Kanser tedavisinde bitkisel kürlere dikkat"
Bilimsel dayanağı olmayan ürünlerin hastalara zarar verebileceğine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Cengiz Akosman, "Bazı bitkisel kürler karaciğer enzimlerini etkileyerek ilaçların metabolizmasını değiştirebilir, hatta bazı vakalarda hayati riskler oluşturabilmektedir. Bugüne kadar bitkisel kürlerin kanseri tedavi ettiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir klinik veri bulunmamaktadır. Bitkisel ürünler yanlış zamanda ve dozda kullanıldığında faydadan çok zarar getirebilir. Bu nedenle onkoloji hekimiyle iş birliği içinde olunması hayati önem taşır" dedi. Son yıllarda, kanser tedavisi gören birçok hasta umutlarını bitkisel kürlere ve alternatif tedavilere bağlamaya başladı. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımların ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor. Medical Park Ordu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Cengiz Akosman, özellikle kontrolsüz kullanılan bitkisel ürünlerin, kemoterapi ve immünoterapi gibi bilimsel temelli tedavilere zarar verebileceği uyarısında bulundu. "Doğal olan her şey güvenli değildir" Dr. Öğr. Üyesi Akosman, "Toplumda hakim olan ‘doğalsa zararsızdır’ algısı son derece yanıltıcıdır. Isırgan otu, zerdeçal, çörek otu gibi bazı bitkisel ürünler, laboratuvar ortamında umut verici etkiler gösterse de, bu etkiler insan vücudunda aynı sonucu vermez. Ayrıca bu maddeler, kullanılan kanser ilaçlarıyla etkileşime girerek tedavi sürecini sekteye uğratabilir" ifadelerine yer verdi. "Bilimsel kanıt yoksa, uygulama risklidir" Bazı bitkisel kürlerin karaciğer enzimlerini etkileyerek ilaçların metabolizmasını değiştirebildiğini, hatta bazı vakalarda hayati riskler oluşturabildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akosman, "Bugüne kadar bitkisel kürlerin kanseri tedavi ettiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış hiçbir klinik veri bulunmamaktadır. Preklinik çalışmalar umut verse de, bu sonuçlar doğrudan tedavi yöntemi olarak algılanmamalıdır" diye konuştu. "Hastalar hekime danışmadan hiçbir ürün kullanmamalı" Tüm kanser hastalarına seslenen Dr. Öğr. Üyesi Akosman, tedavi sürecinde hekim onayı olmadan hiçbir ek ürün veya kürün kullanılmaması gerektiğini belirtti. Akosman, "Amacımız hastaları korkutmak değil, bilinçlendirmek. Bitkisel ürünler yanlış zamanda ve dozda kullanıldığında faydadan çok zarar getirebilir. Bu nedenle onkoloji hekimiyle iş birliği içinde olunması hayati önem taşır" ifadelerini kullandı. "Kanser tedavisinde doğru bilgi hayat kurtarır" Dr. Öğr. Üyesi Akosman, "Özellikle sosyal medya ve internet ortamında yayılan ‘mucizevi tedavi’ vaatlerine karşı dikkatli olunmalıdır. Bilimsel temele dayanmayan her bilgi, hastalar için zaman ve sağlık kaybına yol açabilir" şeklinde konuştu.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:36
Dünyaya gözlerini ambulansta açtı
Denizli’de doğum sancıları başlayan 20 yaşındaki genç kadın, bebeğini ambulansta dünyaya getirdi. Denizli İl Sağlık Müdürü Berna Öztürk tarafından sosyal medya hesabında paylaşırken, acil sağlık ekiplerinin hızlı müdahalesi ve profesyonel çalışması sayesinde anne ve bebeğin sağlığına kavuşmasıyla sonuçlandığını belirtti. Sarayköy ilçesinde doğum sancıları başlayan 20 yaşındaki gebe, Denizli Devlet Hastanesi Sarayköy Ek Hizmet Binası’na ait ambulansla Denizli’ye nakledilirken, yolculuk sırasında doğum gerçekleşti. Acil duruma müdahale için 112 Pamukkale Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ekipleri de olay yerine destek için sevk edildi. İki farklı birimin koordineli çalışmasıyla, ambulans içinde dünyaya gelen bebek ve anne, sağlık ekiplerinin titiz müdahalesi sonucu stabil duruma getirildi. Anne ve yeni doğan bebeği, Denizli Devlet Hastanesi’ne ulaştırılarak kontrollere alındı. Her ikisinin de sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. "112 acil sağlık ekiplerimizi ve bu süreci başarıyla tamamlayan ailemizi tebrik ediyorum" Denizli İl Sağlık Müdürü Dr. Berna Öztürk, sosyal medya paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Zorlu bir süreçte özveriyle çalışan 112 acil sağlık ekiplerimizi ve bu süreci başarıyla tamamlayan ailemizi tebrik ediyorum. Sağlık çalışanlarımızın mesleki donanımı ve insanüstü çabası, böyle anlarda bir kez daha görülüyor" dedi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:32
MEAH’ta Dünya El Hijyeni Günü kutlandı
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Kontrol Komitesi tarafından her yıl kutlanan Dünya El Hijyeni Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinliğe Hastane Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan, hastane yönetim ekibi, hekimler ve sağlık çalışanları yoğun ilgi gösterdi. Enfeksiyon hastalıklarının önlenmesinde, antibiyotik direncinin azaltılmasında ve genel sağlık hizmetlerinde el hijyeninin en önemli koruyucu önlemlerden biri olduğuna dikkat çekildi. 2025 yılı için Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen tema olan "Eldivenler Gerektiğinde, El Hijyeni Her Zaman!" sloganı çerçevesinde yapılan etkinlikte, el hijyeninin doğru uygulama yöntemleri gösterildi. Kurulan stantta el antiseptiğiyle uygulama yapılmasının ardından, Coucou Box cihazı ile katılımcıların ellerinin hijyen seviyesi kontrol edildi. Etkinlik sonunda katılımcılara sabun ve el antiseptik spreyi dağıtılarak, el hijyeninin günlük yaşamda da sürdürülebilir olması gerektiği vurgulandı.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:08
Her yıl 500 talasemili çocuk dünyaya geliyor
Çocuk Hematolojisi ve Kemik İliği Nakli Merkezi Uzmanı, Prof. Dr. Bülent Antmen, her yıl 500 talasemili çocuğun dünyaya geldiğini belirterek, "Ülkemizdeki evliliklerin yüzde 3’ünden fazlası akraba evliliği olarak gerçekleşiyor. Akraba evliliğinden sadece talasemi için değil, tüm kalıtsal hastalıkların önüne geçmek için kaçınmak gerekiyor" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hemotolojisi/Kemik iliği Nakli Merkezi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Antmen, 8 Mayıs "Dünya Talasemi Günü" nedeniyle bilgi verdi. İHA’ya açıklamada bulunan Prof. Dr. Antmen, "Talesemi, Akdeniz Anemisi olarak da bilinir. Bu hastalar yeterli kırmızı kan üretemezler. Kansızlık oluşur. Hastada kansızlık nedeniyle çarpıntı, çabuk yorulma gibi belirtiler görülür. Dolayısıyla periyodik olarak kan verilmesi gerekir. Bazı anemi türlerinde ilik nakli ile bu hastalık tedavi de edilebilir. Hastalık genetiktir ve bebek, doğumsal olarak talasemi ile dünyaya gelir ve bu hastalığı ömür boyu taşır. Talaseminin birçok çeşidi vardır. Bu çeşitliliğin sebebi hastalığın tuttuğu pek çok genin olması ve aneminin derinliğinin hastadan hastaya değişmesidir. Beta talasemi majör denilen tip, en ağır olan tiptir" diye konuştu. "Her yıl 500 talasemili çocuk dünyaya geliyor" Prof. Dr. Antmen, her yıl 500 çocuğun talasemili dünyaya geldiğini belirterek, "Talasemi hastalığının ortalığa çıkması için anne ve babanın taşıyıcı olması gerekiyor. Nesilden nesle hep bu şekilde taşınıyor. Türkiye’de Kalıtsal Kan Hastalıkları Kanunu var. Buna bağlı olarak evlilik düşünen bütün çiftlerin bir testi yaptırma zorunluluğu var. Çiftler talasemi için bu testi yaptırdıklarında eğer 2 birey de taşıyıcı ise genetik danışmanlık veriliyor. Her yıl yeni 500 civarında talasemili çocuk dünyaya geliyor. Bu çocuklara destek olmak için Türk Kızılay’ına isimleri verip 3-4 haftada bir kan ihtiyaçları olduğu için kan bağışı yapmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Kan bağışı çok önemli" Kan bağışının talasemi hastaları için çok önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Antmen, "Kan bağışını teşvik etmemiz lazım. Bu hastalarımızın kan ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor. Bu hastalığın kesin tedavisi var ve onun için de kemik iliği nakli gerekiyor. Hasta doğduktan sonra 2-7 yaş arasındaki dönemde kemik iliği nakli olabilir" şeklinde konuştu. "Akraba evliliğinden kaçınılmalı" Akraba evliliklerinin kalıtsal hastalıkları artırdığına dikkat çeken Antmen, "Ülkemizde her yüz çiften 3’ü akraba evliliği olarak gerçekleşiyor. Akraba evliliğinde de bu mutasyon, çiftlerin ailelerinde var ise hastalığın ortaya çıkışını yüksek oranda arttırıyor. Akraba evliliğinden sadece talasemi için değil, tüm kalıtsal hastalıkların önüne geçmek için kaçınmak gerekiyor. Onun yanında da evlenmeden önce testleri yapmak ve eğer genetik tespit edildiyse danışmanlık almak gerekiyor" diye konuştu. "Herkesi kan bağışlamaya davet ediyorum" Talasemi hastası Mehmet Öztaş (31) ise kan bağışları sayesinde hayata tutunduklarını anlatarak, "Doğduğumuz günden itibaren kana ihtiyacımız var. Her ay 2 ünite kan alarak yaşıyoruz. Düzenli tedavi olduğumuzda sorun yok ancak kan alınmamız geciktiğinde sosyal yaşamdan kopuyoruz, çok sorunlar oluyor. Herkesi kan bağışlamaya davet ediyorum" dedi.
08 Mayıs 2025 Perşembe - 10:05
‘Düzenli kontrollerle yumurtalık kanserini erken teşhis etmek mümkün’
Kadınlarda yumurtalık kanserinin sık görüldüğünü belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, "Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir" dedi. Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, yumurtalık (over) kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Yumurtalık kanserinin ne olduğundan bahseden Opr. Dr. Aydemir, "Over kanseri, halk arasında yumurtalık kanseri olarak bilinen ve kadın üreme sisteminde yer alan rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ile östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasından sorumlu yumurtalıklar ya da fallop tüplerinde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Bu kanser, söz konusu bölgelerdeki hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalmasıyla gelişir" diye konuştu. "Jinekolojik kanserlerde en fazla ölüme yol açan kanser türü" Over kanserinin kadınlarda yaygın görüldüğüne dikkat çeken Opr. Dr. Aydemir, "Türkiye’de yumurtalık kanseri, kadınlarda rahim kanserinden sonra en fazla görülen ikinci jinekolojik kanserdir ve endometrium (rahim) kanserinin ardından gelir. Jinekolojik kanserler arasında ise en fazla ölüme yol açan kanser türüdür" şeklinde konuştu. "Sık idrara çıkma görülebilir" Yumurtalık kanserinin belirtilerinin genellikle hastalığın ilerlemiş evrelerinde görüldüğünü ve bu durumun erken teşhis koymayı zorlaştırabileceğine değinen Opr. Dr. Aydemir, "Karın ağrısı, karında şişkinlik, sıvı birikmesi (asit), karında ele gelen kitle, kabızlık, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, menopoz sonrası kanama ve önemli bir kilo kaybı, bu hastalığın yaygın belirtilerindendir" açıklamasında bulundu. "Hastaların yaklaşık yüzde 20’si erken evrede teşhis edilebiliyor" Yumurtalık kanseri hastalarının yaklaşık yüzde 20’sinin erken evrede teşhis edilebildiğini söyleyen Opr. Dr. Aydemir, "Çoğu hasta hastalığının ileri aşamasında tanı aldığı için tedavi süreci daha güçlü ve karmaşık hale gelmektedir. Ayrıca, günümüzde bu kanseri erken evrede tespit etmeye yönelik kesin ve güvenilir bir tarama yöntemi henüz mevcut değildir. Bu yüzden kadınların, herhangi bir belirti olmasa bile belirtilere karşı duyarlı olması ve yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi büyük önem taşır. Özellikle risk faktörlerine sahip bireylerin daha sık ve yakından izlenmesi gerekmektedir. Bu risk faktörleri arasında ailede yumurtalık veya meme kanseri öyküsünün bulunması, ailede kalıtsal kanser öyküsü, genetik yatkınlık, aşırı kilo, hiç çocuk sahibi olmamış olmak ve menopozun erken yaşta başlaması gibi durumlar risk faktörleri arasında yer alır" ifadelerini kullandı. "Teşhis süreci" Tanı konma sürecinden bahseden Opr. Dr. Aydemir, şöyle devam etti: "Jinekolojik muayeneler sırasında yumurtalıklarda kitle olup olmadığı değerlendirilirken sıklıkla kistler tespit edilebilir. Ancak her yumurtalık kisti kanser anlamına gelmez. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda görülen kistlerin büyük çoğunluğu basit ve zararsızdır, zaman içinde kendiliğinden kaybolabilir. Tespit edilen bir kistin kötü huylu olup olmadığını belirlemek için doktor muayenesi, özellikle ultrasonografi ile kistin boyutu, şekli ve karın içinde sıvı (asit) varlığı değerlendirilir. Ayrıca bazı kan testleri de tanıya yardımcı olabilir ve gerektiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulanarak ayrıntılı analiz yapılabilir. Kistin izlenip izlenmeyeceği, cerrahi ile çıkarılıp çıkarılmayacağı ise uzman hekimin değerlendirmesiyle belirlenir." "Düzenli doktor kontrolleri ihmal edilmemeli" Düzenli doktor kontrollerinin önemine dikkat çeken Opr. Dr. Aydemir, sözlerini şöyle tamamladı: "Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder