SAĞLIK
Bahar aylarında astım şikayetleri artabiliyor 20 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:28:52 Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıkan astımın, sigara dumanı, polen, hava kirliliği ve stres gibi birçok faktörle tetiklenebildiğini belirterek, düzenli tedavi ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, hastalığın genellikle alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, "Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır" dedi. "Sigara ve alerjenler riski artırıyor" Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. "Polen, parfüm ve sigara dumanı astımı tetikleyebiliyor" Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, "Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir" ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. "Astım krizinde erken müdahale önemli" Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, "Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır" dedi. "Astım tamamen geçmez ancak kontrol altına alınabilir" Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, "Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır" diye konuştu. "Ev ortamı ve günlük yaşam aüzenlenmeli" Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. "Astım hastanın ömrünü azaltmaz" Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, "Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir" dedi.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:24 Muğla EAH’ta ‘Çölyak Günü’ farkındalık standı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ana hizmet binası giriş alanında, Çölyak Farkındalık Günü kapsamında Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özşeker öncülüğünde bilgilendirme standı kuruldu. Çölyak hastalığına yönelik toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen stantta İl Sağlık Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri görev aldı. Standı Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Çölyak Derneği temsilcileri de ziyaret ederek yürütülen farkındalık çalışmalarına destek verdi. Prof. Dr. Burak Özşeker, Çölyak Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada; çölyak hastalığının buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluten proteinine karşı gelişen otoimmün bir hastalık olduğunu belirtti. Gluten tüketimi sonucunda ince bağırsakta hasar oluşabileceğini ve buna bağlı olarak besin emiliminde bozulmalar görülebileceğini ifade etti. Hastalığın; karın ağrısı, şişkinlik, ishal, kilo kaybı, kansızlık, halsizlik ve çocuklarda büyüme-gelişme geriliği gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini, bazı bireylerde ise uzun süre belirti vermeden seyredebildiğini vurgulayan Özşeker, çölyak hastalığında en etkili tedavinin ömür boyu sürdürülen sıkı glutensiz diyet olduğunu kaydetti. Erken tanı, doğru beslenme alışkanlıkları ve toplumsal farkındalığın önemine dikkat çekilen etkinlikte, çölyak hastalarının yaşam kalitesinin artırılmasında bilinçlendirme çalışmalarının büyük önem taşıdığı ifade edildi. Çölyak Farkındalık Günü vesilesiyle, glutensiz yaşam konusunda duyarlılığın artırılması ve çölyak hastalarına destek olunmasının önemine dikkat çekildi.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:26 Milas Günlük ve Sakarkaya Mahallelerinin taşıma su derdine son MUSKİ Genel Müdürlüğü, Milas ilçesine bağlı Günlük ve Sakarkaya mahallelerinde 2016 yılından bu yana taşıma yöntemi ile karşılanan içme suyu ihtiyacına kalıcı çözüm getirmek için çalışmalarını başlattı. Yürütülen çalışma kapsamında 12 bin metre uzunluğunda içme suyu terfi hattı imalatı gerçekleştiriliyor. Projenin Temmuz ayı sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla’nın her noktasındaki vatandaşlara kesintisiz içme suyu sağlanarak altyapının güçlendirilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü çalışmalarına ediyor. Son olarak, Milas’ın Günlük ve Sakarkaya mahallelerinde, 2016 yılından bu yana tankerlerle sağlanan içme suyu ihtiyacına kalıcı çözüm getirmek amacıyla 12 bin metre uzunluğunda içme suyu terfi hattı imalatı çalışmaları yürütülüyor. Bölgenin su ihtiyacına kalıcı çözüm İl genelinde vatandaşların kesintisiz içme suyuna erişimini sağlamak amacıyla projelerini sürdüren MUSKİ Genel Müdürlüğü, içme suyu altyapı ağını güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, daha önce içme suyu şebekesi bulunmayan, su ihtiyacını yıllardır tankerler ve çeşitli taşıma yöntemleriyle karşılayan Milas ilçesine bağlı Günlük ve Sakarkaya mahalleleri için 12 bin metre uzunluğunda içme suyu terfi hattı imalatı çalışmalarına başlandı. Bölgenin uzun yıllardır yaşadığı içme suyu sorununa kalıcı çözüm üretmek amacıyla, Derince ve Karşıyaka bölgelerindeki mevcut kuyuların yanında yeni bir kuyu açılacak ve buradan içme suyu sağlanacak. Çalışmaların Temmuz ayı sonunda tamamlanmasıyla birlikte, modern ve uzun yıllar sorunsuz hizmet verecek içme suyu hattı devreye alınacak ve bölgenin su ihtiyacına kalıcı çözüm sağlanmış olacak. Günlük Mahalle Muhtarı Mehmet Şimşek, yapılan çalışmanın mahalleleri için çok önemli bir yatırım olduğunu vurgulayarak, "Köyümüzde çok susuzluk yaşandı. MUSKİ tarafından 2016’dan beri taşıma suyundan tankerden su dökülmekte. Ahmet Başkanımız sayesinde köyümüze su geliyor. MUSKİ’nin çalışmalarından memnunuz" dedi. 12 bin metrelik terfi hattı çalışmasının tamamlanmasıyla dertlerinin son bulacağını söyleyen Sakarkaya Mahalle Muhtarı Neccar Sarı, "Allah’ın izniyle gideriyoruz, suyumuz geliyor. MUSKİ Müdürümüz, Ahmet Başkan hepsinden Allah razı olsun. Hepsi yardımcı oldu. Hepsine çok teşekkür ediyorum minnettarım" dedi. MUSKİ 1. Bölge İşletmeler Daire Başkanlığı Milas Şube Müdürü Çetin Korkut, "Günlük ve sakarkaya mahallemizin yıllardır süre gelen susuzluk sorunu ile alakalı 12 bin metrelik terfi hattı imalatımız devam etmekte şu anda. Tahminimiz Temmuz ayının sonlarına doğru sakarkaya ve günlük mahallelerimizde tamamen su sorununu ortadan kaldırmış olacağız" dedi. Muğla genelinde içme suyu hattı bulunmayan noktalara modern altyapı kazandırarak vatandaşlara kesintisiz içme suyu ulaştırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla’nın her noktasında yaşayan vatandaşlara kesintisiz içme suyu ulaştırmanın kendileri için en önemli sorumluluklardan olduğunu, bu anlayışla il genelinde projeleri aralıksız hayata geçirdiklerini açıkladı. Başkan Aras, Milas’ın Günlük ve Sakarkaya mahallelerinde olduğu gibi, içme suyu hattı bulunmayan birçok mahalleye yeni içme suyu hatları kazandırarak sorunları kalıcı olarak çözdüklerini belirtti.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:15 MEAH’ta yüksek tansiyona dikkat çekildi Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, toplum sağlığını tehdit eden en önemli unsurlardan biri olan yüksek tansiyona karşı anlamlı bir farkındalık etkinliğine imza attı. "Dünya Hipertansiyon Günü" ve "Dünya Tuza Dikkat Haftası" kapsamında hastane bünyesinde özel bir bilgilendirme standı kuruldu. Hasta ve hasta yakınlarının yoğun ilgi gösterdiği stantta vatandaşların tansiyon ölçümleri gerçekleştirilirken, gizli tehlike hipertansiyon ve aşırı tuz tüketimine karşı hayati uyarılarda bulunuldu. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Huddam ile Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özcan Başaran’ın iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, vatandaşlara yüksek tansiyonun yol açabileceği ciddi sağlık sorunları anlatıldı. Uzmanlar; hipertansiyonun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediğine dikkat çekerek, aşırı tuz tüketiminin yüksek tansiyonun başlıca nedenleri arasında yer aldığını vurguladı. Hastane yönetimi tarafından da ziyaret edilen stantta; tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması ve dengeli beslenme gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kalp ve damar sağlığını korumanın en etkili yolları olduğu ifade edildi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden yapılan açıklamada, etkinliğin amacının toplum bilincini artırmak olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:"Dünya Hipertansiyon Günü ve Dünya Tuza Dikkat Haftası; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemini hatırlatmak açısından son derece önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu kapsamda hastanemize başvuran hasta ve hasta yakınlarımızın tansiyon ölçümlerini yaparak kendilerini bilgilendirdik. Unutulmamalıdır ki küçük yaşam değişiklikleri, büyük sağlık kazanımlarının anahtarıdır" Hastalıkların kapıyı çalmadan önce önlenmesi gerektiğine vurgu yapan etkinlik, broşür dağıtımı ve vatandaşların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.
Kastamonu’da yoğun bakım hemşirelere eğitim
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:33 Kastamonu’da yoğun bakım hemşirelere eğitim Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan hastanelerdeki yoğun bakım ünitesinde görev yapan hemşirelere yönelik eğitim düzenleniyor. Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü ve Türk Yoğun Bakım Hemşireliği Derneği işbirliğinde "Yoğun Bakımda Güncel Yaklaşımlar" temalı sempozyum düzenlendi. Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Konferans Salonunda gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakülte Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, "Yoğun bakım, yaşamla ölüm arasındaki en ince çizgide, insan hayatına verilen değerin ve profesyonelliğin en üst düzeyde tezahür ettiği bir sahadır. Şüphesiz ki bu alanın temelinde; bilimsel bilgi, teknik beceri, hızlı ve doğru karar vermenin yanı sıra, sabır, empati ve insan sevgisi yatmaktadır. Günümüzde teknolojik ilerlemelerle birlikte, kritik hastalıkların yönetimine, yapay zeka destekli karar sistemleri, erken uyarı skorları, vücuda az müdahale ile bilgi toplayan modern teknikler ve hasta merkezli bakım modelleri gibi yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Bu hızlı değişim, sağlık çalışanlarını sürekli öğrenmeye, yenilikleri takip etmeye ve ekip olarak güç birliği yapmaya yönlendirmektedir. Dolayısıyla bilimsel bilgiye, güncel uygulamalara ve meslek içi dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçmekteyiz. İnanıyorum ki bugün yapılacak her sunum, her tartışma, yalnızca mesleki bilgi birikimimizi değil; aynı zamanda mesleki vizyonumuzu da zenginleştirecektir" dedi. "Bilimsel gelişmeleri yakından takip etmek etik bir sorumluluktur" Hemşirelik mesleğinin etik sorumluluklarından bahseden Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Hemşire Saide Pakize Çetin ise, "Yoğun bakım üniteleri, sağlık hizmetlerinin en hassas ve kritik alanlarından bir tanesidir. Bu alanlarda verilen her karar, yapılan her uygulama, hastanın yaşamı üzerine doğrudan etki eder. Dolayısıyla bilimsel gelişmeleri yakından takip etmek, mesleki bilgi ve becerilerimizi sürekli güncellemek, yalnız bir tercih değil aynı zamanda etik bir sorumluluktur. Hem bir hemşire hem de bir yönetici olarak sahadaki emeklerin, karşılaşılan zorlukların ve gösterilen çabanın ne kadar değerli olduğunu, güncel bilgi ile desteklenmesinin, ekip ruhu ile yönetilmesinin önemini her geçen yeniden görüyorum ve gözlemliyorum. Akademi ile saha arasındaki bu güçlü işbirliği mesleğimizin geleceği adına bizlere umut vermektedir. Bugün burada ortak bir amaç etrafında buluşan güçlük bir meslek gurubunun temsilcileri olarak bilgi ile büyümeye ve deneyimle güçlenmeye ve dayanışma ile ilerlemeye devam edeceğiz. Unutmayalım ki yoğun bakım ünitesinde verilen her nitelikli bakım sadece bir hastayı değil, bir hayatı, bir aileyi ve bir umudu yeniden yeşertir. Bu bilinçle çıktığımız bu yolda sizlerin bilgi, emek ve yüreği ile çok daha aydınlık yollara ulaşacağımıza yürekten inanıyorum" diye konuştu. "Türkiye’nin her ilindeki hemşirelere, bu eğitim programlarıyla ulaşmaya çalışıyoruz" Türkiye’nin her ilinde görev yapan hemşirelere çeşitli eğitim faaliyetlerinde ulaşmaya gayret ettiklerini söyleyen Türk Yoğun Bakım Hemşireler Derneği adına Uzman Hemşire Aycan Kelez Yayık da, "Bizler, Türk Yoğun Bakım Hemşireler Derneği olarak bu eğitim ve sempozyumlara gerçekten çok fazla önem veriyoruz. İstanbul ve Ankara gibi merkezler dışında Türkiye’nin her iline bu eğitim programlarıyla ulaşmaya çalışıyoruz. Kurslar vermeye çalışıyoruz, sempozyumlar düzenliyoruz. Aslında Türkiye’deki tüm şehirlerde ve ilçelerde yoğun bakım hemşirelerinin olduğu her yere elimiz, kolumuz ulaşsın istiyoruz. Bu yüzden de bu eğitimleri hem anlamlı hem de kıymetli buluyoruz. Bu eğitimlerde sadece bilimsel, akademik paylaşımlarda bulunmuyoruz, çok güzel dostluklarda kuruyoruz. Şunu da görüyoruz, aslında bizler yalnız değiliz. Yaşadığımız birçok sorun ya da birçok tecrübeyi Türkiye’nin diğer illerindeki her meslektaşlarımızda yaşıyor. Bu güç ve omuz birliği bizleri daha da kuvvetli kıldığını görüyoruz. Birlikte omuz omuza daha büyük işler yapacağımızı sağlayacağını düşünüyorum" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından katılımcılara, yoğun bakım enfeksiyonlarının önlenmesi ve yönetimi, yoğun bakımda konfor, yoğun bakımda kanıt temelli uygulamalar ile yoğun bakımda doğru bilinen yanlışlar hakkında konunun uzmanları tarafından detaylı bilgi ve sunumlar yapılıyor. Ayrıca sempozyum boyunca yoğun bakım ünitesinde kullanılan ürünlerle ilgili stantlar açılarak tanıtım yapıldı.
Aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması 6 Mayıs’ta başlıyor
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:30 Aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması 6 Mayıs’ta başlıyor Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklama ile aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışmasının 6 Mayıs’ta başladığını belirtti. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, vatandaşların birinci basamaktaki tüm sağlık hizmetlerinden daha kolay ve etkin şekilde faydalanabilmesi amacıyla ikamet adresinin bulunduğu il ile kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu il farklı olan ve son bir yılda hem kayıtlı olduğu aile hekimine hem de kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu ildeki herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmamış kişilerin aile hekimliği kayıtları, ikamet adreslerine yakın konumda ve nüfusu uygun olan aile hekimliği birimine aktarılacağı belirtildi. Aile hekimi kaydı ikamet ettiği ilde olmayan vatandaşın kaydı aktarılacak Yapılan açıklamada, aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı çalışması belirli kriterler çerçevesinde yapılacağı ve İl Sağlık Müdürlükleri tarafından yapılacak olan nüfus aktarımı çalışmasının yapılacak çalışma, ikamet adresi ile kayıtlı olduğu aile hekimi aynı ilde olan vatandaşları kapsamayacağı açıklandı. Nüfus aktarımı çalışması ise; ikamet adresinin bulunduğu il ile kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu il farklı olan ve son bir yılda hem kayıtlı olduğu aile hekimine hem de kayıtlı olduğu aile hekiminin bulunduğu ildeki herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmamış kişileri kapsayacak olup değişiklik işlemi, bu iki kriteri aynı anda taşıyan kişiler için söz konusu olacağı belirtildi. Çalışma kapsamında olan vatandaşın ise ikamet adresi esas alınarak en yakın konumdaki tüm Aile Sağlığı Merkezleri seçilecek, bunların içerisindeki aile hekimliği birimlerinin nüfuslarına göre nüfusu en uygun aile hekimliği birimine vatandaşın kaydı aktarılacağı açıklamada yer aldı. Vatandaşlar istedikleri takdirde bir ay içinde önceki aile hekimine dönebilecek Açıklamada değişikliği, 06 Mayıs tarihi itibarıyla hayata geçirileceği ve belirlenen kurallar çerçevesinde aile hekimliği kaydı ikamet adresine yakın aile hekimliğine aktarılan vatandaşlar kısa mesaj (SMS) ile bilgilendirileceği açıklandı. Aynı zamanda aile hekimi değişikliği yapılan vatandaşlar herhangi bir aksaklık yaşamadan hem birinci basamak hem de ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucularından hizmet almaya devam edebilecek. Yapılan açıklamada, aile hekimliği birimlerinden nüfus aktarımı yapılan vatandaşlar istedikleri takdirde çalışmanın başlatıldığı 06 Mayıs tarihinden itibaren 1 ay içinde önceki aile hekimliği birimine dönebilecek olup vatandaşların https://enabiz.gov.tr/ web sitesi üzerinden e-Devlet veya e-Nabız şifresiyle giriş yaparak önceki kayıtlı olduğu aile hekimine dönüş işlemini yapabilecek. Aile hekimi başına düşen nüfusun 2028 yılına kadar 2 bin 500 kişiye düşürülmesi amaçlanıyor Açıklamanın devamında ise Sağlık Bakanlığı aile hekimine kayıtlı nüfusun düşürülmesi ve aile hekimliğinin daha etkin olabilmesi için çalışmalarını sürdürmekte olduğu Aile Sağlığı Merkezlerinin sayılarının artırılarak kişilerin yaşam alanları içerisinde, 2-6 birimli olacak şekilde ve yaygın olarak konumlandırılmakta, hizmet planlamasında da öncelikle bölgedeki nüfus dikkate alınmakta olduğu açıklandı. Bu sayede sağlık hizmetinin sunumunda kişilerin aile hekimlerine erişimi ve hizmete katılımı kolaylaştığı ve halihazırda aile hekimi başına düşen kayıtlı kişi sayısı 2 bin 942 kişiyken çalışmalar kapsamında bu sayının 2028 yılına kadar 2 bin 500 kişiye düşürülmesinin amaçlandığı açıklamada yer aldı.
Jinekoloji kongresinde ‘müstehcen mesaj’ tepkisi: "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:14 Jinekoloji kongresinde ‘müstehcen mesaj’ tepkisi: "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz" Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan doktorlara ait olduğu iddia edilen hastalar hakkındaki Türkiye’nin tepkisini toplayan müstehcen mesajlarla ilgili konuşan Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü, "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz, bunu yapmaya hakkımız yok, bu şekilde yemin ettik. Her meslekte olduğu gibi tabi ki hekimlikte de doğru davranışta bulunmayan meslektaşlarımız olabilir, genellemek çok yanlıştır. Hiçbir meslektaşım kendisine gelen kadın hastayı bir dişi varlık bir kadın olarak görmez, onu bir hasta olarak değerlendirir" dedi. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da gerçekleştirilen 15’inci Türk-Alman Jinekoloji Kongresi’nde kadın doğum alanına ilişkin birçok konu çok yönlü olarak konuşulurken etkinlikte Vakıf ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü gündeme ilişkin de açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Ünlü, geçtiğimiz haftalarda basına yansıyan, tüm Türkiye’de tepkilere neden olan; Sağlık Bakanlığı, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü tarafından soruşturma başlatılan iddiaya göre Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Bölümü’nde görev yapan doktorlara ait olduğu söylenen kadın hastalarla ilgili yazışmaları değerlendirdi. Hasta ve hekim arasındaki mahremiyet alanına dikkat çeken Prof. Dr. Ünlü, hasta bilgilerinin 3’ncü kişilerle paylaşılamayacağına aktardı. "Hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz" Hastaların doktorlarla paylaştığı bilgilerin başka kişilere aktarılmasının söz konusu olamayacağını ifade eden Prof. Dr. Ünlü, "Bizim meslek etiğimizde şöyle bir kural vardır; hasta ile ilgili sırlar asla paylaşılmaz hatta kendi aile yakınlarımızla da paylaşılmaz çünkü o size güvenip gelen hastanın sizinle arasındaki bir sırdır. Hastamız istemediği sürece onun en yakınlarına dahi bunu açmak durumunda değiliz. Biz bu şekilde yemin ettik ve bu şekilde de uygulamalarımızı yaparız. Her meslekte olduğu gibi tabi ki hekimlikte de doğru davranışta bulunmayan meslektaşlarımız olabilir, bunları genellemek bence çok yanlıştır. Kendi branşım olan kadın hastalıkları ve doğum hekimliğinde hasta sırlarının ne kadar iyi saklandığını ve hiçbir kimseyle paylaşılmadığını çok iyi biliyorum. Bunun bir şekilde paylaşılmış olmasını da doğru bulmuyorum" şeklinde konuştu. "Hiçbir meslektaşım hastayı bir dişi varlık bir kadın olarak görmez" Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Ünlü, "Hasta mahremiyeti vardır, dolayısıyla bu kadın ya erkek hasta olsun hiç fark etmez branşımda biz sadece kadın hastalarla meşgulüz ve bugüne kadar da hiçbir kadın hastamızdan da bir yakınma almadık. Tüm meslektaşlarımın da belki bundan sonra biraz daha titiz bir şekilde buna uymaları gerekecek çünkü internet ortamında her türlü bilgi de yayılabiliyor ve bunu yapmaya hakkımız yok. Her hastanın hekimini seçme özgürlüğü vardır, bu bir erkek hekim olabilir kadın hekim olabilir ama ben şunu söyleyebilirim ki hiçbir jinekolog meslektaşım kendisine gelen kadın hastayı bir dişi varlık, bir kadın olarak görmez, onu bir hasta olarak değerlendirir. Hepimiz bu şekilde bakarız ve muayene ederiz, asla ve asla cinsel bir yaklaşımda bulunmayız, aklımızın ucundan bile geçmez. Meslektaşlarımızın bu konuda titizliğini de çok iyi biliyorum çünkü 45 yıldır ülkemde tüm camiaların içerisindeyim. Binlerce meslektaşımla görüştüm, görüşüyorum, binlerce hekim yetiştirdim. Onların da bu konudaki titizliğini biliyorum, kadın ya da erkek gözüyle biz hiçbir zaman bakmayız. Hasta sırları hastayla ilgili her türlü bilgi hasta ve benim aramdadır bir 3’üncü kişiye bunlar hiçbir şekilde yansıtılamaz" ifadelerini kullandı. Öte yandan, Selçuk Üniversitesi’nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada ise, "Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda yer alan ve üniversitemiz Tıp Fakültesi Hastanesindeki bazı sağlık çalışanlarına ait olduğu iddia edilen yazışmalarla ilgili soruşturma başlatılmış olup iddiaya konu personeller görevden uzaklaştırılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadeleri kullanılmıştı.
ÇAKÜ Rektörü Çiftçi: "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:09 ÇAKÜ Rektörü Çiftçi: "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor" Çankırı Karatekin Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde açılan Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi sayesinde hastaların tedavileri için il dışına gitmelerine gerek kalmadığını ifade eden Rektör Prof. Dr. Harun Çiftçi, sadece Çankırı’dan değil komşu illerden de hasta kabul ettiklerini söyledi. Çankırı Karatekin Üniversitesi, (ÇAKÜ) Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde açılan Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, bölge halkının hizmetine sunuldu. Merkezin açılmasıyla birlikte hastaların tedavi için il dışına gitme zorunluluğunun ortadan kalktığını belirten Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, sadece Çankırı’dan değil, Kastamonu, Karabük ve Çorum gibi çevre illerden de hasta kabul ettiklerini ifade etti. Prof. Dr. Çiftçi, modern görüntüleme üniteleri, laboratuvar altyapısı ve uzman akademik kadrosu ile merkezin önemli bir ihtiyacı karşıladığını vurgulayarak, "Merkezimiz hem bilimsel araştırmalar hem de ileri düzey tedavi hizmetleriyle bölgeye değer katıyor" dedi. "Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor" Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin bölgeye değer kattığını söyleyen Prof. Dr. Çitçi, "Diş Hekimliği Fakültemizde Ağız ve Diş Sağlığı Araştırma Uygulama Merkezi’ni açmış bulunmaktayız. Açmış olduğumu merkez ile Çankırı’daki ağız ve diş sağlığı noktasında birçok hastanın değişik illere gidip tedavi olması noktasındaki sıkıntılarını çözüm olacak şekilde yeni bir yapılanmaya girmiş bulunmaktayız. Görüntüleme merkezlerimiz, laboratuvarlarımız ve bilimsel araştırmalarımız ile merkezimiz ciddi manada çalışma göstermekte. Özellikle, Türkiye’nin çok iyi üniversitelerinden gelen, alanında uzman hocalarımızın da ciddi manada katkı sağladığı merkezimiz, Diş Hekimliği Fakültesi’nde geleceğin diş hekimlerini ve ağız ve diş sağlığı konusunda yetişecek uzmanları burada bilimsel manada yetiştirmiş bulunmaktayız. Ağız ve diş sağlığı noktasında birçok ileri merkezde ne yapılıyorsa, aynısını yapma adına ciddi desteklerimiz söz konusu. Özellikle Çankırı, Kastamonu, Karabük ve Çorum’dan da merkezimizin yoğun hasta aldığını da yapmış olduğumuz istatistikler ile teyit ettik. Dolayısıyla üretilen bilginin ve hizmetin muhatabı olan insanların memnuniyet düzeyi de aslında haz kaynağı. Üniversitemiz bu noktada ağız ve diş sağlığı merkezini her gün güçlenerek ilgili kişilere ulaşıyor ve ulaştırma gayretinde oluyor. Özellikle, merkezimize gelen hastalarımızın sorunlarına çare bulabilmek bizim için gurur kaynağı olmakta. Çankırı Karatekin Üniversitesi, Çankırı ile birlikte büyüyen ve güçlenen, başta Çankırı olmak üzere bölge insanımıza katkı sağlayan bir üniversite misyonunu da yerine getirmiş bulunmaktadır. Merkezimiz açıldığında insanlar üzerinde ciddi bir heyecan olduğuna şahit olduk. Özellikle Çankırı’da birçok hastamızın değişik illere sevkini tespit etmiştik. Bu doğrultuda özellikle görüntüleme merkezinin olmayışı noktasında hastalarımız hem maddi hem de manevi olarak bize ifade ettiler. Dolayısıyla üniversitemizin imkanları kullanarak ilk önce merkezimizi kurduk ve güçlü bir görüntüleme merkezi ile talepleri karşılama noktasında da önemli bir adım attık. Açılan bu merkez ile vatandaşlarımız, diş tedavileri için artık il dışına gitmiyor. Özellikle Türkiye’nin sağlık ve sosyal politikalarına da ciddi manada katkılar sunmaktayız. Biz, inanıyoruz ki insanımız, her şeyin en iyisine, en güzeline layık" diye konuştu.
Gençler hayat kurtarmayı öğretti, vatandaşlar uygulamalı ilk yardım dersi aldı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:05 Gençler hayat kurtarmayı öğretti, vatandaşlar uygulamalı ilk yardım dersi aldı Burdur’un Gölhisar ilçesinde, Gölhisar Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarafından yürütülen ve Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen "Bir Adımda Hayat Kurtar: Yabancı Cisme Bağlı Solunum Yolu Tıkanmalarında İlk Yardım" projesi, vatandaşlara yönelik uygulamalı eğitimle hayata geçirildi. ÜNİDES-3 Dönem Projesi kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, Gölhisar Sağlık Hizmetleri MYO öğrencileri, öğretim görevlilerinin nezaretinde ilçe merkezine kurulan stantta vatandaşlara hem teorik bilgi verdi hem de uygulamalı eğitim gerçekleştirdi. Meydanda açılan stantta, öğrenciler yoldan geçen vatandaşları durdurarak ilk yardım eğitimi konusunda bilgilendirme yaptı. Özellikle solunum yolunu tıkayan yabancı cisimlere müdahalede kullanılan Heimlich manevrası gibi hayati öneme sahip uygulamaları vatandaşlara birebir gösteren öğrenciler, aynı zamanda neden bu tür bilgilerin herkes tarafından bilinmesi gerektiğini de detaylı şekilde anlattı. Eğitim sırasında bazı anlar vatandaşlar ve öğrenciler için eğlenceli görüntülere sahne olurken, verilen mesajların ciddiyeti ise dikkat çekti. Etkinlik boyunca ilk yardım uygulamalarına ilgi yoğun olurken, vatandaşlar aldıkları bilgiden memnun kaldıklarını ifade etti. İlk müdahaleyi bilmek hayat kurtarıyor Yetkililer, yabancı cisimlere bağlı solunum yolu tıkanmalarının özellikle çocuklarda ölümle sonuçlanabilecek acil durumlar arasında yer aldığına dikkat çekerek, bu tür projelerin toplumda farkındalık oluşturması açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Gölhisar Sağlık Hizmetleri MYO tarafından hayata geçirilen projenin, hem öğrencilerin sahada deneyim kazanmasına hem de halkın ilk yardım konusunda bilinçlenmesine katkı sunduğu kaydedildi.
Astım hastaları, polenlerin sık olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamalı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:14 Astım hastaları, polenlerin sık olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamalı Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğunu işaret eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. İlkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi risk oluşturur. Bu yüzden polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak, pencereleri kapalı tutmak ve ev tozu akarlarına karşı evleri sık havalandırmak korunma yollarındandır" dedi. Her yıl mayıs ayının ilk salı günü kutlanan Dünya Astım Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Dünya Astım Günü, nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Astım, tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen, akciğerdeki hava yollarında mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu daralması sonucu ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığıdır. Ancak doğru yönetildiğinde, kontrol altına alınabilen bir hastalıktır" şeklinde konuştu. "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığına dikkat" Hastalığın belirtilerini sıralayan Doç. Dr. Güllü, "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösteren astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğu, her yıl 400 binden fazla kişinin ölümünün astıma bağlı olduğu bilinmektedir" ifadelerini kullandı. "Polen yoğunluğu fazla olan sabah saatlerinde pencereleri kapalı tutun" Astım ataklarını nelerin tetiklediğine değinen Doç. Dr. Güllü, "Astım ataklarını tetikleyen birçok çevresel faktör vardır. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi bir risk oluşturur. Çayır otu, zeytin ağacı, çınar ve pelin otu gibi bitkilerin polenleri, rüzgârla yayılarak solunum yollarını tahriş edebilir. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak ve pencereleri kapalı tutmak, korunma yollarındandır" dedi. "Evler düzenli havalandırılmalı" Bir diğer önemli tetikleyicinin ise ev ortamında sıklıkla karşılaştığımız ev tozu akarları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Güllü, şu bilgileri paylaştı: "Gözle görülmeyen bu mikroskobik canlılar yatak, yastık, halı, perde ve peluş oyuncak gibi eşyaların içinde yaşar. Özellikle nemli ve havasız alanlarda hızla çoğalırlar. Akarlarla mücadelede evin düzenli havalandırılması, yatak takımlarının sıcak suyla yıkanması ve toz tutan eşyaların azaltılması önerilir. Astım krizlerini tetikleyen diğer unsurlar arasında sigara dumanı, hava kirliliği, hayvan tüyleri, soğuk hava, egzersiz ve stres gibi faktörler de yer alır. Astımı olan bireyler bu riskleri tanımalı ve mümkün olduğunca uzak durmalıdır." "Astım tedavi edilebilir bir hastalık" Astımın aslında korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen Doç. Dr. Güllü, "Doğru ilaç tedavisi, düzenli doktor kontrolleri ve tetikleyicilerden korunma ile astımlı bireyler de sağlıklı bir yaşam sürebilir, spor yapabilir, seyahat edebilir, hatta profesyonel kariyerlerinde dahi başarıyla ilerleyebilir" ifadelerine yer verdi. "Yalnızca astımlı bireyler değil, toplumun geneli bilinçlenmeli" Son olarak astımın kontrolünün mümkün olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. Güllü, "Dünya Astım Günü vesilesiyle, yalnızca astımlı bireylerin değil, toplumun genelinin bu konuda bilinçlenmesi büyük önem taşır. Nefes alabilmek, yaşamın en temel göstergesidir. Bugün, bu en basit ama en hayati bu eylemi fark etme günüdür. Nefesiniz hep açık olsun" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
’Horlama, çiftleri ayırabilir’
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:06 ’Horlama, çiftleri ayırabilir’ Toplumda sıkça göz ardı edilen horlamanın yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda çiftler arasında ciddi ilişki problemlerine yol açabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, "Gece boyunca düzenli uyuyamayan çiftlerden biri, zamanla psikolojik ve fiziksel olarak yıpranabiliyor. Uyku bölünmeleri, sabah yorgunlukları ve gün içi tahammülsüzlük çiftler arasındaki huzuru zedeliyor. Süreç ilerledikçe horlayan kişi farkında bile olmadan ilişkide uzaklaşmaya sebep olabiliyor" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, toplumda sıkça göz ardı edilen horlamanın yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda çiftler arasında ciddi ilişki problemlerine yol açabileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Korkmaz, "Gece boyunca düzenli uyuyamayan çiftlerden biri, zamanla psikolojik ve fiziksel olarak yıpranabiliyor. Uyku bölünmeleri, sabah yorgunlukları ve gün içi tahammülsüzlük çiftler arasındaki huzuru zedeliyor. Süreç ilerledikçe horlayan kişi farkında bile olmadan ilişkide uzaklaşmaya sebep olabiliyor" diye konuştu. "Ciddi sorunların habercisi olabilir" Horlamanın, genellikle masum gibi görünse de altta yatan ciddi sorunların habercisi olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Korkmaz, "Özellikle obstrüktif uyku apnesi sendromu gibi durumların tedavi edilmemesi halinde kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, diyabet gibi sistemik hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Basit horlama ile uyku apnesi arasında fark vardır. Her horlama tedavi gerektirmeyebilir, ancak sürekli ve yüksek sesle horlayan kişiler mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Tedavi mümkün" Doç. Dr. Korkmaz, horlamanın tedavisinin mümkün olduğunu vurgulayarak, "Kilo kontrolü, yaşam tarzı değişiklikleri, alkol ve sigaradan uzak durmak, uyku pozisyonunu değiştirmek gibi önlemlerle horlama azaltılabilir. Gerekli durumlarda burun tıkanıklıkları ya da bademcik büyümesi gibi yapısal problemler cerrahiyle çözülebileceği gibi damak ve burun etlerine müdahalede horlamayı azaltmaya yardımcı olur" diye konuştu. "Çiftler konuşmalı, uzmandan yardım almalı" Horlama şikayetlerinin çiftler arasında bir tabu haline gelmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Korkmaz, "Birçok çift bu problemi konuşmaktan çekiniyor. Oysa ki, horlama tedavi edilebilir bir durumdur. Eşlerin karşılıklı anlayış ve uzman desteği ile bu süreci sağlıklı şekilde yönetmeleri mümkündür" diye konuştu.
Kanser tedavisinde nokta atışı
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:39 Kanser tedavisinde nokta atışı Kanser hastalığında Radyonüklid tedavi, Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla uygulanıyor. Kanserle mücadelede klasik yöntemlerin ötesine geçilerek, daha hedefe yönelik, daha az yan etkili ve daha etkin tedavi yöntemleri geliştiriliyor. Bu alandaki en dikkat çekici yeniliklerden biri olan radyonüklid tedavi, Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanan bu tedavi yöntemi Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy öncülüğünde Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla sunuluyor. Radyonüklid tedavi nedir Radyonüklid tedavi, nükleer tıbbın sunduğu imkanlarla, radyoaktif maddelerin doğrudan tümör hücrelerine yönlendirilmesini ve bu hücrelerin içeriden hedef alınarak yok edilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu tedavide kullanılan radyonüklid maddeler, özel taşıyıcı moleküller aracılığıyla tümöre bağlanır ve sadece hastalıklı hücreleri etkileyerek sağlıklı dokuları mümkün olan en az seviyede etkiler. "Akıllı moleküllerle kişiye özel savaş" Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavinin kişiselleştirilmiş onkolojik tedavilerin en etkili örneklerinden biri olduğunu vurgulayarak, "Artık tüm hastalara aynı kemoterapi protokolünü uygulama dönemi geride kaldı. Hastalığın türüne, yayılımına ve hastanın biyolojik yapısına özel planlamalar yaparak tedaviyi doğrudan hedefe yönlendiriyoruz" dedi. Radyonüklid tedavi özellikle şu alanlarda başarılı sonuçlar veriyor: Prostat kanseri: Lutetium-177 PSMA tedavisi, Nöroendokrin tümörler: Lutetium-177 DOTATATE tedavisi, Tiroid kanserleri: I-131 tedavisi, Ağrılı kemik metastazlarında Lutesyum 177 -EDTMP tedavisi. Yan etkiler azalıyor, yaşam kalitesi artıyor Radyonüklid tedavinin klasik kemoterapiye göre en büyük avantajlarından biri, sistemik yan etkilerin oldukça düşük olmasıdır. Mide bulantısı, saç dökülmesi gibi yan etkiler çok daha az görülür, bu da hastaların günlük yaşamlarını sürdürebilmelerine imkan tanır. "Kanser tedavisi artık yalnızca hastalığı yok etmeye değil, hastanın yaşam kalitesini korumaya da odaklanmalı," diyen Doç. Dr. Aksoy, özellikle ileri evre hastalarda bu tedavi yaklaşımının umut verici sonuçlar sağladığını ifade etti. Medical Point Gaziantep bölgenin nükleer tıp üssü Medical Point Gaziantep Hastanesi, ileri teknolojiyle donatılmış nükleer tıp ünitesi, PET/BT görüntüleme cihazları ve özel radyonüklid tedavi alanları ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu alanda hizmet veren öncü sağlık kuruluşlarından biri konumunda. Tedavi süreci, multidisipliner bir yaklaşımla; nükleer tıp, onkoloji, radyoloji ve iç hastalıkları uzmanlarının koordineli çalışmasıyla yürütülüyor. Geleceğe umut taşıyan yaklaşım Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavilerin yalnızca günümüzün değil, geleceğin de en etkili kanser tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirtti. Dr. Aksoy, "Her hastamızın hikayesi farklı. Biz bu hikâyelere bilimsel ve insani bir yaklaşımla dokunuyoruz. Gaziantep’te dünya standartlarında bir tedavi sunmanın gururunu yaşıyoruz" diye konuştu.
Diş hekiminden aşırı korkan çocuklar için uygulanan anestezi yöntemleri kaygıyı azaltıyor
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:36 Diş hekiminden aşırı korkan çocuklar için uygulanan anestezi yöntemleri kaygıyı azaltıyor Acıbadem Eskişehir Hastanesi Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, korku ve kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını ifade etti. Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, çocuk diş hekimliğinde tedavi başarısının en önemli göstergelerinden birinin "Çocuğun klinikten mutlu ayrılması" olduğunu vurguladı. Diş Hekimi Danıştı, pedodonti (çocuk diş hekimliği) branşının "Süt dişlerinin tedavisi, diş travmaları, çürük önleme uygulamaları, ortodontik yönlendirme ve ağız hijyeni eğitimi" gibi birçok alanda çocuğun ağız sağlığını korumak, gelişimini takip etmek ve travmasız bir klinik deneyimi sağlamak amacıyla 0-13 yaş grubu çocuklara hizmet verdiğini dile getirdi. Ayrıca, çocuklara özel koruyucu uygulamalar (fissür örtücü, flor uygulaması) ve ağız hijyeni eğitiminin de pedodontinin kapsamı içinde olduğunu söyledi. "Diş kontrollerine ilk dişle başlanmalı" Çocukların ilk diş muayenesinin ilk dişinin çıktığı 6. ay itibarıyla yapılmasını tavsiye eden Diş Hekimi Danıştı, "Bu erken dönemde yapılan kontroller, çürük gelişimini önleyici bilgi aktarımı ve bakım alışkanlıklarının kazandırılması açısından büyük önem taşıyor. Daha sonra ise 6 ayda bir düzenli diş hekimi kontrolleri ile çürükler ve diğer ağız içi sorunlar erken aşamada tespit edilebiliyor. Bu da hem daha kısa hem de konforlu tedavi süreçlerini mümkün kılıyor" diye konuştu. "Sedasyon ve genel anestezi uygulanabiliyor" Diş hekimi korkusu, bulantı refleksi, özel bakım ihtiyacı veya sistemik hastalıklar gibi durumların, çocuk hastaların tedavisini zorlaştırabildiğini belirten Diş Hekimi Danıştı, bu gibi durumlarda ileri davranış yönlendirme yöntemleri olan sedasyon ve genel anestezinin devreye girdiğini ifade etti. Sedasyon ya da genel anesteziye karar verilmeden önce, hastanın tıbbi geçmişi, yapılacak tedavi planı, kan tahlilleri ve röntgen sonuçları uzman hekimlerce değerlendirildiğini aktaran Danıştı, kısa süreli ve su gerektirmeyen işlemlerde sedasyon yeterli olurken, uzun ve su kullanılan tedavilerde havayolu güvenliği açısından genel anestezi tercih edildiğini anlattı. Her iki yöntemin de ameliyathane şartlarında, temel ve ileri yaşam desteği ekipmanlarıyla uygulandığını söyleyen Danıştı, "İşlem sırasında çocuğun durumu anestezi uzmanı tarafından takip edilirken, planlanan tüm tedaviler çocuk diş hekimi tarafından gerçekleştirilir. Tedavi sonrası çocuk güvenle uyandırılır, gözlem odasında takip edilir ve taburcu edilmeden önce ağrı kontrolü sağlanır. Anestezi etkisi geçene kadar beslenmeye dikkat edilmesi, uyuşukluk nedeniyle dudak ısırmalarının önlenmesi ve yapılan dolgu ya da çekimlere alışma sürecine zaman tanınması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Çocuklar diş ağrısıyla yaşamayı öğreniyor" Diş tedavisinin başarısının yalnızca işlemle sınırlı olmadığının altını çizen Diş Hekimi Danıştı, tedavi sonrası ağız hijyenine dikkat edilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve düzenli diş hekimi kontrollerinin uzun vadede ağız sağlığını korumada büyük önem taşıdığını dile getirdi. Araştırmalara göre, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını vurgulayarak "Ne yazık ki, halen bu yöntemlere ulaşamayan ve diş ağrısıyla yaşamayı öğrenen çocuklar var. Oysa toplumda bu alandaki farkındalığın artması, erken dönemde müdahale ve sağlıklı bireylerin yetişmesi açısından kritik önemde" dedi.