Son Dakika
|
Önder Özen, Beşiktaş Futbol Direktörü oldu
Malatya’da deprem sonrası 74 kişi hastanelere başvurdu
Karabük’te korkutan yangın : 2 ev ve samanlık kül oldu
Deprem anı iş yerinin kamerasına yansıdı
Malatya’da 5.6 büyüklüğünde deprem
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
Ünlü sanatçı Haluk Levent hastaneye kaldırıldı
İran basını: "ABD Pakistanlı arabulucular üzerinden İran’a yeni bir teklif iletti"
TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, UEFA Yönetim Kurulu Toplantısı’na katıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan Başbakanı Kamil İdris’i kabul etti
Trabzonspor, Ernest Muçi’nin bonservisini aldı
İstanbul’da yağmur ve maç trafiği
Önder Özen, Beşiktaş Futbol Direktörü oldu
SAĞLIK
Kastamonu’da sağlık hizmetlerinde dikkat çeken yükseliş: Sevkler azaldı, kapasite arttı
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 19:36:33
Kastamonu’da sağlık alanında son bir yılda gerçekleştirilen yatırımlar, yeni sağlık tesisleri, personel artışları ve hizmet kapasitesindeki gelişmeler düzenlenen toplantıyla kamuoyuna açıklandı. İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, kentte 2 ilçe sağlık müdürlüğü, 18 toplum sağlığı merkezi, 54 aile sağlığı merkezi, halk sağlığı laboratuvarı, sağlıklı hayat merkezi ve yabancı uyruklu polikliniği bulunduğunu belirtti. Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz başkanlığında yapılan toplantıda, 2025-2026 döneminde özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri, hastane kapasitesi, kanser taramaları ve acil sağlık hizmetlerinde önemli ilerlemeler sağlandığı bildirildi. Aile hekimliği sisteminde yapılan düzenlemelerle birim sayısının 127’den 131’e çıkarıldığını ifade eden Yavuzyılmaz, bir aile hekimine düşen nüfusun 2 bin 820’den 2 bin 745’e gerilediğini söyledi. Kuzeykent ve Salı Pazarı bölgelerinde yeni aile sağlığı merkezlerinin hizmete açıldığını, İnebolu Özlüce’de de mevcut yapının dönüştürülerek yeni bir merkez oluşturulduğunu kaydetti. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, diş hekimi ve çocuk gelişimcisi gibi uzmanların ücretsiz hizmet verdiğini vurgulayan Yavuzyılmaz, vatandaşların bu hizmetlerden daha fazla yararlanmasını istediklerini ifade etti. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde son bir yılda yaklaşık 3 milyon 300 bin muayene yapıldığını aktaran Yavuzyılmaz, bu rakamın ilin nüfusu dikkate alındığında sağlık hizmetlerine yoğun başvuru olduğunu gösterdiğini belirtti. Kanser taramalarında ortalama yüzde 28 artış sağlandığını söyleyen Yavuzyılmaz, erken teşhisin önemine dikkat çekti. HPV tarama numunelerinin artık Kastamonu’da değerlendirilmeye başlandığını belirten Yavuzyılmaz, yaklaşık 2 milyon liralık yatırımla laboratuvar altyapısının güçlendirildiğini ve Çankırı ile Karabük’ten gelen numunelerin de ilde işlendiğini ifade etti. Cide ve Taşköprü’ye yeni mamografi cihazları kazandırıldığını aktaran Yavuzyılmaz, tütün bağımlılığıyla mücadele kapsamında poliklinik sayısının 16’ya çıkarıldığını kaydetti. Hastanelerde yatak kapasitesinin artırıldığını belirten Yavuzyılmaz, Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 545 yatağa, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinin ise 305 yatağa çıkarıldığını, il genelinde toplam yatak kapasitesinin 1215’e ulaştığını söyledi. Yoğun bakım kapasitesindeki artışın sevk oranlarına olumlu yansıdığını ifade eden Yavuzyılmaz, il dışına sevklerde yüzde 37, yoğun bakım gerekçeli sevklerde ise yüzde 43 azalma sağlandığını belirtti. 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde istasyon sayısının 43’e, ambulans sayısının ise 70’e yükseltildiğini söyleyen Yavuzyılmaz, son bir yılda 8 yeni ambulansın hizmete alındığını açıkladı. Ayrıca sağlık personeli sayısının 432 kişi arttığını, son kurada 18 uzman hekimin daha göreve başlayacağını ifade etti. Kadıdağı bölgesindeki binanın 30 yataklı AMATEM olarak hizmet vereceğini açıklayan Yavuzyılmaz, eski devlet hastanesi alanında yapılacak yeni sağlık tesisinin ihale sürecinin tamamlandığını bildirdi. Eğitim ve Araştırma Hastanesine 128 kesitli tomografi cihazı kazandırıldığını belirten Yavuzyavuzyılmaz, PET-CT cihazı için de ihale sürecinin başlatıldığını söyledi. Toplantıda ayrıca il genelinde muayene sayısının yaklaşık 6 milyona ulaştığı, ameliyat sayısının 33 bin 800 olduğu ve diyaliz hizmetlerinde kapasitenin artırıldığı ifade edildi. Yavuzyılmaz, sağlık yatırımlarının vatandaşların hizmete daha hızlı ve kaliteli erişimini sağlamak amacıyla sürdüğünü vurguladı.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 17:34
Nilüfer’de çifte açılış
Nilüfer Belediyesi, Ertuğrul Mahallesi’nde aile sağlığı merkezi ve muhtarlık binasını hizmete açtı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, "Mahalle sakinlerimiz hem sağlık hem de muhtarlık hizmetlerine aynı noktadan, çok daha rahat ulaşabilecek" dedi. Bursa Uludağ Üniversitesi Ertuğrul Eğitim Aile Sağlığı Merkezi ve Ertuğrul Mahallesi Muhtarlığı açılışı düzenlenen törenle gerçekleştirildi. Törene Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, CHP İl Başkan Yardımcısı İlhan Çetin, Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Bursa Muhtarlar Derneği Başkanı Erol Yılmazer, Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar, mahalle muhtarları, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları ve sağlık çalışanları katıldı. Konuşmasına, 19 Mayıs Dünya Aile Hekimleri Birliği’ni kutlayarak başlayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, merkezin 2 bin 75 metrekarelik alanda hizmet verdiğini ifade ederek, "5 doktor odası, gebe izlem ve aşı odası, acil müdahale odası, laboratuvar ve 112 acil servis birimi burada bir arada. 30 araçlık otoparkı ile erişimi de kolaylaştırıyor. Tabelasında ‘eğitim’ yazıyor. Çünkü burası aynı zamanda Bursa Uludağ Üniversitesi’nin bir eğitim merkezi. Yarının aile hekimleri, sağlıkçıları burada yetişecek" dedi. Sağlık ve muhtarlık hizmetleri bir arada Aynı alanda Ertuğrul Mahallesi Muhtarlığı ve Mahalle İletişim Merkezi’nin de yer aldığını açıklayan Başkan Şadi Özdemir, "Böylece mahalle sakinlerimiz hem sağlık hem de muhtarlık hizmetlerine aynı noktadan, çok daha rahat ulaşabilecek" diye konuştu. Başkan Şadi Özdemir, Aile Sağlığı Merkezi’nin üst katında belediyenin dikiş, el örgüsü ve resim gibi kadınlara yönelik sanat ve beceri atölyeleri yer alacağını da sözlerine ekledi. "İyi bir hekim yetiştirmek asm’de başlar" Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun da toplumla iç içe hareket ettiklerini anlattı. Coşkun, "Buradaki ekip hem hizmet üretiyor hem eğitim veriyor hem de araştırma yapıyor. Bu gerçek bir modeldir. İyi bir hekim yetiştirmek sadece laboratuvarda veya hastanede olmaz, bunun temeli aile sağlığı merkezlerinde başlar" dedi. Bursa Uludağ Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı, Eğitim Aile Sağlığı Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Yeşim Uncu, merkezin yapımında emeği geçenlere teşekkür etti. Uncu, eğitim merkezinin kamunun, üniversitenin ve toplumun ortak katkısıyla hayata geçirildiğini vurgulayarak, "Burada sunulan sağlık hizmeti klasik bir hizmet değil; araştırma, eğitim ve hizmetin bir arada yürütüldüğü, bilimsel ve güncel yaklaşımın sergilendiği bir modeldir" diye konuştu. Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba, birinci basamak sağlık hizmetleri konusunda çok güçlü bir altyapıya sahip olduklarını belirtirken, Ertuğrul Mahalle Muhtarı Naciye Akyemiş de emeği geçenlere teşekkür etti. Konuşmaların ardından açılış kurdeleleri kesildi.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:28
Bahar aylarında astım şikayetleri artabiliyor
Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıkan astımın, sigara dumanı, polen, hava kirliliği ve stres gibi birçok faktörle tetiklenebildiğini belirterek, düzenli tedavi ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla hastalığın kontrol altına alınabileceğini söyledi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Seher Göktaş, hastalığın genellikle alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, "Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır" dedi. "Sigara ve alerjenler riski artırıyor" Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. "Polen, parfüm ve sigara dumanı astımı tetikleyebiliyor" Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, "Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir" ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. "Astım krizinde erken müdahale önemli" Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, "Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır" dedi. "Astım tamamen geçmez ancak kontrol altına alınabilir" Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, "Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır" diye konuştu. "Ev ortamı ve günlük yaşam aüzenlenmeli" Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. "Astım hastanın ömrünü azaltmaz" Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, "Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir" dedi.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:24
Muğla EAH’ta ‘Çölyak Günü’ farkındalık standı
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi ana hizmet binası giriş alanında, Çölyak Farkındalık Günü kapsamında Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özşeker öncülüğünde bilgilendirme standı kuruldu. Çölyak hastalığına yönelik toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen stantta İl Sağlık Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri görev aldı. Standı Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Çölyak Derneği temsilcileri de ziyaret ederek yürütülen farkındalık çalışmalarına destek verdi. Prof. Dr. Burak Özşeker, Çölyak Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada; çölyak hastalığının buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluten proteinine karşı gelişen otoimmün bir hastalık olduğunu belirtti. Gluten tüketimi sonucunda ince bağırsakta hasar oluşabileceğini ve buna bağlı olarak besin emiliminde bozulmalar görülebileceğini ifade etti. Hastalığın; karın ağrısı, şişkinlik, ishal, kilo kaybı, kansızlık, halsizlik ve çocuklarda büyüme-gelişme geriliği gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini, bazı bireylerde ise uzun süre belirti vermeden seyredebildiğini vurgulayan Özşeker, çölyak hastalığında en etkili tedavinin ömür boyu sürdürülen sıkı glutensiz diyet olduğunu kaydetti. Erken tanı, doğru beslenme alışkanlıkları ve toplumsal farkındalığın önemine dikkat çekilen etkinlikte, çölyak hastalarının yaşam kalitesinin artırılmasında bilinçlendirme çalışmalarının büyük önem taşıdığı ifade edildi. Çölyak Farkındalık Günü vesilesiyle, glutensiz yaşam konusunda duyarlılığın artırılması ve çölyak hastalarına destek olunmasının önemine dikkat çekildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:51
Medical Point’te robotlar iş başında
3
19 Mayıs 2026 Salı- 09:30
Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz: "Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın"
4
19 Mayıs 2026 Salı- 10:51
Sağlık raporlarında yeni dönem
5
20 Mayıs 2026 Çarşamba- 12:02
"Böbrek taşını tedavi etmek her zaman yeterli olmayabilir"
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:39
Kanser tedavisinde nokta atışı
Kanser hastalığında Radyonüklid tedavi, Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla uygulanıyor. Kanserle mücadelede klasik yöntemlerin ötesine geçilerek, daha hedefe yönelik, daha az yan etkili ve daha etkin tedavi yöntemleri geliştiriliyor. Bu alandaki en dikkat çekici yeniliklerden biri olan radyonüklid tedavi, Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde uygulanan bu tedavi yöntemi Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy öncülüğünde Medical Point Gaziantep Hastanesi de başarıyla sunuluyor. Radyonüklid tedavi nedir Radyonüklid tedavi, nükleer tıbbın sunduğu imkanlarla, radyoaktif maddelerin doğrudan tümör hücrelerine yönlendirilmesini ve bu hücrelerin içeriden hedef alınarak yok edilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu tedavide kullanılan radyonüklid maddeler, özel taşıyıcı moleküller aracılığıyla tümöre bağlanır ve sadece hastalıklı hücreleri etkileyerek sağlıklı dokuları mümkün olan en az seviyede etkiler. "Akıllı moleküllerle kişiye özel savaş" Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavinin kişiselleştirilmiş onkolojik tedavilerin en etkili örneklerinden biri olduğunu vurgulayarak, "Artık tüm hastalara aynı kemoterapi protokolünü uygulama dönemi geride kaldı. Hastalığın türüne, yayılımına ve hastanın biyolojik yapısına özel planlamalar yaparak tedaviyi doğrudan hedefe yönlendiriyoruz" dedi. Radyonüklid tedavi özellikle şu alanlarda başarılı sonuçlar veriyor: Prostat kanseri: Lutetium-177 PSMA tedavisi, Nöroendokrin tümörler: Lutetium-177 DOTATATE tedavisi, Tiroid kanserleri: I-131 tedavisi, Ağrılı kemik metastazlarında Lutesyum 177 -EDTMP tedavisi. Yan etkiler azalıyor, yaşam kalitesi artıyor Radyonüklid tedavinin klasik kemoterapiye göre en büyük avantajlarından biri, sistemik yan etkilerin oldukça düşük olmasıdır. Mide bulantısı, saç dökülmesi gibi yan etkiler çok daha az görülür, bu da hastaların günlük yaşamlarını sürdürebilmelerine imkan tanır. "Kanser tedavisi artık yalnızca hastalığı yok etmeye değil, hastanın yaşam kalitesini korumaya da odaklanmalı," diyen Doç. Dr. Aksoy, özellikle ileri evre hastalarda bu tedavi yaklaşımının umut verici sonuçlar sağladığını ifade etti. Medical Point Gaziantep bölgenin nükleer tıp üssü Medical Point Gaziantep Hastanesi, ileri teknolojiyle donatılmış nükleer tıp ünitesi, PET/BT görüntüleme cihazları ve özel radyonüklid tedavi alanları ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu alanda hizmet veren öncü sağlık kuruluşlarından biri konumunda. Tedavi süreci, multidisipliner bir yaklaşımla; nükleer tıp, onkoloji, radyoloji ve iç hastalıkları uzmanlarının koordineli çalışmasıyla yürütülüyor. Geleceğe umut taşıyan yaklaşım Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, radyonüklid tedavilerin yalnızca günümüzün değil, geleceğin de en etkili kanser tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirtti. Dr. Aksoy, "Her hastamızın hikayesi farklı. Biz bu hikâyelere bilimsel ve insani bir yaklaşımla dokunuyoruz. Gaziantep’te dünya standartlarında bir tedavi sunmanın gururunu yaşıyoruz" diye konuştu.
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:36
Diş hekiminden aşırı korkan çocuklar için uygulanan anestezi yöntemleri kaygıyı azaltıyor
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, korku ve kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını ifade etti. Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi Kevser Danıştı, çocuk diş hekimliğinde tedavi başarısının en önemli göstergelerinden birinin "Çocuğun klinikten mutlu ayrılması" olduğunu vurguladı. Diş Hekimi Danıştı, pedodonti (çocuk diş hekimliği) branşının "Süt dişlerinin tedavisi, diş travmaları, çürük önleme uygulamaları, ortodontik yönlendirme ve ağız hijyeni eğitimi" gibi birçok alanda çocuğun ağız sağlığını korumak, gelişimini takip etmek ve travmasız bir klinik deneyimi sağlamak amacıyla 0-13 yaş grubu çocuklara hizmet verdiğini dile getirdi. Ayrıca, çocuklara özel koruyucu uygulamalar (fissür örtücü, flor uygulaması) ve ağız hijyeni eğitiminin de pedodontinin kapsamı içinde olduğunu söyledi. "Diş kontrollerine ilk dişle başlanmalı" Çocukların ilk diş muayenesinin ilk dişinin çıktığı 6. ay itibarıyla yapılmasını tavsiye eden Diş Hekimi Danıştı, "Bu erken dönemde yapılan kontroller, çürük gelişimini önleyici bilgi aktarımı ve bakım alışkanlıklarının kazandırılması açısından büyük önem taşıyor. Daha sonra ise 6 ayda bir düzenli diş hekimi kontrolleri ile çürükler ve diğer ağız içi sorunlar erken aşamada tespit edilebiliyor. Bu da hem daha kısa hem de konforlu tedavi süreçlerini mümkün kılıyor" diye konuştu. "Sedasyon ve genel anestezi uygulanabiliyor" Diş hekimi korkusu, bulantı refleksi, özel bakım ihtiyacı veya sistemik hastalıklar gibi durumların, çocuk hastaların tedavisini zorlaştırabildiğini belirten Diş Hekimi Danıştı, bu gibi durumlarda ileri davranış yönlendirme yöntemleri olan sedasyon ve genel anestezinin devreye girdiğini ifade etti. Sedasyon ya da genel anesteziye karar verilmeden önce, hastanın tıbbi geçmişi, yapılacak tedavi planı, kan tahlilleri ve röntgen sonuçları uzman hekimlerce değerlendirildiğini aktaran Danıştı, kısa süreli ve su gerektirmeyen işlemlerde sedasyon yeterli olurken, uzun ve su kullanılan tedavilerde havayolu güvenliği açısından genel anestezi tercih edildiğini anlattı. Her iki yöntemin de ameliyathane şartlarında, temel ve ileri yaşam desteği ekipmanlarıyla uygulandığını söyleyen Danıştı, "İşlem sırasında çocuğun durumu anestezi uzmanı tarafından takip edilirken, planlanan tüm tedaviler çocuk diş hekimi tarafından gerçekleştirilir. Tedavi sonrası çocuk güvenle uyandırılır, gözlem odasında takip edilir ve taburcu edilmeden önce ağrı kontrolü sağlanır. Anestezi etkisi geçene kadar beslenmeye dikkat edilmesi, uyuşukluk nedeniyle dudak ısırmalarının önlenmesi ve yapılan dolgu ya da çekimlere alışma sürecine zaman tanınması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Çocuklar diş ağrısıyla yaşamayı öğreniyor" Diş tedavisinin başarısının yalnızca işlemle sınırlı olmadığının altını çizen Diş Hekimi Danıştı, tedavi sonrası ağız hijyenine dikkat edilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve düzenli diş hekimi kontrollerinin uzun vadede ağız sağlığını korumada büyük önem taşıdığını dile getirdi. Araştırmalara göre, diş hekimi korkusu olan çocuklarda sedasyon ve genel anestezi ile yapılan tedavilerin, kaygı düzeyini azaltarak ilerideki klinik süreçleri kolaylaştırdığını vurgulayarak "Ne yazık ki, halen bu yöntemlere ulaşamayan ve diş ağrısıyla yaşamayı öğrenen çocuklar var. Oysa toplumda bu alandaki farkındalığın artması, erken dönemde müdahale ve sağlıklı bireylerin yetişmesi açısından kritik önemde" dedi.
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:03
"Sağlığımız ellerimizde"
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve El Hijyeni Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tunca, "Unutmayalım ki, basit bir el yıkama alışkanlığı, bireysel sağlıktan küresel salgınların kontrolüne kadar pek çok alanda hayat kurtarır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve El Hijyeni Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tunca, 5 Mayıs El Hijyeni günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. El hijyenini ellerimizi görünür kirlilikten arındırmanın yanı sıra zararlı mikroorganizmaları uzaklaştırmak için yapılan temizlik uygulamalarının tümü olarak tanımlayan Tunca, "Ellerimiz, gün içinde en çok temas ettiğimiz organlarımızdır. Enfeksiyonlar genellikle temas yoluyla bulaşır. Doğru el hijyeni, solunum yolu enfeksiyonları, ishal, hepatit A gibi hastalıkların yayılmasını engellemesi nedeniyle bireysel ve toplumsal sağlık açısından gereklidir. Örneğin, grip virüsü taşıyan biri hapşırdığında eline mikrobu bulaştırır. Tokalaşma veya ortak kullanılan eşyalarla virüsü diğer insanlara aktarabilir. El yıkama, bu zinciri kırmaktadır" dedi. Bol bol yıkayın El hijyenini sağlamak için yapılması gerekenleri sıralayan Öğretim Üyesi Tunca, "Ellerimizi yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımından sonra, hapşırma/öksürme sonrası, toplu taşıma gibi kalabalık ortamlardan çıkınca, hasta birinin bakımını yaptıktan sonra, evcil hayvanlarla temas edince mutlaka yıkamalıyız" şeklinde konuştu. "En az 20 saniye, su ve normal sabunla yıkamalıyız" Doğru el yıkama tekniği hakkında bilgi veren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tunca konuşmasında "Ellerimizi yıkarken el sırtı, parmak araları ve uçları gibi bazı alanlar ihmal edilebilmektedir. El yıkarken mutlaka en az 20 saniye boyunca el sırtı, parmak araları ve tırnak uçları dahil su ve sabunla ovalayarak yıkamaya göstermeliyiz" ifadelerine yer verdi. Sabunla el yıkamanın daha etkili bir yöntem olduğunu vurgulayan Tunca, "Eller görünür şekilde kirliyse mutlaka sabun ve su tercih edilmeli. Dezenfektanlar, suya erişilemeyen durumlarda (toplu taşımada, dışarıda) kullanılabilir. Sabun, mekanik ve kimyasal temizlik sağladığı için daha geniş koruma sunmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Sağlığımız ellerimizde" El dezenfektanlarının pratik kullanımı nedeniyle sık tercih edilebildiğini bildiren Dr. Öğr. Üyesi Tunca, ancak dezenfektanların sık kullanım sonucunda cildi hassas bireylerde ciltte kuruluk ve tahriş gibi problemler ortaya çıkabildiğine işaret etti. 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’nün bu konuda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çeken Tunca, "Unutmayalım ki, basit bir el yıkama alışkanlığı, bireysel sağlıktan küresel salgınların kontrolüne kadar pek çok alanda hayat kurtarır. Bu alışkanlığı çocuklarımıza da öğreterek, sağlıklı nesiller yetiştirebiliriz. El hijyeni, bir öz bakım rutini değil, toplumsal bir sorumluluktur" ifadeleri ile açıklamasını sonlandırdı.
05 Mayıs 2025 Pazartesi - 09:39
Çocuklar bile kullanıyor, elektronik sigara tehlikesi büyüyor
Elektronik sigarayı gençlerin dışında ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların bile kullanmaya başladığına vurgu yaparak tehlikeye dikkat çeken Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu, elektronik sigaraların sanıldığı kadar masum olmadığını, ’patlamış mısır akciğeri’ olarak isimlendirilen hastalığa neden olduğunu söyledi.
04 Mayıs 2025 Pazar - 15:43
Sağlık-Sen’in SAHA’sı, sağlık çalışanlarına öncülük ediyor
Sağlık-Sen Tercih Robotu (SAHA), sağlık alanında tercih yapacak sağlık mezunlarına öncülük ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın yapacağı 15 bin 342 sağlık personeli alımına yönelik başvuru yapacak tüm sağlık mezunlarının yararlanabileceği Sağlık-Sen Tercih Robotu’nun (SAHA) yayında olduğunu ifade eden Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, Sağlık Bakanlığı’nın 15 bin 342 sözleşmeli sağlık personel alımına ilişkin kılavuzu Resmi Gazete’de yayımladığını, ortaöğretim, ön lisans ve lisans düzeylerinde tercih yapılabilecek sözleşmeli sağlık personeli pozisyonlarının bulunduğu KPSS-2023/5 Tercih Kılavuzunun ÖSYM’nin internet sitesinde yayınlandığını söyledi. Anmal, "SAHA platformu birçok yeniliği içeriyor. Tercih yapacak adaylar için Sağlık-Sen yenilenen ve içinde birçok bilginin yer aldığı Tercih Robotu’nu (SAHA) aktif hale getirdi. Adayların, kolayca tercih listesi oluşturacağı ve geçmiş dönemlere ait istatistiklere ulaşabileceği SAHA platformunda ayrıca hastanelerle ilgili birçok bilgi yer alıyor. Sağlık alanlarında tercih yapacak olan sağlık mezunları için, hastane çevrelerindeki ortalama ev kiralarının da yer aldığı SAHA platformu, adayların rehberi niteliğinde. Doğru ve hızlı bir şekilde tercih yapmaya imkan sağlayacak Sağlık-Sen Tercih Robotu’na Sağlık-Sen kurumsal internet sitesinden ulaşılabiliyor" dedi.
04 Mayıs 2025 Pazar - 13:08
Erzincan’a 17 yeni hekim atandı
122. dönem ‘Devlet Hizmet Yükümlülüğü’ kurasının çekilmesinin ardından Erzincan’a toplam 17 hekim atandı. Sağlık Bakanlığı tarafından Erzincan’a; 13 pratisyen hekim ve 4 uzman hekim (aile hekimliği, çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk ve ergen ruh sağlığı, genel cerrahi) olmak üzere toplam 17 hekimin atandığı açıklandı.
04 Mayıs 2025 Pazar - 12:39
Ambulans helikopter 10 günlük bebek için havalandı
Ağrı’da tedavi gören 10 günlük bebek, ambulans helikopterle Van’a sevk edildi. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören 10 günlük A.K. isimli bebek, nekrotizan enterokolit (NEC) tanısı nedeniyle ileri tetkik ve tedavi ihtiyacı nedeniyle Van’daki özel bir hastaneye sevkine karar verildi. Sağlık Bakanlığı’na bağlı helikopter ambulans, Ağrı’dan aldığı hasta bebeği Van Ferit Melen Havalimanı’na getirdi. A.K. isimli bebek, burada hazır bekletilen ambulansla hastaneye nakli gerçekleştirilerek tedavi altına alındı.
04 Mayıs 2025 Pazar - 11:52
Bayburt’a 12 hekim atandı
122’nci dönem ‘Devlet Hizmet Yükümlülüğü’ kurasının çekilmesinin ardından Bayburt Devlet Hastanesine ve ilçe devlet hastanelerine toplam 12 hekim atandı. Yapılan kadro tahsisinde, Bayburt’a 6 uzman, 4 pratisyen hekim, Aydıntepe ve Demirözü ilçelerine ise bir pratisyen hekim ataması gerçekleşti. Uzman hekimlerin atamaları, fizik tedavi, üroloji, acil tıp, kadın doğum, anestezi ve çocuk hastalıkları alanlarında yapıldı. Ataması gerçekleşen 6 pratisyen hekimden 4’ü Bayburt Devlet Hastanesinde, 1’i Demirözü İlçe Hastanesinde ve 1’i Aydıntepe İlçe Hastanesinde görevine başlayacak.
04 Mayıs 2025 Pazar - 11:16
Uzmanlar uyardı: İklim değişikliği astım ve alerjiyi tetikliyor
İklim değişikliğinin solunum sağlığı üzerindeki tetikleyici etkisini araştıran bilim ekibinden Yaşar Üniversitesi MYO Gıda İşleme Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Biyomühendis Ece Yıldız Öztürk, küresel iklim değişikliğinin en çok solunum rahatsızlıklarına neden olduğunu söyledi. Yaşar Üniversitesi MYO Gıda İşleme Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Biyomühendis Ece Yıldız Öztürk, iklim değişikliğinin solunum sağlığı üzerindeki tetikleyici etkisini araştırmaya devam ediyor. Polen düzeylerindeki artışın, hava kirliliğinin, sıcaklık değişimlerinin alerji ve astım hastalıklarının görülme sıklığını da artırdığını ifade eden Yıldız Öztürk, "Özellikle de solunum rahatsızlıkları, bu küresel sorunun doğrudan etkilediği alanlardan biridir. Aralarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Özlem Göksel’in de bulunduğu Translasyonel Pulmonoloji Araştırma ekibi ile birlikte yaptığımız ‘İklim Değişikliği Altında Astım ve Alerjik Rinitte Karmaşık Biyoaerosol Maruziyetinin Modellenmesinde Yeni Yaklaşım Metodolojileri’ başlıklı çalışmada iklim değişikliğinin solunum sağlığı üzerindeki tetikleyici etkisinin astım, alerjik rinit ve diğer bağışıklık aracılı üst ve alt solunum yolu hastalıklarında artışa yol açtığını gözlemledik. Yapılan araştırmalar, iklim değişikliği ile birlikte polen düzeylerindeki artışın, hava kirliliğinin, sıcaklık değişimlerinin alerji ve astım hastalıklarının görülme sıklığını artırdığını gösteriyor" diye konuştu. "İklim değişikliği polen yükü arıyor" İklim değişikliği ile bitkilerin polen üretiminin de arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Biyomühendis Ece Yıldız Öztürk, "Özellikle bahar döneminde polen sayıları çok daha yüksek olabiliyor. Bunun sonucunda alerjik rinit gibi polen kaynaklı alerjisi olan ve astım rahatsızlığı olan kişiler çok daha yoğun semptomlar yaşıyor. Yanı sıra sıcak hava dalgaları ve ani yağışlar gibi iklim olayları, hava kalitesini etkileyen bölgesel hava kirliliğini de artırıyor. Atmosferdeki kirleticilerin artması, alerjenlerin (polen gibi) mukozal zarlarla etkileşimini değiştirerek alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Sıcaklık artışı ile birlikte, polenlerin yayıldığı dönemler de uzuyor ve bu da alerji durumlarını artırıyor. Özellikle şehirleşmenin olduğu bölgelerde, iklim değişikliğine bağlı olarak hava kalitesinin düşmesi, alerjik reaksiyonların sıklığını daha da artırıyor. Hava kirliliği ile birlikte, astım hastalarında göğüste sıkışma, öksürük ve nefes darlığı gibi semptomların daha sık görülmesi kaçınılmaz hale geliyor" dedi. "Yaşam tarzı değişiklikleri önemli bir rol oynuyor" Dr. Öğretim Üyesi Ece Yıldız Öztürk, alerji ile astım yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin önemli rol oynadığını belirterek, alerjenlerle teması azaltmak için evdeki hijyenin arttırılması, alerjen kaynaklarının ortadan kaldırılması veya sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. Öztürk şöyle devam etti: "Örneğin, alerjenlerin daha fazla bulunduğu dönemlerde, dış mekân aktivitelerini azaltmak semptomların hafifletilmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca bireylerin sağlıklı bir beslenme düzenini benimsemesi, düzenli egzersiz yapması semptomlarının kontrolüne yardımcı olur. Bireylerin beslenmelerinde Omega-3 yağ asitleri, D vitamini ve antioksidan içerikli gıdalara yer vermeleri, bağışıklık sistemini güçlendirerek alerjik reaksiyonları azalttığı bilinmektedir."
04 Mayıs 2025 Pazar - 10:51
"85 yaş üzerinde olan her iki kişiden biri mutlaka işitme cihazı kullanması gerekiyor"
15 oranında artıyor. 85 yaşının üzerinde olan her iki kişiden biri mutlaka işitme cihazı kullanması gerekiyor. Demans ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıkların sebeplerinden biri de işitme kaybı. Çünkü bu insanlar sosyal izolasyona maruz kalıyorlar, toplumdan ve iletişim kurmaktan uzaklaşıyorlar" dedi. Yaşlılarda yaşanan işitme kaybının halk sorunu haline geldiğini belirten Liv Hosbital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Abdulkadir Özgür, konu hakkında açıklamalarda bulundu. İşitme kaybı genelde 50’li yaşlarda başladığını vurgulayan Özgür, "Bu oran her 5 yılda bir yüzde 10-15 oranında artıyor. Yaşlılar genellikle işitme kaybı yaşadıklarını kabul etmiyorlar. Özellikle çevresindekilerin baskısıyla işitme kaybı muayenesi oluyor. İşitme kaybını anlayana kadar ise söyleneni birkaç tekrar ettirmek zorunda kalıyor. Bizler bir söyleneni anlamakta bir birim harcıyorsak onlar üç birim enerji harcıyorlar. Bu da onları gün içinde yorgun düşürüyor. Belli bir zamandan sonra bu durumdan sıkılarak kimseyle iletişim kurmak istemiyorlar. Bu durum mutlaka göz ardı edilmemesi gerekiyor" dedi. "Demans ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıkların sebeplerinden biri de işitme kaybı" Yaşlılarda yaşanan işitme kaybı hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Abdulkadir Özgür, "İşitme kaybı öncelikle çocuklarda yaşanıyor. Özellikle çocuklarda gelişim açısından bizlere zorluk çıkartabiliyor. İşitme kaybından ikinci olarak önemsediğimiz grup yaşlılar. Ülkemizde yeni doğan ve okul öncesinde yapılan taramalarda çocuklardaki işitme kayıplarını rehabilitasyon ederek topluma kazandırıyoruz. Yaşlılarda ise bu konu yaş ilerledikçe ön plana çıkmaya başlıyor. Yaşlılar genellikle işitme kaybı yaşadıklarını kabul etmiyorlar. Özellikle çevresindekilerin baskısıyla işitme kaybı muayenesi oluyor. İşitme kaybını anlayana kadar ise söyleneni birkaç tekrar ettirmek zorunda kalıyor. Bizler bir söyleneni anlamakta bir birim harcıyorsak onlar üç birim enerji harcıyorlar. Bu da onları gün içinde yorgun düşürüyor. Belli bir zamandan sonra bu durumdan sıkılarak kimseyle iletişim kurmak istemiyorlar. Son zamanlardaki çalışmalar gösterdi ki Demans ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıkların sebeplerinden biri de işitme kaybı. Çünkü bu insanlar sosyal izolasyona maruz kalıyorlar, toplumdan ve iletişim kurmaktan uzaklaşıyorlar. İşitme kaybı, Demans ve Alzheimer gibi hastalıkların en kontrol edilebilecek sebeplerinden biri. Biz işitme kaybının rehabilitasyonunu sağlayabilirsek, Demans ve Alzheimer’ı önleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. "İşitme kaybı yaşlı nüfusumuzda büyük bir halk sorunu haline gelmiş durumda" İşitme kaybı yaş arttıkça halk sorunu haline gelmeye başladığını belirten Özgür, "Öncelikle bizler işitme testi yaparak işitme kaybı tanısı koymalıyız ve uygun cihaz ile rehabilitasyonunu sağlamalıyız. Bizim insanımız genelde cihaz takmak istemiyor. Bunu alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor. İşitme kaybı genelde 50’li yaşlarda başlıyor. Bu oran her 5 yılda bir yüzde 10-15 oranında artıyor. Şunu da biliyoruz ki 85 yaşının üzerinde olan her iki kişiden biri mutlaka işitme cihazı kullanması gerekiyor. Toplumumuzda bu hastalık önem arz ediyor. Nüfusun yaşı arttıkça bu durum daha da artacak. İşitme kaybı yaşlı nüfusumuzda büyük bir halk sorunu haline gelmiştir. Mutlaka göz ardı edilmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
04 Mayıs 2025 Pazar - 10:49
Astım mevsim geçişlerinde artıyor: Tedaviyi bırakmayın uyarısı
Uzm. Dr. Arif Keleşoğlu, "Astım iş gücü kaybına, yaşam kalitesinde bozulmaya neden olur. Bu nedenle ilaçların düzenli kullanılması ve hekime başvuruların aksatılmaması şart" uyarısında bulundu. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü doktorlarından Uzm. Dr. Arif Keleşoğlu, 6 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada astımın dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekerek, tedavinin bırakılmaması gerektiği uyarısında bulundu. Dünyada toplumun yaklaşık yüzde 10’unun astımdan etkilendiğini belirten Keleşoğlu, "Astım geri dönüşebilir, kontrol altına alınabilir, havayolu darlığı ve inflamasyon dediğimiz hafif iltihapla seyreden, nefes darlığı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren bir hastalıktır. Genetik geçişli olan türleri çoğunlukta olsa da sonradan ortaya çıkan vakalar da mevcut" dedi. Toplumun yüzde 5 ila 10’luk kesimini etkileyen astımın sadece bireyi değil, ailesini de etkilediğini ifade eden Keleşoğlu, "Astımlı bir çocuğun yetiştirilmesi, şikayetlerinin takip edilip, tedavi edilmesi aileleri de epeyce etkiliyor. Aynı zamanda iş gücü kaybına da yol açabiliyor. Ataklar ya da astım nedeniyle işten uzak kalma, işini layıkıyla yapamama gibi sonuçlar kişiyi olumsuz etkiliyor" diye konuştu. "Tedaviyle kontrol altına alınabilir" Astımın kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Keleşoğlu, "Yeterince oksijen alamamak, yeterince nefes alamamak hem psikolojik hem bedensel olarak kişiyi yıpratıyor. Fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirememesine neden oluyor. Ev hanımıysa ev işlerini, çalışan bireyse işini yeterince yapamıyor. Öğrenciler için de aynı durum geçerli" ifadelerini kullandı. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların bazı olumsuz etkileri olabileceğini belirten Keleşoğlu, buna rağmen tedaviyle sağlanan rahatlamanın ve hastalığın kontrol altına alınmasının öncelik taşıdığını ifade etti. Keleşoğlu, astım hastalarının aktif bir yaşam sürebilmesi için düzenli takip ve hekimin önerdiği tedaviye uyumun önemine dikkat çekti. Bahar ve sonbahar aylarında şikayetler artıyor Astım hastalığının genellikle mevsim geçişlerinde daha sık görüldüğünü aktaran Keleşoğlu, "Hafif seyirli astımlar, genellikle ilkbahar ve sonbaharda şikayetlerinin arttığını bildiriyorlar. İlkbaharda çiçek ve ağaç polenleri, sonbaharda ise mantarlar ve yabani ot polenleri bu duruma neden oluyor. Bu dönemlerde hastaneye başvurular artıyor, acil servise başvuru gerektiren astım tabloları daha sık görülüyor" dedi. Bazı hastaların kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi bırakabildiğini, bazı durumlarda ise hekimlerin süreci kontrol altında gördüklerinde geçici olarak ara vermeyi önerebildiğini belirten Uzm. Dr. Arif Keleşoğlu, şu uyarıda bulundu: "Özellikle alerji sezonunun geldiği bu ilkbahar ve sonbahar ayları öncesi hastaların tekrar hekimleriyle irtibata geçip, şikayetlerinin artmış olması ya da olmaması durumunda bile tedaviyi bundan sonra nasıl sürdürecekleri ya da tedavisiz devam edip etmeyeceklerini hekimlerinden öğrenmelerinde fayda var." Sigara, enfeksiyonlar ve hava kirliliği tetikleyici Astımın genetik yapının yanı sıra dış ortam etkileriyle de şekillendiğini dile getiren Keleşoğlu, şunları söyledi: "Psikolojik gerginlikler bile atağa sebep olabiliyor. Ancak en önemli engellenebilir faktör sigara kullanımıdır. Ayrıca enfeksiyonlardan korunmak büyük önem taşıyor. İnfluenza, VSV virüsü, adenovirüs gibi solunum yolu enfeksiyonları astım ataklarını tetikliyor. Grip aşısı ve zatürre aşısı yaptırmak bu açıdan faydalı." Toplu alanlarda bulunmaktan kaçınılması, bulunuluyorsa da maske kullanılmasının koruyucu olduğunu ifade eden Keleşoğlu, ev içi ve dış ortamdaki kirleticilerin de astım hastalarını olumsuz etkilediğini belirterek, havanın kirli olduğu günlerde açık alanlardan uzak durulmasının faydalı olacağını aktardı. "Kontrolsüz astım ölümcül sonuçlara yol açabilir" İlaçların düzenli ve hekimin belirlediği dozda kullanılması gerektiğini vurgulayan Keleşoğlu, "Süregiden astım doğrudan ölüme yol açmaz. Ancak kontrol altında olmayan bir astım, atakla birlikte ciddi solunum yetmezliğine neden olabilir. Bu da oksijen, kortizon, solunum desteği gerektirir. Tüm bu tedavilere rağmen hayatını kaybeden hastalar da oluyor. Ölümcül olmaktan çok, sosyal yaşamı ve hastanın konforunu ciddi anlamda azaltan bir hastalıktır. Bu nedenle astım ciddiye alınmalıdır" dedi.
04 Mayıs 2025 Pazar - 10:49
240 kilo mevzuata aykırı gıda ihma edildi
Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri yaptıkları denetimlerde mevzuata aykırı satışı yapılan 240 kilo gıda maddesini imha ederek, 2 işletme hakkında idari yaptırım uyguladı. Çukurova ilçesindeki fuar alanında gerçekleştirilen Yöresel Ürünler ve Hediyelik Eşya Fuarı’nda gıda mevzuatına uygun olmayan ve düşük fiyatlı gıda satışı yapıldığı yönünde bakanlığa gelen ihbarın Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne bildirilmesi üzerine, Gıda ve Yem Şube Müdürlüğü ile Çukurova İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü gıda kontrol görevlileri tarafından resmi kontroller gerçekleştirildi. Yapılan kontrollerde, fuar alanında arz edilen gıda maddelerinin normal piyasa fiyatlarında satışa sunulduğu belirlendi. Söz konusu alanda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturacak şekilde hijyen şartlarına uymayan, bozulmuş ve kokuşmuş gıda maddeleri arz eden ve etiketleme yönünden tüketicide yanılgı oluşturacak şekilde gıda maddesi arz eden 2 işletme hakkında idari yaptırım uygulandı. Söz konusu işletmelerde gıda mevzuatına aykırılık oluşturduğu belirlenen 170 kilo süt ürünü (tereyağı, kaşar peyniri, tulum peyniri) ve 70 kilo sucuk ürünü (sucuk ve sucuk döner) olmak üzere toplam 240 kilo gıda maddesine el konularak imha işlemi gerçekleştirildi. Yapılan kontrollerde fuar alanında satışa sunulan tereyağı ve sucuk ürünlerinin mevzuata uygunluğunun kontrolü amacıyla numuneler alındı. Alınan numunelerde yapılacak olan analizler sonucunda mevzuata aykırılığın tespit edilmesi halinde söz konusu gıda maddelerinin sorumluları hakkında ayrıca idari yaptırımlar uygulanacak. Vatandaşların sağlığının ve tüketici haklarının korunması amacıyla fuar etkinliği süresince gıda kontrol görevlileri tarafından denetimlerin ve numune alıma işlemlerinin devam ettiği bildirildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder