Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan, işçi ve işveren temsilcilerini kabul etti
‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ duruşmasında 15 sanık tahliye edildi
Bursa’da avukat cinayeti: 7 şüpheli gözaltında
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Trump: "İran işleri yoluna koyamıyor, akıllanmaları gerek"
Bartın’da halk otobüsü otomobilin üzerine devrildi: 44 yaralı
Şemdinli’de dereye düşen çocuğun cansız bedeni bulundu
Devler Ligi’nde 9 gollü maçın kazananı PSG
Edirne-İstanbul arası 1,5 saate düşüyor, ilk test sürüşü başarılı geçti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kosova'da halk, 7 Haziran'da erken genel seçimler için sandık başına gidecek
Parası çalınan askerin imdadına taksi şoförü yetişti
Bayraklı Belediyesi’nde memurların hak arayışı sürüyor
Siirt’te heyelan: Minibüs mahsur kaldı
Mabel Matiz’e 3 yıla kadar hapis talebi
Trendyol Süper Lig’de 32. hafta heyecanı
Karayazı’da gölet taştı, yol ulaşıma kapatıldı
SAĞLIK
Zehra Kardaş: "Aşılar, sağlıklı bir geleceğin en güçlü teminatlarından biridir"
30 Nisan 2026 Perşembe - 17:35:33
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Zehra Kardaş, aşının önemine dikkat çekerek, "Aşılar, sağlıklı bir geleceğin en güçlü teminatlarından biridir" dedi. ERÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı tarafından Mustafa Eraslan-Fevzi Mercan Çocuk Hastanesinde "24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası" kapsamında bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, sağlıklı bireyler ve güçlü toplumlar için aşının vazgeçilmez rolüne dikkat çekildi. ERÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Zehra Kardaş yaptığı açıklamada, "Aşılar, modern tıbbın en etkili ve güvenli koruyucu sağlık uygulamalarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aşılar sayesinde her yıl milyonlarca insan ciddi hastalıklardan korunmakta ve yaşamını sürdürmektedir. Geçmişte büyük salgınlara yol açan pek çok hastalık, aşılama programları sayesinde ya tamamen ortadan kaldırılmış ya da nadir görülür hale gelmiştir" dedi. "Aşılar, sağlıklı bir geleceğin en güçlü teminatlarından biridir" Dr. Öğretim Üyesi Zehra Kardaş, "Aşılar, sağlıklı bir geleceğin en güçlü teminatlarından biridir. Çocukluk çağından erişkinliğe kadar yaşamın her döneminde aşılar, bireyleri enfeksiyonlara karşı korurken aynı zamanda toplum sağlığını da güçlendirir. Özellikle bebekler, yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olan kişiler için yaygın aşılama, koruyucu bir kalkan oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. Dr. Öğretim Üyesi Zehra Kardaş, "Ulusal aşı takvimine uygun olarak yapılan aşılar; kızamık, difteri, boğmaca ve daha birçok hastalığın önlenmesinde büyük başarı sağlamıştır. Aşılar sayesinde çocuklarımız daha sağlıklı büyümekte, hastalık yükü azalmakta ve yaşam kalitesi artmaktadır. Bu özel hafta kapsamında toplumumuzu, aşı takvimine uygun şekilde aşılarını yaptırmaya, sağlık profesyonellerinden doğru bilgi almaya ve koruyucu sağlık hizmetlerinden aktif şekilde yararlanmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
30 Nisan 2026 Perşembe - 17:26
Aydın’da 11 ton süt ürünü imha edildi
Aydın’da süt ve süt ürünlerine yönelik eş zamanlı denetimlerde mevzuata aykırı olduğu belirlenen yaklaşık 11 ton ürün imha edildi. Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde, gıda güvenilirliğinin sağlanması ve halk sağlığının korunması amacıyla il genelinde süt ve süt ürünleri sektörüne yönelik kapsamlı denetimler gerçekleştirildi. Denetimlerde, çiğ süt temininden nihai ürüne kadar tüm aşamalarda hijyen kuralları, soğuk zincirin korunması ve izlenebilirlik şartları kontrol edildi. Yurtlar, hastaneler, okul kantinleri ve yemekhanelerde yapılan incelemelerde toplam 92 adet süt ve süt ürünü numunesi alınarak analiz sürecine gönderildi. Ekipler tarafından onaysız üretildiği tespit edilen yaklaşık 11 ton süt ürünü ise imha edildi. Uygun olmayan ürünler muhafaza altına alınırken, ilgili işletmelere 5996 sayılı Kanun kapsamında idari para cezası uygulandığı bildirildi. Konu ile ilgili Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Gıda güvenilirliğinin sağlanması, halk sağlığının korunması ve tüketici haklarının gözetilmesi amacıyla süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin mevzuata uygun üretim yapmaları büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda çiğ süt temininden nihai ürüne kadar tüm süreçlerde hijyen kurallarına uyulması, soğuk zincirin kesintisiz korunması, üretim-depolama-dağıtım aşamalarında izlenebilirliğin sağlanması ve Türk Gıda Kodeksi ile ilgili mevzuata uygun üretim yapılması amacıyla İl Müdürlüğümüz kontrol görevlilerince ilimiz genelinde kapsamlı denetimler gerçekleştirilmiştir. Güvenilir gıda üretimi yalnızca işletmelerin değil, üreticiden tüketiciye tüm paydaşların ortak sorumluluğudur. Bu anlayışla toplum sağlığının korunması ve güvenilir gıda arzının sürdürülebilirliği büyük önem taşımaktadır. ’Güvenilir Gıda, Sağlıklı Toplum’ ilkesiyle 81 il müdürlüğümüz kontrol görevlilerince eş zamanlı olarak başlatılan denetim ve numune alma çalışmaları kararlılıkla devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.
30 Nisan 2026 Perşembe - 17:04
‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ duruşmasında 15 sanık tahliye edildi
‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ duruşmasının 30. oturumunda, mahkeme, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren tutuklu iş insanı Adem Soytekin’in de arasında bulunduğu 15 sanığın tahliyesine karar verdi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 30. oturumu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda görüldü. Duruşmada verilen aradan önce cumhuriyet savcısı tarafından İBB Veri Uzmanı İsmet Korkmaz, İBB Yazılım Koordinatörü Emrah Yüksel, İBB bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz, reklamcı Yusuf Utku Şahin, Ekrem İmamoğlu’nun koruması Çağlar Türkmen, etkin pişmanlık ifadesi veren iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan’ın mevcut delil durumu ve tutukluluk süreleri dikkate alınarak tahliyeleri talep edildi. Tahliyeye ilişkin ara kararını açıklayan mahkeme, İBB Yazılım Koordinatörü Emrah Yüksel, İBB Veri Uzmanı İsmet Korkmaz, İBB bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz, reklamcı Yusuf Utku Şahin, reklamcı Esma Bayrak, Ekrem İmamoğlu’nun koruması Çağlar Türkmen, etkin pişmanlık ifadesi veren iş insanı Adem Soytekin, İSPER A.Ş. çalışanı Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Şube Müdürü Fatih Özçelik, İsmail Akkaya, görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, iş insanları Harun Cengiz Beğenmez, Mehmet Kaya’nın tahliyesine karar verdi. Diğer tutuklu sanıkların ise tutukluluk halinin devamına hükmedildi.
30 Nisan 2026 Perşembe - 16:21
Yaz mevsimi öncesi diyet uyarısı: Yanlış yöntemler sağlığı tehdit ediyor
KIRŞEHİR (İHA) – Kırşehir’de Beslenme ve Diyet Uzmanı Batuhan Dokumacı; yaz mevsimi öncesinde hızlı kilo vermek isteyen vatandaşlara yönelik uyarılarda bulundu. Dokumacı; doktor ve uzman kontrolü olmadan zayıflamanın sağlığı tehdit edebileceğini söyledi. Yaz mevsiminin yaklaşılmasıyla birlikte hızlı kilo verme çabasının arttığını belirten Dokumacı; "Yaz mevsimine girişte hızlı kilo kaybetmek için doğru bilinen yanlışlar uygulanabiliyor. Bu listenin başında yetersiz protein alımı geliyor. Kalori alımını kesmek uğruna çok kısıtlı diyetler uygulanıyor" dedi. Aktarlarda satılan bitki çayları ve ürünlerin her metabolizmaya uygun olmadığını ifade eden Dokumacı, bu tür ürünlerin bilinçsiz kullanımının sağlık sorunlarına yol açabileceğini kaydetti. Sağlıklı kilo vermenin temelinin dengeli beslenmeden geçtiğini vurgulayan Dokumacı, "Doğru zayıflamak için yapılacak en önemli şey yeterli protein alımıdır. Aynı zamanda karbonhidrat alımlarına dikkat etmek, su tüketimini artırmak ve hareketli bir yaşam tarzı benimsemek gerekmektedir" diye konuştu. Zayıflama sürecinin mutlaka uzman kontrolünde yürütülmesi gerektiğini aktaran Dokumacı; "Bizim için önemli olan diyet uzmanı ve doktor kontrolü, düzenli kan sonuçlarının takip edilmesidir. Hızlı kilo kayıpları normal değildir. Hızlı verilen kilolar, aynı şekilde hızlı bir şekilde geri alınır" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
29 Nisan 2026 Çarşamba- 10:56
Op. Dr. Şanal: "Verilen kiloların kalıcı olup olmayacağı hastanın ameliyat sonrasındaki yaşam tarzına bağlı"
2
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:04
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner: "1 yılda 300 kere doktora giden hasta var"
3
30 Nisan 2026 Perşembe- 09:15
Düşme sonrası gittiği hastanede nadir görülen ölümcül hastalığa yakalandığını öğrendi
4
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:31
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ebeler unutulmadı
5
30 Nisan 2026 Perşembe- 09:15
Yüksekova’nın fedakar ebeleri gebeler için yollarda
22 Mart 2026 Pazar - 11:35
Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü
Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 10:56
Bayburt’ta vatandaşlar koruyucu sağlık hizmetleri konusunda bilgilendirildi
Bayburt İl Sağlık Müdürlüğünce Cumhuriyet Caddesi’ndeki Muhsin Yazıcıoğlu Parkı önünde kurulan sağlık standında vatandaşlara yönelik bilgilendirme ve uygulamalı eğitim çalışması gerçekleştirildi. Program kapsamında vatandaşlara sağlık okuryazarlığı, ilk yardım, kanser taramaları, sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklar başta olmak üzere çeşitli konularda bilgi verildi. Sağlık personeli, standı ziyaret eden vatandaşların sorularını da yanıtladı. Etkinlik alanında yer alan afiş ve bilgilendirme materyallerinde koruyucu sağlık hizmetleri, tedaviye erişim ve acil sağlık hizmetlerine ilişkin başlıklara yer verildi. Vatandaşlara, erken tanı ve düzenli kontrollerin önemi anlatılırken, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının korunmasına yönelik uyarılarda bulunuldu.
22 Mart 2026 Pazar - 10:24
Alışılmış öfke normalleşiyor
Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, toplumda görülen şiddete maruziyetin beyinde normalleştiğini söyleyerek, "Maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıraladanlaşmış bir hale geliyor" dedi. İnsanların öfkesini dönüştüremediği zaman bir başkasına yönelttiğini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Son dönemde artan şiddet olaylarını konuşurken sadece bireysel öfkeye bakmak yeterli olmaz. Çünkü şu anda yoğun bir duygu yönetememe krizi yaşıyoruz. Artık insanlar üzülmeyi de reddedilmeyi de hayal kırıklığı yaşamayı da kaybetmeyi de tolere edemiyorlar. Her şey çok hızlı her şey çok anlık her şey çok tepkisel bir halde ve bu yüzden de aslında artık bu hız kültüründe duygular işlenemiyor. Duygular bastırılıyor ve her bastırılan duygu ne yazık ki bir yerde patlak veriyor. Bir diğer mesele de artık şiddete çok fazla maruz kalıyoruz. Televizyonlar, diziler, haberler, sosyal medyadaki bütün içerikler. Biz maruz kaldıkça beyin buna alışıyor, alıştıkça eşik düşüyor, eşik düştükçe de şiddet sıraladanlaşmış bir hale geliyor. Oysaki şiddet çoğu zaman güç göstergesi değil, regüle olamayan yani sakinleşemeyen bir sinir sisteminin çığlığı olarak gördüğümüz tablolar var. Duygusunu yönetemeyen insan davranışını da yönetemiyor ve bu noktada artık öfke tek başına bir problem değil, öfkeyle kişinin ne yaptığı problem haline geliyor. Bu aşamadan sonra artık bizim bakmamız gereken sadece çözüm olarak cezaları konuşmak değil. Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. Yıllarca bastırılmış duyguların, yönetilemeyen öfkenin ve düşen bir tahammül eşiğinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu tepki de bu doğal hızda artık toplumda İnsanlar hayal kırıklığı ile baş etmeyi öğrenmez ise reddedilmeyi taşıyamazsa, öfkesini dönüştüremez ise artık o öfkeyi bir başkasına yöneliyor halde görüyoruz" dedi. Hamurcu, bireylere çocuk yaşta öfkeyle başa çıkmanın öğretilmesi gerektiğini söyleyerek, "Şimdi burada çözümü sadece tabi ki de cezaları konuşmak olarak göremeyiz. Aynı zamanda duygusal dayanıklılığı arttırmakla başlayabiliriz. Yani çocuklara küçük yaşta duygusal regülasyonu öğretmek, hayır ifadesi ile baş etmeyi öğretmek, reddedilmeyi kişisel bir yıkım olarak algılamamayı öğretmek, burada ebeveynlere ve topluma çok ciddi bir görev olarak düşüyor. Gerektiğinde de terapiyi zayıflık değil bir güç alanı olarak göstermek burada bizlere düşen en önemli görevlerden birisidir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki güçlü insan bağıran insan değil öfkesini yönetebilir insandır. Yani alışılmış sıralanmış öfke artık birçok kişi için bir tehdit haline gelmiyor ve ‘ben de öfkemi bu şekilde gösterebilirim’ diye bir kelebek etkisi ile öfkenin yayıldığını artık toplumda da görmüş oluyoruz" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 09:32
Bayram sonrası sıvı tüketimine dikkat
Su tüketimine dikkat çeken ve oruç sonrası beslenme ilgili önemli hatırlatmalar yapan Diyetisyen Gamze Söylemez, "Metabolizmanın çalışabilmesi adına günlük 6-8 bardak, bayram sonrası için de günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi bireylerin metabolizmasını, bağırsak sisteminin çalışmasına yardımcı olacaktı" dedi. Ramazan Bayramı’nda yavaşlamış olan metabolizmanın hızlandırması için öncelikle dikkat edilmesi gereken belli başlı hususların olduğunu belirten Diyetisyen Gamze Söylemez, "Bunlardan birincisi Ramazan Bayramı’nda mutlaka iki ana öğün, iki ara öğün şeklinde beslenmeniz gerekmektedir. Burada özellikle her öğün arasında 2-3 saat kadar fark olursa bu da yavaşlamış olan metabolizmanızın hızlanmasına yardımcı olacaktır. Bununla birlikte Ramazan Bayramı’nın kahvaltısında özellikle daha protein ağırlıklı ancak daha bitkisel proteinler tercih edilmeli. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzelerin çok yoğunlukta olduğu yine yavaşlayan metabolizmaları hızlandırması adına; yumurta, peynir, zeytinin olduğu güzel bir kahvaltı tabağı bizim için yeterli olacaktır." dedi. "Günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi" Özellikle doğu kültüründe daha çok et ağırlıklı besinler tüketildiği için sabah kahvaltısında kırmızı et tüketiminin özellikle durdurulmasında fayda olacağını vurgulayan Söylemez, "Daha protein artı sağlıklı besinler tüketilebilir. Yine yavaşlamış olan metabolizmanızı hızlandırmanızın diğer avantajı da spor aktivite durumu. Özellikle Ramazanda metabolizma yavaşladığı için kabızlık şikayetini çok faza duyuyoruz. Kabızlık şikâyetinin önüne geçebilmek için öncelikle düzenli beslenme, ardından doğru bir sıvı tüketimi ve mutlaka egzersiz rutini gerekmektedir. Kişilerin günde 20-30 dakika kadar spor yapması hem kilo vermeleri açısından hem de yavaşlamış olan metabolizmalarını hızlandırmaları açısından önemlidir. Sıvı tüketimi ayrıca çok önemli. Yine metabolizmanın çalışabilmesi adına günlük 6-8 bardak, bayram sonrası için de günlük 12 bardağa kadar sıvı tüketimi bireylerin metabolizmasını, bağırsak sisteminin çalışmasına yardımcı olacaktır." şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:27
Normal doğum Gümüşova’da anlatıldı
Düzce’nin Gümüşova ilçesinde anne ve anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programında, normal doğumun önemi ve süreci detaylı şekilde anlatıldı. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında Gümüşova İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen "Doğal Olan Normal Doğum" konulu eğitim programında, katılımcılara doğum sürecine ilişkin kapsamlı bilgiler verildi. Gebe Okulu Koordinatörü Mükerrem Bayrak tarafından verilen eğitimde, anne ve anne adaylarına normal doğumun önemi, süreci ve sağladığı avantajlar hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda, normal doğumun anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekilerek, doğum sürecine ilişkin doğru bilinen yanlışlar ele alındı. Eğitim süresince katılımcıların soruları yanıtlanırken, doğuma hazırlık süreci, gebelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususlar ve sağlıklı bir doğum için öneriler paylaşıldı. Yetkililer, Normal Doğum Eylem Planı kapsamında benzer bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek, anne ve anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüleceğini ifade etti.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
20 Mart 2026 Cuma - 12:55
ANKA’da bayram coşkusu
Gaziantep Özel Anka Hastanesi’nde Ramazan Bayramı dolayısıyla bayramlaşma programı düzenlendi. Gaziantep Özel Anka Hastanesi’nde Ramazan Bayramı dolayısıyla bayramlaşma programı düzenlendi. Hastane Yönetim Kurulu Üyeleri Dr. Av. Cengiz Bayram, Ali İhsan Sofuoğlu, Genel Müdür Yardımcıları Ayşe Koç ve Yaşar Ağdağ, Başhekim Fırat Dalgıçer ile hekimler ve hastane çalışanlarının katıldığı programda bayramın birlik ve beraberlik ruhu ön plana çıktı. Gerçekleştirilen bayramlaşma töreninde sağlık çalışanları bir araya gelerek bayram sevincini paylaştı. Samimi bir atmosferde geçen etkinlikte, kurum içi dayanışmanın ve ekip ruhunun önemi bir kez daha vurgulandı. Anka Hastanesi yönetimi, bayramların toplumsal bağları güçlendiren özel günler olduğuna dikkat çekerek, tüm sağlık çalışanlarının ve vatandaşların Ramazan Bayramı’nı kutladı.
20 Mart 2026 Cuma - 11:19
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
Ramazan sonrası ani ve ağır beslenmenin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, "Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" dedi. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, Ramazan ayı sonrası beslenme düzenine geçişte dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. Uzun süreli açlık sonrası bayramda birdenbire eski beslenme alışkanlıklarına dönmenin sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, bu sürecin kontrollü ve kademeli şekilde yönetilmesi gerektiğini söyledi. "Uzun açlık sonrası ağır yemek risk oluşturur" Ramazan ayında değişen beslenme alışkanlıklarının sindirim sistemi üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan ayı normal günlük yaşantımıza göre beslenme düzenimizin ve saatlerinin değişmesi nedeniyle hayatımızda farklı bir zaman dilimini yansıtıyor. Bu ay boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. "Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlayın" Bayram sabahı yapılacak kahvaltının günün geri kalanını doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Bayram sabahına ağır, yağlı ve kızartmalı yiyecekler yerine peynir, zeytin, yumurta ve bol yeşillik gibi hafif bir kahvaltıyla başlamak, gün boyu porsiyon kontrolüne dikkat ederek mide kapasitesini zorlamamak en sağlıklı yaklaşım olacaktır" dedi. Gece yeme alışkanlığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, "Sahur alışkanlığından kalan gece yeme isteğini dizginlemek için yatmadan en az 2-3 saat önce beslenmeyi kesmek ve akşam yemeğinde hafif yemekleri tercih etmek sindirim sisteminin normal ritmine daha rahat dönmesini sağlar" diye konuştu. "Aşırı ve hızlı yemek ciddi sorunlara yol açabilir" Bayramda en sık yapılan hatalardan birinin hızlı ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan boyunca uzun süreli açlığa ve yavaşlayan metabolizmaya uyum sağlayan mide-bağırsak sistemi, bayramda çok miktarda ve hızlı yemekle karşılaşırsa, ciddi bir mekanik ve kimyasal stres altına girer. Mide kapasitesinin üzerinde hızla dolduğunda mide duvarındaki gerilme reseptörleri aşırı uyarılır, mide asit üretimi artar ve bu durum gastriti tetikleyebilir. Aynı zamanda mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla reflü atakları görülebilir" ifadelerini kullandı. "Şerbetli tatlılar mideyi ve bağırsakları zorlar" Bayramda aşırı tatlı tüketiminin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Şerbetli tatlıların ve şekerli gıdaların kontrolsüz tüketimi midede şişkinlik, dolgunluk hissi, kramp ve yanma gibi şikâyetlere yol açabilir. Yüksek şeker içeriği mide boşalmasını geciktirerek gaz oluşumuna neden olurken, bağırsaklarda fermente olarak aşırı gaz ve ishal gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Reflü ve gastriti olanlar dikkat etmeli" Reflü, gastrit ve mide hassasiyeti olan bireylerin bayramda daha özenli beslenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır, yağlı ve kızartma yiyecekler mide boşalmasını geciktirerek şikâyetleri artırır. Bu yüzden sütlü tatlılar tercih edilmeli ve porsiyonlar sınırlı tutulmalıdır. Yemek sonrası davranışlar da önemlidir. Yemekten hemen sonra uzanmak yerine hafif hareket etmek, mümkünse kısa yürüyüşler yapmak sindirimi kolaylaştırır" diye konuştu. "Çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı" Bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlara dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır tatlılar, hamur işleri ve yağlı yiyecekler mide asidini artırarak reflü ve gastrit şikâyetlerini tetikleyebilir. Bu yüzden bu tür gıdalar mümkün olduğunca sınırlı tüketilmelidir. Çay ve kahve tüketiminde sınırların aşılması, özellikle mide hassasiyeti olanlar için risk taşır. Kafein, mide kapakçığını gevşeterek mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olur ve reflüyü tetikler. Bu yüzden çayı açık ve limonsuz tüketmek, kahveyi ise mümkünse tok karnına ve günde 1-2 fincanla sınırlandırmak en doğrusudur. Alternatif olarak bitki çayları (rezene, papatya gibi) veya sade maden suyu (oda sıcaklığında) gibi mideyi yormayan alternatiflere yönelmek daha uygun olacaktır" dedi. "Günde 2.5 litre su içmek ve lifli besinlere yer vermek önemli" Bayram boyunca su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, şu bilgileri paylaştı: "Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar. Tam tahıllı ürünler, sebze ve meyveler gibi lifli besinler bağırsak hareketlerini artırır. Ayrıca fiziksel aktivite de bağırsakların düzenli çalışmasına destek olur." "Bazı belirtiler ciddiye alınmalı" Bazı şikâyetlerin ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Özellikle dinlenmekle geçmeyen, göğse, sırta veya çeneye doğru yayılan şiddetli mide ağrıları; bazen tipik bir sindirim sorunu gibi görünse de kalp krizinin veya ciddi bir safra kesesi iltihabının habercisi olabilir. Bunun dışında yutma güçlüğü, ağızdan kan gelmesi veya dışkının siyah renkte olması gibi durumlar, sindirim sisteminde acil müdahale gerektiren bir kanamanın veya hasarın belirtisi olabileceği için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ayrıca, uzun süren açlık sonrası tüketilen ağır öğünlerin ardından gelişen şiddetli ve kuşak tarzında yayılan karın ağrıları, özellikle safra kesesi ve safra yollarında taşı olanlarda pankreas iltihabı (pankreatit) açısından uyarıcı olabilir. Diğer bir deyişle, vücudunuzun alışık olmadığı kadar şiddetli veya farklı hissettiren sağlık belirtilerini asla ihmal etmemek gerekir ve bu durumlarda en yakın acil servise başvurmak uygun olacaktır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
20 Mart 2026 Cuma - 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
Diyetisyeni Nurseli Ertekin Ünal, Ramazan Bayramı sürecinin normal beslenmeye geçmek için uyum süreci olarak görülmesinin sağlık açısından önemli olduğunu belirterek, "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir" dedi. Yozgat Şehir Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Nurseli Ertekin Ünal, bayramda doğru ve dengeli beslenmekle ilgili ipuçları vererek, "Beslenmeye yönelik rahatsızlıkların önlenmesi ve metabolizmanın eski haline dönebilmesi için az az, sık sık beslenme öneriyoruz. Günlük ortalama 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenme planlanabilir. Bayramda hafif bir kahvaltı ile güne başlamak uzun zamandır o saatlerde çalışmayan mideyi yormayacaktır. Kahvaltıda tam tahıllı ekmeklerden tercih etmek, sağlıklı protein kaynakları olan yumurta ve peynir tüketmek, domates, salatalık, yeşillik gibi liften zengin çiğ sebze tüketmek, kahvaltıda kavurma ve kızartmalardan uzak durmak gün içerisinde bize fayda sağlayacaktır" dedi. "Protein kaynaklarını ve süt ürünlerini masamızda bulundurmalıyız" Protein ve süt ürünlerinin iştah konusunda dengeleyici unsur olduğunu söyleyen Ünal, "Öğle ve akşam yemeklerinde öğünlere çorbayla başlamak,. ardından zeytinyağlı bir sebze yemeği tüketmek, daha sonra günlük toplamda 3-4 köfte kadar olacak şekilde et, tavuk, balık gibi protein kaynaklarını tüketmek, yine masamızda yoğurt, ayran, cacık gibi süt ve süt ürünlerinden bulundurmak gün içerisinde bize iştah kontrolünde yardımcı olacaktır" ifadelerini kullandı. "Bayram ikramlıklarında porsiyonları küçük tutmalıyız" Yüksek yağ ve şeker içeriği olan şerbetli tatlılardan, hamur işlerinden uzak durmak gerektiğini belirten Ünal, "Sütlü tatlılar, taze ve kuru meyveler, kuru yemişler tercih etmek kan şekerimizde oluşabilecek ani dalgalanmaların da önüne geçer. Çikolata ve şeker tüketiminde dikkatli davranmak, ölçülü tüketmek önemlidir. Yine bayram ikramlıklarında porsiyonları mümkün olduğunca küçük tutmalıyız. Sıvı tüketiminin artması mide ve bağırsaklarımızın düzenli çalışması için oldukça önemli. Günlük ortalama 2-2 buçuk litre kadar sıvı tüketmeyi öneriyoruz. Su, ayran, sade maden suları, az şekerli limonata, komposto, hoşaf gibi ürünler günlük sıvı tüketimimizi arttırmamıza yardımcı olur" dedi. "Fazla kalorileri yakmak için tempolu yürüyüşler yapılabilir" Bayramda tüm bireylerin, özellikle yaşlı ve tansiyon hastası kişilerin kafein içeriği yüksek olan çay ve kahve tüketiminde dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Ünal, "Bunların fazla tüketimi çarpıntı, kalp ritim bozuklukları, mide problemlerine sebebiyet verebilir. Bayramda alınan fazla kalorileri yakmak için orta tempolu yürüyüşler yapmak, bayram dönemindeki kilo kontrolünüzde yardımcı olacaktır" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder