SAĞLIK
Yalova Eğitim ve Araştırma’da nükleer tıp uzmanı göreve başladı 23 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00:31 Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez "nükleer tıp uzmanı" olarak atanan Dr. Salih Demir hasta kabulüne başladı. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Nükleer Tıp Kliniği’nde, radyoaktif işaretli ajanlar kullanılarak organ ve dokuların fonksiyonel değerlendirmesi gerçekleştiriliyor. Modern tıbbi yöntemlerin kullanıldığı klinikte, birçok hastalığın erken tanısı ve tedavi planlamasına katkı sağlanıyor. Kliniğin altyapısında bulunan 1 adet SPECT (Tek Foton Emisyon Bilgisayarlı Tomografi) cihazı sayesinde; kemik sintigrafisi, kalp sintigrafisi, böbrek sintigrafisi, tiroit sintigrafisi ve diğer organ sistemlerine yönelik görüntüleme işlemleri başarıyla uygulanabiliyor. Özellikle kanser, kalp-damar hastalıkları, tiroit rahatsızlıkları ve bazı organ fonksiyon bozukluklarının tanısında nükleer tıp uygulamalarının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Nükleer tıp uygulamalarının, hastalıkların yalnızca anatomik değil fonksiyonel olarak da değerlendirilmesine imkân sunduğu belirtilirken, bu sayede erken teşhis oranlarının artırılması ve tedavi süreçlerinin daha doğru planlanmasının amaçlandığı ifade edildi. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete başlayan yeni klinik ile birlikte vatandaşların ileri tetkik ve görüntüleme işlemleri için farklı illere sevk edilme ihtiyacının da azalması bekleniyor.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:17 Kilometrelerce uzaklıktan Denizli’ye gelen 2 hasta başarılı bypass ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu Bolu ve Düzce’den tedavi için Denizli’ye gelen iki hasta, Özel Tekden Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kemalettin Erdem tarafından gerçekleştirilen farklı yöntemlerdeki bypass ameliyatlarının ardından taburcu edildi. Kalp ve damar rahatsızlığı nedeniyle tedavi arayışına giren Yunus Saral (70) ile Cemal Topkara (49), tedavi için Denizli’ye gelerek Özel Tekden Hastanesi’nde ameliyat oldu. Her iki hastaya da yapılan anjiyografi sonrasında bypass operasyonu uygulanmasına karar verildi. Bolu’nun Gerede ilçesinden Denizli’ye gelen Yunus Saral’ın, yapılan tetkiklerde aort damarında yaygın kalsifikasyon tespit edilmesi üzerine küçük kesili bypass yöntemi uygun görülmedi. Bunun yerine klasik sternotomi yöntemiyle, ancak kalp durdurulmadan gerçekleştirilen operasyon başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası iyileşme süreci olumlu seyreden hastanın, operasyonun ardından 6’ncı günde taburcu edildi. Düzce’nin Yığılca ilçesinden gelen Cemal Topkara için ise günlük yaşamına kısa sürede dönebilmesi amacıyla küçük kesili bypass yöntemi tercih edildi. Özellikle aktif çalışma hayatı bulunan hastalarda tercih edilen bu yöntemin, hem estetik açıdan hem de iyileşme süresinin kısalığı bakımından avantaj sağladığı belirtildi. Operasyon sonrası hızlı toparlanan Topkara’nın taburcu olduktan sonra Düzce’ye özel aracıyla dönebilecek sağlık durumuna ulaştığı ifade edildi. Ameliyatları gerçekleştiren Prof. Dr. Kemalettin Erdem, kalp durdurulmadan yapılan bypass operasyonlarının hastalarda daha az kan kaybı, daha düşük komplikasyon riski ve daha hızlı iyileşme sağladığını belirtti. Özellikle uygun hastalarda küçük kesili yöntemlerin iş ve sosyal yaşama dönüş süresini önemli ölçüde kısalttığını kaydetti. Tedavi sürecine ilişkin konuşan Yunus Saral ve Cemal Topkara ise, tavsiyesiyle Denizli’ye geldiklerini ve ameliyat sürecinin beklentilerinin üzerinde olumlu geçtiğini belirterek, Denizli Özel Tekden Hastanesi çalışanlarına teşekkür etti.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:55 Kurban Bayramı öncesi uzmanından uyarı: "Etler yakılmadan, kontrollü ısıda pişirilmeli" Kurban Bayramı döneminde sağlıklı beslenme konusunda uyarılarda bulunan Güven Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Serap Güzel, "Etler yakmadan, kontrollü ısıda pişirilmeli. Özellikle kömürleşmiş bölgelerin tüketilmemesi önemli" dedi. Kurban Bayramı yaklaşırken sofralarda artan et tüketimiyle birlikte uzmanlar da sağlıklı beslenme konusunda uyarılarda bulunuyor. Özellikle kurban etinin saklanması, pişirilmesi ve tüketim miktarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Güven Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Serap Güzel, bayram döneminde yapılan yanlışların sindirim problemlerinden gıda zehirlenmelerine kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini söyledi. Kesilen et hemen tüketilmemeli Kurban etinin kesim sonrası hemen tüketilmesinin sindirim sistemi açısından zorlayıcı olabileceğine söyleyen Uzm. Dyt. Serap Güzel, "Yeni kesilmiş et sert yapıda olduğu için hem pişirme hem de sindirim açısından zorluk oluşturabilir. Etlerin buzdolabında en az 12-24 saat dinlendirilerek tüketilmesi daha sağlıklı olacaktır" diye konuştu. Etler küçük porsiyonlarla saklanmalı Bayram döneminde en sık yapılan hatalardan birinin büyük miktarda etin yanlış şartlarda muhafaza edilmesi olduğunu ifade eden Serap Güzel, özellikle sıcak havalarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Etlerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemesi gerektiğini vurgulayan Güzel, "Kurban etleri küçük porsiyonlara ayrılarak buzdolabı poşeti ya da saklama kaplarında muhafaza edilmeli. Derin dondurucuda saklanacak etlerin çözdürüldükten sonra tekrar dondurulmaması gerekir" ifadelerini kullandı. "Etler yakmadan, kontrollü ısıda pişirilmeli" Bayram sofralarının vazgeçilmezi olan mangal tüketimine de dikkat çeken Güzel, yüksek ateşte pişirilen etlerin sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirtti. Etlerin ateşe çok yakın pişirilmesinin zararlı bileşiklerin oluşumuna neden olabileceğini aktaran Güzel, "Etler yakmadan, kontrollü ısıda pişirilmeli. Özellikle kömürleşmiş bölgelerin tüketilmemesi önemli" şeklinde konuştu. Bayramda porsiyon kontrolü göz ardı edilmemeli Bayram ziyaretleriyle birlikte gün içinde farkında olmadan fazla miktarda et, tatlı ve hamur işi tüketilebildiğini söyleyen Güzel, "Gün içerisinde yalnızca et tüketmek yerine sebze, salata, yoğurt ve tam tahıllı besinlerle öğünlerin dengelenmesi gerekir. Tatlı tercihlerinde ise şerbetli seçenekler yerine sütlü tatlılar veya meyve tercih edilebilir" açıklamasında bulundu. "Etleri tüketmeden önce mutlaka dinlendirin." Bayram süresince su tüketiminin azalmasının ve fiziksel aktivitenin düşmesinin sindirim problemlerini artırabileceğini belirten Güzel, günlük su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini aktardı. Özellikle hipertansiyon, diyabet, kalp-damar hastalıkları ve böbrek rahatsızlığı bulunan bireylerin bayram beslenmesinde daha kontrollü davranması gerektiğini vurgulayan Güzel, ağır ve aşırı yağlı öğünlerden kaçınılmasının önem taşıdığını belirterek şu ifadelere yer verdi: "Etleri tüketmeden önce mutlaka dinlendirin. Oda sıcaklığında uzun süre bekletmeyin. Kızartma yerine haşlama, fırın veya ızgara yöntemlerini tercih edin. Gün boyu yalnızca et ağırlıklı beslenmeyin. Bol su tüketin ve kısa yürüyüşlerle hareketi artırın"
Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı
24 Nisan 2025 Perşembe - 15:29 Çocukların Atatürk sevgisi tuvale yansıdı Medicana International İzmir Hastanesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. MBA Okulları Dokuz Eylül Kampüsü öğrencilerinin hazırladığı ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar sanatseverlerle buluşacak. Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı resim sergisinin açılışı yapıldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel olarak MBA’lı çocuklar tarafından hazırlanan 21 resmin yer aldığı serginin açılışına MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, okul yöneticileri, resim öğretmenleri ve çocuklar ile aileleri katıldı. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevgi, bu topraklarda yetişen her çocuğun yüreğinde ayrı bir yer tutuyor. Minik sanatçılarımızın duygularını resimle ifade ettikleri bu özel sergiye ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz" dedi. 23 Nisan’ı çocuklarla birlikte kutluyor olmaktan mutlu olduklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Atatürk’ün geleceği emanet ettiği çocuklara ve onları yetiştiren öğretmenlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. "Hepimize hem umut hem ilham verdi" MBA Dokuz Eylül Kampüsü Müdürü Hakan Solmaz ise, "Sanatın birleştirici gücüyle çocuklarımızın yüreklerinden süzülen çizgiler, ‘Atamızın Sevgi İzleri’ adlı özel sergimizde hayat buldu. MBA Okulları Dokuz Eylül kampüsü olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, çocuklarımızın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgiyi ve bağlılığı sanat yoluyla ifade ettiği bu anlamlı buluşmayı büyük bir gurur ve heyecanla Medicana International İzmir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Küçük yaşta sanatı bir ifade biçimi olarak benimseyen öğrencilerimizin eserleri, bizlere hem umut hem de ilham verdi. Bu özel serginin gerçekleşmesinde Medicana International İzmir Hastanesi’ne, emeği geçen tüm öğrencilerimize, velilerimize ve öğretmenlerimize yürekten teşekkürlerimi sunuyorum" ifadelerini kullandı. Törende sergiye katılan çocuklara teşekkür belgesinin yanı sıra boya seti hediye edildi. Ayrıca MBA öğrencilerinin 14 Mart Tıp Bayramı için hazırladığı resimler de hastane yöneticilerine takdim edildi. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Remzi Karşı ve MBA Dokuz Eylül Kampüs Müdürü Hakan Solmaz, resimleri tek tek inceleyerek, öğrencilerle konuştu. Minik ressamların Atatürk sevgisini ve bayram coşkusunu yansıtan özgün çalışmalardan oluşan sergi, 28 Nisan Pazartesi gününe kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:57 Geleceğin eczacıları kendi pastillerini üretti Eczacılık Fakültesi öğrencileri, "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında düzenlenen atölyede, antiseptik özellikli pastiller hazırlayarak teorik bilgilerini pratiğe dönüştürdü. Yakın Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Kuzey Kıbrıs Eczacılık Öğrencileri Birliği (NEUPSANC) ve Öğrenci Dekanlığı iş birliğinde düzenlenen "Majistral Hazırlık Etkinliği" kapsamında, eczacılık öğrencilerine yönelik "Pastil Hazırlama" uygulaması gerçekleştirildi. Yakın Doğu Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren NEUPSANC tarafından organize edilen etkinlik, öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dökerek mesleki becerilerini geliştirmeyi amaçladı. Farmasötik teknoloji alanındaki temel üretim süreçlerinden biri olan pastil hazırlama uygulaması sayesinde katılımcılar, majistral formülasyonların hazırlanması, uygun tekniklerin kullanımı ve kalite kontrol süreçleri hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı buldu. Eczacılık mesleğinin temel uygulamalarını pekiştirme ve pratik deneyim kazanma açısından büyük önem taşıyan etkinlik, öğrencilerin mesleki gelişimlerine önemli katkılar sundu. Uygulamalı eğitim ortamında bilgi ve becerilerini geliştirme imkanı bulan öğrenciler, geleceğin eczacıları olarak daha donanımlı bir şekilde mesleklerine hazırlanma yolunda önemli bir adım attılar. Çok sayıda öğrencinin yer aldığı etkinliğe; Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, Üniversite Öğrenci Dekanı aynı zamanda Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ile NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure katılım gösterdi. Laboratuvar ortamında üretim yaptılar, kendi pastillerini hazırladılar Etkinlik kapsamında öğrenciler, antiseptik özellikte sert şeker pastilleri hazırlayarak hem üretim sürecini adım adım deneyimledi hem de farmasötik formülasyonlara dair uygulamalı bilgi edindi. Şeker, bal, damıtılmış su, aroma verici olarak limon yağı veya nane yağı ile renklendirici maddeler kullanılarak hazırlanan pastiller, belirli bir ısıda karamelize edilip kalıplara döküldü ve soğutularak katılaştırıldı. Öğrenciler, pastil yapımında kullanılan yardımcı maddelerin tat, kıvam ve raf ömrü üzerindeki etkilerini gözlemledi. Hazırlanan pastillerin boğaz ağrısı, öksürük ve ağız iltihaplarında lokal etki sağlayabileceği gibi, vitamin içeriğiyle bağışıklığı destekleyen formüller de içerebileceği aktarıldı. Bu uygulama, eczacılık öğrencilerinin ilaç hazırlama sürecine dair teorik bilgilerini pekiştirip pratik becerilerini artırmalarını da sağladı. Aynı zamanda hasta dostu dozaj formları hakkında da farkındalık oluşturdu. Teorik bilgileri pratiğe dönüştü Etkinlikte, Yakın Doğu Üniversitesi’nin birçok eczacılık fakültesinde bulunmayan alt yapı imkanlarına sahip olduğunun altını çizen Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Çalış, "Genç öğretim üyesi kadromuzla eczacılık eğitiminde fark oluşturan bir yere sahibiz. Gelişmeleri anında izleyen ve geleceğin eczacılarını yetiştirmek üzere eğitim programını sürekli güncelleyen bir fakülteyiz. Öğrencilerimizi mutlu görmek bizleri de mutlu ediyor" dedi. Düzenlenen atölye çalışmalarının, öğrencilerin temel farmasötik üretim süreçlerini yerinde öğrenmelerine imkan sunduğunu belirten Üniversite Öğrenci Dekanı, Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dudu Özkum Yavuz ise "Bu tür uygulamalar, öğrencilerimizi geleceğe daha hazır hale getiriyor ve mesleğe olan güvenlerini artırıyor" ifadelerini kullandı. NEUPSANC Başkanı Tanaka Moses Nyabvure ise öğrenci odaklı etkinliklerin önemine vurgu yaparak, "Bu tür uygulamalar sayesinde teorik bilgimizi pratiğe dökme fırsatı buluyoruz. Kendi ellerimizle bir ürün hazırlamak motivasyonumuzu artırırken, mesleki yetkinliğimizi de pekiştiriyor" dedi.
Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:19 Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği yurt içi ve yurtdışından gelen hastaların tedavisini üstleniyor Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, hem yurt içi hem de yurt dışından gelen birçok hastanın tanı ve tedavisini gerçekleştiriyor. Çocuk Cerrahisi, bebeklerde doğumsal bozuklukların yanı sıra çocukluk döneminde sonradan edinilmiş hastalıklar ve çeşitli travmaların tanı tedavisi ile ilgilenen bir branş olarak ön plana çıkıyor. Doğumdan erişkin yaşa kadar 0-18 yaş grubu çocuklarla ilgili birçok cerrahi işlemlerin yapıldığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde kalp dışı göğüs cerrahisi, boyun patolojileri, çocuk ürolojisi, onkolojik cerrahi, sindirim sistemi cerrahisi, çocuk endokrin cerrahisi, çocuk jinekolojisi, tanısal ve girişimsel endoskopik uygulamalar gibi birçok işlem uygulanıyor. Deneyimli kadrosu, modern teknolojisi ile ön plana çıkan klinik, yurt içi ve yurt dışından gelen birçok hastanın tedavisini üstleniyor. "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez" Prof. Dr. Müjdem Nur Azılı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada yenidoğan bir bebeğin 18 yaşına gelene kadar yaşayabileceği tüm cerrahi problemlerin çocuk cerrahisi bölümünde yapıldığını dile getirerek, "Çocuk cerrahisinin acili hiç bitmez. Yabancı cisim yutması, bazen soluk borusuna kaçan ceviz, fındık hayatı riske eder ve çocuk cerrahi her zaman oradadır. Çok hızlı endoskopik olarak bunların çıkarılmasından mesuldür. Bu anlamda çok önemli. 2 yaş altı çocuklar fındık, fıstık gibi çiğneme fonksiyonu henüz aktif olmayan çocukların beslenme prensipleri bunları 3 yaşından sonra vermek konusunda hayati risk eden problemlerin altını çizmek isteriz. Yine çamaşır suyu, tuz ruhu, kireç sökücü gibi temizlik malzemelerini çocukların yanlışlıkla yutarak yemek borusu ve midenin yanıkları hayatı boyunca bununla ilgili sıkıntıya yol açabiliyor. Tekrarlayan genişletmeler erken dönemde hayati risk söz konusudur. Yine çocuk cerrahisi bunun tanı ve tedavi sürecini sahiplenmiş branş türü olarak karşımıza çıkıyor" diye konuştu. "Yurt içi ve yurt dışından gelen hastaların tedavisini üstleniyoruz" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nin Türkiye ve dünyada önemli kliniklerin arasında yer bulduğunu söyleyen Prof. Dr. Azılı, "Çocuk cerrahisi asistan eğitimimiz de var. Çok sayıda çocuk cerrahisi asistanımız eğitim sürecine devam ediyor. Tüm illerden ve yurt dışından birçok hasta sevki alıyoruz ve bunların tedavisini üstleniyoruz. Çocuk cerrahisi yoğun bakımımızın ve çocuk yanık yoğun bakımımızın özelleşmiş olması bize bu yönde katkı sağlıyor" dedi. Türk tıbbının diğer branşlarda olduğu gibi çocuk cerrahisi manasında da yetkin ve etkin bir noktada olduğunu söyleyen Azılı, "Akademik olarak yurt içi ve yurt dışı birçok kongrede Türk hekimlerinin ne kadar kıymetli ve orada başarılı olduğunu görmek bizi mutlu ediyor" ifadelerini kullandı.
Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil"
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:06 Profesörler ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı uyardı: "Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz gibi durumlar söz konusu değil" Algoloji uzmanı doktorlar Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) bir araya geldi. Ağrı pilinde umut tacirliği yapanlara karşı vatandaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına seslenen doktorlar, ağrı pilinin felci hastaları yürüme, koşturma veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu olmadığına dikkat çekti. Türk Algoloji Ağrı Derneği ve Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı iş birliğiyle OMÜ Tıp Fakültesi’nde bir toplantı düzenlendi. Toplantıda ağrı piliyle ilgili yanlış algıları düzeltmek ve farkındalığı arttırmak için mesajlar verildi. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma sunum yaptı. "Hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" Ağrı pilinin kullanımıyla ilgili konuşan Türk Algoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gül Köknel Talu, "Ağrı pili kronik hastası olan hastalar bir tedavi seçeneğiydi. Ancak bu tedavi seçeneğine ulaşmak için hastanın çok iyi değerlendirilmesi, diğer uygulanabilecek yöntemlerin uygulanmış olması ve bu uygulama sonucunda başarısızlık elde edilmiş olması çok önemlidir. Çünkü ilk olarak uygulanabilecek bir yöntem değildir. Oldukça komplike ve maliyetli bir yöntemdir. Bu nedenle bütün tedavi basamaklarının doğru bir şekilde uygulanması, yetersiz kalındığında bu sistemin gündeme getirilmesi gerekmektedir. Bunun dışında fonksiyonel bazlı problemlerde, Parkinson hastalarında, hareket bozukluklarında, idrar, gaita tutamayanlarda fonksiyonel olarak bir etkinliği bulunan yöntemdir. Bugün burada toplanmamızın en önemli nedenlerinden biri bir umut olan yöntemin umut tacirliği olarak kullanılmasına bir farkındalık oluşturmaktır. Omurga felci hastalarda bu yöntemin uygulanarak yürüme veya fiziksel kapasitelerini arttırmak gibi bir durum söz konusu değildir. Belirli nöropatik ağrılarından bu etkili olabilir ancak, dışarıda gördüğümüz, üzülerek izlediğimiz bu yöntemin uygulanarak hasta yürütülmesi veyahut eski fiziksel kapasitesi kavuşturulması söz konusu değildir" dedi. "Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor" OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Özkan, " Üniversite yaptığımız program aslında bir sosyal sorumluluk projesidir. Biz ağrı pillerini kim için takıyoruz? Ne için takıyoruz? Doğru işlem nedir? Onları anlatmaya çalışıyoruz. Bizi dernek olarak ya da algologlar olarak ilgilendirmeyen bir takım spekülatif konuşmaların önüne geçmeye çalışıyoruz. Hastalarımızın mağdur olmaması, maddi ve manevi kayıplara uğramaması ve bu konuda sivil toplum örgütlerine farkındalık oluşturmak için bu toplantı gerçekleşti. Ağrı pilini farklı amaçlarla kullanmak bizim için söz konusu değil. Kronik ağrılar dediğimiz geçmeyen ağrılarda hastanın ağrısını geçirmek ağrısıyla kullanıyoruz. Hastada önemli nörolojik kayıplar oluşmuşsa hastaya herhangi bir şekilde bunları uygulamıyoruz. Ağrı için uyguladığımızda gerçekten önemli oranda fayda görüyoruz. Hastalarımızın hayatlarını mümkün olan en ağrısız şekilde geçirmesini sağlıyoruz. Felçlileri yürütüyoruz, koşturuyoruz, her türlü travmayı, nörolojik hasarı engelliyoruz gibi durumlar söz konusu değil. Bu hem umut tacirliğidir hem de maddi kayıplara neden oluyor. Kişi böyle bir sonuç karşısında her şeyini verebilecek pozisyona geliyor. Kesinlikle bu konuda toplumumuzu, sivil toplum örgütlerini göreve davet ediyoruz" diye konuştu. Ağrı pili kullanan hastalar: Konforumuz arttı, uyku uyuyoruz Ağrı pili kullanan Abdullah Koç, "Uzun yıllardır belirli bir rahatsızlığımdan ötürü aşırı ağrılarım vardı. Bunlar çekilmez bir hal almıştı. Her türlü ilacı, araç ve gereci kullanmam sonucu ağrılarım geçmeyince Hollanda’da doktorum böyle bir sistem olduğundan bahsetti. Bunun üzerinde ben bu sistemle tanıştım. Kişinin istemesi lazım. 2 haftalık bir deneme dönemi var. Bu deneme döneminde vücutla uyum sağlarsa rahat ediyorsun. Şu anda ben en yeni sisteme sahibim. Bu sistem beyne ağrıyı vermiyor. Ağrı 7/24 benimle beraber ama çok aşağılardadır. Bir dağ düşünün ben dağın zirvesindeyim ağrı dağın eteklerindedir. Bazı anlarda kapatmam gerekiyor. Kapattığım zaman ortalıkta yanardağına dönüşüyor" şeklinde konuştu. Ağrı pili kullanan Hüseyin Koç, "Bel fıtığı nüksetti. Farklı tedaviler uygulandı. Fizik tedavi uygulandı. Belden bir iğne uygulaması yapıldı. Randuman alamadık. Ameliyat olamaya karar verdik. Bu sefer ameliyata girdik. Kalp yetersizliği olduğu için ameliyata dayanamayacağımız ortaya çıktı. Ameliyattan dışarıyla alındık. Kurula girdik. Kurul bize pil takılmasına karar verdi. Pil 15 gün denendi ve randıman verdi. Ağrılarım dindi. Konforum arttı. Uyku uymaya başladım. Şükür olsun 5 yıldır normal hayatımdan hiçbir eksiğim yok" ifadelerini kullandı. Toplantıda ayrıca OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Danacı, OMÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Ünsal Özgen, OMÜ Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Kurucu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Güldoğuş, OMÜ Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Dr. Bora Uzuner, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Kurçaloğlu, OMÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı yandal uzmanlık öğrencisi Uzm. Dr. Pınar Uzun’ da konuşma ve sunum yaptı. Toplantıya Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı ve Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Terzi de katıldı.
Siirt’te kadınlara normal doğum semineri verildi
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:04 Siirt’te kadınlara normal doğum semineri verildi Siirt İl Sağlık Müdürlüğü, normal doğumun avantajları ve anne bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkileri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştiriyor. Barış Mahallesi Aile Destek Merkezi’nde düzenlenen seminerde, normal doğum ve sezaryen doğum arasındaki avantaj ve dezavantajları anlatan kapsamlı bir bilgilendirme çalışması düzenledi. Ebeler tarafından düzenlenen seminerde, normal doğumun annenin ve bebeğin iyileşme sürecini hızlandırdığı ve zorlukların en aza indiği vurgulandı. Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı doğal olanın normal doğum olduğunu teşvik etmek amacıyla vatandaşlara bilgilendirmeler yaptıklarını belirten Siirt Sağlıklı Hayat Merkezi’nde çalışan Ebe Nurcan Toprak Çelik, normal doğumun annelere verilmiş bir hediye olduğunu ifade etti. Çelik, "Bu süreci de takip etmek biz ebelerin görevidir. Süreç, annelerimizin bebeklerle beraber yol aldığı muhteşem bir yolculuktur. Her şey normal seyrinde devam ederse fizyolojik olan normal doğum olacaktır. Sağlıklı nesiller için doğal olanın normal doğum olduğunu destekliyoruz. Bu hafta ebe haftası olduğu için, bu sürece yolculuk eden bütün ebe arkadaşımızın ebeler gününü kutluyoruz’’ şeklinde konuştu. Ebe Hayat Erten ise; ‘’Normal doğumun anneye ve bebeğe birçok faydası vardır. Zaten ilk tercih edilmesi gereken ve sağlıklı olan normal doğumdur. Anne doğum yaptığı gibi hemen sütü geliyor ve bebeğine hemen kavuşup emzirebiliyor. Burada anne ve bebek arasındaki bağ da güçlü oluyor. Bebeğin karnı hemen doymuş oluyor. Sezeryan doğumda ise, anne narkozun etkisinde oluyor. Kendine gelmesi 2-3 saati bulabiliyor. Bebek o süreçte aç kalıyor, süte kavuşamıyor. Bazen de mama veriliyor. Mama verildikten sonra bir daha bebek süt almak istemiyor. Yani sezeryanın bebek üzerine faydası değil zararları oluyor’’ ifadelerini kullandı. İki farklı doğum sürecini yaşayan ve normal doğumu tercih ettiğini belirten kursiyer Ayşe Olgun; ‘’Normal doğumda annem yanındaydı. Hemen çocuğum doğar doğmaz yani sağlık kontrolünden geçtikten sonra getirdiler emzirdim. Çok şükür sütüm gayet normaldi, geliyordu. Çocuğuma yetecek kadar sütüm vardı, emzirdim. Günbegün kilosunu aldı, yaradı çok şükür. Sezeryan da vücudumda değişik değişik şeyler çıktı. Ağrılarım oldu. Sonuçta narkoz alıyor insan. Aynı şey değil. Süt göğüse geç gelir. Bir gün olsun, dört saat olsun illaki arada fark oluyor’’ dedi.
Siirt’te kadınlara normal doğum semineri verildi
24 Nisan 2025 Perşembe - 13:01 Siirt’te kadınlara normal doğum semineri verildi Siirt İl Sağlık Müdürlüğü, normal doğumun avantajları ve anne bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkileri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştiriyor. Barış Mahallesi Aile Destek Merkezi’nde düzenlenen seminerde, normal doğum ve sezaryen doğum arasındaki avantaj ve dezavantajları anlatan kapsamlı bir bilgilendirme çalışması düzenledi. Ebeler tarafından düzenlenen seminerde, normal doğumun annenin ve bebeğin iyileşme sürecini hızlandırdığı ve zorlukların en aza indiği vurgulandı. Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı doğal olanın normal doğum olduğunu teşvik etmek amacıyla vatandaşlara bilgilendirmeler yaptıklarını belirten Siirt Sağlıklı Hayat Merkezi’nde çalışan Ebe Nurcan Toprak Çelik, normal doğumun annelere verilmiş bir hediye olduğunu ifade etti. Çelik, "Bu süreci de takip etmek biz ebelerin görevidir. Süreç, annelerimizin bebeklerle beraber yol aldığı muhteşem bir yolculuktur. Her şey normal seyrinde devam ederse fizyolojik olan normal doğum olacaktır. Sağlıklı nesiller için doğal olanın normal doğum olduğunu destekliyoruz. Bu hafta ebe haftası olduğu için, bu sürece yolculuk eden bütün ebe arkadaşımızın ebeler gününü kutluyoruz.’’ şeklinde konuştu. Ebe Hayat Erten ise; ‘’Normal doğumun anneye ve bebeğe birçok faydası vardır. Zaten ilk tercih edilmesi gereken ve sağlıklı olan normal doğumdur. Anne doğum yaptığı gibi hemen sütü geliyor ve bebeğine hemen kavuşup emzirebiliyor. Burada anne ve bebek arasındaki bağ da güçlü oluyor. Bebeğin karnı hemen doymuş oluyor. Sezeryan doğumda ise, anne narkozun etkisinde oluyor Kendine gelmesi 2-3 saati bulabiliyor. Bebek o süreçte aç kalıyor, süte kavuşamıyor. Bazen de mama veriliyor. Mama verildikten sonra bir daha bebek süt almak istemiyor. Yani sezaryanın bebek üzerine faydası değil zararları oluyor.’’ ifadelerini kullandı. İki farklı doğum sürecini yaşayan ve normal doğumu tercih ettiğini belirten kursiyer Ayşe Olgun; ‘’Normal doğumda annem yanındaydı. Hemen çocuğum doğar doğmaz yani sağlık kontrolünden geçtikten sonra getirdiler emzirdim. çok şükür sütüm gaye normaldi, geliyordu. Çocuğuma yetecek kadar sütüm vardı, emzirdim. Gün be gün kilosunu aldı, yaradı çok şükür. Sezaryanda da vücudumda değişik değişik şeyler çıktı. Ağrılarım oldu. Sonuçta narkoz alıyor insan. Aynı şey değil. Süt göğse geç gelir. Bir gün olsun, dört saat olsun illaki arada fark oluyor.’’ dedi.
Bahar yorgunluğu ile 5 adımda başa çıkın
24 Nisan 2025 Perşembe - 12:18 Bahar yorgunluğu ile 5 adımda başa çıkın İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Aktaş, bahar yorgunluğu yaşayan bireylerde halsizlik, baş ağrısı, uykusuzluk, dikkat dağınıklığı ve isteksizlik gibi şikayetler görüldüğünü belirterek, "Özellikle masa başı işlerde çalışanlar ve kapalı ortamlarda uzun süre kalanlar bu durumdan daha fazla etkilenirler" dedi. Bahar yorgunluğu, mevsim değişiklikleriyle birlikte vücudun yeni hava şartlarına, sıcaklık artışına ve gün ışığının süresindeki değişikliklere uyum sağlamaya çalışırken yaşadığı fizyolojik ve psikolojik bir durum olduğu belirtildi. Medline Adana Hastanesi iç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Aktaş’ta bahar yorgunluğunun nedenlerini, belirtilerini ve başa çıkma yollarını anlattı. Altında başka bir neden de yatabilir Birçok bireyin özellikle de ilkbahar aylarındaki halsizliğini ’bahar yorgunluğuna’ bağladığını kaydeden Doç. Dr. Aktaş, "Ancak yaşanan yorgunluk çeşitleri, kronik yorgunluk sendromu, mutsuzluk yorgunluğu ve bahar yorgunluğu olarak üç grupta incelenir ve diğer hastalık belirtilerini birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü bazen bahar yorgunluğu sanılan durum, altta yatan başka hastalıkların bir işareti de olabilir. Bahar yorgunluğu ile karıştırılabilen hastalıklar arasında, kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozukluğu, depresyon gibi sorunlar gelir. Bu nedenle eğer belirtiler 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ve kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkiliyorsa bir uzmana başvurması faydalı olur" ifadelerini kullandı. Aktaş, normalde, bahar yorgunluğunun bir hastalık olmasa da yaşam kalitesini geçici olarak düşürebilecek bir süreci ifade ettiğini belirterek, "Bu süreç içerisinde halsizlik, baş ağrısı, uykusuzluk, dikkat dağınıklığı ve isteksizlik gibi şikayetler oldukça yaygındır. Özellikle masa başı işlerde çalışanlar ve kapalı ortamlarda uzun süre kalanlar bu durumdan daha fazla etkilenirler" diye konuştu. Küçük değişiklikler fark oluşturabilir Günlük yaşamda küçük değişiklikler yaparak bu dönemi daha kolay atlatmayı öneren Doç.Dr.Aktaş şu 5 adımı sıraladı: "1. Sabahları ılık bir duş almak, kan dolaşımını hızlandırarak güne daha zinde başlamayı sağlar. Aynı şekilde, iş ortamında kısa molalar vermek de zihnin dinlenmesine yardımcı olur. 2. Dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli miktarda su tüketmek ve her gün en az 30 dakika açık havada yürüyüş yapmak belirtileri hafifletebilir. Ayrıca, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, metabolizmanın vitamin ve mineral dengesini destekler. 3. Uyku düzenine dikkat etmek de bahar yorgunluğunu hafifletmede önemli bir rol oynar. Her gün aynı saatte yatıp kalkmak, kaliteli uyku uyumak ve uykusuz kalmaktan kaçınmak, vücudun mevsim geçişine daha kolay uyum sağlamasını sağlar. Gereksiz kafein ve şeker tüketiminden kaçınılması ise enerjinin daha dengeli kullanılmasına yardımcı olur. 4. Stresten uzak durmak, mümkün olduğunca pozitif bir ruh hali içinde olmak bahar yorgunluğunun etkilerini azaltacaktır. Yoga, meditasyon, nefes egzersizleri gibi rahatlatıcı aktiviteler bu dönemde hem fiziksel hem ruhsal olarak rahatlama sağlar. 5. Yapabiliyorsanız imkanlarınızı zorlayarak birkaç günlüğüne tatile çıkarak kent dışına kaçın. Bulunduğunuz ortamı kısa süre de olsa değiştirmek enerjinizi yükselterek sizi motive edecektir."
Op. Dr. Oğur: "Genital estetikle kadınlar, bedenleriyle daha barışık ve kendinden daha emin hissedebilir"
24 Nisan 2025 Perşembe - 11:59 Op. Dr. Oğur: "Genital estetikle kadınlar, bedenleriyle daha barışık ve kendinden daha emin hissedebilir" Ameliyatsız genital estetik işlemler hakkında bilgilendirmede bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Merih Oğur, "Bu işlemler, doğru endüksiyonlarla ve uzman hekimler tarafından yapıldığında hem estetik kaygılara hem de yaşam kalitesine yönelik belirgin katkılar sağlar. Kişiye özel planlanan bu uygulamalarla kadınlar, bedenleriyle daha barışık ve kendinden daha emin hissedebilir" dedi. Medical Park Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Merih Oğur, ameliyatsız genital işlemler hakkında açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Oğur, "Lazer ve radyofrekans tabanlı vajinal sıkılaştırma: Vajinal dokuda kolajen üretimini artırarak sıkılaşma sağlarken, idrar kaçırma ve vajinal kuruluk gibi fonksiyonel problemlerde de destekleyici etki gösterir. Genital PRP (Platelet Rich Plasma): Kişinin kendi kanından elde edilen büyüme faktörleriyle uygulanan bu yöntem, dokuda yenilenme ve canlanma sağlar.Dolgu ve mezoterapi uygulamaları: Özellikle dış genital bölgede hacim kaybı, asimetri ya da renk eşitsizliği gibi durumlara yönelik kullanılır. Klitoral hassasiyet artırımı için de özel bölgelerde uygulama yapılabilir. Pigment açıcı tedaviler (karbon peeling, özel serumlar): Genital bölgedeki koyuluk şikayetlerine yönelik uygulanan bu yöntemler, daha aydınlık ve homojen bir görünüm elde etmeyi sağlar"diye bildir verdi. Op. Dr. Merih Oğur, ameliyatsız genital estetik işlemlerinin neden daha fazla tercih edildiğini şu şekilde sıraladı: "Cerrahi işlem gerektirmez. Uygulama süresi kısa (genellikle 20-30 dakika). İyileşme süreci hızlı. Günlük hayata dönüş hemen mümkün. Hem estetik hem fonksiyonel fayda sağlar." Bu işlemlerin doğru endikasyonlarla ve uzman hekimler tarafından yapıldığında hem estetik kaygılara hem de yaşam kalitesine yönelik belirgin katkılar sağladığını ifade eden Op. Dr. Oğur, "Kişiye özel planlanan bu uygulamalarla kadınlar, bedenleriyle daha barışık ve kendinden daha emin hissedebilir. Ancak şunu da unutmamak lazım. Estetik, yalnızca güzellik değil. Kendini iyi hissetmenin, özgürce yaşamanın ve bedeninle yeniden bağ kurmanın bir yoludur" diye konuştu.
Medical Point’ten girişimsel radyolojide uluslararası başarı
24 Nisan 2025 Perşembe - 11:42 Medical Point’ten girişimsel radyolojide uluslararası başarı İEÜ Medical Point Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Ahmet Memiş’in makalesi, uluslararası alanda 100 farklı bilimsel yayında kaynak gösterildi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Ahmet Memiş’in girişimsel radyoloji alanında kaleme aldığı ve dünyada bu alanda öncü yayınlardan biri olarak kabul edilen "Embolization of visceral pseudoaneurysms with platinum coils and N-butyl cyanoacrylate" (Visseral psödoanevrizmaların platin spirallet ve N-bütil siyanoakrilat ile embolizasyonu) başlıklı makalesi, uluslararası alanda 100 farklı bilimsel yayında kaynak gösterildi. Girişimsel Radyolojinin en karmaşık ve hayati uygulamalarından biri olan visseral psödoanevrizma embolizasyonunu konu alan bu çalışma, klinik pratiğe doğrudan etki eden öncü yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Prof. Dr. Ahmet Memiş’in imzasını taşıyan bu bilimsel katkı, yalnızca akademik camiada değil, hasta tedavilerinde de güvenilir bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Ahmet Memiş, "Bilimsel üretkenlik bir hedeften çok, insanlığa katkı sunma sorumluluğudur. Yıllar önce kaleme aldığım bu çalışmanın bugün dünya genelinde 100’den fazla bilimsel makalede referans gösterilmiş olması benim için büyük bir onur, büyük bir gurur. Bilimsel ciddiyet ve yüksek etik standartlarla, bu uygulamaları Medical Point İzmir Hastanesi’nde sürdürüyoruz. Böyle bir ekibin parçası olmak ve bu başarıyı ülkem adına taşımak tarif edilemez bir mutluluk" ifadelerini kullandı.