SAĞLIK
26 Mayıs 2026 Salı - 17:01 "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" Kurban Bayramı öncesi uzmanlardan kritik beslenme uyarıları geldi. Özellikle uzun tatil dönemlerinde kontrolsüz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, bayram sonrası tartıda görülen hızlı kilo artışlarının büyük bölümünün yağ değil ödem olduğunu belirtti. Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz. Bir öğün kaçtı diye bütün düzen bırakılırsa asıl sorun o zaman başlıyor" dedi. Kurban Bayramı yaklaşırken milyonlarca kişi "Bayramdan sonra diyete başlarım" düşüncesiyle sofralara hazırlanırken, konunun uzmanından dikkat çeken bir uyarı geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan’a göre bayramda en büyük tehlike fazla yemek değil, "Bugün zaten diyetim bozuldu" psikolojisi. Bir dilim baklavanın değil, kontrolü tamamen bırakmanın kilo artışına neden olduğunu söyleyen Demirkan, yeni kesilen etin hemen tüketilmesinden koyu çay alışkanlığına kadar yıllardır doğru bilinen birçok yanlışın sindirim sistemini zorladığını anlattı. Bayram sonrası tartıda görülen 2-3 kiloluk artışın büyük bölümünün ise yağ değil ödem olduğuna dikkat çeken Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" dedi. "En büyük hata fazla yemek değil, öğün atlamak" Bayram döneminde yapılan en büyük yanlışlardan birinin öğün atlamak olduğunu söyleyen Demirkan, özellikle akşam yemeği için gün boyu aç kalmanın kontrolsüz beslenmeye neden olduğunu ifade ederek, "İnsanlar ‘Nasıl olsa akşam et yiyeceğim’ diyerek gün içinde öğün atlıyor. Bu kez akşam aşırı açlıkla birlikte tıkınırcasına beslenme ortaya çıkıyor. Özellikle Kurban Bayramı’nda eti daha çok öğle öğününde tüketmeyi öneriyoruz. Akşam ise sebze ağırlıklı daha hafif beslenmek sindirimi rahatlatıyor" dedi. "Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli" En büyük hatalardan birinin de yeni kesilen etin hemen pişirilmesi olduğunu belirten Demirkan, etin mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Demirkan, "Yeni kesilen ette ‘ölüm sertliği’ dediğimiz bir durum oluşuyor. Et kesilir kesilmez tüketildiğinde hem sert oluyor hem de sindirim sistemi daha fazla zorlanıyor. Etin en az 12 saat dinlendirilmesi gerekiyor. Çok sıcak olmayan serin bir ortamda bekletilmeli. Özellikle et hâlâ sıcakken direkt buzdolabına koymak doğru değil" ifadelerini kullandı. "Bayram sonrası görülen 2-3 kilo çoğu zaman yağ değil" Bayram sonrasında tartıda görülen hızlı kilo artışlarının çoğu zaman ödem kaynaklı olduğunu vurgulayan Demirkan, bunun nedeninin artan karbonhidrat, şeker ve tuz tüketimi olduğunu söyleyerek, "Pilav, baklava, hamur işi ve ikramlarla birlikte karbonhidrat tüketimi artıyor. Glikojen depoları dolunca vücut daha fazla su tutuyor. Tuz tüketimi de artınca ödem oluşuyor. Kısa sürede alınan 2-3 kilonun tamamının yağ olması çok sık gördüğümüz bir durum değil" dedi. "Detoks değil denge önemli" Bayram sonrası yapılan sert detoks programlarını önermediğini belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "Bizler yasak koymaktan çok dengeyi öğretmeye çalışıyoruz. Karbonhidratı, proteini ve yağı dengeli şekilde düzenlediğimizde vücut zaten normale dönüyor. Bir gün fazla yemekle her şey bozulmaz. Önemli olan ertesi gün yeniden dengeye dönebilmek" diye konuştu. "Hazmettirmiyor, tam tersine şişkinlik yapabiliyor" Çay ve kahvenin de dikkatli tüketilmesi gerektiğini belirten Demirkan, "Yemek yedikten sonra çayın hazmettirdiği düşünülüyor ama fazla çay şişkinlik ve hazımsızlık yapabiliyor. Kahvenin fazla tüketimi reflü ve mide yanmasına neden olabiliyor. Yemek sonrası su, sade soda ya da ayran gibi daha hafif içecekler tercih edilmeli" şeklinde konuştu. "Günde yaklaşık 10-12 bardak su için" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Demirkan, günlük en az 2-2,5 litre su içilmesini önererek, "Çay, kahve, çorba ya da soda sıvı alımına katkı sağlar ama suyun yerini tutmaz. Özellikle içilen her bardak çay veya kahve için ekstra bir bardak su tüketmek gerekiyor. Günde yaklaşık 10-12 bardak suyun altına düşülmemeli" ifadelerini kullandı. Rafine şekersiz bayram tatlısı önerisi Bayramda tatlı tüketimini tamamen yasaklanmak yerine daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilebileceğini anlatan Demirkan, "Hurmayı sıcak suda bekletip çekirdeğini çıkardıktan sonra içine yulaf kepeği, ceviz, badem veya fındık eklenebilir. Bir miktar tahin ya da fıstık ezmesiyle rondodan geçirip top haline getirilip, Hindistan cevizine bulanarak rafine şekersiz sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanabilir" dedi. "Bir öğünle diyet bozulmaz" Toplumda en sık karşılaştıkları yanlış düşüncenin "Diyet bozuldu" psikolojisi olduğunu belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "İnsanlar bir öğün fazla yiyince bütün günü bırakıyor. Oysa bir öğünle diyet bozulmaz. Eğer bir öğün kaçtıysa yapılması gereken şey bütün düzeni bozmak değil, bir sonraki öğünde tekrar dengeye dönmek. Önemli olan mükemmel beslenmek değil, sürdürülebilir şekilde devam edebilmek" diye konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 15:59 Diyetisyenden Kurban Bayramı’nda sağlıklı sofralar için uyarı Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Sofraların vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü yenildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, bayram sofralarında et ve tatlı tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek, bayram günlerinde sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. "Ağır etli yemeklerden kaçının" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Kurban Bayramı sofralarının vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır. Ancak aşırıya kaçmak kolesterol ve kalp-damar hastalıkları riskini artırır. Etin yanında sebze, salata ve tam tahıllı ürünlerle tabağı dengelemek hem sindirimi kolaylaştırır hem de bayram boyunca enerjiyi korur. Bayramda ağır yemekler kaçınılmaz olsa da, öğünleri hafifletmek mümkündür. Yoğurt, ayran, zeytinyağlı sebzeler ve lifli gıdalar sindirim sistemini rahatlatır. Özellikle akşam yemeklerinde daha hafif tercihler yapmak, mideyi yormadan bayram keyfini sürdürmeye yardımcı olur" diye konuştu. "Bol bol su için yürüyüş yapın" Bayram ziyaretlerinde de ikram edilen tatlıların fazla tüketilmesinin kan şekerini hızla yükselteceğini söyleyen Akay, "Bu özellikle diyabet hastaları için risk oluşturmaktadır. Tatlıların küçük porsiyonlarla tadına bakılmasını, mümkünse sütlü tatlıların tercih edilmelidir. Bayram boyunca bol su içmek, vücudu toksinlerden arındırır ve sindirimi destekler. Ayrıca kısa yürüyüşler yapmak hem kan dolaşımını hızlandırır hem de ağır yemeklerin etkisini azaltır. Su ve hareket, bayramın enerjisini yüksek tutmanın en basit ama en etkili yollarıdır" şeklinde konuştu.
Aspirin kalp krizi ve felç riskine karşı koruyucu bir etki sağlayabiliyor
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:52 Aspirin kalp krizi ve felç riskine karşı koruyucu bir etki sağlayabiliyor Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, aspirinin ispatlanmış en büyük faydasının kalp-damar sağlığı üzerinde görüldüğünü belirterek, "Kalp krizi ve felç riskine karşı koruyucu bir etki sağlayabiliyor" dedi. 50 yıldan daha uzun bir süredir aspirinin kalp sağlığı üzerine olumlu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bir ilacın faydalarını ve risklerini iyi anlamanın o ilacı bilinçli bir şekilde kullanmak açısından önem taşıdığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, aspirin kullanmanın kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında önemli bilgiler verdi. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan Türk, aspirinin kullanımının günümüzde kanserden saç sağlığına, diş çürüklerinin tedavisinden karaciğer yağlanmasına kadar birçok alanda gündeme geldiğini belirterek, "Ancak aspirinin ispatlanmış en büyük faydası kalp-damar sağlığı üzerinde görülüyor. Aspirin, vücudumuzda kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücreleri etkileyerek çalışıyor. Normalde, pıhtılaşma hayati bir mekanizmadır, bir kesik ya da yaralanma durumunda kanamayı durdurmak için gereklidir. Fakat damar sertliği (ateroskleroz) olan kişilerde, damarın içinde oluşan pıhtılar kalp krizi veya inme riskini artırır. Aspirin, bu pıhtı oluşumunu azaltarak kalp krizi ve felç riskine karşı koruyucu bir etki sağlayabiliyor" diye konuştu. Kalp krizi geçirmiş bireylere öneriliyor Özellikle daha önce kalp krizi geçirmiş, kalp damarlarında daralma olan ya da stent takılmış hastalar için aspirinin genellikle doktorlar tarafından önerildiğini kaydeden Türk, "İkincil korunma adı verilen bu yaklaşımda, aspirin kullanımı hayati öneme sahiptir ve bu kişilerde aspirinin sağladığı yarar, risklerden daha ağır basar. Sağlıklı bireylerin veya kalp-damar hastalığı geçirmemiş kişilerin ’koruma amaçlı’ aspirin kullanımı ise daha farklı bir konudur. Son yıllarda yapılan araştırmalar, düşük doz aspirin kullanımının sağlıklı bireylerde kalp krizi riskini azaltmakla birlikte, bazı ciddi yan etkilere yol açabileceğini göstermiştir. Bu nedenle, herhangi bir kalp-damar hastalığı öyküsü olmayan kişilerin aspirin kullanmaya başlamadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir. Aspirinin doktor önerisi olmadan kullanılması bazı tehlikeler doğurabilir. En bilinen yan etkileri arasında mide ve bağırsak kanamaları, ülserler ve nadiren de olsa beyin kanaması gibi ciddi durumlar yer alır. Son yapılan bazı araştırmalar, özellikle 60 yaş üstü bireylerin her gün aspirin kullanmasının iç kanama riskini artırdığını göstermektedir. Bu nedenle aspirin masum bir ilaç gibi görünse de tüm risk faktörleri değerlendirilerek birey için en uygun kararı ilgili doktor vermelidir. Çünkü her hasta özeldir ve her bireyin sağlık durumu, damar yapısı ve risk faktörleri birbirinden farklıdır" şeklinde konuştu. Kalp-damar sağlığı sadece ilaçla korunmaz Kalp ve damar sağlığını korumanın yalnızca ilaçlarla değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkün olduğunu belirten Dr. Türk, "Dengeli beslenme, düzenli egzersiz programı, sigaradan uzak durmak ve stresten kaçınmak, kalp sağlı için atılacak en önemli adımlardır. Aspirin veya başka bir ilaç kullanımı bu sağlıklı yaşam tarzının ancak bir tamamlayıcısı olabilir; asla tek başına yeterli değildir"ifadelerini kullandı.
Kumluca Devlet Hastanesi’nde Koroner Anjiyografi Ünitesi açılıyor
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:36 Kumluca Devlet Hastanesi’nde Koroner Anjiyografi Ünitesi açılıyor Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan, Kumluca Devlet Hastanesi’ne ziyarette bulundu. Özkan, ilçede açılacak olan Koroner Anjiyografi Ünitesi’nde de incelemelerde bulundu. Kumluca’da vatandaşların kalp ve damar hastalıklarında erken tanı ve etkin tedaviye daha hızlı ulaşabilmeleri amacıyla modern donanıma sahip Koroner Anjiyografi Ünitesi açılıyor. Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan; Antalya’nın Kumluca İlçesinde açılması kararlaştırılan modern tıbbi donanımı ve uzman kadrosuyla hizmet vermesi planlanan yeni Koroner Anjiyografi Ünitesi’nde incelemelerde bulundu. Özkan, eksikliklerin en kısa sürede giderilip ünitenin hizmete açılacağını belirterek, "Bakanlığımızın öncülüğünde açılması planlanan Koroner Anjiyografi Ünitesi, Antalya İlimizin batı bölgesinde bulunan Kumluca, Finike, Demre, Elmalı ve Kaş gibi ilçelerimizde çok geniş coğrafyaya hizmet verecek" dedi. Kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde hayati öneme sahip olan anjiyografi işlemlerinin, artık ilçe dışına çıkmadan, zaman kaybetmeden yapılabileceğini söyleyen Özkan, "Bu ünite sayesinde erken teşhis imkanı artarken, acil durumlara hastalara daha hızlı müdahale edilebilecektir. Hastalarımızın büyük şehirlere sevk edilme zorunluluğunu azaltacak olan bu yatırım, aynı zamanda bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırarak yaşam kalitesini yükseltecektir" ifadelerini kullandı. Özkan ayrıca, Kumluca’da açılması planlanan diyaliz merkezi konusunda da gerekli çalışmalar yapıldığını sözlerine ekledi.
Adana’da basit kaza cinayetle sonuçlandı: 2 şüpheli tutuklandı
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:33 Adana’da basit kaza cinayetle sonuçlandı: 2 şüpheli tutuklandı Adana’da bir petrol istasyonunda yaşanan maddi hasarlı basit kaza sonrasında büyüyen olayda darp edilen genç sürücünün amcası kaldırıldığı hastanede 25 gün sonra hayatını kaybetti. O anların güvenlik kamerasına yansıdığı olayda yakalanan 3 şüpheliden 2’si tutuklandı. İddiaya göre, 3 Mart’ta merkez Seyhan ilçesine bağlı Onur Mahallesi’nde 20 yaşındaki H.S., petrol istasyonunda otomobilini yıkatmak istedi. Bu sırada genç sürücü, petrol istasyonunda park halinde bulunan Ö.P’nin (44) aracına çarptı. Kazaya sinirlenen O.P.’de genç sürücüyü darp etti. H.S. durumu babası S.S.(51) ve amcası Sezgin Sürer’e (43) bildirdi. Ö.P.’de yakınları M.E.(29) ve E.H.’yi (27) çağırdı. Ö.P. ve çağırdıkları yakınları ellerindeki sopalarla baba, oğul ve amcayı dövdü. Dakikalar süren dehşet, istasyonun güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı. Saldırıda ağır yaralanan 3 kişi hastaneye kaldırıldı. Ancak tedavi altındaki Sezgin Sürer, 25 gün boyunca verdiği yaşam savaşını kaybederek 28 Mart’ta hayatını kaybetti. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Cinayet Büro Amirliği ekipleri de olayla ilgili çalışma yaptı. Ekiplerin çalışması kapsamında şüpheliler belirlenerek kıskıvrak yakaladı. Gözaltına alınan Ö.P., M.E. ve E.H., suçu birbirlerinin üzerine attı. Adliyeye sevk edilen 3 şüpheliden E.H. adli kontrol şartıyla serbest kaldı, diğer 2’si tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Hemofili, erkeklerde daha sık görülüyor
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:27 Hemofili, erkeklerde daha sık görülüyor 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Özkan Sayan, kanamaların uzun sürmesine, özellikle eklem ve kas içinde olan kanamalar sonucu kalıcı hasarlara yol açabilen hemofilinin, erkeklerde daha sık görüldüğünü belirtti. Kanın pıhtılaşma sürecinde görev alan faktörlerin eksikliği veya işlev bozukluğu nedeniyle ortaya çıkan hemofili, doğuştan gelen ve ömür boyu süren bir kanama bozukluğu olarak tanımlanıyor. Hemofili, genetik geçişli bir hastalık olup kanın normal şekilde pıhtılaşmamasına neden oluyor. Bu durum uzun süren kanamalar, eklem içi kanamalar ve tekrarlayan kanamalara bağlı kalıcı eklem hasarlarıyla sonuçlanabiliyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Özkan Sayan, "Hemofili ömür boyu süren bir hastalık olmakla birlikte, düzenli takip ve uygun tedaviyle hastaların sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmesi mümkündür" dedi. "Kadınlar genelde taşıyıcı oluyor" X kromozomuna bağlı resesif kalıtım gösteren hemofilinin erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Özkan Sayan, "Kadınlar çoğunlukla taşıyıcı olurken, erkekler doğrudan hastalığı yaşar. Ancak bazı durumlarda kadınlarda da hafif hemofili belirtileri ortaya çıkabilir. Ayrıca aile öyküsü olmayan bireylerde de spontan mutasyon sonucu hemofili gelişebilir" açıklamalarında bulundu. En yaygın tür: Hemofili A Hemofilinin eksik olan pıhtılaşma faktörüne göre üç ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Özkan Sayan, "En yaygın tür olan Hemofili A, Faktör VIII eksikliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Hemofili B ise daha nadir görülüyor ve Faktör IX eksikliğine dayanıyor. En seyrek görülen tür olan Hemofili C ise Faktör XI eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm türlerde ortak nokta ise, kanamanın durdurulamaması ve özellikle eklem, kas gibi bölgelerde spontan kanamalar görülmesidir" dedi. Tanının kan testleri ve aile öyküsüne dayalı olarak konulduğunu belirten Prof. Dr. Sayan, "aPTT testinin uzun çıkması, faktör düzeylerinin ölçülmesi ve gerekirse genetik testlerle tanı kesinleştirilir. Erken tanı sayesinde hem hastaların yaşam kalitesi artar hem de muhtemel komplikasyonların önüne geçilebilir" diye konuştu. Modern tedavilerle kontrol mümkün "Hemofili tedavisinde temel yaklaşım, eksik faktörün replasman tedavisi ile hastaya verilmesidir" diyen Prof. Dr. Sayan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunun yanı sıra, Hemofili A için geliştirilen Emicizumab gibi non-faktör tedaviler, hafif vakalarda kullanılan desmopressin ve gelecekte umut vaat eden gen tedavileri sayesinde hemofili yönetimi önemli ölçüde kolaylaşmıştır. Ayrıca fizik tedavi, kanamayı tetikleyebilecek ilaçlardan kaçınma gibi destekleyici önlemler de tedaviye eşlik eder." Eğitim ve düzenli takip çok önemli Prof. Dr. Özkan Sayan, hemofili hastalarının düzenli takip altında olması, bireylerin ve ailelerin hastalık hakkında doğru bilgiye sahip olmalarının büyük önem taşıdığını belirtti. Sayan, "Hemofili ile yaşam mümkün ve yönetilebilir. Bilinçli hasta ve aileler, modern tedavi yöntemleriyle birlikte, komplikasyon risklerini büyük ölçüde azaltabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Sağlıkta, İEÜ Medical Point Genel Cerrahi Merkezi farkı
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:13 Sağlıkta, İEÜ Medical Point Genel Cerrahi Merkezi farkı İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü, akademik gücü ve ileri tıbbi teknolojisiyle İzmir’de ve Türkiye genelinde referans merkezi olma konumunu sürdürüyor. Medical Point Hastanesi faaliyet gösteren merkez, Prof. Dr. Ahmet Memiş’in tıbbi direktörlüğünde, alanında uzman öğretim üyeleriyle multidisipliner bir anlayışla hizmet veriyor. Girişimsel radyoloji ile entegre karaciğer tümörü tedavileri Merkezde özellikle karaciğer tümörleri konusunda, genel cerrahi ve girişimsel radyoloji ekipleri sıkı bir iş birliği içinde çalışıyor. Ekibin önde gelen hekimlerinden Prof. Dr. Murat Zeytünlü, "Karaciğer cerrahisi, sadece cerrahi beceri değil; aynı zamanda multidisipliner düşünmeyi gerektirir. Girişimsel radyoloji ile olan entegrasyonumuz sayesinde, hastaya özel bireyselleştirilmiş tedavi seçenekleri sunabiliyor, inoperabl kabul edilen birçok olguda şans oluşturabiliyoruz. Bu iş birliği sayesinde bazı tümörlerde cerrahi sınırları zorlayabiliyor, operasyon öncesi küçültücü tedavilerle ameliyat şansını artırabiliyoruz. Aynı zamanda tedavi sürecini sadece cerrahi değil, radyolojik ve medikal onkolojik açıdan da planlayarak hastaya en uygun yol haritasını oluşturuyoruz. Bizim için önemli olan sadece hastalığı ortadan kaldırmak değil, hastanın yaşam kalitesini ve sağkalım süresini de artırmak. Bu noktada modern teknolojilerin ve multidisipliner yaklaşımın etkisi çok büyük. Karaciğer cerrahisinin doğası gereği yüksek riskli olgularla karşılaşıyoruz, bu nedenle süreç boyunca titiz takip, hızlı karar alma ve disiplinler arası güçlü iletişim en kritik faktörler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Cerrahide başarı ekip ruhuna bağlı" Genel cerrahi pratiğinizde en çok önem verdikleri konulardan birisinin hastaya özel, kişiselleştirilmiş yaklaşımı benimsemek olduğunu belirten Zeytünlü, "Özellikle gastrointestinal sistem kanserleri, endokrin cerrahisi ve ileri düzey laparoskopik işlemler gibi karmaşık alanlarda, sadece cerrahi beceri değil, aynı zamanda doğru zamanlama, detaylı ön değerlendirme ve multidisipliner iş birliği hayati önem taşıyor. Bir ameliyatın teknik olarak başarılı olması, her zaman hastaya en iyi sonucu getirmeyebilir. Biz burada hastanın sadece hastalığını değil, tüm yaşamını etkileyen bir süreci yönetiyoruz. Bu yüzden, etik ilkelere bağlı kalarak, bilimsel veriler ışığında en uygun yöntemi seçmeye çalışıyoruz. Amacımız sadece tümörü çıkarmak ya da organı onarmak değil; hastanın yaşam kalitesini, fonksiyonelliğini ve uzun vadeli sağkalımını da korumak. Bu yaklaşım, genç cerrahları yetiştirirken de onlara aktarmaya çalıştığım temel felsefelerden biri. Cerrahide ustalaşmak kadar, empati kurabilmek ve ekip içinde uyumlu çalışmak da aynı derecede kıymetli" dedi.
Aort yırtılması kalp krizi ve felçle sonuçlanabilir
17 Nisan 2025 Perşembe - 10:11 Aort yırtılması kalp krizi ve felçle sonuçlanabilir Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, aort damarın yırtılmalarının ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirterek özellikle 40 yaş sonrası, yüksek tansiyon veya aort kapak sorunu olan bireylerin yılda bir tomografi çektirmesini önerdi. Prof. Dr. Köksal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in geçirdiği aort yırtılması üzerinden örnek vererek, bu gibi ani gelişen damar yırtılmalarında erken tanı ve düzenli takip ile hayat kurtarılabileceğini vurguladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in geçirdiği aort diseksiyonu, halk arasında bilinen adıyla ana atardamar yırtılması, toplumda sık görülmeyen ancak hayati tehlikesi yüksek bir kalp damar hastalığına dikkat çekti. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, aort yırtılmalarının ani ölümlerin önemli bir nedeni olduğunu belirterek, özellikle kontrolsüz yüksek tansiyonu, aort kapak problemi ve genetik yatkınlığı olan bireylerin yılda en az bir kez tomografi ile takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Orta yaş grubu en riskli dönem Aort diseksiyonu yani ana atardamarda yırtılmanın, kalp cerrahisinin karşılaştığı en acil durumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Köksal, bu hastaların ancak yarısının hastaneye ulaşabildiğini, ameliyat olanların ise yalnızca yarısının hayatta kalabildiğini ifade etti. "Bu yırtıkların temelinde genellikle aortada genişleme yani anevrizma ile kontrolsüz yüksek tansiyon yer alır. Sırrı Süreyya Önder örneğinde olduğu gibi, daha önce 4.7 santimetre gibi sınırda ölçülen bir aort çapınız varsa ve kontrolsüz yüksek tansiyonunuz mevcutsa, risk çok yüksektir" dedi. Aort yırtılması kalp krizi ve felçle sonuçlanabilir Yırtığın kalpten çıkan ana damarda başladığını ve aşağı inerek kalbi besleyen damarları tıkayabileceğini belirten Prof. Dr. Köksal, şu bilgileri verdi: "Sırrı Süreyya Önder’in kalp krizi geçirmesinin nedeni sağ koroner damarının bu yırtık nedeniyle tıkanmasıydı. Yırtık yukarıya çıktığında ise beyne giden kan azalabilir, bu da bayılma şikâyetleriyle kendini gösterebilir. Bu durum, hayati tehlikenin çok yüksek olduğunu gösterir." Genetik yatkınlık ve doğuştan kapak anomalileri önemli 40 ile 60 yaş arası bireylerin bu açıdan en riskli grup olduğunu belirten Prof. Dr. Köksal, genetik faktörlere ve doğuştan gelen kalp kapağı bozukluklarına dikkat çekti. "Bazı bireylerde aort kapağı üç yaprakçıklı olması gerekirken doğuştan iki yaprakçıklı olabilir. Bu durum, zamanla damarın genişlemesine ve yırtılma riskinin artmasına yol açar. Ayrıca ailede kontrolsüz hipertansiyon öyküsü varsa, bu da ciddi bir risk unsurudur" şeklinde konuştu. Yılda bir tomografi şart Aort çapı normalin üzerinde olan, kontrolsüz tansiyonu bulunan bireylerin düzenli takip altında olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal, "Bu hastaların yılda en az bir kez tomografi ile takip edilmesi gerekir. Tansiyonun mutlaka düzenli kontrol altında tutulması şart. Çünkü aort damarındaki yırtılma, tıpkı koroner damarlarındaki gibi önceden sinyal vermez. Göğüste ani bir yırtılma hissi, saplanan ağrı, bayılma ve tansiyon düşüklüğü gibi belirtilerle kendini gösterir" şeklinde konuştu. Küçük tedbirler hayat kurtarır Aort diseksiyonunun çoğu zaman ani geliştiğini ve hastaların hastaneye ulaşmadan hayatını kaybedebildiğini vurgulayan Köksal, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu nedenle, özellikle orta yaş ve üzeri bireylerde genetik riskler, aort kapakta problemve yüksek tansiyon varlığında düzenli taramalar yapılmalı. Erken teşhisle birlikte kan basıncını azaltmaya yönelik ilaç tedavisi, damar sertliğine yönelik yaşam tarzı değişikliği ve gerektiğinde cerrahi müdahale ile hayat kurtarılabilir. Unutulmamalı ki, basit tedbirlerle yüksek riskli bir ölümcül hastalık önlenebilir."
Gece nefes alamamak, gündüz kazaya yol açıyor
17 Nisan 2025 Perşembe - 09:42 Gece nefes alamamak, gündüz kazaya yol açıyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, uyku sağlığının hem bireysel hem toplumsal sağlık açısından kritik olduğunu belirterek, "Uyku sırasında nefes alıp veremeyen kişi sadece uykusuz kalmaz, beyni, kalbi, tüm organları beslenemez. Bu da trafik kazalarına, iş kazalarına kadar pek çok riski doğurur" dedi. Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 10. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK), 9-12 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrede solunum hastalıkları, tütün bağımlılığı, akciğer kanseri, yapay zekâ destekli tanı yöntemleri ve uyku sağlığı gibi birçok konu ele alındı. Kongreye katılan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, özellikle uyku sağlığına dikkat çekti. Uyku sağlığının dünyada yeterince önemsenmediğini ifade eden Karadağ, her yıl 70’ten fazla ülkede düzenlenen Dünya Uyku Günü etkinliklerinin bu konuya farkındalık sağlamak amacıyla düzenlendiğini söyledi. "Uyku sağlığınızı önceleyin" mesajının bu yılki tema olduğunu aktaran Karadağ, uykunun yalnızca dinlenme değil, aynı zamanda fiziksel ve psikolojik sağlığın sürdürülebilmesi için zorunlu bir süreç olduğunu vurguladı. Karadağ, "Hayatımızın üçte birini uykuda geçiriyoruz. Uyku bir restorasyon dönemidir. Sağlıklı bir gün için sağlıklı uyku şart" diye konuştu. "85 ayrı uyku bozukluğu tanımlanmış durumda" Uyku bozukluklarının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, dünya genelinde 85 ayrı uyku bozukluğu tanımlandığını kaydetti. En yaygın uyku bozukluğunun ise uyku apnesi olduğunu söyleyen Mehmet Karadağ, bu rahatsızlığın solunumun durmasıyla birlikte beyin ve diğer hayati organların yeterince oksijen alamamasına neden olduğunu ifade etti. Karadağ, "Geceleri horlayan ya da nefesi duran biri, aslında uykuda sağlıklı şekilde nefes alıp veremiyordur. Bu durum beyni, kalbi, karaciğeri, böbrekleri ve tüm vücudu olumsuz etkiler. Sabah yorgun uyanan, gün içinde sürekli uykusu gelen kişilerde konsantrasyon bozukluğu, depresyon, dikkat dağınıklığı başlar" ifadelerini kullandı. Uyku apnesi artık sürücü belgesi için yasal değerlendirme kriteri Prof. Dr. Karadağ, Türkiye’de 2015’te yürürlüğe giren düzenleme ile birlikte uyku apne sendromunun sürücü belgelerinde doğrudan değerlendirilmesi gereken bir sağlık kriteri haline geldiğini hatırlattı. Karadağ, şöyle devam etti: "Artık profesyonel ehliyetler 5 yılda bir, amatör ehliyetler ise 10 yılda bir sağlık raporuyla yenilenmek zorunda. Bu raporlarda uyku apnesi de değerlendiriliyor. Bu kişiler de elbette sürücü olabilir. Ancak bunun için tanılarının konulması, gerekli tedavilerinin yapılması ve bu durumun üç uzman hekimden oluşan bir heyet tarafından onaylanması gerekiyor" diye konuştu. Karadağ, bu uygulamanın trafik güvenliği açısından büyük önem taşıdığını da sözlerine ekledi. "Uyku apnesi olanların yüzde 90’ı tanı almamış durumda" Toplumda uyku apnesinin görülme sıklığının yaklaşık yüzde 5 olduğunu, ancak bu kişilerin yüzde 90’ının tanı almadığını belirten Prof. Dr. Karadağ, bu durumun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Uyku bozukluğu olan kişilerin hem bireysel sağlıkları hem de toplum güvenliği açısından risk oluşturabileceklerine işaret eden Karadağ, "Uyku bozukluğu tanısı konmamış bir kişi, trafikte ya da işyerinde ciddi kazalara neden olabilir. Avrupa’da ve ülkemizde bu nedenle yasal düzenlemeler yapıldı. Kazaların ve buna bağlı ölümlerin azaldığını görüyoruz. Ancak halk bu konuda hâlâ yeterince bilinçli değil" dedi. "Uyku sağlığı obezite ve hipertansiyonla da bağlantılı" Prof. Dr. Karadağ, uyku apnesinin obezite ve hipertansiyon gibi yaygın sağlık sorunlarıyla da doğrudan ilişkili olduğunu söyleyerek, uyku sağlığının ihmal edilmesinin uzun vadede kilo alımı, tansiyon yüksekliği ve metabolik bozukluklara neden olabileceğini aktardı. Karadaği "Uyku sırasında yeterince nefes alamayan kişi zamanla kilo alır, tansiyonu yükselir, ruh hali bozulur. Bu zincirleme etki sağlığın tüm alanlarını etkiler. Uyku sağlığı, genel sağlığın temellerinden biridir" diyerek uykunun hayat kalitesi üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekti.
Organları 3 hastaya hayat oldu
16 Nisan 2025 Çarşamba - 17:28 Organları 3 hastaya hayat oldu Manisa’nın Akhisar ilçesinde, bir süredir Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi gören 60 yaşındaki M.S. adlı hastada tüm müdahalelere rağmen beyin ölümü gerçekleşti. Ailenin acılı bekleyişinin ardından alınan organ bağışı kararı, üç farklı hastaya umut oldu. Hastanede organ nakil koordinatörü olarak görev yapan Uzm. Dr. Feray Baş ile Yoğun Bakımlardan Sorumlu Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. İbrahim Gürcan’ın hasta yakınlarıyla gerçekleştirdiği görüşmeler sonucunda, aile örnek bir karar alarak organ bağışında bulundu. Salı gecesi şehir dışından gelen nakil ekiplerinin katılımıyla, anestezi uzmanı Dr. Abdulvahap Yılmaz liderliğinde ameliyathane ve yoğun bakım ekiplerinin iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla, uygun organlar alındı ve bekleyen hastalara nakledilmek üzere yola çıkarıldı. Ailenin gösterdiği duyarlılık, sadece Akhisar’da değil, tüm sağlık camiasında takdirle karşılandı. Organların başarıyla nakledildiği üç hasta için ise yeni bir yaşam umudu doğdu. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Hamza Bambal, "Bizler gece gündüz demeden özverili bir şekilde görev yapan sağlık çalışanları olarak aynı anda önce hüznü, sonra ise buruk da olsa umudu yaşadık. Bağışa karar verip üç cana yeniden hayat veren aile yakınlarına şükranlarımı sunuyorum. Bu süreçte fedakârca çalışan tüm ekibimize teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı organ bağışı yapmaya davet ediyoruz" dedi.