SAĞLIK
26 Mayıs 2026 Salı - 17:01 "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" Kurban Bayramı öncesi uzmanlardan kritik beslenme uyarıları geldi. Özellikle uzun tatil dönemlerinde kontrolsüz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, bayram sonrası tartıda görülen hızlı kilo artışlarının büyük bölümünün yağ değil ödem olduğunu belirtti. Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz. Bir öğün kaçtı diye bütün düzen bırakılırsa asıl sorun o zaman başlıyor" dedi. Kurban Bayramı yaklaşırken milyonlarca kişi "Bayramdan sonra diyete başlarım" düşüncesiyle sofralara hazırlanırken, konunun uzmanından dikkat çeken bir uyarı geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan’a göre bayramda en büyük tehlike fazla yemek değil, "Bugün zaten diyetim bozuldu" psikolojisi. Bir dilim baklavanın değil, kontrolü tamamen bırakmanın kilo artışına neden olduğunu söyleyen Demirkan, yeni kesilen etin hemen tüketilmesinden koyu çay alışkanlığına kadar yıllardır doğru bilinen birçok yanlışın sindirim sistemini zorladığını anlattı. Bayram sonrası tartıda görülen 2-3 kiloluk artışın büyük bölümünün ise yağ değil ödem olduğuna dikkat çeken Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" dedi. "En büyük hata fazla yemek değil, öğün atlamak" Bayram döneminde yapılan en büyük yanlışlardan birinin öğün atlamak olduğunu söyleyen Demirkan, özellikle akşam yemeği için gün boyu aç kalmanın kontrolsüz beslenmeye neden olduğunu ifade ederek, "İnsanlar ‘Nasıl olsa akşam et yiyeceğim’ diyerek gün içinde öğün atlıyor. Bu kez akşam aşırı açlıkla birlikte tıkınırcasına beslenme ortaya çıkıyor. Özellikle Kurban Bayramı’nda eti daha çok öğle öğününde tüketmeyi öneriyoruz. Akşam ise sebze ağırlıklı daha hafif beslenmek sindirimi rahatlatıyor" dedi. "Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli" En büyük hatalardan birinin de yeni kesilen etin hemen pişirilmesi olduğunu belirten Demirkan, etin mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Demirkan, "Yeni kesilen ette ‘ölüm sertliği’ dediğimiz bir durum oluşuyor. Et kesilir kesilmez tüketildiğinde hem sert oluyor hem de sindirim sistemi daha fazla zorlanıyor. Etin en az 12 saat dinlendirilmesi gerekiyor. Çok sıcak olmayan serin bir ortamda bekletilmeli. Özellikle et hâlâ sıcakken direkt buzdolabına koymak doğru değil" ifadelerini kullandı. "Bayram sonrası görülen 2-3 kilo çoğu zaman yağ değil" Bayram sonrasında tartıda görülen hızlı kilo artışlarının çoğu zaman ödem kaynaklı olduğunu vurgulayan Demirkan, bunun nedeninin artan karbonhidrat, şeker ve tuz tüketimi olduğunu söyleyerek, "Pilav, baklava, hamur işi ve ikramlarla birlikte karbonhidrat tüketimi artıyor. Glikojen depoları dolunca vücut daha fazla su tutuyor. Tuz tüketimi de artınca ödem oluşuyor. Kısa sürede alınan 2-3 kilonun tamamının yağ olması çok sık gördüğümüz bir durum değil" dedi. "Detoks değil denge önemli" Bayram sonrası yapılan sert detoks programlarını önermediğini belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "Bizler yasak koymaktan çok dengeyi öğretmeye çalışıyoruz. Karbonhidratı, proteini ve yağı dengeli şekilde düzenlediğimizde vücut zaten normale dönüyor. Bir gün fazla yemekle her şey bozulmaz. Önemli olan ertesi gün yeniden dengeye dönebilmek" diye konuştu. "Hazmettirmiyor, tam tersine şişkinlik yapabiliyor" Çay ve kahvenin de dikkatli tüketilmesi gerektiğini belirten Demirkan, "Yemek yedikten sonra çayın hazmettirdiği düşünülüyor ama fazla çay şişkinlik ve hazımsızlık yapabiliyor. Kahvenin fazla tüketimi reflü ve mide yanmasına neden olabiliyor. Yemek sonrası su, sade soda ya da ayran gibi daha hafif içecekler tercih edilmeli" şeklinde konuştu. "Günde yaklaşık 10-12 bardak su için" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Demirkan, günlük en az 2-2,5 litre su içilmesini önererek, "Çay, kahve, çorba ya da soda sıvı alımına katkı sağlar ama suyun yerini tutmaz. Özellikle içilen her bardak çay veya kahve için ekstra bir bardak su tüketmek gerekiyor. Günde yaklaşık 10-12 bardak suyun altına düşülmemeli" ifadelerini kullandı. Rafine şekersiz bayram tatlısı önerisi Bayramda tatlı tüketimini tamamen yasaklanmak yerine daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilebileceğini anlatan Demirkan, "Hurmayı sıcak suda bekletip çekirdeğini çıkardıktan sonra içine yulaf kepeği, ceviz, badem veya fındık eklenebilir. Bir miktar tahin ya da fıstık ezmesiyle rondodan geçirip top haline getirilip, Hindistan cevizine bulanarak rafine şekersiz sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanabilir" dedi. "Bir öğünle diyet bozulmaz" Toplumda en sık karşılaştıkları yanlış düşüncenin "Diyet bozuldu" psikolojisi olduğunu belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "İnsanlar bir öğün fazla yiyince bütün günü bırakıyor. Oysa bir öğünle diyet bozulmaz. Eğer bir öğün kaçtıysa yapılması gereken şey bütün düzeni bozmak değil, bir sonraki öğünde tekrar dengeye dönmek. Önemli olan mükemmel beslenmek değil, sürdürülebilir şekilde devam edebilmek" diye konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 15:59 Diyetisyenden Kurban Bayramı’nda sağlıklı sofralar için uyarı Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Sofraların vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü yenildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, bayram sofralarında et ve tatlı tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek, bayram günlerinde sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. "Ağır etli yemeklerden kaçının" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Kurban Bayramı sofralarının vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır. Ancak aşırıya kaçmak kolesterol ve kalp-damar hastalıkları riskini artırır. Etin yanında sebze, salata ve tam tahıllı ürünlerle tabağı dengelemek hem sindirimi kolaylaştırır hem de bayram boyunca enerjiyi korur. Bayramda ağır yemekler kaçınılmaz olsa da, öğünleri hafifletmek mümkündür. Yoğurt, ayran, zeytinyağlı sebzeler ve lifli gıdalar sindirim sistemini rahatlatır. Özellikle akşam yemeklerinde daha hafif tercihler yapmak, mideyi yormadan bayram keyfini sürdürmeye yardımcı olur" diye konuştu. "Bol bol su için yürüyüş yapın" Bayram ziyaretlerinde de ikram edilen tatlıların fazla tüketilmesinin kan şekerini hızla yükselteceğini söyleyen Akay, "Bu özellikle diyabet hastaları için risk oluşturmaktadır. Tatlıların küçük porsiyonlarla tadına bakılmasını, mümkünse sütlü tatlıların tercih edilmelidir. Bayram boyunca bol su içmek, vücudu toksinlerden arındırır ve sindirimi destekler. Ayrıca kısa yürüyüşler yapmak hem kan dolaşımını hızlandırır hem de ağır yemeklerin etkisini azaltır. Su ve hareket, bayramın enerjisini yüksek tutmanın en basit ama en etkili yollarıdır" şeklinde konuştu.
Çocuk sağlığında ‘büyüme izlemi’nin önemi
16 Nisan 2025 Çarşamba - 17:23 Çocuk sağlığında ‘büyüme izlemi’nin önemi Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Tubaş, düzenli doktor kontrollerinin büyüme ve gelişme geriliklerini önlemede kritik olduğuna dikkat çekerek, "Büyüme evrelerinin muhakkak bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Çocuğunuz sağlıklı olsa da doktor kontrollerini aksatmayın" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Tubaş, büyüme ve gelişmenin birbirinden farklı kavramlar olduğunu vurgulayarak, "Büyüme, çocukların boy, kilo ve baş çevresi gibi fiziksel ölçümlerinin yaş ve cinsiyete göre değerlendirilmesidir. Gelişim ise çocuğun yaşına uygun olarak yürümek, konuşmak gibi becerileri kazanmasıdır. Çocukların sağlıklı büyümesi, sadece boy ve kilo artışıyla değil, aynı zamanda zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleriyle de yakından ilişkilidir. Bu nedenle, düzenli büyüme izlemi ve sağlıklı çocuk kontrolleri, çocukların genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde kritik bir rol oynar" dedi. "Sağlıklı çocuk izleminin temel taşı: ‘büyüme izlemi’" Büyüme izleminin özellikle kronik hastalıkların erken tespiti açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Tubaş, "Büyüme izlemi, sağlıklı çocuk izleminin temel taşıdır. Kronik hastalıklar, alerjik durumlar veya enfeksiyonlar gibi sorunlar büyümeyi duraklatabilir. Bu nedenle, çocukların düzenli olarak izlenmesi gereklidir" şeklinde konuştu. Bir bebekte ya da çocukta problem varsa büyümenin hızında bir azalma görüldüğünü aktaran Doç. Dr. Tubaş, sözlerine şu şekilde devam etti: "Doğumdan itibaren çocuk hekimleri bebekleri görerek izlemeye başlıyor. Doğum odasında yapılan ilk kontrolden sonra, ilk hafta ve 15. günde değerlendirme yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı aşı takvimine uygun şekilde; 1. ve 2. aylarda, ilk 6 ay boyunca düzenli olarak ve sonrasında 3’er aylık periyotlarla bebekleri izliyoruz." Tubaş, doktor kontrolünün yanı sıra her döneme özgü tetkik, aşı ve takviyelerin yapılmasının da sağlıklı büyüme için gerekli olduğunu sözlerine ekledi. "Ergenlik döneminde büyüme hızlanıyor" Büyümenin en hızlı olduğu dönemin 0-1 yaş arası olduğunu, ikinci hızlanma döneminin ise ergenlik olduğunu aktaran Doç. Dr. Tubaş, "Ergenlik döneminde de büyümenin izlenmesi oldukça önemlidir. Hedef boya ulaşamayan çocuklar genellikle büyüme izlemi yapılmayan çocuklardır. Bu nedenle sağlıklı çocuk kontrollerinin ihmal edilmemesi ve her çocuğun muhakkak değerlendirilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Çocuğu erişkin bireyden ayıran en önemli özelliklerden birinin sürekli büyüyen ve gelişen bir süreç yaşaması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tubaş, doğru beslenme, bilişsel destekler, gerekli aşı uygulamaları, duygusal tatminler, motor becerilerinin sağlıklı yetişkin döneminin olmazsa olmazları arasında yer aldığını dile getirdi.
Çocuk sağlığında ‘büyüme izlemi’ önemli
16 Nisan 2025 Çarşamba - 17:21 Çocuk sağlığında ‘büyüme izlemi’ önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Tubaş, düzenli doktor kontrollerinin büyüme ve gelişme geriliklerini önlemede kritik olduğuna dikkat çekerek, "Büyüme evrelerinin muhakkak bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Çocuğunuz sağlıklı olsa da doktor kontrollerini aksatmayın" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Tubaş, büyüme ve gelişmenin birbirinden farklı kavramlar olduğunu vurgulayarak, "Büyüme, çocukların boy, kilo ve baş çevresi gibi fiziksel ölçümlerinin yaş ve cinsiyete göre değerlendirilmesidir. Gelişim ise çocuğun yaşına uygun olarak yürümek, konuşmak gibi becerileri kazanmasıdır. Çocukların sağlıklı büyümesi, sadece boy ve kilo artışıyla değil, aynı zamanda zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleriyle de yakından ilişkilidir. Bu nedenle, düzenli büyüme izlemi ve sağlıklı çocuk kontrolleri, çocukların genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde kritik bir rol oynar" dedi. "Sağlıklı çocuk izleminin temel taşı: ‘büyüme izlemi’" Büyüme izleminin özellikle kronik hastalıkların erken tespiti açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Tubaş, "Büyüme izlemi, sağlıklı çocuk izleminin temel taşıdır. Kronik hastalıklar, alerjik durumlar veya enfeksiyonlar gibi sorunlar büyümeyi duraklatabilir. Bu nedenle, çocukların düzenli olarak izlenmesi gereklidir" şeklinde konuştu. Bir bebekte ya da çocukta problem varsa büyümenin hızında bir azalma görüldüğünü aktaran Doç. Dr. Tubaş, sözlerine şu şekilde devam etti: "Doğumdan itibaren çocuk hekimleri bebekleri görerek izlemeye başlıyor. Doğum odasında yapılan ilk kontrolden sonra, ilk hafta ve 15. günde değerlendirme yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı aşı takvimine uygun şekilde; 1. ve 2. aylarda, ilk 6 ay boyunca düzenli olarak ve sonrasında 3’er aylık periyotlarla bebekleri izliyoruz." Tubaş, doktor kontrolünün yanı sıra her döneme özgü tetkik, aşı ve takviyelerin yapılmasının da sağlıklı büyüme için gerekli olduğunu sözlerine ekledi. "Ergenlik döneminde büyüme hızlanıyor" Büyümenin en hızlı olduğu dönemin 0-1 yaş arası olduğunu, ikinci hızlanma döneminin ise ergenlik olduğunu aktaran Doç. Dr. Tubaş, "Ergenlik döneminde de büyümenin izlenmesi oldukça önemlidir. Hedef boya ulaşamayan çocuklar genellikle büyüme izlemi yapılmayan çocuklardır. Bu nedenle sağlıklı çocuk kontrollerinin ihmal edilmemesi ve her çocuğun muhakkak değerlendirilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Çocuğu erişkin bireyden ayıran en önemli özelliklerden birinin sürekli büyüyen ve gelişen bir süreç yaşaması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tubaş, doğru beslenme, bilişsel destekler, gerekli aşı uygulamaları, duygusal tatminler, motor becerilerinin sağlıklı yetişkin döneminin olmazsa olmazları arasında yer aldığını dile getirdi. (EK
Fethiye Taşyaka’da kanalizasyon hatları yenileniyor
16 Nisan 2025 Çarşamba - 15:45 Fethiye Taşyaka’da kanalizasyon hatları yenileniyor İl genelinde altyapı eksiklerinin giderilmesi için çalışmalarını yoğunlaştıran Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon idaresi (MUSKİ) ekipleri çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. MUSKİ tarafından çevre ve doğanın korunması için büyük önem taşıyan atıksu altyapısının geliştirilmesi mevcut hatların iyileştirilmesi ve ilave yatırımlarla güçlü bir kanalizasyon sistemi oluşturulması için yatırımlar sürüyor. Son olarak Fethiye Taşyaka Mahallesinde uzun süredir tıkanıklıkların yaşandığı bu nedenle taşmaların meydana geldiği kanalizasyon hattın çalışma başlatan ekipler bu hatların yenileme işlemlerini sürdürüyor. Deforme olan ve artık çapları yetersiz kalan hatlar bulundukları yerden taşınarak yol seviyesinin altına indiriliyor. Mahalle Muhtarı Tufan Okşaş altyapı eksiği ile ilgili sorunu Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a söylediklerini ve sıkıntının giderilmesi için hemen çalışmaların başladığına vurgu yaparken, "Ahmet Başkanımız sağolsun altyapımızın eksikliğini söyledik. O da bize olumlu cevap verdi. Ekiplerle görüştü. Mayıs ayına kadar işin bitebileceğini bildirdi. Biz de teşekkür ettik. Şu anda çalışma yapıyoruz. 30 seneden beri yolun kenarında olan kanalizasyon giderimizin olması gerektiği yerde yolun altında olması gerekiyor. Çünkü yolun kenarında sağlık açısından hiç şey olmuyor. Kaçmalar oluyor. Ama normalde olması gerektiği yerde olursa daha iyi. Hem çalışmamızı yapacağız" diye konuştu.
Konya AMATEM’in yeni binası umut olacak
16 Nisan 2025 Çarşamba - 15:39 Konya AMATEM’in yeni binası umut olacak Konya’da yapımı tamamlanan Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) Yeni Hizmet Binası alkol ve madde bağımlılarının tedavisinde büyük rol üstlenecek. 33 bin metrekare alan üzerine kurulan ve 12 bin metrekare kapalı alana sahip Konya AMATEM’in inşaatı tamamlandı. Konya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Mehmet Koç, hastane yöneticileri ve ilgililer 80 yataklı projelendirilen tesiste açıklamalarda bulundu. Yeni AMATEM binasını tanıtan İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Koç, "Bu binanın özelliği özellikle psikiyatri hocalarımızın sonradan şöyle yapalım diyeceğimiz hiçbir alan bırakmadan bu hastalara özel planlanmış bir bina olması. Bu şekilde sıfırdan yapılmış Türkiye şartlarında çok az veya yok diye biliyorum. Tabii AMATEM hizmeti Konya’ya değil Türkiye’ye hizmet olacak bir alan. Biz Konya olarak düşünmüyoruz. Hem güney bölgemiz Antalya olmak üzere Afyonkarahisar, Karaman, Aksaray gibi illerimizden bizlere hastalar geliyor. Bu hastalarımızın burada şifa bulmasını istiyoruz. O nedenle de bu bina büyük hizmetlere vesile olacak. Kadın, erkek olarak bütün simetrileri ayarlandı ve aynı şekilde spor alanları, ergoterapi dediğimiz müzik, resim, diğer sanatsal faaliyetler, tarım alanları hastalarımızın rahat edeceği, ferah alanlar, bunalmadan tedaviyi kabullenecekleri ortamlar oluşturuldu. Ayrıca alkol bağımlılarımız için direkt müdahale edilebileceği yoğun bakım alanımız var. Onlar da inşallah burada tedaviye kavuşur. Normal hayatlarına dönmeleri için gerekli ortamı sağladık. Şu an binamızla ilgili mefruşat ve tıbbi cihaz açısından tüm eksiklerimiz tamamlandı. Ufak tefek eksiklerimizi tamamlayarak en geç mayıs ayında burada hastalarımız yataklı tedavi hizmetine başlayacaktır. Rabbim inşallah ekibimize kolaylık versin, yatan hastalarımıza da şifa versin arzu ediyoruz" dedi. 33 bin metrekare alana inşa edildi Konya AMATEM binası, 33 bin metrekare alan üzerine inşa edildi. 12 bin metrekare kapalı alana sahip 3 blok olarak yapımı tamamlanan AMATEM binası, bodrum, zemin ve 2 kat olmak üzere 4 kattan oluşuyor. 50 erkek, 30 kadın olmak üzere 80 yataklı olan AMATEM binasında; 5 poliklinik, 2 yataklı gözlem odası, psikolog odası, grup terapi odası, tanı ve teşhis alanları, laboratuvar alanı, sosyal çalışmacı odası, 6 iş-uğraş atölyesi, 2 okuma salonu, 2 TV izleme alanı, 2 spor salonu, mescit, yemekhane, hobi bahçeleri, basketbol-voleybol sahaları, oturma alanları yer alıyor.
Aort damarı yırtılan Sırrı Süreyya Önder’in ardından uzmanlardan açıklama
16 Nisan 2025 Çarşamba - 15:31 Aort damarı yırtılan Sırrı Süreyya Önder’in ardından uzmanlardan açıklama TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in hayati tehlikesi sürerken gündeme gelen aort damarı yırtılması, tıp dilinde aort diseksiyonu hakkında bilgi veren Doruk Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Yurtdaş, "Aort duvarının iç katmanının yırtılması sonucu, kanın damar duvarı katmanları arasına girerek onları ayırmasıyla oluşan, hayatı tehdit eden ciddi bir durumdur. Genellikle ani başlayan, yırtılır tarzda göğüs veya sırt ağrısıyla kendini gösterir" dedi. TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, dün akşam saatlerinde kalp rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırılırken geçirdiği ameliyat sonrası tedavisi devam ediyor. Doktorları Önder’in durumunun ciddiyetini koruduğunu aktarırken Doruk Nilüfer Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yurtdaş, aort diseksiyonunun başlıca sebeplerini anlattı. 60 yaş üstü erkeklerin ve kronik hipertansiyon hastalarının daha fazla risk altına olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yurtdaş, "Aort damarı yırtılmasının başlıca sebepleri arasında hipertansiyon, bağ dokusu hastalıkları, damar sertliği, aort anevrizması, göğüs travması, doğumsal kalp ve damar bozuklukları, cerrahi veya girişimsel müdahaleler, yoğun fiziksel zorlanma, ağırlık kaldırma gibi efor gerektiren işlerde damar duvarına aniden aşırı basınç binebilir. İlaç ve madde kullanımı, kokain veya amfetamin gibi uyarıcılar tansiyonu ve kalp hızını ani olarak artırarak diseksiyona yol açabilir. İleri yaş ile beraber aort duvarı yaşla birlikte esnekliğini kaybeder. 60 yaş üstü erkekler, kronik hipertansiyon hastaları, ailede aort diseksiyonu öyküsü olanlar ve genetik bağ dokusu hastalığı taşıyanlar daha çok risk altında" şeklinde konuştu.
Manisa’da ’Doğal doğum’ Sempozyumu gerçekleştirildi
16 Nisan 2025 Çarşamba - 15:16 Manisa’da ’Doğal doğum’ Sempozyumu gerçekleştirildi Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve İl Sağlık Müdürlüğü işbirliğinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimliği ve MCBÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından ’Doğal Doğum Sempozyumu’ gerçekleştirildi. MCBÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi Uncubozköy Sağlık Kampüsünde gerçekleştirilen ve 20 kişilik konusunda uzman düzenleme kurulu tarafından hazırlanan sempozyuma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, Manisa İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Mehmet Fatih Zeren, MCBÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artuner Deveci, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Naci Kemal Kuşçu ile Manisa ve ilçelerinde görev yapan sağlık personelleri katıldı. "Doğal Olan Normal Doğum" ve "Sağlıklı Doğumlar Sağlıklı Gelecek" sloganıyla gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmasını yapan Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, doğumun bir hayatın başlangıcı, bir ailenin dönüşüm noktası olduğunu belirterek, bu özel sürecin en sağlıklı, en doğal ve en güvenli şekilde gerçekleşmesi gerektiğine inandılarını vurguladı. "Doğumun doğallığını yeniden hatırlamalıyız" Rektör Prof. Dr. Kibar, "Bu yüzden de doğal doğum konusunu sadece tıbbi değil, aynı zamanda insani bir mesele olarak görüyoruz. Burada bir araya gelmemizin en temel sebebi de tam olarak bu farkındalığı artırmak: Doğum sürecine saygı duymak, kadını bu sürecin merkezine koymak ve doğumun doğallığını yeniden hatırlamak. Ayrıca biliyoruz ki, Sağlık Bakanlığımızın Ulusal Anne ve Bebek Sağlığı Eylem Planı kapsamında da doğal doğumun teşvik edilmesi, gereksiz sezaryen oranlarının azaltılması ve gebelere yönelik eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması önemli hedefler arasında yer almakta. Bu politika bizlere bir yol haritası sunarken, aynı zamanda bu alandaki çalışmalarımızı da daha anlamlı ve güçlü kılıyor." dedi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi olarak bu sorumluluğun bilinciyle hareket ettiklerini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Kibar, "Doğal doğumu destekleyen adımlar atıyoruz. Bu kapsamda hizmete açtığımız ’Gebe Okulumuz’, anne adaylarımızı doğum öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar kapsamlı bir şekilde hazırlamayı amaçlıyor. Kadının bu sürece hem fiziksel hem duygusal açıdan güçlü bir şekilde katılmasını destekliyoruz. Ayrıca, doğal doğumun desteklenmesi, normal doğumun yaygınlaştırılması ve kadınlara daha nitelikli sağlık hizmeti sunulması amacıyla, hastanemiz bünyesinde Gebe Polikliniğimizi de hayata geçirdik. Bu polikliniğimizde kadınlarımıza, özellikle gebelik sürecinde birebir destek veriyor; doğuma hazırlık, bilgilendirme ve takip hizmetlerini sürdürüyoruz. Üniversitemizin sağlık alanındaki akademik birikimiyle, topluma yönelik çalışmalarımızı birleştirerek doğal doğum konusunda öncü bir duruş sergilemeye devam edeceğiz. Bu sempozyumun da, bu anlayışı daha da yaygınlaştırmak adına çok değerli katkılar sunacağına inanıyorum." şeklinde konuştu. Rektör Prof. Dr. Kibar, konuşmasını sempozyuma katkı sunan tüm kurumlara, emeği geçen tüm akademisyen ve sağlık profesyonellerine teşekkür ederek tamamladı. Törende konuşan Manisa İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Mehmet Fatih Zeren, 2002 yılında başlamış olan sağlıkta dönüşüm politikası ile beraber çok büyük aşamalarını kaydedildiğini belirtti. İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Zeren, "Başlangıçta yapısal reformların ardından kaliteye ilgili reformlar gerçekleşti ve ardından da son yıllarda birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu hekim üzerinde yoğun bir çalışmalar yapılmakta. Bundan dolayı da halk sağlığını en üst seviyede taşımak sonraki nesillerimize de sağlıklı bir Türkiye bırakmak için en büyük önceliğimiz oldu. Son yıllarda artan sezeryan oranları ülkemiz, bölgemiz hatta bütün dünyayı için büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Bundan dolayı da 3 Kasım 2024 tarihine Bakanlığımız tarafından normal doğum eylem planı açıklandı. Halk Sağlığı Başkanlığı tarafından sunumu yapılacak ancak 40 maddeden, 40 hedeften oluşan, 14 eylem başlığı altında olan ve 40 hafta sürecek olan bu çalışmayı adım adım en iyi şekilde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Burada benim kanaatim göre en önemli unsurlardan bir tanesi ebelik hizmetlerinin normal doğum süreçlerinde daha etkili bir şekilde kullanılabilmesi ve hastanelerimizde anne dostu hastane kriterlerini taşıyan hastanelerin artırılması. Manisa ili olarak 5 tanesi kamuda olmak üzere 6 tane hastanemizde bu şekilde devam ediyoruz. Yıl sonuna kadar en az 2 tane daha hastanemizi Anne Dostu hastanemiz statüsüne koyacağız. Böylece sayımızı arttırmış olacağız. Yaklaşık 4 aydan beri bu süreci yürüten ve buradaki memnuniyet verici kalabalığı oluşturan başta üniversitemiz olmak üzere hazırlama Komitesi ne teşekkür ediyorum." dedi. Sempozyum öncesinde konuşan MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, doğal olanın normal doğum planının sadece kadın hastalıklarının değil, aynı zamanda anne ve çocuk sağlığını korumayı amaçlayan bir halk sağlığı konusu olduğunu vurguladı. MCBÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nursen Bolsoy ise gelişen teknoloji ve artan medikalizasyon ile gereksiz müdahalelerin yapıldığını ve sezaryen oranlarının tüm dünyada arttığını, Türkiye’nin ilk sıralarda yer aldığını kaydetti. Sağlık Bakanlığı’nın 2017 yılında anne dostu hastane projesini başlattığını ve projenin Türkiye’de ilk defa pilot olarak Manisa’da uyguladığını vurgulayan Doç. Dr. Bolsoy, "Türkiye’de şuan birçok hastane anne ve bebek dostudur. 3 Ekim 2024’te doğal olan normal doğum temasıyla düzenlenen normal doğum eylem planı tanıtım toplantısı yapılmış arkasından 3 Aralık 2024 de ilk defa ebelik yönetmeliği yayınlanmış, yönetmelikler peş peşe çıkmış ve 81 ilde aynı anda Sağlık Bakanlığı ve akademisyenlerin desteğiyle ebelerin bilgi güncellemesi ve güçlendirilmesi eğitimleri başlamıştır. Biz Manisa olarak ilk başlayan illerden bir tanesiyiz, yine güçlü işbirliğimizin bir örneği olarak 3 hastanemizde eğitimlerimizi tamamladık ve eğitimlerimiz hızlı bir şekilde devam ediyor. Haziran sonunda tamamlamış olacağız. Tabii ki hastayı koşullarının doğum ekibinin güçlendirilmesi koşulların iyileştirilmesi ve doğumun doğal fizyolojik sürecinin sürdürülmesi çok önemlidir ama gerekli olduğunu her durumda her müdahalenin yapılması sezaryen dahil tabii ki sağlığın bir parçasıdır ve birbirinden ayrılamaz. Normal doğum ve sezeryan birbirinin alternatifi değildir. Önemli olan bebeğin, annenin, ailenin ve toplumun sağlığıdır ve biz sağlık çalışanları bu süreçte çalışmalarımıza devam ettireceğiz." şeklinde konuştu. Açılış konuşmaları ardından 4 oturumda gün boyu süren sempozyumda, doğum yolculuğu, dünyada Türkiye’de ve Manisa’da normal doğum oranları ve doğal olan normal doğum eylem planından beklentiler, bir bebeğin doğumu, normal doğum ve bebek için yararları, Gebelik ve doğum yönetimi, Birinci basamakta riskli gebelerin takibi, doğumda kanıta dayalı uygulamalar, Ebelik, anne ve gelecek, Anne Dostu hastane felsefesi ve Gebe Okulu ve ebe Polikliniği ile deneyim paylaşımları anlatıldı.
VM Medical Park Samsun Hastanesi ve Liv Hospital Samsun, OKAF’25’te genç yeteneklerle buluştu
16 Nisan 2025 Çarşamba - 14:45 VM Medical Park Samsun Hastanesi ve Liv Hospital Samsun, OKAF’25’te genç yeteneklerle buluştu VM Medical Park Samsun Hastanesi ve Liv Hospital Samsun, Orta Karadeniz Kariyer Fuarı’na (OKAF’25) katılarak sağlık alanındaki kariyer fırsatlarını öğrencilere tanıttı. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’nin koordinasyonunda gerçekleşen fuar; bölgedeki genç yetenekleri kamu ve özel sektör temsilcileriyle buluşturarak önemli bir platform sundu. Samsun’un önde gelen sağlık kurumları arasında yer alan VM Medical Park Samsun Hastanesi ve Liv Hospital Samsun, kurdukları stantlarla katılımcılara hastane bünyesindeki departmanlar, kariyer basamakları ve iş başvuru süreçleri hakkında kapsamlı bilgiler aktardı. Öğrenciler, temsilcilerle birebir görüşerek sağlık sektörüne dair merak ettikleri konular hakkında detaylı bilgiler edinme şansı yakaladı. Fuar boyunca düzenlenen etkinlikler arasında en fazla ilgi görenlerden biri de VM Medical Park Samsun Hastanesi ve Liv Hospital Samsun’un gerçekleştirdiği bilgi yarışması oldu. Öğrenciler tarafından büyük ilgi gören bu etkinlik, katılımcılar için hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sundu. "Her öğrencinin kendi potansiyelini keşfetmesini önemsiyoruz" Etkinlik hakkında bilgi veren VM Medical Park Samsun Hastanesi İnsan Kaynakları Müdürü Betül Öztürk, "‘Hayallerinizi Gerçeğe Dönüştürme Zamanı’ temasıyla yola çıkarak, her öğrencinin kendi potansiyelini keşfetmesini önemsiyoruz. Sağlık alanında kariyer yapmak isteyen gençlerle doğrudan iletişim kurarak, onların mesleki gelişimlerine katkı sunmak bizim için çok önemli. Bu organizasyonda yer almak, geleceğin sağlık profesyonellerine ilham verebilmek adına çok kıymetliydi" dedi. "Öğrencilerin markalarla doğrudan temas kurabilmesi açısından çok değerli bir fırsat" Organizasyona dair değerlendirmelerde bulunan Liv Hospital Samsun İnsan Kaynakları Müdürü Büşra Sezgin ise, "Orta Karadeniz Kariyer Fuarı, öğrencilerin markalarla doğrudan temas kurabilmesi açısından çok değerli bir fırsat. Türkiye’nin en yaygın sağlık markalarından biri olarak gençlerle bir araya gelmek, onlara sağlık sektörünü ve kurumumuzu tanıtmak bizim için oldukça kıymetliydi. Standımıza gösterilen yoğun ilgi bizleri çok memnun etti. Katılım sağlayan tüm öğrencilere ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı.
"Çocukların neredeyse yüzde 90’ı 2 yaşına kadar en az bir kez enfekte oluyor"
16 Nisan 2025 Çarşamba - 14:16 "Çocukların neredeyse yüzde 90’ı 2 yaşına kadar en az bir kez enfekte oluyor" Prof. Dr. Eda Kepenekli, "RSV respiratuar sinsityal virüs olarak biliniyor. Dünya genelinde bebeklerde ve erken çocukluk döneminde alt solunum yolu enfeksiyonlarının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Genellikle soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olsa da aynı zamanda akciğerleri etkileyip ciddi alt solunum yolu enfeksiyonlarına (zatürre ve bronşiyolit) yol açıyor" dedi. Prof. Dr. Eda Kepenekli, mevsimsel geçişlerde özellikle bebekler ve çocuklar için bir sağlık sorunu olan solunum sinsityal virüsü (RSV) ile ilgili bilgiler verdi. Prof. Dr. Kepenekli, "RSV solunum sinsityal virüsü olarak biliniyor. Dünya genelinde bebeklerde ve erken çocukluk döneminde alt solunum yolu enfeksiyonlarının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Genellikle soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olsa da aynı zamanda akciğerleri etkileyip ciddi alt solunum yolu enfeksiyonlarına (zatürre ve bronşiyolit) yol açıyor" dedi. "RSV, 1 yaşından küçük bebeklerin yüzde 80’ini etkiliyor" Prof. Dr. Eda Kepenekli, kış sezonunun başlamasıyla birlikte daha çok görülmeye başlayan RSV ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: "Bu virüs tüm zatürrelerin yaklaşık yarısından ve bebeklik döneminde görülen bronşiyolitin ise neredeyse yüzde 90’ından sorumlu. Bu veriler ışığında şunu söyleyebiliriz ki bebeklerde RSV solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle de alt solunum yolu enfeksiyonlarının en önemli nedenlerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, RSV’nin çocuklardaki akut solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 60’ından ve 1 yaşın altındaki bebeklerde ise yüzde 80’inden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Çocukların neredeyse yüzde 90’ı ise 2 yaşına kadar en az bir kez enfekte oluyor. Destek tedavileri yapılmış bebek ve çocuklarda ilerleyen dönemde tekrarlayan kronik akciğer hastalığı geliştirme riski bulunuyor. Geçtiğimiz yıllarda, yapılmış bir dizi çalışma bebeklik döneminde şiddetli RSV enfeksiyonları ile daha sonraki çocukluk döneminde astım gelişimi arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor" dedi. Dr. Kepenekli virüsün ciddi sonuçlarına dikkat çekerek, "Ne yazık ki, RSV dünya genelinde bebek ve küçük çocuklarda önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. RSV’ye yönelik kesin bir tedavi bulunmadığından, RSV nedeniyle alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren bebek ve çocuklarda hastalık zaman zaman ölümle bile sonuçlanabiliyor" dedi. "RSV virüsü diğer solunum virüsleri ile karıştırılmamalı" RSV belirtilerinin diğer hastalıklarla benzerlik gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Eda Kepenekli, "RSV virüsünün neden olduğu belirtiler, influenza (grip) ve COVID-19 gibi diğer solunum yolu virüslerine benzediği için kolayca karıştırılabiliyor. RSV virüsünün neden olduğu yaygın belirtiler burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırma, ateş, iştahsızlık, hırıltı ve nefes almada zorluktur. Özellikle küçük bebeklerde huzursuzluk, beslenme sorunları ve solunum güçlüğü de ortaya çıkabilir. Tüm dünyada RSV mevsimsel bir seyir izler ve ortalama 5 ila 6 ay sürer. Başlangıçları genellikle kış aylarına denk gelir. Ülkemizin de içerisinde olduğu kuzey yarım kürede Eylül ayı itibarıyla RSV enfeksiyonları görülmeye başlar. Ancak son yıllarda ilkim değişikliği, hava kirliliği ve yakın geçmişte yaşadığımız COVİD-19 pandemisinin etkisiyle RSV enfeksiyonlarının daha erken aylarda görülmeye başlandığı da bilinmektedir. Burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı ve ateş gibi şikayetler ise RSV, influenza (grip), COVİD-19 ve diğer solunumsal virüslerde ortak belirtiler arasında. Bu nedenle sıklıkla hangi virüsün etken olduğunu anlamak için testler yapılıyor. Bazen hasta birden fazla solunumsal virüs ile enfekte olabiliyor. Tabii bu durum hastalığın klinik şiddetinin daha ağır seyretmesine neden olabilir" şeklinde konuştu. "RSV, bulaş oranı çok yüksek bir virüs" RSV’den korunmak için burun akıntısı, ateş ve öksürük gibi solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olan bebek, çocuk ve erişkinlerin diğer insanlardan temasının kısıtlanmasının ve yaşı uygunsa maske kullanmasının hastalığın kontrolünde oldukça önemli olduğunu belirten Dr. Kepenekli, "Çünkü biliyoruz ki, RSV son derece bulaşıcı bir hastalık. Öpüşme, bardak veya çatal-kaşık paylaşımı gibi yakın temas durumlarında tükürük veya burun akıntısı yoluyla kişiden kişiye kolaylıkla bulaşıyor. Yıkanmamış ellerde RSV, 30 dakika veya daha uzun süre hayatta kalabilir, bu nedenle el yıkamak hastalığın kontrolünde bir diğer önemli koruyucu önlem olarak karşımıza çıkıyor. Bunların yanında, son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ve bazı diğer ülkelerde yaşlı bireylerde ruhsat almış RSV aşıları, bebekleri korumak için gebe aşılamaları ve bebeklere RSV’ye karşı antikor (RSV antijenlerine karşı oluşturulan bağışıklık proteini) uygulamaları yapılıyor. Ülkemizde ise şu an yüksek riskli bebekler için ruhsatlı bir antikor bulunuyor. Ancak ABD ve birçok ülkede ruhsatlı ve kullanımda olan bir diğer RSV antikoru hem sağlıklı hem de yüksek riskli bebekler için uygulanmakta. Yürütülen çalışmalar, bu uygulamaların hem hastalık yükünü hem de hastane yatışlarını azaltmada etkili olduğunu gösteriyor" dedi "Ebeveynlerde RSV farkındalığı güçlenmeli" RSV, her ne kadar "soğuk algınlığı" olarak bilinen hastalıktan sorumlu virüslerden biri olsa da, dünya genelinde bebeklik ve erken çocukluk döneminde alt solunum yolu enfeksiyonlarının (zatürre, bronşiyolit) en önemli nedeni. Alt solunum yolu enfeksiyonlarının bebek ve çocuklarda kötü sonuçlar oluşturabileceğinin unutulmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Eda Kepenekli, "Yakınmaları olan bebek ve çocukların mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Ailelere göre önemli olmayan bir belirti ve bulgu, ciddi bir hastalık için önemli bir belirteç olabilir. Neredeyse iki yaşına kadar çocukların yüzde 90’ı RSV ile enfekte olsa da, geçirilen enfeksiyona karşı oluşan bağışıklık kişinin yeniden enfeksiyon geçirmesine karşı yeterli bir koruma sağlamaz. Bu nedenle maalesef aynı sezonda bile tekrarlayan enfeksiyonlara rastlıyoruz. Yani ‘Bebeğim bir defa RSV enfeksiyonu geçirdi, bir daha RSV’den etkilenmez’ inancı ne yazık ki yanlıştır. Ebeveynlerde RSV farkındalığının güçlenmesini bu nedenle önemli buluyorum" dedi.