Son Dakika
|
Artvin’de sağanak taşkınlara neden oldu
Demokrasi şehitleri mağdurları ilk kez Dolmabahçe’de
Arafat'ta 2 milyon Müslüman hacı oldu
Sele kapılan amca ve yeğenin son görüntüleri ortaya çıktı
Fransa’da aşırı sıcaklardan 7 kişi öldü
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Kurban Bayramı mesajı
Hamaney'den ABD mesajı!
ABD'li Bakan Rubio: "İran'la savaşı sona erdirecek anlaşma bugün sağlanabilir"
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
ABD basınından Hamaney iddiası!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Transparent Steel Church Revives Belgium’s Historic Herkenrode Abbey
Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurban Bayramı’nı kutladı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif ile telefonda görüştü
Trump: "Sağlık kontrolümü az önce tamamladım, her şey mükemmel"
İran heyeti, Katar’daki temaslarını tamamladı
Milli Savunma Bakanı Güler Edirne’de
MHP Lideri Bahçeli, Kerkük Valisi Ağa’yı kabul etti
İran: "ABD son 48 saat içinde ateşkesi ağır şekilde ihlal etti"
SAĞLIK
Malatya’da ambulans helikopter 82 yaşındaki hasta için havalandı
26 Mayıs 2026 Salı - 20:29:50
Malatya’nın Darende ilçesinde 82 yaşındaki hasta, ani göğüs ağrısı şikayeti üzerine ambulans helikopterle Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk edildi. Edinilen bilgilere göre, A.Ö. (82) isimli hasta, Darende ilçesinde rahatsızlanarak göğüs ağrısı şikayetiyle Darende Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından hastanın akciğer embolisi geçirdiği belirlenirken, durumunun ciddi olduğu değerlendirilerek hava ambulansı talep edildi. Kısa sürede ilçeye ulaşan hava ambulansı, hastayı alarak Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne götürdü. Hastanın tedavisi burada devam ediyor.
26 Mayıs 2026 Salı - 17:01
"Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek"
Kurban Bayramı öncesi uzmanlardan kritik beslenme uyarıları geldi. Özellikle uzun tatil dönemlerinde kontrolsüz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, bayram sonrası tartıda görülen hızlı kilo artışlarının büyük bölümünün yağ değil ödem olduğunu belirtti. Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz. Bir öğün kaçtı diye bütün düzen bırakılırsa asıl sorun o zaman başlıyor" dedi. Kurban Bayramı yaklaşırken milyonlarca kişi "Bayramdan sonra diyete başlarım" düşüncesiyle sofralara hazırlanırken, konunun uzmanından dikkat çeken bir uyarı geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan’a göre bayramda en büyük tehlike fazla yemek değil, "Bugün zaten diyetim bozuldu" psikolojisi. Bir dilim baklavanın değil, kontrolü tamamen bırakmanın kilo artışına neden olduğunu söyleyen Demirkan, yeni kesilen etin hemen tüketilmesinden koyu çay alışkanlığına kadar yıllardır doğru bilinen birçok yanlışın sindirim sistemini zorladığını anlattı. Bayram sonrası tartıda görülen 2-3 kiloluk artışın büyük bölümünün ise yağ değil ödem olduğuna dikkat çeken Demirkan, "Bir öğünle diyet bozulmaz, asıl sorun vazgeçmek" dedi. "En büyük hata fazla yemek değil, öğün atlamak" Bayram döneminde yapılan en büyük yanlışlardan birinin öğün atlamak olduğunu söyleyen Demirkan, özellikle akşam yemeği için gün boyu aç kalmanın kontrolsüz beslenmeye neden olduğunu ifade ederek, "İnsanlar ‘Nasıl olsa akşam et yiyeceğim’ diyerek gün içinde öğün atlıyor. Bu kez akşam aşırı açlıkla birlikte tıkınırcasına beslenme ortaya çıkıyor. Özellikle Kurban Bayramı’nda eti daha çok öğle öğününde tüketmeyi öneriyoruz. Akşam ise sebze ağırlıklı daha hafif beslenmek sindirimi rahatlatıyor" dedi. "Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli" En büyük hatalardan birinin de yeni kesilen etin hemen pişirilmesi olduğunu belirten Demirkan, etin mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Demirkan, "Yeni kesilen ette ‘ölüm sertliği’ dediğimiz bir durum oluşuyor. Et kesilir kesilmez tüketildiğinde hem sert oluyor hem de sindirim sistemi daha fazla zorlanıyor. Etin en az 12 saat dinlendirilmesi gerekiyor. Çok sıcak olmayan serin bir ortamda bekletilmeli. Özellikle et hâlâ sıcakken direkt buzdolabına koymak doğru değil" ifadelerini kullandı. "Bayram sonrası görülen 2-3 kilo çoğu zaman yağ değil" Bayram sonrasında tartıda görülen hızlı kilo artışlarının çoğu zaman ödem kaynaklı olduğunu vurgulayan Demirkan, bunun nedeninin artan karbonhidrat, şeker ve tuz tüketimi olduğunu söyleyerek, "Pilav, baklava, hamur işi ve ikramlarla birlikte karbonhidrat tüketimi artıyor. Glikojen depoları dolunca vücut daha fazla su tutuyor. Tuz tüketimi de artınca ödem oluşuyor. Kısa sürede alınan 2-3 kilonun tamamının yağ olması çok sık gördüğümüz bir durum değil" dedi. "Detoks değil denge önemli" Bayram sonrası yapılan sert detoks programlarını önermediğini belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "Bizler yasak koymaktan çok dengeyi öğretmeye çalışıyoruz. Karbonhidratı, proteini ve yağı dengeli şekilde düzenlediğimizde vücut zaten normale dönüyor. Bir gün fazla yemekle her şey bozulmaz. Önemli olan ertesi gün yeniden dengeye dönebilmek" diye konuştu. "Hazmettirmiyor, tam tersine şişkinlik yapabiliyor" Çay ve kahvenin de dikkatli tüketilmesi gerektiğini belirten Demirkan, "Yemek yedikten sonra çayın hazmettirdiği düşünülüyor ama fazla çay şişkinlik ve hazımsızlık yapabiliyor. Kahvenin fazla tüketimi reflü ve mide yanmasına neden olabiliyor. Yemek sonrası su, sade soda ya da ayran gibi daha hafif içecekler tercih edilmeli" şeklinde konuştu. "Günde yaklaşık 10-12 bardak su için" Bayram boyunca su tüketiminin artırılması gerektiğini belirten Demirkan, günlük en az 2-2,5 litre su içilmesini önererek, "Çay, kahve, çorba ya da soda sıvı alımına katkı sağlar ama suyun yerini tutmaz. Özellikle içilen her bardak çay veya kahve için ekstra bir bardak su tüketmek gerekiyor. Günde yaklaşık 10-12 bardak suyun altına düşülmemeli" ifadelerini kullandı. Rafine şekersiz bayram tatlısı önerisi Bayramda tatlı tüketimini tamamen yasaklanmak yerine daha sağlıklı alternatiflerin tercih edilebileceğini anlatan Demirkan, "Hurmayı sıcak suda bekletip çekirdeğini çıkardıktan sonra içine yulaf kepeği, ceviz, badem veya fındık eklenebilir. Bir miktar tahin ya da fıstık ezmesiyle rondodan geçirip top haline getirilip, Hindistan cevizine bulanarak rafine şekersiz sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanabilir" dedi. "Bir öğünle diyet bozulmaz" Toplumda en sık karşılaştıkları yanlış düşüncenin "Diyet bozuldu" psikolojisi olduğunu belirten Demirkan, sürdürülebilir beslenmenin önemine dikkat çekerek, "İnsanlar bir öğün fazla yiyince bütün günü bırakıyor. Oysa bir öğünle diyet bozulmaz. Eğer bir öğün kaçtıysa yapılması gereken şey bütün düzeni bozmak değil, bir sonraki öğünde tekrar dengeye dönmek. Önemli olan mükemmel beslenmek değil, sürdürülebilir şekilde devam edebilmek" diye konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 15:59
Diyetisyenden Kurban Bayramı’nda sağlıklı sofralar için uyarı
Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Sofraların vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü yenildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, bayram sofralarında et ve tatlı tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini belirterek, bayram günlerinde sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. "Ağır etli yemeklerden kaçının" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elanur Yılmaz Akay, "Kurban Bayramı sofralarının vazgeçilmezi kırmızı et, ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir besin kaynağıdır. Ancak aşırıya kaçmak kolesterol ve kalp-damar hastalıkları riskini artırır. Etin yanında sebze, salata ve tam tahıllı ürünlerle tabağı dengelemek hem sindirimi kolaylaştırır hem de bayram boyunca enerjiyi korur. Bayramda ağır yemekler kaçınılmaz olsa da, öğünleri hafifletmek mümkündür. Yoğurt, ayran, zeytinyağlı sebzeler ve lifli gıdalar sindirim sistemini rahatlatır. Özellikle akşam yemeklerinde daha hafif tercihler yapmak, mideyi yormadan bayram keyfini sürdürmeye yardımcı olur" diye konuştu. "Bol bol su için yürüyüş yapın" Bayram ziyaretlerinde de ikram edilen tatlıların fazla tüketilmesinin kan şekerini hızla yükselteceğini söyleyen Akay, "Bu özellikle diyabet hastaları için risk oluşturmaktadır. Tatlıların küçük porsiyonlarla tadına bakılmasını, mümkünse sütlü tatlıların tercih edilmelidir. Bayram boyunca bol su içmek, vücudu toksinlerden arındırır ve sindirimi destekler. Ayrıca kısa yürüyüşler yapmak hem kan dolaşımını hızlandırır hem de ağır yemeklerin etkisini azaltır. Su ve hareket, bayramın enerjisini yüksek tutmanın en basit ama en etkili yollarıdır" şeklinde konuştu.
26 Mayıs 2026 Salı - 12:20
Gezi teknesinde yaralanan vatandaşa Sahil Güvenlikten tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye açıklarında gezi teknesinde bulunan ve yaralanan vatandaş için 112 Acil Çağrı Merkezini arayarak yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı sonrası bölgede bulunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yaralanan vatandaş kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
26 Mayıs 2026 Salı- 10:58
Onkoloji bölümü çalışanı kanseri çalıştığı hastanede yendi: "Elime kitle geldi, erken evre çok önemli"
2
22 Mart 2024 Cuma- 09:52
Kalın bağırsak kanseri farkındalık ayı
3
26 Mayıs 2026 Salı- 08:45
18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu
4
26 Mayıs 2026 Salı- 11:38
Dermatoloji Uzmanı Dr. Kurt’tan deri kanseri uyarısı
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 11:00
"Tedavisi yok" denilen hastalıkta umut
16 Nisan 2025 Çarşamba - 10:14
Erkeklerde daha sık görülüyor
DÜZCE(İHA) – Hematoloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Hasan Göze, "Hemofili A yaklaşık her 5 bin erkek doğumda bir görülürken, Hemofili B ise her 30 bin erkek doğumda bir görülür" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Hasan Göze, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Hemofili hastalığını; kanın pıhtılaşma sürecinde rol alan bazı proteinlerin (Faktör VIII veya Faktör IX) eksikliği nedeniyle ortaya çıkan kalıtsal bir kanama bozukluğu olarak açıklayan Göze, belirtilerini ise; "Herhangi bir yaralanma ya da çarpma olmaksızın eklem ve kas içinde oluşan kendiliğinden kanamalar ile diş çekimi, doğum veya cerrahi işlemler sonrasında durdurulması güç kanamalar yer alır. Ağır vakalarda, iç organlarda veya beyinde hayatı tehdit eden kanamalar gelişebilir" şeklinde sıraladı. Hemofilinin temelde iki ana tip olarak ortaya çıktığını söyleyen Dr. Hasan Göze, "Hemofili A, faktör VIII’in eksikliğinden; Hemofili B ise faktör IX’un eksikliğinden kaynaklanır. Hemofili A, vakaların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturur ve en sık görülen hemofili türüdür. Hemofili B ise daha nadir görülür ve klinik olarak Hemofili A’ya benzer şekilde seyreder. Her iki tip hemofili de faktör düzeyine göre hafif, orta ve ağır olarak sınıflandırılır. Faktör düzeyinin yüzde 1’in altında olduğu durumlar ağır hemofili olarak tanımlanır ve bu hastalarda ciddi kanama eğilimi söz konusudur" dedi. Kadınlara oranlara erkeklerde daha sık görülüyor Hemofilinin kadınlara oranla erkeklerde daha sık olduğunun bilgisini veren Dr. Hasan Göze, "Hemofili A yaklaşık her 5 bin erkek doğumda bir görülürken, Hemofili B ise her 30 bin erkek doğumda bir görülür. Hemofiliye neden olan genetik bozukluk X kromozomu üzerinde yer aldığı ve çekinik şekilde aktarıldığı için, erkeklerde hastalık çok daha sık görülür. Erkeklerde tek X kromozomu olduğundan, bu kromozomdaki bozukluk doğrudan hastalığa yol açar. Kadınlar ise genellikle taşıyıcıdır ve nadiren hafif belirtiler gösterebilir" şeklinde konuştu. Hemofili hastalığının ekseriya kalıtsal olduğunu ifade eden Hasan Göze, hastalığın genellikle bozuk gen taşıyan anneden çocuğa aktarıldığını söyledi. Taşıyıcı bir annenin erkek çocuğuna hastalığı aktarma riskinin yüzde 50 olduğunun bilgisini veren Dr. Göze, ancak hemofili vakalarının yaklaşık yüzde 30’unda ailede hiçbir öykü bulunmadığını, bu durumun o hastada yeni gelişen gen mutasyonlarıyla açıklandığını dile getirdi. Hemofili tanısı nasıl konur Hemofili tanısında kendiliğinden ya da cerrahi girişim sonrası gözlemlenen beklenmedik kanamalar ile aile öyküsünde benzer vakaların bulunmasını; hemofili açısından dikkat çekici ipuçları olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Hasan Göze, "Tanı koymak için bazı laboratuvar testleri yapılır. Trombosit sayısı, PT testi ve von Willebrand faktör aktivitesi normalken, aPTT testinde pıhtılaşma süresi uzamış olarak tespit edilir. Karışım testi sayesinde bu aPTT uzamasının düzeltilebilir olduğu, yani eksik olan bir pıhtılaşma faktörüne bağlı olduğu anlaşılır. Ardından Faktör VIII veya IX aktivite düzeyleri ölçülerek eksiklik belirlenir. Genetik testler, hastalığın tanısında tamamlayıcı bir rol üstlenir" dedi. Hemofili tedavi edilebilir mi, yoksa yalnızca yönetilebilir mi Şu anda hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmasa da etkili bir şekilde yönetildiğinin altını çizen Göze, "Temel tedavi, eksik olan pıhtılaşma faktörünün damar yoluyla hastaya verildiğini yerine koyma tedavisidir. Özellikle ağır hemofili hastalarında, kanamaları önlemek amacıyla düzenli olarak uygulanan düşük doz faktör tedavisine ’koruyucu tedavi’ denir. Aktif bir kanama meydana gelmesi veya cerrahi bir müdahalenin planlanması durumunda, faktör tedavisi daha yüksek dozlarda uygulanır" şeklinde konuştu. Uluslararası standartlara uygun biçimde yapılıyor Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde bu hastalığın yönetiminin uluslararası standartlara uygun biçimde titizlikle yapıldığını vurgulayan Dr. Göze, "Standart tedavide eksik faktörün düzenli enjeksiyonları kullanılır. Hafif Hemofili A’da Desmopressin kanama kontrolüne yardımcı olur. Kanamayı durdurmaya yardımcı olmak için, traneksamik asit gibi antifibrinolitik ilaçlar destek tedavi olarak kullanılabilir. Son yıllarda, uzun etkili faktör ilaçları ve faktörün etkisini taklit eden yeni nesil ilaçlar da kullanılmaya başlanmıştır" diyerek hemofili ile mücadelede yeniliklerin altını çizdi. Hemofili hastaları nelere dikkat etmeli Hastaların, özellikle boks ve futbol gibi temas içeren sporlar başta olmak üzere, travmaya yol açabilecek aktivitelerden kaçınması önerisinde bulunan Hasan Göze, "Ağrı kesici ya da ateş düşürücü amaçla sık kullanılan aspirin ve ibuprofen gibi ilaçlar, kanama riskini artırabileceğinden tercih edilmemelidir. Eklem sağlığının korunması ve kas gücünün desteklenmesi için düzenli egzersiz yapılması önerilmektedir. Acil durumlarda sağlık personelinin hızlı şekilde bilgilendirilmesi amacıyla hemofili kartı taşınması gerekmektedir. Ayrıca, kan ürünleriyle bulaşma riski taşıyan hepatit gibi enfeksiyonlara karşı gerekli aşıların yaptırılmış ve bağışıklamanın tamamlanmış olması da büyük önem taşımaktadır" dedi. Sağlıklı bireylerle benzer sürede ve kalitede yaşam sürdürülebilir Yaşam boyu izlem gerektirse de, doğru tedavi ile hemofili hastalarının sağlıklı bireylerle benzer sürede ve kalitede bir yaşam sürdürebileceğini vurgulayan Öğretim Üyesi Hasan Göze, "Toplum olarak bu hastalığın farkında olmalı, damgalama ve önyargılardan kaçınmalıyız. 17 Nisan Dünya Hemofili Günü’nde, erken tanının ve tedaviye erişimin önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Son yıllarda, gen tedavisi ve kök hücre alanındaki araştırmalar sayesinde hemofili hastaları için geleceğe dair umutlar artmaktadır. Unutmayalım: Hemofili, engel değil yönetilebilir bir durumdur" diyerek açıklamasını sonlandırdı.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 10:12
Doğal olan normal doğum farkındalık eğitimi
DÜZCE(İHA) – Sağlık Bakanlığının normal doğum eylem planı kapsamında Cumayeri İlçe Toplum Sağlığı Merkezinde anne ve anne adaylarına yönelik ‘Doğal Olan Normal Doğum’ farkındalık eğitimi düzenlendi. Düzce Sağlık Müdürlüğü tarafından il merkezi ve ilçelerde farkındalık eğitimleri sürüyor. Normal doğumu teşvik etmek, sezaryen oranlarının düşürmek ve anne-bebek sağlığını iyileştirmek amacıyla Cumayeri İlçe Toplum Sağlığı Merkezi Gebe Okulu Koordinatör Ebesi Nagehan Topaloğlu tarafından farkındalık eğitimi verildi. Eğitimde, normal doğumun önemi ve bebek açısından faydaları, anne sütü, gebelikte beslenme, yeni doğan taramaları ve yeni doğan bakımı gibi konularda anne ve anne adaylarına bilgilendirme yapılıp, broşür dağıtıldı.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 10:05
Makineye kaptırdığı el parmaklarının yerine ayak parmağı dikildi
Gaziantep’te iş kazasında elini makineye kaptırarak üç parmağını kaybeden 16 yaşındaki Halil Kırpaç’a, ayağından alınan parmak dikilerek başparmak yapıldı. Mikro cerrahi teknikle yapılan operasyon başarıyla tamamlanırken 3 ila 6 ay içerisinde parmaktaki hislerin geri dönmesi ve elin yüzde 70 ile 80 oranında fonksiyon kazanması bekleniyor. Gaziantep’te yaşayan 16 yaşındaki Halil Kırpaç, çalıştığı iş yerinde elini makineye kaptırarak ağır bir iş kazası geçirdi. Kazanın ardından hastaneye kaldırılan Kırpaç’ın yapılan muayenesinde, başparmağı da dahil olmak üzere üç parmağının MP eklem seviyesinden ampute olduğu ve replantasyona uygun olmadığı tespit edildi. Doktorların yaptığı değerlendirme sonucu, Kırpaç’a ayağından alınacak bir parmağın eline başparmak olarak dikilmesine karar verildi. Operasyonla ayak parmağı eline nakledildi Kentteki özel bir hastanede El Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Numan Atılgan tarafından gerçekleştirilen ameliyat yaklaşık 4,5 saat sürdü. Mikro cerrahi teknikle yapılan operasyon başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası Halil Kırpaç, yeni başparmağına kavuştu. Parmağını hareket ettirmeye başlayan genç hasta, günlük yaşamına daha rahat devam edebileceği için mutlu olduğunu belirtti. 3 ila 6 ay içerisinde hislerin geri dönmesini ve elin yüzde 70 ila 80 oranında fonksiyon kazanmasını beklediklerini açıklayan Op. Dr. Numan Atılgan, gerek duyulması halinde diğer parmağın da ayağından nakledilebileceği ifade etti. "Ayak parmağını alarak eline başparmak olarak diktik" Parmakların ciddi şekilde ezildiğini belirten Op. Dr. Numan Atılgan, ayak parmağını eline başparmak olarak naklettiklerini söyleyerek, "Hastamız 16 yaşında kaza sonrası ilk 3 parmağı MP eklemden ampute şekilde geldi. Parmakları replantasyona uygun değildi. Parmakları ezilmişti. İlk önce ilk tedavisini gerçekleştirdik. Ancak yüzde 80 fonksiyon kaybı vardı. Tedavi seçeneklerini sunduk ve hasta ile ailesinin onayıyla ayak parmağından nakil kararı aldık. Ayağındaki 2. parmağı, elin başparmağına tendon, damar ve sinir onarımı yaparak naklettik. Bu ileri mikro cerrahi gerektiren bir ameliyattı. Bu ameliyatları bölgemizde başarıyla gerçekleştiriyoruz" dedi. "6 ay içinde elini yüzde 70-80 fonksiyonda kullanabilecek" Ameliyat sonrası süreç hakkında da bilgi veren Op. Dr. Atılgan, "Operasyon 4.5 saat sürdü. Hastamız şu anda parmağını hareket ettirebiliyor. 3 ila 6 ay içerisinde hislerin geri dönmesini bekliyoruz. Eğer ihtiyaç duyulursa, diğer ayaktan da ikinci parmağı nakletmeyi planlıyoruz. Hedefimiz, hastamızın 6 ay içinde elini yüzde 70 ila 80 oranında fonksiyonel kullanabilmesi" ifadelerini kullandı. "İkinci günde parmağını oynattı" Oğlunun yaşadığı iş kazasını anlatan baba Murat Kırpaç, başarıyla geçen ameliyatın ardından oğlunun parmağını oynatmaya başladığını söyleyerek, "Oğlum iş kazası geçirdi. Oğlumu ardından hastaneye kaldırdılar. Elini makineye kaptırdığı için parmakları paramparça olmuş. Sonrasında doktorumuz Numan hoca geldi ve operasyon yapacaklarını ve ayak parmağından eline nakledeceklerini söyledi. Ben tedirgin oldum ama hocamız bize sıkıntı olmayacağını söyleyerek rahatlattı. Sonrasında ameliyatla ayaktan 2. parmağını alarak başparmağına naklettiler. İlk olarak başparmağı yaptılar çünkü ameliyatın ağır olacağını söylediler. Ameliyat başarıyla geçti 2. günü oğlum parmağını oynatmaya başladı. Çok mutluyuz, diğer 2 parmağını da ne zaman isterseniz o zaman yaparız dedi. Bizimle ilgilenen hocalarımıza teşekkür ederiz" şeklinde konuştu. "Artık rahatça çay içip yemek yiyebileceğim" Genç hasta Halil Kırpaç ise yaşadığı süreci aktararak, çay içip yemek yiyebileceği için çok mutlu olduğunu ifade etti. Kırpaç, "İş yerinde elimi makinaya kaptırdım. Üç parmağım koptu. Ameliyatla ayaktan alınan 2. parmak, elimin başparmağına nakledildi. Şimdi başparmağım var, bu yüzden çok mutluyum. Artık rahatça çay içip yemek yiyebileceğim. Doktoruma ve tüm sağlık ekibine teşekkür ederim" diye konuştu.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 10:03
Uzmanı, egzersizin parkinson hastaları için önemine vurgu yaptı
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Burhanettin Çiğdem, Parkinson hastalığına dair bilgiler verdi. Parkinson hastalığının ilk kez 1817 yılında James Parkinson tarafından tanımlandığını söyleyen Çiğdem, "Parkinson hastalığı beyinde dopamin adı verilen, beyin hücrelerinin birbirleriyle haberleşmesini sağlayan maddeyi üreten hücrelerin bozulması sonucu ortaya çıkar. Beyinde dopamini üreten bu hücreler hareketlerin kontrolünden, uyumundan ve akıcılığından sorumludur. Parkinson hastalığı erişkinlerde Alzheimer hastalığından sonra ikinci sıklıkta görülen nörodejeneratif (sinir hücrelerinin harabiyeti sonucu ortaya çıkan ) bir hastalıktır" dedi. "Hareketlerde yavaşlama temel belirtisidir" Tüm dünyada 10 milyon üzerinde insanın Parkinson hastalığı tanısıyla takip edildiğini söyleyen Çiğdem, "Parkinson hastalığının görülme sıklığı 55-60 yaş üzerindeki nüfusta yüzde 1’dir. Yaşam süresinin uzaması nedeniyle toplumda yaşlı nüfusunun artması Parkinson hastalarının sayısında da artışa neden olmaktadır. Parkinsonluların yüzde 5-10 kadarı 20’li ve 30’lu yaşlarda da görülebiliyor. Genç yaşta görülen bu vakalar genellikle kalıtsaldır ve akraba evlilikleri genç hastaların artmasına neden olabilir. Parkinson hastalığının temel belirtisi kişinin hareketlerinde yavaşlamadır. Buna ek olarak eklem hareketlerinde katılık, titreme erken dönemde ortaya çıkan diğer belirtilerdir. Hastalığın ileri dönemlerinde bu belirtilere denge bozukluğu da eklenir. Parkinson hastalığında bu motor bulguların dışında belirti ve bulgular da izlenir. Bu belirtiler kabızlık, pozisyon değişikliği ile kan basıncının düşmesi, depresyon, anksiyete, uyku bölünmeleri, huzursuz bacak sendromu olarak sayılabilir. Hastalığın tedavisinde yer alan ilaçlar hastalığı durduramamakta ancak belirtileri hafifleterek hastaların günlük yaşam faaliyetlerini rahat sürdürebilmesine yardım etmektedirler. Hastalığın tanısı konulduğunda hemen tedaviye başlanmalıdır. Çünkü hastalığın erken evresinde tedaviye başlandığında dopamin eksikliğinin beyinde oluşturacağı diğer işlev bozuklukları geciktirilebilmektedir" diye konuştu. "Parkinson hastaları için egzersiz ve hareket çok önemli" Parkinson hastalığı ile mücadele etmede erken teşhisin, uygun ilaçlarla doğru tedavi seçiminin uzmanlarca yapılmasının ve fizyoterapi ile egzersizin önemli olduğunun altını çizen Çiğdem, "Böylece hastalık önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. Parkinson hastaları için egzersiz ve hareket, yürüyüş ve denge bozukluklarının kontrolünde çok önemlidir. Egzersiz sadece yürüyüş, denge, duruşu düzeltmekle kalmaz, Parkinson hastalığının depresyon, durgunluk, yorgunluk ve kabızlık gibi diğer belirtilerini de olumlu etkiler. Egzersiz hareketsizlikten kaynaklanan kalp damar hastalıkları ve kemik erimesine karşı da koruyucu işlev görür. İlaç tedavisini aksatmamak ve ilaçları aniden kesmemek gerekir. İlaçlar başka bir sağlık sorunu nedeniyle bir süre kullanılamayacaksa nöroloji doktorunun önereceği takvime göre azaltılıp düzenlenmelidir. Parkinson hastalığının başlangıç tedavisi ilaç tedavisidir. Cerrahi tedavi hastalığın orta evrelerinde, ilaçlar belirtileri kontrol ettiği halde, ilaca bağlı istemsiz hareketler ve ilaç aralarında aşırı yavaşlama gibi sorunların ortaya çıktığı durumlarda uygun hastalara yapılabilir. Unutkanlığı, denge bozukluğu olan veya sık düşen Parkinson hastalarında cerrahi tedavi yapılmamaktadır. Parkinson hastalığı yaşam boyu bireye eşlik edeceğinden ona teslim olmamak, onu yönetmek gerekir. Tedaviye uyan ve yaşam biçimini uyarlayabilen hastaların yaşam kaliteleri artacağı için iş ve sosyal yaşamını daha rahat sürdürebilirler" ifadelerine yer verdi.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:53
Elektronik sigarada korkutan tehlike: DNA hasarı ve akciğer kanserine yol açabiliyor
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül Karalezli, elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin çocuk yaşta kullanıldığına dikkat çekerek, "13-15 yaşındaki çocuklar bu ürünleri kullanıyor. İçinde ne olduğunu bilmeden bağımlılık yapıcı maddeleri soluyorlar. Aileler uyanık olmalı, çünkü elektronik sigaralar masum değil; akciğer kanseri ve DNA hasarına neden olabiliyor" dedi. Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 10. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK), 9-12 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrede solunum hastalıklarından tütün bağımlılığına, akciğer kanserinden yapay zekâ destekli tanı yöntemlerine kadar birçok başlık ele alındı. Kongreye katılan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül Karalezli, elektronik sigaraların özellikle gençler arasında hızla yayıldığına dikkat çekerek uyarılarda bulundu. "Elektronik sigaralar zararsız sanılıyor, oysa DNA hasarına yol açıyor" Prof. Dr. Karalezli, "Elektronik sigara maalesef son yıllarda ülkemizde de çok fazla satışı ve kullanımı olan bir şey. Çünkü zararsız olduğu düşünülerek tüketiliyor ne yazık ki. Ama elektronik sigaralarda pek çok katkı maddeleri olduğunu, katkı maddelerinin DNA hasarı yaparak akciğer kanserine neden olduğunu, solunum hastalıklarına zemin hazırladığını biliyoruz" ifadelerini kullandı. "Gençler nikotin ya da uyuşturucu madde soluduklarının farkında bile değil" Prof. Dr. Karalezli, elektronik sigara likitlerinin artık PAF adı verilen cihazlarla kullanıldığını belirterek, "Bu cihazlar gençler arasında çok cazip. Renkli, kokulu, aromalı. İçinde nikotin olduğunu ya da başka bir bağımlılık yapıcı madde olduğunu bilmeden kullanıyor gençler ne yazık ki. Bu maddeler de bazen uyuşturucu olabiliyor. Ülkemizde bu konuda çok güzel kanunlar var ancak bu ürünler elektronik ortamdan temin edilebiliyor" dedi. "13-15 yaşındaki çocuklar kullanıyor, enfeksiyonlara da davetiye çıkarıyor" PAF cihazlarının tehlikesine dikkat çeken Prof. Dr. Karalezli, "Bu cihazların içinde 10 bin kullanımlık bir solüsyon var. Kullan-at deniliyor bunlara. Bunu çocuk alıyor. Bu çocuk dediğim gerçekten çocuk. 13-15 yaşında ancak olan çocuklar. Ortaokul çağına kadar inmiş durumda. Bunları bir kişi alıyor, 3-5 kişi, 10 kişi artık kaç kişi içiyorsa. Dolayısıyla enfeksiyonlara da yatkınlık söz konusu. EVALI denilen, elektronik sigarayla ilişkili akciğer hasarına neden olabiliyor" diye konuştu. "Sigara şirketleri yeni pazar arıyor, 83 farklı zararlı madde tespit edildi" Elektronik sigaraların ve ısıtılmış tütün ürünlerinin arkasında geleneksel tütün endüstrisinin olduğunu belirten Karalezli, "Bu ürünlerin hepsi normal sigara fabrikalarının ürünleri. Normalde sigara satışlarının azaldığını görünce yeni pazar payları aramaya başlıyorlar. Bu elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünleri ortaya çıkmış durumda" dedi. Isıtılmış tütün ürünlerinin zararlarına da değinen Karalezli şöyle devam etti: "Isıtılmış tütün ürünleri de normal tütünün, selüloz dediğimiz odun diye tabir edebiliriz belki karıştırılması ve içine bazı katkı maddelerinin konulmasıyla imal edilmiş bir şey. Küçücük bir sigarası var zaten. Bunu şarj ediyorlar. Arkasından da bu şarj edilen şey normal sigara gibi. Elektronik sigaralarda ya da normal sigaralarda tespit edilmemiş 83 tane farklı, bazıları kanserojen madde tespit edilmiş. Bu ürünler kablolu, silikalı. Isıtılmasıyla ortaya çıkan zararlı maddelerin, özellikle nikelin sigaradan 100 kat daha fazla olduğu görülmüş. Bu metallerin vücuda alınması akciğerde reaksiyonlara ve hastalıklara neden olabiliyor." "Denetim çalışmaları sürüyor, aileler ve kamu birlikte mücadele etmeli" Prof. Dr. Karalezli, denetim mekanizmalarına da dikkat çekerek, "Aslında ülkemizde çok güzel kanunlarımız var ve bunların kullanımı tütün kontrolü kapsamında. Fakat bir şekilde elektronik ortamdan temin edilebiliyor. Bunun için hem Sağlık Bakanlığı hem de İçişleri Bakanlığı nezdinde birtakım önleme çalışmaları devam ediyor. Ailelerin çocuklarını bu konuda da uyarması, bizlerin de sık sık elektronik sigara ve bu tür ürünlere dikkat çekmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:49
"Mide ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir"
Kalp krizi belirtileri arasında yer alan mide ağrısının yanlış yorumlanabildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Adnan Köşüş, "Bu ağrılar, bazı durumlarda kalp krizinin habercisi olabilir. Özellikle 45 yaş üzerindeki bireylerde, diyabet hastalarında ya da daha önce kalp-damar hastalığı öyküsü olan kişilerde mide çevresinde hissedilen baskı, yanma ya da ağrı şikayetleri mutlaka kardiyak açıdan da değerlendirilmelidir" dedi. Kalp krizi, çoğu zaman göğüs ağrısı, sol kola yayılan baskı ve nefes darlığı ile tanınsa da, bazı hastalarda bu klasik belirtiler görülmeyebilir. Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Adnan Köşüş, özellikle mide bölgesinde hissedilen ağrının, kalp krizinin atipik bir belirtisi olabileceğini ifade ederek önemli uyarılarda bulundu. "Mide ağrısı, kalpten kaynaklanabilir" Halk arasında mide ağrısı ya da hazımsızlık gibi tarif edilen ağrıların, bazı durumlarda kalp krizinin habercisi olabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Köşüş, "Özellikle 45 yaş üzerindeki bireylerde, diyabet hastalarında ya da daha önce kalp-damar hastalığı öyküsü olan kişilerde mide çevresinde hissedilen baskı, yanma ya da ağrı şikayetleri mutlaka kardiyak açıdan da değerlendirilmelidir" diye konuştu. "Sessiz kalp krizleri daha sık görülüyor" Kadınlarda, ileri yaştaki bireylerde ve diyabet hastalarında kalp krizinin sessiz seyredebildiğine dikkat çeken Köşüş, "Bu hasta gruplarında göğüs ağrısı olmaksızın yalnızca mide bulantısı, kusma, karın üst bölgesinde ağrı, soğuk terleme ya da ani yorgunluk gibi belirtilerle kalp krizi gelişebilir. Günlük pratikte sadece mide ağrısı ile tarafımıza başvurup kalp krizi geçiren hastalarımızı görüyoruz. Bu nedenle bu semptomlar sadece mide ya da sindirim sistemi hastalıkları ile ilişkilendirilmemelidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ve hızlı müdahale hayat kurtarır" Kalp krizinde erken tanı ve hızlı müdahalenin hayat kurtardığını belirten Köşüş, "Ağrının yeri mide olsa bile, eşlik eden terleme, nefes darlığı, bayılma hissi veya genel bir kötü his varsa, bu tablo mutlaka ciddiye alınmalı ve acil servise başvurulmalıdır. Kalp krizinde ilk 90 dakika, müdahale açısından kritik öneme sahiptir. Bu süre içinde yapılan bir anjiyo ya da balon stent işlemi, kalp dokusunun geri döndürülemez hasar almasını önleyebilir" şeklinde konuştu. "Kalp krizi riskini azaltmak için öneriler" Kalp krizi riskini azaltmak için yaşam tarzı değişikliklerinin önemini vurgulayan Uzm. Dr. Köşüş, şu ifadelere yer verdi: "Sigaranın bırakılması, tansiyon ve şeker hastalığının kontrol altına alınması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığı kazanılması, kalp-damar sağlığını korumanın temelidir. Unutulmamalıdır ki kalp hastalıkları önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur."
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:46
Van’da ’Sağlıklı Hayat Akademisi Projesi’ başladı
Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ve sağlıklı yaşam bilincini artırmayı hedefleyen "Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) Projesi" Van’da uygulanmaya başlandı. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde hayata geçirilen SAHA Projesi kapsamındaki eğitimler, Van İl Sağlık Müdürlüğü öncülüğünde başladı. Programla koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aile hekimliği sisteminin desteklenmesi ve toplumun genel sağlık bilincinin artırılması hedefleniyor. Vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmesini amaçlayan eğitimler, alanında uzman isimler tarafından verilerek katılımcılara güncel ve doğru bilgiler sunuluyor. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu eğitimlere, vatandaşlar bağlı bulundukları Sağlıklı Hayat Merkezleri, İlçe Sağlık Müdürlükleri ya da Toplum Sağlığı Merkezlerine başvurarak kayıt yaptırabiliyor. İlk dersi Sağlık Bakanı Memişoğlu verdi SAHA Projesi’nin ilk dersi, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu tarafından çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Eğitime katılan vatandaşlar, sağlık alanındaki yeni vizyonu ve bireysel sağlık yolculuklarında izlemeleri gereken adımları daha iyi kavrama fırsatı buldu. "Aile hekimim her tür tahlilimi yapabiliyor" Eğitime katılan vatandaşlardan Seyfettin Şayak, programdan büyük fayda sağladığını belirtti. Şayak, "Sağlık Bakanımızın, ‘Biz hastalık bakanlığı değil sağlık bakanlığıyız’ sözleri beni çok etkiledi. Burada öğrendim ki Sağlıklı Hayat Akademisi isimli bir program başlatılmış ve bu program sayesinde insanlar hastalanmadan doktora gitmeli, aile hekimlerinden bilgi almalı. Bu eğitimde ilk gitmem gereken yerin aile hekimim olduğunu öğrendim. Çünkü aile hekimim beni tanıyor, geçmişimi biliyor ve her türlü tahlilimi yapabiliyor. Hatta röntgenimi bile çekebiliyormuş. Eğer bir sorun tespit edilirse beni takibe alıyor ve gerekirse uzman hekime yönlendiriyormuş" dedi. Van’da İpekyolu, Tuşba ve Erciş ilçe sağlık müdürlükleri bünyesinde kurulan sağlıklı yaşam merkezlerinde sunulan hizmetlere de değinen Şayak, "Bu merkezlerde ücretsiz olarak psikolog, diyetisyen, fizyoterapist ve çocuk gelişim uzmanı hizmet veriyor. Ayrıca gebelere yönelik bilgilendirme eğitimleri düzenleniyor. Sağlıklı yaşamak ve sağlıklı yaşlanmak adına çok kıymetli bilgiler edindim" ifadelerini kullandı. "Eğitime dahil olduğum için çok mutluyum" Bir diğer katılımcı Leyla Güçlü ise sağlıklı yaşam kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çabaların önemli olduğunu vurgulayarak, "Eğitime dahil olduğum için çok mutluyum. Sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla kurulan bu akademide, sağlıklı hayat merkezlerinde psikolog, sosyolog, fizyoterapist ve diyetisyen gibi uzmanların hizmet verdiğini öğrendim. Tüm bu hizmetlerden vatandaş olarak ücretsiz yararlanabiliyoruz. Başta Sağlık Bakanımız olmak üzere, İl Sağlık Müdürümüz ve ilçe sağlık müdürlerimize verdikleri kıymetli eğitim için teşekkür ederim" şeklinde konuştu.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:40
Prof. Dr. Hamit Hancı, et ve süt ürünlerindeki ölümcül bakterilere karşı uyardı
Listeria monocytogenes bakterisinin, buzdolabında üreyebilen en önemli mikroplardan biri olduğunu söyleyen İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı, "Tavuk, et ve süt gibi gıdaları iyi pişirirsek, sütümüzü de 70 derecenin üzerinde pişirdiğimiz zaman bakteriler genellikle ölüyor. Risk alanları, özellikle çiğ olan sosis, salam, füme balık ve tavuk gibi gıda ürünleridir" dedi. Prof. Dr. Hamit Hancı, ‘Listeria monocytogenes’ ve ‘yersinya’ bakterilerinin, buzdolabında üreyebilen en önemli mikroplardan olduğuna dikkat çekti. Listeria hastalığına, ‘Listeria monocytogenes’ denilen bir bakterinin neden olduğunu belirten Prof. Dr. Hancı, "Bu, çok değişik ve ilginç bir bakteri. Normalde bakteriler buzdolabına konulduğunda üremeleri durur. Fakat üremesi devam eden bir grup bakteri var. Listeria da bunlardan biridir. Enfeksiyon ajanı olarak burada ürüyor ve o gıdaları bozuyor. ‘Yersinya’ denilen bakteri de veba hastalığına yol açar. Bunlar ağız yoluyla sindirim sistemine girerler ve hastalık meydana getirirler" diye konuştu. "Menenjit ve beyin iltihabı durumlarına yol açtığında çok tehlikeli" Sağlıklı insanlarda çok fazla belirtilerin olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Hancı. "Hafif ateş, öksürük, bulantı, ishal gibi yan etkiler oluyor. Fakat; hamileler, yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıflamış insanlar ve yeni doğanlar gibi risk grubu var. Bu gruplarda enfeksiyon kana yayılıyor. Oradan da menenjit ve beyin iltihabı (ensefalit) gibi durumlar meydana getiriyor. O zaman çok tehlikeli" uyarısında bulundu. "Gıdaları iyi ısıtıp, pişirmezsek, bakteriler bize bulaşabiliyor" Listeria bakterisinin toprakta, suda, bitkilerde, bitki artıklarında ve doğal olarak her ortamda bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Hancı, bakterinin buralardan hayvanlara geçtiğini belirtti. Prof. Dr. Hancı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bakteriler özellikle kümes hayvanları ile sığırlara geçiyor. Ancak hayvanları hasta etmiyor. Onlar bu bakteriyi vücutlarında taşıyor. Uygun olmayan kesimhanelerde ve işlenmiş yerlerde bu hayvanlar kesildiği takdirde, evimize geldiklerinde bu gıdaları iyi ısıtıp, pişirip belli bir sıcaklığın üzerine çıkartamazsak, bakteriler hastalık etkeni olarak bize bulaşıyorlar" ifadelerini kullandı. "Çiğ sosis, salam, füme balık ve tavuk mutlaka pişirilmeli" Listeria’nın normalde artı 4 ile artı 37 derece arasında yaşayan bir mikroorganizma olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hamit Hancı, şunları kaydetti: "Biz, tavuk, et ve süt gibi gıdaları iyi pişirirsek, sütümüzü de 70 derecenin üzerinde pişirdiğimiz zaman bunlar genellikle ölüyor. Risk alanları, özellikle çiğ olan sosis, salam, füme balık ve tavuk gibi gıda ürünleridir. Bunlar mutlaka pişirmelidir. Meyve ve sebzelerin de çok çok iyi yıkanması gerekiyor. Ayrıca, buzdolabında en ufak bir et suyu dökülmesinde ya da pişmemiş etin temasında, o bölgelerin temizlenmesi gerekir. Beyaz sirke ile suyu karıştırıp iyice temizleyebiliriz." "Hamilelerde çok ciddi risk var" Hamilelerde çok ciddi riskin bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Hancı, "Ölü doğum, düşük gibi sonuçlar görülebilir. Çocuk canlı bile doğsa ‘listeria’ hastalığı ile çocuğun doğmasına sebep oluyor. Özellikle kesimhanelerde, ıslak zeminlerde bu bakteri yıllarca yaşayabiliyor. O yüzden pişmiş etlerle pişmemiş etleri ne kesimhanelerde, ne üretim yerlerinde, ne de evimizdeki mutfaklarda bir araya getirmemeliyiz" diye konuştu. "Tavuk kestikten sonra eller, bıçaklar ve kesme tahtası mutlaka yıkanmalı" Tavuk etini evde kestikten sonra, ellerin, bıçağın ve kesme tahtasının mutlaka yıkanmak zorunda olunduğunun altını çizen Prof. Dr. Hancı, bu malzemelerin başka bir şeyin üzerine koyulmaması gerektiğini, aksi durumda anında bulaşın meydana gelebileceğini aktardı. Yumurta ve tavuk üretimindeki düşüş Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü Kurucu Müdürü ve Gıda Güvenliği Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Artık ise "Listeria monocytogenes’in artması ve bu konunun konuşulması sebebiyle Ocak 2025 tarihinde 233 bin 223 ton olan tavuk eti üretimimiz yüzde 6.4 azalarak 218 bin 260 tona düşmüştü. Yumurta üretimimizde de aynı oranda düşme meydana geldi. Ocak 2025’te 1 milyar 652 milyon 615 adet olan miktar, şubat ayında 1 milyar 550 milyon adede düştü. ‘Listeria monocytogenes’ ve ‘salmonella’ zehirlenmesi nedeniyle tüketime biraz ara verildiği için düşüş olmuştur. Yumurta, tavuk ve et üretiminde çok azalma yoktur ama psikolojik olarak tüketicilerin ürün satın almaya temkinli davranmaları nedeniyle bir düşüş olmuştur. Fakat ülkemizde yumurta ve tavuk üretiminde ‘listeria monocytogenes’ nedeniyle bir düşme söz konusu değildir" diye sözlerine ekledi.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:35
(ÖZEL) Gelişmiş teknoloji yeni versiyon baklofen pompası Türkiye’de ilk defa Eskişehir’de implante edildi
Eskişehir’de omuriliğinde hasar oluşan 65 yaşında erkek hastaya yeni bir baklofen pompası implante eden Beyin ve Sinir Cerrahı Dr. Beşir Sürme, "Günümüz pompa teknolojisinin yeni versiyonunu kullandık" dedi. Geçirdiği trafik kazası sonucunda omuriliğinde hasar oluşan ve yaklaşık 11 sene önce kendisine baklofen pompası implante edilen 65 yaşındaki erkek hasta, cihazın değiştirilmesi için Acıbadem Eskişehir Hastanesi müracaat etti. Beyin ve Sinir Cerrahı Uzmanı Dr. Beşir Sürme tarafından hastaya pompa değişimi ameliyatı yapıldı. Operasyon sonucunda, hastaya gelişmiş yeni teknoloji baklofen pompası yerleştirildi. Baklofen pompalarının kullanımının çok yeni olmasa da, bahse konu olan yeni teknolojinin ülkemizde ilk kez kullanıldığı belirtildi. "Baklofen pompası, spastise tedavisi için kullanılıyor" Baklofen pompasının, serabral palsi, mutipl skleroz (MS), omurilik yaralanmaları ve felç gibi durumlarda ortaya çıkan kas spazmı ve sertlik olarak kendini belli eden spastisiteyi tedavi etmek için kullanıldığını belirten Dr. Beşir Sürme, "Bu hastalarda ağızdan kullanılan ilaçlara bağlı yan etkilerinin olumsuz sonuçlarıyla karşılaşılmaması için pompa kullanılmaktadır. Cilt altına pompa ve omurilik kanalına da katateri yerleştirilir. Böylece kas spazmını engelleyecek ya da hafifletecek olan baklofen ilacı, pompa yardımıyla vücuda verilir. Pompa teknoloji sayesinde ilaç, hastayı yormadan verilmiş olur. Bu yöntem, hastanın tedavisinden sağladığı yararları artırmak ve daha güvenilir kılmak üzere hızla gelişiyor" dedi. Hastalara bir test dozu yaptıktan sonra hastaların fayda görmesi üzerine bu pompayı implante ettiklerin belirten Dr. Beşir Sürme, implante edilen bu teknolojik ve inovatif cihazlarda güncelin takip edilmesi hastalar için oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Bir pompa değişimi ameliyatı gerçekleştirdik" Operasyonla ilgili açıklamalarda bulunan Beyin ve Sinir Cerrahı Dr. Beşir Sürme, "65 yaşında erkek hasta, trafik kazasına bağlı bir omurilik hasarı geçiriyor ve bunun akabinde parapleji dediğimiz güç kaybı meydana geliyor. Gelişen bu omurilik hasarına bağlı hastada spastisite dediğimiz şiddetli kasılmalar oluşuyor ve hastaya baklofen pompası denilen bir cihaz implante ediliyor. Yaklaşık 11 sene önce implante edilen bu pompanın miadının dolması üzerine bize başvurdu ve biz bu hastamızda bir pompa değişimi ameliyatı gerçekleştirdik. Baklofen pompası tedavisi Türkiye’de daha önce de yapılan bir tedavi ancak biz yeni versiyon bir pompa yerleştirdik ve yeni özellikleri nedeniyle hastaya sağladığı özellikleri de gözlemledik" dedi. "Hastamız daha iyi ve kasılmalarında belirgin düzelmeler olduğunu belirtiyor" Pompa tedavisinin daha önce uygulandığını ancak yeni teknoloji pompayı ilk kez erkek hastada kullandıklarını söyleyen Dr. Sürme, "Hastamızı yaklaşık 2 ay önce ameliyat ettik. Ameliyat sonrası programlamalarını yaptık. Bu hastalarda, hastalığın durumu ve hastanın ihtiyaçlarına göre verilecek ilacı pompa sayesinde programlayabiliyoruz. Programlamalardan sonra hastamız daha iyi olduğunu ve kasılmalarında belirgin düzelmeler olduğunu söylüyor. Hatta daha önceki pompaya göre şu an daha düşük doz ilaç vermemize rağmen hasta yine bundan fayda görebiliyor" şeklinde konuştu. "Günümüz pompa teknolojisinin en yeni versiyonunu kullandık" Yeni pompanın eskisine nazaran hastaya yeni kazanımlar sağladığına dikkat çeken Dr. Sürme, sözlerine şöyle devam etti: "Hem güncel bir sürüm olması hem de pompanın güncellenebilir bir teknolojiyle donatılmış olması çok önemli. Pompanın yeni özellikleri sayesinde hastalara gün içerisinde çeşitli programlamalar yapma imkanı sağlıyor. Örneğin, sabah farklı bir program yapabilirken akşam farklı bir program yapmak suretiyle hafta özelinde biz bu tedaviyi optimize edebiliyoruz. Yine bunun yanı sıra, bir takım siber güvenlik ve pompa etrafındaki kaplamaların da geliştirilmiş olması hastaya konfor sağlıyor"
16 Nisan 2025 Çarşamba - 09:10
Baharla birlikte gelen polen kabusunuz olmasın
Bahar aylarıyla birlikte en sık gözlenen rahatsızlıkların başında polen alerjisi geliyor. Doğanın uyanmasıyla ortaya çıkan polenler gözle görülemese de sinüzitten nefes darlığına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, polen alerjisi ve korunma yolları hakkında bilgi verdi. Polen alerjisinin mevsimine girildiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, "Bahar aylarında polenler ortaya çıkmaktadır. Polenler, alerjik kişilerde pek çok soruna neden olmaktadır. Bunların arasında burun akıntısı, kaşıntısı, gözlerde kaşıntı, sulanma, hapşırma, sinüzit, nefes darlığı bulunmaktadır. Bu mevsimde polenlerden korunmak için bazı çözüm yolları bulunmaktadır" dedi. Uzm. Dr. Başak Burgazlıoğlu, polen alerjisi ile ilgili alınacak önlemleri şöyle sıraladı; "Polen alerjisi varsa hayatı kolaylaştırmak için bazı önlemler alınabilir. Polenler sabaha karşı 04.00-05.00 saatlerinde uçuşmaya başlar ve akşam 21.00-22.00’ye kadar etkili olmaya devam ederler. Sabah saatlerinde havada daha yoğundurlar ve etkileri ilerleyen saatlerle azalır. Mümkünse sabah erken saatlerde dışarı çıkılmamalı; mutlaka çıkmak gerekiyorsa maske takılmalı veya bir mendille ağız, burun kapatılmalı. Açık havada olabildiğince kısa kalınmalı ve doğadan, piknik alanlarından uzak durulmalı. Evler, sabah saatleri yerine akşam saatlerinde havalandırılmalı. Kalkar kalkmaz evi havalandırmak için balkon kapılarını ve pencereleri açmamak gerekir. Alerji yoğunsa ve dış ortama çıkılmadığı ve ilaçlar da düzenli kullanıldığı halde rağmen şikâyetler gerilemiyorsa kapalı ortamlardaki havayı polenlerden arındıracak filtreli havalandırma veya hava temizleme cihazı kullanılmalıdır." "Çamaşırları dış ortamda kurutmaktan kaçınmalıyız" Ev ve araba klimalarının bakımdan geçirilmesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Başak Burgazlıoğlu, "Polen filtreleri mutlaka yılda bir defa temizletilmelidir. Gözlük kullanılıyorsa gözlükler düzenli olarak yıkanmalı. Çünkü gözlüğe yapışan her polen rahatsızlanmaya sebep olacaktır. Günlük kıyafetler, yatak odasında çıkartılmamalı. Çamaşırlar dış ortamda kurutulmamalıdır. Polenler çamaşırların üzerine yerleşebilir. Dışardan eve girildiğinde eller ve yüz mutlaka yıkanmalı. Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir. Yine gözlerin yan taraflarını kapatan güneş gözlüklerinin faydası olabilir. Polen döneminde ilaç tedavisi ile istenilen sonuç alınamayan ve alerjileri cilt testleri ile doğrulanmış hastalarda aşı tedavisi olarak da bilinen immünoterapi uygulanabilir" şeklinde görüş verdi.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 01:27
Sağlık Bakanı Memişoğlu’ndan DEM Partili Önder’in durumu hakkında açıklama
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in durumu hakkında açıklama yaptı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "TBMM Meclis Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e kalpten çıkan ana damarda meydana gelen yırtılma nedeniyle cerrahi müdahale yapılmaktadır. Ameliyat süreci devam etmekte olup durumu yakından takip edilmektedir. Kendisine acil şifalar diliyorum" dedi.
16 Nisan 2025 Çarşamba - 01:23
Sağlık Bakanlığı: "TBMM Meclis Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e kalpten çıkan ana damarda meydana gelen yırtılma nedeniyle cerrahi müdahale yapılmaktadır. Ameliyat süreci devam etmekte olup durumu yakından takip edilmektedir."
Sağlık Bakanlığı: "TBMM Meclis Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e kalpten çıkan ana damarda meydana gelen yırtılma nedeniyle cerrahi müdahale yapılmaktadır. Ameliyat süreci devam etmekte olup durumu yakından takip edilmektedir."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder