SAĞLIK
Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir" 27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51:50 Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45 Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin" Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:11 Kene popülasyonu arttı, uzmanlar tedbir çağrısı yaptı Yağmur yağışları ve havaların ısınmasıyla birlikte ortaya çıkan kenelere karşı uzmanlar vatandaşları uyardı. İlkbahar ve yaz aylarının gelmesiyle kene vakalarında artış yaşanırken, özellikle kene ısırmaları sonucu görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğu belirtildi. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Karakeçili, özellikle haziran ortası ve temmuz aylarında vaka yoğunluğunun arttığını söyledi. Bu yıl kene popülasyonunun fazla olduğuna dikkati çeken Karakeçili, keneye maruz kalan vatandaşların en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Karakeçili, hastaneye ulaşımın mümkün olmadığı durumlarda kenenin çıplak elle temas edilmeden çıkarılması gerektiğini belirterek, "Eldiven ya da poşet yardımıyla cımbız kullanılarak uygun şekilde çıkarılmasını öneriyoruz." dedi. Kırsal alanlarda kapalı kıyafet tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakeçili, şunları kaydetti: "Kapalı ayakkabı giyilmeli ve pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı. Çünkü keneler yerden gelerek vücudumuza tutunuyor. Ayrıca vücudun düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor." Kenelere karşı koruyucu spreylerin de kullanılabileceğini aktaran Karakeçili, vatandaşların panik yapmadan bilinçli hareket etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:49 Annelik estetiği, birden fazla bölgeyi düzeltebilir Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Mahmut Özyılmaz, doğum sonrası vücutta bazı kalıcı değişiklikler ortaya çıkabileceğini belirterek, "Karın kaslarında gevşeme, ciltte sarkma, memelerde sarkma, hacim kaybı ve bacaklarda yağlanma doğum sonrası en sık görülen sorunlardır. Annelik estetiği ’mommy makevover’ ile bu sorunların kalıcı olmasının önüne geçilebilir. Doğum sonrası vücutta oluşan deformasyonların düzeltilmesi, kadının kendini yeniden iyi hissetmesini ve özgüveninin artmasını sağlar" dedi. Annelik estetiği, diğer bir adıyla "mommy makeover" uygulamaları hakkında bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Mahmut Özyılmaz, "Gebelik ve doğum sonrası vücutta oluşan değişimler her zaman kalıcı olmak zorunda değil. Annelik estetiği, deforme olan bölgeleri yeniden şekillendirmek ve vücut oranlarını toparlamak amacıyla planlanan kombine cerrahi işlemleri içerir. Doğru planlama ile annelik estetiği sayesinde kadınlar kendilerini yeniden daha iyi hissedebilir" diye konuştu. "Her hastaya aynı işlem uygulanmaz" Annelik estetiğinin kişiye özel planlandığını vurgulayan Özyılmaz, "Her hastada tüm ameliyatlara gerek olmayabilir. Hastanın ihtiyaçları, beklentileri, vücut yapısı ve sağlık durumu değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılır" ifadelerini kullandı. "En sık meme estetiği ve karın germe uygulanıyor" Doğum ve emzirme sonrası en fazla değişimin meme bölgesinde görüldüğünü belirten Özyılmaz, "Meme büyütme, meme dikleştirme, gerekirse dikleştirme ile birlikte büyütme ya da meme küçültme ameliyatları planlanabilir. Burada hastanın beklentisi ve vücut ölçüleri mutlaka dikkate alınır" diye konuştu. Karın bölgesindeki değişimlere de değinen Özyılmaz, "Gebelik sonrası karın kaslarında gevşeme, ciltte sarkma ve yağlanma oluşabilir. Karın germe ameliyatı ile sarkan deri alınır, karın kasları sıkılaştırılır ve bel hattı yeniden şekillendirilir" dedi. "Dirençli yağlar liposuction ile alınabiliyor" Diyet ve egzersize rağmen bazı bölgelerde yağlanmanın kalabildiğini ifade eden Özyılmaz, "Bel, basen, bacak içi ve diz içi gibi alanlarda dirençli yağ birikimleri görülebilir. Liposuction ile bu bölgelerdeki yağlar alınarak vücut hatları daha dengeli hale getirilebilir" dedi. "Doğumdan sonra en az 1 yıl beklenmeli" Annelik estetiğinin doğum yapmış, emzirme dönemi tamamlanmış ve genel sağlık durumu uygun olan hastalara uygulanabileceğini belirten Özyılmaz, "Doğumdan sonra en az 1 yıl geçmesi ve kilo verme sürecinin tamamlanmış olması önemlidir" diye konuştu. "Bazı hastalarda tek ameliyatta yapılabilir" Birden fazla işlemin aynı seansta yapılabildiğini belirten Özyılmaz, "Tek ameliyatta tüm işlemler uygulanabilir. Ancak bunun için hastanın sağlık durumu, kilosu, sigara kullanımı ve ek hastalıklarının olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir" dedi. "Yaklaşık 10 günlük dinlenme süreci yeterli olabilir" İyileşme süreci hakkında bilgi veren Özyılmaz, "Kombine ameliyatlarda genellikle 2 gece hastane yatışı gerekir. Sonrasında evde yaklaşık 10 günlük istirahat süreci yeterli olabilir" ifadelerini kullandı. "Amaç sadece görünüm değil, özgüvenin yeniden kazanılması" Son olarak annelik estetiğinin psikolojik etkisine dikkat çeken Özyılmaz, "Doğum sonrası vücutta oluşan deformasyonların düzeltilmesi, kadının kendini yeniden iyi hissetmesini ve özgüveninin artmasını sağlar. Başarılı sonuç için doğru planlama, hasta uyumu ve deneyimli bir uzmanla ilerlemek büyük önem taşır" dedi.
Uzmanından çocuklarda göz sağlığı uyarısı
14 Nisan 2025 Pazartesi - 16:06 Uzmanından çocuklarda göz sağlığı uyarısı Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burak Akkoyun, çocuklarda göz sağlığının erken dönemde önemsenmesi gerektiğini belirtti. Bebeklik döneminden itibaren her yaşta göz muayenesi yapılabileceğini belirten Op. Dr. Akkoyun, özellikle doğumdan sonraki ilk 6 ayda tüm çocukların göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerektiğini ifade etti. Op. Dr. Akkoyun, bu sayede şaşılık, kırma kusurları, doğumsal katarakt ve retina gibi ciddi göz hastalıklarının erken dönemde tespit edilebileceğini söyledi. Ayrıca, erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde, yoğun bakımda oksijen desteği almış bebeklerde retina hastalığı riskinin bulunduğunu belirten Op. Dr. Akkoyun, prematüre bebeklerin ilk haftalardan itibaren göz muayenesine tabi tutulması gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Burak Akkoyun, ’’Şaşılık, gözlerin paralelliğini kaybetmesi durumudur. Çocuklarda sıklıkla görülen göz bozuklukları arasında yer alan şaşılık, genellikle genetik yatkınlık, hamilelik süreci, doğumdaki sorunlar ve geçirilen hastalıklar gibi faktörlerden kaynaklanabiliyor. Çocuklarda şaşılık görülme sıklığı yüzde 2-4 arasında değişiyor. Yalancı şaşılık gibi yanlış tespitler de yaygın ancak çocuğun gelişimiyle birlikte bu durum düzelebilir. Çocuklarda göz tembelliği özellikle 3-3.5 yaş civarında saptanıyor. Gözler arasındaki numara farkı artarsa göz tembelliği riski de artar. Gözlük tedavisi ve sağlıklı gözün kapatılmasıyla göz tembelliği tedavi edilebilir. Kapama tedavisi 3-8 yaş arasında daha etkilidir. 9-10 yaşından sonra görme iyileşmesi çok düşüktür. Şaşılık, çoğunluğunun göz tembelliği olan hastalarda oluşuyor. Çocukların göz sağlığını korumak için düzenli göz muayenelerinin yapılması gerekmektedir. Aileler çocuklarını 2 yaşına kadar elektronik cihazlardan uzak tutmalı, 7 yaşına kadar günlük ekran süresinin 1 saati geçmemesi gerekir. Çocuğun gözünde kayma tespiti durumunda, fotoğraf çekip doktoruna sunmakta fayda var’’ dedi. Damlalı muayene gerekliliği hakkında bilgi veren Op. Dr. Akkoyun, damlalı muayene öncesinde çocuğun sağlığının yerinde olduğundan emin olunması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi’nden ABD’nin önde gelen tıp fakültesi ile akademik iş birliği
14 Nisan 2025 Pazartesi - 14:42 Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi’nden ABD’nin önde gelen tıp fakültesi ile akademik iş birliği Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi, Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi ile iş birliği protokolü imzaladı. Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi, tıp dünyasının öncü kurumlarından Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi ile ileri tedaviler, bilimsel araştırmalar ve eğitim programlarını kapsayan kapsamlı bir iş birliği protokolü imzaladı. Özellikle CART hücre tedavisi ve proton tedavisi gibi yenilikçi yaklaşımların ön plana çıktığı anlaşma; klinik uygulamalardan ikinci görüş sistemine, uluslararası eğitimlerden hücre üretim laboratuvarlarına kadar sağlıkta yeni bir vizyonun kapılarını aralıyor. Bilim ve tedavide yeni ufuklar Yapılan açıklamaya göre, iş birliği kapsamında özellikle CART hücre tedavisi ve proton tedavisi gibi ileri tedavi yöntemleri öncelikli olmak üzere ortak klinik programlar geliştirilecek ve hastaların bu tedavilere erişimi kolaylaştırılacak. Türkiye’de gerçekleştirilecek bilimsel konferanslar ile Perelman Tıp Fakültesi uzmanlarının bilgi ve tecrübesi Türk sağlık profesyonelleriyle buluşacak. Ayrıca Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi hekimleri için hem çevrimiçi hem de yüz yüze formatlarda özel eğitim programları planlanıyor. İkinci görüşle tanıda global güvence Özellikle karmaşık ve ileri düzey tedavi gerektiren hastalarda Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi uzmanlarının görüş ve değerlendirmeleri, Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi hekimlerinin hizmetine sunulacak. Bu sistem sayesinde hastalar tanı ve tedavi süreçlerinde dünya standartlarında bir güvenceye sahip olacak, hekimler ise alanında öncü uluslararası meslektaşlarıyla etkileşime geçerek farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilecek. Araştırmada güç birliği Yalnızca eğitim ve klinik uygulamalarla sınırlı kalmayacak işbirliği ortak biyomedikal araştırmalar için sağlam bir zemin oluşturacak. Uluslararası standartlarda bilimsel ve etik ilkelere uygun yürütülecek projeler bilgi üretimini, inovasyonu, insan sağlığına katkıyı ve geleceğin tedavilerine birlikte yön vermeyi amaçlıyor. Kanser tedavisinde yeni bir dönem: Hücresel tedavi İş birliğini değerlendiren Liv Hospital Rejeneratif Tıp ve Kök Hücre Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erdal Karaöz, "Günümüzde gündemde olan hücresel tedavi başlığı altında, kanser tedavisinde devrim niteliğindeki bilimsel gelişmelerin çıkış noktası olan Pennsylvania Üniversitesi ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği çok önemli. Bu kapsamda Türkiye’de ilk defa hücresel tedavi uygulaması yapacak olan Liv Hospital, İstinye Üniversitesi ile birlikte kurmakta olduğumuz uluslararası standartlardaki laboratuvarlar aracılığıyla bu tedavide kullanılacak hücreleri kendi bünyemizde üretmeye hazırlanıyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde, bilimsel ve etik kurallar çerçevesinde faaliyet gösterecek bu laboratuvarlarda üretilecek hücresel tedavi ürünleriyle, özellikle hematolojik kanserlerin bazı kanser türlerinin tedavisi, önümüzdeki aylarda ülkemizde de uygulanmaya başlanacak. Bu yenilikçi tedavi yaklaşımı sadece kanserle sınırlı kalmayacak. Hücresel tedavinin, ilerleyen süreçte solid organ kanserlerinde ve şu an üzerinde bilimsel çalışmaları devam eden otoimmün hastalıklarda da kullanılması güçlü bir olasılıktır. Örneğin tip 1 diyabet, sistemik lupus eritematozus, multiple skleroz (MS) gibi hastalıkların da bu teknoloji ile tedavi edilebilmesi gelecekte mümkün olacaktır" diye konuştu. Dirençli kanserlerde yeni umut: CART Hücre tedavisi Liv Hospital Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hilmi Doğu, "Hücresel tedaviler arasında yer alan CART hücre tedavisi özellikle mevcut tedavilere dirençli ya da tedavi sonrası nükseden lenfoma, bazı lösemi alt tipleri ve multiple myelom gibi hematolojik kanserlerde önemli bir umut kaynağı olarak öne çıkıyor. Dünyanın birçok ülkesinin henüz erişim imkanı olmayan bu ileri teknoloji tedavi yöntemini, bu alanda uluslararası düzeyde deneyime sahip merkezlerle iş birliği içinde, hastalarımıza en güncel ve etkin şekilde sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üstelik CART hücre tedavisi sadece hematolojik malignitelerle sınırlı değil. Otoimmün hastalıklar ve nörolojik bazı rahatsızlıklar gibi farklı alanlarda da gelecek vadediyor. Bu yenilikçi yaklaşımın yakın gelecekte modern tıbbın vazgeçilmez bir parçası olacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Global vizyon güçlenecek İş birliğinden çok mutlu olduklarını söyleyen Liv Hospital Grup Koordinatörü ve İstinye Üniversitesi İcra Kurulu Üyesi Meri İstiroti ise, "Bilimsel ortaklıkları yalnızca bir bilgi alışverişi değil, insan hayatına doğrudan dokunan, geleceği dönüştüren güçlü bir etkileşim olarak görüyoruz. Liv Hospital ve İstinye Üniversitesi olarak sağlık hizmetinde yalnızca bugünü değil, yarını da düşünen bir vizyonla hareket ediyoruz. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi gibi köklü ve yenilikçi bir kurumla gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, ülkemizin sağlıkta uluslararası alandaki konumunu güçlendirecek önemli bir adım. Gerek ileri tedavi yöntemlerine erişimi kolaylaştıracak klinik programlar, gerekse bilimsel üretimi destekleyecek ortak araştırma projeleriyle, sağlık hizmetinin her katmanına değer katmayı hedefliyoruz. Bu anlaşmanın yalnızca kurumlarımız için değil, aynı zamanda hastalar, öğrenciler ve genç araştırmacılar için de ilham verici fırsatlar oluşturacağına inanıyorum" dedi.
Samsun’a 2 milyon yeni randevu kapasitesi
14 Nisan 2025 Pazartesi - 14:23 Samsun’a 2 milyon yeni randevu kapasitesi Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, "2022 yılında 3 milyon olan Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) randevu kapasitesini, 2024 yılında 4,5 milyona çıkarttık. 2025 yılının ilk 3 ay verilerine baktığımızda bu rakam 5 milyonu aşacak gibi gözüküyor" dedi. Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından son zamanlarda MHRS üzerinde çok ciddi çalışmalar yapıldığını belirten Müdür Uras, Samsun’daki randevu sistemi çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. Uras, "Biz de Samsun İl Sağlık Müdürlüğü olarak ilimizde özel yürütülen çeşitli planlamalar sonucunda çok ciddi başarılar elde ettik. Vatandaşlarımızın yoğun olarak başvurduğu Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Samsun Gazi Devlet Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanemizde poliklinik sayılarını arttırdık. Vatandaşlarımızın maksimum muayene kapasitelerini kullanma amacıyla randevu kapasiteleri arttırdık. 2022 yılında 3 milyon olan MHRS randevu kapasitesini, 2024 yılında 4,5 milyona çıkarttık. 2025 yılının ilk 3 ay verilerine baktığımızda bu rakam 5 milyonu aşacak gibi gözüküyor" diye konuştu. Yeni hastanelerde devreye girdiğinde MHRS kapasitesinde ciddi bir artış olacağını belirten Uras, "2025 yılında 2022 yılına göre yaklaşık 2 milyon yeni randevu kapasitesi oluşturmuş olacağız. 2022 yılında aylık ortalama randevu sayımızı 276 binken, bu rakam 2025 Ocak ayında 450 bine yaklaştı. Son 3 yılda yüzde 60’ın üzerinde bir kapasite artışı elde etmiş olduk. MHRS randevusu bekleyen hastalarımızın azaltılması konusunda bir ekip oluşturduk. Artan muayene kapasitesi ve hastanede oluşturulan MHRS randevu arama ekiplerimiz, bekleyen randevu taleplerini bırakan hastalarımızı tek tek arıyor. Uygun tarihli randevu arama çalışmaları yapıyor. Biz bunun üzerine randevu bekleyen hasta sayısında yüzde 72 oranda bir azaltma sağladık. Vatandaşlarımıza şunu belirtmek istiyorum: Öncelikle başvurumuzu aile hekimliğine yaparsak sistemin çok daha düzgün bir şekilde çalışmasını sağlarız" şeklinde konuştu.
Van’da tiroid ameliyatındaki risk teknolojiyle aşıldı
14 Nisan 2025 Pazartesi - 14:12 Van’da tiroid ameliyatındaki risk teknolojiyle aşıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir tiroid ameliyatında, gelişmiş cerrahi tekniklerden biri olan sinir monitorizasyon yöntemi kullanılarak 49 yaşındaki kadın hastanın ses telleri zarar görmeden operasyon başarıyla tamamlandı. Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan 49 yaşındaki 6 çocuk annesi Aynur Hakir, boğaz ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklerin ardından tiroid hastalığı teşhisi konulan Hakir’in ameliyat edilmesine karar verildi. Gerçekleştirilen operasyonda, ses tellerine giden sinirler korunarak herhangi bir komplikasyona yol açılmadan müdahale tamamlandı. Hasta, kısa süre içerisinde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Kadir Bartın, tiroid cerrahilerinde en çok korkulan risklerden birinin, ses tellerine fonksiyon kazandıran sinirlerin zarar görmesi olduğunu belirtti. Bu sinirlerin zarar görmesinin, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü gibi ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Bartın, "Hastanemizde ve bölgemizde, oldukça sık görülen tiroid bezi hastalıklarına yönelik cerrahiler düzenli olarak gerçekleştirilmektedir. Tiroid hastalıkları, boyun bölgesinde hayati organlara olan yakın komşuluğu nedeniyle komplikasyon riski yüksek bir grup içerisinde yer almaktadır. Hastalarımızın bu süreçte en çok endişe duyduğu komplikasyonlardan biri ise, ses tellerinin fonksiyonlarını sağlayan ve yutma sırasında da görev alan, soluk borusunun iki yanında yer alan sinir çiftine (n. recurrens) yönelik hasar riskidir. Bu sinirin zedelenmesi ya da kesilmesi, ciddi sonuçlar doğurabileceği için en çok korkulan komplikasyonlardan biridir. Ancak günümüzde cerrahi teknikler ve teknolojik gelişmeler sayesinde bu riskleri önemli ölçüde azaltmak mümkündür. Biz de hastanemizde, sinir hasarlarını önlemek amacıyla sinir monitorizasyonu teknolojisini kullanıyoruz. Özellikle monopolar sinir monitorizasyon teknolojisi sayesinde bu risk tamamen ortadan kaldırılmasa da oldukça tolere edilebilir düzeylere indirgenebilmektedir" dedi. "Komplikasyon gelişmeden başarıyla tamamlandı" Tiroid cerrahilerinin Türkiye genelinde yaygın olarak gerçekleştirildiğini belirten Bartın, "Bu hastamızda da olduğu gibi, tüm tiroid ameliyatlarımızda sinir monitorizasyonu yöntemini rutin olarak uygulamaktayız. Operasyonumuz herhangi bir komplikasyon gelişmeden başarıyla tamamlanmış ve hastamız taburcu aşamasına gelmiştir" diye konuştu. Başarılı operasyonun ardından ses tellerinden ve yutma konusunda herhangi bir sorun gelişmeyen Aynur Hakir isimli hasta ise ameliyat sonrası sağlığına kavuştuğunu söyledi. Hakir, ameliyatı başarıyla gerçekleştiren doktoruna teşekkür etti.
Erken tanı Alzeheimer’da da hayati önemde
14 Nisan 2025 Pazartesi - 14:05 Erken tanı Alzeheimer’da da hayati önemde Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, alzheimer hastalığının belirtilerine ve tanı sürecine dikkat çekerek, erken teşhisin önemine vurgu yaptı. Unutkanlıkla başlıyor, yaşamı etkiliyor Eskişehir Özel Ümit Hastaneleri Doktoru, Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, alzheimer hastalığının yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve bireyin zihinsel işlevlerini kademeli olarak bozan bir rahatsızlık olduğunu ifade etti. Hastalığın en sık görülen belirtisinin unutkanlık olduğunu belirten Arı, "Buna konuşma güçlükleri, aile bireylerini tanıyamama, huzursuzluk ve saldırganlık gibi davranışsal sorunlar da eşlik edebilir" dedi. Günlük işlevleri sekteye uğratıyor Alzheimer’ın yavaş ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Arı, isim bulmada zorluk, anahtarı kapının üzerinde bırakma, aynı olayları tekrar tekrar sorma, ev ya da dış mekânlarda eşyaları unutma gibi durumların, hastalığın başlangıç belirtileri arasında yer aldığını söyledi ve bu belirtilerin zamanla kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyebileceğini vurguladı. Tanıda basit ama etkili yöntem Tanı sürecinde erken adım atmanın büyük önem taşıdığını vurgulayan Gonca Malkoç Arı, "Bilişsel bozuklukları tespit edebilmek için toplam 11 sorudan oluşan ve 30 puan üzerinden değerlendirilen bir test uygulanır. Tamamlanması sadece 10 dakika sürer ve herhangi bir hazırlık gerektirmez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden uzmana başvurmak büyük önem taşır" dedi. Alzheimer nedir? Alzheimer, beynin bazı bölgelerinde hücre ölümü ve sinir hücreleri arasındaki iletişimin bozulması sonucu oluşan bir nörodejeneratif hastalıktır. En sık görülen demans (bunama) türüdür. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık, ileri yaş, kafa travmaları ve bazı yaşam tarzı faktörlerinin riski artırabileceği düşünülmektedir. Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen alzheimerın, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte daha yaygın hale gelmesi beklenmektedir.
Ameliyatsız kalp tedavisinde yeni dönem
14 Nisan 2025 Pazartesi - 13:51 Ameliyatsız kalp tedavisinde yeni dönem Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Cin, klasik yöntemlerle tedavisi zor görülen kalp hastalığının, artık modern girişimsel tekniklerle başarıyla yönetilebildiğini söyledi. Kalp rahatsızlıklarının tedavisine yönelik geliştirilen yeni yöntemlere ilişkin bilgiler veren Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Cin, kalp hastalıklarında çığır açan teknolojik gelişmelerin, 2025 yılı itibarıyla açık kalp ameliyatlarının yerini giderek daha fazla girişimsel yöntemlere bırakmasına imkan sağladığını belirtti. Özellikle koroner damar tıkanıklıkları, kalp kapak hastalıkları ve ritim bozukluklarında, artık pek çok hastanın neşter değmeden sağlığına kavuşabildiğine dikkat çeken Cin, "Son 10-15 yılda büyük bir ivme kazanan girişimsel kardiyoloji, kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisinde cerrahiye olan ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Eskiden kesin ameliyat adayı olarak görülen hastalar, bugün artık kasıktan girilerek yapılan işlemlerle aynı gün içinde taburcu olabiliyor" dedi. Gelişmelerin sadece damar açılmasıyla sınırlı olmadığını kaydeden Gökhan Cin, "Yapısal kalp hastalıklarının tedavisinde de girişimsel yöntemler ön plana çıkıyor. Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVI) gibi tekniklerle artık kalp kapakları da açık ameliyat olmaksızın değiştirilebiliyor. Mitral kapak kaçaklarında ise özel klips ya da yama sistemleri ile kaçaklar kapatılarak hastaların şikayetleri ortadan kaldırılabiliyor" diye konuştu. 2025 yılının en dikkat çekici gelişmelerinden birinin ise yıllardır standart olarak kullanılan ilaçlı stentlerin yerini almaya başlayan ilaçlı balonlar olduğuna işaret eden Cin, "Bu balonlar, damarı açmakla kalmıyor, ilaç salımı sayesinde tekrar tıkanmayı da önlüyor. Üstelik geride stent gibi kalıcı bir metal yapı bırakmıyor. Böylece damar, zamanla kendini onarıp doğala en yakın yapısına dönebiliyor. Bu yenilik, hem genç hastalar hem de stent takılmasının riskli olduğu gruplar için büyük bir umut kaynağı" ifadelerini kullandı. Cin, Mersin Özel Ortadoğu Hastanesi Kardiyoloji Bölümünün, bu teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, hastalarına en güncel tedavi seçeneklerini sunduğunu da sözlerine ekledi.
‘Hastalıkların tanısını geciktiren 3 ölümcül hata’
14 Nisan 2025 Pazartesi - 13:25 ‘Hastalıkların tanısını geciktiren 3 ölümcül hata’ Hastalıklarda tanının gecikmesinin ölümcül olabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Şahin, "Tanı gecikmesinin en temel nedenlerinden biri, hastalıkların ilk belirtilerinin halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık gibi genel ve sıradan yakınmalarla sınırlı kalmasıdır. Bunun yanı sıra, özellikle gençlerde sık görülen düşük risk algısı, bireylerin kendilerini sağlıklı hissetmeleri nedeniyle sağlık taramalarını gereksiz görmelerine yol açar. Ancak iyi hissetmek, her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez. Birçok ciddi hastalık uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Üçüncü ve en sık karşılaşılan neden ise modern yaşamın getirdiği yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerinin ertelenmesidir" dedi. Günümüzde modern tıbbın sunduğu tüm imkanlara rağmen birçok birey için hastalık, farkında olmadan tehlike oluşturmaya devam ediyor. Tanısı konulmamış bazı hastalıklar ise yalnızca bireyin hayat kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda geri dönüşümsüz komplikasyonlara, organ kayıplarına ve hatta ölümcül sonuçlara neden olabiliyor. Medical Park Ordu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Şahin, tanısı konulmayan hastalıklar ile ilgili uyarılarda bulundu. "Vücudumuz bize sinyaller gönderir" Yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı ya da ani kilo artışı, baş dönmesi gibi sık göz ardı edilen belirtilerin aslında bazı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Şahin, "Diyabet, hipertansiyon, karaciğer yağlanması ya da tiroit bozuklukları gibi birçok kronik hastalık, başlangıçta sessiz seyreder. Tanısı geciken hastalıklar ise organ hasarına kadar gidebilir" diye konuştu. "Rutin kontroller ihmal edilmemeli" Toplumda ‘bir şeyim yoksa doktora gitmem’ anlayışının yaygın olduğunu belirten Uzm. Dr. Şahin, "Sağlıklı bireylerde bile yılda bir kez genel check-up yaptırmak, olması muhtemel hastalıkların erken dönemde tespiti açısından büyük önem taşır. Basit bir kan testi ya da görüntüleme ile hayat kurtaracak sonuçlara ulaşmak mümkündür" ifadelerine yer verdi. "Hipertansiyon hastalarının yarısı hastalığının farkında değil" İstatistiki verilerden bahseden Uzm. Dr. Şahin, "Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve uluslararası sağlık araştırma kurumlarının yayımladığı istatistiklerin, tanısı konulmamış hastalıkların toplum sağlığı açısından ne denli ciddi bir tehdit oluşturduğunu çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 40’ı, hastalığından habersiz bir şekilde yaşamını sürdürmektedir. Diyabetin erken döneminde belirgin bir semptom görülmemesi, bu durumun en önemli nedenlerinden biridir. Oysa tanı geciktiğinde, diyabet kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük ve ayak ampütasyonları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Benzer şekilde hipertansiyon (yüksek tansiyon) vakalarının yaklaşık yüzde 50’si tanı almadan ilerlemekte, bireyler ancak başka bir hastalık nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurduklarında hipertansiyon tanısı almaktadır. Bu sessiz hastalık, uzun süre fark edilmeden damarlarda hasar oluşturarak inme, kalp krizi, böbrek yetmezliği gibi ölümcül sonuçlara neden olabilir. Bu veriler yalnızca bireysel sağlığı tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda sağlık sistemlerine olan ekonomik yükü de katlanarak artırır. Tanı konulmamış bir hastalık, zamanla daha karmaşık ve maliyetli bir tedavi sürecine dönüşür. Oysa erken tanı, hem yaşam süresini uzatmakta hem de yaşam kalitesini ciddi oranda artırmaktadır" şeklinde konuştu. "Tanıyı geciktiren ihmallere dikkat" Uzm. Dr. Şahin, tanının gecikmesinin başlıca nedenlerini şöyle paylaştı: "Tanının gecikmesinin en temel nedenlerinden biri, hastalıkların daha çok belirgin bir şekilde başlamaması ve ilk belirtilerinin halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık gibi genel ve sıradan yakınmalarla sınırlı kalmasıdır. Bu tür semptomlar, çoğu zaman günlük yaşamın stresi, yorgunluk ya da mevsimsel değişikliklerle ilişkilendirilerek önemsenmez. Bunun yanı sıra, özellikle genç erişkinlerde sık görülen düşük risk algısı, bireylerin kendilerini sağlıklı hissetmeleri nedeniyle sağlık taramalarını gereksiz görmelerine yol açar. Ancak iyi hissetmek, her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez, birçok ciddi hastalık uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Üçüncü ve en sık karşılaşılan neden ise modern yaşamın getirdiği yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerinin ertelenmesidir. İş ve sosyal yaşam arasında sıkışan bireyler, düzenli kontrol alışkanlığı geliştiremediğinden hastalıklar ancak ileri evrede, belirgin hasarlar oluştuktan sonra fark edilebilmektedir." "Erken tanı sadece hayat kurtarmaz, geleceği de korur" "Modern tıpta önleyici yaklaşım esastır" diyen Uzm. Dr. Şahin, "35 yaş üstü bireylerin yılda en az bir kez detaylı bir sağlık taramasından geçmesi gereklidir. Ayrıca, ailesinde genetik hastalık öyküsü bulunanların, yaşam tarzı risk faktörlerine sahip bireylerin (sigara, obezite, sedanter yaşam) daha sık kontrol altında olması gerekir. Tanısı konulmamış hastalıkların bireysel etkilerinin yanı sıra, sağlık sistemlerine yükleri de göz ardı edilmemelidir" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Polat: "Normal doğumun avantajları sezaryene göre çok fazla"
14 Nisan 2025 Pazartesi - 13:23 Doç. Dr. Polat: "Normal doğumun avantajları sezaryene göre çok fazla" Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde 3üncüsü gerçekleştirilen Kadın Doğum Günlerinde konuşan Kongre Başkanı Doç. Dr. İbrahim Polat, "Bilinen bir gerçek var, Türkiye belki dünyada en çok sezaryen oranı olan bir ülke, bu doğru bir şey değil. Zaman alacak ama inşallah dünyada olan oranlara çekeceğiz diye düşünüyorum. Normal doğumun avantajları sezaryene göre çok daha fazla, bunu konuşmak bile yersiz. Sezaryenin de avantajlı olduğu konumlar var. Normal doğum öneriyoruz, lütfen sağdan soldan bilgilerle karar vermesinler" dedi. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde 10-13 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen 3’üncü Kadın Doğum Günleri’ne birçok kurumdan çok sayıda sağlıkçı katıldı. Kongre Başkanlığını Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Polat’ın yaptığı etkinlikte ebelik, gebelikte süreçler, gebelikte komplikasyonlar, alandaki güncel gelişmeler gibi birçok konu masaya yatırılırken, çok sayıda başlıkta bilgi paylaşımı ve değerlendirmeler yapıldı. Etkinlikte katılımcıların soruları da yanıtlanırken Doç. Dr. Polat, gebelikte toplumsal bilincin önemini aktardı, vajinal doğum ve sezaryene ilişkin bilgiler verdi. "Sayılara bakarsak aslında ulusal bir kongre oldu, çok mutluyuz" Kongreye katılımcın kendilerini memnun ettiğini aktaran Doç. Dr. İbrahim Polat, "3’üncü kongremizi yapıyoruz, İstanbul’da çok sayıda eğitim araştırma hastanesi ve üniversitenin kadın doğum klinikleri var, bunlar bize güç veriyor. Oradaki hocalarımızla birlikte bu kongreyi yapıyoruz. Adı Çam ve Sakura Kadın Doğum Günleri ama aslında İstanbul’daki bütün eğitim araştırma ve üniversitelerin ortak olduğu bir kongre bu, onlar var. Tabi katılımcılar; Türkiye’nin her yerinden var, sadece İstanbul değil, Trakya’dan, Anadolu’dan var. Bugün bin 100’ü geçen kaydımız, yüzü geçen de bildirimiz var. Sayılara bakarsak aslında bir ulusal kongre oldu, biz bu açıdan çok mutluyuz" dedi. "Normal doğum dediğimiz vajinal doğumun avantajları sezaryene göre çok fazla" Vajinal doğum ve sezaryen süreçlerine yönelik açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Polat, "Bilinen bir gerçek var, Türkiye belki dünyada en çok sezaryen oranı olan bir ülke, bu doğru bir şey değil. Bunu azaltmak bu oranı normal sınırlara, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün belirlediği sınırlara çekebilmek için Bakanlığımızın son zamanlarda yaptığı bir ‘Normal Doğum Eylem Planı’ var. Zaman alacak ama inşallah biz bunu dünyada olan oranlara çekeceğiz diye düşünüyorum. Sezaryenin gerektiği zaman yapılan bir prosedür, bir işlem olduğunu halkımıza anlatmamız lazım. Bir gebe okulumuz var, eğitim alıyorlar ve bu eğitimle belki daha doğru karar verebilir hale geliyorlar. Gebe okulu dışında online eğitimlerimiz var, eğitim veriyoruz. Normal doğum dediğimiz vajinal doğumun avantajları sezaryene göre çok fazla, bunu konuşmak bile yersiz çünkü ertesi gün kalkıyorsunuz, çocuğunuzu elinize alıyorsunuz, karnınız açılmamış oluyor dolayısıyla çok büyük avantaj. Anında emziriyorsunuz, hareketiniz çok daha kolay oluyor. Kulaktan dolma bilgilerle halk etkileniyor ve bunun talebini yapıyor, bir de korku. Hastanemizde ‘Epidural anestezili doğum’u başlattık, hiç ağrı çekmeden de doğum yaptırabiliyoruz. Bu imkan bu hastanemizde de var. Sezaryenle doğumlarda çocukların dirençleri daha düşük olabiliyor. Alerjiye daha yatkın olabiliyorlar gibi şeyler var. Bu açıdan da avantajlı olanın vajinal doğum olduğunu düşünüyoruz. Doğum doğal bir olaydır ve bunun halk tarafından bilinmesi lazım, doğal olmayan şey ameliyat. Doğumun avantajları sezaryene göre çok daha fazla, sezaryenin de avantajlı olduğu konumlar var. Normal doğum öneriyoruz, lütfen sağdan soldan bilgilerle karar vermesinler, ikincisi mutlak ve mutlak ağrısız doğum şekilleri var" diye konuştu.
Kanseri yendi, sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi
14 Nisan 2025 Pazartesi - 13:04 Kanseri yendi, sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi Beyin tümörü (Medulloblastom) tanısıyla onkoloji tedavisi gören ve sağlığına kavuşan 25 yaşındaki B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. Yaklaşık beş yıl önce baş ağrısı ve denge problemleri yaşayan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’a başvurdu. Yapılan değerlendirmeler sonucu hastaya beyin tümörü tanısı konuldu. Uygulanan tedavilerle hastalık kontrol altına alındı, tümör bulguları tamamen ortadan kalktı ve hasta düzenli kontrol sürecine alındı. Tedavisinin beşinci yılında doğal yollarla hamile kalan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel tarafından gebelik süresince takibe alındı. Bu süreçte onkoloji ve kadın hastalıkları uzmanları ve ekipleri tarafından düzenli kontrolleri yapılan B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. "Hastamıza ve bebeğine uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel, "Riskli gebeliklerin, hastanemizde uzman kadromuz, teknik altyapımız ile tam donanımlı yenidoğan ve erişkin yoğun bakım ünitelerimiz sayesinde başarılı bir şekilde takip ve tedavilerini gerçekleştiriyoruz. Hastamıza ve bebeğine uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz" dedi. "Sağlığına kavuşması ve anne olma hayalini gerçekleştirmesi gurur verici" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım da, "Bizler için önemli olan yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, hastalarımızın yaşam kalitesini artırarak onları hayata yeniden bağlamaktır. Hastamızın hem sağlığına kavuşması hem de anne olma hayalini gerçekleştirmesi, bizler için gurur verici bir sonuçtur" ifadelerini kullandı. "Yanımda olan aileme ve doktorlarıma çok teşekkür ederim" B.A. ise sağlıklı bir bebek dünyaya getirip anne olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirerek, "Bebeğimi sağlıklı şekilde kucağıma almanın sevincini yaşıyorum. Hastalıkla mücadele sürecimde yanımda olan aileme ve doktorlarıma çok teşekkür ederim" diye konuştu. B.A.’nın hastalıkla mücadelesi ve hem kendisinin hem de bebeğin sağlıklı bir şekilde yeni bir yaşama başlaması, ailesi ve SANKO Üniversitesi Hastanesi için büyük mutluluk kaynağı oldu.