SAĞLIK
Etin kalitesini bozup proteinini düşürmeyin 27 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:58:38 Kurban Bayramı’nda kurbanlıkların kesiminin ardından hemen dolaplara alınan etlerin kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, etlerin 5-6 saat bekletilmesinin son derece önemli olduğunu kaydetti. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Önder Yıldız, kurban kesiminin ardından etin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bilgiler verdi. Vatandaşların kesim sonrası en büyük hatasının etleri hemen dolaplara kaldırmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Kesimden sonrası bizim için son derece önemli. Kesimden sonra etlerin uygun ortamlarda 5-6 saat süreyle güneş almayan yerde küçük parçalara ayırılmış şekilde bekletilmesi gerekir. Bu, etin olgunlaşmasını sağlayacak, bakterilerin üremesini engelleyecek. Hem de insanlarımızın sağlıklı bir şekilde et tüketimini sağlayacaktır" dedi. Etlerin hemen dolaba atılmasının birçok kayıplara neden olduğuna değinen Yıldız, "Halkımızın yaptığı en büyük hata şu; kesimden sonra etlerin hemen buzdolabı ya da derin donduruculara konularak muhafaza edileceğini düşünüp uygulaması. Bu uygulama etin kalitesini bozuyor. Ölüm sertleşmesi ve orada oluşabilecek olumsuz bakterilerin yok edilmesi noktasında etlerin küçük parçalara ayrılarak güneş almayan yerlerde 5-6 saat muhafaza edilerek olgunlaşmasını sağlaması gerekir. Bu ortamların oluşturulmasının ardından paketlenerek ya buzdolabına ya da derin donduruculara konulabilir. Eğer ki böyle yapılmazsa buradaki risk başta etin kalitesini düşürür, bozulur. Olgunlaşma bakterileri orada görev yapmadığı için lezzetinde, kokusunda ve sertliğinde bazı sıkıntılar oluyor. Tüketiminde de hem damak tadı olarak hem kalite olarak hem de protein ile besleyici değerler yönünden kayıplara neden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz son derece önemli" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51 Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir" Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45 Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin" Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:11 Kene popülasyonu arttı, uzmanlar tedbir çağrısı yaptı Yağmur yağışları ve havaların ısınmasıyla birlikte ortaya çıkan kenelere karşı uzmanlar vatandaşları uyardı. İlkbahar ve yaz aylarının gelmesiyle kene vakalarında artış yaşanırken, özellikle kene ısırmaları sonucu görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğu belirtildi. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Karakeçili, özellikle haziran ortası ve temmuz aylarında vaka yoğunluğunun arttığını söyledi. Bu yıl kene popülasyonunun fazla olduğuna dikkati çeken Karakeçili, keneye maruz kalan vatandaşların en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Karakeçili, hastaneye ulaşımın mümkün olmadığı durumlarda kenenin çıplak elle temas edilmeden çıkarılması gerektiğini belirterek, "Eldiven ya da poşet yardımıyla cımbız kullanılarak uygun şekilde çıkarılmasını öneriyoruz." dedi. Kırsal alanlarda kapalı kıyafet tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakeçili, şunları kaydetti: "Kapalı ayakkabı giyilmeli ve pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı. Çünkü keneler yerden gelerek vücudumuza tutunuyor. Ayrıca vücudun düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor." Kenelere karşı koruyucu spreylerin de kullanılabileceğini aktaran Karakeçili, vatandaşların panik yapmadan bilinçli hareket etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Kanseri yendi, sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi
14 Nisan 2025 Pazartesi - 13:04 Kanseri yendi, sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi Beyin tümörü (Medulloblastom) tanısıyla onkoloji tedavisi gören ve sağlığına kavuşan 25 yaşındaki B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. Yaklaşık beş yıl önce baş ağrısı ve denge problemleri yaşayan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’a başvurdu. Yapılan değerlendirmeler sonucu hastaya beyin tümörü tanısı konuldu. Uygulanan tedavilerle hastalık kontrol altına alındı, tümör bulguları tamamen ortadan kalktı ve hasta düzenli kontrol sürecine alındı. Tedavisinin beşinci yılında doğal yollarla hamile kalan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel tarafından gebelik süresince takibe alındı. Bu süreçte onkoloji ve kadın hastalıkları uzmanları ve ekipleri tarafından düzenli kontrolleri yapılan B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. "Hastamıza ve bebeğine uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel, "Riskli gebeliklerin, hastanemizde uzman kadromuz, teknik altyapımız ile tam donanımlı yenidoğan ve erişkin yoğun bakım ünitelerimiz sayesinde başarılı bir şekilde takip ve tedavilerini gerçekleştiriyoruz. Hastamıza ve bebeğine uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz" dedi. "Sağlığına kavuşması ve anne olma hayalini gerçekleştirmesi gurur verici" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım da, "Bizler için önemli olan yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, hastalarımızın yaşam kalitesini artırarak onları hayata yeniden bağlamaktır. Hastamızın hem sağlığına kavuşması hem de anne olma hayalini gerçekleştirmesi, bizler için gurur verici bir sonuçtur" ifadelerini kullandı. "Yanımda olan aileme ve doktorlarıma çok teşekkür ederim" B.A. ise sağlıklı bir bebek dünyaya getirip anne olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirerek, "Bebeğimi sağlıklı şekilde kucağıma almanın sevincini yaşıyorum. Hastalıkla mücadele sürecimde yanımda olan aileme ve doktorlarıma çok teşekkür ederim" diye konuştu. B.A.’nın hastalıkla mücadelesi ve hem kendisinin hem de bebeğin sağlıklı bir şekilde yeni bir yaşama başlaması, ailesi ve SANKO Üniversitesi Hastanesi için büyük mutluluk kaynağı oldu.
Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Parkinson programı
14 Nisan 2025 Pazartesi - 12:23 Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Parkinson programı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Dünya Parkinson Günü kapsamında program düzenlendi. Programda konuşan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel, Türkiye’de yaklaşık 150 bin ile 200 bin arası Parkinson hastası olduğunu söyledi. Hastanenin konferans salonunda gerçekleştirilen programa Başhekim Doç. Dr. Mehmet Oğuzhan Ay, hastane yönetimi, nöroloji hekimleri, sağlık çalışanları ile hasta ve hasta yakınları katıldı. Programda Parkinson hastalığının belirtileri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında katılımcılara çeşitli bilgiler aktarıldı. Programda konuşan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel, Parkinson hastalığının santral sinir sistemine bağlı dopaminarjik nöronların kaybıyla seyreden bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Hastalığın dünya üzerinde çok sayıda insanı etkinliğini belirten Doç. Dr. Pekel, "Ülkemizde de yaklaşık 150 bin ile 200 bin arası Parkinson hastası olduğu tahmin edilmektedir. Ellerde titreme, hareketlerin yavaşlaması, yürüyüş bozuklukları, denge bozuklukları, düşmelerle seyredebiliyor bu hastalık. Motor semptomlarla beraber; hastada uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete gibi semptomlar da görülebiliyor" dedi. Birçok tedavi seçeneği mevcut Kronik ve ilerleyici bir hastalık olmasına rağmen hastaların bu konuda çaresiz olmadığını dile getiren Doç. Dr. Pekel, "Çünkü Parkinson hastalığıyla ilgili elimizde çok fazla tedavi seçeneği mevcuttur. İlaç tedavilerine ek olarak beyin pili ameliyatı, iğne tedavisi, halk arasındaki adıyla bağırsak pili ameliyatı gibi ileri evre tedavileri de hastalara sunulmaktadır" şeklinde konuştu. Beyin pili ameliyatları başarıyla uygulanıyor Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2018 yılından bu yana Derin Beyin Stimilasyonu ameliyatının (Beyin pili) uygulandığını ve aktif olarak davranış bozukluğu hastalarının değerlendirildiğinin bilgisini veren Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Yıldız ise, "Bunun dışında ileri evre tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Hastalar polikliniğimize müracaat ederek ya da merkezimizin mail adresine mail atarak bizlere başvurabilirler" ifadelerini kullandı. Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Sinay Önen ise hastalığa bağlı ortaya çıkabilecek ruhsal belirtiler hakkında katılımcılara çeşitli bilgiler aktardı.
Sağlam omurga sağlıklı hayat demek
14 Nisan 2025 Pazartesi - 12:20 Sağlam omurga sağlıklı hayat demek Bursa Özel Hayat Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirurji) bölümü hekimi Op. Dr. Erhan Arslan, bel ve boyun fıtıkları, omurga tümörleri, omurga kırıkları hakkında bilgiler verdi. Sinir sisteminin, beyinden başlayarak omurilik ve çevresel sinirlerle tüm vücudu saran karmaşık bir ağ yapısı olduğunu söyleyen Op. Dr. Erhan Arslan, "Bedenin en karmaşık ve hassas yapılarından biri olan sinir sistemi; düşünce, hareket, duyusal algı ve hayati fonksiyonların düzenlenmesinde merkezi bir rol oynar. Dolayısıyla, beyin ve sinir cerrahisi, hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkileyen, yüksek hassasiyet gerektiren müdahaleler içerir. Cerrahların, sinir sisteminin karmaşık yapısına ve işlevine zarar vermeden, hastalıklı dokuyu doğru bir şekilde hedef alması gerekir. Bu alanda kullanılan modern cerrahi teknikler ve gelişmiş görüntüleme yöntemleri, işlemlerin başarı oranını artırırken, hastaların iyileşme sürecini hızlandırır" dedi. Op. Dr. Erhan Arslan, "Omurlar arasında bulunan disklerin içerindeki sıvı içeriği zamanla ve yaşa bağlı olarak azalır. Bu da yüklenmelere karşı diskin dayanıklılığını azaltır. Uzun süre masa başında çalışmak, uzun sürelerle araç kullanmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, uygun olmayan spor faaliyetleri yapmak, düşme, çarpma gibi travmalara maruz kalmak diskte yırtılmalara yol açıp bel ve boyun fıtığına neden olabilir. Bel fıtığı orta-ileri yaş grubunda daha sık görülse de gençlerde hatta çocuklarda bile görülebilir. Erkek ve kadınlarda aynı oranlarda görülse de hamilelikte kısa sürede aşırı kilo alımına bağlı olarak kadınlarda görülme riski artar. Aşırı kilolu olmak bel fıtığı açısından önemli bir risk faktörüdür" şeklinde konuştu. Omurga ve omurilikle ilgili hastalıklar arasında fıtıklar, omurga tümörleri, dar kanal (spinal stenoz), omurga kırıkları ve skolyoz gibi yapısal bozuklukların yer aldığını ifade eden Bursa Özel Hayat Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirurji) bölümü hekimi Op. Dr. Erhan Arslan, omurga cerrahisi ile omuriliğe baskı yapan yapıların düzeltildiğini söyledi. "Hastanın ağrı, uyuşma gibi semptomlarının giderilmesi hedeflenir. Özellikle fıtık operasyonlarında mikrocerrahi teknikleri tercih edilerek daha hızlı iyileşme sağlanabilir" diyen Op. Dr. Erhan Arslan açıklamasını şöyle tamamladı: "Mikrodiskektomik yöntemle iş ve sosyal yaşama dönüş çok daha kısa oluyor. Bazı hasta gruplarında omurga şikayetlerinin sorumlusu bel fıtığıdır. Şiddetli bacak ağrısı, bacaklarda kuvvet kaybı, tuvaletini kontrol edememe gibi durumlarda cerrahi düşünülmelidir. Mikroskopların gelişmesi ve omurga cerrahisinde kullanılması ile birlikte mikrocerrahi yöntemi başarılı sonuçları beraberinde getirdi. Günümüzde mikrodiskektomi olarak adlandırılan gelişmiş kamera sistemleri ile kapalı omurga ameliyatları yapılmaktadır. Bu yöntemde hastalar 1,5 - 2 cm bir cilt kesisinden genel anestezi altında ameliyat edilir. Operasyon yaklaşık 15,20 dk sürmektedir. Küçük bir kesiden girildiği için etraf dokulara en az zarar ve doku kaybı avantajı sağlanmaktadır. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürütülerek ertesi gün taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası ağrı kesiciye bile ihtiyaç duyulmamaktadır. Op. Dr. Erhan Arslan boyun fıtığı ile ilgili bilgi verirken de, "Bel fıtığında olduğu gibi boyun fıtığında da ameliyat belirli bir hasta grubuna uygulanmaktadır. Şiddetli kol veya boyun ağrısı, kollarda kuvvetsizlik, bacaklarda kuvvetsizlik gibi durumlarda ameliyat düşünülmelidir. Ameliyat süreci genel anestezi altında düzenlenir ve yaklaşık 30 dakika sürer. Boynun ön kısmında 2 cm bir kesi olarak açılır.Özel ameliyat mikroskobu ve mikro cerrahi enstrümanları ile ilgili diske ulaşılır. Burada önce dejenere olmuş disk tamamen omurlar arasındaki konumlarından çıkarılır. Eğer spinal kanal içinde disk materyali (omurga fıtığı) mevcutsa bunlarda temizlenir. Kemikleşmeler de çıkartılır, böylece segman hareketli kalır. Ardından omurlar asıl yüksekliklerine göre ayarlanır ve bu şekilde genişletilmiş ara boşluğa protez yerleştirilir. Boyun oldukça hareketli bir bölge olduğu için konulan bu parça iki omur arasındaki ilişkinin ameliyat sonrası kuvvetlenmesini sağlar. Boyun fıtığı ameliyatından sonra aynı seviyeden tekrar fıtık oluşma ihtimali yoktur ve %100 başarılıdır. İyi değerlendirilmiş, doğru tanı konulmuş ve doğru ameliyatın yapıldığı boyun fıtığı hastalarında sonuç oldukça yüz güldürücüdür. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürütülerek ertesi gün taburcu edilmektedir" dedi.
Çocuklara özel acil servis açıldı
14 Nisan 2025 Pazartesi - 12:20 Çocuklara özel acil servis açıldı Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde kurulumu tamamlanan çocuk acil servis, 7/24 çocuklara özel acil sağlık hizmeti vermeye başladı. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde "Çocuk Dostu Acil" konseptiyle hizmet verecek olan çocuk acil; 7 gün 24 saat çocuklara özel hizmet sunacak. Çocuk hekimleri, pediatride eğitimli hemşireler, çocuk psikologları, okul öncesi eğitim uzmanları, çocuk acil servis personeli ve 24 saat kesintisiz görüntüleme-laboratuvar imkanı ile yapılandırılan servis, Kıbrıs’ta çocuk sağlığı alanında ihtiyaçları karşılayacak. Çocukların acile en sık başvurduğu sağlık sorunları arasında yüksek ateş, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, ishal, kusma, döküntüler, alerjik reaksiyonlar, havale gibi durumlar yer alıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi hizmete açtığı çocuk acil servisi ile çocuk hastalara etkili bir müdahalede bulunmayı amaçlıyor. Kesintisiz hizmet verecek "Toplumun her kesimine yüksek nitelikli sağlık hizmeti sunma vizyonumuz doğrultusunda, çocuklar için özel olarak yapılandırdığımız acil servisimizle önemli bir adım atıyoruz" diyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Müjdat Salih Balkan, "Çocuk hastalarımızın ihtiyaçlarına özel olarak hizmet verecek acil servisimiz; gerek fiziki şartları gerekse uzman kadrosu ile çocuklarımızın ve ailelerinin kendilerini güvende hissetmesini sağlayacak" ifadelerini kullandı. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. Ceyhun Dalkan ise çocuk hastalara acil durumlarda etkili bir şekilde müdahale için özel bir yaklaşıma ve donanıma ihtiyaç duyulduğuna vurgu yaptı. "Yalnızca çocuk hastalara yönelik kurgulanmış ‘çocuk dostu’ bir acil servis önemli bir ihtiyaçtı" ifadesini kullanan Prof. Dr. Dalkan, "Çocuk acil servisimizde, 7/24 hizmet verecek hekimlerimizin yanında, pediatri alanında eğitimli hemşireler ve teknik ekipler yer alıyor. Ayrıca gerektiğinde yataklı servis, çocuk ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerimizle hızlı entegre olabilecek kapasitemiz ve tüm branşlarda hizmet veren tam donanımlı altyapımız ile hizmet vereceğiz" dedi. Acil durumlarda doğru tanı ile hızlı müdahale edilmesinin önemine vurgu yapan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Çocuk İmmünolojisi ve Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Nerin Nadir Bahçeciler Önder ise "Özellikle astım atakları, ciddi alerjik reaksiyonlar, solunum sıkıntısı, havale geçirme, ateşli çocuk, bilinç değişikliği, ciddi kusma ve ishal gibi hızlı müdahale gerektiren pek çok acil tabloda Çocuk Acil Servisimiz, hem çocuğun hem ailenin hayatını kolaylaştıracak" ifadesini kullandı.
Kalbin sessiz düşmanı: ‘Kalp krizi’
14 Nisan 2025 Pazartesi - 12:02 Kalbin sessiz düşmanı: ‘Kalp krizi’ Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakaş, Türkiye’de her 4 kişiden birinin hayatının bir döneminde kalp hastalığıyla karşılaştığına dikkat çekerek, "Zaman zaman covid aşıları tartışılıyor. Mevcut bilimsel veriler covid aşılarının kalp hastalığı riskini arttırmadığını gösteriyor" dedi. Kalp krizinin genellikle aniden ve belirti vermeden meydana geldiğini söyleyen Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakaş, ‘sessiz ama tehlikeli bir düşman’ olarak tanımladığı kalp hastalıkları nedeniyle her yıl dünya genelinde 18 milyon, Türkiye’de ise 200 bin kişinin hayatını kaybettiği bilgisini verdi. Kalp hastalıklarının ülkemizdeki en önemli sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karakaş, "Ülkemizde her 4 kişiden birisi hayatının bir döneminde kalp hastalığı ile karşılaşmaktadır. Kalp damar tıkanıklıkları, özellikle belirti vermeden devam eder. Bu çok erken yaşlarda başlayan bir süreçtir. Damarımız içerisinde oluşan plaklar herhangi bir şey hissettirmeden ilerleyerek damarların tıkanmasına neden olur. Yüksek kan basıncı, kontrolsüz kan şekeri, yüksek kan yağları bu durumun daha da hızlı ilerlemesine neden olur. Ne yazık ki birçok kişi bu sürecin farkına varamaz ve hayatına devam eder" diye konuştu. "Kalp krizinin göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi belirtileri olabilir" Kişilerin, belirgin bir rahatsızlık hissetmedikleri için de bir kalp krizi anında belirtileri her zaman fark etmediklerini söyleyen Doç. Dr. Karakaş, "Kalp krizleri genellikle aniden olur. Öncesinde belirtiler olabileceği gibi belirti vermeden de gelebilir, aniden meydana geldiği zaman göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, aşırı yorgunluk olabilir. Bazı insanlarda bunlar biraz daha hafiftir. Bazı insanlar biraz daha belirgin hissedebilir. Burada önemli olan normalden farklı bir rahatsızlık hissedildiği zaman bunun önemsiz ya da hafif bir sorun olarak görülüp geçiştirilmemesidir. Çünkü kalp krizleri eğer zamanında müdahale edilmezse kalp kaslarına kalıcı hasar verebilir ve ölümle sonuçlanabilir" dedi. Karakaş kalp krizinin birçok nedeni olduğuna dikkat çekerek, "Son dönemlerde bunları biraz daha sık görmeye başladık. Aslına bakarsanız kalp krizleri çok uzun süreden beri devam eden durumlardır. Biraz farkındalığımızın artması da var ama son dönemlerde biraz daha sık duymaya başladığımız için mutlaka bu konuda hassas ve dikkatli davranmamız lazım" diye konuştu. "Virüsler kalbimizi etkileyebilir" Doç. Dr. Karakaş, kalp krizinin yanında kalp gribine de dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Covid -19 pandemi süreci geçirdik ve covid ve diğer virüsler gibi etkenlerin kalp kası hasarı, kalp hasarı, kalp hastalığı yaptığını biliyoruz. Covid aşılarının kalp krizine neden olup olmadığı ile ilgili bir takım endişeler oluştu. Mevcut bilimsel veriler, aşıların kalp hastalığı riskini arttırmadığını gösteriyor" dedi. "Kalp gribinin belirtileri kalp krizine benzer" Kalp krizinden bağımsız olarak ‘kalp gribi’ hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Karakaş şunları söyledi: "Kalp gribi dediğimiz şey kalbi saran zarın yahut kalp kasının iltihaplı bir süreç geçirmesidir. Yani kalp zarı ve kalp kası iltihaplanmasıdır. Genel itibariyle kendini sınırlayan ve tamamen düzelen bir süreçtir. Aynı kalp krizi gibi göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikayetlerle kendini gösterebileceği gibi öncesinde ateş, öksürük de bulunabilir. Tabii bu durumlarda bu semptomlar var ise öncesinde mutlaka profesyonel destek almak ve mutlaka kardiyoloji uzmanının görmesi bizim için önemlidir." Kalp krizi ile ne zaman karşılaşacağımızı bilemesek de hayatımızın her anında karşı karşıya gelebileceğimizi hatırlatan Doç. Dr. Karakaş, "Bu ihtimali düşünerek sağlıklı bir yaşam tarzı belirlememiz ve düzenli kontrolleri yaptırmamız gerekir. Kalbimiz sağlıklı ise ancak sağlıklı bir hayat sürebiliriz o yüzden kendinize ve sevdiklerinize dikkat edin. Kalbinizi koruyun, kontrollerinizi yaptırın" ifadelerini kullandı.
Şehir Hastanesi’nde otopark çilesi
14 Nisan 2025 Pazartesi - 12:00 Şehir Hastanesi’nde otopark çilesi Türkiye’nin en büyük Şehir Hastaneleri’nden birisi olan ve bölgeye hizmet veren Bursa Şehir Hastanesi’nde otopark çilesi yaşanıyor. Günde 50 bin kişiyi ağırlayan, yılda 18 milyon adet hizmet veren Bursa Şehir Hastanesi’nde 4500 araçlık kapalı ve açık otoparklar yetmiyor. Hastaneye araçlı tek giriş olduğu için gelişigüzel parklanmalardan dolayı ulaşım çileye dönüşüyor. Vatandaşlar yılan hikayesine dönen Emek Şehir Hastanesi metro hattının da bir an önce tamamlanmasını istiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ağustos 2019’da açılışı yapılan 1355 yataklı Şehir Hastanesi’nde otopark çilesine çözüm bulunamadı. Türkiye’nin 10.Şehir Hastanesi unvanına sahip olan sağlık kompleksi Bursa’nın yanısıra Balıkesir, Bilecik, Çanakkale, Yalova hatta İstanbul’dan da hastaları tedavi ediyor Günlük 20 bin muayene, 50 bin insan sirkükasyonu, yılda 100 bin ameliyat, 18 milyon kişiye hizmet veren Bursa Şehir Hastanesi’nde 4500 araçlık kapalı ve açık otoparklar ihtiyaca cevap veremiyor. Haftanın pik yapan belirli günlerinde Şehir Hastanesi’ne giriş tek kapı olduğu için mümkün olmuyor. Yılan hikayesine dönen Emek Şehir Hastanesi metro inşaatı da tamamlanmadığı için vatandaşların bir kısmı özel araçlarıyla hastaneye gelmeye çalışıyor. Otoparklar ihtiyaca cevap vermediği için yol kenarlarına gelişigüzel bırakılan araçlar da trafiğin aksaması ve acil sağlık hizmeti verilmesinin önüne geçiyor. Bursalılar, tıbbi hizmetten memnuniyetlerini belirtseler de otopark ve bitmeyen metro inşaatı sebebiyle tepkilerini dile getirip , "Burada 7 yıldızlı hizmet veriliyor. Ancak otopark çilesi günden güne artıyor. Zaman zaman görevliler ile de tartışmak durumunda kalıyoruz. Devlet okyanusu geçerken derede boğuluyor. 2 Nisan 2021 tarihinde temeli atılan 6,5 kilometrelik metro inşaatının ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. 2023 yılında bitirileceğini Ulaştırma Bakanı açıklamıştı. Ancak 2025 yılına da yetişmeyeceği anlaşılıyor. Bursa artık istediği hizmeti almalı. Merkezi bütçeye koyduğu katkının karşılığı Bursalıların en doğal hakkı. Bursa hak ettiği hizmetleri acilen almalı" ifadelerini kullandılar
Bakan Memişoğlu: "Biz ‘Hastalık Bakanlığı’ değiliz, Sağlık Bakanlığıyız"
14 Nisan 2025 Pazartesi - 11:48 Bakan Memişoğlu: "Biz ‘Hastalık Bakanlığı’ değiliz, Sağlık Bakanlığıyız" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, günümüzde her 3 insandan 1 tanesinin sigara kullandığını ve her 4 insandan 1 tanesinin aşırı kilolu olduğunu dile getirerek, "Bunların hepsi bir süre sonra hastalık olarak maalesef bize dönüyor. O nedenle sağlığımızın değerini bilelim. Biz ‘Hastalık Bakanlığı’ değiliz, Sağlık Bakanlığıyız" dedi. Türkiye’de çocukluk çağı aşı takviminde yapılan değişiklikle uygulamaya geçilen ve artık tek bir enjeksiyonla yapılacak olan altı bileşenli karma aşının (Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Çocuk Felci, Hemofilus İnfluenza Tip B ve Hepatit B) ilk uygulaması, Ankara Çayyolu Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde Bakan Memişoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Bakan Memişoğlu, burada yaptığı konuşmasında, Sağlıklı Türkiye Yüzyılı programı çerçevesinde koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeliyle çalışmaya devam ettiklerini kaydetti. Sağlıkta okuryazarlığı artırmak ve yaşam tarzı değişikliğini teşvik etmek amacıyla geçen hafta uygulamaya konan Sağlık Hayat Akademisi (SAHA) projesine değinen Memişoğlu, vatandaşların bu programla sağlıklı kalmanın yollarını sağlıklı hayat merkezlerinde öğrenebileceklerinin altını çizdi. "Aşılar, çocuklarımızın bulaşıcı hastalıklardan etkilenmemesini sağlıyor" Aşılar sayesinde insanlığın bulaşıcı hastalıklarla çok daha rahat bir şekilde mücadele edebildiğini söyleyen Memişoğlu, "Bugün etrafımızda çocuk felci görmememizin, difteri görmememizin, çiçek hastalığının dünyada artık olmamasının en önemli sebebi aşılar. Nasıl diyet yapıyorsak, beslenmemize dikkat ediyorsak, koruyuculuğu ön planda tutuyorsak, aşılar da bizi bulaşıcı hastalıklardan koruyan en önemli silahlarımız. Aşılar, çocuklarımızın hastalanmamasını, bulaşıcı hastalıklardan etkilenmemesini sağlıyor. Onun için toplumumuzun özellikle aşı programlarına uymalarını, hemşehrilerimizin sağlık çalışanlarımızın önerileri doğrultusunda hareket etmelerini bekliyoruz. Sağlık her şeydir" dedi. "Biz ‘Hastalık Bakanlığı’ değiliz, Sağlık Bakanlığıyız" Bakanlık olarak her zaman tedavi hizmetlerinde dünyanın örnek hizmetlerini sunduklarını belirten Memişoğlu, "Özellikle son 22 yılda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, sağlık hizmetleri konusunda dünyaya örnek olan bir ülke ama biz aynı zamanda hastalanmadan sağlığımızı koruyacak şekilde artık toplumsal olarak da bu işin üstesine gelmemiz lazım. Sadece sağlıkçılar değil, bütün toplumun sağlıklı kalması için destek vermesi ve çaba harcaması gerekir. Baktığınız zaman maalesef hala 3 insanımızdan 1 tanesi sigara kullanıyor. 4 insanımızdan 1 tanesi aşırı kilolu. Bunların hepsi bir süre sonra hastalık olarak maalesef olarak bize dönüyor. O nedenle sağlığımızın değerini bilelim. Biz ‘hastalık bakanlığı’ değiliz, Sağlık Bakanlığıyız" ifadelerini kullandı. "Futbol maçlarına sadece erkekler mi geliyor" Bakan Memişoğlu, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Sivasspor’un Fenerbahçe ile dün yaptığı maç öncesi sahaya ‘Doğal olan normal doğum’ pankartıyla çıkmasına yönelik gösterilen tepkinin sorulması üzerine Memişoğlu, "Futbol maçlarına sadece erkekler mi geliyor?" cevabını verdi.
"Aort anevrizmaları sinsi seyretmektedir"
14 Nisan 2025 Pazartesi - 11:34 "Aort anevrizmaları sinsi seyretmektedir" Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Kerem Karaca, genellikle tesadüfen tespit edilen aort anevrizmalarının sinsi seyrettiğini belirterek, "Yılda bir tomografi ile kontrol edilerek balonlaşmada genişlemeyi takip etmek gerekiyor" dedi. Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Kerem Karaca, Kalp Sağlığı Haftası dolasıyla kalp ve damar sağlığının önemine dikkat çekti. Dünyada ölüm nedenlerinin başında halen ilk sırada kalp ve damar hastalıklarının yer aldığını belirten Karaca, "Yılda yaklaşık 18 milyon insan bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ülkemizde de aynı şekilde ölümlerin yüzde 30’u kalp ve damar hastalıklarına bağlı inmelerden ve kalp krizlerinden kaynaklanmaktadır" diye konuştu. Son günlerde artan kalp krizi vakalarına değinen Karaca, "Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde düzeltilebilir faktörlerimiz var. Bunların başında gelen hareketsiz yaşam, obezite, yoğun tütün kullanımı gibi durumlar kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde çok ciddi zemin hazırlamaktadır. Bunun yanında tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı, en önemlisi genetik yatkınlıkları olanların 30 yaşından sonra yılda bir defa kalp ve damar hastalıkları yönünden muayene edilmesi gerekmektedir" dedi. "Sinsi seyretmektedir" Halk arasında aortun normal boyutundan daha fazla genişlemesi nedeniyle ’balonlaşma’ olarak bilinen aort anevrizması hakkında da bilgi veren Karaca, "Aort damarı ile ilgili gördüğümüz en çok hastalıklardan biri bu damarın genişlemesidir. Karın boşluğu içerisinde de olabilir, göğüs boşluğu içerisinde olabilir. Yerleşim yerine göre belirtiler verebilir. Ama çok spesifik, bu hastalığa özgü belirtiler yoktur. Genellikle tesadüfen tespit edilir ve sinsi seyretmektedir" diye konuştu. Aort damarının kalpten çıkıp bütün beyin ve iç organları beslediğini ifade eden Karaca, şöyle devam etti: "Aort damarında kireçlenme ve yüksek tansiyona bağlı gelişen balonlaşma dediğimiz anevrizmalar olabilmekte. Daha çok erkeklerde ve 50 yaş üzerinde görülür. Bir de yaygın damar kireçlenmesi ve yüksek tansiyon var ise görülme sıklığı artmaktadır. Çok bariz bir belirtisi yoktur, sinsi seyreder ve çoğu da zaten tesadüfen tespit edilmektedir. Yerleşim yerine göre eğer var ise belirtiler verebilir. Mesela karın boşluğu içerisinde ise belli belirsiz bir karın ağrısı, ondan sonra kabızlıklar yaşanabilir. Göğüs boşluğu içindeki kısımda da oluşabilir. Buna bağlı da atipik çok tarif edilemeyen göğüs ağrıları veya sırt ağrıları ile ses tellerine giden sinirleri de içerisine almışsa ses kısıklığı veya öksürük, hıçkırık şeklinde de kendini gösterebilmektedir." "Hastalık tespit edilen kişi yaşam tarzını değiştirmeli" Genetik yatkınlık, genetik bağ doku hastalıkları olanlarda aort anevrizmasının görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Karaca, "Genetik olarak tanısı konmuş bir bağ doku hastalığı var ise o hastaların ailesinin diğer fertlerinin muhakkak taramadan geçirilmesi gerekir. Hastalığın tespitinin ardından müdahale gerektirmeyecek boyutlarda ise kesinlikle tansiyonunun kontrol altına alınması gerekiyor. Nabzı düşürmek için kalp ilaçlarının muhakkak kullanılması gerekiyor. Bunun yanında sigara içiyorsa kesinlikle bırakması gerekiyor. Kolesterol yüksekliği var ise bunun da tedavi edilmesi gerekiyor. Asıl iş yine hastaya düşüyor. Yaşam tarzını kesinlikle değiştirip, bunun ölümcül bir hastalık olduğu bilincinde olup buna göre tedbirlerini alması gerekiyor. Yılda bir de tomografi ile kontrol edilerek balonlaşmada genişlemeyi takip etmek gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı..
Göz ardı edilen spor yaralanmaları kalıcı sakatlıklara yol açabilir
14 Nisan 2025 Pazartesi - 11:28 Göz ardı edilen spor yaralanmaları kalıcı sakatlıklara yol açabilir Sporcu sakatlıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Adil Turan, geç kalınan müdahalelerin kronik problemlere ve kalıcı sakatlıklara neden olabileceğini söyledi. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Adil Turan, spor yaralanmaları ve tedavi süreçleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Modern yaşamda sporun hem profesyonel hem de amatör düzeyde yaygınlaştığını vurgulayan Doç. Dr. Turan, yoğun ve rekabetçi yapılan spor aktivitelerinin çeşitli sakatlanma risklerini de beraberinde getirdiğine dikkat çekti. "Yaralanmalara zamanında müdahale edilmeli" Spor travmatolojisinin; sporcularda meydana gelen kas-iskelet sistemi yaralanmalarının tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini kapsayan bir alan olduğunu kaydeden Doç. Dr. Turan, "Diz ve omuz bağ yaralanmaları, menisküs yırtıkları, omuz çıkıkları, tenisçi dirseği, stres kırıkları ve kas-tendon zorlanmaları bu alanda sık karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçıdır" dedi. Erken tanı ve tedavinin önemine değinen Doç. Dr. Turan, "Erken tanı, uygun tedavi ve doğru bir rehabilitasyon süreciyle sporcular hem sahalara hem de günlük aktivitelerine daha hızlı ve güvenli şekilde dönebilir. Göz ardı edilen ya da geç müdahale edilen yaralanmalar ise kronik problemlere, hatta kalıcı sakatlıklara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Sadece profesyonel sporcular değil" Yaralanma riski taşıyan bireylerin yalnızca profesyonel sporcularla sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Turan, "Sanılanın aksine düzenli egzersiz yapan bireyler, hafta sonu sporcuları ve çocuklar da bu tür travmalara maruz kalabiliyor. Yanlış ısınma, yetersiz antrenman bilgisi, uygun olmayan zemin veya ekipman, alışık olunmayan egzersizler bu riski artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. "Omuz yaralanmaları yüzücü ve tenisçilerde yaygın" Omuz ekleminin anatomik yapısı nedeniyle instabiliteye açık olduğunu söyleyen Doç. Dr. Turan, "Genç sporcularda anterior omuz çıkığı en sık görülen durumlardan biridir. İlk çıkığın ardından tedaviye rağmen tekrar etme riski yüksek olup, bu durumda cerrahi müdahale gerekebilir. Rotator manşet patolojileri ise özellikle yüzücüler ve tenisçilerde sık görülür" dedi. "Spor dosttur ama bilinçsiz yapılmamalı" Spor travmatolojisinin sadece tedaviyi değil, sporcunun sahalara güvenle dönüşünü de kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Turan, "Ortopedik bilgi birikimiyle desteklenen modern tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde sporcular, performanslarına daha kısa sürede ve güvenle dönebilmektedir. Spor dosttur ama bilinçsiz yapıldığında zarar verebilir. Vücudumuzu dinlemeli, bilinçli hareket etmeli ve gerektiğinde mutlaka uzman desteği almalıyız" uyarısında bulundu.