Son Dakika
|
Trump: "İran bugün çok ağır darbe alacak"
Dubai Uluslararası Havalimanına İHA saldırısı
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Büyükelçi Yılmaz, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı heyetini kabul etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşik Krallık Başbakanı Starmer ile telefonla görüştü
Beşiktaş’ta gece kulübü kundaklandı: Mekan sahibi öldürüldü
Hande Yener hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ soruşturması
ABD’ye ait askeri helikopter Japonya’da beyzbol sahasına acil iniş yaptı
Antalya’da balıkçı teknesi battı: 3 kişi denize atlayarak kurtuldu
SAĞLIK
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu
07 Mart 2026 Cumartesi - 15:34:44
Güven Hastanesi’nde düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinde kadın sağlığı ve iyi yaşam üzerine uzmanlar tarafından seminer verildi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinin kapsamında düzenlenen 2 günlük seminer, kadın sağlığını ve iyi yaşamı bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. 2 gün boyunca katılımcılar bir yandan uzmanların gerçekleştirdiği seminerlere katılırken diğer yandan etkinlik alanında kurulan deneyim alanlarını keşfetme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında oluşturulan deneyim alanlarında katılımcılar; bütünleştirilmiş vücut analizi, cilt analizi, saç analizi, profesyonel cilt bakımı ve yüz jimnastiği uygulamalarını deneyimledi. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen analizlerle katılımcılar kendi sağlık ve bakım ihtiyaçlarına dair kişisel değerlendirmeler aldı. "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Bölümünden Uzm. Dr. Sera Kayhan ise konuşmasında cilt yenilemede kullanılan ileri teknolojilere ve ameliyatsız gençleşme yöntemlerine değinerek, "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır. Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma etkilerini azaltmak mümkün. Ancak en önemli nokta doğru değerlendirme ve kişiye özel planlamadır" diye konuştu. "Farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu" Güven Hastanesi Medikal Estetik Hekimi ve Fonksiyonel Tıp Hekimi Mert Yiğitbaşı ise 8 Mart kadınlar günü için güzel bir deneyim alanı oluşturduklarını belirterek, "Hem kadınların sağlığı açısından hem de güzellik işlemleri açısından danışanlarımızın ve misafirlerimizin deneyimleyebileceği cilt analizleri, saç analizi, cilt bakımları ve farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu. Bu da hem sağlık hem doğal hem de kalıcı bir şekilde iyi yaşlanma işlemleri için danışanlarımıza güzel hizmetler verdiğimizi düşünüyoruz. Herkesin 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır" Uzm. Dyt. Melis Bengisu Demirci ise sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır. Bedenimizi doğru beslemek yalnızca kilo kontrolü için değil, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır" dedi. Ayrıca Demirci, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Etkinliğin seminerler bölümünde ise kadın sağlığı, estetik, dermatoloji ve yaşam deneyimlerine uzanan geniş bir perspektifte uzman isimler katılımcılarla buluştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 13:05
Bayburt’ta aile hekimlerine ruh sağlığı eğitimi verildi
Bayburt’ta aile hekimlerine yönelik düzenlenen eğitimde, ruh sağlığı alanında tanıdan tedaviye güncel yaklaşımlar ele alındı. Sağlık Bakanlığının ‘Koruyan Sağlık’ ve ‘Geliştiren Sağlık’ yaklaşımı kapsamında aile hekimlerine ’Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar Ruh Sağlığı’ eğitimi verildi. Mesleki gelişimi desteklemek ve klinik entegrasyon süreçlerine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen eğitim, hastanede görev yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma İlhan, Psikiyatri Uzmanı Büşra Köroğlu ile Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Furkan Erbay tarafından gerçekleştirildi. Eğitim programında, ruh sağlığı alanında güncel tanı ve tedavi yaklaşımlarına ilişkin bilgi paylaşımında bulunuldu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:56
Bayburt’ta bağımlılıkla mücadele çalışmaları değerlendirildi
Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu’nun 2026 yılı ilk toplantısında, bağımlılıkla mücadele kapsamında il genelinde yürütülen çalışmalar ele alındı. Vali Yardımcısı Yunus Coşkun başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, bağımlılıkla mücadelede kurumlar arası iş birliği ve koordinasyonun önemi vurgulandı. Toplantıda, İl Sağlık Müdürlüğü ile Yeşilay tarafından sunum yapıldı ardından ilgili kurum müdürleri tarafından kurumların gerçekleştirdiği faaliyetler hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:46
Koklear İmplant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor
Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce belirlemek mümkün." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde belirlenebildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri Bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir yöntemdir. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan, koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mart 2026 Cuma- 13:47
400 yataklı hastane yapımı için zemin etüt çalışmaları başladı
2
06 Mart 2026 Cuma- 12:17
Tıp Fakültesi öğrencilerinden hipertansiyon farkındalığı etkinliği
3
06 Mart 2026 Cuma- 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
4
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
5
06 Mart 2026 Cuma- 16:01
Medicana Hastanesi’nden menopoz farkındalığı etkinliği
23 Ocak 2026 Cuma - 10:38
Yeni yılda beslenmede akışkanlık yaklaşımı
Yeni yıl, birçok kişi için yeni başlangıçlar anlamına geliyor. Son yıllarda beslenme dünyasında da dikkat çeken bir değişim var. Katı kurallar, yasak listeleri ve tek tip diyetler yerini daha esnek ve kişiye uyarlanabilir beslenme yaklaşımlarına bırakmaya başladı. Bu yeni yaklaşım ise "beslenmede akışkanlık" olarak tanımlanıyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, beslenmede akışkanlık; vücudu dinlemeyi öğrenmek ve bireyin kendi biyolojik ritmine uyum sağlamasına yardımcı olmayı hedefliyor. Her gün aynı saatte, aynı porsiyonlarla ve aynı listelerle beslenmek yerine, vücudun o günkü ihtiyacına göre beslenmeyi şekillendirdiğini belirtti. Açlık ve tokluk sinyallerini dikkate almak, ruh hali, uyku durumu, stres seviyesi ve fiziksel aktivite gibi faktörleri beslenmenin bir parçası haline getirmek bu yaklaşımın temelini oluşturmaktadır. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, bu yaklaşımda amaç, kısa vadeli kilo kaybı değil; sürdürülebilir sağlık, metabolik denge ve zihinsel rahatlık sağlamanın temel ilke olduğuna dikkat çekti. Katı diyetler yerini esnekliğe bırakıyor Geleneksel diyet modelleri çoğu zaman ya hep ya hiç anlayışıyla ilerliyor. Yasaklanan besinler, kaçırılan öğünler ya da bozulan diyetler suçluluk duygusunu beraberinde getiriyor. Bu durumun uzun vadede yeme ataklarına, diyet bozma döngüsüne, metabolik yavaşlamaya, psikolojik baskıya neden olabileceğini belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, "Beslenmede akışkanlık bu döngüyü kırmayı hedefliyor. Vücudu dinlemeyi öğrenmek, bireyin kendi biyolojik ritmine uyum sağlamasına yardımcı oluyor. İnsan vücudu her gün aynı enerjiye, aynı iştaha ve aynı besin ihtiyacına sahip değildir. Stresli geçen bir gün, uykusuz geçen bir gece, yoğun bir iş günü ya da adet döngüsü gibi faktörler besin ihtiyacını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle spor yapılan günlerde daha yüksek enerji alımı, dinlenme günlerinde daha hafif öğünler, stresli dönemlerde kan şekeri dengesini destekleyen beslenme, akışkan beslenmenin doğal bir parçası olarak görülüyor’’ dedi. Yeni nesil beslenme yaklaşımlarında hormonal dengeler, bağırsak sağlığı, stres ve uyku düzeni iştah üzerinde belirleyici rol oynar. Örnek vermek gerekirse yetersiz uyku leptin ve ghrelin hormonlarını etkileyerek iştahı artırabilir. Kronik stres tatlı ve karbonhidrat isteğini tetikleyebilir. Bağırsak dengesizlikleri sürekli yeme isteği oluşturabilir. Bu nedenle beslenmede akışkanlık, beden zekâsını geliştirmeyi hedeflemek olduğunu belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, 2026 yılında beslenme trendlerine göre mükemmel beslenme anlayışının yerini yeterince beslenme kavramına bıraktığına dikkat çekti ve şöyle devam etti: ‘‘Bu kavram kişilerin sosyal hayatlarını, özel günlerini ve keyif aldıkları besinleri tamamen dışlamadan ilerleyebilmelerini sağlıyor. Her öğünün kusursuz olması değil uzun vadede dengede kalabilmek, vücutla iş birliği yapabilmek anlamına geliyor" dedi. Yeni yılda bırakılması gereken eski alışkanlıklar Beslenmede akışkanlık, yeme davranışına bakış açısını kökten değiştiriyor. Amaç kontrol etmek değil, anlamak. Yasaklamak değil, dengelemek olduğunu vurgulayan Dyt. Merve Sena Nazlı, "Yeni yıl, yeni bir diyet listesiyle değil; vücudun ihtiyaçlarını fark ederek, daha şefkatli ve sürdürülebilir bir beslenme ilişkisi kurmak için önemli bir fırsat. Günlük kilo değişimleri; ödem, hormonal dalgalanmalar ve sindirim durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle her gün tartılmak, gerçek ilerlemeyi yansıtmak yerine gereksiz stres oluşturur, haftalık aynı gün ve aç karnına tartılmak en doğru sonucu gösterir" şeklinde konuştu. Bunu asla yememeliyim yaklaşımı, zamanla kontrolsüz yeme davranışlarını tetikleyebiliyor. Yasaklar yerine denge ve farkındalığın ön planda olması gerektiğini belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, tek bir öğünün ya da bir günün tüm süreci sabote ettiği inancı, diyet-bozma döngüsünü güçlendiriyor. Oysa beslenme uzun vadeli bir süreç; bir öğün tüm resmi belirlemez. Kişiye özel olmayan, sıkça tercih edilen detoks programlarının, sağlığı olumsuz yönde etkileyerek böbrek, karaciğer, bağırsak hastalıklarına yol açabileceğini kaydederek, "Uzun süre aç kalmak, metabolizmayı yavaşlatmanın yanı sıra kan şekeri dalgalanmalarına ve aşırı yeme ataklarına yol açar. Yeni nesil beslenme yaklaşımında aç kalmak değil; vücudu doğru zamanda doğru şekilde beslemek olarak tanımlanıyor" ifadelerini kullandı. Fonksiyonel Tıp bakış açısıyla akışkan beslenme Fonksiyonel tıpta beslenme; tek tip diyet listeleriyle değil, bireyin bağırsak sağlığı, hormon dengesi, kan şekeri yanıtı, stres düzeyi ve yaşam tarzı göz önünde bulundurularak ele alınır. Bu yaklaşımda temel soru ne yemeliyim yerine vücudum bu besinlere nasıl yanıt veriyor olması gerektiğini vurgulayan Dyt. Merve Sena Nazlı, "Glutensiz, ketojenik ya da şekersiz beslenme gibi popüler yaklaşımlar bazı bireylerde fayda sağlarken, herkes için uygun olmayabilir. Akışkan ve kişiye özel beslenme modeli; bağırsak mikrobiyotasını desteklemeyi, kan şekeri dalgalanmalarını azaltmayı, hormonal dengeyi korumayı ve uzun vadeli metabolik sağlığı hedefler. Beslenme yalnızca tabaktaki yiyeceklerle sınırlı değil; uyku, stres yönetimi ve günlük yaşam şartlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Sağlıklı beslenme; katı kurallarla kontrol etmekten ziyade vücutla iş birliği içinde olmayı gerektirir. Her öğünün kusursuz olması değil, genel dengenin korunabilmesi önem taşır. Beslenmede akışkanlık yaklaşımı, bireyin sosyal hayatıyla uyumlu, psikolojik baskı oluşturmayan ve sürdürülebilir bir beslenme ilişkisi kurmasına yardımcı olmaktır" diye konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:07
Hisarcık’ta 15 ünite kan bağışlayan vatandaşa bronz madalya
Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde Türk Kızılay’a düzenli olarak kan bağışında bulunan Arif Çalışkan, 15’inci bağışını tamamlaması dolayısıyla bronz madalya ve beratla ödüllendirildi. Hisarcık’lı işçi Arif Çalışkan’a bronz madalya ve beratı, Kızılay Hisarcık İlçe Temsilcisi Mustafa Şen tarafından takdim edildi. Kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Çalışkan, sağlıklı olan herkesi düzenli olarak kan vermeye davet ederek, "Hayat kurtarmak için, sağlığıma zarar vermeden periyodik olarak kan vermeye devam edeceğim. Verdiğim kan sayesinde birilerine derman olabildiysem ne mutlu bana" ifadelerini kullandı.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:05
Doğum kontrol yöntemlerinin kişiye özel belirlenmesi gerekiyor
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen, doğum kontrol yöntemlerinin kişiye özel belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Doğum kontrol yöntemlerinin tek tip olmadığını belirten Dr. Selen, "Bu yöntemler genel olarak hormonal yöntemler, rahim içi araçlar, bariyer yöntemler ve kalıcı yöntemler olmak üzere dört ana grupta toplanır. Hekim önerisi olmadan hormonal yöntemlere başlanmasını önermeyiz. Doğum kontrol hapları, aylık ya da 3 aylık iğneler ve cilt altı implantları gibi hormonal yöntemler etkili olmakla birlikte, her kadına uygun değildir" dedi. "Spiral seçiminde rahim yapısı önemli" Toplumda spiraller olarak bilinen rahim içi doğum kontrol araçlarının bakırlı ve hormonlu olarak iki gruba ayrıldığını belirten Dr. Selen, "Bakırlı spirallerin farklı boyut ve şekilleri vardır. Rahmin yapısında doğuştan bir farklılık varsa, adet kanamaları çok uzun ve yoğunsa ya da sık vajinal enfeksiyon geçiriliyorsa bu yöntem her zaman uygun olmayabilir. Hormonlu spiral adet kanamasını azaltıcı etkisi nedeniyle bazı kadınlar için avantajlıdır. Ancak hormon içermesi nedeniyle yine kişinin sağlık durumu mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kondom, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlar" Prezervatif ya da diğer adıyla kondomun ulaşım kolaylığı nedeniyle çok sık tercih edildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen, şöyle devam etti: "Kondomun en önemli avantajı, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruma sağlamasıdır. Ancak doğru ve düzenli kullanımı koruyuculuk açısından çok önemlidir. Bazı kişilerde lateks gibi materyallere bağlı alerji veya tahriş de görülebilir." "Kadınlar için tüp bağlatma, erkekler için vazektomi" Kalıcı doğum kontrol yöntemlerinin halk arasında ‘tüplerin bağlanması’ olarak bilinen cerrahi işlemler ve erkekler için vazektomi olduğunu belirten Dr. Selen, "Bunlar cerrahi işlemler olduğu için anestezi ve ameliyata bağlı riskler taşır. Ayrıca geri dönüşü olmayan yöntemlerdir. Bu nedenle genellikle diğer yöntemler uygun değilse ya da çocuk isteği kesin olarak sona ermişse tercih edilir" diye konuştu. "Yöntem kişiye göre değişir" Her kadın için en iyi doğum kontrol yönteminin farklı olabileceğini vurgulayan Dr. Selen, son olarak şunları söyledi: "En doğru doğum kontrol yöntemi; kişinin sağlık durumuna uygun, korunmadan beklentisini karşılayan ve günlük yaşamında rahatlıkla uygulayabileceği yöntemdir. Bu nedenle doğum kontrol yöntemi seçerken mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılmalıdır."
23 Ocak 2026 Cuma - 09:48
Kanser tedavisinde doğru beslenme tedavi başarısını yüzde 25 artırıyor
Medikal Onkolog Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser tedavisinin yalnızca ilaçtan ibaret olmadığını belirterek, beslenme ve psikolojik desteğin tedavi başarısında kritik rol oynadığını kaydetti. Kişiye özel ve uygulanabilir beslenme planlarının komplikasyon riskini azalttığını ifade eden Prof. Dr. Karabulut, "Doğru beslenme tedavi başarısını yüzde 25 artırıyor." dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yönetiminde beslenme ve psikolojinin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu söyledi, bütüncül onkoloji yaklaşımına dikkat çekti. Kanser algısının toplumda hâlâ olumsuz olduğunu ifade eden Karabulut, "Algı çok kötü; kanser iyileşmez, iyileşse de süründürür. Aslında bunların hiçbiri değil. Artık günümüzde modern tıpta birçok hasta iyileşiyor." diye konuştu. Onkolojinin yalnızca kemoterapi uygulamak anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, "Doğru ilacı vermek tek başına yeterli değil. Hastanın yaşadığı çevre, ekonomik durumu, aile yapısı, psikolojisi ve beslenme durumu birlikte değerlendirilmeden başarılı bir yönetimden söz edemeyiz" dedi. Karabulut, bu yaklaşımı "doğru hasta, doğru zaman, doğru tedavi" olarak özetledi. Beslenmenin tedaviye etkisi Prof. Dr. Karabulut, kanser tedavisinde beslenmenin etkisine dikkat çekti. Beslenmenin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini belirten Karabulut, sözlerini "Doğru beslenme uygulandığında tedavi başarısı yaklaşık yüzde 25 artıyor, komplikasyon riski de aynı oranda azalıyor. Beslenmesi iyi yönetilemeyen hastalar, tedavilerini aksatmak zorunda kalabiliyor." diye sürdürdü. Prof. Dr. Karabulut, Acıbadem Kent Hastanesi’nde beslenme ve psikolojik desteğin tedavi planlarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. İlaç tedavisi konseylerine diyetisyenlerin de dahil edildiğini belirten Karabulut, kişiye özel beslenme planlarının öneminin altını çizdi. Karabulut, standart diyet listelerinin hastalar ve hasta yakınları için evde uygulanabilir olmadığını, bunun da stres ve çatışmaya yol açtığını ifade etti. Hasta, hasta yakını ve sağlık ekibinin bir bütün olduğunu vurgulayan Karabulut, "Bu üçlü yapıdan biri eksik olursa tedavi süreci sağlıklı ilerlemez. Bu nedenle hastanın evde de uygulanabilecek alternatif beslenme çözümlerine ihtiyacı var." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi’nde bu ihtiyaca yönelik yeni bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten Prof. Dr. Karabulut, kişiselleştirilmiş beslenme planlarına alternatifler sunan bu yaklaşımın Türkiye’de ilk olduğunu söyledi. Karabulut, "Amacımız bu modeli yaygınlaştırmak ve kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmak" ifadelerini kullandı.
23 Ocak 2026 Cuma - 09:22
Her 100 bebekten 5’i bu hastalıktan muzdarip
Çocuk Cerrahı Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, bebeklerde doğuştan meydana gelen kasık fıtığının tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğunu belirtti. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Çocuk Cerrahı Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, bebeklerde en çok yapılan ameliyat sebebi olan kasık fıtıkları hakkında bilgilendirmede bulundu. İlaç tedavisi ile geçmeyen fıtıkların tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğunun altını çizen Üstün, tedavi edilmeyen bebek ve çocuklarda olumsuz sağlık sorunları yaşanabileceğini ifade etti. Her 100 bebekten 1 ila 5’i arasında bir kısımda kasık fıtığı görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Ahmet Levent Üstün, "Bebeklik çağındaki kasık fıtıklarının tamamı doğumsaldır. Özellikle prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sıktır. Doğumdan sonra ilk haftalarda ortaya çıkar. Doğumdan sonra kapanması gereken karın boşluğu ile kasık kanalı arasındaki açıklığın kapanmaması nedeniyle meydana gelir. Yüzde 70’i ilk 2 yaş içerisinde ortaya çıkmış olur. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla daha fazla görülmektedir. Her 100 çocuktan 1 ila 5’inde kasık fıtığı görmekteyiz. Kasık fıtıklarının yüzde 60’ı sağ tarafta, yüzde 30’u sol tarafta ve yüzde 10’u da her iki tarafta ortaya çıkmaktadır. İki tarafta ortaya çıkma durumu kız çocuklarında daha fazladır. Onun için muayeneye gelip ya da tek tarafında fıtık fark edilmiş olan kız çocuklarının mutlaka diğer tarafının da çok sıkı biçimde incelenmesi gerekir" dedi. "Öksürme, ağlama, ıkınma kasık fıtığının nedeni değil, sadece ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerdir" Kasık fıtıklarının belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Üstün, "Tedavi olmadığı takdirde fıtığın en büyük komplikasyonu, fıtık kesesi içeriğinin kasık kanalı içerisinde sıkışmasına bağlıdır. Günlük konuşmada boğulma, tıbbi karşılığında inkarserasyon veya strangülasyon dediğimiz bu durumda, şişlik olan bölgede sertlik, ödem, kızarıklık, ağrı, morarma ve daha sonra da eşlik eden kusma gibi belirtiler olabilir. Bu acil bir durumdur. Böyle bir durum olduğu takdirde hemen hastaneye başvurmak gerekir. Kasık fıtığını daha çok aileler fark ediyor. Bize geliş sebepleri, çocuğun kasığında sağ tarafta veya sol tarafta zaman zaman ortaya çıkan bir şişlik ve daha sonra bu şişliğin kaybolduğu şeklindedir. Birçok aile, özellikle banyo yaparken ya da ağlama sırasında bir şişlik oluştuğunu ifade ediyor. Genellikle öksürme, ağlama, ıkınma durumlarında kasık fıtığında belirginleşme meydana gelir. İstirahat halinde bu şişlik kaybolmaktadır. Öksürme, ağlama, ıkınma kasık fıtığının nedeni değil, sadece ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerdir. Kasık fıtığında hayat boyu hiçbir sıkıntı olmayacağı gibi muayene sonrasında 5 dakika sonrasının garantisi yoktur. Bu yüzden kasık fıtığı tanısı konduğu zaman en kısa süre içerisinde tedavinin planlanması gerekir" diye konuştu. "Tek tedavisi cerrahi operasyon" Bu hastalığın tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğuna da değinen Üstün, "Fıtık, kesinlikle kendi başına geçecek bir durum değildir. Aileler bunu bize zaman zaman soruyor. Kendi başına geçer mi diye ya da ilaç tedavisi var mı diye? İlaç tedavisi yoktur. Eskiden kasık bağı uygulaması yapılıyordu fakat bu da eski yanlış ve komplikasyonlara neden olabilecek bir yöntemdir. Tek tedavisi cerrahidir. Bebeklerde en çok yapılan ameliyat sebebi kasık fıtığı ameliyatıdır. Günübirlik yapılmaktadır. Hastamız aynı gün içerisinde taburcu olabilir. Ancak bebeğin yaşına ve fıtığın durumuna göre bir gün daha hastanede kalması gerekebilir. Bu ameliyat basit gibi görülse de aslında küçük çocuklarda belli komplikasyonlara neden olabileceği için çok ciddi bir ameliyattır. Bu nedenle deneyimli kişilerce yapılması çok önemlidir" şeklinde konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 09:19
Bir test bir hayat kurtardı
İş yerinde düzenlenen bir sağlık semineri, 44 yaşındaki avukat Gülden Yavuz’un hayatını değiştirdi. Herhangi bir şikâyeti olmamasına rağmen seminer sonrası yaptırdığı tarama testinin pozitif çıkması üzerine yapılan ileri tetkiklerde, rahim ağzı kanseri erken evrede tespit edildi. Hastalığın birinci evrede yakalanması sayesinde tedavi yalnızca cerrahi ile sınırlandı. Operasyon, Prof. Dr. Salih Taşkın tarafından robotik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirilirken, hastanın anne olma şansı korunarak kanserden kurtulması sağlandı. Daha önce düzenli smear testi yaptırmış olmasına rağmen HPV taraması hiç yapılmamış olan Gülden Yavuz’un hikâyesi, rahim ağzı kanserinde tarama testlerinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Erken tanı sayesinde Gülden Yavuz, kısa sürede sağlığına kavuşarak günlük yaşamına geri döndü. "Hiçbir belirti yoktu, bir seminer hayatımı değiştirdi" Tanı öncesinde hiçbir şikâyeti olmadığını söyleyen Gülden Yavuz, süreci şu sözlerle anlattı: "Rahim ağzı kanseri tanısıdan önce hiçbir belirti yaşamamıştım. Ağrı, kanama ya da beni doktora götürecek herhangi bir şikayetim yoktu. Eğer o seminere katılmasaydım muhtemelen hastalığımı fark etmeyecektim. Tanıyı aldığımda çok erken bir evrede olduğumu öğrendim ve bunun benim için büyük bir şans olduğunu fark ettim. Ameliyat süreci düşündüğümden çok daha kolay geçti; ancak psikolojik olarak "kanser" kelimesiyle yüzleşmek zorlayıcıydı. En büyük korkum çocuğumdu. Bana bir şey olursa ne olur düşüncesiyle çok endişelendim. Bugün geriye dönüp baktığımda keşke HPV aşısını daha önce bilseydim ve tarama testlerimi daha düzenli yaptırsaydım diyorum. Erken tanı sayesinde sadece bir operasyonla sağlığıma kavuştum. Tüm kadınlara smear ve HPV testlerini, bir belirti beklemeden, utanmadan ve çekinmeden yaptırmalarını öneriyorum. Rahim ağzı kanseri önlenebilen bir kanser ve geç kalınan her gün aslında ömürden çalınan zamandır." "Rahim ağzı kanseri çoğu zaman sessiz ilerler" Gülden Yavuz’un tedavi sürecini yöneten Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, rahim ağzı kanserinin çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekti: "Bu hastalık sessiz seyredebilir. Ağrı, kanama ya da günlük yaşamı etkileyen bir belirti olmadan gelişebilir. Gülden Yavuz’un hikayesi, düzenli tarama testlerinin ne kadar hayati olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor. Smear testi önemli bir tarama yöntemidir, ancak tek başına yeterli değildir. HPV taraması ile birlikte yapıldığında rahim ağzı kanserini çok daha erken evrede yakalama şansımız olur." "Erken evrede tanı, tedavi seyrini değiştirdi" Kanserin birinci evrede yakalanmasının tedavi planını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Salih Taşkın, şu bilgileri paylaştı: "Birinci evrede yakalanan rahim ağzı kanserinde hastalık henüz yayılmamıştır. Bu da kanseri tek bir cerrahi müdahaleyle tamamen tedavi edebilme şansı sağlar. Daha ağır tedavilere çoğu zaman gerek kalmaz. Özellikle genç hastalarda hem yaşam kalitesini hem de geleceğe dair beklentileri koruyan tedavi seçeneklerini güvenle planlayabiliriz. Geç evrede ise öncelik hayatı kurtarmaya yönelir ve tedaviler çok daha ağır olur. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." "Robotik cerrahi ile anne olma şansı korunabiliyor" Bu vakada robotik cerrahinin tercih edilme nedenlerini açıklayan Prof. Dr. Salih Taşkın, şunları söyledi: "Robotik cerrahi, ameliyat sırasında büyütülmüş ve net bir görüntü sunar. Bu sayede kanserli dokuyla sağlıklı dokunun sınırlarını çok daha hassas şekilde ayırt edebiliyoruz. Bu hassasiyet, rahmi korumaya çalıştığımız hastalarda son derece önemlidir. Hasta açısından baktığımızda daha küçük kesiler, daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük hayata daha kısa sürede dönüş sağlanır." "Rahmin korunması önemli ama öncelik hastanın yaşam güvenliğidir" Rahmin korunabildiği ameliyatların belirli şartlarda mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Taşkın, şu uyarılarda bulundu: "Rahim koruyucu cerrahi herkese uygulanabilen bir yöntem değildir. Kanserin erken evrede olması, tümörün sınırlı olması ve yayılım göstermemesi gerekir. Hastanın çocuk sahibi olma isteği de değerlendirme kriterleri arasındadır. En önemli ilkemiz şudur: Önce hayat. Eğer ameliyat sırasında en ufak bir yayılım şüphesi ortaya çıkarsa, rahmi korumakta ısrar etmeyiz. Hastanın yaşam güvenliği her zaman birinci önceliğimizdir." "Bu, erken tanının sonucudur" Gülden Yavuz’un ameliyat sonrası sürecinin hızlı ve sorunsuz geçtiğini belirten Prof. Dr. Taşkın, bu vakanın benzer durumdaki hastalar için önemli bir umut mesajı verdiğini söyledi: "Rahim ağzı kanseri tanısı almak her zaman rahmin alınacağı anlamına gelmez. Erken evrede yakalanan ve uygun özellikleri taşıyan hastalarda, günümüz teknolojisi ve doğru cerrahi yaklaşımla hem kanseri güvenli şekilde tedavi etmek hem de rahmi korumak mümkündür. Bu erken tanı, doğru merkez ve deneyimli bir ekibin sonucudur. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama testleri hayati önem taşır."
22 Ocak 2026 Perşembe - 17:05
Şanlıurfa’da bir yılda 20 milyon 632 bin 142 muayene gerçekleştirildi
Şanlıurfa’da 2025 yılı boyunca sağlık hizmetleri, artan hizmet kapasitesi ve genişleyen altyapısıyla dikkat çekti. Birinci basamaktan ileri düzey tedavilere kadar birçok alanda sunulan sağlık hizmetleri sayesinde kent, yalnızca kendi nüfusuna değil, bölge genelindeki sağlık ihtiyacına da cevap verebilen önemli bir merkez konumunu pekiştirdi. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürü Erhan Berk, 2025 yılına ilişkin sağlık hizmetlerini değerlendirerek il genelinde sunulan hizmetler ve devam eden yatırımlar hakkında bilgi verdi. Kentte görev yapan 20 bin 393 sağlık çalışanı ile hizmet sunduklarını belirten Berk, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini ve etkinliğini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde 13 ilçe sağlık müdürlüğü, 2 eğitim ve araştırma hastanesi, 11 devlet hastanesi, 2 ağız ve diş sağlığı hastanesi ile 2 ağız ve diş sağlığı merkezi bulunuyor. Bu yapı sayesinde il genelinde sağlık hizmetleri kesintisiz şekilde yürütülüyor. Muayene sayısı 20 milyonu geçti 2025 yılı içerisinde Şanlıurfa genelinde toplam 20 milyon 632 bin 142 muayene gerçekleştirildi. Bu muayenelerin 15 milyon 107 bin 881’i kamu hastanelerinde yapıldı, birinci basamak sağlık tesislerinde ise 5 milyon 524 bin 261 muayene kaydedildi. Bu rakamlar, birinci basamağın sağlık sistemindeki yükü önemli ölçüde karşıladığını ortaya koydu. Muayenelere erişimin kolaylaştırılması amacıyla Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) kapasitesinin artırıldığı bildirildi. 2025 yılında 4 milyon 882 bin 251 randevu kapasitesi açılırken, doluluk oranı yüzde 84,3 olarak gerçekleşti. Randevu alamadan başvuran hastaların da sağlık tesislerinde muayene edildiği belirtildi. Anne ve bebek sağlığı hizmetleri kapsamında 2025 yılında il genelinde 53 bin 699 doğum gerçekleşti. Gebelik takipleri, doğuma hazırlık eğitimleri ve yenidoğan bakım hizmetlerinin titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Aynı dönemde 397 bin 330 hastaya yataklı tedavi hizmeti sunuldu. Evde sağlık hizmetleri kapsamında ise 60 bin 304 hastaya toplam 149 bin 499 ziyaret gerçekleştirildi. Cerrahi hizmetlerde de yoğun bir yıl geride bırakıldı. İl genelinde 354 bin 347 ameliyat yapıldı. Ağız ve diş sağlığı hizmetleri kapsamında 1 milyon 141 bin 663 poliklinik başvurusu, 226 bin 645 diş çekimi, 495 bin 814 cerrahi işlem, 258 bin 173 dolgu ve 123 bin 589 kanal tedavisi gerçekleştirildi. Ağız ve Diş Sağlığı Hastanelerinde 500 hastaya implant tedavisi, 4 bin hastaya ise ameliyathane ortamında genel anestezi ve sedasyon altında diş tedavisi uygulandı. Ayrıca 2026 yılı itibarıyla tüm Ağız ve Diş Sağlığı Hastaneleri ve ADSM’lerde implant tedavisi hizmetinin verileceği bildirildi. Acil sağlık hizmetleri kapsamında il genelinde 115 tam donanımlı ambulans ve 65 acil sağlık hizmetleri istasyonu ile 7 gün 24 saat hizmet sunuldu. Yıl içerisinde 112 ekipleri 129 bin 906 vakaya müdahale ederken, 85 hasta uçak ambulans, 13 hasta helikopter ambulans ile ileri merkezlere sevk edildi. UMKE ekipleri ise yıl boyunca 3 bin 949 vakada görev aldı. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında 817 bin 54 doz aşı uygulanırken, 96 bin 375 kişiye KETEM kapsamında kanser taraması yapıldı. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde 200 Aile Sağlığı Merkezi, 778 Aile Hekimliği Birimi ve 305 mobil hizmet veren birim ile hizmet sunuldu. Mobil sağlık ekipleri aracılığıyla 994 mahallede, 311 bin 915 kişiye ulaşıldı. Sağlık yatırımlarına ilişkin bilgi veren Berk, 2025 yılında birçok Aile Sağlığı Merkezinin hizmete açıldığını, yapımı süren Şanlıurfa Şehir Hastanesi’nin fiziki gerçekleşme oranının yüzde 94’e ulaştığını ve 2026 yılı içerisinde hizmete açılmasının planlandığını bildirdi. Tamamlandığında bölgenin en büyük sağlık yatırımlarından biri olacak şehir hastanesinin, Şanlıurfa’yı sağlık alanında daha da güçlü bir konuma taşıması hedefleniyor. Berk, açıklamasının sonunda Şanlıurfa’da sağlık hizmetlerinin her alanda daha erişilebilir ve etkin hale getirilmesi amacıyla çalışmaların sürdürüleceğini, önümüzdeki dönemde hizmet kapasitesinin daha da artırılmasının hedeflendiğini ifade etti.
22 Ocak 2026 Perşembe - 16:05
Tarsus’ta kadınlara sağlık ve güvenlik eğitimi
Tarsus Belediyesi tarafından düzenlenen gezi ve eğitim programıyla kadınlar, sağlık ve güvenlik konularında bilinçlenirken sosyal ve kültürel paylaşımlarla bir araya geldi. Tarsus Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen, iki gün süren gezi ve eğitim programı kapsamında, ilk gün Barbaros ve Öğretmenler mahallelerinden kadınların katılımıyla Baraj Mesire Alanı’nda buluşma gerçekleştirildi. Etkinlikte kadınlar hem sosyalleşme imkanı buldu hem de bilinçlendirici programlara katıldı. Baraj Mesire Alanındaki buluşmanın ardından katılımcılar Güner Yüksek (Hala) Kadın Yaşam Destek ve Dayanışma Merkezine geçerek eğitim programına katıldı. Çağ Üniversitesi iş birliğiyle, öğretim görevlileri Şeyda Çavmak ve Adem Bilgin tarafından ‘Kadınlar İçin Sağlık ve Güvenlik Eğitimi’ verildi. Eğitimde kadınların sağlık ve güvenlik konularında farkındalıklarının artırılması hedeflenirken, günlük yaşamda karşılaşılabilecek muhtemel durumlara yönelik bilgilendirmelerde bulunuldu. Programın ikinci günü ise Bolatlı Mahallesi’nden kadınların katılımıyla gerçekleştirildi. Katılımcılar, kentin tarihi ve kültürel mirasını yakından tanımak amacıyla Kırkkaşık Bedesteni, Makam-ı Danyal Camii ve Kubat Paşa Medresesi’ni ziyaret etti. Kültür gezisinin ardından kadınlar yeniden Güner Yüksek (Hala) Kadın Yaşam Destek ve Dayanışma Merkezinde düzenlenen ‘Kadınlar İçin Sağlık Okur Yazarlığı’ eğitim programına katılarak etkinliği tamamladı.
22 Ocak 2026 Perşembe - 15:29
Milas Kazıklı ve Bozbük ‘Tuzlu su arıtma tesisi’ tamamlandı
Muğla’nın Milas ilçesi Kazıklı ve Bozbük Mahallelerinin yer altı su kaynaklarının seviyesinin düşmesi sonrası tuzlu su karışması nedeniyle yapımı başlanan tuzlu su arıtma tesisi tamamlanarak hizmete alındı. Tesis ile ilgili olarak MUSKİ tarafından Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a detaylı bir sunum yapıldı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül ile birlikte tesisi inceledi. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül verdiği bilgide, "Denize yakın konumda bulunan içme suyu içme suyu kuyularından beslenen ve mevsimsel olarak su seviyesinin düşmesiyle birlikte tuzluluk sorunu yaşayan Milas ilçemizin Kazıklı ve Bozbük mahallelerinin bu sorununu kalıcı olarak çözmek için başlattığımız Reverse Ozmos (tuzlu su arıtma) tesisini tamamladık. Proje kapsamında ters osmoz teknolojisiyle çalışacak içme suyu arıtma tesisimiz bu iki mahalleye yetecek miktarda suyu arıtarak uzun yıllar sorunsuz olarak vatandaşlara hizmet verecek" Başkan Aras, tesisin Milas’a hayırlı olmasını temenni etti ve yeni yatırımlarla içme suyu ve arıtma altyapısını daha da güçlendireceklerini söyledi.
22 Ocak 2026 Perşembe - 15:27
Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir
Kalp sağlığı için beslenme önerilerinde bulunan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, çözünebilir liflerin kolestrolü düşürebileceğini söyledi. Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Liv Hospital Samsun Kardiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumlarına karşı sağlıklı beslenme alışkanlığı ile mücadele edilebilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75’i karaciğerde, yüzde 25’i ise aldığımız gıdalardan emilir. Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü, kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde ’plak’ adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" dedi. "Doymuş ve trans yağlar tüketmeyin" Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30’unu yağlardan almak ve ’kötü’ yağları ’iyi’ yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Doymuş ve trans yağların tüketimi ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan kalorinin, günlük toplam kalorinin yüzde 10’nunu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda ise bu oran yüzde 7’nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir. Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür ’kötü’ yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken, ’iyi kolesterol’ olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu ’iyi’ yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30’u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir" diye konuştu. "Haftada 4 yumurtayı aşmayın, kırmızı et yerine balık tercih edin" Kalp sağlığını korumak için yapılması gerekenlerden de bahseden Amasyalı, "Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" şeklinde konuştu.
22 Ocak 2026 Perşembe - 14:53
Kaza sonrası hayatını kaybeden vatandaş, bağışlanan organlarıyla 7 hastaya umut oldu
Denizli’de geçirdiği trafik kazası sonucu hastanede sürdürdüğü yaşam mücadelesini kaybeden 49 yaşındaki Ali Körnes’in ailesi tarafından bağışlanan organları, Denizli Devlet Hastanesi’nde alınarak İzmir ve Muğla’da organ bekleyen yedi hastaya umut oldu. 13 Ocak’ta geçirdiği trafik kazası sonrası Denizli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Ali Körnes, yapılan tahlil ve tetkiklerin ardından Erişkin Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı. Yoğun bakımdaki tüm müdahalelere rağmen Körnes’in 9 gün sonra beyin ölümü gerçekleşti. Denizli Devlet Hastanesi Organ Nakli Birimi tarafından ailesiyle yapılan görüşmeler sonucunda Ali Körnes’in organları bağışlandı. Bunun üzerine İzmir ve Muğla’dan gelen ekipler tarafından 2 kornea, 2 böbrek, kalp, ince bağırsak ve karaciğeri alınarak İzmir’de ve Muğla’da organ bekleyen hastalara nakledilmek üzere gönderildi. "Organ bağışı ile organ bekleyen hastalara yeni bir yaşam imkanı verebiliriz" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Ali Körnes’in ailesine başsağlığı dileyerek organ bağışında bulundukları ve bu konudaki duyarlılıkları için teşekkür etti. Öztürk, organ bağışının hayati önemine dikkat çekerek, "Sağlık Bakanlığımızın güncel verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 33 bin hasta organ beklemekte olup her organ bağışı bu hastalara yeni bir hayat olmaktadır. Bazı hastalıkların tedavisi sadece organ nakli ile mümkün olup ne yazık ki her gün 3 ila 4 vatandaşımız organ bulunamadığı için hayatını kaybediyor. Bu nedenle her bağış, kelimenin tam anlamıyla yeni bir hayat demektir. Denizli’de 2025 yılında tespit edilen 27 beyin ölümüne karşılık 13 kişinin organları bağışlandı. 2026 yılının ilk bağışı da bu yapılan bağışla bugün gerçekleşti ve 7 hastaya umut oldu. Organ bağışında en önemli eksiklik kadavradan bağış olduğunu görüyoruz. Müdürlük olarak yürüttüğümüz ‘Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi’ kapsamında sağlık ekiplerimizin gayreti ile her alanda organ bağışının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Bu doğrultuda buradan bütün vatandaşlarımıza bir kez daha sesleniyorum. Organ bağışıyla birlikte özellikle kadavradan nakilleri arttırabilir, organ bekleyen hastalara yeni bir yaşam imkanı verebiliriz. Öldükten sonra bir insanın canına can katabileceğimizi düşünerek hayattayken organlarımızı bağışlayabiliriz. Organ bağışı artık e-devlet üzerinden de kolaylıkla yapılabilmektedir. Organ bağışı bireysel bir karardır, bu karar kişinin vasiyeti niteliğindedir. Yeni sistemde bağışçıların birinci derece yakınları da öncelikli konumda olacak, organları nakil için kullanılan kişilerin yakınları, acil organ bekleyenler hariç, listede öncelikli olacaktır. Ben buradan vefatı sonrası organ bekleyen hastalara umut olan Ali Körnes’e Allah’tan rahmet, organ bağışında bulunarak örnek olan yüce gönüllü ve kederli ailesine duyarlılıklarından dolayı şükranlarımı sunuyor, baş sağlığı diliyorum" diye konuştu.
22 Ocak 2026 Perşembe - 14:37
PAÜ Hastanesindeki tehdit ve taciz iddiaları yargıya taşındı
Denizli Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesinde görevli erkek hemşire mobbing, tehdit ve sözlü tacize maruz kaldığını iddia ettiği ses kayıtlarıyla birlikte suç duyurusunda bulundu. Pamukkale Üniversitesi Hastane Müdürlüğü makamında yaşandığı ileri sürülen ve hastanede görevli bir erkek hemşire K.D.’ye yönelik mobbing, tehdit ve ağır sözlü taciz iddiaları yargıya taşındı. Görev yaptığı birimde gördüğü aksaklıklarla ilgili olarak verdiği dilekçe hakkında görüşmek için çağrıldığı makamda hak etmediği bir tavırla karşılaştığını savunan K.D., yaşadıklarının katını olan ses kayıtları birlikte Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Ayrıca Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğüne de müracaat eden K.D., baskı gördüğünü ileri sürdüğü yönetici ve kişiler hakkında idari soruşturma başlatılması talep etti. Sağlık çalışanı K.D.’nin aksaklıklarla ilgili dilekçe vermesi sonrası yapılan görüşmede kayda alındığı belirtilen konuşmalar kamuoyunda büyük tepki topladı. Yaşadıklarının ardından yasal mücadele başlatan erkek hemşire K.D., görüşme sırasında baskı ve tehdit göreceğini öngördüğü için konuşmayı kayıt altına aldığını ve ses kayıtlarını savcılığa delil olarak sunduğunu ifade etti. Yaşananları savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde anlatan K.D.’nin dilekçesinde şu ifadeler yer aldı: "Çalıştığım birimdeki sorunların çözülmesi için resmi dilekçe verdim. Görüşmeye çağrıldım. Hastane Müdürünün odasına girdiğimde yönetici, aynı zamanda bir sendikanın başkan yardımcısı olan A.A. ve sendika temsilcisi vardı. Sorunlarımı konuşmak yerine sendikam sorgulandı. Ardından bana açıkça ‘Sana tecavüz ederlerse ses çıkaracaksın’ denildi. Bu sözleri duyduğumda donup kaldım. Kendimi değersiz, çaresiz ve tehdit altında hissettim. Bana ‘Hangi sendikaya üyesin?’ diye soruldu. İstedikleri sendikada olmadığımı söylediğimde, ‘O zaman sana yardımcı olamayız’ dediler. Nöbetlerim, çalışma koşullarım ve hatta işimle tehdit edildim. Hak aramanın bedelinin bu kadar ağır olacağını düşünmemiştim"
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder