SAĞLIK
Aydın Devlet Hastanesi’nin taşınma takvimi belirlendi 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:16:53 Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Aydın’da sağlık hizmetlerinin daha modern ve entegre bir yapıya kavuşmasını sağlayacak taşınma sürecinde önemli bir aşamaya gelindi. İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eser Şenkul başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, Aydın Devlet Hastanesi’nin Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınma sürecine ilişkin son değerlendirmeler yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü hizmet başkanları ve başkan yardımcılarının yanı sıra Aydın Şehir Hastanesi, Aydın Devlet Hastanesi ve Atatürk Devlet Hastanesi yöneticilerinin katıldığı toplantıda; taşınma sürecinin planlı, güvenli ve kesintisiz şekilde yürütülmesine yönelik hazırlıklar ele alındı. Toplantıda özellikle; acil sağlık hizmetlerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi, hasta sevk süreçlerinin etkin yönetimi ve yoğun bakım ünitelerinin taşınma planı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Ayrıca vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde herhangi bir aksama yaşanmaması için bilgilendirme ve yönlendirme süreçlerinin titizlikle yürütülmesi kararlaştırıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda taşınma takvimi de netlik kazandı. Buna göre, Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. İl Sağlık Müdürümüz; Sağlık hizmetlerinde kalite ve erişilebilirliği artırması hedeflenen taşınma sürecinin, planlanan takvim doğrultusunda sorunsuz şekilde tamamlanması için çalışmaların titizlikle yürütüldüğünü ifade etti" denildi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:58 Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm" İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, eşinin bebeklerini sağlıkla dünyaya getirmesinin ardından kendisine verdiği böbrekle yaşama tutundu. Nakil sonrası hayatlarına mutlulukla devam ettiklerini söyleyen, eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Nakil gerçekleştiğinde 4 aylık bebeğim vardı, hamilelikte vereyim dedim, o kadar istiyordum. Kalbim bile olsa veririm, sessiz kalmayalım, duyarlı olalım" dedi. Böbrek sağlığını korumak için günde 1,5-2 litre su içmek, tuz tüketimi ve işlenmiş gıdalardan kaçınmanın önemine dikkat çeken uzmanlar, düzenli egzersiz, bilinçsiz ilaç kullanımından uzak durmanın böbrek hasarı riskini azalttığını belirtiyor. Böbrek rahatsızlığının nakle kadar giden bir sürece uzanabildiğini ifade eden Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Berna Yelken, Klinik Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gülay Yılmaz, Doç. Dr. Sibel Gülçiçek de önemli uyarılarda bulundu. Nakille yaşama tutunan hastalarından bahseden uzmanlar, İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik’e doğumunun ardından 2024 yılında 33 yaşındaki eşi Zozan Çelik’ten, 60 yaşındaki Olgun Erol’a ise aynı yıl kadavradan nakil yapıldığı aktardı. Uzmanlar, nakil sonrası sürecin bitmediğini söylerken naklin sadece yapılan kişiyi değil birçok kişinin hayatını etkilediğini de belirtti. "Altın standart tedavimiz; böbrek nakli" ‘Kronik böbrek yetmezliği çok geniş spektrumda bir hastalık’ diyen Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Hipertansiyon, genetik hastalıklar, kullanılan ilaçlara bağlı gelişen böbrek yetmezliği tabloları. Tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sebebi; diyabet hastalığı. Akut böbrek yetmezliğinin çok çeşitli sebepleri var. En önemlilerinden biri; vücudun susuz kalması, enfeksiyonlar, ishaller, kullanılan böbreğe zarar verebilecek ilaçlar. Böbrek naklinin yapılabilmesi için hastaya kronik böbrek yetmezliği ve son dönem böbrek yetmezliği tanısını koymak gerekir, evreleri var. 5’inci evre dediğimizde artık böbreği yüzde 15’in altında çalışıyor. Hasta yeterli idrar çıkaramıyor, vücuttaki toksinleri uzaklaştıramıyor, kansızlık meydana geliyor, kemik yıkımları olmaya başlıyor artık böbreğin yerine bir tedavi koymamız gerekiyor. 3 çeşit tedavimiz var; hemodiyaliz, periton diyalizi, 3’üncüsü ise altın standart tedavimiz; böbrek nakli. 2 çeşit nakil var; kadavradan ve canlıdan nakil" dedi. "Eşinin doğum yapmasının ardından böbrek naklini gerçekleştirdik" Mehmet Şah Çelik’in nakil sürecine ilişkin konuşan Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Çok genç bir hasta, yaklaşık 5 yıl önce kronik böbrek yetmezliği tanısı almış. Tanı alındığında bile böbrek fonksiyonları çok düşük, evre 4’teyken ilk defa nefrologa geliyor. Bana geldiğinde çok çeşitli ilaçlar kullanıyor, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman ödem, nefes darlığı gibi yavaş yavaş son dönem böbrek yetmezliği belirtileri de iyice oturmuştu. Bir an önce nakil olması gerekiyordu. Yakınlarıyla görüştü, hamile olan eşinin böbrek vericisi olabileceğini öğrendik. Eğer diyalize girmeden nakil yaparsak sonuçlarımız çok daha iyi, bu yüzden çok sıkı takip ettik, eşinin doğum yapmasını bekledik. Anne, 4 ayın sonunda artık bebeğini emzirmeyeceğini söyledi. Eşini donör olarak kullandık. 1,5 yıl oldu, her şey çok iyi gidiyor. Hastanın uyumu, ilaçlarını düzenli kullanması, diyetine dikkat etmesi çok önemli. ‘Nakil oldum, hastalığım bitti, artık başıma hiçbir şey gelmez’ demek değil çünkü bir insanın vücuduna başka bir insana ait bir dokuyu naklediyorsunuz. Tüm halkımızı bilinçli ve duyarlı olmaya ve kadavradan bağış için ellerinden ne geliyorsa yapmaya davet ediyorum" dedi. "Kadavradan böbrek naklinde biraz zayıfız" Nakil sonrası takip süreçlerinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Berna Murat Yelken, "Organı reddetme riski ilk 3 ay biraz daha yüksek oluyor. Bu dönemde biraz daha bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar veriyoruz. İleri dönemde de başka komplikasyonlar görebiliyoruz; obezite, şeker, kemik erimeleri ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı yaşam tarzını benimsemeleri, sigarayı bırakmaları gerekiyor. Hastalarımız ilaçlarını bırakırsa vücut bu böbreği reddeder. En çok istediğimiz şey; ilaçlarını doktor tavsiyesine göre almaları, kafalarına göre almamaları. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında; ateş, idrar azalması ya da bir sorun fark ettiklerinde mutlaka bize başvurmaları gerektiğini vurguluyoruz çünkü bu hastalarda klinik diğer hastalardan çok daha hızlı seyredebiliyor. Evde ateşli 1 gün bile geçirmeleri hayatını riske atabiliyor. Olgun Bey, yaklaşık 8 yıldır kronik böbrek hastalığıyla takipte olan bir hastaydı. Kadavradan böbrek nakli gerçekleştirdik, şu an 2 sene oldu. Kontrollerinde inanılmaz düzenli gelip gidiyor. Kadavradan böbrek naklinde ülke olarak biraz zayıfız. Türkiye’de geçen senenin verilere baktığımızda yüzde 90 canlıdan böbrek nakli yapılmış yüzde 10 kadavradan yapılmış. Avrupa ve Amerika verilere baktığımızda bu oran biraz daha ters, yani yüzde 80 kadavradan yüzde 20 canlıdan böbrek nakli yapılıyor" diye konuştu. "Genelde belirti vermez" ‘Böbrek hastalığı sessiz ilerleyen bir hastalık’ diyerek sözlerine başlayan, kan ve idrar tahlilinin hastalıklara dair belirleyici değerleri ortaya koyabildiğini söyleyen Doç. Dr. Sibel Gülçiçek, "Genelde belirti vermez. Risk faktörü varsa örneğin; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, obezite veya ailede böbrek yetmezliği hikayesi olan hastaların dikkat etmesi gerekir. Su tüketimimize çok dikkat etmemiz lazım ne az ne fazla gerektiği kadar. Mümkün olduğunca az tuz tüketmek, bu böbrek hastalığına has değil. Hipertansiyon ve bütün kronik hastalıklar için önemli bir nokta; tuz tüketimi ve ilaçların doktora sormadan kullanımı. Örneğin; ağrı kesicilerin kontrolsüz ve gereğinden fazla tüketimi. Hepsi böbrek sağlığını tehdit eden faktörler" şeklinde konuştu. "Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler" ‘Rahatsızlığımı 2021 yılında öğrendim’ diyen 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, "Başka bir hastanede tedavi görüyordum. 2023 yılında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne geldim. 2024 yılı 25 Temmuz’da nakil, eşimden gerçekleştirildi. Bir böbreğini bağışladı, sağ olsun. O zaman da 4 aylık bir bebeğimiz vardı. Çocuklarımızı memlekete bırakıp naklimizi olduk. İnsan kelimeyle anlatamıyor, minnettarım. En zoru nakil zannediyorduk, en basitiymiş, önemli olan; nakilden sonrasıydı. Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler, biz söz var ya gün doğmadan neler doğar, sürekli umutlu olsunlar" dedi. "Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı" 4’üncü çocuklarını kucağına aldıktan sonra eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Eşim psikolojik olarak zaten iyi durumda değildi, eşime destek olmam gerektiğini biliyordum. Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı, bu süreçte ilaçlardan dolayı bebeğimi emziremedim ama bebeğim bize umut olmuştu. Hamilelik sürecinde alıp eşime verelim, o kadar istiyordum. Sessiz kalmayalım, duyarlı olalım çünkü verdiğimiz her organ birilerine hayat olabiliyor. Hastalığını ilk öğrendiğimiz zaman böbrek olduğunu bilmeden önce eşime sarılmıştım eğer ki kalp bile olsa vermeye hazırdım. Kalbim bile olsa veririm, bir insan kalbi olmadığı zaman yaşayamaz, o derece aramızda sevgi ve saygı vardı. Böbrek olduğunu öğrendiğim zaman zaten 2 tane, bir tane ile de hayat sürebilirim dedim" şeklinde konuştu. "Nakil oldum sanki yeniden doğdum" "Yaklaşık 2,5 yıl diyaliz gördüm, bir sabah telefonum çaldı’ diyerek sözlerine başlayan 2024 yılında naklin gerçekleştiğini söyleyen 60 yaşındaki Olgun Erol, "Dediler ki ‘Nakil olacaksınız’. Nakil öncesini hiç anlatamam. Diyalizden çıkıp eve gittiğim zaman kendimi hatırlamıyordum. Şimdi çok iyiyim, nakil oldum sanki yeniden doğdum. Herkesin bağış yapmasını isterim. Diyalize girdiğim zamanki fotoğraflarıma bakıyorum şimdi ki fotoğrafa bakıyorum; muazzam iyiyim ama böreği aldıktan sonra bakmak lazım. İyileştim dersen o böbrek 2 gün sonra vücuttan kendini atar. Doktorum bana ne söylediyse o şekilde devam ediyorum" ifadelerini kullandı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:57 Menteşe Devlet Hastanesi’nde yeni yatırımlar ve güvenlik önlemleri masaya yatırıldı Menteşe Devlet Hastanesi yönetimi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve devam eden projeleri denetlemek amacıyla kapsamlı bir "Bina Turu" gerçekleştirdi. Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı başkanlığındaki heyet, hastanedeki güvenlik standartlarını değerlendirirken, yeni 200 yataklı hastane alanı ve yapımı süren tüp geçit çalışmalarını yerinde inceledi. Menteşe Devlet Hastanesi’nde hasta ve çalışan memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla gerçekleştirilen saha denetimine; Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı, hastane idari ekibi ve birim sorumluları katıldı. Tur kapsamında özellikle hasta güvenliği, çalışan güvenliği, tesis güvenliği ve risk analizi başlıklarında detaylı incelemeler yapıldı. Hastanenin fiziksel şartları ve işleyişine dair aksaklıklar yerinde tespit edilerek, iyileştirme faaliyetlerinin derhal başlatılması talimatı verildi. Hastanenin geleceğine yönelik kritik projeler de denetimin ana gündem maddeleri arasındaydı. Acil Servis ile Poliklinikler arasında ulaşımı kolaylaştıracak olan ve yapımı hızla devam eden tüp geçit projesi incelendi. 200 yataklı yeni Menteşe Devlet Hastanesi’nin inşa edileceği bölgede, yıkım süreci başlayan B Blok alanında incelemelerde bulunularak son durum değerlendirildi. Denetim sırasında sadece fiziksel yapılar değil, personelin ve hastaların görüşleri de önemsendi. Başhekim Ballı ve beraberindeki heyet, hastaların ve sağlık çalışanlarının talep, görüş ve önerilerini tek tek dinleyerek çözüm odaklı notlar aldı. Menteşe Devlet Hastanesi idaresinden yapılan açıklamada, sağlık hizmetlerinin aksamaması ve modernizasyon çalışmalarının takvime uygun ilerlemesi için bu tür denetimlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:20 Obezite hastaları Malatya’da tüp mide ameliyatıyla sağlığına kavuşuyor Obezite oranlarının arttığı Malatya’da, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşamın etkisiyle yaygınlaşan hastalık, tüp mide başta olmak üzere cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor. Yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve genetik yatkınlığın, obezitenin başlıca nedenleri arasında yer aldığını söyleyen İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Genel Cerrahi ile Gastroenteroloji Yan Dal Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Egemen Çiçek, erken yaşlarda başlayan kilo artışına dikkat çekti. Obezitenin geçmişe göre ciddi oranda arttığını belirten Çiçek, bu artışa paralel olarak mücadele yöntemlerinin de geliştiğini özellikle cerrahi tedavilerle çözüm üretmeye çalıştıklarını ifade ederek, Malatya’da obezite oranının Türkiye ortalamasına paralel hatta yer yer daha yüksek seviyelerde seyrettiğini söyledi. "Beslenme spor ve genetik yatkınlığa dikkat" Obezitenin üç temel nedeni olduğuna dikkat çeken Çiçek, "Birincisi karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlığı. İkincisi hareket ve spor eksikliği. Üçüncüsü ise genetik yatkınlık. Bu üç faktör bir araya geldiğinde obezite kaçınılmaz hale geliyor" ifadelerini kullandı. "Birden fazla cerrahi yöntemin başarıyla uygulanıyor" Çocukluk çağında obezitenin arttığını ve toplumun giderek hareketsiz bir yaşam tarzına yöneldiğini belirten Çiçek, tıp merkezinin obezite cerrahisinde önemli bir referans noktası olduğunu, ülke genelinde genellikle tek bir yöntem uygulanmasına karşın merkezlerinde birden fazla cerrahi yöntemin rutin olarak başarıyla uygulandığını ifade etti. "Midenin yüzde 80’ni alınıyor" En sık uygulanan yöntemler hakkında da bilgi veren Çiçek, "Tüp mide ve gastrik bypass ameliyatları en yaygın yöntemlerdir. Tüp mide ameliyatında midenin yaklaşık yüzde 80’i alınarak küçültülür. Bu da hastaların yeme miktarını ciddi şekilde azaltır. Teknik olarak daha kolay olduğu için hem Türkiye’de hem de dünyada en sık tercih edilen yöntemdir" diye konuştu.
Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir"
15 Mart 2026 Pazar - 10:44 Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir" Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi. Diyarbakır Memorial Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı. Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi. ’’Hiçbir şey bir nefes beklemeyecek kadar acil değil’’ Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: ’’Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor." ’’Öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade biçimi yıkıcı yapıyor’’ Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: ’’Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
Bayramda tatlı tüketimine dikkat
15 Mart 2026 Pazar - 09:54 Bayramda tatlı tüketimine dikkat Ramazan Bayramı’na az bir sürek kala uzmanlar da bir ay boyunca oruç tutulduktan sonra günlük beslenme rutinine nasıl dönüleceği konusunda uyardı. En çok tatlı tüketilen zamanlardan biri olan bayramlarda tatlı tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri ise Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli şöyle anlattı; Bayramda tatlı ve çikolata tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerekiyor. Bayramlarda beslenme düzeninde bazı değişiklikler yaşanabiliyor. Bu değişikliklerin sadece sindirim sistemi değil, vücudun tamamında telafisi güç sorunlara yol açabilir. Bayram ziyaretleri sebebiyle öğün saatlerimizde değişiklikler yaşanabilir. Şayet beslenme düzenimizdeki değişikliklere mukabil tedbir alınmazsa bazı sağlık problemleri yaşanabilir. Bu problemlerin başlıcaları ise sindirim güçlüğü, kabızlık, mide rahatsızlıkları, tansiyon yükselmesi, kalp çarpıntısı gibi sağlık sorunlarıdır." Tatlı tüketiminin bayram süresi ve sonrasını sağlıklı geçirme açısından kritik önemde olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, şu tavsiyelerde bulundu; "Bayram ziyaretlerinde ikram edilen şekerleme ve tatlıların tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Bayram boyunca şerbetli tatlı ve çikolata tüketimi artmaktadır. Bu besinlerin glisemik indeksleri ve kalorileri yüksek olduğundan kan şekerinin de hızla yükselmesine yol açarlar. Fazla miktarda çikolata ve tatlı tüketimi mide yanması, bağırsak sistem bozukluklarına sebep olarak pek çok sağlık problemine yol açabilir. Tatlı tercihleri mümkün olduğunca sütlü tatlılardan yana kullanılabilir. Sütlü tatlı olarak dondurma, doğru ve serinletici bir tercih olacaktır."
Konya’da ilk; evden çıkamayan engelli hastalara evde sağlık raporu hizmeti
15 Mart 2026 Pazar - 09:32 Konya’da ilk; evden çıkamayan engelli hastalara evde sağlık raporu hizmeti Konya’da bir ilk olarak başlatılan sağlık hizmeti ile evden çıkamayan engelli hastaların evine giden Evde Sağlık Hizmetleri ekipleri hastayı yerinde değerlendiriyor, Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi ile Sağlık Kuruluna bilgi veriyor ve hastaların sağlık raporu işlemleri tamamlanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Evde Sağlık Hizmetleri’ ekipleri hastaneye gidemeyecek durumda olan hastaların yardımına koşarken, Konya’da rapor gerektiren hastalar, yatalak hastaların raporlarının değerlendirilmesinde Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi devreye alındı. Beyhekim Eğitim Araştırma Hastanesinde başlatılan uygulama ile hastanın raporunun uzatılması veya hastaya rapor verilmesi gerektiği zaman yatalak, muhtaçlı hastalar evinden, yerinden kaldırılmadan raporlarını yenileyebilecek bir sistem hayata geçirildi. "Hastalarımız için çok büyük bir konfor sağladı" Proje hakkında bilgi veren Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, "Hastayı biz uzaktan nasıl değerlendirebiliriz, hastayla ilgili hastayı hastaneye getirmeden nasıl hastayı rahatlatabiliriz, bununla ilgili çalışmalar başladı. Bakanlığımızın çalışmaları sonucunda inşallah biz de ilimizde ilk önce yatan, rapor gerektiren hastalar, yatalak hastalarımızın raporlarının değerlendirilmesinde Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemini nasıl aktive edebiliriz onu planladık ve çok güzel yerlere geldi. Sonuç olarak şu anda 2 yılda bir yenilenen sağlık raporlarında, yatalak hastalarımızın hastaneye gelmesi, yerinden hareket ettirilmesi, hastanede çeşitli odalara götürülmesi, hastane süreçlerinin zor olması, bunları artık ortadan kaldırdık. Artık sürecimizde evde sağlık birimlerimiz hastaya gidiyor, yerinde değerlendiriyor. Hastayı yerinde değerlendirdikten sonra hastaya, kurulumuza hastanın durumuyla ilgili bilgi veriyorlar. Hastanın raporunun uzatılması gerektiği zaman veya hastaya rapor verilmesi gerektiği zaman yatalak hastamızı, muhtaçlı hastalarımızı hiç evinde, yerinden kaldırmadan raporlarını yenileyebilecek bir sisteme getirdik. Bu hastalarımız için çok büyük bir konfor sağladı. Çünkü bunlar çoğu yatalak hastalarımız, hastaneye gelmeleri, indirilmeleri, ambulans süreçleri, hasta ve hasta yakınlarımızı bayağı yıpratıyordu. Şu anda elhamdülillah hastalarımızı gidiyoruz evinde değerlendiriyoruz, evinde değerlendikten sonra kurulumuza sunuyoruz. Kurulumuza sunduktan sonra hastanın raporunu otomatik olarak yenilemiş oluyoruz. Beyhekim Eğitim Araştırma Hastanemizde başlattığımız bu uygulamayı Konya genelindeki ilk önce merkez hastaneleri sonra da büyük ilçe hastanelerimize bu uygulamayı yayarak Sağlık Kurulu olan hastanelerimize hastalarımızın tamamen evlerinde rahat bir şekilde sağlık kurullarına ulaşmasını sağlayacağız" dedi. Hasta yerinden hiç oynatılmadan sağlık raporu işlemleri yapılıyor Projenin ilk uygulandığı Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Halil Ekrem Akkurt, "Öyle bir hasta grubumuz var ki yatağa tamamen bağımlı ve bu hastaları Sağlık Kuruluna sosyal haklarını kazanmaları için, özür oranlarını belirlememiz için getirmemiz gerçekten zor olan bir hasta grubumuz var. Bu hasta grubunun hastaneye getirilmeden neler yapılabileceği düşünüldüğünde İl Sağlık Müdürlüğümüzün pilot olarak bizim hastaneyi belirlemesi üzerine biz de eğer böyle bir vatandaşımız bize müracaat ettiği zaman ‘Hastamızı getiremiyoruz, çok zor oluyor, zaten yatağa bağımlı’ denilen hasta grubunda evde sağlık ekibimiz hastayı görmeye gidiyor. Eğer gerçekten böyle bir durumu varsa hastanın yerinden hiç oynatılmadan evde sağlık ekibimiz UHD (Uzaktan Hasta Değerlendirme) sistemi ile Sağlık Kurulumuza bağlanıyor ve Sağlık Kurulu orada hastayla ilgili puanını verip sosyal hakkından yararlanmasını sağlıyoruz" dedi. "Bulunmaz bir nimet" ALS hastası çocuğunu evinden çıkarıp hastaneye götüremediğini, Uzaktan Hasta Değerlendirme sistemi ile Sağlık Kurulu raporu aldığını anlatan İsak Uysal (58), "Hastaneye gidemiyordum. Evimiz 2 katlı olunca aşağı inemiyorduk. İletişime geçtik, durumu anlattık. Hastanedeki doktorumuz araştırayım, size döneyim dedi. Araştırdı, bize sistemi anlattı, size yardımcı olacağız dedi. Geçtiğimiz 17 Kasım’da irtibata geçtik, 20 Kasım’da görüntülü görüşme yaptık. Orada bize rapor verildi, Allah razı olsun. Sağlık Bakanlığımıza teşekkür ederiz bu imkanları bize sağladığı için. Bulunmaz bir nimet" diye konuştu.
Hastane çalışanları iftar sofrasında buluştu
14 Mart 2026 Cumartesi - 19:05 Hastane çalışanları iftar sofrasında buluştu Kahramanmaraş’ta Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanları, iftar programında bir araya geldi. Hastane yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda doktorlar, hemşireler, sağlık personeli ve idari çalışanlar aynı sofrada buluşarak oruçlarını birlikte açtı. Programa hastanenin yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler de katıldı. Programda konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Emir Sular, 15 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe hizmet veren bir kurum olarak insan hayatına dokunmanın büyük bir sorumluluk ve onur olduğunu söyledi. Sağlık hizmetlerinin yalnızca bir meslek olmadığını, aynı zamanda özveri, sabır ve gönül isteyen kutsal bir görev olduğunu belirten Sular, "Doktorlarımızdan hemşirelerimize, sağlık personelimizden idari kadrolarımıza kadar herkesin katkısı kurumumuzun bugünlere gelmesinde büyük rol oynamıştır. Farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor olsak da sağlık alanındaki hizmetlerimizin yeri her zaman ayrıdır. Çünkü yaptığımız her işin merkezinde insan vardır. Bu mübarek Ramazan akşamında aynı sofrayı paylaşmak birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendiren çok kıymetli bir vesiledir" dedi. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sular ise Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma ayı olduğunu belirterek programa katılan çalışanlara teşekkür etti. Sular, "Depremden bu yana üç yıl geçti. Bu vesileyle deprem şehitlerimize ve hastanemizden depremde hayatını kaybeden 12 çalışma arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Rabbim bu tür afetleri bir daha yaşatmasın. Ayrıca tüm hekimlerimizin ve sağlık camiamızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum. Yaklaşan bayramın da tüm çalışanlarımız ve aileleri için sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum" ifadelerini kullandı. Program, sağlık çalışanlarının sohbet ederek Ramazan ayının birlik ve beraberlik atmosferini paylaşmasıyla sona erdi.
14 Mart’ta hekimlere anlamlı teşekkür
14 Mart 2026 Cumartesi - 14:46 14 Mart’ta hekimlere anlamlı teşekkür Samsun 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen özel etkinlikte hekimlerin sağlık hizmetine sunduğu özverili çalışmalar vurgulandı. "Yol gösteren bir çift gözün ışığında" temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte hekimlere, emeklerine teşekkür amacıyla Samsunspor’dan ilhamla hazırlanan atkı ve şapka hediye edildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında hekimlerine yönelik anlamlı bir teşekkür etkinliği düzenledi. "Yol gösteren bir çift gözün ışığında" temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, hekimlerin insan hayatına dokunan özverili çalışmalarına dikkat çekildi. Sağlık hizmetinin en önemli yapı taşlarından olan hekimlerin fedakârlık ve sorumlulukla yürüttükleri mesleğin değerine vurgu yapılan etkinlikte, hastane yönetimi tarafından hekimlere anlamlı bir hediye takdim edildi. Şehrin simgelerinden biri olan ve Atatürk’lü armasıyla gurur duyulan Samsunspor’dan ilhamla hazırlanan atkı ve şapka, hekimlere teşekkür amacıyla sunuldu. "Hekimlerimiz toplum için umut ve güven kaynağı" VM Medical Park Samsun Hastanesi Genel Müdürü Dr. Şafak Aygül, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada hekimlerin toplum sağlığı için üstlendiği kritik role dikkat çekti. Dr. Aygül, "Yol gösteren bir çift gözün ışığında ilerleyen hekimlerimiz, yalnızca hastalarını tedavi eden değil; aynı zamanda topluma umut olan, güven veren ve insan hayatına dokunan en kıymetli meslek grubudur. Büyük bir özveriyle yürüttükleri bu onurlu meslekte hastanemize ve toplum sağlığına kattıkları değer için tüm hekimlerimize gönülden teşekkür ediyorum. Biz büyük bir aileyiz ve hekimlerimiz bu ailenin en kıymetli parçalarıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘yol gösteren bir çift göz’ sözünden ilhamla hazırladığımız bu küçük armağanla emekleri için kendilerine teşekkür etmek istedik. Hekimlerimizin Atatürk’ün ışığında daha nice hayatlara dokunmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum" diye konuştu. 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla gerçekleştirilen etkinlikte, hekimlerin mesleki emekleri ve toplum sağlığı için verdikleri mücadele bir kez daha takdirle anıldı.