SAĞLIK
Aydın Devlet Hastanesi’nin taşınma takvimi belirlendi 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:16:53 Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "Aydın’da sağlık hizmetlerinin daha modern ve entegre bir yapıya kavuşmasını sağlayacak taşınma sürecinde önemli bir aşamaya gelindi. İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eser Şenkul başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, Aydın Devlet Hastanesi’nin Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınma sürecine ilişkin son değerlendirmeler yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü hizmet başkanları ve başkan yardımcılarının yanı sıra Aydın Şehir Hastanesi, Aydın Devlet Hastanesi ve Atatürk Devlet Hastanesi yöneticilerinin katıldığı toplantıda; taşınma sürecinin planlı, güvenli ve kesintisiz şekilde yürütülmesine yönelik hazırlıklar ele alındı. Toplantıda özellikle; acil sağlık hizmetlerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi, hasta sevk süreçlerinin etkin yönetimi ve yoğun bakım ünitelerinin taşınma planı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Ayrıca vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde herhangi bir aksama yaşanmaması için bilgilendirme ve yönlendirme süreçlerinin titizlikle yürütülmesi kararlaştırıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda taşınma takvimi de netlik kazandı. Buna göre, Aydın Devlet Hastanesi Erişkin Acil Servisi "9 Mayıs 2026 Cumartesi günü" Aydın Şehir Hastanesi yerleşkesine taşınarak hasta kabulüne başlayacak. Hastanenin diğer tüm birimleri ise "11 Mayıs 2026 Pazartesi günü" itibarıyla yeni yerinde hizmet sunacak. İl Sağlık Müdürümüz; Sağlık hizmetlerinde kalite ve erişilebilirliği artırması hedeflenen taşınma sürecinin, planlanan takvim doğrultusunda sorunsuz şekilde tamamlanması için çalışmaların titizlikle yürütüldüğünü ifade etti" denildi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:58 Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm" İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, eşinin bebeklerini sağlıkla dünyaya getirmesinin ardından kendisine verdiği böbrekle yaşama tutundu. Nakil sonrası hayatlarına mutlulukla devam ettiklerini söyleyen, eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Nakil gerçekleştiğinde 4 aylık bebeğim vardı, hamilelikte vereyim dedim, o kadar istiyordum. Kalbim bile olsa veririm, sessiz kalmayalım, duyarlı olalım" dedi. Böbrek sağlığını korumak için günde 1,5-2 litre su içmek, tuz tüketimi ve işlenmiş gıdalardan kaçınmanın önemine dikkat çeken uzmanlar, düzenli egzersiz, bilinçsiz ilaç kullanımından uzak durmanın böbrek hasarı riskini azalttığını belirtiyor. Böbrek rahatsızlığının nakle kadar giden bir sürece uzanabildiğini ifade eden Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Berna Yelken, Klinik Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gülay Yılmaz, Doç. Dr. Sibel Gülçiçek de önemli uyarılarda bulundu. Nakille yaşama tutunan hastalarından bahseden uzmanlar, İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik’e doğumunun ardından 2024 yılında 33 yaşındaki eşi Zozan Çelik’ten, 60 yaşındaki Olgun Erol’a ise aynı yıl kadavradan nakil yapıldığı aktardı. Uzmanlar, nakil sonrası sürecin bitmediğini söylerken naklin sadece yapılan kişiyi değil birçok kişinin hayatını etkilediğini de belirtti. "Altın standart tedavimiz; böbrek nakli" ‘Kronik böbrek yetmezliği çok geniş spektrumda bir hastalık’ diyen Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Hipertansiyon, genetik hastalıklar, kullanılan ilaçlara bağlı gelişen böbrek yetmezliği tabloları. Tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sebebi; diyabet hastalığı. Akut böbrek yetmezliğinin çok çeşitli sebepleri var. En önemlilerinden biri; vücudun susuz kalması, enfeksiyonlar, ishaller, kullanılan böbreğe zarar verebilecek ilaçlar. Böbrek naklinin yapılabilmesi için hastaya kronik böbrek yetmezliği ve son dönem böbrek yetmezliği tanısını koymak gerekir, evreleri var. 5’inci evre dediğimizde artık böbreği yüzde 15’in altında çalışıyor. Hasta yeterli idrar çıkaramıyor, vücuttaki toksinleri uzaklaştıramıyor, kansızlık meydana geliyor, kemik yıkımları olmaya başlıyor artık böbreğin yerine bir tedavi koymamız gerekiyor. 3 çeşit tedavimiz var; hemodiyaliz, periton diyalizi, 3’üncüsü ise altın standart tedavimiz; böbrek nakli. 2 çeşit nakil var; kadavradan ve canlıdan nakil" dedi. "Eşinin doğum yapmasının ardından böbrek naklini gerçekleştirdik" Mehmet Şah Çelik’in nakil sürecine ilişkin konuşan Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Çok genç bir hasta, yaklaşık 5 yıl önce kronik böbrek yetmezliği tanısı almış. Tanı alındığında bile böbrek fonksiyonları çok düşük, evre 4’teyken ilk defa nefrologa geliyor. Bana geldiğinde çok çeşitli ilaçlar kullanıyor, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman ödem, nefes darlığı gibi yavaş yavaş son dönem böbrek yetmezliği belirtileri de iyice oturmuştu. Bir an önce nakil olması gerekiyordu. Yakınlarıyla görüştü, hamile olan eşinin böbrek vericisi olabileceğini öğrendik. Eğer diyalize girmeden nakil yaparsak sonuçlarımız çok daha iyi, bu yüzden çok sıkı takip ettik, eşinin doğum yapmasını bekledik. Anne, 4 ayın sonunda artık bebeğini emzirmeyeceğini söyledi. Eşini donör olarak kullandık. 1,5 yıl oldu, her şey çok iyi gidiyor. Hastanın uyumu, ilaçlarını düzenli kullanması, diyetine dikkat etmesi çok önemli. ‘Nakil oldum, hastalığım bitti, artık başıma hiçbir şey gelmez’ demek değil çünkü bir insanın vücuduna başka bir insana ait bir dokuyu naklediyorsunuz. Tüm halkımızı bilinçli ve duyarlı olmaya ve kadavradan bağış için ellerinden ne geliyorsa yapmaya davet ediyorum" dedi. "Kadavradan böbrek naklinde biraz zayıfız" Nakil sonrası takip süreçlerinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Berna Murat Yelken, "Organı reddetme riski ilk 3 ay biraz daha yüksek oluyor. Bu dönemde biraz daha bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar veriyoruz. İleri dönemde de başka komplikasyonlar görebiliyoruz; obezite, şeker, kemik erimeleri ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı yaşam tarzını benimsemeleri, sigarayı bırakmaları gerekiyor. Hastalarımız ilaçlarını bırakırsa vücut bu böbreği reddeder. En çok istediğimiz şey; ilaçlarını doktor tavsiyesine göre almaları, kafalarına göre almamaları. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında; ateş, idrar azalması ya da bir sorun fark ettiklerinde mutlaka bize başvurmaları gerektiğini vurguluyoruz çünkü bu hastalarda klinik diğer hastalardan çok daha hızlı seyredebiliyor. Evde ateşli 1 gün bile geçirmeleri hayatını riske atabiliyor. Olgun Bey, yaklaşık 8 yıldır kronik böbrek hastalığıyla takipte olan bir hastaydı. Kadavradan böbrek nakli gerçekleştirdik, şu an 2 sene oldu. Kontrollerinde inanılmaz düzenli gelip gidiyor. Kadavradan böbrek naklinde ülke olarak biraz zayıfız. Türkiye’de geçen senenin verilere baktığımızda yüzde 90 canlıdan böbrek nakli yapılmış yüzde 10 kadavradan yapılmış. Avrupa ve Amerika verilere baktığımızda bu oran biraz daha ters, yani yüzde 80 kadavradan yüzde 20 canlıdan böbrek nakli yapılıyor" diye konuştu. "Genelde belirti vermez" ‘Böbrek hastalığı sessiz ilerleyen bir hastalık’ diyerek sözlerine başlayan, kan ve idrar tahlilinin hastalıklara dair belirleyici değerleri ortaya koyabildiğini söyleyen Doç. Dr. Sibel Gülçiçek, "Genelde belirti vermez. Risk faktörü varsa örneğin; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, obezite veya ailede böbrek yetmezliği hikayesi olan hastaların dikkat etmesi gerekir. Su tüketimimize çok dikkat etmemiz lazım ne az ne fazla gerektiği kadar. Mümkün olduğunca az tuz tüketmek, bu böbrek hastalığına has değil. Hipertansiyon ve bütün kronik hastalıklar için önemli bir nokta; tuz tüketimi ve ilaçların doktora sormadan kullanımı. Örneğin; ağrı kesicilerin kontrolsüz ve gereğinden fazla tüketimi. Hepsi böbrek sağlığını tehdit eden faktörler" şeklinde konuştu. "Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler" ‘Rahatsızlığımı 2021 yılında öğrendim’ diyen 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, "Başka bir hastanede tedavi görüyordum. 2023 yılında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne geldim. 2024 yılı 25 Temmuz’da nakil, eşimden gerçekleştirildi. Bir böbreğini bağışladı, sağ olsun. O zaman da 4 aylık bir bebeğimiz vardı. Çocuklarımızı memlekete bırakıp naklimizi olduk. İnsan kelimeyle anlatamıyor, minnettarım. En zoru nakil zannediyorduk, en basitiymiş, önemli olan; nakilden sonrasıydı. Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler, biz söz var ya gün doğmadan neler doğar, sürekli umutlu olsunlar" dedi. "Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı" 4’üncü çocuklarını kucağına aldıktan sonra eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Eşim psikolojik olarak zaten iyi durumda değildi, eşime destek olmam gerektiğini biliyordum. Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı, bu süreçte ilaçlardan dolayı bebeğimi emziremedim ama bebeğim bize umut olmuştu. Hamilelik sürecinde alıp eşime verelim, o kadar istiyordum. Sessiz kalmayalım, duyarlı olalım çünkü verdiğimiz her organ birilerine hayat olabiliyor. Hastalığını ilk öğrendiğimiz zaman böbrek olduğunu bilmeden önce eşime sarılmıştım eğer ki kalp bile olsa vermeye hazırdım. Kalbim bile olsa veririm, bir insan kalbi olmadığı zaman yaşayamaz, o derece aramızda sevgi ve saygı vardı. Böbrek olduğunu öğrendiğim zaman zaten 2 tane, bir tane ile de hayat sürebilirim dedim" şeklinde konuştu. "Nakil oldum sanki yeniden doğdum" "Yaklaşık 2,5 yıl diyaliz gördüm, bir sabah telefonum çaldı’ diyerek sözlerine başlayan 2024 yılında naklin gerçekleştiğini söyleyen 60 yaşındaki Olgun Erol, "Dediler ki ‘Nakil olacaksınız’. Nakil öncesini hiç anlatamam. Diyalizden çıkıp eve gittiğim zaman kendimi hatırlamıyordum. Şimdi çok iyiyim, nakil oldum sanki yeniden doğdum. Herkesin bağış yapmasını isterim. Diyalize girdiğim zamanki fotoğraflarıma bakıyorum şimdi ki fotoğrafa bakıyorum; muazzam iyiyim ama böreği aldıktan sonra bakmak lazım. İyileştim dersen o böbrek 2 gün sonra vücuttan kendini atar. Doktorum bana ne söylediyse o şekilde devam ediyorum" ifadelerini kullandı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:57 Menteşe Devlet Hastanesi’nde yeni yatırımlar ve güvenlik önlemleri masaya yatırıldı Menteşe Devlet Hastanesi yönetimi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve devam eden projeleri denetlemek amacıyla kapsamlı bir "Bina Turu" gerçekleştirdi. Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı başkanlığındaki heyet, hastanedeki güvenlik standartlarını değerlendirirken, yeni 200 yataklı hastane alanı ve yapımı süren tüp geçit çalışmalarını yerinde inceledi. Menteşe Devlet Hastanesi’nde hasta ve çalışan memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla gerçekleştirilen saha denetimine; Başhekim Op. Dr. Şadi Ballı, hastane idari ekibi ve birim sorumluları katıldı. Tur kapsamında özellikle hasta güvenliği, çalışan güvenliği, tesis güvenliği ve risk analizi başlıklarında detaylı incelemeler yapıldı. Hastanenin fiziksel şartları ve işleyişine dair aksaklıklar yerinde tespit edilerek, iyileştirme faaliyetlerinin derhal başlatılması talimatı verildi. Hastanenin geleceğine yönelik kritik projeler de denetimin ana gündem maddeleri arasındaydı. Acil Servis ile Poliklinikler arasında ulaşımı kolaylaştıracak olan ve yapımı hızla devam eden tüp geçit projesi incelendi. 200 yataklı yeni Menteşe Devlet Hastanesi’nin inşa edileceği bölgede, yıkım süreci başlayan B Blok alanında incelemelerde bulunularak son durum değerlendirildi. Denetim sırasında sadece fiziksel yapılar değil, personelin ve hastaların görüşleri de önemsendi. Başhekim Ballı ve beraberindeki heyet, hastaların ve sağlık çalışanlarının talep, görüş ve önerilerini tek tek dinleyerek çözüm odaklı notlar aldı. Menteşe Devlet Hastanesi idaresinden yapılan açıklamada, sağlık hizmetlerinin aksamaması ve modernizasyon çalışmalarının takvime uygun ilerlemesi için bu tür denetimlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:20 Obezite hastaları Malatya’da tüp mide ameliyatıyla sağlığına kavuşuyor Obezite oranlarının arttığı Malatya’da, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşamın etkisiyle yaygınlaşan hastalık, tüp mide başta olmak üzere cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor. Yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve genetik yatkınlığın, obezitenin başlıca nedenleri arasında yer aldığını söyleyen İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Genel Cerrahi ile Gastroenteroloji Yan Dal Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Egemen Çiçek, erken yaşlarda başlayan kilo artışına dikkat çekti. Obezitenin geçmişe göre ciddi oranda arttığını belirten Çiçek, bu artışa paralel olarak mücadele yöntemlerinin de geliştiğini özellikle cerrahi tedavilerle çözüm üretmeye çalıştıklarını ifade ederek, Malatya’da obezite oranının Türkiye ortalamasına paralel hatta yer yer daha yüksek seviyelerde seyrettiğini söyledi. "Beslenme spor ve genetik yatkınlığa dikkat" Obezitenin üç temel nedeni olduğuna dikkat çeken Çiçek, "Birincisi karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlığı. İkincisi hareket ve spor eksikliği. Üçüncüsü ise genetik yatkınlık. Bu üç faktör bir araya geldiğinde obezite kaçınılmaz hale geliyor" ifadelerini kullandı. "Birden fazla cerrahi yöntemin başarıyla uygulanıyor" Çocukluk çağında obezitenin arttığını ve toplumun giderek hareketsiz bir yaşam tarzına yöneldiğini belirten Çiçek, tıp merkezinin obezite cerrahisinde önemli bir referans noktası olduğunu, ülke genelinde genellikle tek bir yöntem uygulanmasına karşın merkezlerinde birden fazla cerrahi yöntemin rutin olarak başarıyla uygulandığını ifade etti. "Midenin yüzde 80’ni alınıyor" En sık uygulanan yöntemler hakkında da bilgi veren Çiçek, "Tüp mide ve gastrik bypass ameliyatları en yaygın yöntemlerdir. Tüp mide ameliyatında midenin yaklaşık yüzde 80’i alınarak küçültülür. Bu da hastaların yeme miktarını ciddi şekilde azaltır. Teknik olarak daha kolay olduğu için hem Türkiye’de hem de dünyada en sık tercih edilen yöntemdir" diye konuştu.
Güven Hastanesi’nden Tıp Bayramı’nda ödül töreni
14 Mart 2026 Cumartesi - 13:53 Güven Hastanesi’nden Tıp Bayramı’nda ödül töreni Güven Hastanesi, 14 Mart Tıp Bayramı’nda Güven Hastanesi’nin kurucularının adını aldığı ‘18’inci Dr. Aysun ve Dr. Ahmet Küçükel Tıp Ödülleri’ gününü düzenledi. Güven Hastanesi, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında ödül töreni düzenledi. Sağlık çalışanlarının ödüllendirildiği ’18’inci Dr. Aysun ve Dr. Ahmet Küçükel Tıp Ödülleri’ programı çerçevesinde sağlık alanındaki başarılar ödüllendirilirken, sağlık sektörünün insan hayatındaki önemine vurgu yapıldı. Programda, ayrıca bilimsel araştırmaların ve sağlık hizmetlerinin gelişmesine katkı sunan çalışmaların desteklenmesinin önemine de değinildi. "Güven Sağlık Grubu 51 senelik yolculuğunda her gün ilerleme sevdasıyla yoluna devam ediyor" Hekimler ve sağlık çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirilen ödül töreninde açıklamalarda bulunan Güven Eğitim ve Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Banu Küçükel, sağlık çalışanlarının toplum sağlığı için üstlendiği kritik role dikkat çekti. Güven Sağlık Grubu’nun uzun yıllardır vatandaşlara hizmet ettiğini ve bu yolculukta Türkiye’ye sağlık hizmetlerinde ilkleri yaşattığını belirten Küçükel sözlerine şu şekilde devam etti: "Güven Sağlık Grubu 51 senelik yolculuğunda her gün ilerleme sevdasıyla, hatalarından öğrenerek, en yüksek potansiyeline ulaşma azmiyle yoluna devam ediyor. Hevesi, memleketinde sağlık hizmet fonksiyonlarında ilkleri yapmak, çıtayı hep yükseğe koymak, geliştirmek, köklendirmektir. Biz, memleketimize ve insanlığa hizmetin yolunu bu çatı altında mahcup ve muhtaç olmadan verenlerdeniz. Vakfımız, kamu yararına bir vakıf. Ulusal ve uluslararası pek çok güzel projelere imza atıyor, memleketin zor zamanlarında yaralara merhem oluyor. Bu sene Güven Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın da 20’nci senesi. Bu vesileyle bunu da kutluyoruz, onurlandırıyoruz. Vakfımızın çatısında; bilime sonsuz güvenimizle, genç bilim insanlarını desteklemek, heveslendirmek, sorumluluğunu da yerine getirmek için 18 senedir, Dr. Aysun ve Dr. Ahmet Küçükel Tıp Ödüllerimizi her yıl artan bir ilgiyle büyütüyor ve köklendiriyoruz. Bu ödüller, bilime katkı sunan, geleceğe yön veren, sağlık alanındaki bilgi birikimini ileriye taşıyan ve insan hayatını iyileştirmeye yönelik çalışmalar yürüten, değerli bilim insanlarını onurlandırmak için takdim edilmektedir. Henüz bilinmez olana ışık tutmak için merak yolculuğuna adım atan, ödül alsın almasın tüm bilim insanlarımızı kutlamak boynumuzun borcudur." "Her biri kendi alanında özgün çalışmalardı" Tıp ödülleri kapsamında açıklamalarda bulunan Güven Sağlık Grubu Bilim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Esin Kaymaz Morkoç, ödüllerin her birinin kendi alanlarına özgü çalışmalar olduğunu ifade ederek, "Güven Bilim Ödülleri’nin 18’incisini sahipleriyle buluşturuyoruz. Her biri kendi alanında özgün ve toplum sağlığına yön veren çalışmalardı. Beraberinde günümüze Tıp Günüyle devam edeceğiz. Ayrıca bugün Tıp Bayramı. Tüm sağlık çalışanlarının, meslektaşlarımın Tıp Bayramı’nı kutluyorum. Tıp Bayramı, 1919 yılında işgal altındaki ülkemizde tıp öğrencilerinin başlattığı bir direniş harekatı aslında. Bu nedenle sadece bir kutlama günü değil; direnişin, özgürlüğün ve mücadelenin de bir simgesi" şeklinde konuştu. "Güven Sağlık Kurulu olarak, Türkiye’yi daha ileri götürmeyi hedefledik" Güven Hastanesi olarak Türkiye’ye sağlık hizmetleri alanında geri durmayacaklarının altını çizen Tıp Günü Kongre Başkanı Prof. Dr. Berkant Özpolat, "18’inci Aysun Küçükel ve Ahmet Küçükel Ödül Töreni’nde, Türk öğrencileriyle birlikte 14 Mart’ı bir arada kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Güven Sağlık Kurulu olarak, tıbbı daha ileri götürmeyi ve hastalarımıza şefkatle yaklaşmayı bir hedef belirledik. Bundan sonra da bu hedef doğrultusunda da yürümeye devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. "Kurucularımızın ışığı doğrultusunda görevimizi sürdürmekten onur duyuyorum" Güven Hastanesi’nin kurucuları Dr. Aysun ve Dr. Ahmet Küçükel’in vizyonunda ilerleyeceklerini söyleyen Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Fazıl Mustafa Cesur ise, "Burada üç şeyi kutlamak için beraberiz. Birincisi 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz. İkincisi de 18’incisini kutladığımız Dr. Aysun ve Dr. Ahmet Küçükel Ödül Töreni. İlk günden itibaren bu ödül töreninin içinde oldum. Böyle güzel bir organizasyon içinde olmaktan da mutluluk duyuyorum. Kurucularımızın ışığı doğrultusunda, kanıta dayalı tıbbın gerçeklerinden ayrılmadan görevimizi sürdürmekten onur duyuyorum" açıklamasında bulundu. Program, obezite oturumları, robotik cerrah oturumları, menopoz oturumları, demansın değişen yüzü oturumları kapsamında gerçekleşti.
Taziye için geldiği Van’da kalbi duran vatandaş 2 saatte hayata döndürüldü
14 Mart 2026 Cumartesi - 13:51 Taziye için geldiği Van’da kalbi duran vatandaş 2 saatte hayata döndürüldü İstanbul’dan taziye ziyareti için Van’a gelen ve kalbi durmuş halde hastaneye ulaştırılan 59 yaşındaki Hadi Kaya, doktorların 2 saat süren ısrarlı müdahalesi ve onlarca kez uygulanan şok tedavisiyle hayata tutundu. İstanbul’dan memleketi Van’a taziye ziyareti için gelen 59 yaşındaki Hadi Kaya, aniden fenalaşarak yere yığıldı. 112 Acil Servis ekiplerince kalbi durmuş (kardiyak arrest) halde Lokman Hekim Van Hastanesine getirilen Kaya’ya, acil serviste yoğun müdahale yapıldı. Tıbbi prosedürlerin aksine, umudun kesilmediği müdahale yaklaşık 2 saat boyunca devam etti. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer ve ekibi, hastayı hayata döndürmek için yaklaşık 30 kez şok uyguladı. 2 saatin sonunda kalbi yeniden çalıştırılan Kaya, acilen anjiyoya alındı. Ana damarının tıkalı olduğu tespit edilen hasta, başarılı bir operasyonla damarı açılarak yoğun bakıma alındı. 24 saat sonra uyanan ve sağlığına kavuşan Kaya, hastaneden şifa ile taburcu edildi. "Israrla 2 saate yakın müdahale ettik" İHA muhabirine konuşan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer, hastanın kalbinin durmuş vaziyette getirildiğini hatırlattı. Prof. Dr. Tuncer, "Tıbben hastalara yarım saat ya da 45 dakika müdahale edildikten sonra işlem sonlandırılır; ancak biz bu hastamızda ısrarla 2 saate yakın müdahale ederek, belki 20-30 sefer şok uygulayarak kalbi yeniden çalıştırmayı başardık. Daha sonra hastayı anjiyoya aldığımızda ana damarının tıkalı olduğunu gördük ve o damarı açtık. Entübe halde yoğun bakıma aldığımız hastamız 24 saat sonra uyandı ve şu anda şifayla taburcu ediliyor. Burada vermek istediğimiz mesaj şudur: Eğer yolda düşüp bayılan, kalbi duran hastalar hızlı bir şekilde acil servise getirilir ve müdahale yerinde, zamanında yapılırsa birçok hastamız bu şekilde kurtulabilmektedir" dedi. "Üçüncü gününden itibaren yakın hafızası yerine gelmeye başladı" Hastanın uyandıktan sonra bir müddet yakın hafıza sorunu yaşadığını ancak tedavinin üçüncü gününden itibaren hafızasının da yerine gelmeye başladığını dile getiren Tuncer, "Kardiyak arrest dediğimiz, kalbi duran hastaların birçoğunda beyin fonksiyonları geri gelmez; beyin ölümü gerçekleşir ve hastalar uzun süre yoğun bakımlarda yatar. Ancak bu hastamızda zamanında müdahaleyle başarı sağladık. Bu hastamızın en büyük şansı, hızlı bir şekilde hastaneye ulaştırılması ve zamanında müdahale edilmesidir. Hasta uyandıktan sonra bir müddet yakın hafıza sorunu yaşadı; geçmişi hatırlıyor ancak bulunduğu yeri çıkaramıyordu. Kendisi aslında İstanbul’da ikamet eden bir hastamız olup buraya taziye ziyareti için gelmişti. Tedavisinin üçüncü gününden itibaren yakın hafızası da yerine gelmeye başladı" diye konuştu. "Büyük bir kriz geçirdiğimi ve kalbimin durduğunu söylediler" Kalbi durmuş vaziyette hastaneye getirilen 59 yaşında Hadi Kaya isimli vatandaş ise "İstanbul’da ikamet ediyoruz, taziye için gelmiştik. Sabah uyanıp aşağı indim, o sırada başım döndü ve düşmüşüm; sonrasını hatırlamıyorum. Bana büyük bir kriz geçirdiğimi ve kalbimin durduğunu söylediler. Hocalarımızın iki saat süren yoğun müdahalesiyle hayata dönmüşüm. Şu an iyiyim ve günden güne daha iyiye gidiyorum. Müdahalede bulunan tüm doktorlara teşekkür ederim" şeklinde konuştu.
Taziye için geldiği Van’da kalbi duran vatandaş 2 saatte hayata döndürüldü
14 Mart 2026 Cumartesi - 13:36 Taziye için geldiği Van’da kalbi duran vatandaş 2 saatte hayata döndürüldü İstanbul’dan taziye ziyareti için Van’a gelen ve kalbi durmuş halde hastaneye ulaştırılan 59 yaşındaki Hadi Kaya, doktorların 2 saat süren ısrarlı müdahalesi ve onlarca kez uygulanan şok tedavisiyle hayata tutundu. İstanbul’dan memleketi Van’a taziye ziyareti için gelen 59 yaşındaki Hadi Kaya, aniden fenalaşarak yere yığıldı. 112 Acil Servis ekiplerince kalbi durmuş (kardiyak arrest) halde Lokman Hekim Van Hastanesine getirilen Kaya’ya, acil serviste yoğun müdahale yapıldı. Tıbbi prosedürlerin aksine, umudun kesilmediği müdahale yaklaşık 2 saat boyunca devam etti. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer ve ekibi, hastayı hayata döndürmek için yaklaşık 30 kez şok uyguladı. 2 saatin sonunda kalbi yeniden çalıştırılan Kaya, acilen anjiyoya alındı. Ana damarının tıkalı olduğu tespit edilen hasta, başarılı bir operasyonla damarı açılarak yoğun bakıma alındı. 24 saat sonra uyanan ve sağlığına kavuşan Kaya, hastaneden şifa ile taburcu edildi. "Israrla 2 saate yakın müdahale ettik" İHA muhabirine konuşan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer, hastanın kalbinin durmuş vaziyette getirildiğini hatırlattı. Prof. Dr. Tuncer, "Tıbben hastalara yarım saat ya da 45 dakika müdahale edildikten sonra işlem sonlandırılır; ancak biz bu hastamızda ısrarla 2 saate yakın müdahale ederek, belki 20-30 sefer şok uygulayarak kalbi yeniden çalıştırmayı başardık. Daha sonra hastayı anjiyoya aldığımızda ana damarının tıkalı olduğunu gördük ve o damarı açtık. Entübe halde yoğun bakıma aldığımız hastamız 24 saat sonra uyandı ve şu anda şifayla taburcu ediliyor. Burada vermek istediğimiz mesaj şudur: Eğer yolda düşüp bayılan, kalbi duran hastalar hızlı bir şekilde acil servise getirilir ve müdahale yerinde, zamanında yapılırsa birçok hastamız bu şekilde kurtulabilmektedir" dedi. "Üçüncü gününden itibaren yakın hafızası yerine gelmeye başladı" Hastanın uyandıktan sonra bir müddet yakın hafıza sorunu yaşadığını ancak tedavinin üçüncü gününden itibaren hafızasının da yerine gelmeye başladığını dile getiren Tuncer, ""Kardiyak arrest dediğimiz, kalbi duran hastaların birçoğunda beyin fonksiyonları geri gelmez; beyin ölümü gerçekleşir ve hastalar uzun süre yoğun bakımlarda yatar. Ancak bu hastamızda zamanında müdahaleyle başarı sağladık. Bu hastamızın en büyük şansı, hızlı bir şekilde hastaneye ulaştırılması ve zamanında müdahale edilmesidir. Hasta uyandıktan sonra bir müddet yakın hafıza sorunu yaşadı; geçmişi hatırlıyor ancak bulunduğu yeri çıkaramıyordu. Kendisi aslında İstanbul’da ikamet eden bir hastamız olup buraya taziye ziyareti için gelmişti. Tedavisinin üçüncü gününden itibaren yakın hafızası da yerine gelmeye başladı" diye konuştu. "Büyük bir kriz geçirdiğimi ve kalbimin durduğunu söylediler" Kalbi durmuş vaziyette hastaneye getirilen 59 yaşında Hadi Kaya isimli vatandaş ise "İstanbul’da ikamet ediyoruz, taziye için gelmiştik. Sabah uyanıp aşağı indim, o sırada başım döndü ve düşmüşüm; sonrasını hatırlamıyorum. Bana büyük bir kriz geçirdiğimi ve kalbimin durduğunu söylediler. Hocalarımızın iki saat süren yoğun müdahalesiyle hayata dönmüşüm. Şu an iyiyim ve günden güne daha iyiye gidiyorum. Müdahalede bulunan tüm doktorlara teşekkür ederim" şeklinde konuştu. (YS-ŞAK-
Muğla Büyükşehir zabıtası Ramazan denetimlerini sürdürüyor
14 Mart 2026 Cumartesi - 12:25 Muğla Büyükşehir zabıtası Ramazan denetimlerini sürdürüyor Ramazan ayında halk sağlığı için denetimlerini sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri il genelinde Ramazan pidesi yapan fırınlar, tatlı üretim tesislerinde hijyen, gramaj, ruhsat gibi kontrollerini sürdürüyor. Vatandaşların sağlıklı gıdaya ulaşması, ürünlerin hijyen kurallarına uygun hazırlanması ve satışa sunulmasını sağlamak için Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri il genelinde denetimlerine devam ediyor. İşletmelerde hijyen, gramaj denetimleri yapan Büyükşehir Belediyesi kurallara ve halk sağlığına uymayan işletmelere de idari işlem uyguluyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanvekili Ali Zabir vatandaşların sağlıklı gıdaya ulaşması için Ramazan Ayı’nda da il genelinde denetimlerin aralıksız sürdüğünü söyledi. Ramazan ayı boyunca il genelinde 78 işletmenin denetlendiğini söyleyen Zabıta Daire Başkanvekili Ali Zabir ekmek, Ramazan pidesi üreten fırın, tatlı üretim tesislerinde gramaj, ruhsat, çalışanların genel temizliği, hijyen kurallarına dikkat edildiğini söyledi. Zabir, "Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanlığı olarak Ramazan ayının gelmesiyle birlikte denetimlerimizi sıklaştırdık. Özellikle ekmek ve Ramazan pidesi üretimi yapan tesisler, ekiplerimiz tarafından denetlenmekte. Ekiplerimiz tarafından ruhsat, hijyen, çalışanların genel temizliği ve odalar tarafından belirlenen fiyat tarifesi, gramajlar kontrol edilmekte. Ramazan ayı boyunca denetimlerde yaklaşık 700 işletmeyi kontrol ettik. Amacımız vatandaşların güvenilir, hijyenik gıdaya ulaşmalarını sağlamak, aynı zamanda kurallara uyarak çalışan esnaflarımızın haklarını korumak. Denetimlerimize katkı sunmak isteyen vatandaşlarımızın karşılaştıkları olumsuzluklarla ilgili bizlere belediyemizin iletişim kanallarından ulaşmalarını istiyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın halk sağlığına verdiği önem doğrultusunda çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz" dedi. Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras paylaşmanın ve dayanışmanın ayı Ramazan’da vatandaşların sağlıklı gıdaya ulaşması için Büyükşehir ekiplerinin sahada olduğunu söyledi ve kurallara uyan, vatandaşlara hak ettikleri en güzel hizmeti veren esnafa teşekkür etti. Başkan Aras; ekiplerin 13 ilçede belirlenen kurallar çerçevesinde denetimlerini gerçekleştirdiğini, ürünlerin hijyenik ortamda üretilmesinden gramajına kadar tüm kurallara uyan işletmelere teşekkür etti.
Görme kaybı yaşarken ders çalıştı, şimdi doktorlarıyla meslektaş olmayı hedefliyor
14 Mart 2026 Cumartesi - 12:07 Görme kaybı yaşarken ders çalıştı, şimdi doktorlarıyla meslektaş olmayı hedefliyor Hastanede tedavi gördüğü sırada görme kaybına rağmen ders çalışan MS hastası Ege Ünal, şimdi kendisini tedavi eden doktorlarla meslektaş olmanın hayalini kuruyor. Lise yıllarında görme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran Ege Ünal’a Multiple Skleroz (MS) tanısı konuldu. O yıllarda hastanede yatarken görme kaybına rağmen test çözmeye ve ders çalışmaya devam eden Ünal, tıp fakültesini kazandı. Şu anda 2’nci sınıf öğrencisi olan Ünal, nöroloji alanına ilgi duyduğunu belirterek hastalığıyla ilgili farkındalık oluşturmayı ve MS’in sanıldığı kadar umutsuz bir hastalık olmadığını insanlara anlatmayı hedeflediğini söyledi. Akademik hayatının yanı sıra okulunun müzik grubunda gitar çalan Ünal, tedavi gördüğü hastanede de konserler verdi. Ünal, ileride kendisini tedavi eden doktorlarla meslektaş olmanın hayalini kuruyor. "Gözüm görmezken bile hastanede yatarken ders çalışmaya çalışıyordum" Tıp fakültesini kazanmasında hastanede yaşadığı sürecin çok büyük bir etkisi olduğunu dile getiren Ünal, "Hastanede yattığım dönemlerde özellikle etrafımdaki o doktor figürlerini gördükçe benim hep motivasyonum arttı. Ben ilk hastaneye yattığımda 11’inci sınıftaydım ve çok fazla stresim vardı. Aynı zamanda üniversite sınavını çok kafaya takan bir insandım. Gözüm görmezken bile hastanede yatarken ders çalışmaya çalışıyordum. Test çözmeye, deneme çözmeye çalışıyordum ve bu motivasyonumda tabii ki doktorları görmem çok beni etkilemişti" diye konuştu. "Hastalığım üzerinde çalışmak her zaman benim için bir hayal oldu" Ünal, nöroloji bölümünde uzmanlaşmak istediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Ben tıpı yazarken hep diyordum. Ben nöroloji istiyorum diye. Çünkü hastalığım üzerinde çalışmak her zaman benim için bir hayal oldu. Hastalığımla ilgili insanları bilgilendirmek, hatta insanları tedavi edebilmek benim için çok büyük bir gurur kaynağı olur gerçekten. Şu an 2’nci sınıftayım. Henüz kesinlikle şu olacağım diyemiyorum. Fakat başladığımdan beri nörolojiye her zaman ilgim oldu." Aynı zamanda sosyal yaşantısından da hiç kopmadığını ifade eden Ünal, "Tedavi gördüğüm hastanede defalarca konser verdim. Birinci sınıftan itibaren okulumuzun müzik grubuna katıldım ve hep sosyal gönüllülük projelerimizde, çocuk hastanesinde, tıp bayramlarında hastanemizde sahnelerimiz oldu, konserlerimiz oldu" ifadelerini kullandı. "İşin dışarıdan göründüğü kadar umutsuz olmadığını onlara anlatabilmek benim için bir ideal oldu" Ünal, hastalığıyla alakalı araştırma yapmak istediğini ve insanları bilgilendirmek istediğine dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı: "Hastalığımın başından beri kendime hep benim gibi bu durumla karşılaşan gençleri, benim ailem gibi bu durumla karşı karşıya kalan ve bu konuda çok gerilmiş olan aileleri rahatlatmak, bilgilendirmek ve işin dışarıdan göründüğü kadar hiçbir zaman umutsuz olmadığını onlara anlatabilmek benim için her zaman bir ideal oldu. Hangi alanda çalışırsam çalışayım, benim gibi bu durumla karşı karşıya kalan herkesi bilgilendirmek, hepsine bir örnek olmak benim için gerçekten çok önemli bir durum haline geldi. Ben ne doktoru olursam olayım, MS benim için her zaman kırmızı bir çizgi olacak ve ben o konuda her zaman insanları bilgilendirmek ve yönlendirmek amacıyla elimden geleni yapacağım." Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde çocuk nöroloji eğitim ve idari sorumlusu olan Prof. Dr. Ayşegül Neşe Çıtak Kurt, ise MS’in genç yetişkin hastalığı olduğunu dile getirerek, en sık 20 ve 40 yaş aralığında görüldüğünü ifade etti. Genç hastaların tanı aldıktan sonra kaygılı ve endişeli bir süreç yaşadıklarını anlatan Kurt, "Tanı netleştikten sonra tedavi ile ilgili planlarımız, atak tedavisi, koruyucu tedaviler, planlarımızı aileyle paylaşıyoruz. Bu konuda da aslında erken tanı ile birlikte uygun tedavi seçimi ile hastamızın normal yaşantısına devam edeceğini, düzenli kontroller ve ilacını aksatmama şartıyla mümkün olduğunu onlara anlatıyoruz" şeklinde konuştu. "Hasta hekim ilişkisi bizim için iki meslektaşa dönüştü" Kurt, Ünal’ın düzenli kontrollerle ve uygun tedaviyle hayatını normal bir şekilde sürdürdüğünü aktardı. Ünal’ın meslektaşı olacağı için mutluluk duyduğunu belirten Kurt, "Derse gidiyorum merdivenlerden hızlı hızlı çıkarken arkamdan bir ses duydum ve döndüm. Ege’ydi seslenen ama bir anda şaşırdım. Ege yani poliklinikte karşılaşıyoruz hani tıp fakültesinde ne iş olabilir diye. ‘Hocam ben artık hastanızım ama aynı zamanda da öğrenciniz oldum’ dedi. O an yaşadığım mutluluğu size hiçbir şekilde tarif edemem ve artık hasta hekim ilişkisi bizim için iki meslektaşa dönüşmüştü. Kendisinin hikayesini anlatırken farkındalık oluşturmak, benzer aileler ve gençler için motivasyon oluşturmayı her zaman kendisine bir görev edindi" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Cildinizi düzelteyim derken psikolojinizden olmayın"
14 Mart 2026 Cumartesi - 12:04 Uzmanı uyardı: "Cildinizi düzelteyim derken psikolojinizden olmayın" Uzman Psikolog Dilruba Işın, akne tedavilerinde kullanılan ilaçların özellikle psikolojik rahatsızlık geçmişi bulunan kişilerde bu ilaçların duygu durumunu olumsuz etkileyebileceğini belirterek, tedavi sürecinde hekimle iş birliğinin önemine dikkat çekti. İnsanlar aknelerinden kurtulmak için çeşitli ilaçlara başvuruyor. Özellikle ağızdan kullanılan akne ilaçları, cilt sorunlarının giderilmesinde etkili bir tedavi yöntemi olarak tercih ediliyor. Ancak bu ilaçların bazı durumlarda insan psikolojisini de etkileyebiliyor. Bazı araştırmalar bu ilaçların depresyon, anksiyete, duygu durum değişiklikleri ya da kendine zarar verme eğilimi gibi psikolojik sorunları tetikleyebileceğini ileri sürerken, bazı çalışmalar ise ilaçların psikiyatrik bir yan etkisinin bulunmadığını gösteriyor. Bu nedenle tedavi sürecinde bireylerin psikolojik geçmişinin değerlendirilmesinin önem taşıyor. Özellikle daha önce depresyon, kaygı bozukluğu ya da farklı bir psikiyatrik rahatsızlık öyküsü bulunan kişilerin ilaç kullanımı öncesinde bu durumları hekimleriyle paylaşması gerekiyor. Tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek duygu durum değişikliklerinin de yakından takip edilmesi öneriliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Dilruba Işın, oral akne ilaçlarının psikolojik etkileriyle ilgili bilimsel çalışmaların farklı sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, "Bazı araştırmalar bu ilaçların depresyon, anksiyete ya da duygu durum bozukluklarını tetikleyebileceğini söylerken bazı çalışmalar ise psikiyatrik bir yan etki bulunmadığını ortaya koyuyor" dedi. Bu nedenle ilaç kullanımında bireysel değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Işın, "Eğer bir kişiye ağızdan kullanılan akne ilacı öneriliyorsa mutlaka psikiyatrik öyküsüne bakılmalı. Kişinin güncel olarak depresyon, anksiyete ya da duygu durum bozukluğu gibi bir problemi olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeden sonra ilaç kullanımına başlanması daha sağlıklı olacaktır" diye konuştu. "Psikiyatrik öyküsüne bakmak gerekiyor" Dilruba Işın, kişide herhangi bir psikiyatrik hastalığa yatkınlığını değerlendirip bu şekilde ilaç kullanılması gerektiğini söyleyerek, "Burada bu tür ilaçları kullanan kişilerin bireysel olarak değerlendirilmeli eğer hekimleri tarafından oral kullanılan akne ilaçlarının önerildiği hastalar varsa bu hastanın psikiyatrik öyküsüne bakmak gerekiyor. Güncel olarak yaşadığı herhangi bir depresyon, anksiyete, duygu durum bozukluğu, mod bozuklukları ya da herhangi bir psikiyatrik hastalığa yatkınlığı var mı bunlar değerlendirilmeli zaten sonrasında ilaç kullanımına başlanılabilir. Ben de kendi klinik çalışmalarımda bu ilaç grubunu kullanan danışanlara özellikle hekimle iş birliği yapmalarını öneriyorum. Bu noktada ilaç süreci boyunca bireyde duygu durum bozukluğu, mod düşüklüğü ya da karamsarlık açığa çıkarsa bunu da mutlaka hekimlerine bildirmeliler. Tüm bunlara ek olarak söylenilenleri kenara bırakırsak bir de pozitif yan etkileri olduğunu söyleyen çalışmalar var" dedi. "Kişi kendinin farkında olması gerekiyor" Işın, uzman kontrolünün önemine vurgu yaparak, "Akne problemi yaşayan bireylerde kaygı bozukluğu, depresyon, sosyal fobi, düşük özgüven gözükebilir ama akne tedavisi sonrasındaysa bu semptomlarda ciddi bir düzelme açığa çıktığını vurguluyor. Bu yüzden oral kullanılan akne ilaçları hem böyle daha dikkatli kullanılması gereken bir yerdeyken, kullanıldıktan sonra da olumlu yan etkilere de sahip. Bir psikolojik rahatsızlık geçmişiniz varsa ya da ailenizde böyle bir öykü varsa lütfen bunu hekiminize bildirin ki ona göre bir tedavi planı uygulasın. Ben de klinik çalışmalarımda bu konuyu çok önemsiyorum. Kişinin geçmişinde psikolojik rahatsızlık öyküsü varsa ilaç kullanımı olumsuz etkileyebilir ve tetikleyici bir faktör olabilir. Her şey yolunda giderken, bir iyileşme gösterirken bu ilaçla birlikte bir tetiklenme yaşayabilir. Bu yüzden kendileri açısından da farkında olmaları gerekiyor. Hekimler belki depresyon, anksiyete, duygu durum bozuklukları gibi konularda hastalarını bilinçlendirirken bu etkilerin de çok daha düşük yaşanabileceğini de yanı sıra eklemeliler. Cildimizi düzeltmek tabi çok önemli özellikle popüler medya tarafından yöneltilen bir şeydir. Pürüzsüz, parlak ciltler olarak da çok fazla vurgulanıyor. Bu tedaviye başlanmadan önce kendilerini zaten kötü de hissedebiliyorlar. Bu kötü hissedişin sonucunda bir tedaviye başlanıyor ve bu tedaviyi ve etkilerini kapsamlıca bilmek hem psikolojilerini korumaya hem de ciltlerini düzeltir diye düşünüyorum" ifadelerine yer verdi.
Sık idrara çıkmak her zaman hastalık göstergesi değil
14 Mart 2026 Cumartesi - 11:14 Sık idrara çıkmak her zaman hastalık göstergesi değil SAMSUN (İHA) – Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, sık idrara çıkmanın her zaman bir hastalık göstergesi olmadığını belirterek, özellikle aşırı çay ve kahve tüketiminin gün içinde tuvalete daha sık gitmeye yol açabildiğini söyledi. Uzmanlar, gün içinde fazla miktarda çay ve kahve tüketmenin idrar söktürücü etkisi nedeniyle sık idrara çıkmaya neden olabileceğini belirterek, bu içeceklerin ölçülü tüketilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle yoğun tempoda çalışan ve gün içinde çok sayıda kahve veya çay tüketen kişilerde bu durum daha sık görülebiliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, böbrek sağlığını korumak için günlük sıvı tüketimi ve içecek alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. "İdrar rengi önemli bir gösterge" Böbrek sağlığı açısından idrar renginin önemli bir gösterge olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Önder Çinar, açık ve berrak renkte idrarın genellikle yeterli su tüketildiğini gösterdiğini belirterek, "Yoğun sarı renkte idrar ise çoğu zaman vücudun yeterince su almadığının işareti olarak değerlendiriliyor. Sağlıklı böbrek fonksiyonları için gün boyunca yeterli miktarda su içmek büyük önem taşıyor. Böbrekler, vücuttaki toksinleri temizleyen hayati organlardır. Böbrek sağlığını korumak için günlük su tüketimini artırmak, çay ve kahve tüketimini sınırlamak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek önemlidir. Yaşam tarzında yapılacak basit değişiklikler böbrek sağlığını korumada önemli rol oynuyor. Özellikle sıvı tüketimine dikkat etmek ve idrar rengini takip etmek, vücudun su ihtiyacını anlamak için pratik bir yöntemdir" dedi.
Burtom’dan 14 Mart Tıp Bayramı kutlaması
14 Mart 2026 Cumartesi - 11:08 Burtom’dan 14 Mart Tıp Bayramı kutlaması Burtom Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Erol Kılıç, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Kılıç, mesajında hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve hekim adaylarının insan hayatını koruma yolundaki fedakârlıklarına dikkat çekerek tüm sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı. Dr. Kılıç’ın kutlama mesajı şöyle : "Değerli Meslektaşlarım, Kıymetli Sağlık Emekçilerimiz ve Yarınlarımızın Teminatı Hekim Adaylarımız; Bugün, modern tıp eğitiminin başlangıcını temsil eden ve vatan savunmasındaki onurlu duruşuyla tarihe mal olan 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Tıp camiası olarak bizler, sadece bir mesleği icra etmiyor; insanın en temel hakkı olan yaşama hakkına hizmet ederek kutsal bir sorumluluğu omuzlarımızda taşıyoruz. Sağlık, insanın sahip olduğu en sessiz hazinedir; onu korumak ise dünyanın en onurlu nöbetidir. Burtom Sağlık Grubu olarak 35 yıla yaklaşan yolculuğumuzda, bu nöbeti hep aynı hassasiyetle tuttuk. Bilginin deneyimle, teknolojinin insan sevgisiyle harmanlandığı kurumumuzda; en büyük gücümüzün sahip olduğumuz ileri teknolojik altyapı değil, o cihazlara ruh veren değerli hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımızın özverisi olduğunun farkındayız. Hekimlik; büyük fedakarlıklar gerektiren, mesai kavramı gözetmeksizin geceyi gündüze katan ve her şeyden önce yüksek bir etik değerler bütününü şart koşan bir yaşam biçimidir. Bilim ve merhametin ışığında yürüdüğümüz bu yolda; bir hastanın teşekkürü, bir canın hayata yeniden tutunması bizler için her türlü yorgunluğu unutturan, dünyevi tüm karşılıkların üzerindeki tek ödüldür. Bu duygu ve düşüncelerle; ömrünü insan hayatını kurtarmaya adamış tüm hekimlerimizin, sağlık sistemimizin her kademesinde büyük bir gayretle çalışan sağlık emekçilerimizin ve idealleriyle aramıza katılmaya hazırlanan hekim adaylarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Toplum sağlığına katkı sağlamak adına gösterdiğiniz bu üstün gayret için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor; hep birlikte sağlıkla, başarıyla ve huzurla geçecek nice yıllar diliyorum."