SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
Ağrı’da  deprem izolatörü bulunan ilk hastane hizmete hazırlanıyor
13 Mart 2026 Cuma - 09:23 Ağrı’da deprem izolatörü bulunan ilk hastane hizmete hazırlanıyor Ağrı’da yapımı devam eden 270 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde ilk kez sismik deprem izolatörü sistemi kullanılacak. 36 bin metrekare kapalı alana sahip hastanenin 2026 yılının sonunda hizmete açılması planlanıyor. Ağrı’da sağlık yatırımları kapsamında yapımı süren Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin inşaatı devam ediyor. 2023 yılında yapımına başlanan ve toplam 5 kattan oluşan hastanenin kapalı inşaat alanı 36 bin metrekareyi aşıyor. 270 yatak kapasitesine sahip olacak hastanede 57 poliklinik hizmet verecek. Hastanede ayrıca yeni doğan bakım ünitesi, yeni doğan yoğun bakım ünitesi, çocuk yoğun bakım ünitesi ile röntgen ve ultrason gibi görüntüleme alanları da yer alacak. Deprem güvenliği açısından hastanede 194 adet sismik deprem izolatörü kullanılacak. Bu sistem, deprem sırasında binanın sarsıntıdan daha az etkilenmesini sağlayarak özellikle sağlık yapılarında hizmetin kesintisiz devam etmesine katkı sağlayacak. "Sağlıkla ilgili yatırımlarımız devam ediyor" Yapımı devam eden Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde incelemelerde bulunan Ağrı Valisi Önder Bozkurt, Ağrı’da sağlık alanındaki yatırımların sürdüğünü belirterek, "Bugün önemli bir yatırımın yerinde incelenmesi kapsamında bir araya geldik. Sağlıkla ilgili yatırımlarımız ilimizde hızlı bir şekilde devam ediyor. Bu kapsamda geçtiğimiz yıllarda yatırım programına alınıp inşaatı başlanan Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde incelemelerde bulunduk. Hastanemiz toplam beş kattan oluşuyor, kapalı alanı 36 bin metrekareden fazla" dedi. "Hastanede 194 deprem izolatörü bulunuyor" Hastanenin deprem güvenliği açısından önemli bir teknolojiyle inşa edildiğini ifade eden Vali Bozkurt, şu değerlendirmede bulundu: "Burada yüklenici firma temsilcisiyle birlikte alanda incelemelerde bulunduk. Özellikle polikliniklerin olduğu nokta, çocuk yoğun bakım ünitesi, yeni doğan yoğun bakım ünitesi, röntgen ve ultrason cihazlarının olduğu alan, yine aynı şekilde idari binaların ve idari alanların olduğu kısımlarda incelemelerde bulunduk. Hatta detaylı bir incelememiz sonucunda arkadaşlarımızla bizzat izolatörlerin olduğu bir alana da gittik. Ve burada bu binamızda 194 adet deprem izolatörü, sismik izolatörler var. Malumunuz olduğu üzere Sağlık Bakanlığımız belli zamanlardan beridir, özellikle şehir hastanelerimiz başta olmak üzere sağlık yatırımlarında deprem izolatörünü idari şartnamelerde şart koşuyor. Ve geçtiğimiz yıllarda yaşanan ülkemizde asrın felaketi olarak tanımlamış olduğumuz 6 Şubat depremlerinde hastanelerimizde özellikle izolatörlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük." "Bölge için önemli bir yatırım" Kentte planlanan diğer sağlık yatırımlarına da değinen Bozkurt, "2023 yılında inşaat başladı bu alanda. Şu an içinde bulunduğumuz 2026 yılının inşallah Eylül-Ekim aylarına doğru inşaatımızın büyük kısmını tamamlamayı ve inşallah bu güzel hastanemizi hizmete açmayı planlıyoruz. Bugünkü ziyaretimiz de bu planımız çerçevesinde hangi noktalarda hızlanabiliriz, hangi kısımları öne alabiliriz şeklinde bir değerlendirmede bulunmak amacıyla gerçekleştirildi. Bu kapsamda özellikle bir hususu daha vurgulamak istiyorum. Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemizin yakın bir kısmında ilimize önemli bir ihtiyaç olarak görülen radyoterapi merkezini de kazandıracağız. Ayrıca ilimizde iki önemli sağlık yatırımı daha planlanıyor. Bunlardan biri Doğubayazıt yolu üzerinde yapılması planlanan 400 yataklı hastane. Bu hastane için zemin etüt çalışmalarını başlattık. Bir diğer yatırım ise üniversitemizin yerleşkesinde yapılacak 200 yataklı hastane. Bu yatırımlarla birlikte Ağrı’nın sağlık alanında bölge için önemli bir merkez haline gelmesini hedefliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06 Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45 Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
Derideki masum görünen benlere dikkat
12 Mart 2026 Perşembe - 14:16 Derideki masum görünen benlere dikkat Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Muhsin Akbaba, toplumda oldukça yaygın görülen benlerin büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ancak bazı değişimlerin cilt kanseri açısından önemli bir uyarı olabileceğini belirterek, "Benlerde meydana gelen şekil, renk veya boyut değişiklikleri mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" dedi. Benlerin tıbbi olarak "melanositik nevüs" olarak adlandırıldığını belirten Akbaba, "Bu oluşumlar deride pigment üreten hücrelerin çoğalması sonucu ortaya çıkar. Benler doğuştan görülebileceği gibi yaşamın ilerleyen dönemlerinde de ortaya çıkabilir, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ben sayısında artış görülebilir" diye konuştu. "Ailede melanom öyküsü bulunması riski artırıyor" Ortalama bir yetişkinde 10 ila 40 arasında ben bulunabileceğini belirten Akbaba, "Ancak çok sayıda bene sahip olmak veya ailede melanom öyküsü bulunması cilt kanseri riskini artırabilir" dedi. Cilt kanserinde ABCDE kuralı Benlerde en önemli durumun zaman içindeki değişim olduğunu vurgulayan Akbaba, dermatolojide erken tanı için kullanılan ABCDE kuralına dikkat çekti. Bu kuralı asimetri, sınır, renk, çap ve değişim olarak özetleyen Akbaba, "Benin iki yarısının eşit olmaması, kenarlarının düzensizleşmesi, renginde farklı tonların ortaya çıkması, çapının 6 milimetreden büyük olması veya zaman içinde büyümesi gibi değişiklikler dermatolojik değerlendirme gerektirir" uyarısında bulundu. Kanama, kaşıntı ve ani büyüme varsa doktora başvurun Benlerde görülen bazı belirtilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Akbaba, şu uyarıda bulundu: "Benlerde kanama, kaşıntı, ani büyüme, çevresinde kızarıklık oluşması veya renk ve şekil değişikliği gibi durumlar görüldüğünde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" Güneş ışınları risk oluşturabiliyor Güneşe uzun süre maruz kalmanın hem yeni ben oluşumunu hem de mevcut benlerde kötü huylu dönüşüm riskini artırabileceğini belirten Akbaba, güneşten korunmanın önemine dikkat çekerek, "Geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanılmalı ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Şapka ve güneş gözlüğü gibi koruyucu önlemler de ihmal edilmemelidir" Benler yılda bir kez kontrol edilmeli Benlerin dermatoloji uzmanı tarafından düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Akbaba, riskli görülen benlerin dermatoskopi ve dijital görüntüleme yöntemleriyle izlenebildiğini söyledi. Akbaba, "Şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılabilir ve gerekli görülürse ben cerrahi yöntemle tamamen çıkarılabilir. Cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarır" dedi.
Horlama sadece gürültü değil ’sağlık alarmı’
12 Mart 2026 Perşembe - 13:57 Horlama sadece gürültü değil ’sağlık alarmı’ SAMSUN (İHA) – Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, basit horlama olarak görülen bazı durumların kalp krizi, inme ve ritim bozuklukları gibi önemli sağlık sorunları için de risk oluşturabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, uyku apnesinin sanıldığından çok daha yaygın ve sistemik etkileri olan bir hastalık olduğunu belirterek, "Uyku apnesi olan hastalar gece boyunca onlarca hatta yüzlerce kez nefessiz kalabiliyor. Her nefes durması, kandaki oksijen seviyesinin düşmesi anlamına gelir. Bu tekrarlayan oksijen düşüşleri kalbi zorlar, beyni strese sokar ve uzun vadede ciddi kardiyovasküler sonuçlara zemin hazırlar" dedi. Uyku apnesi sırasında nefes akımının 10 saniye kesilebildiğine değinen Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Uyku apnesinde üst solunum yolu uyku sırasında daralıyor ya da tamamen kapanıyor. Nefes akımı en az 10 saniye kesiliyor, kandaki oksijen seviyesi düşüyor ve beyin kişiyi mikro uyanıklıklarla yeniden nefes almaya zorluyor. Çoğu hasta bu kısa uyanmaları hatırlamasa da uyku bütünlüğü bozuluyor ve vücut gece boyunca kronik bir stres yükü altında kalıyor. Bilimsel çalışmalar, orta ve ağır derecede uyku apnesi olan bireylerde hipertansiyon görülme oranının arttığını, koroner arter hastalığı riskinin yükseldiğini, inme ihtimalini arttığını ve tip 2 diyabetle güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca gündüz aşırı uyku hali nedeniyle trafik kazası riskinin de birkaç kat arttığı biliniyor. Yüksek sesli ve düzensiz horlama, uykuda nefes durmalarının gözlenmesi, sabah baş ağrısı, ağız kuruluğu, gün içinde aşırı uyku hali ve konsantrasyon problemleri önemli belirtilerdir. Sabah dinlenmeden uyanan bir kişi, gece boyunca fizyolojik olarak sağlıklı bir uyku geçirmemiştir. Sürekli yorgunluk basit bir stres belirtisi değildir; altta yatan ciddi bir solunum bozukluğunun işareti olabilir" diye konuştu. "Uyku apnesinde tanı, uyku testi ile konuluyor" Hastalığın kesin tanısının, gece yapılan polisomnografi (uyku testi) ile konulduğunu belirten Doç. Dr. Turgut, "Bu testte solunum akımı, oksijen seviyesi, kalp ritmi ve beyin dalgaları eş zamanlı olarak kaydediliyor. Elde edilen veriler doğrultusunda hastalığın şiddeti belirleniyor ve kişiye özel tedavi planı hazırlanıyor. Horlamayı yazgı olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Özellikle nefes durmaları varsa mutlaka uyku testi yapılmalıdır. Erken tanı, kalp ve beyin üzerindeki uzun vadeli hasarı azaltmada kritik öneme sahiptir. Uyku apnesi tedavisinde CPAP cihazı ve ağız içi apareyler önemli bir yer tutuyor. Ancak her hasta bu yöntemlere uygun olmayabiliyor. Anatomik darlıkların bulunduğu durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelebiliyor. Uyku apnesine yol açabilecek yapısal sorunlar; büyük bademcikler, burun deviasyonu ve burun tıkanıklığı, yumuşak damak sarkması, dil kökü hacim artışıdır. Doğru hasta seçimiyle uygulanan cerrahi girişimler, apne şiddetini anlamlı düzeyde azaltabiliyor" şeklinde konuştu. "Tedavi hayat kalitesini artırıyor" Tedavinin hayat kalitesini artırdığını vurgulayan Turgut, ayrıca şunları söyledi: "Uygun tedavi uygulanan hastalarda gündüz uyku hali azalıyor, tansiyon kontrolü kolaylaşıyor ve kardiyovasküler riskler düşüyor. Aynı zamanda iş ve sosyal yaşamda performans da belirgin şekilde artıyor. Kaliteli uyku bir lüks değil, hayati bir gerekliliktir. Gece nefesiniz duruyorsa vücudunuz alarm veriyor demektir. Uyku apnesi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Basit bir uyku testiyle hem yaşam kalitenizi hem de gelecekteki sağlığınızı koruyabilirsiniz."