YEREL HABERLER - 20 Kasım 2012 Salı 16:59

ŞANLIURFA`DA "KADIN İSTİHDAMININ DESTEKLENMESİ OPERASYONU" KONFERANSI

A
A
A
ŞANLIURFA`DA "KADIN İSTİHDAMININ DESTEKLENMESİ OPERASYONU" KONFERANSI

Şanlıurfa`da "Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu" kapsamında, "Kadın İstihdamı Konusunda İşverenlerle ve Erkeklerle Buluşma Konferansı", Hilton Oteli`nde düzenlendi.
"Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu" konferansına; Şanlıurfa Vali Yardımcısı Aylin Kırcı Duman, İl Genel Sekreteri Uğur Büyükhatipoğlu, İş-Kur Müdürü Necdet Karasevda, Milli Eğitim Müdürü Ahmet Pala ve STK kadın temsilcileri katıldı.
`Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Operasyonel Programı` kapsamında Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen, Türkiye İş Kurumu`nun yararlanıcı olduğu "Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu" etkinlikleri ile, kadının çalışma hayatına katılımını etkileyen tüm kesimlere; kadınlara, erkeklere, işverenlere ve sosyal paydaşlara ulaşılması hedeflenmekte.
Açılış konuşmasını yapan Çalışma ve İş Kurumu Şanlıurfa İl Müdürü Necdet Karasevda, hedefin dünyada hızla gelişen ve değişen ekonomideki kadınların çalışma hayatındaki yerinin, Türkiye`de kadınlara yönelik istihdam projeleri ile iş gücüne katılım oranlarının artırılması olduğunu söyledi.
Vali Yardımcısı Duman da, "Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu, Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Operasyonel Programı kapsamında Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen konferanstır. İşsizlik oranının çok olduğu Şanlıurfa`da bu konferansı bakanlık organize etti. Türkiye`de Şanlıurfa`da işsizlik oranı daha fazla ve maalesef iş gücü olarak da yeterli kadınlarımızın işe girme oranları düşüktür" ifadelerini kullandı.
"ÇALIŞMA HAYATINDA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİОİNİN GELİŞTİRİLMESİ" KONFERANSI
Başta İl İstihdam ve Meslek Eğitim Kurulu üyeleri olmak üzere, kadın istihdamının geliştirilmesi konusunda katkıda bulunabilecek tüm kamu kurum ve kuruluşları ile STK`ların bir araya geleceği "Çalışma Hayatında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi" konulu konferansın ilk kısmı, bugün Şanlıurfa Hilton Otel`de düzenlendi. Konferansta Türkiye`de ve bölgede kadın istihdamının mevcut durumu, toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekonomi, kadın istihdamı ve çalışma yaşamındaki temel sorun alanları, toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme konuları ve dünyadan iyi örnekler ele alındı.
Konferansa; `Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu` kapsamında pilot illerde iş gücü piyasası araştırmasını yürümüş olan Hayati Körpe, toplumsal cinsiyet konularında Türkiye ve ABD`de çalışmaları bulunan Yrd. Doç. Dr. Adem Y. Elveren ve Yrd. Doç. Dr. Özge İzdeş konuşmacı olarak katıldı.
"KADININ TOPLUMSAL YAŞAMA KATILIMI" EОİTİMİ
Şanlıurfa`nın ve Türkiye`nin önde gelen sanayi kuruluşu olan bir boru fabrikasının çalışanları, "Kadının Toplumsal Yaşama Katılımı" konulu eğitime katıldı. Ağırlıklı olarak bayan işçilerin katıldığı toplantıda, kadın erkek eşitliği konusunda uzman Doç. Dr. Abdülrezak Altun, kadınların ve erkeklerin geleneksel olarak biçimlenmiş toplumsal rollerinin kökenlerine ilişkin bilgi verdi. Altun, kadın ve erkek eşitliğinin toplumsal gelişme açısından taşıdığı öneme değinerek, kadınlara göre daha iyi konumda olduğu düşünülen erkeklerin de toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak önemli sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Program kapsamında bu akşam, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası`nın meclis toplantısında; kadın istihdamı konusu gündeme alınacak. Toplantıda; `İstihdam Politikalarının Şirket Performansına ve Karlılığa Etkileri`, `Kadın İstihdamını Destekleyen Teşvikler ve Bölgesel İş Gücü Piyasası Araştırma Raporu`, ilin önde gelen işverenleriyle paylaşılacak.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Niğde Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Dinç: "Bağımlılıkla mücadelede devletin çabası yetmez, herkes sorumluluk almalı" Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, "Bağımlılıkla mücadelede devletin çabası yetmez, herkes sorumluluk almalı" dedi. Niğde’deki programı çerçevesinde ilk olarak Vali Nedim Akmeşe’yi ziyaret eden Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, kentte yürütülmesi planlanan projelere ilişkin bilgi alışverişinde bulundu. Ziyaretin ardından Yeşilay Danışmanlık Merkezi’nde basın mensupları ve gönüllülerle bir araya gelen Dinç, Türkiye genelinde yürütülen çalışmalar hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin her köşesinde 104 yıldır faaliyet gösterdiklerini ifade eden Dinç, bağımlılığın birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek, "Bağımlılık bir insanın başına gelmiş en kötü şeydir. Bağımlı insan işini kaybeder, ilişkilerini kaybeder, sevdiklerini, dostlarını kaybeder, sağlığını, yeteneğini kaybeder ve en sonunda kendini kaybeder. Bir insanın, aynı zamanda bir toplumun da başına gelebilecek en kötü şey, çocuklarının, gençlerinin, gelecek nesillerinin bağımlı olmasıdır. O yüzden Türkiye Yeşilay Cemiyeti, ne herhangi bir insanımız bu problemi yaşasın istiyor ne de toplumumuzda böyle bir problem olsun istiyor. Çünkü hem bireye zarar veriyor hem toplumu kökünden yıkan olumsuz etkiler ortaya çıkarıyor" ifadelerini kullandı. Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca kurumların çabasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Dinç, "Seferberlik diyoruz, çünkü bağımlılıkla mücadelede devlet kurumları gayret ediyor, yetmez. Yeşilay çalışma yapıyor, yetmez. Her bir insanımızın bu konuda sorumluluk alması, bu yükün altında kalmamak için mücadelemize destek vermesi gerekiyor" dedi. Dinç, bağımlılığın aileler üzerinde oluşturduğu ağır yükü şu sözlerle anlattı: "Danışanlarımızdan birinin annesi şöyle yazmış; ‘Ben evladımdan vazgeçmiştim, siz vazgeçmediniz, şimdi kurtuldu’ demiş. Bir insan evladından vazgeçer mi? Geçebiliyor. Çünkü bağımlılık öyle bir noktaya getiriyor ki anne, ‘Evladım ölsün diye dua ediyorum. Kendine de eziyet ediyor, bize de eziyet ediyor, başkasına da eziyet ediyor’ diyor. Allah hiçbir yuvaya vermesin istiyoruz." Yeşilay’dan çocuklar ve gençler için eğitim ve projeler Bağımlılıkla mücadelenin özellikle çocuklar ve gençler üzerinden güçlendirilmesi gerektiğini belirten Dinç, anaokulundan itibaren eğitim verdiklerini söyledi. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında bugüne kadar 7 milyon öğrenciye ulaştıklarını ifade eden Dinç, 188 üniversitede Genç Yeşilay kulüplerinin faaliyet gösterdiğini kaydetti. Gençlerin enerjisinden ve vizyonundan yararlanmak istediklerini ifade eden Dinç, spor salonları, kütüphaneler ve atölyelerle çocuklara güvenli alanlar oluşturduklarını, Niğde’de "Yeşil Kampüs" projesini hayata geçirmek istediklerini belirtti. Uyuşturucu, kumar ve tütün bağımlılığına dikkat çeken Dinç, "Uyuşturucuyla, kumarla, tütünle alakalı problemler var. Artık sayı vermeye gerek yok. Yangın yanımızda. Yangın geliyor diye bağırmaya gerek yok, bizatihi görüyoruz, sıcağını hissediyoruz. Yangın varken bir yerde başka iş yapılmaz. Kimin ne işi varsa bırakır, herkes toplu şekilde yangın söndürmeye gider. Şu anda bağımlılıkla alakalı bir yangın var. Bütün dünyada var, ülkemizde de var. İşimizi gücümüzü bırakacağız, birinci önceliğimiz bu yangını söndürmek olacak. Niğde’de verdiğimiz bu mücadelede sizlerin de çok desteğini bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Ankara Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Geylan: "Meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, İstanbul’da öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik hakkında, "Öğretmene şiddet sadece öğretmenin meselesi değil, toplum meselesidir" dedi. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından Türk Eğitim Sen, İstanbul’daki tüm okullarda bir gün iş bırakma eylemine gitti. Konuya ilişkin açıklama yapan Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, kamuda öğretmene şiddet mevzusunun ilk olmadığını belirterek, ciddi bir çözüm olmadan öğretmene şiddetin ve cinayetlerin artacağına dikkat çekti. Geylan, kamuda şiddet yasasının tüm kamu görevlilerine hitap etmesi gerektiğini ifade ederek, eğitimin ailede başladığını ve gerekirse suç işleyen çocukların ailelerinin de ceza alması gerektiğini sözlerine ekledi. "Meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi" Öğretmenlere şiddet mevzusunun zaten var olduğunu, fakat dün yaşanan olayın bir öğrenci tarafından gerçekleştirildiğinin ayrı bir parantez içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Geylan, "Ufak kesimlerden öğretmenlere yönelik şiddet duyuyoruz. Ama bahsi geçen meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi. Bu acayip bir şeydir. Toplumumuzun, ailemizin dikkat meselesi olması gerekir. Bu toplum, bir süre öncesine kadar çocuğunu okula kaydettirmeye getirirken ‘Öğretmenim eti senin, kemiği benim’ teslimiyetiyle okula yaklaşırdı. Nereden nereye geldik? Ben buradan ailelere seslenmek istiyorum, topluma seslenmek istiyorum. Öğretmene verdiğiniz değer, aslında sizin çocuğunuza ve çocuğunuzun geleceğine verdiğiniz kıymettir" diye konuştu. "Öğretmene kıymet vereceksiniz ki, çocuğunuzun geleceğine yatırım yapmış olun" Eğitimin evde başladığını ama okulda devam ettiğini ifade eden Geylan, "Öğretmene kıymet vereceksiniz ki çocuğunuzun geleceğine yatırım yapmış olun. Öğretmene kıymet vereceksiniz ki çocuğunuza değer vermiş olacaksınız. Ben bu noktada ailelerimizin, toplumumuzun daha sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum. Okullardaki şiddetin birçok nedeni var. En başta okullarımızda yeterli güvenlik önlemlerini maalesef alınmıyor. Her okulda yeterli sayıda güvenlik personel tahsis edilmeli. Güvenlik hizmeti adeta nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanıyor. Bu yetersizdir. Ben buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunuyorum. Okullarımızda güvenlik personeli yeterli bulunsun istiyorum" şeklinde konuştu. "Disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli" Okullardaki disiplin yönetiminin yetersiz seviyede olduğunu ve bunun artırılması gerektiğini vurgulayan Geylan, "Disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli. Caydırıcı tedbirler alınmalı. Sadece velilerimiz değil, öğrencilerimiz de yapmış oldukları tutum ve söylemlerin bir ceremesi olduğunu bilmeli. Dolayısıyla disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli. Caydırıcı tedbirler alınmalıdır. Başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) olmak üzere asılsız birtakım bildirimlerle, ihbarlarla soruşma açılıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. CİMER’e bir şekilde düzen getirilmeli" ifadelerini kullandı. "Gelecek, eğitimle gelecek" Okullardaki rehberlik servis hizmetlerinin yeterli seviyede olmadığını, okullardaki rehberlik servisi hizmetlerinin kapasitesinin artması gerektiğinin altını çizen Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öğretmene şiddet; sadece öğretmenin meselesi değil, toplum meselesidir. Gelecek, eğitimle gelecek. Biz geleceği, çocuklarımızın geleceğini, eğitimle şekillendireceğiz. Eğitimin de asli unsuru, taşıyıcı unsuru öğretmendir. Öğretmenin itibarını gözetmeden, sağlıklı eğitim hizmeti alamayız. Bir diğer beklentimiz de okullarımızdaki rehberlik hizmetlerinin yeteri sayıda kurulması. Şu anda bu konuda eksiklik var. Her 100 öğrenciye bir rehber öğretmen düşecek sayıda normların belirlenmesi lazım. Bu lazım ki suça meyilli, psikolojik sorun yaşayan, suça özenen öğrencilerimizi erken dönemde tespit edelim ve tedbirlerimizi alalım."
Kocaeli Memur maaşlarında "çoklu veri ortalaması" ve "aylık eşel mobil" çağrısı HEKİMSEN, kamu çalışanlarının maaş artışlarını belirleyen enflasyon verilerinde çoklu veri ortalaması modeline ve aylık eşel mobil sistemine geçilmesi çağrısında bulundu. HEKİMSEN’den yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de her ay açıklanan enflasyon verilerinin kamuoyunda tartışma oluşturduğu ve farklı kurumlarca açıklanan oranlar arasındaki farkın, kamu çalışanlarının maaş artışlarının belirlenmesinde güven sorunu oluşturduğu belirtildi. Bir kurumun aylık enflasyonu yüzde 2,96 olarak duyururken, diğerinin yüzde 3,85, farklı bir araştırma grubunun ise yüzde 4,01 oranını açıklayabildiğine dikkati çekilen açıklamada, bu durumun "Gerçek enflasyon hangisi?" sorusunu yeniden gündeme taşıdığı ifade edildi. Açıklamada, enflasyon oranlarının ürün sepeti, veri toplama yöntemi, örnekleme alanı ve hesaplama tekniklerine göre değişiklik göstermesinin akademik düzeyde tartışılabileceği ancak maaş artışlarının tek bir veri kaynağına bağlanmasının ciddi sorun oluşturduğu vurgulanarak, yüzde 1’lik bir farkın bile yıl boyunca biriktiğinde ciddi bir reel gelir kaybına dönüştüğü kaydedildi. "Enflasyon oranı birden fazla veri kaynağı ile belirlenmelidir" Maaş artışlarının tek bir veri kaynağına göre belirlenmesinin, veriler tartışmalı hale geldiğinde güveni sarstığı aktarılan açıklamada, enflasyon farkının yalnızca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bağlı kalınmadan hesaplanması gerektiği savunuldu. Çalışan lehine güvenlik mekanizması oluşturulması gerektiği belirtilen açıklamada, şu önerilere yer verildi: "Enflasyon oranı; İstanbul Ticaret Odası (İTO), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesindeki bir üniversite, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve Merkez Bankası gibi en az üç bağımsız veya resmi ekonomik araştırma kuruluşunun açıkladığı verilerin ortalaması esas alınarak hesaplanmalı. Bu kurumlar, toplu sözleşme görüşmelerinde tarafların mutabakatıyla belirlenmeli ve hesaplama yöntemi şeffaf olmalı. Çalışan aleyhine bir durum oluşmaması için, üçlü ortalama TÜİK verisinden düşük çıkarsa TÜİK oranı esas alınmalı." Enflasyonun her ay artmasına rağmen maaşların 6 ayda bir güncellenmesinin kamu çalışanlarını fiilen her ay gelir kaybına uğrattığı belirtilen açıklamada, "eşel mobil" sisteminin enflasyon oranı uygulamasında aylık olarak hayata geçirilmesi talep edildi. Bu modele göre, TÜİK ile birlikte en az üç kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasının ilgili ayın maaş katsayılarına otomatik olarak yansıtılması gerektiği belirtilerek, "2026 yılı ocak ve temmuz dönemsel artışları, önceki zam mahsup edilmeden doğrudan uygulanmalıdır" denildi. Enflasyon tartışmasının yalnızca teknik bir mesele olmadığı, kamu çalışanlarının sofrasını ve geleceğini doğrudan etkilediği altı çizilen açıklamada, "adil ücret, şeffaf veri, otomatik koruma" vurgusu yapıldı. Açıklamada, reel gelirin korunmadığı bir sistemde mesleki motivasyonun ve kamu hizmetinde sürdürülebilirliğin sağlanamayacağı ifade edildi.
Şırnak İran-ABD-İsrail savaşı rotayı Şırnak’a çevirdi: Erbil uçakları Şerafettin Elçi Havalimanı’na iniyor İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaş nedeniyle Irak’taki havalimanlarına iniş yapamayan uçaklar, Şırnak’taki Şerafettin Elçi Havalimanı’na iniş yapıyor. Ortadoğu’da devam eden savaş ve güvenlik riskleri nedeniyle Erbil Uluslararası Havalimanı’na iniş yapamayan yolcu uçakları, rotalarını Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’na çevirdi. Özellikle Irak hava sahasındaki hareketlilik nedeniyle Şırnak’a iniş yapan uçaklardaki yolcular, burada işlemlerini tamamladıktan sonra karayolu üzerinden Habur Sınır Kapısı’nı kullanarak Irak’a geçiş yapıyor. Bölgedeki yoğunluk nedeniyle tarifeli seferlerin yanı sıra çok sayıda özel uçuşun da Şırnak’a yönlendirildiği öğrenildi. Bölgedeki zorunlu rota değişikliğinin yanı sıra Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı tarihi bir güne tanıklık etti. Erbil Havayolları tarafından icra edilen operasyonla, Almanya’nın Düsseldorf şehrinden Şırnak’a ilk direkt dış hat uçuşu gerçekleştirildi. Erbil Havayolları’na ait uçakla Düsseldorf’tan gelen 145 yolcu Şırnak’a iniş yaparken, aynı uçak Şırnak’tan 170 yolcu alarak havalandı. Havalimanı yetkilileri ve vatandaşlar, yaşanan bu hareketliliğin Şırnak’ın bölgesel bir lojistik ve ulaşım merkezi olma potansiyelini artırdığına dikkat çekiyor. Irak’a gitmek için Şırnak’ı tercih eden yolcular, sunulan hizmetten ve ulaşım kolaylığından memnun olduklarını dile getirirken, havalimanındaki yoğunluğun önümüzdeki günlerde de devam etmesi bekleniyor.