ASAYİŞ - 15 Nisan 2026 Çarşamba 12:17

Şanlıurfa’da aranan 2 şahıs yakalandı

A
A
A
Şanlıurfa’da aranan 2 şahıs yakalandı

Şanlıurfa’da jandarma ekipleri tarafından dolandırıcılık ve karşılıksız çekle işlem yapılmasına sebebiyet verme suçlarından aranan 2 kişi yakalandı.


Edinilen bilgiye göre, Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, aranan şahısların yakalanması Karaköprü ilçesinde çalışma gerçekleştirdi. JASAT ve Karaköprü İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin çalışmasında hakkında "Kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka sigorta kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık‘’ suçundan 5 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan U.Y. isimli şahıs ile hakkında "Çek ile ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan 6 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan M.T. isimli şahıslar yakalandı.


Karakoldaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılar tutuklanarak cezaevine gönderildi.



Şanlıurfa’da aranan 2 şahıs yakalandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Kahverengi kokarcaya karşı kışlaklardan çıkış öncesi ilaçlama hız kazandı Karadeniz Bölgesi’nde tarım ürünlerine zarar veren kahverengi kokarcaya karşı mücadele aralıksız sürüyor. Trabzon Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Trabzon Büyükşehir Belediyesi ekipleri, zararlının kışlaklardan çıkışı öncesinde biosidal ilaçlama çalışması gerçekleştiriyor. Belirlenen mahallelerde yürütülen çalışmalarda özellikle boş ve metruk yapılar hedef alınırken, ilaçlama faaliyetleri mahalle muhtarlarının nezaretinde yapılıyor. Sürmene ilçesinde yürütülen ilaçlama çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Trabzon Tarım ve Orman İl Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi Engin Pehlivan, kahverengi kokarcanın hem kent hem de kırsal yaşam için ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti. Pehlivan "Şu anda bulunduğumuz mahallede kahverengi kokarcanın kışlaklardan çıkış öncesinde boş ve metruk halde bulunan yapıları ilaçlıyoruz. Daha önce belirlemiş olduğumuz yapıları Büyükşehir ekiplerimiz ile beraber, köy muhtarlarının nezaretinde ilaçlıyoruz. Kahverengi kokarca ülkemizde hem kent yaşamının hem de kırsal yaşamın ve tarımın bir gerçeği olarak en önemli zararlısı haline geldi" dedi. Kışlaklardan çıkış öncesinde zararlıya karşı entegre mücadele Zararlıyla mücadelede tüm yöntemlerin sahada uygulandığını ifade eden Pehlivan, "Bizler hem kent yaşamında hem de tarım arazilerinde oluşturmuş olduğu zarar ve etkiyi minimize etmek için entegre mücadele çalışmalarının bütün argümanlarını sahada uygulamaya çalışıyoruz. Şu anda kışlaklardan çıkış öncesinde hareketlenme başladı zararlıda. Binaların özellikle güney taraflarında toplanmaya ve oradan çıkışa yaklaşıyorlar. Biz de bunu fırsat bilip doğru zamanda ve doğru yerde bu mücadeleyi yürütüyor, popülasyonu ekonomik zarar seviyesinin aşağısına çekmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "3 bin metruk binanın yüzde 80’i ilaçlandı" Kışlak öncesi ilaçlama çalışmalarında önemli bir aşamaya gelindiğini belirten Pehlivan, "Kışlaklardan çıkış öncesi bizim ilaçlama hedefimiz 3 bin hane metruk bina idi. Şu anda hedefimizin yüzde 80’ini gerçekleştirmiş durumdayız. Özellikle bu noktada 10 bin adet biosidal spreyi 10 bin haneye dağıttık. Onları da mücadeleye dahil etmek istiyoruz. Çünkü vatandaşımız bu mücadelenin merkezinde olmak zorunda. Üreticinin desteği bizim için çok önemli" diye konuştu. Vatandaşa ’bahar temizliği’ çağrısı Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kokarca popülasyonunun yoğun olduğuna dikkat çeken Pehlivan, vatandaşların da mücadeleye aktif katılım sağlaması gerektiğini vurgulayarak "Özellikle hava sıcaklıklarının yükselmeye başladığı bu günlerde hane sahiplerinin evlerine gelip bir bahar temizliği yapmaları gerekiyor. Kahverengi kokarcalar şu an o hanelerin içinde bulunuyor. Bizler dışardan kullanılmayan metruk binaları ilaçlıyoruz ama binaların içinde de bu hane sahiplerinin mücadeleye katkıları çok önemli" şeklinde konuştu. "Mücadele uzun soluklu olacak" Kahverengi kokarca ile mücadelenin kısa sürede sonuçlanmayacağını ifade eden Pehlivan, "Şu anda kahverengi kokarca pik yapmadı. Bu mücadele uzun soluklu bir mücadele. Birleşik Devletler’de ve Avrupa’da bu mücadele 30-35 yıldır devam ediyor. Biz henüz mücadelenin başındayız. Bu zararlının ne zaman tamamen biteceğini söylemek kehanet olur. Bu tamamen yapılan mücadelenin sürekliliği ve doğru teknikle alakalıdır" dedi. Mücadele kapsamında önemli bir bütçe ayrıldığını belirten Pehlivan, "Bu zamana kadar Trabzon ile ilgili bu mücadele için Bakanlığımızın göndermiş olduğu yaklaşık 30 milyon TL’ye yakın bir ödenek var. Bu ciddi bir rakam. Bu ödenekler neticesinde sahada çok önemli bir yol kat ettik. Gelecekte daha fazla ödenek ile daha çok işler yapmayı hedefliyoruz" bilgilerini paylaştı. Üreticiye feromon tuzak uyarısı Üreticilere de çağrıda bulunan Pehlivan, biyoteknik mücadelenin önemine dikkat çekerek "Biz bu noktada fındık üreticilerimiz başta olmak üzere şunu bekliyoruz; bizler 16 bin 800 noktada feromon tuzak tesis ettik ve bahçelere astık. Üreticilerimizden bu tuzakları 3-5 günde bir kontrol etmelerini ve dolmuş ise temizlemelerini bekliyoruz. Çünkü yağmur suları ile beraber oluşan koku feromon tuzağın çekiciliğini azaltıyor. Bu da biyoteknik mücadelede tam başarı sağlamıyor" ifadelerini kullandı.
İzmir İzmir’de uyuşturucu operasyonu: 10 yıl cezası olan firari yakalandı İzmir’de uyuşturucu madde ticareti yaptığı belirlenen ve hakkında 10 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir şüpheli, polisin düzenlediği operasyonla yakalandı. Evinde uyuşturucu maddelerle yakalanan şüpheli gözaltına alındı. Karabağlar İlçe Emniyet Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğine bağlı ekipler, ilçe genelinde yürüttüğü çalışmalar kapsamında hedef bir şüpheliyi takibe aldı. Uyuşturucu madde satışı yaptığı tespit edilen U.Ç. (28) isimli şüphelinin uyuşturucuları sakladığı adres belirlenerek operasyon için düğmeye basıldı. Adrese yapılan baskında şüpheli şahıs yakalanarak etkisiz hale getirildi. Çok sayıda uyuşturucu madde ele geçirildi Şüphelinin ikametinde yapılan detaylı aramalarda 6 meşe halinde toplam 4,60 gram kokain ve 112 adet uyuşturucu hap ele geçirildi. Ele geçirilen uyuşturucu maddelere polis ekipleri tarafından el konulurken, şüpheli sorgulanmak üzere büro amirliğine götürüldü. 10 yıl hapis cezası olduğu ortaya çıktı Gözaltına alınan U.Ç. (28) hakkında yapılan UYAP sorgulamasında, şüphelinin uyuşturucu madde ticareti suçundan 10 yıl kesinleşmiş hapis cezası ile arandığı tespit edildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheli şahıs, uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan hazırlanan evraklarla birlikte mevcutlu olarak adli mercilere sevk edilecek.
Aydın Aydın merkezli 10 ilde dolandırıcılık operasyonu: 17 şüpheli gözaltına alındı Aydın’ın Nazilli ilçesi merkezli 10 ilde Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika vaadiyle üniversite öğrencilerini dolandıran şebekeye yönelik düzenlenen operasyonda 17 şüpheli yakalandı. Nazilli Cumhuriyet Savcılığı ve Aydın İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube ekipleri tarafından üniversite öğrencilerini hedef alan organize suç yapılanmasına yönelik soruşturma başlatıldı. Elde edilen bulgular doğrultusunda harekete geçen ekipler, Nazilli merkezli olmak üzere 10 ilde eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında, 6’sı Nazilli’de olmak üzere toplam 17 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Şüpheliler üzerinde yapılan teknik ve mali incelemeler kapsamında MASAK verileri detaylı şekilde analiz edildi. Yapılan incelemelerde, suç örgütünün hesaplarında iddiaya göre yaklaşık 1 milyar 500 milyon lirayı aşkın para hacmi bulunduğu tespit edildi. Nazilli Aydoğdu Mahallesi Türkocağı Caddesi üzerinde bulunan kitapevinde de Jandarma Özel Harekat eşliğinde KOM Şube ekipleri tarafından baskın düzenlendi. Sokağa giriş ve çıkışlar komando ekipleri tarafından sınırlandırılırken, bölgede adeta kuş uçurtulmadı. Adreste detaylı aramalar yapıldı. Şüphelilerin özellikle üniversite öğrencilerini hedef alarak, "resmi geçerliliği olan sertifika" vaadiyle para topladığı ve bu yöntemle yüksek meblağlara ulaştığı iddia edildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
İstanbul TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bugünler Netanyahu ve çetesi için iyi günlerdir" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Özgür bir Filistin Devleti’nin kurulması için verilen bu mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Adalet gecikse de soykırım ve zulüm düzeni asla uzun sürmeyecektir. Bugünler Netanyahu ve çetesi için iyi günlerdir; onları bekleyen daha nice hesap verecekleri günlerin yakın zamanda gerçekleşeceğine yürekten inanıyorum" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, İstanbul’da gerçekleştirilen Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu çerçevesinde Filistin’i Destekleyen Parlamentolar Grubu İkinci Toplantısı’na katıldı. "Filistin’in geleceğinin ne olacağına Filistinlilerden başka hiçbir kimse karar vermeyecek, veremeyecektir" Burada konuşan Kurtulmuş, Filistin’in geleceğinin ne olacağına Filistinlilerden başka hiçbir kimse karar vermeyecek, veremeyecek olduğunu söyleyerek, "Geçtiğimiz yıl yapmış olduğumuz bu toplantıdan bu yana gerçekten Filistin meselesiyle ilgili çok önemli gelişmeleri hep beraber yaşadık. Bunlardan birisi; soykırımcı Netanyahu ve hükümetinin saldırganlıklarına dur durak demeden devam etmesi, her ne kadar bir anlaşma yapılmış görünse de bu anlaşmaya bağlı kalmayarak yine anlaşmanın imzalandığı tarihten, yani Mısır’da yapılan anlaşmadan sonra da çok sayıda Filistinli masum kadın ve çocuğu öldürmeye devam etmiş olmasıdır. Bu anlamda geçtiğimiz yıl bu inisiyatife ev sahipliği yapan parlamentoların yanında, bu sene de farklı parlamentoların bu toplantıyı teşrif etmeleri bizim için ümit vericidir. Neredeyse bir asırdır işgal, katliam ve türlü engellemelere rağmen haysiyetinden ve mücadelesinden taviz vermeden varlık mücadelesini sürdüren Filistin halkıyla dayanışmamızın müşterek ve kalıcı bir zemine oturtulması; haklı mücadelelerinin parlamentolar eliyle de uluslararası alanda daha güçlü bir şekilde duyurulması amacıyla geçtiğimiz yıl 14 parlamentonun katılımıyla gerçekleştirdiğimiz Filistin’i Destekleyen Parlamentolar Grubu’nun, planlandığı gibi genişleyerek yoluna devam ettiğini görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bildiğiniz gibi ilk toplantımızda üç tane temel kural belirlemiştik. Bunlardan birisi başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırları dahilinde, tam manasıyla egemen ve toprak bütünlüğü sağlanmış olan Filistin Devleti’nin kurulması, burada bir araya gelen parlamentoların ve halkların ortak temennisi ve ortak hedefidir. Bu hedefi benimseyen her parlamentoya, her ülkeye Filistin’i Destekleyen Parlamentolar zemini açıktır. Müştereken kabul ettiğimiz ikinci temel esas ise Filistin halkının kaderinin kendi hür iradesiyle tespit edilmesi, tayin edilmesidir. Yani Filistin’in geleceğinin ne olacağına Filistinlilerden başka hiçbir kimse karar vermeyecek, veremeyecektir. Üçüncü esas ise parlamentolar arasında etkili, şeffaf, sonuç üreten istişare ve dayanışma zeminini korumak ve genişletmektir. Gönüllülük temelinde ilerleyen grubumuzun gittikçe daha geniş bir temsile ulaşması ise memnuniyet vericidir" dedi. "Filistin meselesi bir coğrafi mesele hiç değildir" Filistin meselesinin bir coğrafi mesele olmadığını söyleyen Kurtulmuş, "Filistin meselesi hepimizin kabul ettiği gibi sadece iki devlet arasında sınır ihtilafı değildir. Filistin meselesi bir coğrafi mesele hiç değildir. Filistin meselesi bunun da çok ötesinde; bugün artık insanlık, siyasal meşruiyet ve uluslararası hukuk sisteminin en temel meselesi haline gelmiştir. Ortadoğu’da kalıcı huzurun ve istikrarın yolu, iki devletli siyasi ufkun temenni metinlerinden çıkıp artık hayata geçirilmesini gerektirmektedir. İlan edilen ateşkese rağmen Gazze’de insani yardım akışı ağır kısıtlamalara maruz kalmaya devam ediyor. 11 Ekim 2025 tarihinden bu yana 757 Filistinli Gazze’de şehit edilmiştir; 2090 kişi de yaralanmış, gazi olmuştur. Tüm insani yardım kuruluşları zor şartlar altında bırakılmıştır. İsrail hükümeti ve parlamentosu kaynaklı düzenlemeler sebebiyle Gazze Şeridi ciddi bir operasyonel kuşatma altındadır. Yardımların geçişi, sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve sivil hayatın korunması ağır darbe almıştır. Tüm bağımsız kaynaklar insani geçiş hareketlerinin reddedildiğini ve sahadaki krizin daha da derinleştiğini teyit etmektedir" diye konuştu. "Kudüs’te hem Müslümanların hem de Hristiyanların kutsal mekanlarına yönelik saldırılar ve oldu bittiler sistematik bir şekilde devam etmektedir" Kudüs’te hem Müslümanların hem de Hristiyanların kutsal mekanlarına yönelik saldırıların ve oldubittilerin sistematik bir şekilde devam ettiğine değinen Kurtulmuş, "Öte yandan, Gazze’deki bu insanlık dramının yanında Batı Şeria’da da Filistinlilere uygulanan şiddet giderek artmakta, giderek daha yüksek seviyelere ulaşmaktadır. Kudüs’te, Doğu Kudüs’te süren oldubittiler ve Mescid-i Aksa başta olmak üzere kutsal mekanlarının haysiyetini zedeleyen müdahaleler; işgal siyasetinin hukuksuz, pervasız pratiklerini tüm dünyaya göstermektedir. Bildiğiniz gibi on yıllar boyu ilk sefer Mescid-i Aksa bu Ramazan ayında ibadete kapatılmış ve Müslümanlar Ramazan ayında Bayram namazları dahil namazlarını Mescid-i Aksa’da eda edememişlerdir. Kudüs’te hem Müslümanların hem de Hristiyanların kutsal mekanlarına yönelik saldırılar ve oldubittiler sistematik bir şekilde devam etmektedir. Mesele artık sadece bir toprak gaspıyla sınırlı ihtilaf olmanın çok ötesindedir. Karşımıza bir halkı var olmaktan çıkarmaya yönelen sistematik bir tasfiye ve soykırım zihniyeti ve politikası uygulanmaktadır" şeklinde konuştu. "Dünyanın hiçbir yerinde böylesine ikili bir hukuk sistemine müsaade edilemez, müsamaha edilemez" Dünyanın hiçbir yerinde böylesine ikili bir hukuk sistemine müsaade edilemez, müsamaha edilemez diyen Kurtulmuş, "Baskıyı alışkanlık haline getiren Siyonist İsrail yönetiminin, yakın dönemde Filistinlilere yönelik idam cezası düzenlemesini parlamentolarında yasalaştırması ise, hukuk kisvesi altında ayrımcı bir şiddet düzenini kurma arayışından başka hiçbir şey değildir. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine ikili bir hukuk sistemine müsaade edilemez, müsamaha edilemez. Aynı suçu işleyen Filistinliye idam cezası, aynı suçu işleyen İsrail vatandaşına ise başka bir ceza verilmesi, insanlık tarihinde görünmemiş bir çifte standart, bir büyük garabettir. İnsan hakları uzmanları, söz konusu tasarının yaşam hakkını ihlal ettiği, adil yargılanma güvencelerini zayıflattığı ve Filistinliler aleyhine ayrımcı sonuçlar doğurduğu uyarısında bulunmaktadır. Hiçbir meclis çoğunluğu, buranın altını çiziyorum, hiçbir meclis çoğunluğu, insan onurunu hedef alan bu tür tasarruflara asla ve asla meşruiyet kazandıramaz. Onun için hangi çoğunlukla karar alırlarsa alsınlar, bu karar gayrimeşrudur, gayriinsanidir ve uygulanamayacak olan bir karardır" dedi. "Sözcükler ve terminoloji bozulunca hukuk irtifa kaybediyor" Kurtulmuş, sözcükler ve terminoloji bozulunca hukukun irtifa kaybettiğini söyleyerek, "Uzun süredir insanlık adına büyük bir mahcubiyet ve hatta öfkeyle şahitlik ettiğimiz manzara; uluslararası kurumlar ve kuralların, şimdi de onun ardından kavramlarının içinin boşaltıldığı bir çürüme haline şahit olmaktadır. Orantılılık dendiğinde toplu cezalandırmalar, meşru müdafaa dendiğinde kalıcı işgaller kastediliyor. Sınır güvenliği dendiğinde ise çocukların hayatı ve ailelerin hayatı göz ardı ediliyor. Esasında sözcükler ve terminoloji bozulunca hukuk irtifa kaybediyor. Hukuksuzlukların hüküm sürdüğü uluslararası sistemde siyaset ise daha çok kuvvetin gölgesinde esir alınıyor. Her şeye rağmen yürekten inanıyorum ki, tablo ne kadar olumsuz olursa olsun, Netanyahu ve Siyonist şebeke, uluslararası mahkemelerde gerekli karşılığı bulacak ve inşallah insanlığın vicdanında yargılandığı gibi uluslararası mahkemelerde yargılanarak hesap vereceklerdir" şeklinde konuştu. "Filistin halkının iradesini güçlendiren her adım dış baskıları boşa çıkaran stratejik bir değere sahip olacaktır" Kurtulmuş, "Dünya ölçeğinde yükselen vicdani itirazın ve insanlık cephesinin küçümsenemeyecek bir ağırlığı ortaya çıkmaktadır. Üniversitelerde, şehir meydanlarında, sivil alanlarda, inanç topluluklarında, ulusal parlamentolarda yükselen her itiraz, insanlık cephesini güçlendirmekte; Filistin meselesini küresel adaletin ana başlığı ve insanlık için bir turnusol kağıdı haline getirmektedir. Geçen yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 11 yeni ülkenin Filistin’i tanıma kararlılığının gündeme gelmesi, diplomatik alanda da adaletin tümüyle susmadığının açık bir göstergesidir. Hiç şüphe yok ki diplomatik tanımalar tek başına kafi sayılmaz ama bu önemli ve tarihi bir adımın başlangıcıdır. Asıl ihtiyacımız olan ise biriken siyasi iradeyi bağlayıcı girişimlere dönüştürebilme kararlılığı ve cesaretini ortaya koymaktır. İki devletli çözümün ilerletilmesi için Filistin Devleti’nin daha fazla ülke tarafından tanınması ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nda tam üye olarak Filistin’in yer alması ertelenemez bir zorunluluktur. Öte yandan ateşkesin gerçek hüviyetine kavuşturularak korunması, insani yardım hatlarının açılması, yeniden imar sürecinin emniyet altına alınması çözümün desteklenmesi konusunda daha cesur parlamenter bir eş güdüme ihtiyaç olduğu açıktır. Filistin’de gerçekleştirilecek anayasal yenilenme, temel yasaların güncellenmesi, ulusal birliğin sağlanması ve kurumsal kapasitenin tahkimi de en önemli meselelerimizden birisidir. Filistin halkının iradesini güçlendiren her adım dış baskıları boşa çıkaran stratejik bir değere sahip olacaktır. Yasama kurumları olarak bizler, her alanda Filistin’e teknik destek vermeye, deneyim paylaşmaya, seçim mevzuatı ve idari kapasite gibi başlıklarda katkı sunmaya hazırız" ifadelerini kullandı. "Filistin davası duygusal yakınlık kadar kurumsal ciddiyeti de gerektirmektedir" Filistin davasının duygusal yakınlık kadar kurumsal ciddiyeti de gerektirdiğini değinen Kurtulmuş, "Grubumuz Asya’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya kadar farklı coğrafyalara genişlemeli, hak ve adaletten yana olan tüm parlamentolar bu çatı altına davet edilmelidir. Filistin davası duygusal yakınlık kadar kurumsal ciddiyeti de gerektirmektedir. İnanıyorum ki nehirden denize kadar özgür bir Filistin Devleti’nin kurulması için verilen bu mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Adalet gecikse de soykırım ve zulüm düzeni asla uzun sürmeyecektir. Bugünler Netanyahu ve çetesi için iyi günlerdir; onları bekleyen daha nice hesap verecekleri günlerin yakın zamanda gerçekleşeceğine yürekten inanıyorum" dedi.
Ankara Türk Kızılay 161’inci yeni kan bağış noktasını Ankara’da hizmete açtı Türk Kızılay, ülke genelinde artan kan ihtiyacını karşılamak ve bağışa erişimi kolaylaştırmak amacıyla ülke genelinde 161’inci yeni kan bağış noktasını Ankara’da hizmete açtı. Türk Kızılay, Ankara’daki 11’inci kan bağış noktasını Batıkent’te hizmete açtı. Günlük 9 bin ünite kan ihtiyacına dikkat çekilirken, açılışa Ankara Yenimahalle Kaymakamı Tahsin Kurtbeyoğlu ve Türk Kızılay Genel Sekreter Yardımcısı Şükrü Can katılımıyla gerçekleşti. Türk Kızılay, Ülke genelinde 18 Bölgede 68 Kan Bağış Merkezi ile sabit ve mobil ekipler aracılığıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında her gün yaklaşık bin 140 hastanenin kan ihtiyacını karşıladığı yazılı olarak yapılan bilgilendirmede paylaşıldı. Bilgilendirme de gönüllü bağışçılardan temin edilen kanların hastanelere sevke hazır şekilde stoklarda bulundurulabilmesi için günlük yaklaşık 9 bin ünite kana ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Türk Kızılay’ı kan bağışında tarihi bir başarıya ulaştı Geçtiğimiz yıl hedeflenen 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak tarihi bir başarıya ulaşan Türk Kızılay, başta şehir meydanları olmak üzere Batıkent Kan Alma Birimi, Ankara’da hizmet veren 11’inci kan bağış noktası olarak yılda 10 bin üniteyi aşkın kan bağışı toplanmasını sağlayacak. Bir yılda kat edilen mesafe, dünyanın etrafını 8 kez dolaşmaya eşdeğerdir Açılış konuşmasın da Kızılay Genel Sekreter Yardımcısı Şükrü Can, Bugün gelinen noktada, 2025 yılında 3 milyon ünite kan alınarak, bağışçılarımızın gönülden verdiği bu bağışlarla milletin hizmetine sunulduğunu belirterek, tarihi bir rekor olduğunu vurguladı. Can, sözlerine şöyle devam etti: "3 milyon ünite kanı nasıl sağlıyoruz? Türkiye genelinde 300’ün üzerinde noktada faaliyet gösteriyoruz. Her gün yaklaşık 9 bin ünite kan alıyor, bunu 18 bölge merkezine taşıyor ve testlerden geçiriyoruz. Ardından yaklaşık bin 200 hastaneye ulaştırıyoruz. Bu inanılmaz bir organizasyondur. Her gün bu sistemi yürütüyoruz. Çünkü kan, milli bir meseledir. Bu nedenle bu önemli görevi yaklaşık 4 bin personel ve bine yakın araçla sürdürüyoruz. Yaptığımız bu hizmetle, bir yılda kat edilen mesafe neredeyse dünyanın etrafını 8 kez dolaşmaya eşdeğerdir." Milletimiz Kızılay’a güveniyor ve sahip çıkıyor. Bir ünite kan, üç insanın hayatına can kattığını vurgulayan Can, "Bu nedenle düzenli kan bağışçılarımızın artmasını istiyoruz. 2025 itibarıyla düzenli bağış oranı yüzde 47’ye ulaşmıştır. Bu çok kıymetli bir seviyedir. Bu şu anlama gelir: Milletimiz Kızılay’a güveniyor ve sahip çıkıyor. Gönülden bağış yapan vatandaşlarımız bu güvenin en büyük göstergesidir" şeklinde konuştu. Verdikleri kanın kime gittiğini bilmeden insanlık için bağışta bulunmaktadır Ankara Yenimahalle Kaymakamı Tahsin Kurtbeyoğlu konuşmasın da "157 yıl önce yaralı askerlere yardım amacıyla kurulmuş olsa da bugün dünyanın neresinde bir ihtiyaç varsa oraya ulaşmaktadır. Kan bağışçıları da bu anlayışla hareket etmektedir. Verdikleri kanın kime gittiğini bilmeden insanlık için bağışta bulunmaktadırlar. Bu bağışı yapan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu açılışın yenilerine vesile olmasını diliyorum" ifadelerine yer verdi. Türk Kızılay "Birbirimize Candan Bağlıyız" sloganıyla yürüttüğü kan bağışı kampanyası kapsamında açılış programı bitiminde hayırsever destekçilere plaket takdim edildi.