TEKNOLOJİ
Aydın’da geleceğin mühendisleri için başvurular başladı 26 Şubat 2026 Perşembe - 13:23:29 Türkiye genelinde birçok gencin yeteneklerini keşfetmesini sağlayan Deneyap Teknoloji Atölyeleri için Aydın’da başvurular başladı. On binlerce öğrenciye robotik ve kodlamadan nanoteknolojiye, tasarım ve üretimden yapay zekaya 11 farklı alanda eğitim veren Deneyap Teknoloji Atölyesi için başvurular Aydın’da da başlarken, son başvuru tarihi 6 Mart 2026 olarak açıklandı. Geleceğin mühendislerini, teknoloji girişimcilerini ve teknoloji liderlerini yetiştirmek amacıyla eğitim vermek üzere kurulan Deneyap Teknoloji Atölyeleri, çalışmalarını eğitimde fırsat eşitliği anlayışıyla sürdürürken, atölyelerde öğrenci seçme süreci üç aşamadan oluşuyor. Başvuru yapan adaylar, öncelikle "E-Sınava" katılıyor. E-Sınavı başarıyla geçen adaylar ikinci adım olan "Çevrimiçi Eğitim ve Görev Tamamlama" aşamasına, ardından bu aşamada da başarılı olan adaylar "Uygulama Sınavına" davet ediliyor. Tüm aşamaları başarıyla tamamlayan öğrenciler, Deneyap Teknoloji Atölyeleri’nde eğitim almaya hak kazanıyor. Deneyap Teknoloji Atölyelerine 2025-2026 eğitim öğretim yılında 4. sınıf, 5. sınıf, 8. sınıf, lise hazırlık sınıfı ve 9. sınıfta okuyan öğrencilerden e-sınav için başvuru alınacak. Öğrenci Seçme Sınavı için başvurular ise deneyap internet adresinden yapılabilecek. Adaylar başvuru sürecini Kurumsal Yönetim Sistemi üzerinden takip edebilecek. Eğitimler iki aşamadan oluşuyor Türkiye’nin teknoloji geliştiren bir topluma dönüşmesini amaçlayan Deneyap Teknoloji Atölyeleri’nde ortaokul ve lise olmak üzere iki farklı düzeyde eğitimler veriyor. Eğitim süreci, ilk 24 ay proje temelli dersler ve son 12 ay takımlar dönemi olmak üzere 2 aşamadan oluşuyor. Atölyelerde Tasarım ve Üretim, Robotik ve Kodlama, Elektronik Programlama ve Nesnelerin İnterneti, İleri Robotik, Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji, Enerji Teknolojileri, Havacılık ve Uzay Teknolojileri yüz yüze, Yazılım Teknolojileri, Siber Güvenlik, Yapay Zeka ve Mobil Uygulama dersleri ise çevrimiçi eğitim olarak veriliyor. Öğrenciler, teknoloji eğitiminde atölyede kullandıkları eğitim içerikleri ile ilişkili malzeme ve ekipmanlarla erken yaşta tanışıyor.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:18 Tedarik zinciri saldırıları, en büyük küresel siber tehdit olarak ortaya çıkıyor Group-IB, Yüksek Teknoloji Suç Eğilimleri Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, tedarik zinciri saldırıları en büyük küresel siber tehdit olarak ortaya çıkıyor. Dijital suçları araştırmak, önlemek ve bunlarla mücadele etmek için siber güvenlik teknolojileri alanında faaliyet gösteren Group-IB, tedarik zinciri saldırılarının küresel siber tehdit ortamını yeniden şekillendiren baskın güç haline geldiğini ortaya koyan Yüksek Teknoloji Suç Eğilimleri Raporu 2026’yı yayımladı. Bu yılın raporu, siber suçların izole saldırılardan ekosistem çapında güvenlik ihlallerine doğru belirgin bir şekilde kaydığını ortaya koyuyor. Saldırganlar, güvenilir satıcıları, açık kaynaklı yazılımları, SaaS platformlarını, tarayıcı uzantılarını ve yönetilen hizmet sağlayıcılarını istismar ederek yüzlerce alt kuruluşun sistemlerine erişim elde ediyor. META Bölgesi’nde, Group-IB tarafından 2025 yılında gözlemlenen kimlik avı faaliyetleri, saldırganların orantısız bir şekilde özellikle internet hizmetleri (yüzde 52,49), finans kurumları (yüzde 28,50) ve lojistik sektörü (yüzde 11,20) gibi yüksek etkili sektörleri hedef aldığını göstermektedir. Kimlik avı genellikle bireysel kullanıcılarla başlasa da, bu kuruluşlar içindeki güvenlik ihlalleri müşteriler, iş ortakları ve bağlantılı ekosistemler arasında zincirleme etkilere neden olabilir. Rapor, İlk Erişim Aracıları’nın (IAB) bölgesel tehdit ortamındaki artan rolünü vurguluyor. 2025 yılında Group-IB, META kuruluşlarıyla bağlantılı 200’den fazla kurumsal erişim vakasının halka açık olarak satışa sunulduğunu tespit ederek, çalınan kimlik bilgileri ve erişim noktalarına yönelik güçlü bir talep olduğunu ortaya koydu. Bu erişim noktaları fidye yazılımı saldırılarını, casusluk kampanyalarını ve büyük ölçekli takip operasyonlarını etkinleştirmek için giderek daha fazla kullanılıyor. META genelinde fidye yazılımı faaliyetlerinin en yoğun olduğu bölge, 2025 yılında 100’den fazla olayın rapor edildiği GCC. Etkilenen diğer ülkeler arasında Güney Afrika, Mısır, Fas ve Türkiye yer alıyor. En çok hedef alınan sektörler gayrimenkul, finansal hizmetler, imalat, kamu ve sağlık hizmetleri oldu. Raporda, fidye yazılımı gruplarının artık endüstriyel ekosistemler olarak faaliyet gösterdiği ve operasyonel aksaklıkları ve finansal etkiyi en üst düzeye çıkarmak için öncelikli olarak yukarı akış erişimine odaklandığı belirtildi. Raporu değerlendiren Group-IB İcra Kurulu Başkanı Dmitry Volkov, "Siber suçlar artık tekil ihlallerle tanımlanmıyor. Bu durum, art arda gelen güven kaybıyla tanımlanıyor. Saldırganlar ölçek, hız ve gizlilik sağladığı için tedarik zinciri tehlikesini endüstriyel hale getiriyor. Tek bir yukarı akış ihlali artık tüm sektörleri etkileyebiliyor. Savunucular izole sistemler açısından düşünmeyi bırakmalı ve her ilişki, kimlik ve bağımlılıkta güvenin kendisini güvence altına almaya başlamalıdır" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 12:54 FRC’nin teknoloji destekçisi Turknet, beşinci kez gençlerle sahada Gençlerin üretme cesaretini destekleyen Turknet, dünyanın önde gelen lise robotik yarışmalarından FIRST Robotics Competition (FRC)’nın ‘Teknoloji Destekçisi’ olarak sahada gençlerin yanında yer alacak. 2026 Sezonunda, 6 bin 500’den fazla öğrencinin yarışacağı etkinlikte şirket, yalnızca fiber altyapısıyla değil, sahadaki teknik destek alanlarıyla da gençlerle olacak. ‘Net Gençlik’ ile altyapısının uygun olduğu yüzlerce devlet üniversitesi ve teknoparkta gençlerin yanında yer alan Turknet, lise öğrencileri ile de her yıl dünyanın en itibarlı teknoloji turnuvalarından ‘FIRST Robotics Competition’ (FRC) kapsamında bir araya geliyor. Fikret Yüksel Vakfı tarafından düzenlenen FIRST Robotics Competition’a (FRC) bu yıl beşinci kez destek olan şirket, mart ayı boyunca İstanbul’da gerçekleşecek altı farklı bölgesel turnuvada genç kaşiflere eşlik edecek. Arkeoloji ve mühendislik buluşuyor: REBUILT sezonu başlıyor Bu yıl "FIRST AGE Sezonunda Geçmişi Yeniden İnşa Edelim: REBUILT" sloganıyla düzenlenen yarışmada takımlar, arkeolojiden ilham alarak mühendislik becerilerini kullanacaklar. Bu yıl; Türkiye’den 208 ve 16 ülkeden 39 yabancı takımı ağırlayacak olan etkinlikte 6 bin 500’den fazla öğrenci yarışacak. Turknet ‘Pit Stop’ çadırı bu yıl daha güçlü Geçtiğimiz yıl yoğun ilgi gören şirket ‘Pit Stop’ teknik destek çadırı, bu sezon daha kapsamlı bir yapıyla sahada olacak. Takımların yedek parça ve tamir ihtiyaçlarına destek sağlayan alan sayesinde öğrenciler, teknik aksaklıklara takılmadan yarışmaya odaklanabilecek. Bu yılın bir diğer yeniliği ise şirketin özel maskotu olacak. FRC turnuvalarının ayrılmaz bir parçası olan maskot kültürüne dahil olan şirket, maskotuyla FRC sahnesindeki yerini alarak gençlerle doğrudan etkileşim kuracak. "Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi bu salonlarda büyüyor" "Turknet için FRC, bir sponsorluk desteğinden çok, ülkemizin dijital geleceğine duyduğumuz inancın bir ifadesi" diyen Fikret Yüksel Eğitim Vakfı Onur Kurulu Üyesi ve Turknet CEO’su Cem Çelebiler şöyle konuştu: "Biz interneti yalnızca bir bağlantı hizmeti olarak değil; üretimin, öğrenmenin ve cesur fikirlerin zemini olarak görüyoruz. Beş yıldır aynı sahada gençlerin hayal kurma cesaretine tanıklık ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi tam da bu salonlarda büyüyor. Onların risk alan, deneyen ve yeniden ayağa kalkan ruhu bize de ilham veriyor. Bu nedenle FRC’de olmak bizim için bir destekten öte, bu yolculukta gençlerle birlikte yürümek anlamına geliyor." Fikret Yüksel Vakfı Başkanı Alex Burchard ise şunları söyledi: "Programa ve öğrencilere sağladığı cömert destekten dolayı Turknet’e teşekkür etmek istiyorum. Gigafiber internet hizmetleri, etkinliklerimizin son derece pürüzsüz geçmesini sağlıyor ve öğrencilere bu anlamda sağladıkları destek inanılmaz büyük. Bu program önemli bir program, çünkü öğrencilere sadece bir dizi teknik beceri öğretmekle kalmıyor; aynı zamanda iletişim, takım çalışması, problem çözme ve gelecek nesillere yardım etmek için hayırseverlik yapma gibi şeylerle ondan çok daha fazlasını öğretiyor. "Robottan daha fazlası" sloganıyla aslında robotu yalnızca öğrencilerin ilgisini çekecek bir araç gibi kullanıyoruz, öğrenciler eğlenceye katıldıklarında ise yaşayacakları kişisel gelişimin sınırı olmuyor." Mart ayı boyunca sürecek turnuvalar İstanbul’da ve Ankara’da gerçekleşecek. İstanbul turnuva takvimi şöyle: İstanbul Regional: 3-5 Mart 2026 (Başakşehir Spor Salonu) Bosphorus Regional: 6-8 Mart 2026 (Başakşehir Spor Salonu) Yeditepe Regional: 9-11 Mart 2026 (Başakşehir Spor Salonu) Haliç Regional: 25-27 Mart 2026 (T.A.F. Atletizm Salonu, Bakırköy) Marmara Regional: 28-30 Mart 2026 (T.A.F. Atletizm Salonu, Bakırköy) Avrasya Regional: 31 Mart-2 Nisan 2026 (T.A.F. Atletizm Salonu, Bakırköy) Ankara turnuva takvimi şöyle: Ankara Regional: 7-9 Nisan 2026, Devlet Bahçeli Eğitim Yaşam ve Spor Yerleşkesi Başkent Regional: 10-12 Nisan 2026, Devlet Bahçeli Eğitim Yaşam ve Spor Yerleşkesi
26 Şubat 2026 Perşembe - 11:53 Turkcell 5G için hazır Türkiye’de ilk 5G sinyalinin verilmesi için geri sayım sürerken, Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Kartepe’deki 5G sahasını ziyaret etti. "Tıpkı Kartepe gibi Türkiye’nin dört bir yanını 5G altyapısı ile donatan çok büyük bir ekibimiz var" diyen Koç şu mesajları verdi: "En geniş frekans portföyünün sahibi ve en fazla 5G yatırımı yapan şirket olarak, 1 Nisan’dan itibaren 81 ilde Turkcell gücünde 5G deneyimi yaşatacağız. Tüm hazırlıklar tamamlandı. Artık sadece söylemlerin değil, yatırım gücü ve teknik kapasitenin de konuşacağı yerdeyiz. Turkcell, Türkiye’de mobil iletişimin oyun kurucusudur.’’ Türkiye, 1 Nisan’da verilecek ilk 5G sinyali için gün sayarken Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Kocaeli Kartepe’deki 5G sahasını ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı ve fedakâr çalışmaları için saha ekibine teşekkür etti. "Turkcell, Türkiye’de mobil iletişimin her devrinde lider oldu" Şiketin, Türkiye’nin 5G dönüşümüne liderlik edeceğinin altını çizen Genel Müdür Koç, şu mesajları verdi: "Türkiye’de mobil iletişimin her döneminde sektör lideri olduk. 16 Ekim’deki ihalede, 1 milyar 224 milyon dolarlık teklifle Türkiye’nin en geniş frekans portföyünün sahibi olarak bu liderliği perçinledik. 700 MHz bant genişliğimiz sayesinde kırsal bölgelerden bina içlerine kadar güçlü ve dengeli bir kapsama sağlayacağız. 3,5 GHz bandındaki kapasitemizle de şehir merkezlerinde ve yoğun bölgelerde mobilde saniyede 1000 megabit ve üzeri seviyelere ulaşan performans sunacağız. 5G, üretimden ulaşıma, sağlıktan enerjiye kadar hayatın her alanında çok köklü bir dönüşümü tetikleyecek. 32 yıldır süren liderlik tecrübemizle ülkemizin bu dönüşümüne biz öncülük edeceğiz. Turkcell, Türkiye’de mobil iletişimin oyun kurucusudur. Bu konumun getirdiği sorumluluk ve vizyonla, 1 Nisan’dan itibaren 81 ilde Turkcell gücünde 5G deneyimi yaşatacağız." "Artık yatırım gücü ve teknik kapasite konuşacak" Dr. Ali Taha Koç şöyle devam etti: "Bundan tam 32 yıl önce Türkiye’yi cepten ilk alo ile tanıştıran markayız. Bugün 5G’nin sağlayacağı olanakları ve arkasındaki teknolojiyi konuşuyoruz ama tüm bunları mümkün kılan, bu istasyonları kuran ekiplerimizin bilgisi ve alın teridir. Tıpkı Kartepe’de olduğu gibi Türkiye’nin dört bir yanını 5G altyapısı ile donatan çok büyük bir ekibimiz var. Bugün itibarıyla 5G’ye hazırız. Artık sadece söylemlerin değil yatırım gücü ve teknik kapasitenin, yani kısacası ‘gerçeklerin’ konuşacağı yerdeyiz. Çekim gücü, altyapı, hız ve müşteri hizmetleri gibi alanlarda sektör ortalamalarının çok üzerinde bir deneyim sunuyoruz. Tüm hazırlıklar tamamlandı. 1 Nisan günü Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğunda yeni ve tarihi bir sayfa açılacak. Ve o sayfanın altında Turkcell imzası olacak."
OMÜ, QS Europe 2026 sıralamasında yer aldı
29 Ocak 2026 Perşembe - 17:02 OMÜ, QS Europe 2026 sıralamasında yer aldı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), dünyanın en saygın yükseköğretim derecelendirme kuruluşlarından biri olan QS (Quacquarelli Symonds) tarafından açıklanan QS World University Rankings: Europe 2026 sonuçlarında yer alarak uluslararası alandaki yükselişini sürdürdü. QS’in Avrupa genelinde gerçekleştirdiği değerlendirmede OMÜ, Avrupa Üniversiteleri Sıralaması’nda 701–900 bandında yer aldı. Üniversite, Batı Asya Bölgesi sıralamasında ise 79’uncu sırada konumlandı. Elde edilen sonuçlar, OMÜ’nün uluslararası görünürlüğünü istikrarlı bir şekilde artırdığını ortaya koydu. Sürdürülebilirlik, küresel etkileşim ve araştırma performansı alanlarında da dikkat çeken Ondokuz Mayıs Üniversitesi, QS Sürdürülebilirlik Sıralaması 2026 kapsamında 1401–1500 bandında değerlendirildi. Bu sonuçlar, üniversitenin sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda yürüttüğü çalışmaların uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösterdi. QS göstergelerine göre OMÜ, son yıllarda özellikle uluslararasılaşma ve akademik performans alanlarında önemli bir gelişim sergiledi. Uluslararası öğrenci çeşitliliği, araştırma iş birlikleri, akademik yayın ve atıf performansı, öğrenme deneyimi ile akademik ve işveren itibarı gibi başlıklarda kaydedilen ilerleme, sıralamalara yansıyan temel unsurlar arasında yer aldı. Açıklanan veriler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin uluslararası vizyonunu ve araştırma odaklı kurumsal yapısını somut göstergelerle ortaya koyarken, OMÜ’nün önümüzdeki dönemde de küresel ölçekte rekabet gücünü artırmaya yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceği belirtildi.
Vodafone’dan 5G yolunda fiber optik omurga şebeke operasyonlarında yapay zekalı yeni adım
29 Ocak 2026 Perşembe - 12:20 Vodafone’dan 5G yolunda fiber optik omurga şebeke operasyonlarında yapay zekalı yeni adım Vodafone, 5G ve yeni nesil iletişim teknolojilerinin gerektirdiği yüksek kapasite, düşük gecikme ve kesintisiz bağlantı ihtiyaçları doğrultusunda tüm data ve ses trafiğini taşıyan fiber optik omurga şebeke operasyonlarında yenilikçi dijital çözümler hayata geçirmeye devam ettiğini duyurdu. Yapay zeka destekli bu çözümler sayesinde yüzlerce omurga bağlantısı daha hızlı, akıllı ve verimli hale gelirken; 5G servisleri için güçlü ve esnek bir altyapı sunuluyor. Vodafone, fiber optik omurga şebeke ve aktif ürünlerini izleyen sistemlerde gerçekleştirdiği geliştirmelerle altyapı ve şebeke anomalilerine yönelik analiz, yönlendirme ve iyileştirme süreçlerini uçtan uca dijitalleştiriyor. Şirketin bu yönde geliştirdiği yeni çözüm, Fiber Optik Omurga İletim Teknolojisi (D-WDM) sistemlerinin bağlı olduğu fiber hatlarda zayıflama ve kesinti noktalarını yapay zekâ desteğiyle tespit ederek, herhangi bir analize gerek kalmadan arıza ölçüm süresini kısaltıyor. Bu sayede, 5G’nin gerektirdiği yüksek erişilebilirlik ve hızlı arıza giderim ihtiyaçları karşılanıyor. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Yago Lopez, şunları söyledi: "5G ve geleceğin bağlantı teknolojileri, güçlü ve akıllı bir fiber omurga gerektiriyor. Dijitalleşmeye yaptığımız yatırımlarla operasyonel süreçlerimizi daha öngörülebilir, hızlı ve verimli hale getiriyor; fiber optik omurga şebeke yönetimimizi 5G ve ötesine hazır bir yapıya taşıyoruz. Ekiplerimizin hayata geçirdiği bu gelişmeler, daha yüksek servis sürekliliği ve artan müşteri memnuniyeti sağlıyor." Müdahale sürelerinde yüzde 25 iyileştirme Vodafone’un geliştirdiği dijital operasyon yönetim platformu üzerinden devreye alınan yeni sistem, fiber optik omurga şebeke operasyonlarını uçtan uca yöneterek, 5G servisleri için kritik öneme sahip olan hızlı müdahale, proaktif arıza önleme ve kapasite sürekliliğini mümkün kılıyor. Yeni çözüm sayesinde, 5G servis sürekliliğini destekleyen akıllı altyapı sayesinde müdahale sürelerinde yüzde 25 iyileştirme sağlanıyor. Otomatik hata tespitiyle saha ölçümüne gerek kalmadan kesinti noktası anında belirleniyor ve 30 dakika ile 1 saat arası süren ölçüm süresi ortadan kalkıyor. Optik performans sorunlarında anında tespit sayesinde proaktif bakımı mümkün kılan bu sistemle, optik performans kaynaklı etki sürelerinde yüzde 20 iyileşme sağlanıyor. Büyük ölçekli kesintilerin önlenmesiyle, yüz binlerce abonenin 5G ve mevcut servislerde iletişim kaybı yaşamasının önüne geçiliyor. 5G için güçlü fiber altyapı temeli Yapılan açıklamaya göre; Vodafone, üreticiden bağımsız geliştirilen yeni sistem sayesinde, hem bugünün şebeke ihtiyaçlarını karşılıyor, hem de 5G ve gelecekteki yüksek hızlı, düşük gecikmeli servisler için güçlü bir fiber altyapı temeli oluşturuyor. Şirket, yaklaşık 25 milyon mobil, 1,5 milyon sabit ve binlerce kurumsal müşteriye hizmet veren, on binlerce kilometrelik fiber optik altyapıya sahip güçlü şebekesini dijitalleşme ve yapay zekâ destekli çözümlerle sürekli optimize ederek, 5G ve ötesi teknolojilerde şebeke yönetiminin öncüsü olma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.
Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 15:18 Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılıyor. Bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri de incelenerek, tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyelinin yanı sıra antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzası’nda Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak, yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje, Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Üniversiteden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilme potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi, bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmayı, akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.
Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri, çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 14:52 Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri, çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da TÜBİTAK tarafından bu yıl desteklenen projede, Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılırken, aynı zamanda bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri incelenerek tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyeli ile kanser tedavisinde değerlendirilebilecek antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzasında Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede, Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca, bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "TÜBİTAK’a sunduğumuz 1001 projeleri kapsamındaki çalışmamız kabul edildi. Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje; Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda, toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda, özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle, toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda, üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilir potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca, insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle, tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz. Destekleri için TÜBİTAK’a, projede yer alan akademisyen arkadaşlarıma ve katkı sunacak bursiyerlerimize şimdiden teşekkür ederim. Bu bir ekip işidir ve güçlü bir ekip ruhuyla bu çalışmayı başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün Hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmak; akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.
Savunma Sanayii Başkanı Görgün: "Savunma sanayii irade, zaman ve sabır işidir"
28 Ocak 2026 Çarşamba - 14:30 Savunma Sanayii Başkanı Görgün: "Savunma sanayii irade, zaman ve sabır işidir" Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Savunma Sanayii Teknolojileri AŞ’nin (SSTEK) kuruluşunun stratejik bir ihtiyaçtan doğduğunu belirterek, "Savunma sanayii irade, zaman ve sabır işidir. Bir platformu sahaya çıkarmak kadar, o platformu mümkün kılan alt teknolojileri inşa etmek de stratejik bir meseledir" dedi. SSTEK’in 10. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla HAB Organize Sanayi Bölgesi Kongre Merkezi’nde düzenlenen programa Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, SSTEK Genel Müdürü Suat Baylan, SSTEK paydaşlarından temsilciler ve davetliler katıldı. Programın açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın SSTEK’in 10. kuruluş yıl dönümüne ilişkin tebrik telgrafı okundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, SSTEK’in SSB’nin yüzde 100 iştiraki olarak sektöre kazandırıldığını ve Türkiye’nin kalkındırılmasına önemli katkı sağladığını belirttiği mesajında şu ifadeleri kullandı: "2016 yılında Savuma Sanayii Başkanlığımızın yüzde 100 iştirakiyle kurulan SSTEK, sektöre kazandırdığı yeni firmalarla Türkiye’nin gelişmesine, kalkınmasına ve güçlenmesine önemli katkılar sağlıyor. Son yıllarda büyük atılımlara imza atan Türk savunma sanayii, bugün 3 bin 500’den fazla firması ve 100 binden fazla çalışanıyla ülke ekonomisine en yüksek katma değer üreten sektörlerden biridir. Dünyanın ilk SİHA gemisi TCG Anadolu, insansız savaş uçağımız KIZILELMA ve Milli Muharip Uçağımız KAAN gibi kendi alanında marka ürünlerimizle yeni bir dinamizm yakalamış bulunuyoruz. Bunun da etkisiyle ilk kez 2025 yılında savunma ve pazarlık ihracatınız 10 milyar doları aştı. 2028 yılı için hedefimizi 158 bin istihdam, 11 milyar doların üzerinde ihracat olarak belirledik. SSTEK’in gayreti, SSB’nin koordinasyonu ve sektördeki paydaşların emeğiyle inşallah bu hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyorum. Sizlerden temponuzu biraz daha arttırmanızı bekliyorum. Bu düşüncelerle SSTEK’in 10. kuruluş yıldönümü kutlu olsun diyorum." Programda konuşan Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, SSTEK’in Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık hedefinin önemli yapı taşlarından biri olduğunu söyledi. Savunma sanayiinin uzun soluklu bir vizyon gerektirdiğini vurgulayan Görgün, "Savunma sanayii irade, zaman ve sabır işidir. Bir platformu sahaya çıkarmak kadar, o platformu mümkün kılan alt teknolojileri inşa etmek de stratejik bir meseledir. İşte SSTEK’in kuruluş fikri, tam da bu stratejik ihtiyaçtan doğmuştur" ifadelerini kullandı. SSTEK’in 9 Mart 2016 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla kurulduğunu hatırlatan Görgün, "SSTEK, Başkanlığımızın yüzde 100 iştiraki olarak kurulmuş ve milli savunma sanayiimizin sürekli gelişimini destekleyen yatırımlar yaparak, ülkemizin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık hedefine katkı sunmak misyonuyla yola çıkmıştır" dedi. Bu misyonun yalnızca bugünün ihtiyaçlarıyla sınırlı olmadığını belirten Görgün, "Bu misyon; bugünün ihtiyaçlarına cevap üretmeyi hedeflediği kadar geleceğin harp ortamına hazırlığı da kapsamaktadır. O nedenle SSTEK’in pusulası ‘Geleceğin Savunma Teknolojisi için Bugünden Yatırım’ anlayışıdır" dedi. SSB ile SSTEK arasındaki ilişkiye de değinen Görgün, "SSTEK, Başkanlığımızın yüzde yüz bağlısıdır. SSB ile SSTEK, aynı hedefe yürüyen tek bir iradenin iki tamamlayıcı gücüdür. Bu sebeple SSB ve SSTEK olarak hepimiz biriz, beraberiz ve tekiz" diye konuştu. Bir kurumun başarısının yalnızca yaptığı projelerle ölçülemeyeceğini vurgulayan Görgün, "Bir kurumun hikâyesi yalnızca yaptığı işlerle değil, ekosistemde açtığı alanla, büyüttüğü insan kaynağıyla ve ürettiği güven duygusuyla anlaşılır" dedi. SSTEK’in ekosistemde güçlü bir konuma ulaştığını ifade eden Görgün, "Bugün SSTEK; Başkanlığımızla yürüttüğü projelerle, yatırım ortaklıklarıyla ve fon mekanizmasıyla ekosistemde güçlü bir hareket alanı oluşturmuştur" ifadesini kullandı. "SSTEK’in yatırım modeli güven üretmiş; güven büyümeyi hızlandırmış; büyüme de daha fazla girişime nefes olmuştur" Ortaklık ve yatırım verilerini paylaşan Görgün, "SSTEK, kuruluşundan bugüne toplam 26 ortaklık gerçekleştirmiş, 8 ortaklıktan çıkış yapmış ve 18 ortaklığını aktif şekilde sürdürmektedir" dedi. 2025 sonu itibarıyla ulaşılan tabloya ilişkin Görgün, "İştiraklerle birlikte 1 milyar doların üzerinde ciro, bin 648 kişilik istihdam, 114 fikri mülkiyet çıktısı, 100 proje ve güçlü bir Ar-Ge yatırım hacmi; SSTEK’in ekosisteme kazandırdığı üretim ve geliştirme gücünü yansıtmaktadır" ifadelerini kullandı. Projelerin güncel değerinin 250 milyon dolar seviyesine ulaştığını aktaran Görgün, "Ar-Ge yatırımlarımız 2025 sonu itibarıyla 5 milyar 656 milyon liraya erişmiştir" dedi. Fon tarafındaki gelişmelere de değinen Görgün, "Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, 2021’de küçük bir yatırımcı grubuyla başlayan yolculuğunu 2025’te 33 yatırımcıya ve 29,7 milyon dolar kaynağa taşımıştır" dedi. YİTF aracılığıyla bugüne kadar 7,75 milyon dolar ve 500 bin avro yatırım gerçekleştirildiğini belirten Görgün, "Bu tablo bize şunu söylemektedir: SSTEK’in yatırım modeli güven üretmiş; güven büyümeyi hızlandırmış; büyüme de daha fazla girişime nefes olmuştur" ifadelerini kullandı. SSTEK’in kurumsal refleksini ise Görgün, "SSTEK’in güçlü yanlarını dört kelimeyle ifade edebilirim: Dinamizm, koordinasyon, güven ve disiplin" sözleri ile özetledi. Gelecek vizyonuna ilişkin olarak Görgün, "Bizler Savunma Sanayii Başkanlığı olarak SSTEK’i Türkiye’nin kritik teknolojilerde bağımsızlığını kalıcılaştıran, derin teknolojiyi ölçekleyen, savunma sanayii ihracatını besleyen ve küresel ölçekte ortaklık kurabilen stratejik yatırım platformu olarak daha da ileri taşımak istiyoruz" şeklinde konuştu. Bu hedefin üç somut sonucu bulunduğunu belirten Görgün, "Kritik alanlarda daha derin portföy ve daha yüksek yerli katkı, daha güçlü fon ekosistemiyle daha fazla girişime daha hızlı kaynak ve daha yüksek ürünleştirme başarısıyla daha güçlü ihracat katkısı" ifadelerini kullandı.
Kollektif Zeka 2026 Vizyon Buluşması: Yapay zekada global standartlar masaya yatırıldı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 11:15 Kollektif Zeka 2026 Vizyon Buluşması: Yapay zekada global standartlar masaya yatırıldı Kollektif Zeka Topluluğu, 2026 yılının ilk etkinliğinde yapay zeka ekosisteminin paydaşlarını ‘Global Standartlar’ odağında bir araya getirdi. ‘Mayası insan, gücü yapay zeka’ mottosuyla yola çıkan Kollektif Zeka Topluluğu, bu yılın ilk etkinliğinde yapay zeka ekosisteminin paydaşlarını ‘Global Standartlar’ odağında bir araya getirdi. Bilkent TEKMER ev sahipliğinde 24 Ocak Cumartesi günü gerçekleşen ‘Vizyon Buluşması’nda kamu temsilcileri, yazılım evi sahipleri ve girişimciler, yapay zeka projelerinin sadece teknik başarısını değil, ticari ve hukuki sürdürülebilirliğini konuştu. Yapay zekada ‘güven rozeti’ Etkinlikte söz alan QCS Technic’ten Hüseyin Gürsoy, yapay zeka yönetim sistemleri ve standartların önemine değindi. Gürsoy, özellikle ISO/IEC 42001 standardının girişimciler için bürokratik bir kağıt parçasından öte uluslararası ticarette bir ‘güven rozeti’ işlevi gördüğünü vurguladı. Toplantıda yakın zamanda global bir havayolu firmasının web sitesindeki chatbotun müşteriye verdiği hatalı bilgiden yasal olarak sorumlu tutulduğu ve tazminata mahkum edildiği örnek vaka hatırlatıldı. Yapay zeka projelerinin yanlılık, halüsinasyon, veri gizliliği ve benzeri bu tip risklerini asgariye indirmeyi hedefleyen standartların muhtemel kriz anlarında şirketler için hukuki bir koruma kalkanı oluşturduğu belirtildi. Uzmanlar, ‘basiretli tacir’ gibi davranarak gerekli tüm önlemleri aldığını belgeleyen girişimlerin yatırımcı gözünde ‘daha az riskli’ bulunduğunu ve global pazarlarda şirket satışı (EXIT) potansiyelinin arttığını ifade etti. Süper bilgisayarlara erişimde ‘ciddiyet’ referansı Buluşmada büyük dil modelleri (LLM) geliştiren girişimcilerin en büyük darboğazı olan ‘yüksek performanslı bilgi işlem’ kaynaklarına erişim konusu da masaya yatırıldı. TÜBİTAK ULAKBİM bünyesindeki TRUBA gibi süper bilgisayar altyapılarına ve Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri (EDIH) ağlarına dahil olma süreçlerinde uluslararası standartlara uyumun kritik bir referans olduğu aktarıldı. Bu standartları sağlayan girişimlerin ‘işini ciddiye alan ve global potansiyeli olan oyuncu’ olarak algılandığı, böylece milyonlarca veriyi işlemek için gereken devasa donanım ve enerji maliyetlerine katlanmadan devlet destekli test ortamlarına erişim onaylarının kolaylaştığı kaydedildi. ‘Yazışarak’ uygulama geliştirme dönemi Bilgi paylaşımının yanı sıra üretimi teşvik etmeyi hedefleyen etkinlikte, girişimcilik yolculuğuna yeni başlayacak 4 katılımcıya global bir yapay zeka aracı iş birliğiyle hazırlanan özel bir eğitim programı hediye edildi. Programın bilinen ‘sürükle-bırak’ (no-code) yöntemlerinden farklı olarak ‘Prompt (İstem) Mühendisliği’ temelli olduğu belirtildi. Katılımcıların teknik kodlama bilgisine ihtiyaç duymadan sadece doğal dilde (Türkçe) isteklerini yapay zekaya anlatarak, ‘yapay zeka ile yazışarak’ kendi mobil ve web uygulamalarını geliştirebilecekleri, sürecin sonunda ise çalışan bir ürüne sahip olacakları açıklandı. "Amacımız sadece teknolojiyi konuşmak değil, ’insan odaklı’ katma değere dönüştürmek" Etkinlikte konuşan Kollektif Zeka Kurucusu Mustafa Alkan, topluluğun vizyonunu şu sözlerle özetledi: "Bir sosyal medya gönderisiyle başlayan yolculuğumuz, bugün TRT Radyo 1’de Anadolu’nun en uzak köşesindeki gence ulaştığımız, kamu ve özel sektör arasında köprü kurduğumuz bir yapıya dönüştü. Bireysel başarıdan önce farklı yetkinlikleri bir araya getirip bu sinerjiyi yapay zeka modellerinin gücüyle birleştiriyoruz. Amacımız sadece teknolojiyi konuşmak değil, onu ’insan odaklı’ bir şekilde üreterek katma değere dönüştürmek." Etkinlik, farklı disiplinlerden katılımcıların deneyimlerini paylaştığı ve bilgi alışverişi yapılan oturumla sona erdi.
Yıldız Kaşifleri programına 34 üniversiteden 830 öğrenci başvurdu
27 Ocak 2026 Salı - 15:27 Yıldız Kaşifleri programına 34 üniversiteden 830 öğrenci başvurdu Yıldız Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknopark iş birliğiyle yürütülen Türkiye’nin üniversitelerarası en büyük girişimcilik programı Yıldız Kaşifleri’nin ikinci dönemine, YTÜ öğrencilerinin ekip lideri olduğu proje takımlarına 34 farklı üniversiteden öğrenciler katılım gösterdi. Toplamda 830 öğrenci ve 167 proje başvurusunun yapıldığı programda, proje sayısı ikiye katlanırken milli teknoloji hamlesinin lokomotifi savunma sanayii 50 proje ile ilk sırada yer aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ve YTÜ Yıldız Teknopark tarafından üniversitelerarası en büyük girişimcilik programı olarak 2025 yılında hayata geçirilen Yıldız Kaşifleri, ikinci dönem başvurularında çıtayı yükseltti. Geçen yıl 81 takımın başvuru yaptığı programda bu sayı yüzde 106’lık artışla 81’den 167’ye çıktı. Öğrenci sayısı ise 353’ten 830’a yükseldi. Başvuruların yüzde 50’si savunma sanayii odaklı projeler oldu. Milli ve yerli teknoloji hamlesindeki ivme Yıldız Kaşifleri’ne de yansıdı. Ulusala açıldı, başvurular ikiye katlandı İlk döneminde Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerine hitap eden program, ikinci döneminde kapılarını tüm Türkiye’ye açtı. Geçen yıl 353 öğrencinin yer aldığı 81 takımın başvuru yaptığı programa, ikinci dönemde 830 öğrencinin yer aldığı 167 takım başvurdu. YTÜ öğrencilerinin ekip lideri olduğu proje takımlarına 34 farklı üniversiteden öğrenciler de katılım gösterdi. Program, lisans öğrencilerinin yanı sıra lisansüstü seviyesinde de ilgi gördü. İlk döneminde 76 olan lisans seviyesindeki ekip lideri sayısı ikinci dönemde 153’e yükseldi. Lisansüstü seviyesindeki başvurular ise 4’ten 14’e yükseldi. Milli teknoloji hamlesi ‘Yıldızlar’ın odağında Programın ikinci döneminde stratejik alanlara yönelik proje yoğunluğu dikkat çekti. Toplam 167 takım başvurusundan 109’u stratejik alanlardan geldi. Milli teknoloji hamlesinin lokomotifi savunma sanayii 50 proje ile en çok başvurunun yapıldığı alan oldu. Onu 26 proje ile sağlık teknolojileri, 18 proje ile çevre ve sürdürülebilirlik, 15 proje ile tarım teknolojileri takip etti. Kamu ve vakıf üniversitelerinden yoğun ilgi Programa İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi başta olmak üzere Kocaeli Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Fırat Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Karabük Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nin de aralarında olduğu 34 yükseköğretim kurumundan öğrenci başvuruda bulundu. Kamu üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinin öğrencileri de yoğun ilgi gösterdi. Geçmişin başarısı, geleceğin teminatı Geçtiğimiz dönem programa dahil olan projeler, yeni dönemin niteliği hakkında da ipuçları veriyor. Enkaz altındaki sinyalleri analiz eden arama-kurtarma girişimi ATLAS, otonom konteyner araçlarla arıcılıkta devrim yapan Beebal ve savaşan İHA projesi Lagari gibi girişimler, Yıldız Kaşifleri’nin başarı hikayeleri olarak öne çıktı. Yeni dönemde ise sürü İHA teknolojilerinden akıllı tarım sensörlerine, biyoteknolojik sağlık çözümlerinden yapay zekâ destekli savunma sistemlerine kadar onlarca yenilikçi fikir, Yıldız Kaşifleri desteğiyle hayata geçecek. "Gençler hazır, ülke hazır, zemin hazır" Programın başarısını ve stratejik önemini değerlendiren YTÜ Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik, bilim ve teknoloji ekseninde lisans öğrencilerine ciddi bir destek mekanizması sunan programın Türkiye’nin geleceğine yapılmış bir yatırım olduğunu vurguladı. Programın gördüğü yoğun ilginin gençlerin potansiyelini ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Debik, "Geçen yıl ektiğimiz tohumların bugün savunma sanayinden sağlık teknolojilerine kadar filizlendiğini ve bir ormana dönüştüğünü görmek gurur verici" dedi. Gençlerin Milli Teknoloji Hamlesine olan inancına dikkat çeken Rektör Debik, şöyle konuştu: "İkinci dönemle birlikte Yıldız Kaşifleri programını, öğrencilerimizin ekip lideri olması şartıyla farklı üniversitelere de açtık. İkinci dönemde 34 farklı üniversiteden öğrencilerin katılım göstermesi ve başvuruların katlanması, vizyonumuzun gençlerimiz nezdinde ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunun en somut kanıtı. Bu Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık yürüyüşünün ayak sesleridir. Gençlerimiz ‘biz de varız’ diyor, biz de onlara ‘sonuna kadar yanınızdayız’ diyoruz." Öğrenciyken girişimci olmak isteyen gençlerin önünü açmak ve 360 derece destek olmak istediklerini vurgulayan Rektör Debik, "Başvuru rakamları bize şunu gösteriyor: Gençler hazır, ülke hazır, zemin hazır. Bizim görevimiz, onlara doğru araçları ve gereksinim duydukları imkanları tam vaktinde sunmak" dedi. Yıldız Teknik Üniversitesi ve YTÜ Yıldız Teknopark iş birliğiyle yürütülen Yıldız Kaşifleri, üniversite tabanlı girişimcilik programları arasında bütçesi ve kapsamıyla Türkiye’nin en büyük girişimci destek mekanizması olma özelliğini taşıyor. Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen program, gençlerin yenilikçi fikirlerini akademik proje düzeyinden alıp ticarileşebilir, katma değeri yüksek teknoloji girişimlerine dönüştürmeyi hedefliyor. Lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesindeki öğrencileri kapsayan bu dinamik ekosistem; savunma sanayinden biyoteknolojiye, yapay zekâdan sürdürülebilir enerjiye kadar stratejik alanlarda teknoloji üreten genç zihinlere "fikirden küresel pazara" uzanan profesyonel bir yol haritası sunuyor. Program, girişimcilere sunduğu 360 derecelik destek modeliyle klasik startup programlarından ayrışıyor. Girişimcilere, prototip geliştirme süreçlerinde ihtiyaç duydukları makine ve teçhizat temininden uluslararası prestijli yarışmalara katılım için ulaşım ve konaklama desteğine kadar uçtan uca kaynak sağlanıyor. Ayrıca, YTÜ Yıldız Teknopark’ın mentor ağından ve teknik altyapısından faydalanan takımlar, programın ilerleyen aşamalarında teknoparkın Londra, Dubai ve Amsterdam ofisleri üzerinden küresel yatırımcı ağlarına erişim ve uluslararası ölçeklenme fırsatı yakalayarak yerli teknolojiyi dünyaya ihraç etme fırsatı elde ediyor.
Bakan Kacır: "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler"
27 Ocak 2026 Salı - 11:23 Bakan Kacır: "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "Biri yurt dışından misafirimiz olmak üzere 17 bilim insanı ve onlara eşlik eden heyet mensupları, önümüzdeki haftalar boyunca Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" dedi. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) tarafından yürütülen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi (TAE X), 26 Ocak-1 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Sefer kapsamında, 16 Türk ve 1 yabancı araştırmacı olmak üzere toplam 17 kişilik ekip, Antarktika’da bilimsel çalışmalarını yürütmek üzere İstanbul’dan Beyaz Kıta’ya doğru yola çıktı. "TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde, seferlerin en uygun şartlarda hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz" 16 Türk ve 1 Bulgar araştırmacıdan oluşan heyetin İstanbul Havalimanı’nda düzenlenen törenle uğurlanmasının ardından Bakan Kacıri konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kutup seferlerinin önemine işaret eden Bakan Kacır, "2017 yılından bu yana Türk bilim insanlarımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde kutup bilim seferleri gerçekleştiriyorlar. Bugüne dek 9 Antarktika, 5 Arktik seferi düzenledik; 200’den fazla Türk bilim insanı bu seferlere katıldı ve 150’den fazla bilimsel araştırma projesine dahil oldu. Yine bu seferlerde bugüne dek 30’dan fazla yabancı araştırmacıyı misafir ettik. Şüphesiz bu seferler, Türk bilim dünyasının istisnai yeryüzü şartlarına sahip kutup bölgelerinde çok nitelikli bilimsel araştırma projeleri yürütmesine vesile oluyor. Bizler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde, bu seferlerin en uygun şartlarda hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz" diye konuştu. "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" Türkiye’nin küresel bilim sahnesinde daha güçlü olduğunu belirten Kacır, "Biri yurt dışından misafirimiz olmak üzere 17 bilim insanı ve onlara eşlik eden heyet mensupları, önümüzdeki haftalar boyunca Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler. Aynı zamanda önceki yıllarda başladığımız araştırmaların devamı niteliğinde birtakım çalışmalar yürütecekler. Malumunuz hedefimiz, Antarktika Antlaşmalar Sistemi içerisinde ‘Danışman Ülke’ statüsü kazanmak ve Antarktika’da kalıcı bir Türk Bilim Araştırma Üssü kurmak. Bu hedeflere yönelik olarak halihazırda Antarktika’da bulunan Türk Bilim Araştırma Kampı’nda yürütülecek çalışmalar çok kıymetli katkılar sunacak. Bugüne kadar 35 farklı uluslararası kurumla ortak çalışmalar yürüttük. Bu anlamda kutup araştırmaları seferleri, Türkiye’nin küresel bilim sahnesinde daha güçlü şekilde yer almasına da çok kıymetli katkılar sunuyor" şeklinde konuştu. "Antarktika’da kurduğumuz istasyondan meteorolojik veriler alınmaya devam edilecek" İklim değişikliği meselesindeki katkılara değinen Kacır, "Türk bilim insanlarımıza bu seferlerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızdan subaylarımız da eşlik ediyorlar. Malumunuz, geçtiğimiz yıl bilim üssü kurmayı hedeflediğimiz Horseshoe Adası’nın deniz tabanı haritasını çıkarmıştık ve bu haritayı TÜBA-TÜBİTAK Bilim Ödülleri Töreni’nde Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim etmiştik. Bu yılki seferde, bu haritanın devamı niteliğinde çalışmalar yürütülecek. Yine bunun yanında geçtiğimiz yıllarda Antarktika’da kurduğumuz ölçüm istasyonundan meteorolojik veriler güncellenerek alınmaya devam edilecek. Tüm bu çalışmalar aslında Türk bilim dünyasının, küresel ölçekte iklim değişikliği meselesine bilimsel düzeyde sunacağı katkılara çok önemli kazanımlar sağlamış olacak" dedi. "Bütün bu gayretli çalışmalar doludizgin devam edecek" Bakan Kacır, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Bilim insanlarımıza bu yıl, TEKNOFEST Kutup Araştırmaları Proje Yarışması’nda şampiyon olan Aydın ve Ankara’dan üç lise öğrencimiz de eşlik ediyor. Lise öğrencilerimizi, öğretmenlerini ve ailelerini tebrik etmek istiyorum. Gerçekten lise çağında böyle bir sefere katılmak, aslında Türkiye’nin gençlerimize gelecek adına sunduğu vizyonun en önemli göstergelerinden biridir. İşte Türk gençliği, işte TEKNOFEST kuşağı. Kutuplara uzanan bir bilimsel araştırma heyecanıyla Türkiye’nin aydınlık yarınları olacaklar. 10. Antarktika Bilim Seferimizi tamamladıktan sonra 6. Arktik Bilim Seferimiz için hazırlanacağız; bütün bu gayretli çalışmalar doludizgin devam edecek. Ben bu sefere katılan ve 1 Mart tarihine kadar kutuplarda Türkiye’nin bayrağını dalgalandıracak tüm bilim insanlarımıza şükranlarımı sunuyor, başarılar diliyorum. Yolları açık olsun." Sefer kapsamında; 16 Türk ve 1 Bulgar araştırmacı olmak üzere toplam 17 kişilik ekip, TÜBİTAK Kutup 1001 projeleri saha çalışmalarını gerçekleştirecek. Seferde ABD ile ortak kurulan düşük frekans (VLF) ölçüm istasyonu yıllık verileri toplanacak, Horseshoe Adası’nda bulunan Türk Bilimsel Araştırma Kampı’nın bakım/tutum çalışmaları gerçekleştirilecek, uzun dönem izleme çalışmaları yürütülecek, GNSS istasyonlarımızın bakımları yapılacak ve Horseshoe Adası ile çevresinin deniz haritası çalışmalarına devam edilecek.
Bakan Kacır: "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler"
27 Ocak 2026 Salı - 11:05 Bakan Kacır: "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "Biri yurt dışından misafirimiz olmak üzere 17 bilim insanı ve onlara eşlik eden heyet mensupları, önümüzdeki haftalar boyunca Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" dedi. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) tarafından yürütülen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi (TAE X), 26 Ocak ile 1 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Sefer kapsamında, 16 Türk ve 1 yabancı araştırmacı olmak üzere toplam 17 kişilik ekip, Antarktika’da bilimsel çalışmalarını yürütmek üzere İstanbul’dan Beyaz Kıta’ya doğru yola çıktı. "TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde, seferlerin en uygun şartlarda hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz" Bilim Seferi heyetinin İstanbul Havalimanı’nda düzenlenen törenle uğurlanmasının ardından Bakan Kacır konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak kutup seferlerinin önemine işaret ederek, "2017 yılından bu yana Türk bilim insanlarımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde kutup bilim seferleri gerçekleştiriyorlar. Bugüne dek 9 Antarktika, 5 Arktik seferi düzenledik; 200’den fazla Türk bilim insanı bu seferlere katıldı ve 150’den fazla bilimsel araştırma projesine dahil oldu. Yine bu seferlerde bugüne dek 30’dan fazla yabancı araştırmacıyı misafir ettik. Şüphesiz bu seferler, Türk bilim dünyasının istisnai yeryüzü şartlarına sahip kutup bölgelerinde çok nitelikli bilimsel araştırma projeleri yürütmesine vesile oluyor. Bizler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde, bu seferlerin en uygun şartlarda hayata geçirilmesi için gayret gösteriyoruz" diye konuştu. "17 bilim insanı Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler" Türkiye’nin küresel bilim sahnesinde daha güçlü olduğunu belirten Kacır, "Biri yurt dışından misafirimiz olmak üzere 17 bilim insanı ve onlara eşlik eden heyet mensupları, önümüzdeki haftalar boyunca Antarktika’da özellikle iklim değişikliğine yönelik nitelikli araştırmalar gerçekleştirecekler. Aynı zamanda önceki yıllarda başladığımız araştırmaların devamı niteliğinde birtakım çalışmalar yürütecekler. Malumunuz hedefimiz, Antarktika Antlaşmalar Sistemi içerisinde ‘Danışman Ülke’ statüsü kazanmak ve Antarktika’da kalıcı bir Türk Bilim Araştırma Üssü kurmak. Bu hedeflere yönelik olarak halihazırda Antarktika’da bulunan Türk Bilim Araştırma Kampı’nda yürütülecek çalışmalar çok kıymetli katkılar sunacak. Bugüne kadar 35 farklı uluslararası kurumla ortak çalışmalar yürüttük. Bu anlamda kutup araştırmaları seferleri, Türkiye’nin küresel bilim sahnesinde daha güçlü şekilde yer almasına da çok kıymetli katkılar sunuyor" şeklinde konuştu. "Antarktika’da kurduğumuz istasyondan meteorolojik veriler alınmaya devam edilecek" İklim değişikliği meselesindeki katkılara değinen Kacır, "Türk bilim insanlarımıza bu seferlerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızdan subaylarımız da eşlik ediyorlar. Malumunuz, geçtiğimiz yıl bilim üssü kurmayı hedeflediğimiz Horseshoe Adası’nın deniz tabanı haritasını çıkarmıştık ve bu haritayı TÜBA-TÜBİTAK Bilim Ödülleri Töreni’nde Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim etmiştik. Bu yılki seferde, bu haritanın devamı niteliğinde çalışmalar yürütülecek. Yine bunun yanında geçtiğimiz yıllarda Antarktika’da kurduğumuz ölçüm istasyonundan meteorolojik veriler güncellenerek alınmaya devam edilecek. Tüm bu çalışmalar aslında Türk bilim dünyasının, küresel ölçekte iklim değişikliği meselesine bilimsel düzeyde sunacağı katkılara çok önemli kazanımlar sağlamış olacak" dedi. "Bütün bu gayretli çalışmalar doludizgin devam edecek" Bakan Kacır, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Bilim insanlarımıza bu yıl, TEKNOFEST Kutup Araştırmaları Proje Yarışması’nda şampiyon olan Aydın ve Ankara’dan üç lise öğrencimiz de eşlik ediyor. Lise öğrencilerimizi, öğretmenlerini ve ailelerini tebrik etmek istiyorum. Gerçekten lise çağında böyle bir sefere katılmak, aslında Türkiye’nin gençlerimize gelecek adına sunduğu vizyonun en önemli göstergelerinden biridir. İşte Türk gençliği, işte TEKNOFEST kuşağı! Kutuplara uzanan bir bilimsel araştırma heyecanıyla Türkiye’nin aydınlık yarınları olacaklar. 10. Antarktika Bilim Seferimizi tamamladıktan sonra 6. Arktik Bilim Seferimiz için hazırlanacağız; bütün bu gayretli çalışmalar doludizgin devam edecek. Ben bu sefere katılan ve 1 Mart tarihine kadar kutuplarda Türkiye’nin bayrağını dalgalandıracak tüm bilim insanlarımıza şükranlarımı sunuyor, başarılar diliyorum. Yolları açık olsun." Hangi çalışmalar yapılacak? Sefer kapsamında; 16 Türk ve 1 Bulgar araştırmacı olmak üzere toplam 17 kişilik ekip, TÜBİTAK Kutup 1001 projeleri saha çalışmalarını gerçekleştirecek. Seferde ABD ile ortak kurulan düşük frekans (VLF) ölçüm istasyonu yıllık verileri toplanacak, Horseshoe Adası’nda bulunan Türk Bilimsel Araştırma Kampı’nın bakım/tutum çalışmaları gerçekleştirilecek, uzun dönem izleme çalışmaları yürütülecek, GNSS istasyonlarımızın bakımları yapılacak ve Horseshoe Adası ile çevresinin deniz haritası çalışmalarına devam edilecek.
ODTÜ’nün geliştirdiği robotlar TSK envanterinde
27 Ocak 2026 Salı - 09:52 ODTÜ’nün geliştirdiği robotlar TSK envanterinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Robotik ve Yapay Zeka Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (ROMER), yapay zeka teknolojileriyle donatılmış insansı robotlar ve köpekler geliştirildi. ODTÜ ROMER bünyesinde, yapay zeka teknolojileriyle donatılmış insansı robotlar ve köpekler geliştirildi. Çalışmalar kapsamında geliştirilen robotların, insan-makine etkileşimini güçlendirmeye yönelik olarak tasarlandığı belirtildi. ODTÜ ROMER’de yürütülen projelerde, yapay zeka algoritmalarıyla desteklenen insansı robotların çevresel algılama, öğrenme ve etkileşim kabiliyetlerinin artırılması hedeflenirken, geliştirilen robotların; eğitim, sağlık, savunma sanayi ve hizmet sektörleri başta olmak üzere birçok alanda kullanılmasının planlandığı açıklandı. ROMER’de gerçekleştirilen çalışmalarla robotların, insan hareketlerini analiz edebilme, sesli ve görsel komutlara yanıt verebilme ve otonom karar alma yeteneklerinin geliştirildiği ifade edildi. Yapay zeka tabanlı sistemler sayesinde robotların, farklı senaryolara uyum sağlayarak öğrenme süreçlerini sürdürebildiği aktarıldı. ODTÜ ROMER’de geliştirilen insansı robot projelerinin, Türkiye’nin yerli ve milli teknoloji hedefleri doğrultusunda önemli bir adım olduğu vurgulanırken, çalışmaların önümüzdeki dönemde daha ileri seviyelere taşınmasının amaçlandığı kaydedildi. "2029 yılında 2 tane mikrorowerımız Ay’a gidecek" Yeniçeri isminden türettiği ‘Çeri’ isimli mikrorowerların 2029 yılında görev yapmak üzere Ay’a gideceğini belirten projenin hocası ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Öğretim Üyesi Görkem Güloğlu, "Bu projenin amacı, 2029 yılında Çin’in göreviyle Ay’a 2 tane mikrorowerımız gidecek. Tamamen burada geliştirdiğimiz, burada ürettiğimiz ROMER Mühendisliğinde ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin öz kaynaklarıyla ürettiğimiz 2 tane mikrorowerımızı, 2029 yılında Ay yüzeyinde görev yapmak üzere tasarlamaktayız. Öncelikle ileri teknoloji gelişimine, sağlık gelişimi konusunda çalışmalarımız oluyor. Dünyada ve uzayda çalışan robotik robotların arasında farklar var. Bunlar için ileri teknoloji ürünleri kullanmaktayız. Bu şekilde ülkemizde ileri seviyede, ileri teknoloji ürün çalışmaları yapmaktayız. Bu sayede insan gücü ve insan eğitimi sağlamaktayız. Bu yola 2024 yılında Çin Uzay Ajansı’nın açtığı bir çağrı ile çıktık. O çağrıya yanıt olarak bir projemizden bahsettik. Tüm dünyaya açılmış bir çağrıydı. Birçok ülkenin Avrupa’dan, Afrika’dan, Asya’dan başvurduğu bir çağrıydı. Bu çağrının sonucunda bizim iki tane mikrorowerımız aya gitmek üzere seçildi" diye konuştu. "Rex, TSK envanterine girdi" Üretilen ve geliştirilen Rex isimli cihazın Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine girdiğini ifade eden ODTÜ ROMER’in müdürü Doç.Dr. Erol Şahin ise, "ROMER, ODTÜ Robotik ve Yapay Zeka Çalışmaları’na ilişkin bir merkez. Birçok gelişmiş projelerin yürütüldüğü bir yer. İlgili hocalarla araştırma altyapısını sunan, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı desteğiyle kurulmuş olan bir merkez. Geçtiğimiz günlerde 5’inci yılımızı doldurduk. Şu anda da daha aktif olarak birçok projemizi yürütüyoruz. Projelerimiz aslında birçok değişik alanı kapsıyor. Sosyal medyada olan Mottiş’i görüyorsunuz. Mottiş aslında bizim 4 yıl boyunca çalıştığımız bir platform. Hazır bir platform. Onun üzerinde değişik hareket algoritmalarını tasarlıyoruz. Bir taraftan da özellikle endüstriyel ortaklarımızla beraber benzer platformların yazılımsal gelişimini de yapıyoruz. Orada insansı bir robotu görüyoruz. Benzer konuları çalışmak üzere o da yeni alındı. 3’üncü bir platformumuz daha var. O da Rex diye bir platform. Bu da akademideki bir hocamızın geliştirdiği bir platform. Geçtiğimiz yıl içinde esasında ürünleşti ve TSK’nın envanterine girdi. Yaptığımız çalışmalar, projeler esasında çok değişik alanları kapsıyor" şeklinde konuştu.