ÇEVRE - 05 Mayıs 2026 Salı 14:08

Van-Bahçesaray yolu açılıyor

A
A
A
Van-Bahçesaray yolu açılıyor

Türkiye’nin en zorlu ulaşım güzergahlarından biri olan ve yaklaşık 5 aydır kapalı bulunan Van-Bahçesaray yolunda çalışma başladı.


Yoğun kar yağışı ve çığ tehlikesi nedeniyle Aralık ayından bu yana kapalı tutulan Van-Bahçesaray karayolu, yaklaşık 5 ay aradan sonra yeniden açılmaya başlandı. Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü ekipleri dev kar kütlelerine karşı büyük bir operasyon başlattı. Ekiplerin zorlu coğrafyada yürüttüğü yoğun çalışmaların ardından yolun büyük bölümünde ilerleme sağlandı. Kar kalınlığının yer yer 3 metreyi bulduğu güzergâhta, karayolları ekipleri iş makineleriyle 3 günden bu yana aralıksız çalışma yürütüyor. Özellikle yüksek rakımlı bölgelerde biriken sertleşmiş kar kütleleri ve çığ tehlikesi, çalışmaları zaman zaman güçleştiriyor.



Ulaşın Hizan üzerinden sağlanıyor


Kar yağışı ve düşen çığlar nedeniyle 27 Aralık’ta ulaşıma kapanan 3 bin rakımlı Karabet Geçidi’nde kar kalınlığı 3 metre 30 santime ulaşırken Bahçesaraylılar yolun kapalı olmasından dolayı Van’a ulaşımlarını, 250 kilometrelik mesafedeki Bitlis’in Hizan ilçesi üzerinden sağlıyor.



Van-Bahçesaray yolu açılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Işıkhan: "Hedefimiz, teknolojiyi milletimizin geleceğine hizmet eden unsur haline getirmektir" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "Teknolojinin milleti değil; milletin teknolojiyi yönetmesi ve yönlendirmesini savunuyoruz. Hedefimiz, teknolojiyi milletimizin refahına, üretimine ve geleceğine hizmet eden bir unsur haline getirmektir" dedi. Bakan Işıkhan, ‘Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm ve Geleceğin Dijital Meslekleri Zirvesi’ne katıldı. Burada kurulan stantları gezdikten sonra konuşma yapan Işıkhan, teknolojinin hızla ilerlediğini ve dünyayı değiştirdiğini söyleyerek, bu dönüşümün çalışma hayatını doğrudan etkilediğini dile getirdi. Bakan Işıkhan, "Bir taraftan kurumsal hizmetlerimizin dijital sistemlerle entegrasyonunu gerçekleştirirken diğer yandan da işgücü piyasasını bu sürece hazırlıyoruz. Gençlerimizin, geleceğin dijital meslekleri hususunda donanım ve tecrübe kazanmasını sağlıyoruz. Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüklerimizle; Kurumsal hizmetlerimizi dijitalleştirme kapsamında; tamamı yerli olan 893 uygulamamızla vatandaşlarımıza cepte, tablette her alanda hızlı, güvenli ve erişilebilir hizmetler sunuyoruz" diye konuştu. "Gelecekte bu devasa dijital ekosistemin mimarları sizler olacaksınız" Gençlerin dijital ekosistemin önemli bir parçası olduğunu belirten Işıkhan, "Bugün İŞKUR Gençlik Programı ile kariyer yolculuğunuzda daima yanınızda olan İŞKUR, istihdamın geleceğini yüksek teknolojiyle inşa etmeye devam edecektir. İnanıyorum ki yakın bir gelecekte bu devasa dijital ekosistemin mimarları bizzat sizler, gençlerimiz olacaksınız" dedi. Bu dönüşümü yalnızca ekonomik bir süreç olarak görmediklerini; aynı zamanda sosyal boyutlarıyla birlikte ele aldıklarının altını çizen Işıkhan, "Bu çerçevede ‘adil geçiş’ yaklaşımını merkeze alıyoruz. Amacımız; dönüşüm sürecinde hiç kimsenin geride kalmaması, herkesin yeni fırsatlara erişmesidir. Eğitimden istihdama geçiş süreçlerinin güçlendirilmesi, mesleki becerilerin geliştirilmesi ve kapsayıcı istihdam politikalarının hayata geçirilmesi bu yaklaşımın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Bilgi edinme ve eğitim, sadece istihdam edilirken ihtiyaç duyulan bir araç değil, hayat boyu devam eden bir yaşam biçimidir" açıklamasında bulundu. "Bu geçiş döneminde etkin bir şekilde yer almaya gayret ediyoruz" Işıkhan, teknolojinin gelişmesi ve dönüşmesiyle yaşanan bu süreçte aktif olarak yer almaya gayret ettiklerini söyleyerek "Mesleki eğitim programlarından, mesleki yeterlilik standartlarının hazırlanmasına kadar istihdam sürecinin her adımında dijital gerçekliğe uygun adımlar atıyoruz. Gerek kurum ve kuruluşlarımız vasıtasıyla dolaylı olarak, gerekse doğrudan, bu geçiş döneminde etkin bir şekilde yer almaya gayret ediyoruz. Önümüzdeki dönemde, ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31 süreci de bu dönüşümün, çalışma hayatı boyutunu daha güçlü şekilde ele almamız için önemli fırsatlar vermektedir. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve istihdam politikalarını birlikte değerlendirdiğimiz bütüncül bir yaklaşımı, bu süreçte daha da ileri taşıyacağımıza inanıyorum" şeklinde konuştu. "Geleceğe güçlü bir şekilde hazırlanmanıza yardımcı olacak her türlü imkanı sizlere sunuyoruz" Dünyayı ilgilendiren kırılma dönemlerinin krizleri ve fırsatları beraberinde getirdiğine işaret eden Işıkhan, sözlerine şöyle devam etti: "Dijital çağ ile birlikte yeni mesleklerin ortaya çıkması, mevcut mesleklerin dönüşmesi, toplumsal hayatın her alanında karşımıza çıkan bu yeni gerçeklik, bizleri umutsuzluğa değil, yeni ufuklara sevk etmelidir. Kadim bir hakikat olan ‘hayırdan şer, şerden hayır doğar’ anlayışıyla, karşılaştığınız her yeni dönüm noktası, sizin ona yaklaşımınızla şekillenecek, sizin çabalarınız doğrultusunda önemli fırsatlara dönüşecektir. Bu gerçeği aklınızdan çıkarmadan, geleceğin mesleklerine çok iyi hazırlandığınız taktirde, kendi alanınızda sadece başarılı değil, aynı zamanda öncü olma fırsatını da elde etmiş olacaksınız. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bizler, geleceğe güçlü bir şekilde hazırlanmanıza yardımcı olacak her türlü imkanı sizlere sunuyoruz, sunmaya da devam edeceğiz. Geriye sadece çok çalışmak, azmetmek, ülkemizin gücüne ve geleceğine inanmak kalıyor. Bu duyguların, sizlerde, fazlasıyla mevcut olduğuna yürekten inanıyorum." "Hedefimiz, teknolojiyi milletimizin geleceğine hizmet eden unsur haline getirmektir" Işıkhan, teknolojiyi milletin lehine ve geleceğine hizmet eden bir unsur haline getirmeyi hedeflediklerini anlatarak şu ifadeleri kullandı: "İkinci çeyrek yüzyılda; artık önündeki engelleri bir bir aşmış, ayağa kalkmış, koşar adım Türkiye Yüzyılına yürüyen bir Türkiye için hep birlikte daha çok çalışmak, daha çok çabalamak zorundayız. Sadece gelişmiş bir ekonomi ve tam bağımsız kalkınma hedefiyle değil, daha adil ve daha huzurlu bir dünya idealiyle de gelişmek ve büyümek zorundayız. Bugün, teknolojik gelişimin, insanları teknoloji bağımlısı, hatta teknolojinin kölesi yaptığını iddia eden yaklaşımlar var. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz, tam tersine, teknolojiyi, milletin hizmetkarı kılmayı hedefliyoruz. Teknolojinin milleti değil; milletin teknolojiyi yönetmesi ve yönlendirmesini savunuyoruz. Hedefimiz, teknolojiyi milletimizin refahına, üretimine ve geleceğine hizmet eden bir unsur haline getirmektir. Ben bu idealle, hem kendi geleceği hem de ülkemizin ve dünyanın geleceği için çalışacak, üretecek, kendini geliştirecek birbirinden değerli gençlerimiz olduğunu biliyorum ve sizlere güveniyorum. İhtiyaç duyduğunuz her an, tüm imkanlarımızla ve hizmetlerimizle sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz."
Ankara Anadolu OSB’den geleceğe uzanan vizyon: Üretimden yaşam alanına Anadolu Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay, 2002 yılında daha yaşanabilir bir organize sanayi bölgesi amacıyla başlattıkları çalışmalar ve gelecek hedefleri hakkında bilgi verdi. Anadolu OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay, sanayide sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda daha yaşanabilir bir organize sanayi bölgesi oluşturmak amacıyla başlattıkları yeşil sanayi çalışmaları ve gelecek hedefleri hakkında açıklamalarda bulundu. Tuncay, 2002 yılında temelleri atılan projelerin bugün sürdürülebilir bir üretim ve yaşam alanına dönüştüğünü belirterek, hayallerinin planlı çalışmalarla gerçeğe dönüştüğünü ifade etti. Tuncay, yola çıkış sürecinde işletmelerin geleceğini planlamaya odaklandıklarını belirterek, "Biz bir iş yapıyoruz, bundan sonra ne yapacağız diye düşünmeye başladık. Çünkü küçük şirketlerin kurumsallaşması çok zor bir olay. Onunla ilgili eğitimler aldık. Ardından yine işletmelerin ikinci nesle devri büyük bir problem. Bütün dünyada problem olmuş bu. O zaman biz ikinci nesle buraları nasıl devredebiliriz? Firmalar büyürken bulunduğumuz mekanlara sığmayacak daha güzel mekanlar yapmalıyız, daha sosyal çevreler yapmalıyız, albenisi olmalı" diye konuştu. "198 milyon lira sermayeli bir şirket kurduk" Yapılan çalışmalar sonucunda iki temel projenin ortaya çıktığını açıklayan Tuncay, "Beyin fırtınası yöntemiyle birçok problemler çıktı önümüze. Onları nasıl aşarız, onları tartıştık. Sonunda iki tane büyük proje yaptık. Biri bir sanayi kooperatif projesiydi, biri de güç birliği anonim şirketiydi. Böyle bir dernek bünyesinde yaptık. Dernek bünyesinde yaptığımız tartışmalarda iki proje çıktı ortaya. O dönemlerde güç birliği şirketleri Türkiye’nin gündemindeydi. O zaman kendi yapamadığınız işleri yapacak, büyük işlere girecek bir şirket oluşturalım ve biz de ona yan sanayi olalım diye planladık. 98 milyon lira sermayeli, 98 ortaklığı, 198 milyon lira sermayeli bir şirket kurduk. Bir de sanayi kooperatifi kurduk. O da modern yerler yapalım, yaşam alanları oluşturalım. Hem bizim işletmelerimiz orada büyüsün, hem bir vizyon sahibi olsun, hem de sürdürülebilir bir proje yapalım dedik" şeklinde konuştu. "Koreliler tarafından, kuruluşlarından beri izleniyoruz" Bölgenin hem yaşam alanı olduğunu hem de üretim alanı olduğunu açıklayan Tuncay, "Karma organize, farklı sektörlerin bulunduğu bir sanayi bölgesi. Hava kirleten işletme yok burada. Çevreyi kirleten yok. Tehlikeli atık atan firma sokmadık sisteme. Ve bunlar da bu kapsamda yatırım yapan iyi firmaların, büyük firmaların dikkatini çekti. Koreliler tarafından, kuruluşlarından beri izleniyoruz. Arazi halindeyken geldiler bu adamlar ne yapıyor diye. Hala 3-4 yılda bir gelip buradaki gelişmeleri takip ediyorlar. Yani bunu nasıl yapıyorsunuz? Devletin bu işin içinde olmamasını algılayamıyorlar. Siz niye yapıyorsunuz bunu? İşiniz mi? Evet işimiz, devletin gücünün yetmediği yerde, yapmadığı yerde biz girdik devreye. Devletten yetki aldık ve bunları yaptık. Burası bundan sonraki geleceğe güzel bir örnek oldu. Burası hem bölgeye hem Ankara’ya güzel bir miras oldu" ifadelerini kullandı. "Öğrenci okuldan çıkınca bir işletmeye girebilmeli" Bölgeden gelen istekleri ve ihtiyaçları yapmaya çalıştıklarını söyleyen Tuncay, "Şimdi betona, taşa, çimentoya, demire epey bir yatırım yaptık burada. İnsan faktörü yeni yeni gelişiyor ve çoğalıyor. İnsan olmadan bir proje yapamıyorsunuz. Çalışanlar bizden ibadetleri istediler, camiyi yaptık. Yaparken de güzel yapalım ve şehre bir değer katsın yaptığımızı dedik. Meslek eğitimine ilgili meslek yüksek okulları çıkınca bir meslek yüksek okulu açalım. Eğitimde sanayiyi orada birleştirebilirim diye düşündük. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) projesi var, kağıda döktüğümüz meslek okulu projesi var. Üniversitenin muhakkak makine mühendisliği, mekatronik mühendisliği ve tasarım bölümlerini buraya getirebilmek lazım. Öğrenci okuldan çıkınca bir işletmeye girebilmeli ve işletmeye de üniversitenin entelektüel bilgi birikimine ve gücünden fayda alması gerekli. Bizde olmayan onlarda var, onlarda olmayan da bizde var. Bizde pratik yeteneği, orada da teori yetenekleri var. Bundan sonrası artık insan olacak. Ana hedefimizdeki yapılacak çalışmalar insan eğitimi, mesleki eğitime yönelmeleri" diye konuştu.
Ankara DEM Parti Grup toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir" dedi. Bakırhan, partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. Tuncer Bakırhan, konuşmasına Trendyol Süper Lig’e yükselen Erzurumspor ve Amedspor’u kutlayarak konuşmasına başladı. Bakırhan, İran savaşının dünya ekonomisini sarstığını belirterek, "Asya’dan Avrupa’ya resesyon, Çin’den ABD’ye büyük bir buhran kapıda. Ülke olarak bu kaosun en yakıcı etkilerini de biz yaşıyoruz. Savaşa dahil olmadığımız halde en yakıcı etkilerini yaşıyoruz" dedi. Orta Doğu’da belirsizliklerin devam ettiğini kaydeden Bakırhan, "ABD, İsrail, İran savaşının yarattığı büyük sarsıntılar bölgedeki bütün dengeleri yeniden harekete geçirmiş durumda. Körfez ülkeleri eski güvenlik konumlarını kaybediyor. Hürmüz Boğazı artık bir ekomanya mücadele alanına döndü. Irak’ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması, Lübnan’da bitmeyen savaş halklar açısından ciddi tehditler ve tehlikeler oluşturuyor. Türkiye açısından en rasyonel yol, dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk’ün tarihsel dostu Kürt, Kürt’ün tarihsel dostu da Türk’tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir. Türkiye’nin pozisyonu Cizre belediyemizin logosunda olan, ortasında gücü ve dengeyi temsil eden aslan ve ters yönlere bakan çift başlı ejder misalidir. Bir yönü doğuya, bir yönü batıya, bir yönü geçmişe, bir yönü geleceğe bakan bir ülkedir Türkiye. Türkiye, gücü ve dengeyi temsil edebilecek bir jeopolitik hakikate sahiptir. Türkiye, iç barışını sağlarsa, bölgeye huzur, istikrar getirebilecek bir güç haline gelebilir" diye konuştu. "Yasal düzenlemeler yapılırsa ve buna rağmen PKK gereğini yapmasa söz olsun ilk sözü biz söyleyeceğiz" Bakırhan şöyle devam etti: "Biz Kürt meselesini çözeceksek, her defasında Orta Doğu’daki gelişmelere, Balkanlardaki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru bir mantık değildir. Son 20 yılda sadece yanı başımızda 14 büyük savaş yaşandı. Bu bakımdan erteleme ile yol alabileceğimiz bir eşikte değiliz. Barış kaygı ve tereddütlerle değil, barış cesaretle olur. Bugün barış için tüm şartlar uygundur. Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekçi soruyor, siyaset neden cesaret edemiyor, iktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi? Hukuk, Meclisin ‘ben izleyici değilim, kurucu özneyim’ demesidir. Bu çerçevede bir diğer önemli konu sıkça ifade edilen teyit ve tespit meselesidir. Aylardır tartışılıyor. Tespit ve teyit hukukun önüne konulan bir duvar değil, hukuka açılan bir kapı olmalıdır. Çünkü insanlar belirsizliğe dönmez, güvenceye döner. Silahlı bir örgüte ülkeye gel, demokratik siyasete dön dedikten sonra hangi hukukla karşılanacağını da söylemeniz gerekmiyor mu? Gerekiyor değil mi? Nereye gelecek? ‘Gel ama hukuk yok, gel ama yasa yok’ diyorlar. Devlet ‘silah bıraksınlar, biz adım atarız diyor’ aylardır. PKK ‘yasal zemin olsun biz bırakırız’ diyor. Her ikisinin de kaygısını anlıyoruz. Biz parti olarak şunu teklif ediyoruz. Sayın Kurtulmuş, komisyondaki partilerin koordinatörlerini önce bir çağırın. Elimizde müşterek bir belge var. Komisyonun hazırlamış olduğu rapor var. Özel yasayı hemen meclise sunalım, bu teklif bir haftada yasallaşsın. Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın, yasal adımlar atılsın. Öcalan’ın sürece katkı sunabileceği özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturursun. PKK gereğini yapmasa o zaman toplum çıksın desin ki evet bu taraf görevini yapmadı." "Biz de kamuoyunun önünde söz veriyoruz, sizin de huzurunuzda söz veriyoruz. Özgür, demokratik siyaset için yasal düzenlemeler yapılırsa ve buna rağmen PKK gereğini yapmasa söz olsun ilk sözü biz söyleyeceğiz" diye devam eden Bakırhan, "İlk eleştiriyi biz yapacağız ve bu durumu kabul etmeyeceğiz. Ama söz olsun bunun gereğini yapmayan iktidarı da eleştireceğiz, eleştirmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bugün belirsizlik, barış önündeki en büyük engeldir" Örgütün bir niyet ortaya koyduğunu ve devletin inisiyatif aldığını kaydeden Bakırhan, "Barışın yasasını getirecek kurum iktidardır. Çıkarılacak yer Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Biz barışa ikna olduğumuz için bunları söylüyoruz, bunları konuşuyoruz. Komisyon raporu barış için son söz değil, ilk sözdür. Türkiye’nin tarihi raflarda unutulmuş raporlarla doludur. İyi güzel raporlar hazırlanıyor ama bir iktidar geliyor kafası esiyor işte onları raflara kaldırıyor. Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde öyledir. Biz istiyoruz ki bu sefer bu rapor raflarda beklemesin. Kaderi önceki raporlar gibi olmasın. Raporun somut önerileri ortadadır. Daha fazla geciktirmeden gereğini yapalım. Bakın açık ifade ediyorum. Bugün belirsizlik barış önündeki en büyük engeldir. Süreç belirsizlik içinde bırakılırsa herkes kendi korkusunda büyür. Karanlık iç ve dış güçleri aktif hale getirebilir. Biz bugün herkesi sorumluluğa çağırmak için konuşuyoruz. Ortada apaçık ve tarihi bir imkan var. Bunu bekleterek riske atmak siyasi akıl değil, siyasi vebal üretir" şeklinde konuştu. Öcalan’ın statüsü Öcalan’ın statüsüne atıf yapan Bakırhan, "Herkes çok iyi biliyor ki Öcalan’ın kişisel konfor isteğine dair bugüne kadar tek bir belirlemesi, tek bir işaret, tek bir sözü olmamıştır. Tek bir derdi var, başlattığı bu mücadelenin demokratik yasal adımlarla birlikte artık başka bir evreye taşınmasıdır. Böylesi bir ağır süreçte muhatabın çalışma, görüşme, iletişim imkanlarından yoksul bırakılması siyaset aklıyla açıklanamaz. Sayın Bahçeli’nin Öcalan statüsü ne olacaktır sorusu baştan tarihidir. Bu soru orta yerde hala duruyor ve hala cevabını beklemektedir Sayın iktidar. Bugün Sayın Bahçeli’nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın da belirttiği gibi süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir. Sözü üzerine biz de diyoruz ki tarih cesaret edenleri yazar, buyurun tarih birlikte yazalım Sayın Erdoğan" diye konuştu.
Diyarbakır Dünya Astım Gününde kritik uyarı: "Astım kontrol altına alınabilir" Türk Toraks Derneği, düzenli tedavi ve doğru inhalerle astımın kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Astım hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen, nefes darlığı, hırıltı ve öksürükle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Doğru tanı ve uygun tedavi ile hastalık kontrol altına alınabiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkileyen astım, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Astım Günü kapsamında uzmanlar, astımın kontrol edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Sinan Bodur, Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneğinde bilgilendirici programlar ve etkinlikler yapıldığını söyledi. Bodur, "Astım, hava yollarında bulunan inflamatuar bir rahatsızlıktır. Hava yollarının inflame olması ile ödemlenmesi sonucu hava yollarında darlık meydana gelir. Bu da hastaların yaşam kalitesini bozmakta ve zaman zaman, özellikle kış mevsimlerinde araya giren enfeksiyonlarla ataklar geçirmesine neden olmaktadır. Astım atakları geçtiği zaman akciğer fonksiyonlarında kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Amacımız astım tanısı alan hastalarımızda tam kontrolü sağlamaktır. Bunun için kullandığımız bir takım inhaler ve tedaviler var. Bu inhaler ve tedavilerde solunum yolu mukozasının stabilizasyonunu uygun doz ve uygun tedavi ile sağlamaya çalışırız. Hastalarımızdan da istediğimiz, tedavilerimize uymaları ve özellikle ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalarıdır. Çünkü her bırakılan tedavi bir süre sonra yeni bir atakla ve daha üst basamak tedavilerle araya girmemize neden oluyor. Tekrar söylüyorum astım, hava yolunun duyarlılığıdır. Benzerlik kurulacak olursa, romatoid artritte etken eklemlere yönelerek eklemleri şişirir ve zaman içerisinde eklem disfonksiyonuna neden olur ise astım da aslında enflamatuar bir hastalıktır. Dolayısıyla yıllar içerisinde eğer kontrol edilmezse solunum yollarında kalıcı değişiklikler meydana gelir. Bu da solunum fonksiyonlarını geriletir. Belirtiler olarak da nefes darlığı, hırıltılı solunum, gece öksürükleri ve yaşam kalitesinin bozulması ön planda olmak üzere bu semptomlarla giden hastalar, örneğin sigara içiyorsa durumu sigaraya bağlayabiliyor ancak acil servislere atakla başvurabiliyor. Astım tedavisinin yapılmaması ne yazık ki bazı durumlarda ölüm riskini artırmaktadır. Dolayısıyla biz göğüs hastalıkları uzmanları olarak ve Türk Toraks Derneğinin önerileri doğrultusunda astımın tam kontrol edilebildiğini hastalarımıza söylemek istiyoruz. Düzenli ve etkin tedavi, eğer tedaviden fayda görülmüyorsa basamak artırma ve bazı durumlarda biyolojik tedaviler dediğimiz yeni gelişen ilaçları devreye sokarak alerji ve immünoloji klinikleriyle birlikte hastalarımızı tedavi ve takip ediyoruz. Astım temelinde alerjik ve immünolojik bir patoloji olduğu için genetik yatkınlığı da bulunmaktadır’’ dedi.
Denizli DTO’dan işletmelere enerji verimliliği desteği Denizli Ticaret Odası (DTO), sanayide enerji verimliliğini artırmak ve işletmelerin üretim maliyetlerini azaltmak amacıyla önemli bir projeyi hayata geçirdi. Güney Ege Kalkınma Ajansı’nın (GEKA) 2025 Yılı Teknik Destek Programı kapsamına alınan ve DTO tarafından yürütülen Enerji Ölçümleriyle Verimlilik Projesi’nin eğitim ve danışmanlık etabı başladı. DTO’nun Enerji Ölçümleriyle Verimlilik Projesi’nin çerçevesinde, Denizli Teknik Tekstil Merkezi (DTTM) bünyesinde bulunan ölçüm cihazları kullanılacak. Bu sayede işletmelerin enerji verimliliği konusunda bilinçlendirilmesi, enerji maliyetlerinin azaltılması ve sürdürülebilir üretim süreçlerine katkı sağlanması hedefleniyor. DTO’da gerçekleştirilecek eğitim programındaki uzmanlar, katılımcıları enerji sistemlerinde verimlilik artırıcı uygulamalar konusunda kapsamlı bilgilendirecek. Eğitimlerde; enerji sistemlerinin temel prensipleri, ölçüm teknikleri ve enerji geri kazanım yöntemleri ele alınacak. Eğitim süreci başladı Program kapsamında ilk eğitim, Buhar Sistemlerinde Enerji Verimliliği ve Uygulamaları başlığıyla gerçekleştirildi. Eğitimde buharın temel özellikleri, buhar kazanı verimliliği, kondensin geri döndürülmesi, buhar kaçaklarının önlenmesi, flaş buhar üretimi ile enerji geri kazanımı ve buhar sayaçları konuları işlendi. Makine Mühendisi Sayın Behiç Akkan, enerji ve bakım sistemleri alanındaki 40 yılı aşkın deneyimini katılımcılarla paylaştı. Eğitim takvimi, 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü Basınçlı Hava Sistemlerinde Enerji Verimliliği ve Uygulamaları, 12 Mayıs 2026 Salı günü Su Verimliliği ve Uygulamaları, 13 Mayıs 2026 Çarşamba günü de Santrifüj Pompalarda Enerji Verimliliği ve Uygulamaları ile devam edecek. "Ekonomide verimlilik esastır" DTO Başkanı Uğur Erdoğan, projeleri ile işletmelerin enerji kaynaklarını daha verimli kullanmalarının sağlanacağını, çevresel sürdürülebilirliğe katkı sunulacağını ve sanayicilerin rekabet gücünün artırılmasının amaçlandığını söyledi. Gösterdikleri ilgiden dolayı katılımcılara teşekkür etti.