GENEL - 27 Nisan 2023 Perşembe 12:54

TGSD’nin Adıyaman’da kurduğu bin 200 kişilik konteyner kentte yaşam başladı

A
A
A
TGSD’nin Adıyaman’da kurduğu bin 200 kişilik konteyner kentte yaşam başladı

TGSD, 22 binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan 265 firma ile hazır giyim sektörünün kalelerinden biri olan Adıyaman’da konteyner kent kurdu.

TGSD, 22 binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan 265 firma ile hazır giyim sektörünün kalelerinden biri olan Adıyaman’da konteyner kent kurdu. Adıyaman OSB’nin yanında kurulan TGSD Konteyner Kent ve Yaşam Alanı’ndaki 308 konteynerde yaklaşık bin 200 kişinin yaşayacağı öngörülüyor.



Kahramanmaraş depremlerinin etkilediği 11 il, Türkiye’nin hazır giyim üretiminde önemli bir yer tutuyor. 2022 yılsonu verilerine göre 143 bin 663 kişinin bin 366 hazır giyim firmasında çalıştığı bölge, Türkiye’nin hazır giyim sektöründeki toplam üretim kapasitesinin yüzde 8,9’unu karşılıyor. Sektörün önde gelen illerinden biri de 265 hazır giyim firmasının 22 bin 568 kişiye istihdam sağladığı ve deprem felaketinde büyük bir yıkıma uğrayan Adıyaman. Hazır giyim sektörünün kapsayıcılığı en yüksek sivil toplum kuruluşlarından olan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), Adıyaman’daki çalışanların yaşam koşullarını iyileştirmek ve sanayide çarkların yeniden dönmesine katkı sağlamak üzere TGSD Konteyner Kent ve Yaşam Alanı kurdu. Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi’nin yanındaki 22 dönümlük arazide kurulan 308 konteynerlik alanda yaşam başladı.



Adıyaman’daki hazır giyim üretim firmalarının depremin ardından ancak yüzde 40’lık kapasiteye ulaşabildiğini aktaran TGSD Başkanı Ramazan Kaya, “Kurduğumuz yaşam alanı ile çalışanlarımızın yeniden hayata tutunmalarına, işletmelerimizin de kalifiye iş güçlerini göç nedeniyle kaybetmeden ayağa kalkmalarına ve deprem öncesindeki yüzde 70’lik kapasiteye yeniden çıkmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.



“Kaynaklarımızı uzun vadeli çözümlere yönelttik”


Hazır giyim sektörünün bölgedeki güçlü yapılanması sayesinde deprem felaketinin ilk gününden itibaren yaraların sarılması ve acil ihtiyaçların karşılanması için çalıştıklarını belirten Kaya, “Bölgedeki yıkımın hazır giyim sektöründe yol açtığı zararı azaltmak ve çalışanlara destek olmak üzere üye firmalarımız, uluslararası alım ofisleri ve şahıslar aracılığıyla yapılan yardımların ardından kaynaklarımızı daha uzun vadeli çözümlere yöneltmeye karar verdik. Bu süreçte deprem bölgesindeki şehirlerin sanayi ve demografik yapılarındaki farkları göz önünde bulundurarak, öncelikli yardım alanımızı sektörümüzün kalelerinden biri olan Adıyaman olarak belirledik. AFAD’ın katkıları, Adıyaman OSB Müdürlüğü’nün iş birliği ve çağrıda bulunduğumuz paydaşlarımız ile hayırseverlerin büyük desteği ile OSB’nin hemen yanındaki araziye Konteyner Kent ve Yaşam Alanımızı kurduk” şeklinde konuştu.



“Barınma ihtiyacının ötesine geçerek iyi yaşam koşulları sağlamalıyız”


OSB’deki hazır giyim firmalarının bina ve makinelerindeki hasarın boyutunun büyük olmadığına ancak depremin psikolojik etkileri ve göç nedeniyle ciddi bir iş gücü kaybı yaşandığına dikkat çeken Kaya, “Deprem öncesinde Adıyaman’daki üretim kapasitemiz yüzde 70’ti. Depremin ardından ise işletmelerin yapısal hasarının az olması sayesinde Mart sonunda yüzde 30, günümüz itibarıyla da yüzde 40’lık kapasiteye ulaşıldı. Kurduğumuz yaşam alanı ile çalışanlarımızın yeniden hayata tutunmalarına, işletmelerimizin de kalifiye iş güçlerini göç nedeniyle kaybetmeden ayağa kalkmalarına ve yeniden deprem öncesindeki kapasitelere çıkmalarına katkı sunmayı hedefliyoruz” diye konuştu.



“Kadın istihdamını dikkate aldık”


Alanı belirlerken hazır giyim sektöründe kadın çalışan istihdamının yüksek olduğunu da göz önünde bulundurduklarını ifade eden Kaya, “Bu nedenle barınmayı, güvenliği, sosyal yaşamı ve alanın okullar ile sağlık merkezlerine yakın olmasını dikkate aldık. Anne-babalar çalışırken akılları çocuklarında kalmamalı. Çocuklar da rahatlıkla kreşlerine, okullarına gitmeli, parkta oynayabilmeli” dedi.



“Konteyner kent için yabancı şirketler de destek oldu”


Göçü önlemedeki en önemli unsurlardan birinin, kalıcı konutlar yapılıncaya kadar temel barınma ihtiyacının ötesine geçerek, daha iyi yaşam koşulları sağlamak olduğuna inandıklarını belirten TGSD Başkanı Sanem Dikmen, “Bölgeye ham madde tedarikinde bir sıkıntı bulunmuyor ancak istihdamda ciddi zorluk yaşanıyor. Bu noktada en hızlı ve verimli çözüm konteyner kent kurmaktı. Biz de üyelerimiz ve aralarında yabancı şirketlerin de olduğu paydaşlarımızın katkılarıyla yaşam alanımızı oluşturduk. Bu süreçte ayrıca uluslararası markaların alım ofisi temsilcileri ile bir ay içinde düzenlediğimiz iki toplantıda, ülkemizin siparişleri karşılayacak kapasiteye sahip olduğunu, yeni iş birliklerine imza atılmasının önünde hiçbir engel bulunmadığını ve bölgeye verilen siparişlerin devamlılığının önemini vurguladık” ifadelerini kullandı.



Barınma konteynerleri, çocuk parkı, kreş ve çamaşırhane yapıldı


Toplam 308 konteynerden oluşan ve bin 200 kişinin yaşaması öngörülen Konteyner Kent ve Yaşam Alanı, mıcır dökülen ve tüm altyapısı hazır bir alanda kuruldu. Barınma konteynerleri, bir evin tüm temel ihtiyaçlarını kapsayacak şekilde tasarlanıp tefriş edildi. Barınma konteynerlerinin yanı sıra alana çocuk parkı, kreş ve çamaşırhane de yapıldı. Ayrıca bölgenin hemen yakınında aile sağlığı merkezi, okul ve bir başka kreş daha bulunuyor.



Rakamlarla depremden etkilenen 11 ilde hazır giyim sektörü


TGSD’nin verilerine göre, Türkiye genelinde 726 bin, 11 ilde ise 143 bin 663 kişi hazır giyim sektöründe çalışıyor. Buna göre sektördeki toplam istihdamın yüzde 19,7’si deprem bölgesinden. 50 bin 803 kişi ile Malatya istihdamda ilk sırada yer alırken, bu şehri 22 bin 568 kişi ile Adıyaman, 18 bin 825 kişi ile Diyarbakır takip ediyor. 2022 verilerine göre 11 il, yıllık 352 bin ton üretim ile Türkiye’nin toplam üretiminin yüzde 8,9’unu karşıladı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Tutukluluğun devamı istenen Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün savunma yaptı Tutukluluğun devamı istenen Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün ifade verdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın 3. duruşmasının görülmesine devam edildi. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen duruşmada ara mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı 4 sanığın da tutukluluk halinin devamını talep etti. "Ben masumum Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım, kimseye vermedim" Tutukluluğunun devamına yönelik ara mütalaaya karşı stratejist Necati Özkan, "Biz burada 2 nedenle bulunuyoruz. Ekrem Bey’in itibarını biraz daha zedelemek, 2019 seçimlerini kirletmek ve Sayın Merdan Yanardağ’ın televizyon kanalına el koyabilmek. Bu raporlarda ortaya konan çabanın bir casusluk davası meselesini çözmekle ilgili bir çaba olmadığını, tam tersine bu tutuklulukları uzatmakla ilgili bir çaba olduğunu görüyoruz. Burada bir siyasi dava görülüyor ve biz bu siyasi davada olmayan bir suçtan dolayı, yapmadığımız bir eylemden dolayı kendimizi savunmakla meşgul ediliyoruz. Savcının yorumları var o kadar. O yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Ben masumum Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım, hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu dosyanın içeriğinde. Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey’i ve Merdan Bey’i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin" ifadelerini kullandı. "Sahte belgeler var" Gazeteci Merdan Yanardağ ise, "Dün de söyledim bu beşinci sınıf kumpasın iki hedefi var. Tele1’e el koymak beni ve arkadaşlarımızı susturmak ve esas olarak da Sayın Ekrem İmamoğlu’nu kuşatmak, 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek, paralize etmek. Ama yapamayacaklar. Bu iddianame gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek bir donanıma, niteliğe, içeriğe sahip değil. Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Cumhuriyet savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi? Mesela benim Hüseyin Gün’le bir WhatsApp mesajımın yarısını alıp yarısını almaması olabilir mi? Bu dosyada anlaşılan şu, bir, itirafçı olmaya zorlanıyor. Ne yapılmaya çalışılıyor biliyor musunuz? ‘Televizyonun finansman kaynağı ne?’ Çünkü onlar bir gazetecilik başarısının nasıl böyle bir sonuç doğurabileceğine inanamadılar. Cezalarla geldiler, soruşturmalarla geldiler. RTÜK cezalarıyla vesaire mali ambargolar uyguladılar. Reklam veren firmalara müfettişler, vergi müfettişleri göndererek televizyon yayınlarını önlemeye çalıştık. Neden bir MİT değerlendirmesi yok bu casusluk davasında? Mütalaayı olduğu gibi reddediyorum" dedi. "Kimseye casusluk iftirası atmadım, beyanlarım, ‘etkin pişmanlık’ olarak kabul edildi" Ardından söz verilen Hüseyin Gün, "Bu dosyada benimle beraber yargılanan kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam. Bu beyanlarım, soruşturma savcılığınca olayın aydınlanmasına katkı sağlayacağı düşünülerek ‘etkin pişmanlık’ olarak kabul edildi. Bu tamamen savcının hukuki değerlendirmesinden ibarettir ben de bu değerlendirmeyi kabul ettim. Ben casus değilim. 10 günlüğüne, rahmetli manevi annemin ricası üzerine İmamoğlu’nu çok sevdiği için ve 1. seçim iptal edildikten sonra sıradan bir sosyal medya analizi yaptırdığım için şimdi karşınızda ben casus oluyorum. Nasıl bir casusum ben? Kimin casusuyum? Kime çalışmışım ben? İddianamede yazıyor, yok İsrail, yok İngiltere, yok Amerika. Yani benim yatırımlarımın olduğu ülkelere göre ben hem MOSSAD’mışım, hem CIA’ymişim. Nasıl oluyor bu? Peki, arkamdaki diğer 3 saygın isimle ne alaka? Ne iddianamede bu çözüldü ne de ben tecrit altında olmama rağmen çözebildim. Burada olmayan bir şey var edilmeye çalışılıyor. Beraber yargılandığımız Sayın İmamoğlu’na 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırdım diye bunun içinden bir manipülasyonun çıkarılabilmesi mümkün değildir" şeklinde konuştu. Duruşma avukat beyanları ile sürüyor.
Mersin Mersin’deki fabrika yangınına köpüklü müdahale Mersin’de 1 işçinin hayatını kaybettiği yağ üretim ve enerji depolama tesisindeki yangına köpüklü müdahale gerçekleştirildi. Ekiplerin yoğun çalışması sonucu tanktaki alevlerin büyük bölümü kontrol altına alınırken, bölgede soğutma çalışmalarının sürdüğü bildirildi. Edinilen bilgiye göre olay, merkez Akdeniz ilçesi Kazanlı Mahallesi’nde bulunan Aves Enerji Dolum Tesislerinde meydana geldi. Yakıt tankında henüz belirlenemeyen bir nedenle patlama yaşandı. Patlama sırasında tank üzerinde bulunan Süleyman Güner (47), yaklaşık 20 metre yükseklikten beton zemine düştü. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı Toros Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Patlamanın ardından fabrikada çıkan yangına ilk olarak tesisin kendi ekipleri müdahale etti. Alevlerin kısa sürede büyümesi üzerine bölgeye Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, AFAD ve emniyete bağlı TOMA araçları sevk edildi. Yangının kontrol altına alınabilmesi için Adana ve Niğde’den de takviye itfaiye ekipleri gönderildi. Ayrıca Mersin’in çeşitli ilçelerinden destek ekipleri bölgeye yönlendirildi. Tanktaki benzin nedeniyle ekiplerin söndürme çalışmaları güçlükle yürütüldü. Akşam saatlerinde yangına köpükle müdahale edilirken, tanktaki alevlerin kısmen söndürüldüğü ve bölgede yoğun şekilde soğutma çalışmalarının devam ettiği belirtildi. Yangının tamamen kontrol altına alınması için ekiplerin çalışmalarını sürdürdüğü, olayla ilgili inceleme başlatıldığı bildirildi.