POLİTİKA - 04 Mart 2026 Çarşamba 12:54

Süleyman Soylu’dan İçişleri Bakanı Çiftçi’ye "hayırlı olsun" ziyareti

A
A
A
Süleyman Soylu’dan İçişleri Bakanı Çiftçi’ye "hayırlı olsun" ziyareti

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Süleyman Soylu, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’yi makamında ziyaret etti. Soylu, Çiftçi’ye yeni görevinde başarı dileklerini iletti.


AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı Süleyman Soylu, ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bakan Çiftçi’nin nazik karşılaması ve samimi ev sahipliğinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, "Kıymetli İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi Bey’i ziyaret ettim. Hayırlı olsun ziyaretimdeki nezaketine ve samimi ev sahipliğine müteşekkirim. Kalben duam ülkemizin, devletimizin ve hükümetimizin bu çok önemli kurumlarında gayret, sabır ve muvaffakiyetlerle dolu çalışmalarında milletimizin dualarına mazhar olması ve Cenab-ı Allah’ın yardımıdır. Allah hayırlı eylesin" dedi.


Ziyaretin karşılıklı iyi dileklerin iletildiği sıcak ve samimi bir atmosferde gerçekleştiği öğrenildi. Soylu’nun İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye görevinde başarılar dilediği ifade edildi.



Süleyman Soylu’dan İçişleri Bakanı Çiftçi’ye "hayırlı olsun" ziyareti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana AOSB yönetimi, ulaşım sorununu Ankara’ya taşıdı Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), Bölgenin ulaşım altyapısında yaşanan yoğunluk ve erişim sorunlarını Ankara gündemine taşıdı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu; AOSB Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü ile beraberindekileri makamında kabul etti. AOSB’nin 20. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Bekir Sütcü ve yönetim kurulunu tebrik eden Uraloğlu ile yapılan görüşmede; bölgenin mevcut ulaşım altyapısında yaşanan trafik yoğunluğu, ağır vasıta hareketliliği ve bağlantı yollarındaki kapasite ihtiyacı kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmede, bağlantı yollarının iyileştirilmesi, alternatif güzergahların planlanması, ağır tonajlı araç trafiğini rahatlatacak düzenlemeler ve uzun vadeli ulaşım master planı çerçevesinde hayata geçirilebilecek projeler hakkında değerlendirmelerde bulunuldu. Pozantı-Ceyhan otoyolu masada Görüşmenin ana başlıklarından birini Pozantı-Ceyhan Otoyol Projesi oluşturdu. Projenin; sanayi üretim merkezleri ile liman, enerji ve lojistik hatları arasında kesintisiz ve yüksek kapasiteli bir ulaşım koridoru oluşturacağı vurgulandı. Pozantı’dan Ceyhan’a uzanacak yeni otoyol hattının, özellikle ağır vasıta trafiğini şehir içi yükünden arındırarak sanayi bölgelerine doğrudan ve hızlı erişim sağlayacağı ifade edildi. Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte üretimden limana erişim süresinin kısalması, taşıma maliyetlerinin düşmesi, ihracat süreçlerinin hızlanması ve Adana’nın bölgesel lojistik üs konumunun güçlenmesi yönünde önemli kazanımlar sağlanacağı değerlendirildi. Ayrıca söz konusu aksın yalnızca Adana için değil, Çukurova havzası ve çevre iller açısından da stratejik bir ulaştırma omurgası niteliği taşıdığı belirtildi.
Ankara İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde Hamaney için taziye defteri açıldı İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde, ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden İran Dini Lideri Ali Hamaney için taziye defteri açıldı. ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıları sonucu İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri Ali Hamaney ve beraberindeki Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Muhammed Pakpur ve Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani hayatını kaybetmiş ve İran hükümeti tarafından ülkede 40 günlük yas ilan edilmişti. İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde Hamaney için taziye defteri açıldı. Taziye defterini Irak, Sri Lanka ve Kazakistan’ın Ankara büyükelçileri ile çeşitli ülkelerden yabancı misyon temsilcilerinin yanı sıra Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal imzaladı. Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan deftere şunları yazdı: "Amerika ve İsrail’in bugün yaptıkları saldırılar sadece İran Devleti’ne değil, tüm bölgeye, tüm insanlığa saldırılar düzenlemekte. Bu saldırıların neticesinin tüm bölge ülkelerini kaosa sürüklenmek olduğunu ifade etmek istiyorum." ABD ve İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden sivillerin sayısının her geçen gün arttığını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Topsakal ise, "Saldırıların ilk gününde 120’ye yakın küçük kız çocuğu şehit edildi. Savaşın artık askerler arasında olmadığını görüyoruz. Çocukların ve kadınların da bu savaşlarda şehit edildiğini görüyoruz. Sadece İran’da değil, Irak’ta, Suriye’de ve tüm bölgeye İsrail’in bu savaşı yaydığını görüyoruz. Dolayısıyla MHP olarak dost ve kardeş ülke olan İran’ın yanında olduğunu göstermek için bugün taziyeye geldik ve taziye defterini MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına imzaladım" ifadelerine yer verdi. Taziye defteri, 4-5-6 Mart tarihlerinde 10.00-13.00 ile 14.00-18.00 saatlerinde imzalanabilecek.
İstanbul "Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Av. Dr. Umut Metin, "Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın hukuki etkilerini ve özellikle bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin durumu hakkında açıklamalarda bulunan Av. Dr. Umut Metin, yaşanan savaşın ticari sözleşmelere olan etkisi konusunda bilgiler verdi. EPTALEX hukuk şirketinin Yönetici Ortağı Umut Metin, EPTALEX olarak savaştan etkilenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Lübnan’da aktif şekilde faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, hukuki hizmetlerde herhangi bir aksama olmaksızın çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Metin, ancak yaşanan ve devam edeceği anlaşılan bu savaşın hukuki etkileri konusunda yoğun sorular aldıklarını belirterek, özellikle Dubai ve Abu Dabi gibi şehirlerde yatırımı bulunan Türk iş insanlarının yatırım güvenliği, ödeme taahhütleri ve alacak tahsilatları konusunda ciddi tereddütler yaşadıklarını gözlemlediklerinin altını çizdi. "Bir kısım ticari sözleşmeler, savaşın doğrudan olumsuz etkisi altında" Metin, "Savaşın ve şiddetin yaşandığı bir bölgede uygulanan sözleşmelerin, ister yerel ister uluslararası ticari sözleşmeler olsun, savaştan etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. Nasıl ki, şiddet cana ve mala zarar verirse, aynı şekilde sözleşmelere ve ticari hayata da zarar verir. Savaş varken şirketlere, hiçbir şey olmamış gibi sözleşmeye aynen uy, sözüne sadık kal demek adil bir beklenti değildir. Hayat değişirken hukukun bu değişimi görmezden gelmesi düşünülemez" dedi. "Savaş hali, mücbir sebep olarak değerlendirilebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Metin, "Bunun karşılığı, ’ifa imkânsızlığı’ veya ’ifa zorluğu’dur. Basit ifadeyle bu durum, sözleşme gereğinin yerine getirilememesi veya söze sadakatin aşırı derecede zorlaşmasıdır. Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. "Savaşın etkilerinin hayatı ve ticareti durma noktasına getirdiği bir tabloda, taahhüdün geçici olarak askıya alınması ya da ifanın imkânsız hale gelmesi halinde sözleşmeden dönülmesi hukuken gündeme gelebilir" diyen Av. Dr. Umut Metin, "Savaş, her sözleşme için mücbir sebebe neden olmaz. Uluslararası ticari sözleşmeler, savaş ortamında normal zamanlardaki gibi yorumlanamaz. Savaş olsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsa zaten mücbir sebep de, hukuken sorun da yoktur. Ancak taraflardan biri ya da her ikisi savaş nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremez hale gelmişse, bu durum gecikmeksizin karşı tarafa bildirilmelidir" ifadelerini kullandı. "E-posta yoluyla bildirim yeterlidir" Mücbir sebep bildirimi noter aracılığıyla yapılmak zorunda olmadığını aktaran Metin, "Ancak sözleşmede belirlenen bildirim usulüne dikkat edilmeli ve ona uyulmalıdır. Günümüzde çoğu ticari sözleşmede e-posta ile bildirim yeterli görülmektedir" dedi. "Savaş, sözleşmenin yerine getirilmesini engellemekte ise mücbir sebep ihtimali doğar" Burada belirleyici olanın savaşın varlığı değil, savaşın sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmesine engel teşkil eden etkisi olduğunu ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer savaşın sözleşmeye olumsuz bir etkisi yoksa, yalnızca savaşın varlığına dayanarak yükümlülükten kaçınılamaz. Ancak savaş fiyatlarda beklenmedik ve aşırı artışlara yol açıyorsa, savaş bölgesinde faaliyet göstermeyen bir şirket dahi dolaylı etkiler nedeniyle mücbir sebep savunmasına başvurabilir." "Bir sözleşmede ’savaş mücbir sebep sayılmaz’ yazılı olsa bile, mücbir sebep gündeme gelebilir" Metin, "Sözleşmeler, kanunun üzerinde değildir. Savaş ortamında fiilen imkânsız hale gelen bir yükümlülük için tarafı mutlak biçimde sözleşmeye bağlı tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Söze sadakat (ahde vefa) esastır. Ancak söze sadık kalmanın imkânsız olduğu hallerden biri de savaş halidir. İnsanların can güvenliğini öncelediği bir tabloda, ticari yükümlülüklerin savaş atmosferine göre yeniden değerlendirilmesi ve gerektiğinde askıya alınması mümkündür. Bu halde sözleşmede ne yazarsa yazsın, kanunun ne dediği ve olası bir davada mahkemenin durumu nasıl nitelendirdiği önem kazanmaktadır" dedi. Uluslararası ticari sözleşmelerin hemen hepsinde "Fesih" ve "Mücbir Sebep (Force Majeure)" başlıklı maddelerin yer aldığını söyleyen Metin, "Eğer sözleşmede belirli bir süre sonunda fesih hakkı tanınmışsa, taraflar mücbir sebebin süresini dikkate alarak hareket etmelidir" dedi. Körfez’de, özellikle Dubai’de gayrimenkul yatırımı bulunan Türkler için mücbir sebep ihtimali gündeme gelebileceğini söyleyen Metin, "Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai gibi şehirlerde gayrimenkul yatırımı bulunan çok sayıda Türk bulunmaktadır. Bunların bir kısmı da Dubai’de yerleşiktir. Dubai’de ’Off plan’ olarak adlandırılan sistemde, henüz gayrimenkul inşaatı tamamlanmadan yani ’proje aşamasında’ yatırımcılar proje devam ederken ödeme planına bağlı taksit yükümlülüğü altına girerler. Savaş nedeniyle gelir akışında aksama yaşanması veya ödeme imkânının ciddi şekilde zorlaşması halinde, her somut olay kendi içinde değerlendirilmek kaydıyla, mücbir sebep ileri sürülmesi, ödemelerin ötelenmesi veya sözleşmeden dönülmesi ihtimalleri gündeme gelebilir. En azından, savaş süresi boyunca mücbir sebep durumunun Türk Yatırımcılar tarafından inşaat şirketlerine bildirilmesi, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda yatırımcı açısından koruyucu bir adım olabilir. Bu noktada imza olunan gayrimenkul satış sözleşmesi hükümleri de, mücbir sebep koşulları da birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Manisa Manisa’nın simgesi ’Beyazfil’ için çağrı Manisa şehir merkezinde uzun süredir atıl durumda bekleyen, halk arasında ’Beyazfil’ olarak bilinen eski SGK binasının geleceği yeniden gündeme geldi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, yapının tekrar halkın kullanımına kazandırılması için Manisa protokolüne çağrıda bulundu. Köse, Beyazfil’in yalnızca bir bina olmadığını, kentin Cumhuriyet dönemi mimari hafızasının önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Bu yapı Manisa’nın ortak hafızasıdır. Yıllarca hem kamu hizmetine hem de sosyal yaşama ev sahipliği yaptı. Bugün etrafı çevrili, akıbeti belirsiz bir şekilde bekletilmesi kabul edilemez" dedi. Binanın özelleştirme sürecine de değinen Köse, satış sonrası yaşanan hukuki tartışmaları hatırlatarak, "Beyazfil’in devri ve sonrasında gündeme gelen projeler kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Manisa halkı bu sürecin şeffaf yürütülmesini ve kamu yararının ön planda tutulmasını istemektedir" ifadelerini kullandı. Yapının geçmişte kentsel sit alanı ve kültür varlığı kapsamında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Köse, açılan davalar ve mahkeme kararları sayesinde yıkım girişimlerinin önüne geçildiğini vurguladı. Binanın Cumhuriyet dönemi mimarisini temsil eden niteliklere sahip olduğuna dikkat çeken Köse, "Ayrıca bulunduğu alan itibarıyla kentsel sit kapsamında değerlendirilmiş, kültürel değer taşıdığı mahkeme kararlarıyla da ortaya konmuştur. Açılan davalarda verilen yürütmeyi durdurma kararları, yıkımın hukuken mümkün olmadığını göstermiştir. Bu da aslında yapının korunması gerektiğinin tescilidir." Düşünce Rotası Derneği olarak önerilerini de paylaşan Köse, Beyazfil’in ticari bir projeye dönüştürülmesi yerine kamu odaklı bir işleve kavuşturulması gerektiğini savunarak şunları söyledi: "Manisa’nın merkezinde böylesine sembolik bir yapıyı sadece ekonomik değer üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Burası kültür ve sanat merkezi, gençlik ve inovasyon merkezi, kent müzesi ya da çok amaçlı bir sosyal yaşam alanı olabilir." "Beyazfil yeniden ışıklarını yakmalı" Fatih Köse, açıklamasının sonunda, "Beyazfil, Manisa’nın merkezinde suskun bir anıt gibi bekliyor. Bu sessizliği hep birlikte bozabiliriz. Sivil toplum, yerel yönetimler ve devlet kurumları el ele verirse, Beyazfil yeniden ışıklarını yakar ve Manisa’nın kültürel kalbi olur."