EKONOMİ - 02 Haziran 2026 Salı 09:37

TMO 2026 hububat alım fiyatlarını açıkladı

A
A
A
TMO 2026 hububat alım fiyatlarını açıkladı

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026 yılı hububat alım fiyatlarını açıkladı. Buna göre 2. grup ürünlerde makarnalık ve ekmeklik buğdayın ton başına alım fiyatı 16 bin 500 lira, arpanın alım fiyatı ise 12 bin 750 lira olarak belirlendi.


TMO’dan yapılan açıklamada, bu yıl hububat hasadının yağışlar nedeniyle geçen yıla göre geciktiği, ancak bazı bölgelerde hasadın başladığı bildirildi. Üreticilere depolama imkanı sağlamak amacıyla da 21 Mayıs tarihinden itibaren Çiftçi Kayıt Sistemi’nde (ÇKS) kayıtlı buğday ve arpa ürünlerinin taahhütname karşılığında teslim alınmaya başlandığı açıklandı.


Hububat hasadı ve piyasa gelişmelerinin yakından takip edildiği belirtilen açıklamada, 2026 yılı TMO hububat alım fiyatlarının 2’nci grup ürünler için ton başına makarnalık buğdayda 16 bin 500 lira, ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira ve arpada 12 bin 750 lira olarak belirlendiği kaydedildi.


Açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından üreticilere temel destek, planlı üretim desteği ve sertifikalı tohum kullanım desteği kapsamında dekara toplam 980 lira ödeme yapılacağı bildirildi. Ülke ortalama verimi dikkate alındığında ton başına toplam destek tutarının 3 bin 14 liraya karşılık geldiği belirtilirken, desteklerle birlikte üreticilerin eline ekmeklik ve makarnalık buğdayda ton başına 19 bin 514 lira, arpada ise 15 bin 764 lira geçeceği ifade edildi.


TMO’nun ürün bedeli ödemelerini ürün teslimatını takip eden 45 gün içerisinde üreticilerin banka hesaplarına aktaracağı belirtilen açıklamada, hububat satışlarının ise 1 Ekim itibarıyla başlayacağı kaydedildi.


Buna göre TMO’nun satış fiyatları 2’nci grup makarnalık buğday ve ekmeklik buğday için ton başına 18 bin 500 lira, arpa için ise 14 bin lira olarak belirlendi.


Açıklamada ayrıca tüm üreticilere hayırlı ve bereketli bir hasat sezonu temennisinde bulunuldu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yükseköğretim mezun oranı 25-34 yaş grubundaki nüfusta yüzde 45,6 oldu 25-34 yaş grubu nüfusta yükseköğretim mezun oranı 2008 yılında yüzde 13,5 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 45,6 oldu. 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin 2025 yılında en yüksek olduğu il 10,9 yıl ile Ankara olurken, bu ili sırasıyla İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve Yalova takip etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Ulusal Eğitim İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, 25-34 yaş grubu nüfusta yükseköğretim mezun oranı 2008 yılında yüzde 13,5 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 45,6 oldu. 2008-2025 yılları arasında 25-34 yaş grubundaki nüfusta yer alan kadınlarda yükseköğretim mezun oranı yüzde 12,5’ten yüzde 50,3’e, erkeklerde ise yüzde 14,6’dan yüzde 41,0’a yükseldi. Yükseköğretim mezun oranının artarak OECD ortalamasına yaklaştığı görüldü OECD ülkelerine ait en güncel veri yılı olan 2024 yılına göre, 25-34 yaş arası nüfusta yükseköğretim mezunlarının oranı incelendiğinde OECD ortalaması yüzde 48,7 iken, Türkiye ortalaması yüzde 44,9 oldu. OECD ülkeleri arasında yükseköğretim mezunu oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 70,6 ile Güney Kore, en düşük olduğu ülke yüzde 29,1 ile Meksika oldu. Yükseköğretim mezunlarının oranı 25 yaş ve üzeri nüfusta yüzde 26,1 oldu 25 yaş ve üzerindeki ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora mezunlarının söz konusu yaş içindeki oranı 2008 yılında yüzde 9,8 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 26,1 oldu. İlgili yaş grubu için ortaöğretim ve üzeri eğitim seviyelerinden mezun olanların oranı 2008 yılında yüzde 26,5 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 50,5 olarak gerçekleşti. Yükseköğretim mezunları genç yaş gruplarında yoğunlaştı 25 yaş ve üzeri yükseköğretim mezunlarının genç yaş gruplarında yoğunlaştığı, ileri yaşlara doğru oranların daha düşük düzeylerde gerçekleştiği görülmektedir. Yükseköğretim mezunlarının yaş gruplarına göre dağılım piramidi, 2008 yılında erkekler lehine iken, 2025 yılına gelindiğinde genç yaş gruplarında kadınlar lehine bir görünüm kazanmıştır. Ortalama eğitim süresi 2025 yılında 9,6 yıl oldu 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2025 yılında 9,6 yıl oldu. 2025 yılında kadınların ortalama eğitim süresi 8,9 yıl iken, erkeklerin ortalama eğitim süresi 10,3 yıl oldu. Ortalama eğitim süresinin en yüksek olduğu il Ankara oldu 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin 2025 yılında en yüksek olduğu il 10,9 yıl ile Ankara olurken, bu ili sırasıyla İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve Yalova takip etti. Ortalama eğitim süresinin en düşük olduğu il ise 7,6 yıl ile Ağrı olurken, bu ili sırasıyla Şanlıurfa, Muş, Kastamonu ve Van izledi. Ortalama eğitim süresinin en yüksek artış gösterdiği il yüzde 48,5 ile Şırnak oldu 25 yaş ve üzeri nüfusun aldığı ortalama eğitim süresinin 2016 ile 2025 yılları arasındaki son on yıllık değişime göre en yüksek artış gösterdiği ilk beş il yüzde 48,5 ile Şırnak, yüzde 40,4 ile Hakkari, yüzde 35,7 ile Muş, yüzde 35,5 ile Şanlıurfa ve yüzde 33,1 ile Van oldu. En düşük artış gösteren ilk beş il ise yüzde 13,2 ile Ankara, yüzde 14,5 ile Eskişehir, yüzde 14,6 ile Tekirdağ, yüzde 14,8 ile İzmir ve yüzde 15,1 ile İstanbul olarak hesaplandı. Okuma yazma bilen oranı yüzde 97,9 oldu 2008 yılında 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 97,9 olarak hesaplandı. 2008-2025 yılları arasında kadınlarda okuma yazma bilen oranı yüzde 86,9’dan yüzde 96,4’e, erkeklerde ise bu oran yüzde 96,7’den yüzde 99,3’e yükseldi. Annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 84,2’si yükseköğretimi tamamladı 25 yaş ve üzeri nüfusta, annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 84,2’sinin yükseköğretim, yüzde 13,1’inin ortaöğretim ve yüzde 2,7’sinin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı tespit edildi. İlgili nüfusta, babası yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 80,4’ünün yükseköğretim, yüzde 16,2’sinin ortaöğretim ve yüzde 3,5’inin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı belirlendi. Söz konusu nüfusta, annesi ortaöğretim mezunu olan fertlerin yüzde 64,3’ünün, babası ortaöğretim mezunu olan fertlerin yüzde 56,0’ının yükseköğretim mezunu olduğu belirlendi. Annesi ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 29,4’ünün, babası ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 28,2’sinin yükseköğretim mezunu olduğu görüldü.
Ankara Eğitim uzmanı Yolcu’dan, LGS’deki oturumlar arası molada öğrencilere kritik uyarı: "45 dakikalık süre içerisinde birinci oturum sorularını arkadaşlarınızla tartışmayın" Uzman eğitimci İsmail Yolcu, Liseye Geçiş Sınavı’nda (LGS) oturumlar arasındaki 45 dakikalık mola hakkında, "9 buçuk oturumunda girdiğiniz sınavdan çıktıktan sonra ikinci oturuma kadar 45 dakikalık bir süre olacak. İşte bu 45 dakikalık süre içerisinde çıktığınız birinci oturum sorularını koridorda, sınıfta veya okul bahçesinde hiçbir arkadaşınızla sakın tartışmayın" dedi. Uzman eğitimci İsmail Yolcu, LGS’ye günler kala velilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin ne yapması gerektiği hakkında İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Her şeyden önce bu sınavın önemli bir boyutu olduğunu belirten Yolcu, öğrenciler kadar velilerin de üzerine büyük bir sorumluluk düştüğünü ifade etti. LGS’nin zeka ölçen bir sınav olmadığını, öğrencilerin hazır bulunuşunu ölçen bir sınav olduğunu aktaran Yolcu, sınav kadar beslenme ve yeterli uyku durumunun da sınava büyük katkı sağlayacağını dile getirdi. Bunun yanı sıra velilere de çağrıda bulunan Yolcu, sınavda iki oturum arasında uygulanacak mola sırasında velilerin öğrencilerle hiçbir şekilde konuşmaması ve iletişime geçecek herhangi bir harekette bulunmamasını sözlerine ekledi. "Artık son viraj dediğimiz bir zaman dilimine girdik" LGS’nin zeka ölçen değil, öğrencilerin hazır bulunuşunu test eden bir sınav olduğunu öğrencilere duyuran Yolcu, "Artık son viraj dediğimiz bir zaman dilimine girdik. Tam da bu günlerde öğrencilerin asla unutmaması gereken yegane şey, LGS sınavı zeka ölçen bir sınav değil, öğrencilerin hazır bulunuşunu ölçen bir sınav. Buradaki kritik durum, öğrenciler bir test edilme, bir denenme veya sınanma gibi bir sınava girmeyecekler. Bu sınav, öğrencilerin sınavdan önce sabah yapacakları kahvaltıyı da ölçüyor. 1-2 gün öncesindeki uyku durumunu da ölçüyor. Bunun yanı sıra bu sınavın belli parametreleri var. Artık öğrencilerin sınava yönelik yapacak olan hamlelerinin başında deneme sınavları üzerinden eksik kapatma üzerine bir taktikleri olmalı. Onun dışında biyolojik ritim çok önemli. Yani sınava yaklaştıkça gerçek sınav günü sabah 9 buçukta yapılacak sözel oturumdaki saatte, yine öğrenciler LGS’den önce 9 buçukta sözel sorularını artık çözmeye başlamalılar. Gerçek sınav ortamında yapmalılar. Halıya uzanarak veya yatakta yatarak değil, masada oturarak yapmalılar. Gerçek sınavda ne yasak? Kahve yasak. Ne yasak? Müzik yasak. Bundan sonra 11 buçukta da sayısal kitapçığını açmış, matematik ve fen sorularını çözmeye yönelik olarak sınava doğru ilerlemeliler" diye konuştu. "Öğrenciler, sınav akşamı yatacağı saat kaçsa o saatte yatmaya başlamalılar" Öğrencilerin sınav maratonuna şimdiden girmeye başlamaları gerektiğinin altını çizen Yolcu, "Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı bir çalışma var. Bakanlık artık örnek sorular yayınlıyor. Hem deneme sınavları hem de geçmiş yılların deneme sınavlarını güncel olarak yayınlıyor. Bu imkan bütün öğrencilerin elinde var. Öğrencilerimiz artık gerçek LGS sınavının soru yazarlarının bakış açısını birazcık yakalamalılar. O bakış açısını yakalayıp, yazarların sınava baktıkları gibi bakmalılar. Onların kaleminden çıkan kelimeleri ve kavramları yakalamaya çalışmalılar. Çünkü sınavın öncesindeki bu bakış açısını yakalama profesyonelliği, aslında sınavın yüzde 50’sini kendilerine kazandırıyor. Geriye kalan yüzde 50’lik dilimde de performans çok önemli. Önemli uyarılarımızdan bir tanesi de öğrenciler, sınavdan bir hafta öncesinde sınav akşamı yatacağı saat kaçsa o saatte yatmaya başlamalılar. Sınav sabahı kaçta kalkılacaksa o saatte uyanmalılar. Çünkü uyku bir alışkanlık süreci. Tutup da sınavdan bir gün önce ’ben erken yatağa gireyim’ denildiği zaman ne yazık ki öğrenciler uykusuz kalıyor ve başarısız oluyor "şeklinde konuştu. "Sınav kahvaltısını son 2 gün evlatlarınıza yedirin" Sınav günü öğrencilerin çoğunun kahvaltı yapmadığını ve bu durumun sınavı ciddi şekilde etkilediğini söyleyen Yolcu, "Sınav kahvaltısı ne yazık ki çoğu çocuklarımız ve özellikle kız öğrencilerimiz tarafından yapılmıyor. Az da olsa, çeyrek ekmeğin yarısı da olsa çocuklarımızın bir beslenme ile sınava gitmeleri gerek. O ekmek, midelerindeki asidi çekiyor. Bu bilgilerin hepsini bilim adamlarından aldık. Yıllardan beri bu işin peşindeyiz. Annelere önerim şudur. Sınav sabahı çocuğunuza fazladan yedireceğiniz bir yumurta ya da bir bardak portakal suyu, çocuğunuzda belki sıkıntı oluşturabilir. Sınav kahvaltısını son 2 gün evlatlarınıza yedirin. Sınavdan önce, perşembe günü öyle bir kahvaltı yaptırın ki çocuğunuz ishal olmuyorsa, midesi bulanmıyorsa aynısını cumartesi günü yedirin" dedi. "45 dakikalık süre içerisinde birinci oturumu sorularını arkadaşlarınızla tartışmayın" Oturumlar arasındaki 45 dakikalık molada öğrencilerin rehavete kapılmaması gerektiğini aktaran Yolcu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ailecek sınava giren bir ülkeyiz. 1 milyon öğrenci tek başına LGS’ye girmiyor. 1 milyon anne ve 1 milyon baba giriyor. Etti 3 milyon. Bu 3 milyon kişinin sınavdan önceki sınav akşamı ve sınav sabahındaki iletişim dilinin pozitif olması gerekiyor. Durduk yere baba çocuğuna ‘aslansın sen kazanırsın, kaplansın kazanırsın’ ya da tam tersine ‘bu sene son şansın’ dediği zaman çocuk isterse matematiği veya Türkçeyi full yapsın, çocuk bir baskı altına alma durumunu yaşıyor. Ne yazık ki çoğu çocuk daha sınava girmeden kahvaltı sofrasında ya da bir gün önce sınava kaybederek giriyor. Sevgili öğrenciler, 9 buçuk oturumunda girdiğiniz sınavdan çıktıktan sonra ikinci oturuma kadar 45 dakikalık bir süre olacak. İşte bu 45 dakikalık süre içerisinde çıktığınız birinci oturum sorularını koridorda, sınıfta veya okul bahçesinde hiçbir arkadaşınızla sakın tartışmayın. Bir tanesi gelip ’ben full yaptım’ diyebilir oysa yapmamıştır. Bir tanesi gelir ’22. soru A şıkkı diyebilir’ oysa cevap C olabilir. Bütün öğrencilerin düştüğü tuzak o 45 dakikalık arada çıktıkları oturumla ilgili. İkinci oturuma girmeden minik yürüyüş yapabilirler. Temiz hava ve tuvalet ihtiyaçlarını giderebilirler. 45 dakikalık arada anneler ve babalar okulun bahçesinin kenarından örgülere ve tellere tırmanıyor, çocuklarına bağırıyor. Çocuklar o kadar büyük bir sınavdan çıkıyorlar ki, o 45 dakikalık arada annesini veya babasını gördüğü anda ağlama krizini yaşıyorlar. Mide bulantısı yaşayan çocuklar görüyoruz, kusan çocuklar görüyoruz. Anneler ve babalar lütfen o 45 dakikalık arada çocuğunuzla mümkünse görüşmeyin. İşler yolundaysa da çocuğunuzu tek başına bırakın."
İstanbul Sinema salonu sayısı 2 bin 161 oldu Sinema Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında 417’si ilk defa olmak üzere sinema salonlarında toplam 771 film gösterildi. Sinema salonu sayısı 2 bin 161 olurken, sinema salonlarındaki koltuk sayısı 253 bin 364 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri’ni paylaştı. Buna göre, Sinema Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında 417’si ilk defa olmak üzere sinema salonlarında toplam 771 film gösterildi. İlk defa gösterime giren 417 filmin 159’u yerli, 258’i yabancı film oldu. 2025 yılında sinema salonu sayısı 2 bin 161 olurken, sinema salonlarındaki koltuk sayısı 253 bin 364 oldu. Sinema seyirci sayısı 27 milyon 657 bin 591 oldu Sinema seyirci sayısı bir önceki yıla göre yüzde 15,0 azalarak 27 milyon 657 bin 591 kişi oldu. Yerli film seyirci sayısı yüzde 18,3 azalarak 15 milyon 96 bin 336 kişi olurken, yabancı film seyirci sayısı yüzde 10,7 azalarak 12 milyon 561 bin 255 kişi oldu. Tiyatro salonu sayısı 1.101 oldu Tiyatro salonu sayısı 2024/’25 sezonunda 1.101 olurken tiyatro salonu koltuk sayısı 494 bin 184 oldu. Devlet Tiyatroları tarafından oynanan eser gösteri sayısı 6 bin 667 oldu Devlet Tiyatroları tarafından 2024/’25 sezonunda 99’u telif eser, 138’i çeviri eser olmak üzere toplam 237 eser oynandı. 2024/’25 sezonunda Devlet Tiyatroları tarafından oynanan yetişkin eseri gösteri sayısı 5 bin 55 olurken çocuk eser gösteri sayısı 1 612 oldu. Devlet Tiyatroları seyirci sayısı bu sezonda 1 milyon 951 bin 41 oldu. Tiyatro seyirci sayısı 8 milyon 183 bin 257 oldu Tiyatro salonlarında oynanan eser sayısı 2024/’25 sezonunda geçen sezona göre yüzde 4,8 artarak 10 bin 216 oldu. Tiyatro salonlarında oynanan çeviri eser seyirci sayısı yüzde 14 artarak 2 milyon 459 bin 735 olurken, telif eser seyirci sayısı geçen sezona göre yüzde 2,9 azalarak 5 milyon 723 bin 522 oldu. Tiyatro salonlarında oynanan çocuk eseri gösteri sayısı 13 bin 156 oldu 2024/’25 sezonunda tiyatro salonlarında oynanan çocuk eseri gösteri sayısı yüzde 5,5 artarak 13 bin 156 olurken yetişkin eseri gösteri sayısı yüzde 5,7 azalarak 21 bin 619 oldu. Aynı sezonda çocuk eseri seyirci sayısı yüzde 5,3 artarken, yetişkin eseri seyirci sayısı ise yüzde 0,1 arttı. Opera ve bale seyirci sayısı 511 bin 376 oldu Türkiye’de 2024/’25 sezonunda 6 ilde Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne bağlı salonlarda opera ve bale gösterisi yapıldı. Opera ve bale seyirci sayısı bir önceki sezona göre yüzde 16,5 artarken, gösteri sayısı yüzde 21,8 arttı. Orkestra, koro ve topluluk seyirci sayısı 436 bin 227 oldu Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı 6 orkestra, 11 koro ve 11 topluluk faaliyet gösterdi. Orkestra, koro ve topluluklarda seyirci sayısı yüzde 11,0 azalarak 436 bin 227 oldu. Orkestra seyirci sayısı geçen sezona göre yüzde 15,3 azalırken, koro seyirci sayısı yüzde 27,6 arttı, topluluk seyirci sayısı ise yüzde 25,5 azalarak 142 bin 766 oldu.
Tokat Keneler sadece KKKA değil, yüzlerce hastalığın taşıyıcısı olabilir Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; Türkiye’de insanlardan en sık toplanan kene türünün KKKA’nın önemli taşıyıcısı olan Hyalomma marginatum olduğunu belirterek, kenelerin yaklaşık 200 farklı hastalığın yanı sıra insanlarda geçici felç vakalarına da neden olabileceğini söyledi. Her kenenin hastalık taşımadığını ancak bazı türlerin insan ve evcil hayvan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten TOGÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; Türkiye’de insanlar üzerinden en sık toplanan kene türünün Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının da taşıyıcısı olan Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Kene türleri ve taşıdıkları hastalıklar hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Adem Keskin, dünya genelinde binden fazla kene türü bulunduğunu, bunların yaklaşık 200-250’sinin insan ve evcil hayvan sağlığını doğrudan ilgilendirdiğini ifade etti. Bazı kene türlerinin yalnızca belirli canlılar üzerinde yaşadığını belirten Keskin, "Konak spesifikliği dediğimiz durum söz konusudur. Örneğin Ixodes arboricola isimli kene türünü sadece kuşlar üzerinde görebilirsiniz. İnsanlarda ya da çiftlik hayvanlarında göremezsin. Dolayısıyla insan ve çiftlik hayvanı sağlığını doğrudan ilgilendiren bir tür değildir" dedi. Türkiye’de insanlardan en sık toplanan tür Hyalomma marginatum Türkiye’de bugüne kadar 56 farklı kene türünün tespit edildiğini aktaran Keskin, bunların yaklaşık 20’sinin insanlardan kan emebildiğini söyledi. İnsanlar üzerinden toplanan kenelerin yaklaşık yüzde 70-80’ini Hyalomma marginatum türünün oluşturduğunu vurgulayan Keskin, "Bu tür ülkemizde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının en önemli vektörlerinden biri olarak kabul edilmektedir" diye konuştu. Farklı keneler farklı hastalıklar bulaştırabiliyor Kenelerin yalnızca KKKA ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirten Keskin, farklı türlerin farklı hastalık etkenlerini taşıdığını ifade etti. Rhipicephalus sanguineus isimli kenenin Rickettsia conorii bakterisini bulaştırarak insanlarda riketsiyoz hastalığına neden olabildiğini söyleyen Keskin, Karadeniz Bölgesi’nde yaygın görülen Ixodes ricinus türünün ise Borrelia bakterisini taşıyarak Lyme hastalığına neden olabileceğini söyledi. Avrupa’da yaygın görülen bazı kene kaynaklı hastalıkların Türkiye’de daha nadir görüldüğünü belirten Keskin, "Örneğin Avrupa’da Ixodes ricinus kaynaklı kene ensefalit oldukça yaygın görülebiliyor. Dermacentor reticulatus türü de riketsiyoz vakalarının oluşmasında rol oynayabiliyor" ifadelerini kullandı. Yaklaşık 200 farklı kene kaynaklı hastalık bulunuyor Kenelerin çok sayıda hastalık etkeniyle ilişkili olduğunu vurgulayan Keskin, dünya genelinde yaklaşık 200 farklı kene kaynaklı hastalığın bulunduğunu söyledi. Bu hastalıkların bazılarına Türkiye’de nadir de olsa rastlanabildiğini belirten Keskin, vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Kene felci vakaları da görülebiliyor Kenelerin yalnızca hastalık bulaştırmakla kalmadığını, bazı nörolojik sorunlara da yol açabildiğini belirten Keskin, özellikle kulak arkası ve kulak içi gibi hassas bölgelerde tutunan kenelerin geçici felçlere neden olabileceğini söyledi. Kenenin salgıladığı tükürük sıvısının sinir dokularında geçici hasara yol açabildiğini ifade eden Keskin, "Zaman zaman kulak arkasında ya da kulak yolundan çıkarılan kene vakaları olabiliyor. Bu bölgeler yüz sinirlerine yakın alanlardır. Kenenin salgıladığı maddeler sinir dokularını etkileyerek geçici felçlere neden olabiliyor" dedi. Bazı kişilerde kene tükürüğüne karşı ciddi alerjik reaksiyonlar gelişebildiğini de kaydeden Keskin, insanlarda ve hayvanlarda kısmi felç vakalarının görülebildiğini belirtti. Özellikle koyunlarda görülen ve "tick paralysis" olarak adlandırılan kene felcinin önemli bir sağlık sorunu olduğunu ifade eden Keskin, bu vakaların Türkiye’de nadir görüldüğünü de sözlerine ekledi.