SAĞLIK - 26 Nisan 2025 Cumartesi 09:02

Sivrisinek ısırığı ile gelen tehlike

A
A
A
Sivrisinek ısırığı ile gelen tehlike

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevin İnce, ülkemizde bazı ithal vakaların hala görülebildiğine dikkat çekerek sıtmanın tedavi edilmediğinde ciddi ve hatta ölümcül sonuçlara yol açabileceğini söyledi.


Doç. Dr. Nevin İnce; sıtmanın, sivrisinek ısırığıyla bulaşan bir hastalık olduğu bilgisini verdi. En yaygın olarak Anofel türü dişi sivrisinekler aracılığıyla insanlara bulaştığını ifade eden İnce, "Sıtma özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde (Afrika, Güney Asya, Güney Amerika) yaygındır. Hastalar sıklıkla yüksek ateş, titreme, terleme, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı, kusma, halsizlik vb. belirtiler ile başvururlar. Belirtiler genellikle enfekte sivrisinek ısırığından birkaç gün ila birkaç hafta sonra başlar" dedi.



"En yaygın bulaşma şekli, sivrisinek ısırığı"


Sıtma hastalığının en yaygın bulaşma şeklinin sivrisinek ısırığı olduğu yineleyen Nevin İnce, enfekte kanın nakli ya da steril olmayan iğnelerin kullanımı ve nadir de olsa sıtmalı bir annenin doğum sırasında paraziti bebeğe geçirme riski olduğunu kaydetti. Sıtmanın belirtilerinin, genellikle enfekte sivrisinek ısırığından 7-30 gün sonra ortaya çıktığını söyleyen İnce, "Belirtiler arasında ateş, titreme ve üşüme atakları, terleme, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, halsizlik, bulantı, kusma, ishal, arın ağrısı, kansızlık, sarılık, nöbetler vardır" ifadelerini kullandı.



"Erken tanı hayat kurtarıcıdır"


Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevin İnce, "Son haftalarda sıtmanın yaygın olduğu bir bölgeye (Afrika, Güneydoğu Asya, Orta ve Güney Amerika gibi) seyahat edilmişse, yüksek ateş, titreme ve halsizlik belirtileriniz varsa, ateşle birlikte şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği, nöbet, nefes darlığı ya da sürekli kusma varsa, tedaviye rağmen belirtiler devam ediyor ya da kötüleşiyorsa mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Erken tanı hayat kurtarıcıdır. Bu nedenle sıtmanın yaygın olduğu bölgelere seyahat eden kişilerin, dönüş sonrası herhangi bir hastalık belirtisi gösterdiklerinde gecikmeden doktora başvurmaları çok önemlidir" şeklinde konuştu.



"En riskli gruplar"


Sıtmanın (malarya), tedavi edilmediğinde ciddi ve hatta ölümcül sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Tedavi edilmediği takdirde parazitler kırmızı kan hücrelerini tahrip eder. Bu da ciddi düzeyde kansızlığa yol açar. Anemi; halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı gibi semptomlara neden olabilir. Özellikle Plasmodium falciparum türünün neden olduğu durumda, parazitler beyin damarlarını tıkayarak ensefalopatiye yol açabilir. Bu, nöbetler, bilinç kaybı, komaya girme ve ölümle sonuçlanabilir. Karaciğer ve dalak büyümesi, karaciğer yetmezliği, akut böbrek yetmezliği neden olabilir. Akciğerlerde sıvı birikimi (pulmoner ödem) gelişebilir. Bu durum, ciddi solunum sıkıntısına yol açar. Özellikle hamilelerde ve çocuklarda ciddi kan şekeri düşüklüğü görülebilir. Şuur kaybı ve nöbetlerle seyredebilir. Hamilelerde düşük, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, anne ölüm riski gelişebilir. Tedavi edilmediği takdirde özellikle Plasmodium falciparum kaynaklı sıtma hızla ilerleyerek ölüme neden olabilir. En riskli gruplar; çocuklar, hamile kadınlar ve bağışıklığı zayıf bireylerdir" ifadelerine yer verdi.



"Ülkemizde bazı ithal vakalar hala görülmektedir"


Sıtmanın, Türkiye’de geçmişte daha yaygın olmakla birlikte, günümüzde nadir görülen bir hastalık olduğu bilgisini paylaşan Doç. Dr. İnce, "Özellikle 2000’li yıllardan itibaren alınan sağlık önlemleri, vektör kontrol programları ve ilaç tedavileri sayesinde sıtmanın yerli bulaşı büyük oranda kontrol altına alınmıştır. Ülkemizde sıtma, geçmişte en çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi (özellikle Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır) ve Çukurova gibi sıcak ve nemli bölgelerde görülüyordu. Türkiye’de yerli sıtma vakaları neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Ancak bazı ithal vakalar hala görülmektedir. İthal vakalar genellikle Afrika, Güney Asya veya Orta Doğu ülkelerinden gelen işçiler ya da seyahat eden kişilerde rastlanabilir" dedi.


İklim, sivrisinek varlığı, yetersiz sağlık hizmetleri, göç ve seyahat, su birikintileri ve çevresel şartların sıtmanın yayılmasına neden olan faktörler arasında sıralayan Doç. Dr. İnce, "Sıtmadan korunmak için geliştirilen aşılar mevcuttur, ancak henüz tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaya başlanmamıştır. Son yıllarda sıtma aşısı konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi" dedi.



"Popülasyonunu azaltmak, sıtmanın yayılmasını ciddi oranda azaltır"


Sıtmanın bulaşmasını engellemek için alınması gereken genel önlemler hakkında bilgi veren Doç. Dr. İnce, "Anofel sivrisineklerinin ürediği alanlar (bataklık, durgun sular) kurutulmalı veya ilaçlanmalı. Larvasit uygulamaları ile sivrisinek larvaları yok edilmelidir. Sivrisinek popülasyonunu azaltmak, sıtmanın yayılmasını ciddi oranda azaltır. Sıtma taşıyan kişilere erken teşhis ve etkili tedavi uygulanarak bulaş zinciri kırılır. Gerekirse temaslı kişilere koruyucu ilaçlar verilir. Riskli bölgelerde yaşayanlara sivrisinekten korunma yolları öğretilmeli. Belirtiler hakkında farkındalık artırılmalıdır" tavsiyelerinde bulundu.



Sivrisinek ısırıklarından korunmak için alınacak önlemler


Sivrisinek ısırıklarından korunmak için tavsiyelerine devam eden Doç. Dr. İnce, "Cibinlik kullanın. Pencerelere sineklik takın veya akşamları kapalı tutun. Sivrisinek kovucu spreyler ve losyonlar kullanın. Uzun kollu, açık renkli giysiler giyin. Akşam saatlerinde dışarıda bulunmamaya özen gösterin. Yüksek riskli ülkelere gidecek olanlar, seyahat öncesi doktor kontrolünde koruyucu ilaç kullanmaya başlayabilir. Bu ilaçlar, seyahatten önce başlanır ve döndükten sonra bir süre daha kullanılır. Şu anda yaygın değil, ama Afrika’da bazı çocuklara sıtma aşıları uygulanıyor. İlerleyen yıllarda yaygınlaşırsa bireysel koruma için önemli bir araç olabilir" şeklinde açıklamasını tamamladı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Madde bağımlılığına karşı ortak mücadele vurgusu Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen "Madde Bağımlılığına Çok Boyutlu Yaklaşım Paneli"ne katılarak, bağımlılıkla mücadelenin toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen "Madde Bağımlılığına Çok Boyutlu Yaklaşım Paneli" geniş katılımla düzenlendi. Programa Vali Vahdettin Özkan’ın yanı sıra kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, sağlık çalışanları, eğitimciler ve öğrenciler katıldı. Programda konuşan Vali Özkan, bağımlılıkla mücadelenin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çekti. Bağımlılığın sadece bireyi değil; aile yapısını, eğitim hayatını ve toplumsal huzuru da doğrudan etkilediğini belirten Vali Özkan, gençlerin korunmasında aile kurumunun belirleyici bir role sahip olduğunu ifade etti. Zararlı maddelerin günümüzde toplumların karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri hâline geldiğini söyleyen Vali Özkan, özellikle çocukların ve gençlerin korunmasının hayati önem taşıdığını kaydetti. Madde bağımlılığıyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçleri ya da sağlık kuruluşlarının çalışmalarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Vali Özkan, ailelerden eğitim kurumlarına kadar herkesin bu süreçte sorumluluk üstlenmesi gerektiğini dile getirdi. Konuşmasında emniyet ve jandarma birimlerinin zararlı maddelerin arzının engellenmesi konusunda yoğun çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Vali Özkan, sağlık kuruluşlarının ise rehabilitasyon süreçlerinde önemli görevler üstlendiğini söyledi. Ancak mücadelenin en önemli ayağının maddeye olan talebin azaltılması olduğunu vurgulayan Vali Özkan, bu noktada eğitim ve farkındalık çalışmalarının belirleyici rol oynadığını kaydetti. Toplumun tüm kesimlerinin bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Vali Özkan, öğretmenlerin ve eğitim kurumlarının bağımlılıkla mücadelede en önemli paydaşlardan biri olduğunu ifade etti. Vali Özkan, riskin yalnızca belirli çevrelerle sınırlı olmadığını, tüm gençlerin aynı tehditle karşı karşıya bulunduğunu söyledi. Kurumsal iş birliği ve koordinasyonun önemine de değinen Vali Özkan, bağımlılıkla mücadelede kamu kurumları, eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve ailelerin ortak hareket etmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Program kapsamında Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Metin Gümüş tarafından Sağlıklı Hayat Merkezlerinin tanıtımı ve Sosyal Risk İndeksi Yazılımı hakkında bilgilendirme sunumları gerçekleştirildi. Panelde ayrıca "Madde Bağımlılığının Biyolojik ve Tıbbi Boyutu", "Madde Kullanımına Götüren Psikolojik Süreçler ve Risk Faktörleri", "Okulda Erken Fark Etme, Önleme ve Müdahale Stratejileri" başlıklı sunumlar gerçekleştirildi. Program sonunda Vali Vahdettin Özkan tarafından panelistlere teşekkür belgesi takdim edildi.
Sivas Şifahanede asırlar sonra yeniden ritim yükseldi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nda gerçekleştirdikleri ritim etkinliğiyle müzikle şifa geleneğini yaşattı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından hazırlanan "Tıpta Ritim Şifahane’de Ritim: Divriği’de Müzikle Şifanın İzinde" programı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nda gerçekleştirildi.Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) kapsamında desteklenen etkinlikte, tıp fakültesi öğrencileri ritim performansları sergiledi. Tarihi şifahanede gerçekleştirilen programda öğrenciler, müzikle şifa geleneğini ritim gösterileriyle yeniden canlandırdı. Programa Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şengül, Divriği Kaymakamı İlyas Kılıç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Salih Cem İnan, Sivas Belediye Başkan Yardımcısı Esra Meral Uslu, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Programda konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Şengül, öğrencilerin yalnızca akademik değil sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda da gelişim göstermelerinin önemli olduğunu ifade etti. Şengül, tarihi ve kültürel mirasın öğrencilerle buluşturulmasının önemli kazanımlar sağladığını belirtti. Programın danışmanlığını yürüten Tıp Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Deniz Şahin İnan ise etkinliğin deneyimsel eğitim anlayışıyla hazırlandığını ifade etti. Etkinlik kapsamında katılımcılara Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası gezdirilerek tarihi yapı hakkında bilgi verildi. Program, ritim performanslarının ardından sona erdi.
Elazığ Elazığ’da salgın alarmı: Valilik açıkladı, uzman doktor uyardı Elazığ Valiliği, kent genelinde bulantı, kusma ve ishal şikayetlerindeki artış üzerine su ve hijyen uyarısı yaparken; Özel Medilines Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Arslan da vaka artışlarının mikrobik kaynaklı olduğunu belirten uyarılarda bulundu. Elazığ’da son günlerde sağlık kuruluşlarına bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şikayetiyle başvuran vatandaşların sayısında dikkat çeken bir artış yaşanıyor. Yaşanan hareketlilik üzerine Elazığ Valiliği resmi bir açıklama yayımlayarak vatandaşları uyarırken, uzmanlar da hastalığın taşıdığı risklere karşı hayati uyarılarda bulundu. Elazığ Valiliği tarafından yapılan açıklamada, vaka artışlarının yakından takip edildiği ve su numunesi analizlerinin titizlikle sürdürüldüğü ifade edildi. Akut bağırsak enfeksiyonlarının çoğunlukla kirli su, hijyenik olmayan gıdalar ve el teması yoluyla bulaştığına dikkat çeken Valilik; denetimi olmayan su kaynaklarından uzak durulması, şüpheli durumlarda suların kaynatılarak tüketilmesi ve kişisel hijyene azami özen gösterilmesi çağrısında bulundu. "Hem mevsim geçişi hem yağışlar etkili oldu" Her yaş grubundan hastayla karşılaştıklarını belirten ve poliklinik ve acil servislerdeki yoğunluğu değerlendiren Uzm. Dr. Serpil Arslan, " Bugünlerde çok artmış olan ishal, kusma, ateş vakalarından bahsetmek istiyorum. Hem mevsim geçişi olması hasebiyle hem yağışların çok artmış olması nedeniyle bu ara poliklinik ve acillere çocuk, yetişkin, gebe, yaşlı olsun ishal, kusma, karın ağrısı ve ateşle çok sık karşılaşmaya başladık. Bu da mikrobik kaynaklı. Mikrobik olaylarda en çok dikkat etmemiz gereken şey hijyen. Önceliğimiz hijyen çünkü bu mikrop el ve ağız yoluyla buluşuyor. El hijyenine, kullandığımız suyun hijyenine çok dikkat etmemiz gerekiyor. Güvenmediğimiz, denetimi ve kontrolü yapılmayan suyu kullanmamamız gerekiyor. Aynı şekilde dışarıdan aldığımız besin ve gıda maddelerinin usulüne uygun hazırlanması gerekiyor" dedi. "Böbrek yetmezliği riski var" Sıvı kaybının özellikle risk gruplarında kritik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Arslan, " Eğer rahatsızlandıysak da ishal, kusma, yüksek ateşimiz, karın ağrımız varsa en yakın sağlık birimine müracaat edip vakitlice tedavimizi olmamız gerekiyor. Burada bizi en çok ilgilendiren kısmı özellikle direnci düşük hastalarda, çocuklarda, gebelerde ve yaşlılarda vücudun susuz kalması. İshal ve kusmayla beraber vücut su kaybedeceği için olay böbrek yetmezliğine kadar gidebilmekte. O yüzden şikayetleri olan vatandaşlarımızın mutlaka uzman hekimimize danışaraktan uygun tedavileri görmesi gerekiyor" diye konuştu.
Ankara Sezai Karakoç’un gizli arşivi ilk kez ortaya çıktı Sezai Karakoç’un daha önce hiç gün yüzüne çıkmamış arşiv belgeleri, el yazıları, ilk baskı eserleri ve şahsi daktilosu ‘Zamana Adanmış Sözler’ sergisinde ilk kez sanatseverlerle buluştu. Türk düşünce ve edebiyat dünyasının güçlü isimlerinden Sezai Karakoç’un fikir, sanat ve medeniyet anlayışını çok yönlü biçimde ele alan ‘Zamana Adanmış Sözler’ sergisi kapılarını Rami Kütüphanesi’nde ziyaretçilere açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan sergide, büyük ustanın edebi mirasını yansıtan çok sayıda özel eser sanatseverlerle buluşurken Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da sergiyi ziyaret ederek sergide yer alan arşiv materyalleri hakkında bilgi aldı. Sergi kapsamında Sezai Karakoç’un edebi ve fikri mirasını yansıtan özel eserler, arşiv belgeleri ve kaligrafi seçkileri 22 Haziran’a kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Karakoç’un düşünce dünyasına yolculuk Bakan Ersoy, Sezai Karakoç’un yalnızca şiirleriyle değil; hikayelerden tiyatro eserlerine, incelemelerden denemelere ve düşünce yazılarına uzanan çok yönlü bir edebi miras bıraktığını ifade ederek, "insanıyla ve hatta insanlıkla hemhal olmak adına her yola bir not düşmüş; bir açıklama, bir cevap, kimi zaman sorular bırakmış bir isim" olduğunu söyledi. II. Dünya Savaşı’nın insanlık üzerinde bıraktığı yıkıma ve modern dünyanın krizlerine dikkat çeken Ersoy, Sezai Karakoç’un bu süreçlerle yüzleştiğini, bunları inkar etmediğini belirterek tüm bu buhranlardan güçlü bir umut devşirdiğini anlattı. Ersoy, Karakoç’un "insanların tükenişi gördüğü ve kabullendiği yerde Diriliş mücadelesine revan olduğunu" ifade etti. Sezai Karakoç anlamak için mücadelesini bilmek gerekir Sezai Karakoç’un düşünce dünyasının kısa sürede anlaşılabilecek bir yapı olmadığını vurgulayan Ersoy, büyük ustayı anlamak için onun mücadelesini, savunduğu değerleri ve yaşamını iyi bilmek gerektiğini söyledi. Konuşmasında Karakoç’un ‘Kar’ şiirine de değinen Bakan Ersoy, şu satırları okudu: "Benim bu şiirimi anlayacaksın / Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın / Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın." Bu özel seslenişin Sezai Karakoç’u anlamak adına önemli bir öğüt niteliği taşıdığını belirten Ersoy, hem Karakoç’un eserlerini hem de ‘Diriliş’ düşüncesi etrafında şekillenen milli, manevi ve insani değerler bütününü okuyup içselleştirmenin önemine işaret etti. İlk kez sergilenen özel belgeler dikkat çekti Bakan Ersoy, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün Sezai Karakoç’un düşünce dünyasını, edebi mirasını ve kültürel etkisini farklı katmanlarıyla görünür kılmayı amaçlayan kapsamlı bir kültür-sanat etkinliği tertip ettiğini dile getirdi. Serginin ayrıntılarını paylaşan Ersoy, Sezai Karakoç’un farklı dönemlerde yayımlanan eserlerinin ilk baskılarının, Diriliş dergisinin farklı dönem sayılarının ve daha önce kamuoyu ile paylaşılmamış arşiv değeri taşıyan çeşitli belge ve materyallerin yer aldığını kaydetti. Ersoy, "El yazısı ile yazılmış yazı taslaklarının bulunduğu defter, Diriliş Partisi Genel Başkanı sıfatıyla 1992 yılında Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e yazılmış ıslak imzalı belge, dedesi Hüseyin Efendi’ye takdim edilmiş Plevne Madalyası’nın görseli ve açıklaması ile Sezai Karakoç’un şahsi daktilosu ilk kez sergilenen materyallerden bazıları" dedi. Karakoç’un kelimeleri sanat eserine dönüştü Kaligrafi sanatçısı Sabahattin Nayır tarafından Sezai Karakoç’un şiirlerinden, denemelerinden ve fikir metinlerinden ilham alınarak hazırlanan toplam 30 ayrı özel kaligrafi seçkisinin de sergide yer aldığını dile getiren Ersoy, seçkilerin kelime ile estetiği, düşünce ile sanatı aynı zeminde buluşturduğunu sözlerine ekledi. "Bir fikir ve medeniyet yürüyüşünün izlerini takip etmeyi hedefledik" Serginin aynı zamanda sanat ve zarafeti buluşturan özel bir kültürel hafıza alanı oluşturmak amacıyla hazırlandığını ifade eden Bakan Ersoy, ziyaretçilerin sergiyle Sezai Karakoç’a dair çok yönlü bilgiye erişme ve büyük ustanın dünyasını farklı pencerelerden deneyimleme imkanı bulacağını söyledi. Sergide yalnızca biyografik veya edebi bir anlatı sunmayı değil, aynı zamanda bir fikir ve medeniyet yürüyüşünün izlerinin takip edilebilmesini hedeflediklerini kaydeden Ersoy, Sezai Karakoç’un ‘Diriliş’ düşüncesi etrafında şekillenen entelektüel mirasını genç kuşaklarla yeniden buluşturmak istediklerini ifade etti. Bakan Ersoy, ziyaretçilere modern dünyanın krizleri karşısında anlam, hakikat, ahlak ve medeniyet üzerine yeniden düşünme imkanı sunmayı amaçladıklarını söyledi. Konuşmasının sonunda Sezai Karakoç’u rahmetle, saygıyla ve minnetle andığını belirten Bakan Ersoy, emeği geçen ve destek sunan herkese teşekkür etti. Ersoy, konuşmasını Sezai Karakoç’un şu sözleriyle tamamladı: "Milletim; Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın."