EKONOMİ
Gene Solutions, 2’nci Uluslararası Kalıtsal Kanserler Kongresi’ne katıldı 10 Mart 2026 Salı - 13:13:39 Gene Solutions, 5-8 Şubat 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 2. Uluslararası Kalıtsal Kanserler Kongresi’ne katıldı. Şirket, Türkiye pazarına stratejik girişini duyurdu. Gene Solutions, 5-8 Şubat 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 2. Uluslararası Kalıtsal Kanserler Kongresi’nde (IHCC) Türkiye pazarına giriş yaptığını duyurdu. Kalıtsal Kanserler Derneği tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Herediter Kanser Kongresi (IHCC), kalıtsal kanser önleme ve hassas onkolojide kanıta dayalı yaklaşımları geliştirmek için tıbbi onkologları, cerrahi onkologları, klinik genetikçileri ve laboratuvar direktörlerini bir araya getirdi. 2026 kongresi, kanıta dayalı kalıtsal kanser bakımını ilerletmek için 600’den fazla onkoloji ve genetik uzmanına ev sahipliği yaptı. Kalıtsal kanser yönetimi, risk değerlendirmesinden erken teşhis, kişiselleştirilmiş gözetim ve önleyici hassas bakıma doğru evrilirken, IHCC genomik tıp ve multidisipliner bakım modellerinin klinik entegrasyonunu tartışmak için önemli bir platform görevi gördü. Moleküler tanı ve yaşam bilimleri alanında 30 yılı aşkın deneyime sahip Türkiye merkezli tedarikçi ve distribütör olan ATC Genomics Sağlık Teknolojileri A.Ş. (ATC Genomics) işbirliğiyle Gene Solutions, MCED (Çoklu Kanser Erken Teşhisi) testini değerlendiren Asya’nın önde gelen kohortlarından birinden elde edilen dikkat çekici yeni Gerçek Dünya Kanıtlarını (RWE) sundu. Bu verilerin yanı sıra şirket, ctDNA destekli onkoloji portföyünün tamamını tanıttı. Endüstri uydu sempozyumu: Taramadan hassas bakıma Bu doğrultuda, Gene Solutions ve ATC Genomics "Taramadan Hassas Bakıma: Onkolojide ctDNA Süreç Yönetimi - Yüksek Riskli ve Kalıtsal Yatkınlığa Sahip Popülasyonlar için İçgörüler." başlıklı bir Endüstri Uydu Sempozyumuna ev sahipliği yaptı. Memorial Sağlık Grubu Tıbbi Onkoloji Uzmanı ve Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ile Memorial Sağlık Grubu Tıbbi Genetik Uzmanı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Taha Bahşi’nin eş başkanlığında gerçekleştirilen program, kalıtsal yatkınlığa sahip ve yüksek riskli popülasyonlara odaklanarak, erken kanser taramasından tedavi rehberliğine ve uzun süreli izlemeye kadar tüm ctDNA süreç yönetiminin tüm aşamalarını ele aldı. Gene Solutions’da Baş Araştırmacı olarak görev alan Dr. Le Son Tran, "SPOT-MAS: Kanser Tespitine Multi-Omik Yaklaşım" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Dr. Son, tekli organ taramasının sınırlamalarına değinerek, tek bir kan alımıyla 10 kanser türünü ve 75 alt tipi tespit etmek için genetik, epigenetik ve fragmentomik imzaları birleştiren; cfDNA multi-omik entegrasyonu ve makine öğrenimi temelli SPOT-MAS teknolojisine dikkat çekti. Buna ek olarak, 9 bin 24 asemptomatik bireyin dahil edildiği K-DETEK prospektif çalışmasının verilerini paylaşarak yüzde 78,1 duyarlılık ve yüzde 99,8 özgüllük ile yüzde 84’lük AI destekli doku kökeni doğruluğunu vurguladı ve yüksek riskli kohortlarda popülasyon düzeyinde etki için uygun fiyat ve ölçeklenebilirliğin altını çizdi. Gene Solutions Onkoloji Tıbbi Direktörü Dr. Duy Sinh Nguyen, "DNA’nın Ötesinde: Periyodik MRD Takibi ve Entegre Kapsamlı Genomik ve Transkriptomik Profilleme" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Füzyon tespiti, immün imzalar ve tedavi seçimi için genomik ve transkriptomik profillemeyi entegre eden ve aynı zamanda hassas gözlem için kişiselleştirilmiş ctDNA-MRD durumu sağlayan, birleşik bir iş akışına sahip K-4CARE platformunu tanıttı. Konuşma metodoloji, analitik/klinik performans, gerçek dünya vakaları ve hassas tedaviyi ilerletmek için pratik uygulama yolları konularını ele aldı. Singapur’daki Uluslararası Kanser Uzmanları’nda Tıbbi Onkolog olarak görev yapan Dr. Terence Aik Huang Tan, "ctDNA-MRD Takibinde Mevcut Klinik Uygulamalar ve Gelecekteki Yönelimler" başlıklı bir sunum yaptı. Dr. Tan bağımsız bir bakış açısı sunarak mevcut uluslararası kılavuzları (NCCN, ESMO ve JSCO dahil), Asya’daki gerçek dünya senaryolarını gözden geçirdi ve NCCN kılavuzlarında yer alan klinik denge alanlarını vurguladı. Bu alanlarda ctDNA-MRD’nin, ortak karar vermeyi destekleyebileceğini, doz artımı ve azaltımı kararlarını yönlendirebileceğini ve medyan genel sağkalımı önemli ölçüde uzatma potansiyeline sahip olduğunu vurguladı. Oturum, Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve Prof. Dr. Taha Bahşi’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilen interaktif soru-cevap bölümüyle sona erdi. Gene Solutions Tıbbi Direktör Yardımcısı Dr. Luu Hong Dang Nguyen, SPOT-MAS’ı değerlendiren Asya’nın en büyük Gerçek Dünya Kanıtı (RWE) veri setlerinden birinin sonuçlarını sundu. Dr. Dang Nguyen, gelecekteki kanser yükünü azaltmak için kanser öncesi lezyonların proaktif tespiti ve tedavisini kapsayan "kanseri önleme" odaklı yaklaşıma geçişi vurguladı ve Gene Solutions’ın yüksek riskli genetik ve ailesel kohortlara odaklandığını belirtti. Gene Solutions TR-EEMEA-CIS Genel Müdürü Dr. Özgüncem Bozkulak, konuyla ilgili şunları kaydetti: "Türkiye; Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika’da hassas onkoloji için stratejik bir merkez görevi görüyor. ATC Genomics ile birlikte, erken teşhisten tedavi kararlarına ve izlem süreçlerine kadar, en yüksek uluslararası performans standartlarını karşılayan ve güçlü gerçek dünya verisi ile desteklenen, klinisyenler için erişilebilir, klinik olarak doğrulanmış ctDNA çözümlerini klinisyenlerimizin kullanımına sunuyoruz. Multi-omik platformlarımız ve giderek büyüyen klinik veri tabanımız; yerelleştirilmiş, ölçeklenebilir uygulamaları desteklerken aynı zamanda kalıtsal yatkınlığa sahip ve yüksek riskli kanser hastalarının sağlık süreçlerini iyileştirme konusundaki kararlılığımızı yansıtıyor." ATC Genomics Yönetici Ortağı ve Genel Müdürü Burcu Torun, işbirliğiyle ilgili şunları söyledi: "Türkiye’de en son teknolojiye sahip likit biyopsi çözümlerine erişimi artırmak amacıyla Gene Solutions ile iş birliği yapmaktan gurur duyuyoruz. Bu stratejik ortaklık portföyümüzü güçlendirirken; Türk onkoloji camiasını günlük klinik uygulamalara kolayca entegre edilebilecek uçtan uca çözümlerle destekleme misyonumuza hizmet ediyor."
10 Mart 2026 Salı - 13:11 Çarşıda ramazan yoğunluğu devam ediyor Kayseri’de Ramazan ayı içeresinde çarşı ve esnaflarda yoğunluk devam ederken, esnaf Ramazan ayının sonlarına doğru yoğunluğun artacağını söyledi. Kayseri’de Ramazan ayında çarşı ve esnaflarda yoğunluk devam ediyor. Esnaf Ramazan’dan umduğunu bulurken, Ramazan ayının sonlarına doğru işlerin daha da artacağını belirtti. Ramazan ayı içerisinde satışlarının iyi olduğunu söyleyen Aktar Semih Serkök, "Ramazan ayında satışlarımız iyi, güzel geçiyor. Ramazan yoğunluğumuz devam ediyor" dedi. Ramazan ayın sonlarına doğru yoğunluğun aratacağını söyleyen şarküteri Mustafa Sancak ise, "Ramazanın ilk başlarında, ayın heyecanından dolayı işlerimiz hareketliydi. Bu aralar biraz sakinleşti. Ramazan aynın sonlarına doğruda bayram telaşından dolayı bir hareketlilik bekliyoruz" ifadelerini kullandı. "Ramazan bize bereketiyle birlikte geldi" Pastırmacı Yasin Güzel, Kayseri’nin yöresel lezzetlerinin ramazan ayında rehavet gördüğünü belirterek, "Yaklaşık 12-13 senedir bu sektörün içeresindeyim. Pastırma ve sucuk satışında bulunmaktayım. Şu anda ramazan aynın içerisindeyiz. Ramazan ayında olduğumuz için sucuk, pastırma, sucuk içi, mantı gibi ürünlerin satışı biraz daha hızlandı diyebiliriz. Ramazan bize bereketiyle birlikte geldi. Ramazanın son günlerine yaklaşırken daha çok yoğunluğumuz artar. Allah’a şükürler olsun sıkıntısınız şekilde ilerlemeye devam ediyoruz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 13:05 Çarşıda ramazan yoğunluğu devam ediyor Kayseri’de Ramazan ayı içeresinde çarşı ve esnaflarda yoğunluk devam ederken, esnaf ramazan ayının sonlarına doğru yoğunluğun artacağını söyledi. Kayseri’de Ramazan ayında çarşı ve esnaflarda yoğunluk devam ediyor. Esnaf Ramazan’dan umduğunu bulurken, Ramazan ayının sonlarına doğru işlerin daha da artacağını belirtti. Ramazan ayı içerisinde satışlarının iyi olduğunu söyleyen Aktar Semih Serkök, "Ramazan ayında satışlarımız iyi, ramazan güzel geçiyor. Ramazan yoğunluğumuz devam ediyor" dedi. Ramazan ayın sonlarına doğru yoğunluğun aratacağını söyleyen Şarküteri Mustafa Sancak ise, "Ramazanın ilk başlarında, ayın heyecanından dolayı işlerimiz hareketliydi. Bu aralar biraz sakinleşti. Ramazan aynın sonlarına doğruda bayram telaşından dolayı bir hareketlilik bekliyoruz" ifadelerini kullandı. "Ramazan bize bereketiyle birlikte geldi" Pastırmacı Yasin Güzel, Kayseri’nin yöresel lezzetlerinin ramazan ayında rehavet gördüğünü belirterek, "Yaklaşık 12-13 senedir bu sektörün içeresindeyim. Pastırma ve sucuk satışında bulunmaktayım. Şuanda ramazan aynın içerisindeyiz. Ramazan ayında olduğumuz için sucuk, pastırma, sucuk içi, mantı gibi ürünlerin satışı biraz daha hızlandı diye biliriz. Ramazan bize bereketiyle birlikte geldi. Ramazanın son günlerine yaklaşırken daha çok yoğunluğumuz artar. Allah’a şükürler olsun sıkıntısınız şekilde ilerlemeye devam ediyoruz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 12:49 Türkiye’den 50 firma stratejik kompozit teknolojileriyle Paris’te sahneye çıktı Kompozit malzemeleri, ürünleri ve teknolojilerinin sergilendiği JEC World 2026 Paris Fuarında açıklamalarda bulunan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, "100 milyar dolarlık dünya kompozit pazarından aldığımız payı daha da artırmaya odaklanıyoruz. Türkiye’de 2025’te 3 milyar dolara yaklaşan kompozit malzeme pazarının ve 820 milyon doları aşan ihracatımızın daha da yukarı tırmanmasını öncelikli görüyoruz" dedi. İnsansız hava araçlarından, balistik füze gövdelerine, elektrikli otomobillerin batarya kutularından roketlere ve rüzgar enerjisi kanatlarına kadar ileri teknoloji gerektiren tüm sektörlerin odağında bulunan Türk kompozit sektörü, 50 firma ve kurumla katıldığı JEC World Paris fuarında yeteneklerini sergiliyor. Dünyanın en büyük kompozit malzemeleri, ürünleri ve teknolojileri fuarı JEC World 2026, Fransa’nın başkenti Paris’te kapılarını açtı. Türkiye, fuara İstanbul Ticaret Odası (İTO) koordinasyonunda 23’ü milli katılım alanında olmak üzere toplam 50 firma ve kuruluşla katıldı. Türkiye fuarda katılım alanı ile Çin ve Almanya’dan sonra en büyük 3’üncü ülke oldu. Bu yıl 61’incisi düzenlenen fuarda 27 ülke pavilyonu, 94 ülkeden bin 400’den fazla katılımcı firma ve start-uplar yer aldı. Küresel kompozit malzeme pazarı 100 milyar dolara yaklaşan büyüklüğe ulaşırken, JEC World’e katılan Türk şirketleri, havacılıktan otomotive, kimyadan makineye, yazılımdan biyoteknolojiye kadar Türk kompozit mühendisliğinin kabiliyetlerini dünyaya tanıttı. Türkiye’nin milli katılım organizasyonu 2013 yılından bu yana İTO tarafından gerçekleştiriliyor. Kompozit malzemeler, iki ya da daha fazla farklı malzemenin bir araya getirilmesiyle oluşturulurken bileşenlerinin tek başına sağlayamayacağı üstün özelliklere sahip oluyor. Hafiflik, yüksek mukavemet, korozyon direnci ve tasarım esnekliği sayesinde otomotivden havacılığa, savunmadan yenilenebilir enerjiye kadar birçok sektörün önemli bir girdisi olarak öne çıkıyor. Kompozitler son yıllarda "akıllı malzeme" işlevlerini de üstlenmeye başlarken enerji depolama, kendi kendini algılama ve termal düzenleme gibi yeni nesil özellikler sektörün sınırlarını genişletiyor. Hidrojen enerjisinde yakıt hücreli araçların yüksek basınçlı depolama tankları karbon fiber takviyeli kompozit basınçlı kaplardan üretilirken uzay sektöründe de SpaceX’in Starship’inden Rocket Lab’in Neutron’una kadar yeni nesil yeniden kullanılabilir roketlerin gövde yapıları ve yakıt tankları karbon fiber kompozitlerle inşa edilirken Fransa’da ise emekli yolcu uçaklarından geri kazanılan termoplastik kompozit parçalar, yeni nesil uçaklarda kullanılmasıyla öne çıkıyor. "Kompozitte bir merkez olma fırsatını değerlendirmeliyiz" Paris’teki fuarda yaptığı açıklamada kompozitin Türkiye’nin stratejik sektörlerinden biri olduğunu söyleyen İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye kompozit malzemede artık yalnızca üretici değil, döngüsel ekonominin kurallarını belirleyen ülkeler arasında yer alıyor. 2026’nın bu dönüşümün miladı olmasını öngörüyoruz. Küresel tedarik zincirinin yeniden şekillendiği, enerji verimliliği ve sürdürülebilirliğin öne çıktığı günümüzde kompozitte bir merkez olma fırsatını değerlendirmeliyiz. Kompozit sektörü yüksek katma değer üretme kapasitesi ve stratejik önemiyle öne çıkıyor. Kompozit bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecekte hangi ülkenin daha gelişmiş olacağını belirleme gücüne sahip bir sektör” şeklinde konuştu. “Dünya kompozit pazarından aldığımız payı daha da artırmaya odaklanıyoruz" Türkiye’nin genç ve dinamik üretim altyapısı ile mühendislik kabiliyetinin kompozit alanında küresel rekabette önemli avantaj sunduğunu kaydeden Avdagiç, “Firmaların ise AR-GE ve inovasyon yatırımlarıyla katma değeri yüksek üst segment ürünlere yönelmesi sektör ihracatını güçlendirecektir. Kompozit sektörünün diğer sektörleri harekete geçiren yapısı var. Kompozit ileri teknoloji gerektiren tüm sektörlerin odağında bulunuyor. Türkiye’nin dünya kompozit pastasından aldığı payı artırması için JEC World Paris Fuarı’na Türk firmalarının katılımlarını organize ediyoruz. 100 milyar dolarlık dünya kompozit pazarından aldığımız payı daha da artırmaya odaklanıyoruz. Bu yoldaki ilerleyişimizi kalıcı adımlarla perçinlemek için çalışıyoruz. Türkiye’de 2025’te 3 milyar dolara yaklaşan kompozit malzeme pazarının ve 820 milyon doları aşan ihracatımızın daha da yukarı tırmanmasını öncelikli görüyoruz" ifadelerini kullandı. JEC World 2026 Fuarı, 12 Mart’a kadar Paris’te ziyaretçilerini ağırlayacak.
Bakan Ersoy: "13 binden fazla eser ait olduğu topraklara geri getirildi"
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:45 Bakan Ersoy: "13 binden fazla eser ait olduğu topraklara geri getirildi" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "2002-2026 yılları arasında toplam 13 bin 449 eser ait olduğu topraklara getirildi. Bu eserlerin büyük bölümünü oluşturan 9 bin 134’ü son 8 yılda ülkemize kazandırıldı" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Ersoy, müzeden sahneye, kütüphaneden kazı alanlarına kadar kültür ve sanatın birçok alanında Türkiye’nin 2025 yılında Cumhuriyet tarihinin en yüksek rakamlarına ulaştığını söyledi. "Türkiye Kültür Yolu Festivali uluslararası bir kültür markasına dönüştü" Bakan Ersoy, "2021 yılında 80 mekanda ve 2 binin üzerinde sanatçıyla başlattığımız kültür-sanat yolculuğunu ’Dünyanın En Büyük Festivali’ haline dönüştürdük. Her geçen yıl artan ivmesi ile Türkiye Kültür Yolu Festivali, ‘ölçeği’, ‘yaygınlığı’ ve ‘etkisiyle’ uluslararası bir kültür markasına dönüştü. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023 yılından itibaren Avrupa Festivaller Birliği üyesi olan festivalimiz; geçtiğimiz yıl 8 ay boyunca 20 şehirde binden fazla etkinlik noktasında 50 bini aşkın sanatçının katılımıyla 9 bin 600’den fazla etkinliğe sahne oldu" dedi. 2026 yılında Aydın, Eskişehir, Kahramanmaraş, Mersin, Ordu ve Sakarya illerinin de festivale dâhil edilerek 26 ilde düzenleneceğini kaydeden Ersoy, "Şehirlerimiz merakla bekliyor biliyorum; festival takvimimizi de belirledik. Türkiye Kültür Yolu Festivallerinin sosyal medya hesaplarından tarihlerimizi açıklıyoruz. 2027 yılında Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ illerimiz de doyasıya festival coşkusunu yaşayacak" ifadelerini kullandı. Ersoy, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerine 32 unsurun kaydedilmesiyle Türkiye’nin dünyada en fazla unsur kaydettiren ikinci ülke olduğunu hatırlattı. Ersoy, "102 usta ’Yaşayan İnsan Hazinesi’ olarak tescillendi. Bu başarı kültürel süreklilik açısından büyük önem taşıyor’’ şeklinde konuştu. "Devlet tiyatrolarında seyirci sayısında hedefimiz 2,5 milyona ulaşmayı hedefliyoruz" Devlet Tiyatrolarının 2002’de 28, 2017’de ise 41 sahneyle faaliyet gösterdiğini hatırlatan Ersoy, "Bugün 59 sahneye ulaştık. 2025-2026 sezonunda bu sayıyı 64’e çıkarmayı hedefliyoruz" dedi. Ersoy, seyirci sayısının da 2,5 milyondan yukarılara ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti. Her geçen gün yeni oyun sayısını artırdıklarını ve geçen sezon sahnelenen yerli oyun sayısının 99 olduğunu söyleyen Ersoy, "Bu oyunlarımızı, seyircilerimizin yoğun ilgisini çeken yabancı eserlerle birleştirerek başarıyı yakalıyoruz. Geçtiğimiz sezon Kerbela, Rembetiko Efsanesi, Dracula Bir Dehşet Anatomisi, Anna Karanina gibi eserler büyük ilgi görmüştü. Bu yıl da Faust, Büyük Romulus, Ölü Çınarlar ve Gümüş Patenler gibi prestijli eserlerimizi sanatseverlerin beğenisine sunuyoruz" ifadelerini kullandı. Devlet Opera ve Balesinin 2024-2025 sezonunda bin 228 temsil ile tarihi bir başarıya imza attığını belirten Bakan Ersoy, bu yıl için hedeflerinin bin 350 temsil ve seyirci sayısının da 775 bin olduğunu ifade etti. "Biletleri 45 saniyede tükenen oyun: Fındıkkıran" Birçok oyunun beğeniyle takip edildiğini ve kapalı gişe sahnelendiğinin altını çizen Ersoy, "Bir gerçek var ki o da Fındıkkıran. Bu eser tüm dünyada yeni yıl eseri olarak sahneleniyor. Bu yıl tüm bölge müdürlüklerimizin de katılımıyla genel müdürlüğümüzün tüm salonlarında sahnelendi, hatta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de oynandı. Bu temsillerin her birinde biletler sadece 45 saniye içinde tükendi. Biletini gişeden almak isteyenler gece 3-4 gibi sıraya girdi. Benzer bir ilgiyi düzenlediğimiz festivallerde de yaşadık. Bu yıl ikincisi düzenlenen Anadolu Opera ve Bale Festivali yine büyük yankı uyandırdı. Geçtiğimiz yıl Şırnak’tan başlamıştık bu yolculuğa bu yıl ilk durak Bartın oldu. Bu tablo, kültür ve sanatı erişilebilir kılma vizyonumuzun, nitelikli üretimi yaygınlaştırma hedefimizin ve sanat kurumlarımıza duyduğumuz güvenin somut sonucudur" dedi. Ersoy, sinema alanındaki destekleri stratejik yatırım olarak nitelendirerek; 2017 yılında 305 projeye yaklaşık 56 milyon lira destek sağlandığını, 2025 itibarıyla proje sayısının 390’a, destek tutarının ise 491,6 milyon liraya ulaştığı bilgisini paylaştı. Sinemayı turizm tanıtımında etkili kullanmaya başladıklarının önemine dikkat çeken Ersoy, "Mini dizi stratejimiz ile ülkemizin tarihi ve turistik yerlerini Türk dizilerinin büyük üne sahip isimleri ile tanıtıyoruz. Ülkemizi bir hikâye üzerinden tanıtarak turistleri davet ediyor, bu yaklaşımı da proaktif bir stratejiye dönüştürüyoruz. Biliyorsunuz Türk dizileri tüm dünyada 1 milyardan fazla kişiye doğrudan ulaşıyor. Amerika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada, üç kıtada ve yaklaşık 170 ülkede Türk dizilerini izlemek mümkün. Biz de bu başarıyı tanıtım stratejimizin bir parçası haline getirme kararı aldık. Detayları kısa süre sonra kamuoyu ile paylaşacağız ancak şu bilgiyi sizlerle paylaşabilirim. Bu yıldan itibaren en az 3 kıtada, 10 ülkede yayınlanan dizilerimizde ülkemizin tanıtım stratejileriyle uyumlu içerik sunan bölümleri destekleyeceğiz. Böylelikle hem doğrudan milyonlarca insana ulaşacağız hem de ülkemizi, kültürümüzü dünyaya tanıtan dizi sektörümüze destekte bulunacağız" açıklamasında bulundu. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün 2017-2018 döneminde 585 etkinlik düzenlediğini, bu rakamın 2024-2025’te bin 6’ya çıktığını belirten Ersoy, bu sezon ise bin 500 etkinlik hedeflendiğini söyledi. "Rami Kütüphanesi’nde 3,6 milyon ziyaretçi" Kütüphaneler alanındaki gelişmeleri de paylaşan Ersoy, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kararlılıkla ilerlediğimiz ’Türkiye Yüzyılı Vizyonu’ çerçevesinde kütüphanelerimiz bizim için büyük önem taşımaktadır. 2002’den 2025’e uzanan bu yolculukta kütüphanelerimiz; yaşayan, üreten ve buluşturan mekânlara dönüştü. Bugün sayısı bin 300’ü aşan kütüphanelerimiz; öğrencinin, araştırmacının, çocuğun ve gencin ortak yuvasıdır" diye konuştu. Ersoy, "Attığımız kararlı adımlar neticesinde 2017’de 93 bin olan oturma kapasitemizi yüzde 60 büyüme ile 150 bine çıkarttık. Kullanım alanımız ise 2017 yılında 313 bin metrekareydi, bugün 789 bin metrekareye çıktı. Bu da yüzde 152 büyüme demek. İnşallah 2026 yılı sonunda 1 milyon metrekareye ulaşacağız. Kütüphanelerimizi de sanatsal ve kültürel etkinliklerle de buluşturduk. Geçtiğimiz yıl Rami Kütüphanesi’nde 3 milyon 600 binden fazla ziyaretçi ağırlandı. Burada düzenlediğimiz 2 bin 944 etkinliğe de 819 bine yakın kişi katıldı. Türkiye, bilgiye yatırım yapan; kültürü geleceğe taşıyan güçlü bir vizyona sahiptir. Kütüphanelerimizin aydınlığında büyüyen bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etmeye devam edeceğimizi söylemekten de büyük onur duyuyorum" şeklinde konuştu. Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Yazma Eserler Kurumu’nun faaliyetlerine ilişkin de bilgi paylaştı. Ersoy, "Kurumun envanterinde 2017 yılında 541 bin eser bulunuyor. Bu sayının 2025 itibarıyla 776 bin 700’e ulaştı" dedi. "13 binden fazla eser ait olduğu topraklara geri getirildi" Ersoy, 2020 yılında kurdukları Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı ile kültür varlıklarının iadesinde yeni bir dönemin başladığını belirterek, yürütülen sistemli çalışmaların bu alanda tarihi bir ivme sağladığını söyledi. Ersoy, "2002-2026 yılları arasında toplam 13 bin 449 eser ait olduğu topraklara getirildi. Bu eserlerin büyük bölümünü oluşturan 9 bin 134’ü son 8 yılda ülkemize kazandırıldı" dedi. Arkeoloji alanında dönüşüm başlatıldığını da vurgulayan Ersoy, "Geleceğe Miras vizyonu doğrultusunda arkeoloji alanında başlatılan dönüşümle birlikte Türkiye’de artık 12 ay süren kazı dönemi kalıcı hale geldi. 2018 yılında başlatılan bu uygulamayla yalnızca kazı süreleri değil, ayrılan kaynaklar da rekor seviyelere çıkarıldı. 2025 itibarıyla 255 kazı alanı proje kapsamına alındı" diye konuştu Ersoy, mevsim koşullarına uygun biçimde tüm yıla yayılan arkeolojik faaliyetlerle birlikte akademik üretimin de desteklendiğini; 2025 yılında bin 200’ün üzerinde uzman ve 3 binin üzerinde çalışanın istihdam edildiğini kaydetti. "Gece müzeciliği 600 bin ziyaretçiye ulaştı" Ersoy, Gece Müzeciliği uygulamasının, kültürel mirasın korunmasının ötesine geçerek onu çağdaş yöntemlerle buluşturduğunu ve bu sayede turizmin yıl geneline yayıldığını vurguladı. Ersoy, "2025 yılında ise Gece Müzeciliğini 27 müze ve ören yerine yayarak bu vizyonu daha da büyüttük. Anadolu’nun dört bir yanına uzanan bu uygulama kapsamında yaklaşık 600 bin ziyaretçiye ulaştık" dedi. "AKM, CSO ADA ve İzmir Kültür Sanat Fabrikası ilgi odağı oldu" AKM’de 3 bin 102 etkinlik gerçekleştirildiğini, toplamda 3,5 milyon kişinin etkinliklere katıldığını dile getiren Ersoy, "Yapamazlar, edemezler diyenlere karşı Cumhuriyetimizin 98. yıl dönümünde yani 2021 yılında halkımıza armağan ettiğimiz Atatürk Kültür Merkezi İstanbul’daki kültür ve sanat aktivitelerinin odak noktası oldu. ‘Ankara’nın kangreni’ olarak anılan CSO Ada Ankara’yı da 11,5 yıl gibi kısa bir sürede bitirdik ve 2020 yılında sanatseverlerle buluşturmuştuk. Başkentin kültür sanat adasında 900 etkinliğe ev sahipliği yaptık ve 554 bin sanatseveri ağırladık. Cumhuriyetimizin 100. yılında hizmete açtığımız İzmir Kültür Sanat Fabrikası da Ege’nin incisi İzmir’e çok yakıştı. İzmir tarihinde önemli yere sahip olan bu mekanı tarihi bir dönüşüm ile bugünkü haline getirdik. Halkımızın da yoğun ilgi gösterdiği bu kültürel merkezde geçtiğimiz yıl 540 etkinlik gerçekleştirilirken 600 bin sanatseveri misafir ettik. AKM, CSO ADA ve İzmir Kültür Sanat Fabrikası ilgi odağı oldu" açıklamalarında bulundu. Haydarpaşa ve Sirkeci garları sanat adasına dönüşüyor Haydarpaşa ve Sirkeci garları ile ilgili projelerden de bahseden Ersoy, "Haydarpaşa ve Sirkeci garları sanat adasına dönüşüyor. Bakanlığımız ile Devlet Demiryolları arasında Ağustos 2024’te imzalanan protokol kapsamında, İstanbul’un iki ikonik tren garı olan Haydarpaşa ve Sirkeci Gar Sahalarını da kültürel ve toplumsal miras olarak da bütüncül bir yaklaşımla koruyarak şehre kazandıracağız. Sultan II. Abdülhamid’in bizlere mirası olan bu iki muazzam eseri, İstanbul’un yeni kültür sanat adası haline dönüştürüyoruz" ifadelerini kullandı.
ABD Türk tavuğunun peşinde
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:25 ABD Türk tavuğunun peşinde Türkiye’nin beyaz et sektörünün öncü kuruluşlarından HasTavuk, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tarım merkezi Kansas’tan gelen üretici heyeti ağırladı. Mısır, soya ve buğday üreticilerinden oluşan heyet, firmanın Susurluk’taki modern entegre tesislerini yerinde inceledi. Export Council (USSEC) Türkiye Ofisi rehberliğinde 3 Şubat’ta HasTavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, Yönetim Kurulu Üyesi Bahadır Sezer ve Genel Müdür Müfit Yavuz tarafından karşılanan heyet, ilk olarak Susurluk Yem Fabrikası’nı ziyaret etti. Hammadde kabulünden laboratuvar analizlerine, rasyon hazırlığından son teknoloji üretim aşamalarına kadar tüm süreçleri inceleyen konuklar, tesisin teknik altyapısını tam notla değerlendirdi. İleri teknoloji ve robotik altyapı Yem fabrikasının ardından beyaz et üretim tesislerini gezen Kansaslı üreticiler, tavuk etinin sofralara uzanan titiz yolculuğunu yerinde gözlemledi. El değmeden ilerleyen üretim süreçleri, tam otomasyonlu paketleme sistemleri ve robotik altyapı heyetin büyük ilgisini çekti. Firmanın global standartların üzerindeki hijyen ve güvenlik protokolleri takdirle karşılandı. Ziyaret sırasında tesisin çevreci üretim vizyonu, verimlilik odaklı operasyonel yapısı ve dijitalleşme entegrasyonu hakkında detaylı bilgiler paylaşıldı. Laboratuvar analizlerinin hızı ve süreç takibindeki hassasiyet, Amerikalı tarım temsilcileri tarafından "geleceğin üretim modeli" olarak nitelendirildi. Sektörel iş birliği mesajı HasTavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, Türkiye’nin gıda, tarım ve hayvancılık potansiyeline dikkat çekerek, teknolojik entegrasyonun sektördeki önemini vurguladı. Ziyaret sonunda Kansaslı üretici birlikleri ve USSEC Türkiye Ülke Müdürü Sırrı Kayhan, Türkiye yem ve hayvancılık sektörüne katkılarından dolayı firma ekibine teşekkürlerini sundu. Görüşmede, iki ülke arasındaki tarımsal iş birliklerinin güçlendirilmesi ve gelecekte hayata geçirilebilecek ortak projeler üzerine stratejik fikir alışverişinde bulunuldu.
Sunar Yatırım’dan net sıfır hedefi: 2027 sonunda tesislerinin tüm elektrik ihtiyacını GES’lerden karşılayacak
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:23 Sunar Yatırım’dan net sıfır hedefi: 2027 sonunda tesislerinin tüm elektrik ihtiyacını GES’lerden karşılayacak Yarım asrı aşan üretim geçmişiyle Türkiye’nin gıda, tarım ve biyoendüstri alanındaki öncü gruplarından Sunar Yatırım, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırıyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, üretim süreçlerinde enerji kullanımını dönüştürerek 2027’ye kadar karbon salımını yüzde 50, 2030’a kadar ise yüzde 75 azaltmayı hedeflediklerini açıkladı. 2026 yılında bu konuya 30 milyon dolar ilave kaynak ayırdıklarını söyleyen Çomu, 2027 sonuna kadar ise üretim tesislerinin elektrik ihtiyacının tamamını GES’lerden karşılayacaklarını duyurdu. Enerji maliyetlerinin hızla arttığı ve karbon yönetiminin sanayi şirketleri için stratejik bir zorunluluk haline geldiği bu dönemde Sunar Yatırım; enerji dönüşümünü uzun vadeli büyüme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Tarımdan sanayiye uzanan entegre üretim yapısıyla grup, yatırımlarını tüm tesislerine yayıyor ve enerji verimliliği ile yenilenebilir enerji uygulamaları sayesinde çevresel etkiyi azaltırken operasyonel dayanıklılığını güçlendiriyor. Konuyla ilgili yol haritalarını ve 2025 yılı karnesini paylaşan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, "Tarıma dayalı endüstride sürdürülebilir büyüme için üretim süreçlerinin bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınması gerekiyor. Enerji verimliliği ve temiz enerji yatırımlarımızı hem çevresel sorumluluğumuzun hem de uzun vadeli üretim gücümüzün doğal bir parçası olarak görüyoruz" değerlendirmesini yaptı. Elektriğin yüzde 50’sini güneşten alıyor Sunar Yatırım, bu strateji doğrultusunda üretim süreçlerinde enerji kullanımını kalıcı biçimde dönüştürmeyi planlıyor ve karbon azaltma hedeflerini ölçülebilir yatırımlarla destekliyor. 2025 yılı itibarıyla tükettiği elektriğin yüzde 50’sini kendi güneş enerjisi santrallerinden (GES) karşılamaya başlayan şirket, 2027 yılına kadar üretim tesislerinin elektrik ihtiyacının tamamını GES’lerinden karşılamayı hedefliyor. Toplam yenilenebilir enerjide kurulu gücü 41,5 MWp’ye ulaşan grubun hali hazırda; Adana Sunar Yatırım Kampüsü, Ankara Polatlı, Çankırı Kurşunlu, Konya Karapınar ve Yozgat Yerköy’de GES’leri bulunuyor. Eskişehir Alpu, Adıyaman Besni, Manisa Soma, Aydın Efeler, Aydın Koçarlı, Antalya Kumluca, Adana Saimbeyli ve İzmir Kınık gibi yeni lokasyonlarda santrallerin kurulum çalışmaları ise devam ediyor. 2027 yılında kurulu güç 100 MWp’e ulaşacak Yenilenebilir enerji yatırımlarına projeksiyon tutan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, "Mevcut 41,5 MWp kurulu gücümüzü 2026 yılı sonuna kadar 66,5 MWp’ye, 2027 yılı sonu itibarıyla ise yaklaşık 100 MWp seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda, 2024-2025 döneminde yaklaşık 52 milyon dolarlık yatırım yaptığımız yenilenebilir enerjiye, 2026 yılı için 30 milyon dolarlık ilave kaynak ayırdık" bilgisini verdi. Çevreye, 527 ağacın yıllık oksijen üretimine eşdeğer katkı sağlıyor Sunar Yatırım, tesislerinde hayata geçirdiği enerji verimliliği projeleri sayesinde 2025 yılında 7,36 milyon kWh enerji tasarrufu sağladı. Bu çalışmalar, yıllık 576 bin Euro’nun üzerinde mali kazanım sağlarken 3 bin 529 ton karbon emisyonunun azaltılmasına katkıda bulundu. Sağlanan bu çevresel kazanım, yıllık bazda 527 ağacın oksijen üretimine eşdeğer bir etki oluşturdu. Aynı dönemde enerji verimliliği alanında 1,3 milyon Euro, çevre yatırımları kapsamında ise 19,5 milyon TL yatırım yaptıklarını açıklayan Mustafa Nuri Çomu, "Enerji verimliliğine yönelik aldığımız aksiyonlar ile çevresel etkimizi azaltırken kaynaklarımızı doğru kullanarak büyüme yolculuğumuzu sürdürülebilir kılıyoruz. Su yönetimi, çevresel risklerin azaltılması, tesis altyapısının iyileştirilmesi, atık yönetimi uygulamaları ve karbon ayak izinin izlenmesi gibi başlıklarda hayata geçirdiğimiz yatırımlar ile çevresel mevzuata uyumun ötesinde, üretim sahamızda daha izlenebilir, kontrollü ve güvenli bir altyapı oluşturuyoruz" ifadelerini kullandı. 12 Milyon Euro yatırımla atıksu arıtma tesisi kuruyor Sunar Yatırım, bu kapsamda en önemli yatırımlarından biri olarak toplam tutarı 12 milyon Euro olan yeni atıksu arıtma tesisini devreye alıyor. Üretim süreçlerinden kaynaklanan atıksular, ileri teknoloji ile arıtılacak ve geri kazanılacak. Arıtılan su, yenilenebilir enerji üretiminde kullanılacak. Tesis bünyesinde kurulacak anaerobik arıtma sistemi sayesinde atıksulardan biyogaz üretilecek ve tesisin önemli bir bölümünün enerji ihtiyacı bu biyogazdan karşılanabilecek. Bu sayede kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanımı azalacak, karbon emisyonları düşecek ve daha temiz, verimli bir enerji yapısına geçilecek. Ayrıca yeni tesis, yasal deşarj standartlarının ötesinde bir arıtma kalitesi sunacak şekilde tasarlandı. İleri biyolojik arıtma ve membran teknolojileri sayesinde arıtılan su, ilerleyen dönemde üretim süreçlerinde yeniden kullanılabilecek. Bu yaklaşım hem su kaynaklarının korunmasına hem de döngüsel ekonomi anlayışının güçlenmesine katkı sağlayacak. 2030’a doğru net sıfır yolculuğu Sunar Yatırım, yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği projeleriyle net sıfır hedefi doğrultusunda ilerliyor. Grup, enerji dönüşümünü kısa vadeli kazanımlarla sınırlı tutmadan, tüm tesislerine yayılan kalıcı bir üretim modeline dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu vizyonu özetleyen Çomu, sözlerini şöyle tamamladı: "Hedefimiz, güvenilir üretimi çevresel sorumlulukla birlikte ele alan bir biyoendüstri modeli oluşturmak. Enerji dönüşümü, bu modelin temel yapı taşlarından biri. GES projelerimiz yıllık bazda 80 bin tonun üzerinde karbon salımının önüne geçiyor. Planımız, 2030 yılına kadar karbon nötr üretim modeline geçişi tamamlamak."
Aliağa Limanları, dış ticaretin yüzde 5,5’ini tek başına derçekleştirdi
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:06 Aliağa Limanları, dış ticaretin yüzde 5,5’ini tek başına derçekleştirdi Küresel ticarette dalgalanmaların ve bölgesel risklerin arttığı bir dönemde Aliağa, güçlü sanayi altyapısı, entegre liman tesisleri ve lojistik kapasitesiyle Türkiye ekonomisinin dış ticaretteki en kritik merkezlerinden biri olma konumunu 2025 yılında da pekiştirdi. Ege Bölgesi sanayisini dünya pazarlarına bağlayan Aliağa, yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte stratejik bir dış ticaret üssü olarak öne çıkıyor. İzmir, Manisa ve Aydın başta olmak üzere Batı Anadolu’daki sanayi üretiminin ana çıkış kapısı haline gelen Aliağa, 2025 yılında ulaştığı 35 milyar 311 milyon dolarlık dış ticaret hacmiyle Ege Bölgesi’nin dış ticaret omurgasını oluşturmaya devam etti. Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) verilerine göre 2025 yılında Aliağa limanlarından gerçekleşen ihracat bir önceki yıla göre yüzde 2,2 artışla 21 milyar 716 milyon dolar olurken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ithalat ise bir önceki yıla göre yüzde 7,4 düşerek 13 milyar 487 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu tabloyla Aliağa, 9 yıldır aralıksız dış ticaret fazlası veren nadir merkezlerden biri olma özelliğini sürdürdü. 2025 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 161 seviyesine ulaştı. Kimya, elektronik ve çelik ihracatta öne çıktı 2025 yılı ihracat verileri sektörel çeşitliliğin ve üretim gücünün geldiği noktayı da ortaya koydu. Aliağa limanlarından en fazla ihracat, 6 milyar 300 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri sektöründe gerçekleşti. Bu sektörü 2 milyar 706 milyon dolarla elektrik-elektronik ürünleri ve 2 milyar 628 milyon dolarla çelik ürünleri izledi. Söz konusu veriler, Aliağa’nın katma değeri yüksek ve sanayi temelli ihracat yapısını güçlendirdiğini gösterdi. Ege’nin yüzde 58’i, Türkiye’nin yüzde 8’i Aliağa’dan Aliağa Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ertürk, 2025 yılı dış ticaret verilerini değerlendirirken Aliağa limanlarının bölgesel ve ulusal ölçekte üstlendiği role dikkat çekti. Ertürk, Ege Bölgesi toplam ihracatının yüzde 58’inin, Türkiye ihracatının ise yüzde 8’inin Aliağa limanlarından gerçekleştirildiğini belirtti. Aynı şekilde Ege Bölgesi ithalatının yüzde 51’i, Türkiye ithalatının ise yüzde 3,7’si Aliağa üzerinden yapıldı. Toplam dış ticarette ise Aliağa, Ege Bölgesi’nin yüzde 55,8’ini, Türkiye’nin ise yüzde 5,5’ini tek başına gerçekleştirdi. Bu verilerin, Aliağa’nın artık yalnızca bir liman bölgesi değil; üretim, ticaret ve lojistiğin entegre olduğu uluslararası bir ticaret hub’ı haline geldiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Ertürk, 2050 yılına kadar limancılık ve lojistikte Aliağa’nın Türkiye ve dünya ortalamasının üzerinde büyümeye devam edeceğine dair güçlü öngörüler bulunduğunu ifade etti. Yük ve gemi trafiğinde Türkiye’nin zirvesinde Aliağa’nın, yalnızca dış ticaret performansıyla değil, limanlar bölgesindeki güçlü rakamlarıyla da dikkatleri üstüne çektiğini söyleyen Başkan Ertürk, "2025 yılında Aliağa limanlarında gerçekleştirilen toplam yük elleçlemesi, bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artışla 88 milyon 699 bin ton seviyesine ulaşarak, Türkiye’de en fazla yük elleçlenen liman bölgesi olma unvanını korudu. Aynı dönemde Aliağa limanlarına uğrayan gemi sayısı yüzde 2,26 artışla 6 bin 224’e yükselerek, Kocaeli’nin ardından Türkiye’nin en yoğun gemi trafiğine sahip ikinci liman bölgesi oldu. Bu tablo, Aliağa’nın uluslararası deniz ticaretinde güvenilir ve tercih edilen bir merkez haline geldiğinin somut bir göstergesidir" dedi. Konteyner ve sıvı yükte stratejik lojistik güç 2025 yılında ulaşılan 1 milyon 701 bin TEU konteyner elleçleme hacmiyle Aliağa limanlarının, Türkiye genelinde ilk 5 liman bölgesi arasında yer aldığını söyleyen Ertürk; "Konteynerden dökme ve genel kargoya kadar çok farklı yük türlerine aynı anda hizmet verebilen entegre liman yapımız, küresel ticarette önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Ayrıca Türkiye’deki toplam sıvı yük elleçlemesinin yaklaşık yüzde 30’unun Aliağa limanlarında gerçekleştirilmesi, bölgemizin enerji ve petrokimya lojistiğinde ülke ekonomisi açısından taşıdığı stratejik rolü bir kez daha ortaya koymaktadır" diye konuştu. Sanayi, enerji ve lojistikte çok yönlü güç Son 15 yılda gerçekleştirilen büyük ölçekli yatırımlar sayesinde Aliağa’nın, Türkiye’nin en hızlı büyüyen bölgelerinden biri konumuna ulaştığını ifade eden ALTO Başkanı Ömer Ertürk, "Aliağa, ülkenin demir-çelik ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini, işlenmiş petrol ürünleri ihtiyacının ise yaklaşık yüzde 50’sini tek başına karşılıyor. Konvansiyonel enerji üretiminin yanı sıra rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarıyla yenilenebilir enerji alanında da güçlü bir üretim kapasitesine sahip olan bölge; hububat depolama, antrepo ve lojistik geri hizmetleriyle ticaret zincirini tamamlayan bir ekosistem sunuyor. 2026 yılında üretime başlayacak olan Honda’nın motosiklet yatırımı ve Nordex’in kanat üretim tesisi de Aliağa’nın çok sektörlü ekonomik yapısını güçlendiren yatırımlar oldular. Bu çok yönlü yapı, Aliağa’nın sahip olduğu ekonomik ve jeostratejik avantajları daha da belirgin hale getirirken, yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini bölgeye yoğunlaştırıyor. Son dönemde yatırımların yönünün Aliağa ve çevresine çevrilmesi de bu potansiyelin somut bir göstergesi" dedi. "Aliağa’nın gücü, altyapı yatırımlarıyla tam anlamıyla açığa çıkar" Aliağa Ticaret Odası Başkanı Ömer Ertürk, Aliağa’nın güçlü konumuna rağmen çözüm bekleyen yapısal sorunların bulunduğunu da vurgulayarak, bu gücün sürdürülebilir kılınabilmesi için kamu ve özel sektörün eş zamanlı, kararlı ve koordineli adımlar atmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Mevcut durumda limanlar bölgesi ile ağır sanayi alanlarının, özellikle ulaşım altyapısı başta olmak üzere önemli eksikliklerle karşı karşıya bulunduğunu belirten Ertürk, bugün ortaya çıkan yüksek kapasitenin, yetersiz altyapıya rağmen bölgedeki yatırımcıların özverili çalışmalarıyla sağlandığını kaydetti. Liman geri sahaları, ulaşım altyapısı ve lojistik destek alanlarının bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmaması halinde mevcut potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken Ertürk, limanlar ve ağır sanayi bölgesinin önümüzdeki 40–50 yıllık lojistik ihtiyaçları gözetilerek planlanması gerektiğini vurguladı. Parçacıl çözümlerin yeterli olmadığını ifade eden Ertürk, yetkili kurumlar ile yatırımcıların ortak vizyon ve güçlü bir iş birliği içinde hareket etmesi halinde Aliağa’nın sürdürülebilir büyümesinin hız kazanacağını; doğru planlama ve nitelikli altyapı yatırımlarıyla desteklendiğinde Aliağa’nın sanayi, üretim, istihdam ve ihracat alanlarında Türkiye ekonomisine katkısının önümüzdeki yıllarda da artarak süreceğini ifade etti.
Akıncı, Kahire’de Türkiye-Mısır İş Forumu’na katıldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:04 Akıncı, Kahire’de Türkiye-Mısır İş Forumu’na katıldı Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır’a gerçekleştirdiği resmî ziyaret kapsamında Kahire’de düzenlenen Türkiye-Mısır İş Forumu programına katıldı. Forum, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Mısır Yatırım ve Serbest Bölgeler Kurumu General Authority for Investment and Free Zones (GAFI) iş birliğinde; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Es-Sisi’nin katılımıyla gerçekleştirildi. Programa TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu öncülüğünde oda ve borsa başkanları da katılım sağladı. Forum öncesinde GTB adına temaslarda bulunan Akıncı, Mısır’daki İsmailiye Ticaret Odası ile Garbiye Ticaret Odası arasında tarım ve tarımsal gıda sanayini kapsayan iki ayrı iş birliği protokolüne imza attı. Protokollerle; üretimden pazarlamaya uzanan süreçte bilgi paylaşımı, ortak projeler ve karşılıklı yatırım imkanlarının geliştirilmesi hedefleniyor. Forum süresince gerçekleştirilen ikili görüşmelerde Türkiye-Mısır ticari ve ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesi, iki ülke arasındaki ticaret hacminin orta vadede 15 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefi, üçüncü ülkelerde ortak iş yapma imkânları ile tarım ve gıda sanayinde katma değeri yükseltecek modeller ele alındı. Programın ardından değerlendirmelerde bulunan GTB Başkanı Mehmet Akıncı, bu tür üst düzey platformların reel sektör açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çekerek, "Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişkilerin yeniden ivme kazandığı bir dönemde gerçekleştirilen bu forum, özellikle tarım ve gıda sanayinde yeni bir iş birliği zeminini beraberinde getiriyor. Gaziantep olarak güçlü üretim altyapımızı, ihracat tecrübemizi ve gıda sanayindeki birikimimizi uluslararası ortaklıklarla daha ileri taşımayı hedefliyoruz. İmzaladığımız protokoller; karşılıklı ticaret hacminin artırılması, tarımsal üretimde katma değerin yükseltilmesi ve ortak yatırım imkanlarının somut projelere dönüşmesi açısından önemli bir başlangıçtır. Önümüzdeki süreçte pazar çeşitlendirmesini güçlendiren, sürdürülebilir ve uzun vadeli iş birliklerine odaklanmayı hedefliyoruz" diye konuştu.
Uçurum: "AOSB’yi yeniden Türkiye’nin zirvesine taşımak için yola çıktık"
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:13 Uçurum: "AOSB’yi yeniden Türkiye’nin zirvesine taşımak için yola çıktık" Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) 10 Şubat’ta yapılacak seçimler öncesinde sanayici kimliği, yönetsel deneyimi ve katılımcı vizyonuyla öne çıkan Başkan Adayı İsrafil Uçurum, "Hep birlikte yönetmek, hep birlikte büyümek" anlayışını merkeze alan bir vizyon ile hizmete talip olduklarını belirtti. AOSB’nin köklü ve güçlü sanayi yapısının simge firmaları arasında yer alan Bossa ve Oğuz Tekstil’in Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten ve Adana Sanayi Odası (ADASO) Meclis Başkanlığı görevini 2014 yılından bu yana sürdüren İsrafil Uçurum, seçim yarışında özellikle arsa, enerji ve yönetişim başlıklarında ortaya koyduğu net mesajlarla öne çıktı. 2004-2010 yılları arısında AOSB’nin yönetiminde görev alan, başkanlık yapan ve bu görevi kendi isteğiyle devrederek kurumsal yönetişim anlayışıyla örnek bir davranış ortaya koyan İsrafil Uçurum, güneyin sanayi üssünü yeniden Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri haline getirmek için başkanlığa talip olduğunu vurguladı. İsrafil Uçurum, "AOSB, Adana’nın sanayi hafızası, Türkiye’nin ihracat gücünün önemli merkezlerinden biridir. Ben de bu bölgenin içinde yetişmiş, yatırımını AOSB’ye yapmış, üretimin her aşamasını birebir yaşamış bir sanayici olarak sorumluluk almaya talibim. Çünkü AOSB’nin yeniden ivme kazanması, sanayicinin önünün açılması ve bölgenin hak ettiği yere ulaşması gerektiğine inanıyorum" dedi. "Vizyonumuzun temel sütunları şeffaflık, katılımcılık ve kurumsallık" Yönetim vizyonunun merkezinde şeffaflık, katılımcılık ve kurumsallık anlayışının yer aldığını, kişilere değil sisteme dayalı bir yönetim anlayışı hedeflediklerini kaydeden İsrafil Uçurum, "Farklı sektörlerden 11 asıl, 11 yedekten oluşan güçlü bir yönetim kurulu oluşturduk. AOSB’deki sanayicilerin teveccühü ile hizmet bayrağını devraldıktan sonra önde gelen sanayicilerin yer alacağı bir de danışma kurulu oluşturacağız. Bölgemizdeki sanayicileri karar süreçlerine doğrudan dahil edeceğiz. Genç ve kadın sanayicilerimizi de OSB yönetimine entegre edeceğiz. AOSB’yi 500 sanayicimizle birlikte yönetmek istiyoruz. Herkes ne olup bittiğini bilsin, söz sahibi olsun. Bunu anlayışın oturmasını istiyoruz" diye konuştu. Küresel rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde sanayicinin üzerindeki maliyet baskısının azaltılmasının temel öncelik olması gerektiğini vurgulayan İsrafil Uçurum, özellikle ucuz ve temiz enerji konusuna dikkat çekti. Yönetimleri döneminde atmış oldukları adımlar sayesinde bugün OSB’de kullanılan elektriğin ve doğalgazın OSB dışındaki fabrikalara göre daha ucuz olmasını sağladıklarını kaydeden İsrafil Uçurum, "Şimdi mevcudun üzerine yenilerini ekleme zamanıdır. Göreve gelir gelmez sanayicinin daha ucuz ve temiz enerji kullanabilmesi için bakanlıklar başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarla irtibata geçeceğiz. Türkiye genelinde tarıma elverişsiz alanlarda enerji santrali projemizi hayata geçirmek istiyoruz. Böylelikle sanayiciye uygun maliyetli elektrik sağlayacağız. Bu yatırımlarımız sınırda karbon düzenlemesi başta olmak üzere küresel çevre standartlarını da gözeten stratejik yatırımlar olacak" ifadelerini kullandı. Temel amaçlarının AOSB’de üretim yapan sanayicinin rekabet gücünü artırmak, yatırımı teşvik etmek ve bölgeyi yeniden Türkiye’nin öncü sanayi merkezlerinden biri haline getirmek olduğunu kaydeden İsrafil Uçurum, "Elektrik, su, doğal gaz ve OSB aidatlarında maliyetleri aşağı çekecek düzenlemeler yapacağız. Sanayicinin dış pazarlara erişimini kolaylaştıracak ihracat destek ofislerinin kurulmasını sağlayacağız. Nitelikli iş gücüne erişimi güçlendirecek insan kaynakları destek mekanizmalarını hayata geçireceğiz. Dijitalleşme, yazılım ve yeni nesil sanayi yatırımları için altyapıyı güçlendireceğiz" dedi. "Sanayicilerin ortak çağrısı ve talebiyle başkan adayı oldum" Başkan adaylığının bir makam arayışından değil, sanayicilerin ortak çağrısı ve talebiyle şekillendiğini vurgulayan İsrafil Uçurum, yönetim anlayışının merkezine sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirliği koyduklarını ifade etti. Makamların hizmet aracı olarak görülmesi gerektiğini dile getiren İsrafil Uçurum, "Makam peşinde değiliz. Zamanında AOSB Başkanlığını kendi isteği ile bırakan biriyim. Adana Sanayi Odası Meclis Başkanı olarak odasını sanayiciye hizmet üretmek için Türk Eximbank’a veren bir anlayışa sahibim" diye konuştu. En dikkat çekici taahhütlerinden birinin de görev süresi sınırlaması olduğunu belirten İsrafil Uçurum, AOSB’de yönetim anlayışının kurumsallaşması gerektiğine dikkat çekti. İsrafil Uçurum, bu kapsamda başkanlık görev süresinin en fazla iki dönemle sınırlandırılmasına yönelik prensip kararının genel kurulda sanayicilerin oyuna sunulmasını hedeflediklerini söyledi. AOSB’nin bugün çözüm bekleyen en önemli sorunlarının başında arsa üretimi ve yatırım süreçlerinde yaşanan tıkanıklıkların geldiğini söyleyen İsrafil Uçurum, daha sonra şunları söyledi: "Yıllardır ön tahsisi yapılmış ancak yatırıma dönüşmemiş alanlar, teslim tarihleri belirsiz projeler ve sanayicinin kullanamadığı ciddi bir kaynak söz konusu. Sanayici arsa istiyor. Ön tahsis yapılmış ama arsa sanayiciye yatırım için teslim edilmediği gibi alt yapı yatırımları dahi yapılmamış alanlar mevcut. Göreve gelir gelmez en öncelikli işimiz, arsa üretimini hızlandırmak, altyapıları tamamlamak ve tüm süreçleri şeffaf, takvime bağlı ve denetlenebilir hale getirmek olacaktır. AOSB, bir dönem Türkiye’nin en büyük ve en güçlü 2’nci OSB’si iken ancak bugün geldiğimiz noktada ilk 15 içine dahi giremiyor. Doğru yönetim, güçlü vizyon ve sanayicinin desteğiyle AOSB’yi yeniden Türkiye’nin ilk üç organize sanayi bölgesi arasına taşımak mümkündür. Ben bu sorumluluğu almaya, AOSB’yi birlikte yönetmeye ve üretimin gücünü yeniden zirveye taşımaya hazırım."
Fırat EDAŞ Malatya’da deprem sonrası enerji altyapısına 3,5 milyar TL yatırım yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:13 Fırat EDAŞ Malatya’da deprem sonrası enerji altyapısına 3,5 milyar TL yatırım yaptı 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da enerji altyapısının yeniden ayağa kaldırılması için sahadaki çalışmalarını sürdüren Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (Fırat EDAŞ), 3,5 milyar TL yatırım gerçekleştirdi. Yatırımlar kapsamında Malatya genelinde 83 dağıtım merkezi, 270 trafo, 36 bin 255 direk, 10 bin 671 armatür ile 1.701 kilometre yeni hattı şebekeye dahil eden şirket, enerji arzının güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürülebilmesi için saha faaliyetlerini sürdürüyor. Üç yıl önce meydana gelen 6 Şubat Depremi, binlerce insanın yaşamını kalıcı biçimde değiştirdi. Depremden etkilenen şebekenin tekrar ayağa kaldırılması ve güvenli şekilde yeniden işletilmesi öncelik haline geldi. Bu kapsamda Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (Fırat EDAŞ), Malatya’da enerji altyapısının güçlendirilmesini öncelikli bir sorumluluk olarak ele aldı. Afetin hemen ardından başlatılan çalışmalarla, güvenli ve dayanıklı bir şebeke yapısının oluşturulmasını hedefledi. Güçlü ve dayanıklı bir enerji altyapısı Şirket, Malatya’da deprem sonrasında toplam 3,5 milyar TL yatırım hayata geçirerek kent genelinde enerji altyapısının onarımı, yenilenmesi ve kapasitesinin artırılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çalışmalar sonucunda kent genelinde 83 dağıtım merkezi, 270 trafo, 36 bin 255 direk, 10 bin 671 armatür ve 1.701 kilometre yeni hat şebekeye dahil edildi. Gerçekleştirilen yatırımlar, Malatya’da günlük yaşamın devamı açısından kritik öneme sahip altyapının yeniden ayağa kalkmasına katkı sundu. Fırat EDAŞ, gerçekleştirdiği çalışmalarla mevcut ihtiyaçları karşılamanın yanı sıra gelecekte yaşanabilecek afetlere karşı dirençli bir enerji altyapısı oluşturduğunu duyurdu. "Önceliğimiz hayatın devamlılığı oldu" Konuya ilişkin bir değerlendirmede bulunan Fırat EDAŞ Şirket Müdürü Müjdat Çelik, "6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da enerji altyapısının güvenli ve dayanıklı biçimde yeniden kurulması, bizim için teknik bir çalışmanın ötesinde bir sorumluluktu. Enerji altyapısını mümkün olan en kısa sürede yeniden ayağa kaldırmak için aralıksız çalıştık. Bu süreçte önceliğimiz, yaşamın kesintisiz sürdürülebilmesi için sahada hızlı, koordineli ve kalıcı çözümler üretmekti. Yaptığımız yatırımlarla altyapıyı daha güvenli ve daha dayanıklı hale getirdik. Çalışmalarımız sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda aralıksız sürdürüyoruz" dedi.
Yüzlerce yıllık tatlıyı dondurmayla buluşturdu; şimdi dünyaya satıyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:12 Yüzlerce yıllık tatlıyı dondurmayla buluşturdu; şimdi dünyaya satıyor Bursa’nın İnegöl ilçesinde 125 yıllık tarihe sahip bir helvacının 4’üncü kuşak temsilcisi Cihan Bozacılar, yüzlerce yıllık tarihe sahip geleneksel Türk tatlısı olan irmik helvasını 2017’de dondurmayla bir arada sunmaya başlayarak, gençlerin tüketim alışkanlıklarına girmeyi başardı. Çocukluğu tezgah başında helva satarak geçen 40 yaşındaki Bozacılar, bugün 400’e yakın şubesiyle milyonlarca kişiye klasik, Antep fıstıklı, Dubai çikolatalı, meyveli irmik helvası yediriyor. Yaş ortalamasını düşüren, çocuklara bile irmik helvasını sevdiren Bozacıoğlu, Türkiye ve 20 ülkede 400’e yakın şubesinde dondurmalı irmik helvası yedirirken, şube ağını genişletmeyi hedefliyor. Helvacı Ali Yönetim Kurulu Başkanı Cihan Bozacılar, hikayelerinin 1892 yılında ilk kuşak dedeleri olan İdris Efendi’nin Yugoslavya (Kosova) Prizen’den İnegöl’e göç etmesiyle başladığını söyledi. Bozacılar, İdris Efendi tarafından ilk helva, boza ve şıra dükkanının 1900’de İnegöl’de açıldığını anlatarak, "Helvacı Ali’nin isim babası ise 1919 yılında doğan 2. kuşak dedemiz Ali Bozacılar oldu. Uzun yıllar sürdürdüğü helvacılığı oğlu Şadan Bozacılar’a devretti ve bu köklü miras babamdan da bana aktarıldı" dedi. Tahin helvası ve yaz helvası gibi katı helva grubunun üreticisi olduklarını dile getiren Bozacılar, 125 yıllık dükkanlarında aynı lezzet ve kaliteyle bugünlere geldiklerini kaydetti. Çocukluğu ticaretin içinde geçti Dedesinin yönlendirmesiyle çocukluğunun tatlı tezgahında helva satarak geçtiğini aktaran Bozacılar, 40 yaşında olduğunu ve tüm hayatının helvanın içinde geçtiğini söyledi. Zamanla irmik helvası ve diğer bazı tatlıların da üretim ve satışına başladıklarını anlatan Bozacılar, "Ticaretin Türkiye’deki merkezlerinden olan İnegöl’de bulunmak bizim için bir şanstı. Yeni bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Mobilyanın merkezindeyiz. Herkes sürekli yeni ürünlerle tüketicilerin karşısına çıkıyor. Bizim de yeni, kalıcı ve sevilen bir ürüne ihtiyacımız vardı" ifadesini kullandı. Katı helvaların özellikle tahin helvasının sezonluk olduğunu belirten Bozacılar, şöyle konuştu: "Tam zamanlı helva tüketimini nasıl oluştururuz diye düşündük, çalıştık ve katma değerli bir ürün ortaya koyduk. Osmanlı’dan gelen kültürel mirasımız olan irmik helvasını dondurmayla buluşturduk. İrmik helvası genellikle Ramazan ayında iftar sonrasında tüketilen bir tatlı türü. Anadolu’da düğün yemeklerinde de sıkça tüketiliyor. Biz bu geleneksel tatlıyı dondurmayla kolay sunum halinde planladık. 2017 yılında ikinci şubemizi İnegöl’de açtık ve dondurmalı irmik helvası hikayesi de böyle başladı." Helva tüketim yaş ortalaması düştü Normalde tahin helvasının, yaz ve irmik helvasının genel tüketim yaş ortalamasının yukarıda olduğunu belirten Bozacılar, "Gençlere bu tatlıyı tükettirmek kolay değildi. Dondurmalı hale gelince tüketici yaşını çok aşağılara çektik. Çocuklar ve gençler dondurmalı irmik tatlısını çok sevdi" dedi. Gıdada hızlı tüketim çağında olunduğunu dile getiren Bozacılar, "İnsanlar yemeğini, tatlısını hızlıca tüketip işlerini halletme telaşında. Elbet yemek ayrı bir kültür, sohbeti, buluşmaları, iş görüşmeleri açısından önemli. Ancak hızlı tüketimde tatlının yeri azdı. Biz hızlı gıda tüketimine dondurmalı irmik helvasını da soktuk. Ayakta kase içinde tadımlık özel bir lezzet oldu" diye konuştu. Dondurmalarının keçi sütünden olduğunu vurgulayan Bozacılar, "Dondurmanın formülü bize ait, ürettiriyoruz. İrmiği de hep aynı güvenilir yerlerden kaliteli olarak tedarik ediyoruz. Bizde lezzetin sürdürülebilir olması ve bozulmaması çok önemli" ifadesini kullandı. Geleneksel Türk tatlısı ABD’de tüketiliyor Zamanla irmik helvasını çeşitlendirdiklerini belirten Bozacılar, klasik irmik helvası yanında, cennet çamuru denilen Antep fıstıklı, lotuslu, sade çikolatalı, Dubai çikolatalı ve meyveli sultan çeşitlerinin bulunduğunu anlattı. Dubai, Katar, Almanya ve ABD gibi yurt dışında birçok noktada şubelerinin bulunduğunu aktaran Bozacılar, şöyle devam etti: "Şu an 20 ülkede satışımız var. Türkiye ve yurt dışında lokomotif ürünümüz klasik irmik helvası. Bunu cennet çamuru içerikli ürünümüz izliyor. Kanada’da mesela en çok bu ürünümüz tüketiliyor, ilgi görüyor. ABD gibi bir ülkede geleneksel tatlımızın, irmik helvasının tüketilmesini sağlamak bizi çok mutlu ediyor. Dubai’de, Katar’da, Kuveyt’te üst düzey yöneticilerin, yüksek statüdeki kişilerin bile bizim tatlımızı yediklerini duyuyoruz, mutlu oluyoruz" Bozacılar, Türkiye’de 81 ilde 300’ün üzerinde şubelerinin bulunduğunu belirterek, yurt dışındakilerle 400’e yakın şubeyle hizmet sunduklarını söyledi. Kasede sundukları tatlılarının İstanbul’dan Kars’a, Adana’dan Samsun’a her yerde aynı fiyatta olduğuna dikkati çeken Bozacılar, "Kendi tatlı kültürümüzü yurt dışında da sunmak çok keyifli. Şubelerimizle 4-5 bin kişiye istihdam sağlamış olduk. Ticari hareket sağladık ve bu bizi mutlu ediyor." dedi. Bozacılar, geleceğe yatırım kapsamında İnegöl’de 14 bin metrekarelik yeni bir üretim yerinin inşasına başladıklarını belirterek, "Dünyanın olabildiğimiz her yerinde olmayı hedefliyoruz.  Kimsenin inanmadığı bir işi başarmak çok önemli. Helvayı ABD’de bile satıyor olmak bence çok önemli." ifadesini kullandı.
Yüreğir Ziraat Odası’ndan BDDK’ya düzenleme çağrısı: "Üretimin devamlılığı için limitler korunmalı"
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:10 Yüreğir Ziraat Odası’ndan BDDK’ya düzenleme çağrısı: "Üretimin devamlılığı için limitler korunmalı" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, BDDK tarafından planlanan kredi kartı limit düzenlemesinin tarım sektöründeki yansımalarına dikkat çekti. Doğan, limitlerin düşürülmesinin üretim süreçlerini zorlaştırabileceğini belirterek, tarımsal sürdürülebilirlik için mevcut finansal imkanların korunması gerektiğini vurguladı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 400 bin TL üzerindeki kredi kartı limitlerinin kullanılmayan kısımlarında indirime gitme hazırlığı, tarım sektöründe hassasiyetle takip ediliyor. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, çiftçinin üretim planlamasında kredi kartı limitlerinin stratejik bir öneme sahip olduğunu ifade ederek, düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Üretim faaliyetlerinde kredi kartı finansal hareket alanı sağlıyor Son dönemde iklim değişikliği ve artan girdi maliyetleri nedeniyle üreticilerin zorlu bir süreçten geçtiğini ifade eden Başkan Doğan, kredi kartlarının çiftçiler için önemli bir finansal araç haline geldiğini söyledi. Doğan, "Çiftçilerimiz, üretimlerini kesintisiz sürdürebilmek adına kredi kartlarını aktif bir şekilde kullanmaktadır. Bu limitler sadece tarımsal girdilerde değil, çiftlik onarımlarından temel yaşam ihtiyaçlarına kadar pek çok alanda finansal bir güvence oluşturmaktadır" dedi. Limitlerin düşürülmesinin üretim çarkları üzerinde baskı oluşturabileceğine değinen Doğan, üreticinin dönemsel ihtiyaçlarına göre bu limitlere ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Harcamaların kısıtlanmasının üretimi aksatabileceğine işaret eden Doğan, "Borç yönetimiyle üretimini ayakta tutmaya çalışan çiftçimiz için limitlerin korunması, tarım sektöründeki istikrarın devamı açısından kritik bir öneme sahiptir. Limitlerdeki azalma, üretimin aksamasına ve sektörde beklenmedik mali zorlukların yaşanmasına zemin hazırlayabilir" uyarısında bulundu. Tarımın stratejik önemine ve gıda arz güvenliğine dikkat çeken Başkan Doğan, BDDK tarım sektörünün özel şartlarını değerlendirmeli, ülke ekonomisinin lokomotifi olan tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması için mevcut düzenlemeden vazgeçerek çiftçinin finansal hareket alanını korumalıdır ifadelerini kullandı.
UzOman, Hektaş Özbekistan’a ortak oluyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:55 UzOman, Hektaş Özbekistan’a ortak oluyor Umman Yatırım Otoritesi (OIA) ile Özbekistan Hükümeti’nin ortak yatırım şirketi UzOman, OYAK şirketlerinden Hektaş’ın Özbekistan’daki yatırımı Hektaş Asia LLC’ye, sermaye artırımı yoluyla 24.9 Milyon USD bedel karşılığında yüzde 33,3 oranında ortak oldu. OYAK, Umman Yatırım Otoritesi (OIA) ile devam eden stratejik ortaklığı kapsamında Orta Asya’daki yatırımlarını güçlendiren yeni bir iş birliğini hayata geçirdi. Bu kapsamda, OIA ile Özbekistan Hükümeti tarafından kurulan ortak yatırım şirketi UzOman Investment Company, OYAK şirketlerinden Hektaş’ın, Özbekistan’da kurduğu ve ileri teknolojiye sahip tarım kimyasalları fabrikası inşası devam eden yatırımı Hektaş Asia LLC’nin yüzde 33,3’üne ortak oldu. Yapılan açıklamaya göre, iş birliği, şirket ve OIA’nın gelişmekte olan pazarlarda sanayinin geliştirilmesi, bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi ve kalıcı ekonomik değer üretilmesine yönelik ortak stratejik vizyonunu yansıtıyor. Taşkent’te, Özbek-Türk Organize Sanayi Bölgesi’nde hayata geçirilen proje; ileri teknolojiye sahip tarım kimyasalları üretimiyle hem bölgesel gıda arz güvenliğine katkı sağlamayı hem de Orta Asya’da yerel üretim ve ihracat kapasitesini artırmayı hedefliyor. Sürdürülebilir kârlılık ve nemaya katkı Şirketin uluslararası pazarlarda uzun vadeli değer oluşturma vizyonunun önemli bir adımı olarak öne çıkan iş birliği, İstanbul’da düzenlenen imza töreniyle resmiyet kazandı. Anlaşma, Hektaş Genel Müdürü Enis Emre Terzi ve UzOman Yatırım Direktörü Mohammed Al Abri tarafından imzalandı. Ortaklık anlaşmasının imza töreninde konuşan OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, "Şirket olarak, yurt dışından doğrudan yatırım ve finansman girişi sağlayan, katma değer oluşturan projelere öncelik veriyoruz. Hektaş Asia ortaklığı kapsamında yurt dışından kaynak sağlarken, çoğunluk payın Hektaş’ta olması stratejik bir kazanımdır. Şirketin sürdürülebilir kârlılığına katkı sunacak bu yatırım, aynı zamanda OYAK ve üyelerimiz için uzun vadeli ve istikrarlı nema oluşturma hedefimizi de desteklemektedir" diye konuştu. Orta Asya’da büyüme vizyonu UzOman’ın Hektaş Asia’ya ortak olmasının OYAK’ın küresel büyüme yaklaşımını yansıttığını vurgulayan Yalçıntaş, şunları söyledi: "Hektaş Asia LLC tarafından Orta Asya’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden Özbekistan’da hayata geçirilen bu önemli yatırım, şirketin uluslararası üretim ve ihracat kapasitesini güçlendirirken OYAK’ın uzun vadeli ve bölgesel etki oluşturan yatırım stratejisini de doğrudan desteklemektedir. Bu yatırım, yalnızca bir üretim tesisi olmanın ötesinde; bilgi, teknoloji ve insan kaynağını merkeze alan entegre bir sanayi yaklaşımının somut bir yansımasıdır. Şirket olarak, faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada yerel kalkınmayı destekleyen, bölgesel entegrasyonu güçlendiren ve uzun vadede kalıcı ekonomik değer üreten projelere odaklanıyoruz. Bu proje de Orta Asya’daki büyüme vizyonumuzun önemli yapı taşlarından biridir." UzOman Investment Company CEO’su Omar Bahram da iş birliğinin Özbekistan açısından stratejik önemine dikkat çekerek, "UzOman aracılığıyla, ileri tarımsal girdi üretimini Özbekistan’da yerelleştirmek üzere şirket ile iş birliği yapmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım; gıda güvenliğini destekleyecek, ithalat bağımlılığını azaltacak ve Özbekistan’ı Orta Asya’da tarımsal çözümler için bölgesel bir merkez konumuna taşıyacaktır" dedi. Uzun vadeli ve kalıcı değer üretecek Hektaş Genel Müdürü Enis Emre Terzi de Hektaş’ın Orta Asya’yı büyüme ve uluslararası genişleme stratejisinin öncelikli coğrafyalarından biri olarak konumlandırdığını, özellikle Özbekistan’ın bu stratejide özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Terzi, aldığımız uluslararası finansman katkısıyla şirketin küresel tarım ekosisteminde uzun vadeli ve kalıcı değer üretmeye odaklanan etkin bir oyuncu olma hedefiyle ilerlediğini ifade etti. Anlaşma kapsamında UzOman Investment Company ve Hektaş, Özbekistan’da faaliyet gösteren Hektaş Asia LLC şirketi aracılığıyla bitki koruma ürünleri ile organo-mineral gübrelerin yerel üretimine odaklanacak. Bölgesel üretim ve ihracat odağı Özbek-Türk Organize Sanayi Bölgesi’nde, Taşkent yakınlarında yaklaşık 100 hektarlık alanda yapımı süren tesisin 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Yatırım, iç pazarın yanı sıra komşu Orta Asya ülkelerine yönelik ihracatı da kapsayacak şekilde kurgulanarak, şirketin bölgesel ölçekte rekabet gücü yüksek sanayi yatırımları oluşturma hedefini destekliyor.