EKONOMİ
11 Mart 2026 Çarşamba - 09:28 Köprübaşı Çileği altın sezonunu yaşıyor Mart ayında kilosu 200 liraya alıcı bulan coğrafi işaretli Köprübaşı Çileği, dört mevsim süren hasadı ve yoğun talebiyle hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de ilçe ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Manisa’nın en küçük ilçesi olan Köprübaşı’nda coğrafi işaretli çileğin üretimi dört mevsim aralıksız devam ediyor. Tadı, aroması ve kalitesiyle dikkat çeken tescilli Köprübaşı çileğinin mart ayında kilosu 200 liradan alıcı bulması ise üreticinin yüzünü güldürdü. Tarlaya gelen bazı alıcıların çilekleri kendilerinin toplaması ise dikkat çekti. İlçede yaklaşık 4 bin dekar alanda yetiştirilen Köprübaşı çileği, yaz ve kış aylarının ardından bahar ayında da hasat edilmeye devam ediyor. Büyük emekle toplanan çilekler, Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelerdeki pazarlarda tüketiciyle buluşuyor. Mart ayında da üretimini sürdüren çilek üreticisi Selçuk Kayacan, örtü altında 6 dekar, açık alanda ise 4 dekar olmak üzere toplam 10 dekarda üretim yaptığını belirtti. Kayacan, Köprübaşı çileğinin hem açık arazide hem de sera altında yetiştirilebildiğini ifade ederek, fiyatların üreticiyi memnun ettiğini söyledi. Çileğin kilosunun 200 liradan başladığını dile getiren Kayacan, "Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Kayacan ayrıca Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret belgesiyle tescillendiğini hatırlatarak, ürünün yıl boyunca aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı’nda yaklaşık 500 üreticinin 4 bin dekarlık alanda çilek yetiştirdiği öğrenilirken, kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarının sürekli artarak devam ettiği bildirildi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 09:19 Sarıgöl’de üzüm bağları doluya karşı fileyle korunuyor Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde üzüm üreticileri, bağlarını dolu tehlikesine karşı korumak için örtü çalışmalarını hızlandırdı. İlçede kurulan ekipler, bağları dolu fileleriyle kaplayarak ürün kaybını önlemeyi amaçlıyor. Sarıgöl Ovası’nda üzüm üreticileri, Mart ayında başlayıp Temmuz ayına kadar devam edebilen dolu riskine karşı bağlarını korumak için dolu file örtü sistemlerini kurmaya devam ediyor. Oluşturulan örtü ekipleri üreticilerin taleplerine göre sırayla bağlara giderek çalışmaları aralıksız sürdürüyor. Üretici Yıldırım Helvacı, dolu file sisteminin devlet destekli krediyle kurulduğunu belirterek, "Dolu olayları bölgemizde genellikle Mart ayında başlar ve Temmuz ayına kadar devam eder. Bu nedenle bağlarımızı doluya karşı korumak için örtü sistemi kuruyoruz. Bazı üreticilerimiz hasat sonuna kadar bu örtüleri bağların üzerinde bırakarak önlemlerini sürdürüyor." dedi. Bağlarda çalışan tarım işçisi Ramazan Karahan ise Sarıgöl Ovası’nda çok sayıda örtü ekibi kurulduğunu belirterek, "Önce bağların üzerine dolu fileleri çekiyoruz. Daha sonra Haziran ayında sıcak, kırağı ve iri yağmurlara karşı beyaz kanaviçe örtüler kullanıyoruz. Ekiplerimiz genellikle 8-10 kişiden oluşuyor ve bir günde iki ya da üç bağın örtüsünü tamamlayabiliyoruz." diye konuştu. Öte yandan Sarıgöl’de yaklaşık 113 bin dekarlık üzüm bağının yüzde 85’inin çeşitli koruyucu örtülerle kaplandığı öğrenildi.
Başkan Yalçın: "100 milyarlık yeni kredi paketi sanayicilere umut oldu"
03 Şubat 2026 Salı - 11:08 Başkan Yalçın: "100 milyarlık yeni kredi paketi sanayicilere umut oldu" Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan imalat sanayine yönelik 100 milyar TL tutarındaki kredi paketini olumlu bulduklarını belirtti. Başkan Yalçın, "Yeni kredi destek paketi hem büyüklüğü hem de şartları bakımından sanayiciler için umut olmuştur ve sevindiricidir" dedi. Kayseri OSB Başkanı Yalçın, imalat sanayinin gelişimi ve yurt dışı pazarlardaki rekabet gücünün artması için yeni yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek; "Türkiye’nin ihracatı, 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 4,4 artarak 273 milyar 361 milyon dolara, ithalatı ise yüzde 6,2 artarak 365 milyar 370 milyon dolara yükselmiştir. Ocak-Aralık 2025 dönemindeki ekonomik faaliyetlere bakıldığında ihracattaki imalat sanayinin payı yüzde 94,3’e ulaşmıştır. Bu oran sanayinin ihracattaki en önemli başlık olduğunu gözler önüne sermektedir" şeklinde konuştu. Tüm imalat sanayi işletmelerine açık olacak şekilde 100 milyar Türk Lirası büyüklüğünde uygun şartlı finansman paketinin devreye alındığını hatırlatan Başkan Yalçın, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrasında paylaştığı müjdeli haberi sanayiciler olarak sevinçle karşıladık. Özellikle yurt dışı pazarlarda güçlü olabilmek için sanayi sektörünün bu önemli desteğe ihtiyacı vardı. Cumhurbaşkanımıza bu önemli destekten dolayı şükranlarımızı sunuyoruz" diye konuştu. Yalçın; "6 ay anapara ödemesiz, 36 aya kadar vade imkânı sunulması beklenen yeni pakette, finansman maliyeti oranlarının piyasa şartlarının altında kalacak olması sanayiciler için sevindiricidir. İstihdam yoğunluklarıyla orantılı olarak işletme başına 50 milyon liraya kadar cazip krediye ulaşma imkânı sağlanacaktır. Kredi desteğinin teminat sorunu yaşamadan kredi kefalet paketi şeklinde uygulanması bunun yanı sıra istihdamını koruyan KOBİ’lere Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı aracılığıyla 10 puan indirim imkânı tanınması da ayrıca önemlidir" ifadelerini kullandı. Kayseri sanayisi hedef büyütmeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni kredi destek paketinin sanayi üretimine canlanma getireceğine vurgu yapan Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın; "Kayseri’nin 2025 yılı ihracatı 3,84 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Bu rakam önceki yıla oranla artış göstermiş olsa da yeni zirveleri görme zamanı gelmiştir. Kayseri sanayisi hedef büyütmelidir. Desteklerle ivme kazanacak olan Kayseri sanayisi, 2026 yılında yeni ihracat rekorları kırabilecek kapasiteye sahiptir ve başarı öyküleri yazması hiç de zor değildir" dedi.
ATO Başkanı Baran: "Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 11:03 ATO Başkanı Baran: "Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Başkent Ankara’nın moda ve hazır giyim sektörü açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, "Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri ile bu potansiyeli daha görünür ve daha sürdürülebilir kılmayı, Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" dedi. Ekonomik potansiyeli, hazır giyim-tekstil sektörlerindeki gücü ve kültürel birikimiyle, moda sektörünün odağı haline gelen Başkent Ankara, sektörün yeni buluşma noktası ’Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri- Ankara Capital of Fashion’a (COF’26) dördüncü kez ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Ankara Ticaret Odası’nın da destekleriyle, Ankara Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) öncülüğünde, 11-13 Şubat tarihlerinde ATO Congresium’da kapılarını açmaya hazırlanan buluşma, Ankara’yı moda ve hazır giyim alanında bölgesel bir çekim merkezi haline getirerek, üretici, marka, alıcı ve tasarımcıları aynı çatı altında buluşturmayı ve yeni iş birlikleri ile ihracat fırsatlarına kapı açmayı hedefliyor. "Sektör, üretim, ihracat ve istihdamın taşıyıcı kolonu durumunda" ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran yaptığı değerlendirmede, Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri’nin sektörün önemli buluşma noktalarından biri haline geldiğini belirterek, Başkent Ankara’nın sahip olduğu çok yönlü potansiyelin, moda ve hazır giyim sektörü açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Baran, "Hazır giyim ve tekstil, üretimden ihracata, istihdamdan katma değere kadar ekonomimizin taşıyıcı kolonlarından biri. Ankara da bu alanda güçlü bir üretim altyapısına, tasarım kabiliyetine ve köklü bir birikime sahip. Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri ile bu potansiyeli daha görünür ve daha sürdürülebilir kılmayı; Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" açıklamasında bulundu. "Üretim ve tasarım gücümüzü daha güçlü anlatmalıyız" Ankara’nın moda, tekstil ve hazır giyim alanındaki birikiminin uzun yıllara dayandığını vurgulayan ATO Başkanı Baran, "Ankara’nın önemli bir üretim potansiyeli, tasarım yetkinliği ve gelişmeye açık markalaşma potansiyeli var. Bu tür organizasyon ve platformlarda güçlü bir anlatımla Ankara’nın bu gücünü daha görünür kılabiliriz. Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri, bu vizyonun önemli adımlarından birini oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Sektörün Ankara Ticaret Odası’nda 2 No’lu Konfeksiyon-Hazır Giyim-Triko ile 17 No’lu Tekstil-Tuhafiye-Mefruşat Meslek Komiteleri aracılığıyla temsil edildiğini de hatırlatan Baran, ATO olarak sektörün gelişimine yönelik her türlü çalışmanın içinde olmaya devam edeceklerini de kaydetti.
Bakan Şimşek: "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 11:01 Bakan Şimşek: "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz" Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan ocak ayı enflasyon verilerine ilişkin sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Ocak ayı enflasyon gerçekleşmesinde, olumsuz hava şartların etkisiyle uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde artan gıda fiyatları ile dönemsel unsurlar belirleyici olduğunu belirten Şimşek, "Aylık enflasyon, beklentilerin üzerinde gerçekleşirken yıllık enflasyon yüzde 30,7’ye geriledi. Yıllık hizmet enflasyonundaki düşüş 21 aydır aralıksız devam ederken, temel mal enflasyonu yüzde 17,4 ile ılımlı seyrini sürdürdü. Yıllık kira enflasyonu ise bir önceki yılın aynı ayına göre 44 puan azaldı. Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Böylece enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalmasını bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
"Kargo sektörü Türk ekonomisinin ana lokomotiflerindendir"
03 Şubat 2026 Salı - 11:01 "Kargo sektörü Türk ekonomisinin ana lokomotiflerindendir" Türkiye Kargo, Kurye ve Posta İşletmecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Önyol, ’’Kargo sektörü, Türkiye ekonomisi için kritik önem taşıyor. Kargo sektörü sadece bir taşımacılık faaliyeti olarak görülmemelidir. Bu sektör, aslında sanayiden perakendeye, e-ticaretten ihracata kadar uzanan devasa bir ekosistemi taşıyan ana lokomotiflerinden biridir’’ dedi. Türkiye Kargo, Kurye ve Posta İşletmecileri Derneği (TÜRKİYE KARİD) Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Önyol, derneğin 2025 yılı faaliyetleri ve 2026 vizyonu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sektörün Türkiye ekonomisi için taşıdığı kritik önemi ifade eden Başkan Fatih Önyol, kargo sektörünün sadece bir taşımacılık faaliyeti olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı ve bu sektörün aslında sanayiden perakendeye, e-ticaretten ihracata kadar uzanan devasa bir ekosistemi taşıyan ana lokomotiflerinden biri olduğunu belirtti. Önyol, kargo ve posta hizmetlerinin gelişimini yavaşlatması halinde bu durumun ekonominin tüm çarklarında kendini göstereceğine dikkat çekerek, bu alanda gerçekleştirilen her bir yatırımın ve dijital dönüşüm hamlesinin, Türkiye’nin topyekûn kalkınma vizyonuna doğrudan hizmet ettiğini ifade etti. Başkan Fatih Önyol, sektörün çarpan etkisine değindiği konuşmasında, kargo ve lojistik altyapısına yapılan yatırımların sadece bu iş kolunu değil, etkileşimde olduğu tüm diğer sektörleri de aynı hızla yukarı taşıdığını anlattı. Özellikle Anadolu’daki bir üreticinin dünyaya açılmasından, dev e-ticaret platformlarının operasyonel gücüne kadar her aşamada kargo sektörünün imzasının bulunduğunu belirten Önyol, sektördeki verimlilik artışının ülke ticaretindeki maliyetleri düşürdüğünü ve Türk şirketlerinin uluslararası arenadaki rekabet gücünü perçinlediğini söyledi. Bu bağlamda, kargo ve posta sektörünün bir "hizmet sağlayıcı" olmanın ötesinde, ekonominin büyümesini sağlayan "stratejik bir itici güç" olarak konumlandırılması gerektiğini savundu. Derneğin 2025 yılında yaşadığı kurumsal dönüşüme de vurgu yapan Önyol, 10 Mayıs 2025’te gerçekleştirilen Olağan Genel Kurul ile dernek isminden "Lojistik" ifadesinin çıkarılarak "Posta" ibaresinin eklendiğini hatırlattı. Bu isim değişikliğinin basit bir tabela değişimi olmadığını, aksine sektörün kamusal ve yasal düzlemdeki temsil kabiliyetini artırmak, faaliyet alanını daha net tanımlamak adına atılmış stratejik bir adım olduğunu ifade etti. Bu sayede kamu kurumları nezdinde yürütülen görüşmelerde daha belirgin bir kurumsal kimlikle hareket ettiklerini ve sektörün haklarını savunurken çok daha güçlü bir zemine oturduklarını ekledi. Ticaret Bakanlığı’ndan ekosisteme destek ödülü Yıl içerisinde devletin farklı kademeleriyle yürütülen yoğun diplomasi trafiğine dair detaylar paylaşan Fatih Önyol, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ile yapılan temasların meyvelerini vermeye başladığını belirtti. Özellikle sektörel teşvik paketlerinden dijitalleşme standartlarına kadar pek çok konuda dernek olarak çözüm ortağı rolü üstlendiklerini kaydeden Önyol, Ticaret Bakanı Ömer Bolat tarafından takdim edilen ‘Ekosisteme Destek’ ödülünün, yürüttükleri bu kararlı mücadelenin bir nişanesi olduğunu söyledi. Son olarak 2026 yılına dair projeksiyonlarını paylaşan Başkan Önyol, Türkiye’nin küresel ticaret rotalarındaki yerini sağlamlaştırması için teknoloji ile güçlendirilmiş bir kargo ve posta altyapısının şart olduğunu ifade etti. 2026 yılının ikinci yarısında itibaren sektörde bir büyüme öngördüklerini belirten Fatih Önyol, 2027 itibari ile tüm sektörlerde olumlu yönde iyileşme beklediklerini ifade etti. Sadece bir sektörü değil, Türkiye’nin müreffeh geleceğini inşa ettiklerini belirten Önyol, üyeleriyle birlikte el ele vererek bu dev lokomotifi daha büyük başarılara ulaştıracaklarını söyleyerek sözlerini tamamladı.
Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 10:44 Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" dedi. Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan, yükseköğretimde lisans eğitiminin üç dönem esasına göre yeniden yapılandırılabileceği, başarılı ve isteyen öğrencilerin lisans eğitimini üç yılda tamamlamasına imkân tanınacağı yönündeki haberlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Bu noktada önemli olan hususun eğitimde nicelik değil, nitelik olduğunu belirten Geylan, "Türk Eğitim-Sen olarak altını önemle çiziyoruz: Eğitimde nicelik (süre) değil, nitelik (etkililik) esastır. Bu denli köklü bir sistem değişikliği; pedagojik, akademik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmadan hayata geçirilemez" dedi. Amerika-Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda lisans programlarının çoğunlukla 180-240 AKTS-3-4 yıl aralığında yapılandığı, Avrupa Kredi Transfer Sisteminde 60 AKTS’nin bir akademik yıla karşılık geldiğini dile getiren Geylan, ancak bu durumun, Türkiye’deki tüm üniversiteler ve her program için ‘üç döneme geçiş’ gibi köklü bir değişimin gerekli olduğu anlamına gelmeyeceğini kaydetti. Bu ölçekte bir düzenlemenin pedagojik, akademik, sosyal ve iktisadi sonuçları olan sistem değişikliği olduğunu söyleyen Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üç dönem modeli hangi somut probleme çözüm getirmektedir? Hangi programlarda, hangi veriler ışığında ihtiyaç doğmuştur? Mezun niteliği, ders yükü, ölçme-değerlendirme kalitesi, staj ve uygulama süreleri, öğrenci refahı ve akademik üretkenlik açısından beklenen kazanımlar nelerdir? Öğrenci, aile, üniversite, personel ve kamu açısından bir maliyet-fayda analizi yapılmış mıdır? Bu sorular yanıtlanmadan ve paydaşlarla tartışılmadan atılacak adımlar, kamuoyunda ve akademik dünyada haklı tereddütler oluşturmaktadır. Ayrıca kamuoyuna yansıyan model tartışmaları, yaz tatilinin üçüncü döneme dönüştürülmesi ve eğitim-öğretim takviminin sıkışması ekseninde yoğunlaşmaktadır." Türkiye’de birçok lisans programının 240 AKTS ile tamamlandığını söyleyen Geylan, teknik olarak AKTS’nin; öğrenci iş yüküne dayalı bir planlama olduğunu ve disiplinli, başarılı öğrenciler için hızlandırılmış mezuniyete zaten imkân tanıdığını kaydetti. Geylan asıl sorunun, sistemin kendisinden çok uygulamadaki kısıtlar olduğunu ifade ederek, "Önerimiz açıktır; üç döneme geçmeden, mevcut iki dönem sistemi korunarak; dönemlik alınabilecek AKTS/kredi üst sınırı, tüm öğrenciler ya da belirli başarı ölçütlerini sağlayan öğrenciler için yüzde 25-yüzde 30 oranında artırılmalıdır. Böylece isteyen ve yeterliliği olan öğrenciler, akademik takvimi kökten değiştirmeden üç yılda mezun olabilir" şekline konuştu. "‘Koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir" Birçok üniversitede öğrencilerin ders alma kapasitesini fiilen belirleyen unsurun yalnızca akademik kurul kararları olmadığına dikkat çeken Geylan, Öğrenci İşleri Bilgi Sistemi (ÖİBS) yazılımlarındaki kısıtlar, entegrasyon sorunları ve ders kayıt süreçlerindeki yapısal darboğazların da belirleyici rol oynadığını ifade etti. Geylan, "ÖİBS yazılımlarında yer alan kredi-AKTS tavanı tanımları, ‘koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir. Ders çakışması, kontenjan yönetimi, şube planlaması ve danışman onayı süreçleri ise veriye dayalı ve sorunsuz biçimde işletilecek şekilde iyileştirilmelidir. Ayrıca ‘hızlandırılmış mezuniyet’ seçeneği, pilot uygulamalar ve program bazlı düzenlemeler yoluyla kontrollü biçimde yaygınlaştırılmalıdır" dedi. "Üç dönem modeli; öğrenci yaşamı, staj ve çalışma hayatı açısından risklidir" Türkiye’de öğrencilerin önemli bir bölümünün yaz aylarında çalıştığına, staj yaptığına, saha uygulamalarına katıldığına, yurt içi ve yurt dışı hareketlilik programlarıyla deneyim kazandığına, gönüllülük faaliyetleri yürüttüğüne dikkat çeken Genel Başkan Talip Geylan, "Üç dönem; bu alanları daraltma, öğrencinin iş-staj-seyahat-dil-mesleki gelişim dengesini bozma ve dolayısıyla mezuniyet sonrası çalışma hayatına hazırlığı zayıflatma riski taşır. Üç dönem düzenlemesinin yalnızca ders haftaları değil, ölçme-değerlendirme döngüsü, bütünleme süreçleri, ders planlama, danışmanlık, kayıt-intibak-mezuniyet işlemleri gibi çok katmanlı iş yükünü de yıl içine yayar" ifadelerine yer verdi. Geylan, bu durumun, öğretim elemanlarının araştırma-geliştirme, proje, yayın ve laboratuvar-saha çalışmalarına ayırdığı zamanı daraltabileceğine; idari personelde ise dönemsel yoğunlukları kalıcı yoğunluğa dönüştürerek tükenmişlik riskini yükseltebileceğine dikkat çekti. Geylan, yükseköğretimin, ticari bir hizmet sektörü gibi ele alınamayacağını söyleyerek, "Yükseköğretim, ticari mantıkla yılın 12 ayı işletilen bir hizmet sektörüne indirgenemez. Kampüslerdeki işletmelerin gelirleri veya bazı programlarda azalan öğrenci sayıları üzerinden daha uzun süre kampüste tutma gibi bir algı oluşması düzenlemenin toplumsal meşruiyetini zedeler. Bu nedenle karar süreçleri azami şeffaflıkla yürütülmelidir" ifadelerini kullandı. "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" Geylan, sözlerini "Türk Eğitim-Sen olarak; üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmasını, paydaş görüşlerinin alınmasını zorunlu görüyoruz. Yükseköğretimde alınacak her karar; yalnızca ‘süre’ odaklı değil, nitelik, etkililik, öğrenci refahı, akademik üretkenlik ve toplumsal fayda ekseninde bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Sürecin tüm paydaşlarıyla istişare edilmeden, getirisi ve götürüsü hesaplanmadan, pilot uygulamalarla test edilip sonuçları analiz edilmeden hiçbir düzenleme plansız biçimde hayata geçirilmemelidir" şeklinde tamamladı.
Manisa TSO’dan Rusya’ya ihracat hamlesi
03 Şubat 2026 Salı - 10:44 Manisa TSO’dan Rusya’ya ihracat hamlesi Manisa Ticaret ve Sanayi Odası (Manisa TSO), Manisa’dan Rusya’ya yönelik ihracatın geliştirilmesi amacıyla "Rusya Pazarında Ticari Fırsatlar Bilgilendirme Toplantısı" düzenledi. Toplantı, Manisalı iş insanlarını Rusya pazarıyla bir araya getirdi. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Manisa TSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, özellikle soğuk savaşın sona ermesinin ardından iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin stratejik bir boyut kazandığını ifade etti. Yılmaz, ilişkilerin 2010 yılında kurulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi ile kurumsallaştığını hatırlattı Rusya’nın Türkiye açısından en önemli dış ticaret ortaklarından biri olduğuna dikkat çeken Yılmaz, TÜİK verilerine göre 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin Rusya’dan yaklaşık 42 milyar dolarlık ithalat, Rusya’ya ise 7 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. Manisa’nın Rusya’ya ihracatının ise yaklaşık 100 milyon dolar seviyesinde olduğunu belirten Yılmaz, bu rakamların artırılmasının mümkün olduğunu vurguladı. Enerji alanındaki iş birliğinin iki ülke ilişkilerinde önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Yılmaz, Akkuyu Nükleer Santrali ve TürkAkım projeleriyle bu alandaki iş birliğinin daha da ileri bir safhaya taşındığını dile getirdi. Turizmin de önemli bir iş birliği başlığı olduğuna değinen Yılmaz, 2025 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Rus turist sayısının 7 milyona yaklaştığını kaydetti Manisa’nın sanayi, tarım ve ihracat potansiyeline de değinen Başkan Yılmaz, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nin uluslararası yatırım yapılabilirlik sıralamalarında ilk sırada yer aldığını, ilin son iki yılda 5 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğini ve Türkiye ihracat sıralamasında ilk 10 il arasında bulunduğunu söyledi. Tarımda ise Manisa’nın üzüm, zeytin, zeytinyağı, kanatlı hayvancılık ve birçok üründe Türkiye’de ilk sıralarda yer aldığını ifade etti. Manisa’nın tarım ürünleri ihracatının 1 milyar dolara yaklaştığını belirtti Toplantıya, Rusya Federasyonu Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Mümessili Aydar Gaşigullin, Rusya Federasyonu Ticaret Müşaviri Şamil Yanmurdin ve Rusya Federasyonu Ekonomi Bakanlığı Türkiye Temsilcisi Ruslan Bekuzarov katıldı. Heyet üyeleri tarafından Rusya pazarı, ikili ticaretin geliştirilmesi ve iş dünyasına sunulan fırsatlar hakkında sunumlar gerçekleştirildi. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümüyle sona erdi. Manisa TSO, üyelerinin uluslararası ticarette daha etkin rol alabilmesi amacıyla bilgilendirme ve iş geliştirme faaliyetlerine devam edeceğini bildirdi.
Ocak’ta en çok hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı pahalandı
03 Şubat 2026 Salı - 10:43 Ocak’ta en çok hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı pahalandı Ocak ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte fiyatı en çok artan ve azalan ürünler belli oldu. Buna göre, geçen ay yüzde 57,08 fiyat artışı görülen hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı en fazla pahalanan ürün olurken, en fazla ucuzlayan ise yüzde 7,64 azalışla kadın ve kız çocuk giysileri oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ocak ayı Tüketici Fiyat Endeksi verilerini açıkladı. Buna göre, TÜFE’deki değişim 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 4,84 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 4,84 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 30,65 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 33,98 artış olarak gerçekleşti. Ocak ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla söz konusu ayda fiyatı en çok artan ve azalan ürünler belli oldu. Ocak ayında en fazla fiyat artışı yüzde 57,08 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığında yaşandı. En çok ucuzlayan ise yüzde 7,64 azalışla kadın ve kız çocuk giysileri ürünleri oldu. En fazla fiyat artışı yaşanan bazı ürünler; meyvesi yenen sebzeler, taze veya soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak vb.) yüzde 51,58, yeşil baklagil sebzeleri, taze veya soğutulmuş yüzde 33,09, ayaktan tedavi edici ve rehabilite edici hizmetler yüzde 32,29, havale ücretleri yüzde 30,87 oldu. En çok ucuzlayan bazı ürünler; bebek giysileri (0-2 yaş) yüzde 6,28, erkek ayakkabıları yüzde 3,05, erkek ve erkek çocuk giysileri yüzde 3,01, bebek ve çocuk ayakkabıları yüzde 3,01 olarak gerçekleşti.
Ocak ayında 75 bin 362 adet otomobil ve hafif ticari araç satışı gerçekleşti
03 Şubat 2026 Salı - 10:37 Ocak ayında 75 bin 362 adet otomobil ve hafif ticari araç satışı gerçekleşti Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2026 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,77 oranında artarak 75 bin 362 adet olarak gerçekleşti. Elektrikli otomobil satışları 11 bin 304 adetle yüzde 18,5 pay aldı. Ocak ayında yerli marka Togg ise 2 bin 29 adet satış gerçekleştirdi. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2026 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,77 oranında artarak 75 bin 362 adet olarak gerçekleşti. Otomobil satışları, 2026 yılı Ocak ayında geçen yıla göre yüzde 9,14 oranında artarak 61 bin 55 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 12,56 artarak 14 bin 307 adet oldu. Otomobil ve hafif ticari araç pazarı on yıllık ortalamalara göre; Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık Ocak ayı ortalama satışlara göre yüzde 77,0 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık Ocak ayı ortalama satışlara göre yüzde 84,8 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Ocak ayı ortalama satışlara göre yüzde 49,7 arttı. Otomobil pazarı segmentlere göre; pazarın yüzde 83,7’sini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 32 bin 428 adetle yüzde 53,1 pay, B segmenti otomobiller 18 bin 589 adetle yüzde 30,4 pay aldı. Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller (yüzde 60,3 pay, 36.786 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 21,2 pay ve 12 bin 966 adet satış ile Sedan, yüzde 18,3 pay ve 11 bin 152 adet satış ile H/B otomobiller takip etti. Otomobil pazarı motor tipine göre; benzinli otomobil satışları 26 bin 671 adetle yüzde 43,7 pay, hibrit otomobil satışları 18 bin 774 adetle yüzde 30,7 pay, elektrikli otomobil satışları 11 bin 304 adetle yüzde 18,5 pay ve dizel otomobil satışları 4 bin 203 adetle yüzde 6,9 pay, otogazlı otomobil satışları 103 adetle yüzde 0,2 pay aldı. Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 87,4 artarak yüzde 17,1 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 32,7 artarak yüzde 1,4 pay aldı. Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1400cc altındaki otomobil satışları yüzde 15,8 azalarak yüzde 27,9 pay, 1400-1600cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 9,1 artarak yüzde 22,4 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 20,8 azalarak yüzde 0,4 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 51,9 azalarak yüzde 0,1 pay aldı. Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 16 bin 176 adetle yüzde 26,5 pay, 140-160 gr/km arasındaki otomobiller 14 bin 796 adetle yüzde 24,2 pay aldı. Otomatik şanzımanlı otomobiller; 59 bin 455 adetle yüzde 97,4 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller bin 600 adetle yüzde 2,6 pay aldı. Hafif ticari araç pazarı Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; van gövde tipi yüzde 73,7 pay ve 10 bin 538 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; pickup gövde tipi yüzde 10,8 pay ve bin 546 adetle 2’nci sırada yer aldı. Ocak ayında en çok satan ilk 10 marka şöyle: Renault: 9 bin 247 adet Toyota: 8 bin 700 adet Volkswagen: 6 bin 580 adet Fiat: 6 bin 133 adet Ford: 5 bin 339 adet Hyundai: 4 bin 700 adet BYD: 3 bin 866 adet Opel: 3 bin 523 adet Citroen: 3 bin 437 adet Peugeot: 2 bin 644 adet Ocak ayında Togg, 2 bin 29 satış rakamına ulaşırken, Çinli otomobil markası Chery, Ocak ayında 2 bin 257 adet satış gerçekleştirdi.
Garanti BBVA’dan gençlere yönelik yeni fikir yarışması
03 Şubat 2026 Salı - 10:16 Garanti BBVA’dan gençlere yönelik yeni fikir yarışması Garanti BBVA, üniversite öğrencilerine yönelik hayata geçirdiği "Fikrinle Parla" fikir yarışmasıyla gençleri sürdürülebilir bankacılık, yapay zekâ ve gençler için kişiselleştirilmiş bankacılık deneyimi alanlarında yenilikçi fikirler geliştirmeye davet ediyor. Garanti BBVA, bankacılığın geleceğini gençlerin fikirleriyle birlikte şekillendirmek amacıyla "Fikrinle Parla" fikir yarışmasını hayata geçirdi. Türkiye genelindeki üniversite öğrencilerinin 2-4 kişilik takımlar halinde katılabildiği yarışma, gençlere fikirlerini geliştirebilecekleri kapsamlı bir inovasyon yolculuğu sunuyor. Yarışmada birinci olan takıma 220 bin TL, ikinci takıma 160 bin TL, üçüncü takıma 120 bin TL olmak üzere, ilk üç takım için toplam 500 bin TL ödül ve ayrıca birinci olan takıma BBVA Madrid ofis ziyareti fırsatı sunulacak. Yarışma; Sürdürülebilir Bankacılık, Yapay Zekâ ile Geleceğin Bankacılığı ve Gençler için Kişiselleştirilmiş Bankacılık Deneyimi olmak üzere üç ana tema etrafında kurgulandı. Katılımcılar, bu başlıklarda bankacılığın dönüşümüne katkı sağlayacak yenilikçi projeler geliştirirken; mentorluk ve gelişim fırsatı elde ediyor. 10 Şubat 2026’ya kadar devam edecek başvuru sürecinin ardından, finale kalan takımlara sunulacak mentorluk desteği başlayacak. Yarışma 7 Nisan 2026’da Garanti BBVA Genel Müdürlüğü’nde gerçekleşecek final günü etkinliği ile son bulacak. Yarışmanın jüri üyeleri arasında Garanti BBVA liderlerinin yanı sıra Teknoloji ve Sürdürülebilirlik İletişimcisi Sertaç Doğanay ve Girişimcilik Vakfı’ndan bir temsilci de yer alacak. Toplam 500 bin TL para ödülü ve BBVA Madrid ofis ziyareti ile desteklenen "Fikrinle Parla", yalnızca bir yarışma ile sınırlı bir süreç değil, bankacılığın geleceğinin gençlerin projeleri ile dönüştürebilecekleri bir platform olarak konumlanıyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Taşcı Firuzbay, yarışmayı şu sözlerle değerlendirdi: "Garanti BBVA’da gençliği geleceği şekillendiren en önemli değer kaynağı olarak görüyoruz. Bu nedenle gençlerin fikir üretme cesaretini desteklemenin çok kıymetli olduğuna inanıyoruz. Bankacılık bugün; yapay zeka başta olmak üzere teknolojinin üretici gücünün yanı sıra sürdürülebilirlik ve kişiselleştirilmiş deneyimler etrafında hızla dönüşüyor. Bu dönüşümde gençlerin alacağı role bugünden hazırlanmalarını sağlamak için, onlara denemek ve fikir üretmek konusunda alan açma ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. ‘Fikrinle Parla’, tam da bu ihtiyaçtan doğan bir platform. Biz Garanti BBVA’da gençlerin yanında yürüyen, gelişimlerini destekleyen bir yol arkadaşı olmayı önemsiyoruz. Onlara doğru anda, doğru desteği sunarak potansiyellerini görünür kılarak, yeteneklerini parlatmaları için yardımcı oluyoruz. Dijitalleşme, veri ve yapay zekâ gibi yeni nesil teknolojiler hem stratejik önceliklerimizde hem de yetenek kazanımı gündemimizde yer alıyor. BBVA Grubu’nun bir parçası olmanın sağladığı global imkânları da bu yolculukta gençlerle buluşturuyoruz. Empati, kapsayıcılık ve birlikte başarma anlayışıyla; gençleri finansal, sosyal, duygusal ve girişimcilik boyutlarıyla bütünsel bir öncelik alanı olarak ele alıyor, onların gelişim yolculuklarında yanlarında durmaya devam ediyoruz." Yarışmaya başvurular 10 Şubat 2026 tarihine kadar anbeankampus.co/garanti-bbva-genc-fikrinle-parla/ adresi üzerinden yapılabilecek.