EKONOMİ
16 Nisan 2026 Perşembe - 18:07 GOSB Teknopark Genel Müdürü Çemberci: "Gebze’den Ardahan’a teknoloji koridorunu birlikte kuracağız" Gebze Organize Sanayi Bölgesi (GOSB) Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Murat Çemberci, "Gebze’den Ardahan’a teknoloji koridorunu birlikte kuracağız" dedi. Ardahan’da gençleri, girişimcileri ve yenilikçi fikirleri aynı çatı altında buluşturmayı amaçlayan GOSB Teknopark Girişim Ofisi’nin açılışı için program düzenlendi. Ardahan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Şehit Mustafa Kerimov Konferans Salonu’nda gerçekleşen programda konuşan Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Öztürk Emiroğlu, girişim ofisinin ileride teknoparka dönüşebilecek önemli bir adım olduğunu söyledi. Rektör Emiroğlu, "Gebze organize sanayisinin Ardahan’a gelip ilerde Teknopark’a dönüşecek bir hamleyi bizimle başlatması Üniversitemiz, bölgemiz ve şehrimizin kalkınması için önemli bir adım. Bunun üniversitede olmasının anlamı şu; hem hocalarımız hem öğrenciler, hem de şehirde şehrin kalkınması için düşünce üreten, fikri olan herkes burada gelip Üniversitenin GOSB ofisinde fikirlerini rahatlıkla söyleyebilir. İşte bu girişimler belki burada göçü durduracak, insanların kendi yerinde firmasını kuracağı ve düşüncelerini ürüne dönüştüreceği bir imkan hazırlayacak" dedi. GOSB Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Murat Çemberci de Ardahan’da kurulacak girişimcilik ekosistemini desteklemek amacıyla hızlandırma programları ve çeşitli çalışmalar yürüteceklerini belirtti. Gebze’den Ardahan’a teknoloji koridorunu birlikte kuracaklarını ve gençlerin, akademisyenlerin ve iş insanlarının araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yönelmesini sağlayacaklarını söyleyen Çemberci, "Teknoparkı olmayan illerde girişim ofisleri kurulması göreviyle görevlendirilmiş bulunmaktayız. Türkiye’de bu görev toplamda 10 tane teknopark yönetimine verildi. Bunlardan biri de biziz. Biz de bu talimat doğrultusunda Ardahan’da çalışmak istedik. Ve çalışma ofisini Ardahan’da kurduk. Bu şu anlama geliyor, bundan sonra Ardahan ve çevre illerde ticarileşebilecek fikri olan başta gençler, akademisyenler ve iş insanları olmak üzere herkes bu devletin vermiş olduğu desteklerden faydalanabilecek. Bunun için teknoparkı olan illere gitmenize, batıya, güneye veya kuzeye gitmenize gerek kalmayacak. İnşallah burada bu yapmış olduğumuz stratejik çalışmalardan sonra da Ardahan’ı bu anlamda bir hav olarak belirleyip önümüzdeki 3 yıl içerisinde de Ardahan teknoparkının ve altında yatan branşların yer almasını sağlayacağız. Biz yaklaşık 3 yıl boyunca burada olacağız. Girişim ofisi programlarımızla, eğitimlerimizle, etkinliklerimizle, bir takım hızlandırma programlarımızla burada sizlerle birlikte olacağız" dedi. Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, akademisyenler, öğrenciler, kamu kurumlarının temsilcileri ve iş insanlarının katıldığı program, çeşitli sunumlarla sona erdi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 17:40 Mezitli’de esnafla belediye el ele ekonomi için buluştu Mersin Mezitli Belediyesi ile esnaf temsilcileri bir araya gelerek üretim, istihdam ve yerel ekonomiyi güçlendirmeye yönelik iş birliği projelerini değerlendirdi. Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer, Mersin Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Veysel Sarı ve beraberindeki meslek odaları başkanlarını makamında ağırladı. Gerçekleşen ziyarette, kentin ekonomik yapısını güçlendirecek, üretim kapasitesini artıracak ve istihdam imkanlarını geliştirecek projeler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. "Mezitli’mizi daha ileriye taşıyacağız" Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Tuncer, yerel yönetim ile esnaf ve sanatkarların iş birliğinin önemine dikkat çekerek, "Kentimizin kalkınmasında esnafımızın emeği ve katkısı son derece kıymetlidir. Üretimi destekleyen, istihdamı artıran ve yerel ekonomiyi güçlendiren bir anlayışla tüm paydaşlarımızla birlikte hareket etmeye devam edeceğiz. Dayanışmayı büyüten, ortak aklı esas alan bir yaklaşımla Mezitli’mizi daha ileriye taşıyacağız" dedi. Mersin Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Veysel Sarı ise yerel yönetimle kurulan güçlü diyalogun önemine vurgu yaparak, "Mezitli Belediyesinin esnaf dostu yaklaşımı bizler için oldukça değerli. Başkanımızın üretim ve istihdam odaklı çalışmalarını destekliyor, iş birliği içerisinde hayata geçirilecek projelerin kent ekonomisine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Ziyaret, karşılıklı iyi niyet temennileri ve iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik mesajlarla sona erdi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 17:32 ’Süper gıda’ arı sütü Malatya’da mercek atında Malatya Turgut Özal Üniversitesi, İnönü Üniversitesi ve Fırat Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen çok yönlü araştırma, arı sütünün kalitesini belirleyen sırları gün yüzüne çıkardı. Doğanşehir (Buğday Deresi) ve Battalgazi’de (Uluköy) eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışma, hem üreticiye yol haritası çiziyor hem de "kaliteli arı sütü" peşindeki tüketiciyi uyarıyor. "Gençlik iksiri" olarak adlandırılan arı sütü, artık bilimsel bir reçeteye sahip. Malatya Turgut Özal, İnönü ve Fırat Üniversitelerinden bilim insanlarının ortaklaşa yürüttüğü kapsamlı araştırma, arı sütünün içeriğinin sadece bölgeye göre değil, arıcının verdiği ek besine göre de nasıl değiştiğini kanıtladı. Yürütücülüğünü Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nden Doç. Dr. Semiramis Karlıdağ’ın yaptığı bir bilimsel araştırma, arı sütünün biyokimyasal ve aromatik bileşimi üzerinde çevresel faktörlerin ve besleme yöntemlerinin kritik etkilerini ortaya koydu. Karlıdağ ve çalışma arkadaşları tarafından gerçekleştirilen araştırma, bölgedeki arıcılık faaliyetleri için önemli bilimsel veriler sunuyor. Araştırma kapsamında Malatya’nın iki farklı bölgesi olan Doğanşehir ve Battalgazi Uluköy’de, farklı karbonhidrat kaynaklarıyla (glikoz, sükroz ve ticari arı yemi) beslenen bal arısı kolonilerinden elde edilen arı sütleri detaylı şekilde incelendi. Yapılan analizler sonucunda, hem coğrafi konumun hem de beslenme yönteminin arı sütünün kalitesini belirleyen biyokimyasal ve uçucu bileşik profilini doğrudan etkilediği belirlendi. Araştırma kapsamında arı sütlerinde 50’den fazla uçucu organik bileşik tespit edildi ve bu bileşiklerin aroma, kalite ve potansiyel biyolojik etkiler açısından önemli rol oynadığı ortaya kondu. Bulgular, arı sütünün kimyasal profilinin üretim şartlarına bağlı olarak önemli ölçüde değişebildiğini göstererek kalite kontrol ve ürün standardizasyonu açısından önemli bir bilimsel temel sundu. Coğrafya fark oluşturuyor Ortaya çıkan en çarpıcı sonuçlardan biri, bölgedeki bitki çeşitliliğinin arı sütünün kalitesini doğrudan etkilemesi oldu. Tüm bu farklılıklar, arıların farklı beslenme yöntemlerine göre seçtikleri farklı botanik orijinlerden kaynaklandı. Doğanşehir’in zengin florası, arı sütünün en önemli kalite göstergesi olan 10-HDA (10-hidroksi-trans-2-dekenoik asit) maddesinin üretimini doğal olarak tetikliyor. Şeker tipi kaliteyi değiştiriyor En yüksek kalite Doğanşehir’de: Arı sütünün en önemli kalite göstergelerinden biri olan 10-HDA içeriği, Doğanşehir bölgesinde glikozla beslenen kolonilerde yüzde 2,77 ile en yüksek seviyeye ulaştı. Arı sütü üretiminde yaygın bir uygulama olan ek besleme, araştırmanın odak noktalarından biri idi. Bilimsel sonuçlar, sanılanın aksine her şekerin aynı etkiyi oluşturmadığını gösterdi. Glikoz ile beslenen arıların ürettiği arı sütünde, bağışıklık ve hücre yenileyici özelliğiyle bilinen 10-HDA oranının en yüksek seviyeye ulaştığı saptandı. Glikoz takviyesi, arı sütündeki koruyucu enzimlerin (invertaz ve katalaz), toplam protein, prolin ve 10-HDA miktarının da artmasını sağladı. Sükroz (çay şekeri) ile beslenen gruplarda enzim aktivitelerinin daha düşük kaldığı gözlemlendi. Bölgesel etkiler: Doğanşehir’in çevresel şartlarının 10-HDA üretimini teşvik ettiği, Uluköy’ün ise zengin polen ve nektar çeşitliliği sayesinde toplam amino asit üretimini desteklediği gözlemlendi. Antioksidan kapasitesi: Beslenme rejiminin arı sütünün fenolik bileşik profili ve antioksidan kapasitesi üzerinde önemli değişimlere yol açtığı tespit edildi. Araştırmacılar, elde edilen sonuçların arı sütü üretiminde besleme stratejilerinin optimize edilmesi, ürün kalitesinin artırılması ve coğrafi köken doğrulaması gibi alanlarda önemli katkı sağlayacağını vurguluyor. Çalışma, endüstriyel karbonhidrat kaynaklarının arı sütünün biyokimyasal yapısını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyarken, glikoz takviyesinin arı sütü kalitesini artırmak için etkili bir üretim stratejisi olabileceğini gösteriyor. Elde edilen veriler, Türkiye’de sınırlı miktarda üretilen arı sütünün daha yüksek katma değerle üretilmesi ve uluslararası pazarda rekabet gücünün artırılması açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Arıcılığa ve ekonomiye büyük katkı Türkiye, arıcılıkta dünya devlerinden biri olmasına rağmen arı sütü üretimi henüz istenen seviyede değil. Bu çalışma, arıcılara ürün kalitesini artırmak için bilimsel bir "besleme takvimi" sunuyor. Bilim insanları, doğru lokasyon ve doğru karbonhidrat kaynağı seçimiyle Türkiye’nin yıllık arı sütü rekoltesinin ve kalitesinin katlanabileceğini vurguluyor. Tüketiciye uyarı: Suistimallere dikkat Araştırma, arı sütünün kalitesindeki hassasiyeti de ortaya koydu. Bilim heyeti, bu değerli ürünün suistimal edilmeye açık olduğunu hatırlatarak şu uyarılarda bulundu: Analiz şart: Sadece rengine ve tadına bakarak arı sütünün kalitesi anlaşılamaz. Mutlaka laboratuvar onaylı 10-HDA oranlarına bakılmalı. Saklama şartları: Arı sütü biyokimyasal olarak çok hassastır. Araştırmada kullanılan tüm örnekler eksi 18 derecede korunmuştur; oda sıcaklığında bekletilen ürünlerde bu mucizevi bileşenler hızla kaybolur. Doğallık aldatmacası: Tamamen doğal ortamda, ek besleme yapılmadan üretilen kontrol gruplarında bazı değerlerin daha düşük çıkması, kontrollü bilimsel beslemenin "kaliteyi standardize etmek" için bir gereklilik olduğunu gösterdi. Ancak bu durum, merdiven altı şuruplarla yapılan üretimle karıştırılmamalıdır. Çalışmanın sonuçları, arı sütünün sadece bir gıda takviyesi değil, aynı zamanda apiterapide (arı ürünleriyle tedavi) kullanılacak tıbbi bir materyal olarak standartlaştırılması gerektiğini kanıtlıyor. Bölgesel farklılıkların (toprak yapısı, botanik orijin) arı sütünün "fenolik bileşiklerini" yani antioksidan gücünü ve enzim içeriklerini değiştirmesi, Malatya gibi illerin bu konuda özel bir marka haline gelebileceğinin sinyalini veriyor. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli, üniversite olarak Malatya’da tarım ve hayvancılık alanında bilimsel çalışmalarla üretime katkı sağlamaya devam edeceklerini belirterek araştırmada emeği geçen akademisyenlere teşekkür etti.
Logo Yazılım ve Türkiye İş Bankası’ndan işletmelere ‘Fatura Finansmanı’
15 Aralık 2025 Pazartesi - 13:25 Logo Yazılım ve Türkiye İş Bankası’ndan işletmelere ‘Fatura Finansmanı’ Logo Yazılım ve İş Bankası iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Fatura Finansmanı’ ürünü, vadeli e-faturaların vade tarihinden önce nakde çevrilmesini sağlayarak işletmelerin nakit akışını güçlendiriyor. Logo Yazılım ve İş Bankası iş birliğiyle ‘Fatura Finansmanı’ ürünü işletmelere sunuldu. Yapılan açıklamaya göre dijital, kullanıcı dostu ve hızlı bir şekilde nakit akışını güçlendiren bir finansman çözümü olarak işletmelerin kullanımına sunulan Fatura Finansmanı ürünü, ticari işletmelerin e-faturalarını otomatik olarak analiz ederek, vadeli e-faturalarını vadesi gelmeden nakde çevirmelerine olanak sağlıyor. Logo Yazılım ve İş Bankası müşterisi olan işletmeler, vadeli e-faturalarını görüntüleyip tahsisli limitleri dâhilinde tek tıkla finansmana başvurabiliyor ve onaylanan tutar aynı gün hesaplarına aktarılıyor. İş birliğini değerlendiren Logo Grup Finansal Teknolojiler Genel Müdürü Başak Kural, "Grup olarak, finansal teknolojiler alanındaki yatırımlarımızı derinleştirirken, yeni iş birlikleriyle bu alandaki ekosistemimizi genişletiyoruz. İşletmelerin ihtiyaç duyduğu anda finansal enstrümanlara daha kolay, bilinçli ve avantajlı bir şekilde ulaşmasını sağlayacak geliştirmelere odaklanıyoruz. Bu doğrultuda, gömülü finansta liderlik vizyonumuz ve Türkiye İş Bankası’nın finansman gücüyle hayata geçirdiğimiz iş birliğimizden büyük memnuniyet duyuyoruz. Fatura Finansmanı ürününü tasarlarken, işletmelerin nakit akışlarını hızlandırma, finansmana erişimi kolaylaştırma ve operasyonel yüklerini dijital çözümlerle azaltma ihtiyaçlarını merkeze aldık" ifadelerini kullandı. İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, "Ticari hayatta nakit akışı oldukça önemli bir yer tutuyor. Firmaların nakit akışlarını kendi ödeme ve ihtiyaçlarına göre yönetebilmesi, onlara esneklik sağlıyor ve ticari hayatı kolaylaştırıyor. İşletmelerin ihtiyaç duydukları dönemlerde alacaklısı oldukları faturalarını vadesinden önce nakde çevirebilmelerine imkân sağlayan Fatura Finansmanı ürününü Logo Yazılım iş birliğimizle hayata geçirmiş olmaktan dolayı mutluluk duyuyorum. Yeni iş birlikleri ve çözümlerle KOBİ’lerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam edeceğiz" dedi.
Kırgızistan’dan yatırım daveti
15 Aralık 2025 Pazartesi - 13:21 Kırgızistan’dan yatırım daveti Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran’ı ziyaret eden Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bünyesinde kurulan Türk Yatırım Fonu’nda Kırgızistan’a yapılan yatırımlar için önemli teşvik ve önceliklerin bulunduğunu belirterek, ATO üyelerini ülkesine yatırıma davet etti. Türkiye ve Kırgızistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin yıllar itibariyle geliştiğini kaydeden ATO Başkanı Baran ise "Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmi 2024 yılında 1,5 milyar doları aşarak, 2 milyar dolara yaklaştı. Ticaretimizi karşılıklı olarak artırarak, önümüzdeki birkaç yıl içinde 5 milyar dolarlık hedefi yakalayacağız" dedi. ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev ve beraberindeki heyeti makamında konuk etti. İki ülke arasındaki ticari ve yatırım ilişkileri ile Türk iş dünyası için Orta Asya’da ortaya çıkan yeni ekonomik fırsatların ele alındığı ziyarette konuşan Büyükelçi Kazakbaev, Türkiye ve Kırgızistan arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştiğini ifade ederek, üst düzey siyasi temaslar, liderler düzeyinde gerçekleştirilen zirveler ve çok taraflı iş birliği teşkilatlarının bu gelişmede belirleyici rol oynadığını vurguladı. Büyükelçi iki ülke iş insanlarının yakın iş birliği içinde olduğunu belirterek, bu ilişkileri daha da güçlendirmek gerektiğini aktardı. Kırgızistan’ın Türk Devletleri Teşkilatı ve Şanghay İş Birliği Örgütü yapılarında aktif rol üstlendiğini ifade eden Büyükelçi, bu platformlarda artık güvenliğin yanı sıra ekonomi, teknoloji ve yatırımların da ön plana çıktığını dile getirdi. Yatırım projelerinizi bekliyoruz Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler tarafından kurulan Türk Yatırım Fonu’nun resmi olarak faaliyetlerine başladığını ifade eden Büyükelçi, bu yapıda özellikle Kırgızistan’a yapılan yatırımlar için önemli teşvik ve önceliklerin bulunduğunu söyledi. Büyükelçi Türk iş insanlarına seslenerek, "Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde toprak açısından da, nüfus açısından da küçük bir ülke olduğumuz için sosyal durumumuzu, ekonomimizi de göz önüne alarak, Kırgızistan’ın projelerine öncelik veriyorlar. Türk Yatırım Fonu’nda Kırgızistan’a yönelik çok fazla teşvikler var. Bunun için Türk iş insanlarını Kırgızistan’a yatırıma davet ediyorum" dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran da ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Türk Yatırım Fonu’nun Türk iş dünyası açısından stratejik olduğunu vurguladı. Ankara iş dünyasının Orta Asya ve Türk dünyasıyla ekonomik bağlarını daha da güçlendirmeye hazır olduğunu ifade eden Baran, Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ticaret hacmine ilişkin güncel rakamları değerlendirdi. Türkiye ve Kırgızistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin yıllar itibariyle geliştiğini kaydeden ATO Başkanı Baran, "Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmi 2024 yılında 1,5 milyar doları aşarak, 2 milyar dolara yaklaştı. Ticaretimizi karşılıklı olarak artırarak, önümüzdeki birkaç yıl içinde 5 milyar dolarlık hedefi yakalayacağız" dedi.
ATSO Başkanı Hacısüleyman’dan Antalya için kritik uyarı: "Kaynaklar sınırlı, tercihler belirleyici"
15 Aralık 2025 Pazartesi - 13:11 ATSO Başkanı Hacısüleyman’dan Antalya için kritik uyarı: "Kaynaklar sınırlı, tercihler belirleyici" Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Antalya’nın 2050 vizyonunun ortak akılla belirlendiğini belirterek, sınırlı kaynaklar karşısında kentin geleceğinin doğru tercihlerle planlanması gerektiğini söyledi. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın ev sahipliğinde, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda kentin sosyo-ekonomik yapısını güçlendirmek ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla düzenlenen "Antalya 2050 Vizyonu Arama Konferansı" tamamlandı. Üç gün süren konferansta, Antalya’nın gelecek 25 yılına yön verecek stratejiler ortak akılla ele alındı. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, iş dünyası temsilcileri ve sivil toplum paydaşlarının geniş katılım sağladığı konferans ’tarım’, ’turizm’, ’ticaret-sanayi’ ve ’kentsel dönüşüm’ başlıkları altında dört ana oturum şeklinde gerçekleştirildi. Oturumlarda, Antalya’nın nüfus artışı, göç, kaynak yönetimi, iklim değişikliği, afetler, teknoloji, şehircilik, ulaşım ve ekonomik çeşitlilik gibi başlıklar bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. "Ortak noktamız insan yaşamının sürdürülebilirliği" Toplantının açılış konuşmasını yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ortak noktalarının insan yaşamının sürdürülebilirliği olduğunu vurguladı. "Nasıl bir Antalya istiyoruz, neyi neye tercih edeceğiz?" sorularının kritik öneme sahip olduğunu belirten Hacısüleyman, bu soruların tek bir doğru cevabı olmadığını, ancak tercih hakkının Antalya’da yaşayanlara ait olması gerektiğini söyledi. Hacısüleyman, "Kendi geleceğimizi yine Antalyalılar olarak biz belirlemeliyiz" dedi. "Neyi, ne kadar tercih edeceğimizi konuşuyoruz" 2050’ye giderken kentin nasıl bir yol izlemesi gerektiğinin tartışıldığını belirten Hacısüleyman, "Daha fazla ticaret mi istiyoruz, daha fazla yapılaşma mı, yoksa tarımı, suyu ve doğayı koruyan bir Antalya mı?" ifadelerini kullandı. Tarım sektörünün artan sıcaklıklar nedeniyle üretimde zorlandığını, turizmin ise kaynak baskısını her geçen gün daha fazla hissettiğini kaydeden Hacısüleyman, kentleşmenin kültürle birlikte düşünülmemesi halinde şehrin ruhunu kaybedeceğini söyledi. "Turist sayısı 5 kat arttı, kaynaklarımız aynı kaldı" Antalya’nın nüfusunun 2000 yılında yaklaşık 1 milyon 700 bin olduğunu hatırlatan Hacısüleyman, bugün bu sayının 2 milyon 700 bine ulaştığını ifade etti. Son 25 yılda kaynakların 1 milyon kişiyle daha paylaşılır hale geldiğine dikkat çeken Hacısüleyman, "Su arttı mı? Hayır. Ama kişi başına düşen kaynak azaldı" dedi. Turizm verilerine de değinen Hacısüleyman, 2000 yılında Antalya’ya gelen yabancı turist sayısının yaklaşık 3,4 milyon olduğunu, bugün ise bu rakamın 17 milyonun üzerine çıktığını belirtti. Her yeni kullanıcının kaynaklara ortak olduğunu dile getiren Hacısüleyman, turizmde bunun geçici, göçte ise kalıcı bir etki oluşturduğunu vurguladı. Beş katlık artışa rağmen kaynaklarda benzer bir artış yaşanmadığını vurgulayan Hacısüleyman, "Bu yükü kaldıracak hangi kaynağımız beş kat arttı? İşte bu nedenle taşıma kapasitesini konuşmak zorundayız" diye konuştu. Antalya’nın daha ne kadar nüfusu, turisti ve yapılaşmayı kaldırabileceğinin bilimsel verilerle analiz edilmesi gerektiğini ifade eden Hacısüleyman, "Kaynaklar artmayacak. Bu yüzden planlamayı kapasite üzerinden yapmak zorundayız" dedi. "Teknoloji büyük bir dönüşüm getiriyor" Son 25 yılda dijital platformların kısa sürede küresel ölçekte büyük değerlere ulaştığını hatırlatan Hacısüleyman, önümüzdeki 25 yılda çok daha köklü bir dönüşüm yaşanacağını belirtti. Otonom araçlar, dikey tarım, suyun depolanması ve gri su kullanımı gibi başlıkların konferansta ele alındığını söyleyen Hacısüleyman, "25 yıl sonra yine aynı sorunları mı konuşacağız, yoksa bir kısmını çözmüş mü olacağız? Bu sorunun cevabını bugünden vermek zorundayız" diye kouştu. "İklim değişikliği artık teorik değil" İklim değişikliğinin artık günlük hayatın bir gerçeği haline geldiğini vurgulayan Hacısüleyman, "Eskiden 40 günde yağan yağmur bugün 2 saatte yağıyor. Sonrasında altyapıyı ya da yönetimleri suçluyoruz ama bireysel sorumluluğumuzu da sorgulamamız gerekiyor" dedi. Deprem, sel ve su krizinin insan yaşamını doğrudan etkileyen başlıklar olduğunu belirten Hacısüleyman, Antalya’nın geleceğinin ancak bütüncül, bilimsel ve sürdürülebilir bir planlamayla güvence altına alınabileceğini sözlerine ekledi. Antalya 2050 vizyonu belirlendi Konferans sonucunda Antalya’nın 2050 yılına uzanan yol haritasını şekillendirecek ortak vizyon, sürdürülebilirlik, çeşitlendirilmiş ekonomi, akıllı şehircilik ve yüksek yaşam kalitesi ekseninde tanımlandı. Vizyon çerçevesinde Antalya’nın; kültür, sanat, turizm ve eğitimin başkenti, marka değerleriyle Akdeniz’in çekim merkezi, sürdürülebilir, akıllı, güvenli ve çevreye duyarlı dönüşümünü tamamlamış bir şehir olması hedefleniyor. Tek bir sektöre bağımlı olmayan dengeli ekonomik yapısıyla, kalite odaklı ve destinasyon çeşitliliği yüksek turizmini güçlendiren Antalya’nın; iklim göçü baskısına rağmen kentsel dokusunu koruyan marka şehir kimliğini pekiştirmesi öngörülüyor. "Dünyanın en yaşanabilir şehirleri arasına girme hedefi" Vizyon kapsamında Antalya’nın, veriye dayalı yönetilen, çalışma, yaşam ve sosyal alanları birbiriyle uyumlu, doğayla barışık ve kendi kendine yeten bir kalkınma modelini hayata geçirmesi amaçlanıyor. Sanayi ve ticarette teknoloji odaklı, rekabetçi bir güç haline gelmesi; demiryolu öncelikli lojistik altyapısı, gelişmiş liman kapasitesi ve yatçılık ekosistemiyle yüksek katma değerli ihracat yapan küresel bir merkez olması hedefleniyor. İklim değişikliğine uyumlu bir şehir vizyonu doğrultusunda ise; su ve enerjiyi akıllı yöneten, yerel üretimi güçlendiren, yenilenebilir enerji ve etkin atık yönetimiyle çevresel etkileri en aza indiren, sürdürülebilir tarım ve Ar-Ge ekosistemi oluşturulmuş, dirençli ve yaşam kalitesi yüksek bir şehir modeli öne çıkıyor. Bu dönüşümle Antalya’nın, dünyanın en yaşanabilir ilk 10 şehri arasına girmesi amaçlanıyor. "Somut projelere dönüşecek" Oturumlar sonunda elde edilen çıktılar doğrultusunda, her bir alan için hazırlanan "Antalya 2050 Vizyonu Stratejik Yol Haritası Raporları" ilgili kurumlarla paylaşılacak. Belirlenen stratejiler, ATSO iş birliğinde somut projelere dönüştürülerek hayata geçirilecek. Konferans çıktılarında ayrıca; iş birliği, koordinasyon ve yönetişim anlayışıyla tüm paydaşlarıyla birlikte çalışan, ekosistem odaklı büyüyen bir şehir modelinin hayata geçirilmesinin önemi vurgulandı.
DİSİDER Başkanı Akbaş, 2025’i değerlendirip 2026 beklentilerini açıkladı
15 Aralık 2025 Pazartesi - 12:55 DİSİDER Başkanı Akbaş, 2025’i değerlendirip 2026 beklentilerini açıkladı Diyarbakır Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DİSİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Şeyhmus Akbaş, 2026 hedefleriyle ilgili "Bugün Diyarbakır iş dünyası, geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde güçlü, umutlu ve dinamiktir. DİSİDER olarak bu gelişimin öncü aktörlerinden biri olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz. Diyarbakır’ın geleceğine, yatırıma, üretime, istihdama ve birlikte büyümeye inanıyoruz" dedi. DİSİDER Yönetim Kurulu Başkanı Akbaş, düzenlediği basın toplantısında 2025 yılını değerlendirirken, 2026 yılı için hükümetten ve yerel yönetimlerden beklentilerini sıraladı. 2025 yılının, ülke açısından zorlukların yanı sıra önemli fırsatları da içinde barındıran bir dönem olduğunu aktaran Akbaş, "Özellikle ülkemizin yakıcı sorunu olan, terörün tamamen sona ermesi, PKK’nın silah bırakma sürecinin tamamlanması ve örgütün kendini feshetmesi, bölgemiz için tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu gelişme, iş dünyamızın motivasyonunu artırmış, yatırım iştahını güçlendirmiş ve toplumsal huzur ikliminin önünü açmıştır. Ekonomik açıdan bakıldığında; daralan ticaret hacmi ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılara rağmen, dövizin, yüksek enflasyonun kontrol altına alınmaya başlanması ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen olumlu sinyaller, iş dünyamız adına umut verici gelişmeler olmuştur" dedi. 2026 yılı için hükümetten beklentilerini sıralayan Akbaş, şu ifadeleri kullandı: "Terörsüz Türkiye sürecinin kalıcı şekilde tamamlanması ve toplumsal barışın güçlendirilmesi, girişimci, üretici ve sanayicilerimizin düşük faizli finansmana daha kolay erişebilmesi, ihracat yapan firmalara yönelik desteklerin artırılması, üretim ve turizm alanlarında yeni ve avantajlı teşvik paketlerinin hayata geçirilmesi, vergi, SGK ve elektrik borç faizlerinin silinmesi veya çok düşük faizlerle yeniden yapılandırılması, yatırım ortamının güçlendirilmesi, hukuk güvenliğinin artırılması ve sürdürülebilir büyüme için yeni bir anayasanın hayata geçirilmesi, kentsel dönüşüm ve konut projeleri için uzun vadeli, düşük faizli finansman imkânlarının sağlanması, Mersin-Diyarbakır demiryolu hattının yapılması, ilimizin çevre yollarının tamamlanması ve altyapı yatırımlarının artırılması, ülkemiz, bölgemiz ve ilimiz açısından kritik öneme sahiptir." Yerel yönetimlerle ilgili değerlendirme ve beklentilerini sıralayan Akbaş, şunları söyledi: "2025 yılı itibarıyla, kamuoyunun yerel yönetimlerden beklentileri, henüz istenilen seviyeye ulaşmamış olsa da Diyarbakır Büyükşehir ve ilçe belediyeleri, önceki dönemlerin gerilimli atmosferine kıyasla daha sakin, çatışmadan uzak ve hizmet odaklı bir yönetim çizgisi sergilemektedir. Bu yaklaşım, toplumsal huzur ve kent yönetimi açısından, iş dünyası olarak kıymetli ve önemli görüyoruz. Kimlik üzerinden ayrıştırmayan, insanı merkeze alan, şeffaf ve kapsayıcı bir yönetim anlayışının güçlendirilmesi, merkezi yönetimle daha etkin ve yapıcı bir diyalog kurulması, hizmet kalitesinin artırılması, dijital dönüşüm ve akıllı hizmetler standartlarda sunulması, yerel ekonomiyi canlandıran, üretim ve istihdam odaklı belediyecilik modellerinin hayata geçirilmesi, sürdürülebilir, planlı, yerinde ve adil kentleşme politikalarının uygulanması, gastronomi, kültür ve inanç turizmini daha fazla ön plana çıkartılarak, güçlü bir şehir markası stratejisinin oluşturulması, şehir içi ulaşımda yaşanan sıkışıklığa kalıcı ve bütüncül çözümler üretilmesi. Bu başlıklar, Diyarbakır’ın sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır." Son olarak DİSİDER’in 2026 hedeflerini dile getiren Akbaş, "Daha güçlü üretim, daha yaygın istihdam, daha yenilikçi girişimcilik, kadınlar ve gençlere yönelik daha kapsayıcı projeler, Dicle Üniversitesi, ilgili kamu ve özel kurumlarla daha etkin iş birliklerinin geliştirilmesi. Bugün Diyarbakır iş dünyası, geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde güçlü, umutlu ve dinamiktir. DİSİDER olarak bu gelişimin öncü aktörlerinden biri olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz. Diyarbakır’ın geleceğine, yatırıma, üretime, istihdama ve birlikte büyümeye inanıyoruz" diye konuştu.
Çoruh EDAŞ, yetkisiz müdahaleler nedeniyle 10 ayda bin 469 kesinti yaşandığını açıkladı
15 Aralık 2025 Pazartesi - 12:00 Çoruh EDAŞ, yetkisiz müdahaleler nedeniyle 10 ayda bin 469 kesinti yaşandığını açıkladı Doğu Karadeniz Bölgesi’nde elektrik dağıtım hizmeti sunan Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (Çoruh EDAŞ), 2025 yılının ilk 10 ayında dağıtım şebekesine yönelik yetkisiz müdahaleler, izinsiz kazı, ağaç kesimi gibi faaliyetlerden kaynaklanan bin 469 adet elektrik kesintisi yaşandığını açıkladı. Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (Çoruh EDAŞ), dış müdahalelerin enerji arz güvenliği üzerindeki etkisine dikkat çekti. Yılın ilk 10 ayında dağıtım şebekesine yönelik yetkisiz müdahaleler, izinsiz kazı ve ağaç kesme çalışmaları ile kazalardan kaynaklanan bin 469 adet elektrik kesintisi yaşandığını açıklayan şirket, söz konusu kesintilerden toplam 2,7 milyon abonenin etkilendiğini belirtti. Aboneler ortalama 2,5 saat elektriksiz kaldı. En fazla hasar Ortahisar’da yaşandı Yılın ilk 10 ayında en fazla şebeke hasarının görüldüğü ilçe 241 kesinti ile Trabzon Ortahisar oldu. Ortahisar’ı 106 kesinti ile Trabzon Akçaabat, 49 kesinti ile Giresun Tirebolu izledi. Aynı dönemde Rize Derepazarı, İyidere, Kalkandere ve Giresun Güce ise yalnızca birer kesintiyle en az etkilenen bölgeler oldu. Yetkisiz müdahale hayati risk taşıyor Şirket, saha ekiplerinin hızlı ve koordineli müdahaleleri sayesinde günlük yaşamı etkileyen bu kesintileri büyük ölçüde kontrol altına almayı başardı. Üçüncü şahısların dağıtım şebekesine müdahaleleri ve izinsiz kazı faaliyetlerinin ciddi riskleri beraberinde getirdiğini hatırlatan Çoruh EDAŞ, şu uyarılarda bulundu: "Dağıtım yeraltı şebekesi bulunan tüm lokasyonlarda izinsiz kazı yapılmamalı. Başta can ve mal güvenliğini sağlanması ve herhangi bir hasar oluşmaması için tüm alt yapı kazılarında, bahçe düzenlemeleri, ağaç dikimi, çocuk parkı yapımı gibi kazı çalışmalarının Altyapı Koordinasyon Merkezi (AYKOME) ve/veya ilgili belediyenin koordinasyonunda elektrik dağıtım şirketinin bilgisi dahilinde olması gerekiyor. Ayrıca izinsiz kazıların yanı sıra, şahıslar tarafından gerçekleştirilen kontrolsüz müdahaleler de şebeke bütünlüğünü tehdit etmekte birlikte ciddi düzeyde can güvenliği riski oluşturuyor. Bunun için de 186 numaralı Arıza İhbar ve Çözüm Merkezimiz ile iletişime geçilebilir. Herhangi bir kazı çalışmasına dair şüpheli bir durumla karşılaşan vatandaşlarımız ise 7 gün 24 saat hizmet veren 186 Arıza İhbar ve Çözüm Merkezimizi arayabilir."
L’oréal Türkiye genç bilim kadınlarını ödüllendirmeye devam ediyor
15 Aralık 2025 Pazartesi - 11:48 L’oréal Türkiye genç bilim kadınlarını ödüllendirmeye devam ediyor Tekno-güzellik şirketi L’Oréal Türkiye’nin UNESCO Türkiye Milli Komisyonu iş birliğiyle yürüttüğü "Bilim Kadınları İçin" programı 23 yıldır devam ediyor. Program, bugüne kadar Türkiye’den 128 bilim kadınını destekledi. Bu yıl Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nden Doç. Dr. Banu İyisan, Üçlü Negatif Meme Kanseri için tamamen doğal biyomalzemelerle akıllı ve hedefli nanoilaç teknolojileri geliştirmeyi amaçlayan projesiyle ödüllendirildi. Türkiye’nin önde gelen kurumsal sosyal sorumluluk programlarından biri olan "Bilim Kadınları İçin" programında, bu yıl ödül alan bilim kadınları L’Oréal Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen tören ile duyuruldu. Bu kapsamda Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Banu İyisan, tamamen doğal biyomalzemeler kullanarak Üçlü Negatif Meme Kanseri (ÜNMK) tedavisinde hedefli ve akıllı nanoilaç sistemleri geliştirmeyi amaçlayan projesiyle öne çıkıyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinin agresif alt türlerinden Üçlü Negatif Meme Kanseri’ne yönelik bu çalışma, mevcut tedavilerin sınırlılıklarını aşmayı hedefleyen önemli bir yaklaşım sunuyor. Eğitim ve araştırma yolculuğu: Almanya’dan Türkiye’ye uzanan bilim kariyeri Programın uluslararası ayağı olan L’Oréal-UNESCO For Women in Science, 140’dan fazla ülkede 4 bin 700’den fazla bilim kadınını desteklemiş ve bu isimlerden 7’si daha sonra Nobel Ödülü’ne layık görülmüştü. Türkiye, bu programın en aktif yürütüldüğü ve en çok destek veren ilk beş ülkeden biri olarak öne çıkıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Doç. Dr. Banu İyisan 2012 yılında doktora eğitimi için Almanya’ya taşındı. Leibniz Polimer Enstitüsü’nde biyomedikal nanomalzemeler, kontrollü ilaç salım sistemleri, sentetik biyoloji ve biyosensör uygulamaları üzerine çalıştı; 2016’da Dresden Teknik Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı. Doktora sürecinde International Helmholtz Research School for Nanoelectronic Networks (IHRS NANONET) programında nanoteknoloji ve malzeme bilimi üzerine eğitim alan araştırmacı, 2017-2020 yılları arasında Max Planck Polimer Araştırma Enstitüsü’nde yürütülen bir AB projesinde, meme kanseri teşhisi için nanofotonik sistemler geliştirmeye yönelik doktora sonrası çalışmalar yaptı. 2023 yılında Max Planck Partner Grup Lideri seçilerek, MPIP ile uluslararası iş birliğini güçlendirdi. Üçlü negatif meme kanserine yönelik yenilikçi tedavi yaklaşımı Yürüttüğü akıllı hibrit nanoilaç teknolojisi projesiyle, meme kanserinin en agresif alt türlerinden biri olan Üçlü Negatif Meme Kanseri’nin hedefli tedavilere yanıt vermemesi ve mevcut kemoterapi ilaçlarının ciddi yan etkilere yol açması nedeniyle ortaya çıkan ihtiyaca çözüm sunmayı amaçlayan İyisan, proje kapsamında tamamen doğal biyomalzemeler kullanarak Üçlü Negatif Meme Kanseri hücrelerini seçici biçimde hedefleyebilen ve pH gibi çevresel uyarılara duyarlı çalışan akıllı hibrit nanoilaç taşıyıcılarının tasarlanmasını hedefliyor. Bu yaklaşım, tedavi etkinliğinin artırılmasına ve yan etkilerin önemli ölçüde azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlarken, sürdürülebilir teknolojilerle geliştirilen sistemin gelecekte farklı agresif kanser türlerinde de uygulanabilir olması hedefleniyor. 2020 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde görev yapan Doç. Dr. Banu İyisan aldığı fonlarla Biyofonksiyonel Nanomalzeme Tasarım Laboratuvarı’nı kurarak araştırmalarını burada sürdürmeye devam ediyor.