GÜNDEM - 23 Mart 2025 Pazar 11:06

71 yaşında aynı hoyrat aynı tutku, 27 yıl sonra seslendirdiği eser milyonlarca izlendi

A
A
A
71 yaşında aynı hoyrat aynı tutku, 27 yıl sonra seslendirdiği eser milyonlarca izlendi

Elazığlı mahalli sanatçı Osman Bulut, 27 yıl önce spontane bir şekilde seslendirdiği Elazığ hoyratını, 71 yaşında yeniden yorumladı. Sosyal medyada milyonlarca kez izlenen performansı, dinleyiciler tarafından büyük beğeni topladı.


Elazığ’da 1998 yılında Harput Kültür Derneği’nin düzenlediği Erkan Oğur konserine katılan Osman Bulut (71), yıllar önce söylediği hoyratı 27 yıl sonra tekrar seslendirdi. O gece salonda yankılanan ve dinleyicilerin hafızasında yer eden bu özel ezgi, yıllar sonra yeniden gündem oldu. Paylaşılan görüntü ile Bulut’un güçlü yorumu, müzikseverler için geçmişle bugün arasında duygusal bir köprü kurarken, sanatın zamansızlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Sanatçının 27 yıl sonra yeniden seslendirdiği hoyrat, sosyal medyada büyük beğeni toplayarak, dinleyiciler tarafından milyonlarca kez izlendi. Zamana meydan okuyan sesi, Elazığ müziğinin ve kültürel mirasının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha kanıtlayan Bulut, hayatı boyunca Harput müziğine ve tasavvuf musikisine gönül verdiğini dile getirdi. Uzun yıllar teknisyen olarak çalıştıktan sonra emekli olan sanatçı, müzik çalışmalarına ara vermeden devam etti. 2012 yılında Kültür Bakanlığı Somut Olmayan UNESCO Dünya Mirası’na kayıt olan Bulut, burada hoyratlar, gazeller ve aşr-ı şerifler seslendirdi.


" Somut Olmayan Unesco Dünya Mirası’na kayıtlı"


Bugüne kadar Hafız Osman Öge, Hafız Yusuf Kavuran, Mustafa Döner ve Enver Demirbağ gibi önemli isimlerle çalışan ve müziğe olan bağlılığını anlatan Bulut, " Harputluyum, Salkaya Köyü’ndenim. 1954 doğumluyum. İlk ve ortaokul tahsilini burada yaptım. Üniversitede teknisyen olarak 25 yıl görev yaptım. Son olarak da çalıştığım hastanede emekli oldum. Halen daha musikiye devam ediyoruz. Gerek tasavvuf anlamında gerek Harput musikisi anlamında çalışmalarımıza devam ediyoruz. Aynı zamanda 2012 yılında Kültür Bakanlığı Somut Olmayan Unesco Dünya Mirası’na kayıt oldum. Orada hoyratlar, gazeller ve aşr-ı şerif okuduk. Hafız Osman Öge ve Hafız Yusuf Kavuran hocalarımdı. Mustafa Döner ve Enver Demirbağ’ın yanında bizatihi bulundum. Ancak Hafız Osman ve Yusuf hocalarımla camide iştigal olduk. Enderun müezzinliğine onlarla başladık, onları yanında o ilahileri gördüm" dedi.



"Lambaları yakın, hoyratı söyleyeni göreceğim"


1998 yılında gerçekleşen konserin anısına da değinen Bulut, " 1998 yılında Fırat Üniversitesi’ne bir gün Erkan Oğur gelmişti. Arkadaşlarla birlikte gidelim dedik. Ben salonun en arkasında oturuyordum. Lambalar sönmüş ve kalabalıktı. Derken Oğur, hicaz makamında bir esere girdi ve salonda çıt yoktu. Bir tek Erkan Oğur’un bağlaması ve İsmail Demirci’nin sesi geliyordu. O sıra Oğur, ’Dernekten biri bir hoyrat okusa Gokko’ dedi. Ben de kısık bir sesle hafif ses çıkardım ama yanımdaki ’Amca oku oku’ dedi. Ben de ’Ayıp olur, adamın konserinde izinsiz okuyamam ki’ dedim. Erkan Oğur da oku deyince ben de hoyrata girdim ve okudum. Bitince de Erkan Oğur, lambaları yakın o hoyratı söyleyeni göreceğim, dedi. Beni salondaki herkes alkışladı. Oğur da konserden sonra beni kulise davet etti" diye konuştu.



71 yaşında aynı hoyrat aynı tutku, 27 yıl sonra seslendirdiği eser milyonlarca izlendi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Elazığ’da usulsüz tıbbi atık yakan hastaneye 47 milyon lira ceza Elazığ’da hastane atıklarını mevzuata aykırı şekilde taşıyıp kendi mülkünde açıkta yakan özel bir sağlık kuruluşuna, yapılan denetimin ardından 47 milyon 206 bin 354 lira idari para cezası kesildi. Elazığ’da hastane atıklarını usulsüz şekilde yakan ve halk sağlığını tehlikeye atan sağlık kuruluşuna Elazığ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından, 47 milyon 206 bin 354 lira idari para cezası uygulandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Elazığ Belediyesi ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin koordineli denetimiyle ortaya çıkan usulsüzlüğün, geçmiş yıllarda da benzer şekilde yapıldığı ve ceza aldığı ortaya çıktı. Atıkları hastane sahibinin arazisinde yaktıkları tespit edildi Elazığ Belediye Başkanlığı’ndan gelen ihbar üzerine Elazığ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, belediye teknik personeli ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleriyle koordineli şekilde düzenlenen denetimde, hastane faaliyetlerinden kaynaklanan tıbbi atıkların usulüne aykırı şekilde taşındığı ve işletme sahibinin kendi mülkünde yakılarak imha edilmeye çalışıldığı belirlendi. Geçmiş yıllarda da benzer suç işlenmiş Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin yaptığı incelemelerde, insan sağlığı açısından risk taşıyan tıbbi atıkların açıkta yakılmasının, bulaşıcı hastalıkların yayılması yönünden ciddi tehlike oluşturduğu ve çevre üzerinde telafisi güç sonuçlar doğuracağı rapor edildi. Hastanenin geçmiş yıllarda da benzer şekilde tıbbi atık yaktığı ve İl Müdürlüğü tarafından daha önce de cezalandırıldığı ortaya çıktı. Söz konusu özel hastaneye Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesinin uygulanarak, Elazığ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından tam 47 milyon 206 bin lira idari para cezası kesildi.
Manisa Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, "Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir" dedi. Manisa Şehir Hastanesi Dermatoloji Hekimi Uzm. Dr. İmge Durmaz, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında güneşin zararlı etkileri, cilt kanserinden korunma yöntemleri ve erken tanının önemi ile ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla açıklamalarda bulundu. Cilt kanserinin dünyadaki en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Durmaz, "Cilt kanseri, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer almakta; ancak erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olmaktadır. Benlerdeki asimetri, düzensiz kenar görünümü, renk değişikliği, büyüme ya da iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle çocukluk ve genç yaşlarda yoğun güneş yanığı öyküsü bulunan kişilerde risk artabilmektedir. Bu nedenle yalnızca yaz aylarında değil, günlük yaşamda da güneşten korunma alışkanlığı kazanılması büyük önem taşır. Güneş koruyucu ürünlerin düzenli kullanılması, uzun süre direkt güneş maruziyetinden kaçınılması ve ciltte fark edilen değişikliklerin gecikmeden dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Cildinizi ihmal etmeyin, değişimleri önemseyin. Unutmayalım; erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
İstanbul Dünya genelinde 316 milyon kişi bağımlılıkla mücadele ediyor Bağımlılık, yalnızca madde kullanımından ibaret olmayan; bireyin ruhsal, duygusal ve sosyal yaşamını derinden etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olarak büyümeye devam ediyor. Prof. Dr. Kültegin Ögel, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2025 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre, dünya genelinde yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığını belirtti. Son 10 yılda bağımlılık oranlarında ciddi artış gözlendiğine dikkat çeken Ögel, özellikle gençler arasında yaygınlaşan bağımlılık davranışları yalnızca biyolojik değil; psikolojik, travmatik ve sosyal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Ögel, Türkiye’de de tabloya dikkat çekerek, "Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi verilerine göre, bağımlılık nedeniyle tedavi başvuruları her yıl artış gösterirken, davranışsal bağımlılıklar, dijital bağımlılık ve madde kullanımına bağlı ruhsal sorunlar giderek daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor" dedi. Uzmanlara göre, bağımlılık tedavisinde yalnızca fiziksel arınma yeterli olmuyor. Duyguların ifade edilmesi, travmaların işlenmesi ve bireyin kendisiyle yeniden sağlıklı bağ kurabilmesi tedavinin en kritik aşamalarından biri olarak görülüyor. Bu noktada ise sanat terapisi, bağımlılık tedavisinde dikkat çeken destekleyici yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Klinik Psikoloğu Beyza Selvi, bağımlılık sürecinin yalnızca madde kullanımından ibaret olmadığını, aynı zamanda yoğun duygusal çatışmalar ve baş etme güçlükleriyle ilişkili çok boyutlu bir süreç olduğunu belirtti. Selvi, sanat terapisinin özellikle sözel ifade konusunda zorlanan bireyler için önemli bir alan açtığını ifade ederek önemli noktanın altını çizerek, "Bağımlılık sürecindeki bireyler çoğu zaman ifade etmekte zorlandıkları yoğun duygular yaşayabiliyor. Sanat terapisi, bireyin duygu ve düşüncelerini resim, renk, şekil ve semboller aracılığıyla dışa vurmasını sağlayarak sözel olarak ulaşılması güç alanlara temas edebiliyor. Sanat terapisi, bireyin yalnızca mevcut duygularını değil; geçmiş yaşantılarını, ihtiyaçlarını ve baş etme biçimlerini de fark etmesine yardımcı oluyor. Kişi yaptığı çalışmalar aracılığıyla kendilik farkındalığını artırabiliyor. Bu süreç, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi güçlendirirken değişim motivasyonunu da destekliyor" dedi. Selvi, grup sanat terapilerinin kişilerarası farkındalığı geliştirdiğini belirterek, "Katılımcılar benzer deneyimlere sahip bireylerle bir araya geldiklerinde yalnız olmadıklarını fark ediyorlar. Bu paylaşım süreci empatiyi ve sosyal destek duygusunu güçlendiriyor. Sanat terapisinin en önemli özelliklerinden biri de bireye ’doğru’ ya da ’yanlış’ baskısı hissettirmeyen güvenli bir alan oluşturması. Bu yöntemde estetik kaygı ya da doğru-yanlış değerlendirmesi bulunmaz. Bu da bireyin kendini daha özgür ve güvenli bir şekilde ifade etmesine alan açar" dedi.