SPOR - 16 Nisan 2026 Perşembe 11:01

Horasan masa tenisinde Türkiye dokuzuncusu oldu

A
A
A
Horasan masa tenisinde Türkiye dokuzuncusu oldu

Nevşehir’de yapılan Okul Sporları Masa Tenisi Türkiye finallerinde Erzurum’u temsil eden Horasan Mümtaz Turhan Ortaokulu, 26 kız, 26 erkek takımı arasında Türkiye 9’uncusu oldu. Horasan Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Muhammet Karakelle, antrenör Mehmet Akif Dursun ile kafilede yer alan Vedat Küçükoğlu ve sporcularını tebrik etti.


Masa tenisinde il birincisi ve Bölge ikincisi olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı (GSB) Okul Sporları 2025-2026 sezonu Masa Tenisi Türkiye Finallerine katılan Horasan Mümtaz Turhan Ortaokulu Kız Masa Tenisi Takımı, büyük bir başarıya imza atarak Türkiye 9’uncusu oldu. 14-16 Nisan 2026 tarihlerinde Nevşehir’de yapılan Okul Sporları Yıldızlar Masa Tenisi Türkiye Finallerine Beden Eğitimi Öğretmeni Mehmet Akif Dursun ile Antrenör Vedat Küçükoğlu yönetiminde Erzurum’u temsilen katılan Horasan Mümtaz Turhan Ortaokulu Türkiye 9’uncusu olarak 26 erkek, 26 da kız takımı arasında en iyi on takım arasına adını yazdırdı.


Karakelle: "Erzurum Ve Horasan Adına Gururluyuz"


Dadaş kızların başarısı Horasan ve Erzurum’da sporseverlerin göğsünü kabarttı. Horasan Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Muhammet Karakelle, büyük başarıdan dolayı ekibi kutladı. 81 vilayet içinde Masa Tenisinde Erzurum-Horasan olarak ilk on takım arasında girdikleri için mutlu olduğunu belirten Karakelle, "Beden Eğitimi öğretmenimiz Mehmet Akif Dursun ile sporcularını tebrik ediyoruz. Bize gerek il, gerekse bölge şampiyonası ile Türkiye finallerinde yaşadıkları gurur için tüm sporcularımızı yürekten tebrik ediyorum. Bize destek olan Horasan Kaymakamımız Mesut Ozan Yılmaz, Gençlik ve Spor İl Müdürümüz Levent Çakmur, Spor Hizmetleri Müdürümüz Erdoğan Dönmez, Horasan İlçe Milli Eğitim Müdürü Selahattin Karakurt, Mümtaz Turhan Ortaokulu Müdürü Sait Bingöl, Halk Eğitim Müdürü Ayşe Şeker’e teşekkür ediyorum" dedi.


Horasan Mümtaz Turhan Ortaokulu’nun Türkiye 9’uncusu olmasını sağlayan kadroda, Fatma Sade, Ravza Karataşgüler, Ümran Aslan ve Kardelen Polat yer aldı.


Mümtaz Turhan Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni Mehmet Akif Dursun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden iki erkek iki kız, Türkiye’den de 24 erkek, 24 kız takımı olmak üzere toplam 52 takımın şampiyonluk mücadelesi verdiği Türkiye finallerinde Horasan Kız Takımı olarak Erzurum’u en iyi şekilde temsil ettiklerini belirterek, "Türkiye 9’uncusu olduk. Bize destek veren herkese teşekkür ediyoruz. Sporcularımı kutluyorum" diye konuştu.



Horasan masa tenisinde Türkiye dokuzuncusu oldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İGÜ’den şiddetle mücadelede akademik ve psikolojik destek vurgusu Okullarda son dönemde artış gösteren şiddet olaylarının yalnızca güvenlik önlemleriyle açıklanamayacağını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Bülent Tansel, yaşananların psikolojik, sosyal ve çevresel süreçlerin bir sonucu olduğunu vurguladı. Tansel, okul saldırılarının bireysel bir sorun değil, daha geniş bir sistemin aksayan yönlerinin görünür hale gelmesi olduğunu ifade etti. "Üniversite olarak yalnızca akademik bilgi üretmekle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda öğrenciler, aileler ve eğitimciler için sahada karşılık bulan bir destek mekanizması oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle Psikoloji alanın da yürütülen çalışmalarla, gençlerin yaşadığı sorunlara erken dönemde temas etmeyi ve çözüm üretmeyi önceliyoruz. Şiddeti önlemenin yolu, bireyi zamanında anlamaktan ve doğru destekle buluşturmaktan geçiyor" ifadelerini kullandı. Güncel olayların takipçisi olduklarını vurgulayan Tansel, süreçten etkilenen öğrenciler, öğretmenler ve velilere yönelik daimi desteğe hazır olduklarını belirtti. Okullardaki şiddet "Münferit" değil, bir sürecin sonucu Okullarda yaşanan şiddet olaylarının "münferit" olarak değerlendirilmesinin sorunun derinliğini göz ardı etmek anlamına geldiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel, "Hiçbir çocuk durduk yere şiddet uygulayan biri haline gelmez. Şiddet çoğu zaman bir başlangıç değil, bir sonuçtur" ifadelerini kullandı. Çocukların yaşadığı yoğun öfke, değersizlik hissi ve travmatik deneyimlerin zamanla birikerek davranışa dönüştüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tansel, aile içi ihmal, istismar, aşırı baskı ya da sınır eksikliğinin bu süreci doğrudan etkilediğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Tansel’e göre, şiddetin normalleştiği sosyal çevreler, rol model eksikliği ve okulda aidiyet duygusunun zayıf olması da çocukların kendilerini ifade etme biçimini belirleyen kritik unsurlar arasında yer alıyor. "Şiddet, birikmiş duyguların dışa vurumu" Okullarda yaşanan saldırıların yalnızca bir öfke patlaması olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel, "Bugün gördüğümüz şiddet; birikmiş yalnızlığın, değersizlik hissinin ve anlaşılmama duygusunun dışa vurmasıdır." ifadelerini kullandı. Olaylar sonrasında alınan güvenlik önlemlerinin sorunun kökenine inmediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tansel, "Biz çoğu zaman yangın çıktıktan sonra su taşıyoruz. Oysa asıl mesele, o yangının neden çıktığını anlamaktır." dedi. Çocuklar şiddete nasıl yöneliyor Çocuk ve ergen gelişiminin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal bir süreç olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tansel, duygusal gelişimi desteklenmeyen çocukların hislerini anlamakta ve ifade etmekte zorlandığını belirterek kendisini dışlanmış hisseden çocukların zamanla değersizlik algısı geliştirdiğini, bu durumun daha sonra başkalarını da değersiz görme eğilimine dönüşebileceğini söyledi. Aidiyet ihtiyacının karşılanmaması durumunda çocukların riskli akran gruplarına yönelebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel, akran ilişkilerinin şiddet davranışlarında kritik rol oynadığını vurguladı. Dijital dünya şiddeti sıradanlaştırıyor Dijital mecraların da bu süreçte büyük etkisi olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel’e göre şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmak empatiyi zayıflatıyor ve şiddeti normalleştiriyor: "Denetimsiz dijital kullanım saldırganlığı önce düşünceye, ardından davranışa dönüştürebilir. Çocuklar sadece ne izlediklerinden değil, izlediklerini nasıl anlamlandırdıklarından etkilenir. Bu noktada güçlü bağ ve doğru rehberlik belirleyicidir." Çözüm cezadan değil, bağ kurmaktan geçiyor Şiddetin önlenmesinde yalnızca kriz anında alınan önlemlerin yeterli olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel, asıl çözümün erken dönemde kurulan sağlıklı ilişkilerde olduğunu vurguladı. Ailelerin çocukları kontrol etmek yerine anlamaya odaklanması gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tansel, "Çocuğun kendini ifade edebildiği, yargılanmadan dinlendiği bir ortam en güçlü koruyucu faktördür" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Tansel’e göre çözüm: Sadece disiplin değil, bağ kurmak Sadece cezalandırmak değil, anlamak Sadece kontrol etmek değil, temas etmek Okulların yalnızca akademik başarıya odaklanan yapılar olmaktan çıkarılması gerektiğini vurgulayan Tansel, öğrencilerin duygusal olarak güvende hissedecekleri ortamların oluşturulmasının önemine de dikkat çekti. Bu doğrultuda psikososyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, rehberlik servislerinin daha aktif kullanılması ve öğretmen farkındalığının artırılması gerektiğini ifade etti. Şiddette erken uyarı sinyallerine dikkat Dr. Öğr. Üyesi Tansel, erken farkındalık açısından bazı davranışların önemli sinyaller verdiğini belirterek; içe kapanma, ani davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, sosyal izolasyon ve şiddet içeriklerine aşırı ilginin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti. "Bu belirtiler bir disiplin sorunu değil, bir yardım çağrısıdır." diyen Tansel, okul saldırılarının aniden değil, zaman içinde gelişen bir sürecin sonucu olduğunu vurguladı. "Mesele güvenlik değil, temas" Okul saldırılarının sürpriz olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Tansel, "Bir çocuk anlaşılmadığında, görülmediğinde ve yalnız bırakıldığında; bu sessizlik bazen şiddet olarak geri döner. Bir çocuğu yetiştirmek sadece ailenin değil, toplumun sorumluluğudur. Eğer çocukları yalnız bırakır ve sadece sonuçlara odaklanırsak şiddeti konuşmaya devam ederiz. Ama onları erken dönemde anlar, dinler ve desteklersek; şiddeti önleyebiliriz." ifadelerini kullanarak şiddet olaylarına karşın toplumsal sorumluluğu vurguladı.
İstanbul TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Sivillerin yaşam hakkı üzerinde asla siyasal pazarlıklar yapılamaz" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Mazlumların hayatı pahasına sürdürülen suskunluk, asla ve asla tarafsızlık olarak kabul edilemez. Açıkça ifade etmek isterim ki sivillerin yaşam hakkı üzerinde asla siyasal pazarlıklar yapılamaz" dedi. Parlamentolar Arası Birlik’in, "Gelecek Nesiller İçin Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek" temalı 152’nci Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş’un başkanlığında müzakerelerine başladı. İstanbul’da gerçekleştirilen Genel Kurul’un açılışını yapan PAB Başkanı Tulia Ackson, "Genel Kurul Başkanı" olarak seçilen Kurtulmuş’u kürsüye davet etti. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Genel Kurul’un açılışında yaptığı konuşmada, parlamentolar arasındaki temasların İstanbul’da derinleşmesinin insanlığın ortak vicdanına hitap eden bir anlam taşıdığını belirtti. Genel Kurul Başkanlığını üstlenmekten memnuniyet ve gurur duyduğunu söyleyen Kurtulmuş, "Tarafıma tevdi edilen sorumluluğu, Parlamentolar Arası Birlik teamüllerine bağlı kalarak, adaleti esas alan bir yaklaşımla ve herkesin söz hakkını görünür kılabilecek bir tarafsızlık ilkesiyle sürdüreceğimi ifade etmek istiyorum. Amacım, müzakerelerin düzen içinde ilerlemesini sağlamak, söz alan her temsilcinin iradesine saygı göstermek ve ortak karar üretme kapasitesini güçlendiren çalışma zemini genişletmektir" diye konuştu. Meclis kürsülerinin, insanlığın müşterek birikimini akıl süzgecinden geçiren meşru zeminler olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, alınacak kararların ve gerçekleştirilecek çalışmaların halklar ve insanlık için hayırlı olması diledi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının bu bölümünde de PAB 152. Genel Kurulu’nu resmen açtığını belirtti. "Karşımızdaki tablo, sadece teknik eksikliklerden kaynaklanan aksaklıklarla izah edilebilecek bir durum değil" Genel müzakere başlığı olan "gelecek nesiller için umudu yeşertmek, barışı sağlamak ve adaleti temin etmek" ifadesinin içinde bulunulan dönemin derin ihtiyaçlarını karşılayan kapsayıcı bir hedef olarak herkesin önünde durduğunu belirten Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsanlık büyütülen, genişletilen çatışmaların, ağırlaşan eşitsizliklerin, yerinden edilmelerin, açlık dalgalarının ve güven aşınmalarının içe geçtiği fevkalade zor, fevkalade önemli ve çetin bir dönemden geçmektedir. Çok taraflı ve kutuplu siyasal mimari uzun yıllar boyunca uluslararası dengenin ana unsurlarından birisi olmuştu. Son yıllarda yaşanan gelişmeler kurumların irade üretme kapasitesini, kuralların tatbik edilebilme kabiliyetini ve kavramların ahlaki ağırlığını adeta ortadan kaldırmaktadır. Karşımızdaki tablo, sadece teknik bazı eksikliklerden ve aksaklıklardan kaynaklanan ya da sadece eksiklik ve aksaklıklarla izah edilebilecek bir durum değildir. Daha derin, daha kapsamlı ve daha evrensel bir sorunla karşı karşıyayız. Küresel sistem, sorunları çözme iddiasını korurken maalesef norm uygulama cesaretini ortaya koyamamaktadır. İlkeler ilkesel olarak metinler ortada durmakta, yürürlükte olmakla birlikte milyonlarca ve insanın maruz kaldığı yıkım karşısında bahsedilen ilkelerin koruyucu hiçbir etkisi kalmamıştır. Hukuk, güç sahiplerine gelince esneyen, zayıfların karşısında ise katılaşan bir baskı aracına dönüştürülmüştür." Uluslararası sistemin açık bir çöküşe geçtiğini vurgulayan Kurtulmuş, Gazze’de yaşanan vahim tablonun bu çöküşün en açık ifadelerinden sadece birisi olduğunun altını çizdi. Kurtulmuş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: "Sivillerin korunamadığı, yaşam haklarının güvence altına alınamadığı, sağlık altyapısının çökertildiği, insani yardım geçişlerinin engellendiği, temel yaşam imkanlarının ortadan kaldırıldığı bir durum karşısında etkili ve bağlayıcı bir iradenin ortaya konulamaması uluslararası sistem bakımından hepimiz açısından ciddi bir sorumluluk, ciddi bir sınamadır. Burada sözü dolandırmaya gerek yoktur. İnsanlığa yönelen sistematik saldırılar karşısında suskun kalan uluslararası yapı aslında kendi kurucu iddialarını kaybetmektedir. Vicdanı temsil ettiğini söyleyen merkezler acıyı seyretmekle yetinmektedir. Filistin meselesi belirli bir bölgenin trajedisi olmanın çok ötesine geçmiş ve insanlığın ortak bir sınanma alanı haline gelmiştir. Gazze, insani hukukun seçici biçimde uygulanmasının ne derece yıkıcı sonuçlar ortaya koyduğunun açık bir laboratuvarı gibidir. Gazze, günümüzde kurumların neden kurulduğunu, kuralların kimleri korumak için var olduğunu ve insanlık ailesinin ortak değerler karşısında ne ölçüde tutarlı davranabildiğini sorgulatan ağır bir imtihandır ve bu imtihanla hepimiz karşı karşıyayız. Mazlumların hayatı pahasına sürdürülen suskunluk, asla ve asla tarafsızlık olarak kabul edilemez. Açıkça ifade etmek isterim ki sivillerin yaşam hakkı üzerinde asla siyasal pazarlıklar yapılamaz. Yardım konvoylarının geçişi, diplomatik takvime bağlı olarak bir lütuf olarak da kabul edilemez ve uygulanamaz. İnsanların hayatları arasında derece farklılıkları ortaya konulamaz ve insan hayatı için hiyerarşik bir yapılanma asla uygulanamaz. Küresel vicdanın en temel işlevinin kimden geldiğine bakılmaksızın ihlale, ihlal diyebilmek ve ihlali yapanı suçlu olarak insanlık ailesinin önüne çıkarabilmektir." "Nezaket, zulmü görünmez kılan bir örtüye asla dönüştürülmemeli" İçinde bulunulan dönemde asıl ihtiyaç duyulan hususun daha çok söz üretmekten ziyade söylenen söz ve konulan kurallara uygun davranabilmek olduğunu ifade eden Kurtulmuş, uluslararası toplumun; kınama ile yetinen, erteleme ile oyalanan ve ağır krizleri prosedürel tartışmalar içine hapseden bir alışkanlığı terk etmek mecburiyetinde olduğunu vurguladı. Diplomasinin, soğukkanlılık istediğini, nezaketin de uluslararası sistemin ve uluslararası temasın vazgeçilmez unsuru olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, "Nezaket, zulmü görünmez kılan bir örtüye asla dönüştürülmemeli, nezaket perdesi altında zalime zalim diyebilme kudretini kaybetmemeliyiz. Ölçülü konuşmak ile etkisiz konuşmak arasında da bir mesafe vardır. Sükunet ile suskunluk arasında da bir farklılık olduğu gibi. Bu nedenle parlamentolara bu dönemde büyük bir görev düştüğünün altını çizmek isterim. Sözü hem en açık bir şekilde söyleyecek hem de sözlerimizde asla ve asla nezaket adı altında hakikati gizleyecek bir davranış içerisinde olmayacağız" ifadesini kullandı. Temsil görevini üstlenenlerin kendi toplumunun menfaatini korurken insanlık ailesinin ortak haysiyetini de gözetmek mecburiyetinde olduğunu söyleyen Kurtulmuş, aksi halde ulusal çıkar kavramının evrensel ölçüleri dışlayan dar bir siyasal kalıba dönüşebileceği uyarısında bulundu. Kurtulmuş, adaletsizliğin yaygınlaştığı ve silahlanma yarışına girilen bir dünyanın, hiçbir ülkeye kalıcı emniyet sunamayacağını da belirtti. TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Güvenlik başka halkların güvensizliği üzerine bina edildiğinde sürdürülebilir bir sistem olmaktan çıkar. Ekonomik dengesizlikler de barış gündeminden ayrı olarak ele alınamaz. Dünyanın birçok bölgesinde gelir uçurumları derinleştikçe ve genç kuşakların gelecek tahayyülleri zayıfladıkça dünya barışından da uzaklaştığımız aşikar bir gerçektir" dedi. Kalkınma meselesinin, salt büyüme verileriyle tarif edilemeyeceğine dikkati çeken Kurtulmuş, "Asıl mesele refahın hakkaniyetli paylaşımıdır. Asıl mesele emeğin korunmasıdır. Asıl mesele eğitim, sağlık ve fırsatlara erişimde toplumların geniş kesimleri açısından güvence altına alınmasıdır" diye konuştu. Ayrışmaları derinleştiren dilden yana olmayacaklarını ve hakkaniyeti esas alan, müzakereyi öne çıkaran, insan onurunu koruyan, temsil krizlerini azaltan ve çok taraflı yapıları daha itibarlı hale getiren bir çizgiyi savunmaya devam edeceklerini vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Aynı yaklaşım, parlamentolar arası temas bakımından da hiç şüphesiz geçerlidir. Farklı görüşlerin meşru zeminde konuşulabildiği, sert fikir ayrılıklarının medeni usuller içinde ele alınabildiği ve ortak yarar etrafında yeni imkanların çoğaltıldığı bir anlayışı geliştirmek durumundayız. Kuşkusuz böyle davranırsak umudun yeşermesi mümkün olacaktır. Kuşkusuz bu şekilde davrandığımızda siyasal kararlılık içerisinde ilkeli duruşumuzu devam ettireceğiz. Böyle davrandığımızda bedel ödemeyi göze alan ahlaki bir davranışla davrandığımızda yeryüzünde adaletin genişlemesi için de büyük katkı sağlayacağız." Barışın da benzer şekilde somut bir temenni olarak ele alınamayacağını dile getiren Kurtulmuş, kalıcı huzurun, adaletin tahkim edildiği, hukukun seçici uygulanmadığı, temsil kurallarının kanallarının açık tutulduğu ve insan onurunun korunabildiği bir yapıyla ancak korunabileceğinin altını çizdi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, değerlendirmesinde ayrıca şunları kaydetti: "Güçlü olanın hukuk ürettiği hatta hukuk dayattığı bir denklem insanlık vicdanını tatmin edemez. Güç ile hak arasındaki makas açıldıkça uluslararası sistemin güvenilirliği ve uluslararası sistemin taşıdığı yük de artmaya başlar. İnsanlık ailesi, tarih boyunca büyük krizlerin ardından hiç şüphesiz büyük muhasebeler de yapmıştır. İçinden geçtiğimiz safha da benzer şekilde çok derin, çok büyük krizleri yaşadığımız bir dönemdir. Bu çerçevede uluslararası sistem ve uluslararası sistemin bütün kurumları derin bir yüzleşmeyle başa kalmak mecburiyetindedir. Önümüzdeki duran esas soru kurumlar, kurallar ve kavramların yeniden itibar kazanıp kazanmayacağıdır. Aksi takdirde küresel vicdan ile siyasal mekanizmalar arasındaki mesafe ayrılacak ve maalesef küresel siyasal sistem küresel vicdanın sesi olmayı başaramayacaktır. Umudun, barışın ve adaletin irade gösterildiği ölçüde anlam kazandığını hatırlatmak isterim." TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini bitirirken kendisine tevdi edilen "Genel Kurul Başkanlığı" görevini bu bilinçle ve yüksek sorumluluk duygusuyla yerine getireceğini söyledi. Her heyetin katkısını kıymetli gördüğünü ve her görüşün dikkatle dinlenmesi gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, görüşlerin medeni usuller içinde ele alınmasını temel ilke olarak kabul ettiğini belirtti. Kurtulmuş, yapılacak tartışmaların insanlığın parlak ve aydınlık geleceğine katkılar sunmasını dileğinde bulundu. Kurtulmuş, konuşmasının ardından Divandaki yerini alarak müzakereleri başlattı.
Sinop Sinop’ta araç tercihi değişiyor: Motosiklet zirvede Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre Sinop’ta mart ayı itibarıyla trafiğe kayıtlı araç sayısı 85 bin 917’ye ulaşırken, motosikletlerin hem toplam içindeki payı hem de yeni kayıtlardaki ağırlığı öne çıktı. Kentteki araçların yüzde 22,7’sini motosikletler oluşturdu. Bu oran, motosikletlerin Sinop trafiğinde ne denli yaygınlaştığını ortaya koyarken, otomobillerin ardından ikinci sıradaki yerini güçlendirdi. Traktör ve kamyonetlerin payı ise motosikletlerin gerisinde kaldı. Mart ayında trafiğe kaydı yapılan 354 aracın büyük bölümünü yine motosikletler oluşturdu. Yeni kayıtların yüzde 65’i motosiklet olurken, bu oran diğer tüm taşıt türlerini açık ara geride bıraktı. Otomobiller yüzde 25,1 ile ikinci sırada kalırken, diğer araç türlerinin payı sınırlı düzeyde gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre toplam taşıt kaydı 92 adet azalsa da, motosikletlerin yeni kayıtlar içindeki baskın konumu değişmedi. Bu durum, kentte bireysel ulaşım tercihlerinde motosiklet kullanımının giderek daha fazla öne çıktığını gösterdi. Öte yandan, mart ayında bin 971 taşıtın devri yapılırken, motosikletler 250 adetle ikinci el piyasasında da önemli bir yer tuttu. Otomobillerin ardından en fazla devri yapılan taşıt türlerinden biri olan motosikletler, Sinop’taki araç hareketliliğinde belirleyici unsurlardan biri olmayı sürdürdü. Kentte dar sokak yapısı ve yeni alternatif ulaşım yollarının yeterince hayata geçirilememesi, vatandaşları daha pratik ve ekonomik çözümlere yönlendiriyor. Özellikle şehir içi ulaşımda zaman ve maliyet avantajı sunan motosikletler, bu şartların etkisiyle giderek daha fazla tercih ediliyor.