ÇEVRE - 15 Şubat 2026 Pazar 10:54

Yeşiltepe muhtarından tepkiler hakkında açıklama

A
A
A
Yeşiltepe muhtarından tepkiler hakkında açıklama

Eskişehir’in Yeşiltepe Mahallesi için hazırlanan imar değişikliği planına muhtarlık önünde gösteren tepki vatandaşlar hakkında konuşan Muhtar Meryem Kuş Açıkgöz, "Ben bu projenin yanındayım ama benim imza yetkim yok. Protestodaki 120 kişinin en az 50’si benim mahallemden değildi, dışarıdan taşımalı olarak getirilmişlerdi" dedi.


Geçtiğimiz hafta Pazar günü Yeşiltepe Mahallesi Muhtarlığı önünde toplanan bir grup vatandaş, Tepebaşı Belediyesi’nce hazırlayıp Büyükşehir Belediye Meclisi’ne sunulan imar değişikliği planına tepki gösterdi. Slogan atan grup, ada bazlı plana karşı Muhtar Meryem Kuş ’a tepki gösterdiler. Yapılan protestolar hakkında konuşan Yeşiltepe Mahallesi Muhtarı Meryem Kuş Açıkgöz, durumla alakalı kendisinin bir yetkisinin olmadığına dikkat çekti.


"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da projeyi onayladı"


Konuyla alakalı konuşan Muhtar Meryem Kuş Açıkgöz, "Pazar günü muhtarlığın önünde eylem yapmak istemişler. Muhalif bile demek istemiyorum, utanıyorum; aynı mahallede muhaliflik olmaz. Mahalle sakinlerinin bir kısmı telefon ederek, ‘Muhtarım, toplantı yapıyormuşsunuz, konunun aslı nedir?’ diye sordu. Benim böyle bir etkinliğim veya toplantım olmadığını, ancak benim de geleceğimi söyledim. Olaya bu şekilde dâhil oldum ve durumdan bu şekilde haberim oldu. Oraya gittiğimde gördüm ki; vatandaşın kanuni hakkıdır, özgürlük ve demokrasi vardır. Elbette isteklerini ve dileklerini dile getirecekler ancak o toplantının yeri burası değildi. Ben bu mahallede 62-63 yıldır yaşıyorum ve mahallenin yenilenmeye ihtiyacı var. 12 yıldır da muhtarlık görevindeyim; imar için verdiğim mücadeleye herkes şahittir. Malum, zor bir dönemden geçiyoruz ve deprem riskini her gün hissediyoruz. Balıkesir’de meydana gelen bir deprem bile Eskişehir’i etkiliyorsa şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla yatay mimari ve ayrık nizam vurgusu yapıldı. Belediye de mahalle adına bu doğrultuda çok güzel bir çalışma yaptı. Bu çalışma, meclis üyelerinin oy birliğiyle kabul edildi. Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisi’nden de oy birliğiyle geçti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da projeyi onayladı" dedi.


"Peki, Benim imza yetkim mi var?"


Projede imza yetkisi olmadığını belirten Yeşiltepe Mahallesi Muhtarı Meryem Kuş Açıkgöz;


"Ben bu projenin yanında mıyım? Evet, yanındayım. Peki, benim imza yetkim mi var? Benim talimat verme veya ‘Hayır, şöyle olsun’ deme yetkim mi var? Yapılan proje kesinlikle mahallemin geleceği için çok uygun bir projedir. Aldığım tepkiler de herhalde bu desteğimden kaynaklanıyor ancak bu tepkiler benim için değil, mahallemiz için bir önem arz etmeli. Gelecek nesil için tarih yazacak bir mahalle olacağını düşünüyorum, bu anlamda projenin arkasındayım. Elbette muhalefet olacak, muhalefet olmazsa güzellikler, iyilikler ve yapılan hizmetler anlaşılmaz. Onlar da kendi şartlarında muhalefet yapıyorlar. Tek üzüldüğüm nokta, mahalle üzerinden siyaset yapılmasıdır. Çünkü bu mahallede hep birlikte yaşayacağız. Siyaseti karıştırmadan oturup karşılıklı bilgi alışverişinde bulunsaydık, eminim ki çok daha uygun ve düzgün projelere de imza atabilirdik. Kendi çıkarını ve menfaatini düşünerek mahalleyi yok sayanların karşısındayım. Pazar günü ben kişi saymadım ancak bir basın mensubu arkadaşımız, 120 kişinin olduğunu ve kendisinin saydığını belirtti. Buna kesinlikle saygı duyuyorum ama herkes şundan adı gibi emin olsun, artık duruma çok daha objektif bakıyorum."


"O 120 kişinin en az 50’si benim mahallemden değildi"


Eylem yapanlardan önemli bir kısmının mahalleden olmadığına değinen Muhtar Açıkgöz, "O 120 kişinin en az 50’si benim mahallemden değildi, dışarıdan taşımalı olarak getirilmişlerdi. Sosyal medyada, ‘Herkes gelirken yanında 10 kişi getirsin, nereden geldiği önemli değil’ şeklinde paylaşımlar yapılmış. Burada yaşamayan insanların mahallem üzerinde söz hakkı yoktur. Kimse sırf gruplaşmak uğruna mahallemin ve çocuklarımın geleceğiyle oynamasın. Aslında onlara teşekkür ediyorum; böyle bir durum yaşanmasaydı bu mahallenin kıymeti ve değeri bu kadar artmazdı. Yüreklerine sağlık. Yeşiltepe’nin adını sadece Eskişehir’de değil, tüm Türkiye’de duyurmama vesile oldular. Kendi çaplarında istemeseler de Yeşiltepe için bir hizmet yapmış oldular ve güzellikler ortaya çıktı. Belediyelere, meclis üyelerine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yürekten teşekkür ediyorum. Yeşiltepe, Eskişehir’de tarih yazacak. ‘Bu planı muhtar yaptı’ diyerek ‘Muhtar istifa!’ diye bağırdılar ve beni hedef gösterdiler. Bende imza yetkisi ne gezer? Benim çok büyük hayallerim var. Bir dönem, ‘Kanalı temizleyin, buradan gondollar geçsin’ demiştim. Madem her dediğim yapılıyor, bu neden yapılmadı? Eğer bu imar planını ben istediğim için, benim hatırıma yaptılarsa buradan sesleniyorum, 12 yıldır yalvarıyorum; bu kanal adeta bir ölüm kanalıdır. Kapatamıyorsak bile lütfen temizleyelim. Benim çocuklarım deniz görmüyor, 12 yıldır oradan gondollar geçsin diye yalvarıyorum. Onu yapmadılar da imarı mı yaptılar? Üstelik bu plan, ben istediğim için değil, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, depremde can kaybı yaşanmasın diye yatay mimari esasına göre yapıldı. Keşke böyle bir yetkim olsaydı, bunu ben de isterdim" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İmamoğlu davasında itirafçı olan Yıldırım:"Onları sokağa çıkılamayacak hale getiririm" "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davası olarak bilinen soruşturma çerçevesinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iş adamı Hüseyin Köksal’ın şoförü Servet Yıldırım, "Ne söylediysem doğrudur, Ekrem Bey’e hırsız diyebilirim, gördüm çünkü babasına, amcasına, amcasının oğluna para götürdüm. Medyaya eğer iftiracı kelimesiyle çıkıp Servet Yıldırım hariç demezse onun yol yürüdüğü arkadaşları sokağa çıkılamayacak hale getiririm. 19 Mart tarihinde operasyon yapılacağından hepsinin haberi vardı. Saatine, tarihine kadar biliyordu" dedi. "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davası olarak bilinen soruşturma çerçevesinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iş adamı Hüseyin Köksal’ın şoförü Servet Yıldırım, Ferhat Murat’ın YouTube programında Ekrem İmamoğlu ve örgütte adı geçen kişilerle ilgili birtakım iddialarda bulundu. Öte yandan, FETÖ tutuklularının Yıldırım’a çözülmemesi yönünde telkinde bulunduğu iddia edildi. "Ekrem Bey’e hırsız diyebilirim" Servet Yıldırım, "Halkımızın sadece bunu bilmesini istiyorum; ne söylediysem doğrudur, bunlar bunu yapmıştır. Ekrem Bey’e hırsız diyebilirim, gördüm çünkü babasına, amcasına, amcasının oğluna para götürdüm. 10 milyon dolar da götürdüğüm olmuştur, 5 milyon dolar da. Patronuma beni gönderme dedim. Çektim bunları, çantaları açtım, kameramla çektim. Savcılığa dedim; telefonumu döndürebiliyorsanız, döndürün bunu olmadı. ‘Telefonlarımızı değiştirelim Servet, dinleniyor’ dendi. Takip ediliyoruz, bunu içeriden birileri söylüyor, sızdırma var. Kamu parasının oraya gitmeye başladığını öğrendiğimden itibaren küfür ederek çekiyorum. Halkın parası, çoluk çocuğun parası" dedi. "Onları sokacağa çıkılamayacak hale getiririm" Murat’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından iftiracı denmesine ilişkin ne düşündüğü sorusuna yönelik konuşan Yıldırım, "Ben hırsıza hırsız demişim suçlu olmuşum. Bir daha televizyona, medyaya eğer iftiracı kelimesiyle çıkıp Servet Yıldırım hariç demezse onun yol yürüdüğü arkadaşları sokağa çıkamaz hale getiririm. Bildiğim şeylerden dolayı yaparım. Onları sokacağa çıkılamayacak hale getiririm. Adem Soytekin’in çakarı kimin üstünedir? Turan Taşkın Özer’in üzerinedir. Bizimki kimin üzerinedir; Özgür Karabat’ın üstünedir" ifadelerini kullandı. "19 Mart tarihinde operasyon yapılacağından hepsinin haberi vardı" ’19 Mart’ın geleceğini biliyor muydunuz?’ sorusuna yanıt veren Yıldırım, "Aynen tabi, 19 Mart tarihinde operasyon yapılacağından tüm ekip, bu suç örgütüne karışmış olanların hepsinin haberi vardı. Saatine, tarihine kadar biliyordu. Benim öğrenmem operasyondan 1 ay önce oldu. Şirkete çağırdılar, gittim. Schengen vizemin olup olmadığını, gerekiyorsa seni yurt dışına çıkaralım. Ben de dedim ki bir suç işlemedim, orada bana şöyle de ima etti; (Hüseyin Köksal)‘Çok büyük üstümüze gelecekler’. Ben devletimize karşı bir suç işlemedim, bir suçum yok, yurt dışına gitmemi gerektirecek bir durum yok dediğimde ‘Ya olsun, yine de sen istiyorsan gönderelim’ dendi, yok istemiyorum dedim" şeklinde konuştu. "Ekrem Bey size bir iyilik yapar, bir bakmışsınız o iyilik sizi bir suçun içine sokmuş" Sözlerini sürdüren Yıldırım, "Ekrem Bey’in bir huyu vardır, hiç haberiniz olmaz, size bir iyilik yapar, bir bakmışsınız o iyilik sizi bir suçun içine sokmuş ve ona ortak olmuşsunuz. Bu kadar basit, patronum Hüseyin Köksal, biz bunlara bu seçimlerde yardımcı olduğumuz için Ekrem Bey bize dedi ki ‘Hüseyin 2 tane reklam şirketi kur, bir de seni medyaya sokayım, sen medya tarafını yönetirsin, reklam da var. Bir şey de olursa tekstil tarafında kredi kullanma durumun olursa, sana vereceğim ihalelerden kredi kullanmana gerek yok’ inanılmaz büyük paralar. Bizimki de ‘Olur, başkanım’ dedi. Biz bu paraları Cavit Çağlar’a götürdük. BVA Reklam’ın yıllık 1,5 milyar lira kazancı vardı. Belediyeye 350 milyon ödüyorlardı. İstediği gibi öder çünkü neden; Ekrem İmamoğlu o şirkete ortak. Şirketleri kurduk, en güzel ihaleleri verdiler, üst geçitler, Beylikdüzü’nden başlayıp, Tuzla, Pendik, açık havalar inanılmaz, müthiş para kazanan şeyler. Patronum 6 ay işletti, yıl 2020,2021. Tuncay Yılmaz’ın bu davada örgüt yöneticisi olması gerekiyor. Fatih Keleş neyse Tuncay Yılmaz o. Bir gün geldi, ‘Patronun emri var, Hüseyin böyle olacak, yüzde 60’ı bizim, 20’si senin, yüzde 20’si Murat Kapgin’in’. Patronum kabul etmek zorunda kaldı çünkü para büyük, keş geliyor, vadesi yok, çeki yok. Yüzde 60 dediği an, o gün anladım işte bu adam hırsız" diye konuştu. "Ekrem Fatih Keleş’e ‘Bana bugün 50 milyon dolar’ getir, bulur getirir" Yıldırım, "Para götürüyoruz, getiriyoruz, nereye gidiyor, nereden geliyor bu para. Mehmet Pehlivan dersimize çalıştırdı bizi, gittik, savcılığa ifadeyi verdik. Şu anda derim ki ses kayıtlarının hepsi doğru, kabul ediyorum. Fatih Keleş şöyle bir adamdır; bırakın dışarı Ekrem desin ki ona ‘Bana bugün 50 milyon dolar’ getir, bulur, getirir. Fatih Keleş’in izni olmadan Boğaz’da bir tane çivi çakamazsınız. Ekrem Bey’in, bey demek istemiyorum. Piyasada dolanan 10 tane çantacısı vardır. Hakan Karanis, Yakup Öner’dir, bunlar çözülemeyecek işleri, mesela sizin bir işiniz var, sorduğunuz zaman birine bu işi kim çözer; derler ki Hakan Karanis’e git. Oturur, yemek yer, dinler, konuyu dinler, başkana götürür, fiyat alır, gelir, sizle tekrar yemek yer der ki ‘Ağabey bu iş bu fiyata biter" dedi. Bir otelde tutulan odayla ilgili konuşan Yıldırım, "Esas kullanan Hüseyin Köksal ama Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Kaan Sürmegöz orada bu toplantılar yapılırdı. Bir sürü iddialar çıktı, oraya gelenler ifade verdi, bizde oralardaydık, bunları yaşadık" derken Murat Ongun, Emrah Bağdatlı ve örgütteki başka isimlerin eskortlarla birlikte olduğu ve yasaklı madde kullandığına şahit oldunuz mu sorusuna ise ‘Oldum’ diyen Yıldırım, "Orası bağımsız bir bölüm, siz lobiden girmeden ben sizi otoparktan oraya çıkarırım. Ben isteseydim çok şeye sahip olurdum ki teklif de edildi. İBB’nin kullandığı bankamatik yerleri, onları rahatça alabilirdim. Okey de verdiler, Murat Ongun da Emrah Bağdatlı da istemedim. Başıma gelecek olanı biliyordum. Alsaydım belki senede 3 milyar lira para kazanacaktım, yarın Tuncay Yılmaz yine gelecekti ‘Servet yüzde 80’i sistemin, 20’si senin’. Bir sürü suç işleyen milletvekilleri var biliyorum" dedi. "Bağdatlı, Türkiye’de olsaydı her şeyi konuşmuştu" Kameraların bantlandığı otelle ilgili konuşan Yıldırım, "Jammer asla görmedim bavulda para vardı, maaşım 40 bin lira falandı" derken döviz bürosu konusuna yönelik, "Döviz bürosunu arayıp ne kadar TL’niz var; 50 milyon mu, bunun karşılığı bana döviz gönder, TL’yi buradan al’ dersiniz. Kurye gelir, motorla dövizi bırakır, TL’yi alır, basar gider. O döviz daha sonra bizim Beylikdüzü’ne gelir. Oradan işte İmamoğlu İnşaat’a ne kadar, bu tarafa ne kadar lazım, taksimat yaparlardı. Bir örgütün başka bir kolu olarak düşünelim bunu, askeri olarak yapamadılar. Kent Lokantaları birine ihale veriyorlar ‘3 ay Kent Lokantalarının bütün masrafları sana ait kardeşim’ bu hizmet midir? Emrah Bağdatlı Murat Ongun’dan izin alıp dışarıdan bütün ihaleleri, para trafiğini organize eden, yoksa onu yurt dışına kaçırırlar mı? Şu anda Türkiye’de olsaydı her şeyi konuşmuştu. Murat Ongun ‘Ben yapmıyorum, Emrah sen yap ama ortağız’ tabi ki bunlara şahit oldum. Çok şahit olduğumuz şeyler var. Bunlar halkın parasını çalmışlar, hakkını yemişler, ülkemizi dipsiz bir karanlık kuyuya sokmaya çalışıyorlar" diye konuştu.
Ankara Ankara’da trafik kazasında vefat eden 14 yaşındaki kızın babası: "Makas atarak ilerleyen sürücü yaya geçidinde kızıma çarpmış, kanlar içindeydi" Ankara’da yaya geçidinde otomobil çarpması nedeniyle vefat eden 14 yaşındaki kız çocuğunun babası, "Makas atarak ilerlediği söylenen bir sürücü kızıma çarpmış. Yanına gittiğimde kanlar içindeydi" dedi. Olay, 19 Şubat akşamı Çankaya ilçesi Turan Güneş Bulvarı’nda meydana geldi. Alınan bilgilere göre, 14 yaşındaki Elif Güner’e yaya geçidinden karşı yola geçmeye çalıştığı sırada Yasin Aloğlu idaresindeki 06 BA 4825 plakalı otomobil çarptı. Kazada ağır yaralanan Güner olay yerinde hayatını kaybederken, gözaltına alınan Aloğlu çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Vefat eden lise 1’nci sınıf öğrencisi Güner’in cenazesi Karşıyaka Mezarlığında toprağa verildi. Kazayla ilgili konuşan Güner’in annesiyle babası ise Aloğlu’nun olay anında aracını süratli kullandığını ve makas atarak ilerlediğini ileri sürdü. "Makas atarak ilerleyen sürücü yaya geçidinde kızıma çarpmış" Olayla ilgili konuşan baba Dündar Güner, "Kızım iftardan sonra arkadaşlarıyla birlikte kahve içmek istemiş. Dışarıya çıktığında yaya geçinde durduğu sırada makas atarak ilerlediği söylenen bir sürücü kızıma çarpmış. Yavrumuzu bizden götürdü. Böyle bir acı yok. Arkadaşları olaydan sonra bizi aradı. Herkesten önce kızımın yanına gittim. Kanlar içinde gördüm. Kalbi durmuş. Çarpan kişi muhtemelen kaçmıştı. Sonradan tutuklandığını öğrendim. Kim olduğunu bilmiyoruz. Tek istediğimiz bu olayı görenlerin bize ulaşması. Benim kızım şu anda okulda olacaktı ama artık toprağın altında. Bu acının tarifi yok" dedi. "Çok güzel hayalleri vardı" Kızının ileride veteriner hekim olma hayali kurduğundan bahseden baba Dündar, "Hayvanları çok severdi. Çevresindeki tüm hayvanları beslerdi. Veteriner olmak istiyordu. Çok güzel hayalleri vardı. Kedisinin doğum günü için hazırlıklar yapıyordu. Çok dürüst bir kızdı. Ona meleğim diye seslenirdim. Bir parçam gitti. Artık bu ömrüm nasıl geçer düşünmek istemiyorum. Umarım adalet yerini bulur" diye konuştu. "Hayalleri yarım kaldı" Anne Tuğba Güner ise hukuk mücadelelerini sürdüreceklerini dile getirerek, "Olayı gören, araçlarında kamera kaydı olan kim varsa bize ulaşsın. Sürücünün makas atarak gittiğini gören kişiler bizi bulsun. Sadece bunu istiyorum. Kızımız melek oldu. Ciğerimiz yanıyor. Hayalleri yarım kaldı. Sebep olanlar umarım aynı acıyı yaşarlar. O kişi ömür boyu hapiste kalsa da kızım gelmeyecek ama en büyük cezayı almasını istiyorum" ifadelerine yer verdi.
İstanbul Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde "haksız kazanç" davasında 3 sanık hakkında tahliye kararı Hastalar üzerinden haksız kazanç sağlandığı iddiasıyla Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yönelik, 1’i profesör, 11 sanıklı davada mahkeme, tutuklu 3 sanığın tahliyesine hükmetti. Dava dosyasında tutuklu sanık kalmazken, duruşma eksiklerin giderilmesi için ertelendi. Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli sağlık çalışanlarının hastalar üzerinden haksız kazanç sağlandığı iddiasına ilişkin 1’i profesör 11 sanığın yargılanmasına devam edildi. Bakırköy 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Cuma günü görülmeye başlanan duruşmaya, 3’ü tutuklu 11 sanık ile tarafların avukatları hazır bulundu. Cuma günü sanıkların savunmaları tamamlanırken, sanıklar savunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmediklerini belirterek, mahkemeden beraatlarını talep etti. Duruşmanın bugünkü oturumu, müşteki beyanlarıyla devam etti. "Kendi rızamla imza attım, 50 bin lira bağış yaptım" Beyanda bulunan müşteki Münevver Özyurt, sanık V.E.’den şikayetçi olmadığını belirterek, "Sanıklardan bir tek V.E. ve vizite yapan M.M.’yi tanıyorum. V.E. hocadan bir şikayetim bulunmamaktadır. Diğer hiçbir sanıktan da şikayetçi değilim. Ameliyatım iyi geçti bu konuda memnunum. Bu doktoru ben, kendi iradem ile tercih ettim. Hatta hocaya bizzat, ‘ameliyata siz girer misiniz?’ dedim. O da hasta yoğunluğunun olduğunu söyledi. Bana hastaneye bağış yaparsanız sizi ben ameliyat ederim dedi. Medikal alacağım dedi. Ben de kabul ettim ve bağışta bulundum, şikayetçi değilim. Faydam olsun diye bağış yaptım" şeklinde konuştu. Müşteki Ayşenur Yılmaz ise beyanında, "Kardeşim 1 yıldan fazla süredir kanser hastasıydı. Son olarak Yedikule Hastanesine gittik. Ameliyat için sıraya aldık. Kardeşim çok sıkıntılıydı. Ameliyat için bizden herhangi bir para istenmedi. Ameliyattan kardeşim sağ sağlim çıkınca kendim bağış yapmak istedim. Emekli öğretmenim ve bir maaşımı bağışlamak istedim. Hemşire hanımla görüştüm hocaya bilgi verelim dedi. Doktora söyledim bağış yapmak istediğimi söyledim. A. hanıma yönlendirdi. Bir yere imza atmam gerekmiyor mu dedim. Bana bir boş bir kağıt verdi. Kendi rızamla imza attım, 50 bin lira bağış yaptım. Bu bağış parasını elden verdim. Her hangi bir belge almadım. Kardeşimin durumu çok kötüydü bir aydan fazla süre sıra bekledi" dedi. "Şikayetler genelde Y.S., V.E. ve M.M. hakkındaydı" Duruşmada, hastanenin eski Başhekimi Sedat Altın ‘tanık’ sıfatıyla beyanda bulundu. Altın, "2001-2015 arası ve 2019-2024 arası yıllarda Yedikule’de Başhekimlik yaptım. Hastaneler bu zamanda kadar, hasta ve hasta yakınından bağış almıştır. Ancak bağışı idare alır ve döner sermayeden makbuz kesilir ve teşekkürler belgesi verilir. Mesela ben başhekimken acil binası yapıldı ve bu bir bağıştı. Hastane eski olduğu için ve bakanlık ek ödeme yapmadığı için hasta yakınları bizlere bağışta bulunma isteğinde bulunurdu. Biz de onlara eksiğimizi söylerdik. Doktorlar bağış yapmak ister misiniz diye sormaz bağış yapmak isteyen bir hasta varsa idareye yönlendirir" diye konuştu. Hastanenin Başhekimi olan ve ‘tanık’ olarak dinlenen Nurettin Yiyit ise "Bağış sistemi idarenin etkisindedir cihaz bağışı ise komisyon kararı ile olur. Nakdi olacaksa bağış, döner sermaye üzerinden olur. Ancak bazen ikili ilişkiler ya da mevzuat dışı ilişkiler olabiliyor ancak bu ufak tefek tamirat tadilat işleridir. Nakdi ya da cihaz bağışı varsa mevzuata uygun ilerleriz. Bize CİMER üzerinden gelen şikayetlerde ’medikal malzeme aldırıldı’ gibi şikayetler oldu. Biz de bunları İl Sağlık Müdürlüğüne dilekçe olarak bildirdik. Şikayetler genelde Y.S., V.E. ve M.M. hakkındaydı" şeklinde beyanda bulundu. Dava dosyasında tutuklu kalmadı Alınan savunma ve beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti tutuklu sanıklar V.E., Y.S. ve M.M.’yi ‘yurt dışına çıkış yasağı’ tedbiriyle tahliyesine hükmetti. Verilen tahliye kararıyla birlikte dava dosyasında tutuklu sanık kalmadı. Duruşma eksikliklerin giderilmesi için ertelendi.