DÜNYA - 20 Ocak 2026 Salı 19:26 | Son Güncelleme : 20 Ocak 2026 Salı 19:33

ABD Suriye Özel Temsilcisi Barrack: "SDG'nin DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir"

A
A
A
ABD Suriye Özel Temsilcisi Barrack: "SDG'nin DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir"

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "Suriye artık terörle mücadelede ABD ile işbirliği yapacağını gösteren, tanınmış bir merkezi hükümete sahiptir" ifadelerini kullanarak, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye uzantısı SDG'nin terör örgütü DEAŞ’a karşı güç olarak kullanılmasının büyük ölçüde sona erdiğini açıkladı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye uzantısı SDG ile Suriye hükümeti arasında Haseke kentinin idari ve askeri olarak merkezi hükümete entegrasyonu konusunda varılan anlaşmanın ardından açıklamada bulundu. Barrack, "Şu anda Suriye'deki Kürtler için en büyük fırsat, Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni hükümetin yönetimindeki Esad sonrası geçiş sürecinde yatmaktadır" ifadelerini kullanarak, yeni hükümetin Kürtler için vatandaşlık hakları, kültürel koruma ve siyasi katılım ile birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyonu konusunda bir yol sunduğunu ifade etti. Barrack, "Bu haklar, birçok Kürt'ün vatansızlık, dil kısıtlamaları ve sistematik ayrımcılığa maruz kaldığı Beşar Esad rejimi altında uzun süredir reddedilmekteydi" dedi.

ABD’nin Suriye’deki varlığının öncelikle terör örgütü DEAŞ’a karşı operasyonlar olduğunu ifade eden Barrack, SDG’nin 2019 yılına kadar DEAŞ’a karşı etkili bir ortak olduğunu ancak söz konusu dönemde ortaklık kurulabilecek işlevsel bir merkezi Suriye devleti olmadığına dikkat çekti. Barrack, söz konusu dönemde devrik lider Beşar Esad rejiminin zayıfladığını ve İran ve Rusya ile ittifakları nedeniyle DEAŞ’a karşı geçerli ortak olamayacak durumda olduğunu belirtti.

"SDG'nin DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir"

Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara liderliğinde kurulan yeni yönetim ile Suriye’de durumun tamamen değiştiğine dikkat çeken Barrack, "Bugün, durum temelden değişmiştir. Suriye artık, DEAŞ’ı Yenmek için Küresel Koalisyon'a katılan, batıya yöneldiğini ve terörle mücadelede ABD ile işbirliği yapacağını gösteren, tanınmış bir merkezi hükümete sahiptir. Bu durum, ABD-SDG ortaklığının gerekçesini değiştirmiştir. Şam artık DEAŞ’ın gözaltı tesisleri ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye istekli ve hazır olduğundan, SDG'nin sahadaki başlıca DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir" dedi.

"ABD'nin uzun vadeli askeri varlık konusunda hiçbir çıkarı yok"

ABD’nin SDG’nin rolünün uzatmak yerine yeni hükümete entegrasyonunu desteklediğini ifade eden Barrack, "18 Ocak'ta imzalanan bir entegrasyon anlaşmasını güvence altına almak ve zamanında ve barışçıl bir şekilde uygulanması için net bir yol haritası belirlemek üzere Suriye hükümeti ve SDG liderliği ile kapsamlı görüşmeler yaptık. Anlaşma, SDG savaşçılarını ulusal orduya entegre ediyor, önemli altyapılar devrediyor ve DEAŞ hapishaneleri ve kamplarının kontrolünü Şam'a devrediyor. ABD'nin uzun vadeli askeri varlık konusunda hiçbir çıkarı yok. DEAŞ kalıntılarını yenilgiye uğratmayı, uzlaşmayı desteklemeyi ve ayrılıkçılığı veya federalizmi onaylamadan ulusal birliği ilerletmeyi önceliklendiriyor" dedi.

"Yeni Suriye devletine entegrasyon yarı özerkliğin çok ötesinde haklar sunmaktadır"

Suriye’nin yeni hükümetinin Kürtler için eşsiz bir fırsat oluşturduğunu vurgulayan Barrack, "Yeni Suriye devletine entegrasyon, tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasal olarak korunması ve yönetişime katılım gibi, SDG'nin iç savaş kaosunda sahip olduğu yarı özerkliğin çok ötesinde haklar sunmaktadır" dedi.

Kırılgan ateşkes ortamı gibi riskler devam etse de ABD’nin Kürtlerin haklarının korunması ve DEAŞ’a karşı işbirliği için baskı yaptığına dikkat çeken Barrack, "Alternatif olan uzun süreli ayrılık, istikrarsızlığa veya DEAŞ’ın yeniden dirilişine yol açabilir. ABD diplomasisi tarafından desteklenen bu entegrasyon, Kürtlerin tanınmış bir Suriye ulus devleti içinde kalıcı haklar ve güvenlik elde etmeleri için şimdiye kadarki en güçlü şansı temsil ediyor" dedi.

Suriye'de ABD’nin odaklandığı konulara değinen Barrack, "Şu anda SDG tarafından korunan DEAŞ tutuklularının bulunduğu cezaevi tesislerinin güvenliğini sağlamak, SDG ile Suriye hükümeti arasında görüşmeleri kolaylaştırarak SDG'nin barışçıl bir şekilde entegrasyonunu ve Suriye'nin Kürt nüfusunun tarihi bir tam Suriye vatandaşlığına siyasi olarak dahil edilmesini sağlamak" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Bu ilçede üniversite öğrencilerinin ulaşım kartları belediyeden Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, 2025 yılı boyunca özellikle eğitim, gençlik, kentsel dönüşüm ve sosyal yardımlar alanında önemli adımlar atıldığını vurguladı. Başkan Erol, 2025 yılında 4 bin 135 öğrenciye 2 milyon 4 bin 600 lira destek verdiklerini, göreve geldikleri günden bugüne ise 7 bin öğrenciye 3 milyona yakın ulaşım desteği sağladıklarını söyledi. Belediye, lise ve üniversite öğrencilerinin toplu ulaşım kartlarının maliyetlerini karşılayıp onların aile bütçelerine destek oluyor. Başkan Erol, "Görevde 20. aya gelmiş olduk. Seçim beyannamemizde verdiğimiz taahhütleri yerine getirmeye devam ediyoruz. Önceliğimiz eğitim ve gençlik oldu. Okullarımızın güvenli ve verimli olabilmesi için yaklaşık 14 milyon liralık yatırım yaptık. Üniversite öğrencilerimizin ulaşım kartlarını ücretsiz sağladık ve binlerce öğrencimize test kitaplarını dağıttık" dedi. Erol, gençler için kültürel ve sportif faaliyetlere de yoğun destek verildiğini belirterek, "2025 yılında beş halı sahayı tamamladık ve önümüzdeki ay açılışlarını gerçekleştireceğiz. Ayrıca motivasyon eğitimleri, sanatçı söyleşileri ve etkinliklerle gençlerimizin sosyal ve kültürel yaşamına katkı sağladık. 2025’te yaklaşık 150 etkinlik düzenledik" ifadelerini kullandı. Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, kentsel dönüşüm çalışmalarına da değinerek, "Deprem bölgesinde yer alan Vani Mehmet Mahallesi’ndeki sorunlu alanları ada bazında altı parçaya bölerek çözüm sürecini başlattık. 2026 yılında kentsel dönüşüm çalışmalarında yüzde 80 oranında temelleri atmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Sosyal belediyecilik uygulamalarına da dikkat çeken Erol, "Yaklaşık 700 aileye her ay 35 bin ekmeği ücretsiz dağıtıyoruz. Kendi ürettiğimiz ekmekleri en kaliteli ve en ucuz fiyatlarla sunmaya devam ediyoruz. Aşevimizde her gün 300’e yakın sıcak yemek hizmeti veriyoruz. Aile destek kartlarımızla 260 aileye 2026 yılında da destek sağlıyoruz. Göreve geldiğimiz günden bugüne Kestel’de ikamet edip de Bursa’nın diğer ilçelerinde eğitim gören lise ve üniversite öğrencilerimize ulaşım desteği sağladık. 2024 Nisan ayından bugüne kadar 7 bin 324 öğrenciye 2 milyon 915 bin 400 lira, 2025 yılında ise 4 bin 135 öğrenciye 2 milyon 4 bin 600 lira destek sağladık" dedi. Başkan Erol, belediyenin düğün salonları, otoparklar ve diğer sosyal tesislerde fiyatları sabit tutarak halkın ekonomik yükünü hafiflettiğini de sözlerine ekledi.
Ankara Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Aydın: "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor" Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz" dedi. Eğitim-Bir-Sen, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla bir çalışma gerçekleştirdi. Yürütülen kapsamlı saha araştırmasının sonuçlarını açıklayan Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, kadın kamu görevlilerinin doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması ve süt izni süresinin artırılması taleplerini dile getirdi. Araştırmada kadın kamu görevlilerinin özlük haklarındaki kayıplardan rahatsızlıkları ve yarı zamanlı çalışmanın yeniden düzenlenmesi talepleri ile tam istihdam ve güvenceli esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi yönündeki beklentilerini de ifade eden Aydın, kadın kamu çalışanlarının çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve birtakım haklara sahip olmasının Türkiye’deki doğum artış oranını artıracağını belirtti. Aydın, beklenilen taleplere göre doğum izninin 60 haftaya çıkarılması ve haftalık 4 gün çalışma modeline geçilmesi gerektiğini, bu durumun hem aile yapısına hem de çalışma hayatına olumlu yönde etki edeceğini ifade etti. "Nüfusumuz yaşlanıyor, genç nüfus azalıyor" Türkiye’de son dönemlerde nüfus oranının dengesizleştiğini ve bu durumun ilerleyen yıllarda daha da olumsuz bir duruma dönüşeceğini ifade eden Aydın, "Türkiye uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşüm yaşıyor. Nüfusumuz yaşlanıyor, doğurganlık oranları düşüyor, genç nüfus azalıyor. Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak okumak zorundayız. Çünkü bireylerin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu şart olan çalışma hayatını, insanlığın devamı için gerekli olan aile kurumundan ayrı düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Bugün çalışma hayatındaki kadınların oranı, özellikle sağlık ve eğitim oranında yüzde 60’ları geçmiş durumda. Ancak aynı kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği erteliyor, hatta kimi zaman tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Maalesef bu artık bir tercih değil, çoğunlukla zorunluluk haline dönüştü. Kariyer yapmak ve aile hayatı kurma arasında kadınların ikileme mecbur kalması, hiçbirimiz için kabul edilebilir bir durum değildir. Dünyanın birçok yerinde ev işleri, çocuk bakımı ve diğer bakım sorumlulukları, büyük ölçüde kadınlar tarafından yerine getirilmektedir" diye konuştu. "Mevcut doğum izni politikası sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor" Mevcut doğum izninin 60 haftaya çıkarılmasını beklediklerini ve bu durumun kadının hem ev hayatına hem de iş hayatına adaptasyonunu olumlu yönde etkileyeceğini vurgulayan Aydın, "Mevcut doğum izni politikası, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor ve yeniden ele alınması gerekiyor. Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 93’ü, doğum sonrası izin süresinin arttırılmasını gerekli görürken, yüzde 90’ı doğum izninin doğumdan önce 8, doğumdan sonra da 52 olmak üzere toplamda 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Bu durum bir ayrıcalık olarak görülmemeli. Bu sonuç bizlere kadınların hem anne hem çalışan olarak var olma talebini göstermeli. Doğum izni süreleri kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalıyor. Bebeğini, bakım sorumluluğunu yalnız başına taşımak zorunda kalıyor" şeklinde konuştu. "Annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir" Yapılan saha araştırmasının hem aile değerine hem de toplumsal yapıya birçok fayda sağlayacağının altını çizen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadınlar; hak kaybına uğramadan, gelir kaybı yaşamadan güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, emeklilik hakkı zedelenmeden esnek çalışma istiyor. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli, ülkemizde de gündeme gelmeli. Çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli. Kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma saati 32 saate düşürülmelidir. Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir ve bu değeri korumak yalnızca kadınların değil, devletin ve tüm toplumun sorumluluğundadır. Annelik hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren alandır. Çalışma hayatı ile aile hayatı uyumlu hale getirilmeden doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum ve süt izni süreleri uzatılmalı, işe dönüş süreçleri desteklenmeli ve güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir. Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz."