KÜLTÜR SANAT - 05 Şubat 2022 Cumartesi 12:19

Armatür fabrikası üzerine Su Müzesi kurdular

A
A
A
Armatür fabrikası üzerine Su Müzesi kurdular

Başakşehir'de binlerce yıllık musluk, su kapları ve hamam eşyaları gibi tarihi eserler, armatür fabrikasının içerisinde sergileniyor. Fabrika sahibi üç kardeşin 30 yılı aşkın süredir topladığı eserler, 22 Mart Dünya Su Günü’nde ‘İstanbul Su Müzesi’ olarak ziyarete açılacak.

Başakşehir'de Adell Armatür fabrikası sahibi kardeşler Recep Ali Topçu, Dr. Ercan Topçu ve Ergün Topçu, 30 yılı aşkın süredir biriktirdikleri musluk, su kapları, hamam eşyaları, şifa tasları, zemzem kapları, ayazma ikonaları, damacana, gibi memba suyu eşyalar, çeşme sebil kartpostal, fotoğraf gravürleri, Hasan Çelebi, Etem Çalışkan gibi üstatların hat ve kaligrafi eserleri müzede sergiliyor. Yaklaşık 20 bin metrekarelik fabrikanın üst katında bulunan 5 bin metrekarelik müzede Roma, Osmanlı ve Bizans dönemi eserleri yer alıyor. Türkiye, Almanya, İtalya ve Ortadoğu pazarına armatür ve vana üreten Adell Armatür Fabrikası içinde yer alan İstanbul Su Müzesi’nde su kültürüne ait bin 500'e yakın eser sergileniyor. UNESCO Dünya Su Müzeleri birliği üyesi olan müze, mevcut koleksiyonu itibarı ile dünyadaki en önemli su müzesi olarak kabul ediliyor. İstanbul’u ve Türkiye'yi tanıtmaya yönelik önemli değerlerden birisi olan İstanbul Su Müzesi, sürdürülebilir bir sosyal sorumluluk projesi olarak geçmişten günümüze gelen su ve hamam kültürünü tanıtmayı, kaybolmaya yüz tutmuş değerleri gün ışığına çıkarmayı hedefliyor. Müze 22 Mart Dünya Su Günü’nde ziyarete açılacak. Öte yandan müzenin kurulumunu Rudus restorasyon ve müzecilik Fatih Bölükler ve ekibi, müze eserketinin konservasyon ve restorasyonu Dr. Öğretim üyesi konservatör Ragsana Hasaoıva koordinasyonunda, müze küratörlüğünü emekil Tiem Müdürü Seracettin Şahin, müze danışmanlığını Güner Liman, Osmanlıca yazılı eser çevirileri Fuat Recep, Yıldırım Ağanoğlu, Ermenice yazılı eserlerin çevirisi Maral Bilir ve Mustafa Bilir tarafından yapılmıştır.

 

Armatür fabrikası üzerine Su Müzesi kurdular

“UNESCO Dünya Su Birliği'nde de makalelerimizle anlatmaya çalışıyoruz”

Müzede bulunan Cahide Keskinere ait bir damla suda hayatı anlatan su kardeşliği isimli eseri tanıtan Adell Armatür Yönetim Kurulu Başkanı Recep Ali Topçu, "Biz tematik bir koleksiyona sahibiz. Aslında sadece eser biriktirmek istemiyoruz. Onunla gelen medeniyeti, o değerlerimizi günümüzden geleceğe taşıyoruz. UNESCO Dünya Su Müzeler Birliği'ne üyeyiz şu anda. 'Su Kardeşliği' diye bir mottomuz var. Kur'an-ı Kerim'de, ayeti kerimede 'Hayat sahibi her şeyi sudan yarattık' diyor Allah-u Teala. Biz tüm insanları, ağaçları, kuşları hepimiz su kardeşleri olarak kabul edip, bizim yaratıcımızın yarattığı olarak kabul ediyoruz. Böylece 'Su Kardeşliği' diye bir kavram oluştu. Herkese gönlümüz açık. UNESCO Dünya Su Birliği'nde de makalelerimizle anlatmaya çalışıyoruz. Şirket olarak müze projemizle birlikte sadece eser biriktirmek değil, bunla beraber medeniyet değerlerimizi geleceğe de taşıyalım ve dünyanın daha iyileşmesi adına bir unsur ortaya koyalım" ifadelerini kullandı.

Müzede bulunan şifa tasları hakkında bilgi veren Topçu, "Suyun enerji taşıdığını, canlı olduğunu ecdadımız biliyormuş. Onlar, Kur'an-ı Kerim’in enerjisini su ile şifa tasları üzerinden taşıyarak insanların iyileşmesine katkı sunuyorlardı. Tasların üzerinde şifa ayetleri var, dualar var çünkü su canlı. Japon bilim adamları da suyun canlı olduğunu ispatlıyor. Şifa tasları ile suyu ayetlerle buluşturarak insanlığın canlıların şifa bulmasını sağladılar" dedi.

 


Armatür fabrikası üzerine Su Müzesi kurdular

 

“Osmanlı döneminde daha çok bitkisel motiflere yer verilmiş”

İstanbul Su Müzesi Kurucu Başkanı Dr. Ercan Topçu, müzede bulunan tarihi muslukları tanıttı. Topçu, Osmanlı döneminde tarikatları stilize eden Mevlevi, Kadiri, Bektaşi başlıklı muslukların daha öncesi Roma ve Selçuklu döneminde güçlü hayvan motiflerinin kullanıldığını ifade etti. Osmanlı döneminde musluklara daha çok bitkisel motifler yapıldığını dile getiren Dr. Topçu, "3 bin yıllık süreç içinde çok farklı motifler görüyoruz. Anadolu'da burada eski medeniyetlerin izlerini görüyoruz. Musluk ustaları geçmiş dönemdeki dini ritüellerden, tabiattan ve geçmiş kültürlerden esinlendi. Farklı dönemlerde sanat akımlarından da istifade ederek musluklar değişik şekil ve tasarımlarla buluşmuştur. Dini ritüeller olarak mesela burada 'Stilize Mevlevi' başlıklı muslukları görüyorsunuz. Daha önceden Roma döneminde ve Selçuklu döneminde stilize güçlü hayvan motifleri, aslan, ejderha kullanıldığını görmekteyiz. Osmanlı döneminde bunlardan kaçınılmış. Daha çok bitkisel motiflere yer verilmiş ve son dönemlerde stilize Mevlevi sikkeleri kullanılmıştır. Su medeniyeti dediğimiz zaman kaynaktan çeşmeden suyun evlere taşınması da yer alıyor. Daha önceden evlerde şebeke yoktu. Evlere su taşımak için kullanılan su kapları bununla gelen kültür, su ve şifa, yıkanma, hamam kültürü objeleriyle kalmayıp bunları destekleyen fotoğraf, belge, dokümanları da bu müzede topladı" şeklinde konuştu.

“Burada içilen suların hastalara iyi geleceği inanılıyor”

İstanbul Su Müzesi danışmanı, Madeni ve Tombak Eserler Uzmanı Güner Liman ise, müzede ayazmalara da yer verildiğini belirterek şunları kaydetti:

"Burası ticari bir müessesedir. Biz İstanbul'da bu tür müzeleri, devlet müzeleri dışında iş adamlarımızdan gördük. Koç, Sabancı ailesi gibi birçok aile bu müzelere öncülük etti. Topçu ailesi de, kendi üretim konuları olan Su Kültür Varlıklarını yani muslukları ve vanaları üreten bir firmadır. Geçmişe saygı olarak yine kendi konusuyla ilgili su kültür varlıklarını topladı. Burada ilginç olan böyle bir iş adamının, üretim yaptığı alana derin bir saygı duyup geçmişte üretilmiş yüzlerce eseri toplayıp bir müze kurmasıdır. Müzede Anadolu’daki her kültürden her dinden esere yer verildi. Şifa tasları, Türk hamamlarındaki eserler gibi gayrimüslimlerin kullandığı Ayazmalardaki eseler de müzemizde yer alıyor. Dini inançlar yüklenmiş su kaynakları ve kültürlerin çok çeşitli eserleri müzede yer alıyor. Burada içilen suların hastalara iyi geleceğine inanılıyor. Bazı sularda var ki belirli hastalıklara da iyi geldiği inanılıyor. Dolayısıyla biz burada da İstanbul'da yaşamış insanlarımıza yine bir saygı olması hasebiyle dini inanışlarını yansıtan kültür varlıklarına da yer verdik. Osmanlı döneminde yapılan bir eser altınla kaplanmış. Biz buna tombak diyoruz. Bu nedenle dünyadaki aynı sistemle yapılan diğer bakır ürünlere biz tombak diyemiyoruz. Ancak bizim sanatımızı kültürümüzü yansıtan eserlere tombak diyoruz. Burada da çok güzel tombak eserler var" ifadelerini kullandı.
Osmanlı’da evde abdest almak için kullanılan ibriklerin uçları kıble istikametini gösterir şekilde bırakılıyordu. Çünkü misafirler kıbleyi sormadan ibriğin gösterdiği yöne namazlarını kılıyorlardı. Abdest alınan şadırvanlar, cenneti temsilen sekizgen olarak yapılıyordu. Şadırvanının kıble istikameti yerine gelen kısmına musluk konulmuyordu abdest alanın sırtını kıbleye dönmemesi için. Sebil kültürü inşa edilen çeşmelerde suyu öven şiirlere yer veriliyordu. Buna benzer birçok kültür İstanbul Su Müzesi’nde vesikalarla anlatılıyor.


Armatür fabrikası üzerine Su Müzesi kurdular

 

 

İrfan Altıkardeş - Zehra Baykal - Alper Suat Tutaşı
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Metin Öztürk: "Çirkinlik yakışmadı" Galatasaray İkinci Başkanı Metin Öztürk, iki üç gündür Trabzon yönetiminin anlamsız şekilde başlattığı bir kara propagandayla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu çirkinliğin yakışmadığını söyledi. Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Metin Öztürk, Trabzonspor’a 2-1 mağlup oldukları maçın ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, sözlerine hayatını kaybeden Orhan Kaynak için başsağlığı dileyerek başladı. Öztürk, "Futbol takımımızın taşıdığı pankartla başlıyorum. Orhan Kaynak hocamızın vefatı sebebiyle Trabzon camiasına başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Çok kıymetli bir spor adamıydı, çok sayıda futbolcu yetiştirdi. Camianın üzüntüsünü paylaşıyoruz" ifadelerini kullandı. "Yönetimler gelir geçer, camialar kalır" Trabzon camiasıyla ilişkilerinin her zaman iyi olduğunu vurgulayan Öztürk, "Bizim Trabzon camiası ile ilişkimiz her zaman böyledir, farklı olması da düşünülemez. Yönetimler gelir geçer, camialar kalır. Trabzon camiası hem futbol kenti olmasıyla hem de değerleriyle hep gönlümüzde yer almıştır" dedi. Son günlerde yaşanan gelişmelere değinen Öztürk, "İki üç gündür Trabzon yönetiminin anlamsız şekilde başlattığı bir kara propagandayla karşı karşıyayız. İki ay önce alınmış bir futbolcu ile ilgili kendileriyle hiç alakası olmayan bir süreç üzerinden inanılmaz bir kara propaganda yapıldı" diye konuştu. "Uğurcan Çakır olmasaydı milli takımımız Amerika’ya gidemezdi" Uğurcan Çakır ile ilgili yaşananlara da değinen Öztürk, "Bugün tamamen yönetimin provokasyonlarıyla, Trabzon taraftarıyla alakası olmayan bir şekilde Uğurcan Çakır provoke edildi. Uğurcan Çakır olmasaydı milli takımımız Amerika’ya gidemezdi. Bunu kimse unutmasın. Uğurcan Çakır’ı yetiştiren Trabzon’dur, kendilerine şükran borçluyuz" ifadelerini kullandı. Transfer sürecine de değinen Öztürk, "Kendileriyle oturduk, bir transfer pazarlığı yaptık. Beklentilerinin çok üzerinde bir ücret aldılar. Bununla ilgili de teşekkür ettiler ancak bugün yönetim eliyle Uğurcan Çakır’ın psikolojik olarak yıpratılmaya çalışıldığını gördük" şeklinde konuştu. Yaşananlara tepki gösteren Öztürk, "Biz bundan sonra da hem kazanacağız hem kaybedeceğiz ama şunu bilin ki çirkinlik bu Trabzon yönetimine yakışmadı. Biz sadece Trabzon’u değil tüm takımları en iyi şekilde karşılıyoruz. Burada ise ne karşılama ne uğurlama oldu, yakıştıramadık" dedi. Statta yaşananlara ilişkin de konuşan Öztürk, "Geldiğimizden beri bize küfür ediliyor. Hala içeride, seyirci yokken bile bizimle ilgili küfür içerikli müzikler çalınıyor. Yayıncı kuruluşa da yazıklar olsun. Söyleyeceklerim bu kadar, teşekkür ediyorum" diyerek sözlerini tamamladı.
Kastamonu Binlerce yıllık tarihe yapay zekayla ışık tutulan filmin galasına yoğun ilgi Türkiye’de bir ilçe için yapay zeka desteğiyle hazırlanan ilk eser olma özelliğine sahip "Yedi Kemerli Bir Zaman Geçidi Taşköprü" filmi, düzenlenen galada izleyiciyle buluştu. 14 dakikalık film, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Türkiye’de bir ilçe için yapay zeka desteğiyle hazırlanan ilk eser olma özelliğine sahip "Yedi Kemerli Bir Zaman Geçidi Taşköprü" filmi, Kastamonu Taşköprü ilçesinin binlerce yıllık tarihini özetliyor. Roma döneminde Paflagonya’ya başkentlik yapmış "Pompeiopolis" adıyla yerleşimden, ilçenin simge eseri Yedi Kemerli Taşköprü’ye uzanan tarihi bir yolculuğu konu alan 14 dakikalık kısa film, birbirini takip eden yedi dönemi birleştiriyor. Geçmişin izlerini günümüzün dijital anlatım imkanlarıyla birleştiren film, izleyiciyi antik çağın sokaklarından Osmanlı mimarisinin zarif dokusuna uzanan görsel bir zaman tüneline davet ediyor. Arkeolojinin kayıp dehlizlerinde kalan bilgiler ve kentin mimari dokusu yapay zeka teknolojisiyle harmanlanarak etkileyici bir anlatı ortaya koyuyor. Taşköprü’nün kültürel mirasını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan bu çalışma, yeni nesil görsel anlatım biçimlerine ilgi duyan izleyiciler kadar yörenin insanlarına da hitap ediyor. Geçmiş ile geleceği aynı potada eriten bu kısa film, bölgenin turizm potansiyeline de önemli katkı sunmayı hedefliyor. "Yedi Kemerli Bir Zaman Geçidi Taşköprü" isimli kısa film Taşköprü Belediyesi için Muazzam İşler Yapım şirketinin altı aylık yoğun bir çalışmayla ortaya çıkartıldı. İstanbul’da gerçekleştirilen premier galanın ardından Kastamonu’da da gala gerçekleştirildi. Filmi izleyen vatandaşlar dakikalarca alkışlarken, gösterimin ardından gerçekleştirilen söyleşide ise film ile ilgili bilgiler verildi. Ayrıca katılımcılar filmle ilgili fikilerini dile getirme fırsatı buldu. "İlerleyen süreçte çok daha özel projelerimiz olacak" Galanın ardından açıklamalarda bulunan Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, "Filmin adı Yedi Kemerli Zaman Geçidi Taşköprü. Taşköprü’nün tarihi sürecini 14 dakikalık bir süre içerisinde ifade etmeye çalıştık. Gerek senarist, gerek yapımcının çok özel çalışmalarıyla ortaya çıkan bir film oldu. Bizim amacımız geçmiş dönemlerdeki değerlerimizin bugüne taşınması. Yeni jenerasyonun yani gençlerin özellikle dijital çağda, dijital ile yoğun ilgilerinde yapay zeka ile yapılan bu filmi çok geniş alanlara ulaştıracaklarını, izleyeceklerini ve Taşköprü’yü çok daha fazla bir tanıma imkanı doğuracağını düşünüyoruz. Filmin içeriği Taşköprü, Taşköprü’nün gelişimi ve bugüne kadarki süreç. Dolayısıyla son derece mutlu olduğumu ifade ederim. Galamızın ilkini İstanbul’da yaptık. İstanbul’daki galada oldukça ilgi görmüştü, o katılımcılara da bugün de başta Valim olmak üzere herkesin katılımını gerçekten çok kıymetli ve değerli buluyorum. Değerli sanatçılarımız var aramızda, onların katılımlarıyla da ayrıca bir anlam buldu. İnşallah başka programlarda buluşacağız. İlerleyen süreçte çok daha özel projelerimiz olacak. Süreç içerisinde açıklayacağız. Çok özel çalışmalarımız var, inşallah onları da paylaşacağız" dedi. "Bizi sevindiren bir çalışma" Filmle ilgili düşüncelerini ifade eden ünlü sanatçı Halil Ergün de, "Bir tarihi süreci, bir kültürel ve uygarlık tarihini başlardan başlayarak insan ve uygarlık ve değişik değişik kadrolar üstüne koyarak bugünkü kentimizi, Taşköprü’yü ve Kastamonu’yu dile getiren ve bir kültürün sahipliğini çeviren, bizi sevindiren bir çalışma. Onur duydum. Daha da gelişecek malzemeler var bu alanlarda, bunlar da inşallah gelişecek" şeklinde konuştu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu milletvekilleri Fatma Serap Ekmekci ve Halil Uluay da galada yaptığı konuşmada, filmin binlerce yıllık mirası sinemaya yansıtması açısından çok kıymetli olduğunu ifade ederek emeği geçenlere teşekkür etti. Pasta kesimiyle sona eren galaya Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu milletvekilleri Halil Uluay ve Fatma Serap Ekmekci, Taşköprü Kaymakamı Abdullah Demirdağ, Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, ünlü sanatçılar Halil Ergün ve Aliye Uzunatağan, filmin yapımcısı Zeynep Kahreman, filmin senaristliğini yapan Kent Tarihi Müzesi Müdürü Arkeolog Dr. Murat Karasalihoğlu, siyasi parti ve STK temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.