TEKNOLOJİ - 07 Mart 2015 Cumartesi 12:00

'Teknoloji çocuklarınızla aranıza girmesin'

A
A
A
'Teknoloji çocuklarınızla aranıza girmesin'

Aile Danışma Fatma Çakır, artan şiddet olaylarının, dizi ve filmlerden özenilmesinin yanı sıra aile içinde verilen eğitimden de kaynaklandığını söyledi.

Son zamanlarda Türkiye’de görülen şiddet olaylarında sürekli artış yaşanıyor. Özellikle kadınlara yönelik taciz ve cinayetlerin her geçen gün sayısı artıyor. Bu tür suçlara karışan şüphelilerin yaş ortalamalarının da düşük olması dikkat çekiyor. Öte yandan yapılan araştırmalarda aile düzeni olmayan, ailesinden şiddet görmüş ya da şiddet olaylarının yaşandığı ortamda büyümüş kişilerin suç işleme oranlarının yüksek olduğu yapılan testlerle kanıtlandı. Küçük yaşta başlayan teknoloji çılgınlığı çocukları ailelerinden uzaklaştırarak yalnızlaştırdığı da şiddete yönelmelerinde etken olarak gösteriliyor.

Konuyla ilgili konuşan Aile Danışmanı Fatma Çakır, geçmiş yıllarda aile yapısından dolayı ‘biz’ kelimesinin kullanıldığını ancak günümüzde bu kelimenin ‘ben’ olduğu ve aileler içinde bir bütünlüğün oluşmadığını söyledi.

“BABANIN GÖLGESİ YETER SÖZÜNDEN, BABANA BİLE GÜVENME SÖZÜNE GELDİK”

Geçmişte aile içinde bulunan güvenin günümüzde olmadığını ifade eden Çakır, “Geçmişte aile yapımızda her zaman ‘biz’ kelimesi ilk olmuştur. Ne olursa olsun ailede direk olarak baba görülürdü. ‘Babamın gölgesi yeter’ sözü aslında bize ailenin ne kadar kıymetli olduğunu anlatan en güzel söz. Bunun yanı sıra anne evin bütün sıkıntısını çözen, her şeyine koşan, yerine geldiğinde evin hizmetçisi, yerine geldiğinde evin hanımı olandı. Evlat ise bir evin umuduydu. Herşey evlada bağlanırdı. Peki şimdi ne oldu? Gün değişti, zaman değişti. Ben son zamanlarda izlenilen televizyonlardaki program ve dizilerinde bu durumda etkisinin olduğunu düşünüyorum. Bugünlere baktığımızda ‘Babamın gölgesi bile yeter’ sözünden döndük ‘babana bile güvenmeyeceksin’ sözüne. Bence en acı cümle bu. Eskiden güven demekti baba” diye konuştu.

“AİLELER ÇOCUKLARI İLE VAKİT GEÇİRSİN”

Çocukların şiddete meyilli olmaması için ailelerin çocuklarıyla zaman geçirmesinin önemine değinen Çakır, konuşmasının bir bölümünde şunları söyledi:

“Ben bu konuda ailelerimizi özellikle uyarıyorum. Çocuklarımızla zaman geçirilelim. Çocuklarımızla kaliteli bir zaman geçirmek demek, alıp onları alışveriş merkezlerine, oyun salonlarına gitmek demek değildir. Onlarla yemek yapmaktır, bir oyuncakla oynamaktır, en basiti sohbet etmektir, kaliteli zaman geçirmek. Bundan dolayı anne ve babaların akıllarına kaliteli zaman denilince alışveriş yapmak gelmesin. Bir gülüş, bir sıcak kucaklama da çocuklar için güzel bir hediyedir. Bir evi temizleme de onlara hediyedir. Evi temizlemek çocuklara tertip düzeni öğretir. Bu sayede çocuk aynı zamanda dağıtmamayı, kirletmemeyi öğretir. Anne veya babanın verdiği emeğin ne kadar zor olduğunu öğrenir. Bu nedenle anne ve babalar çocuklarıyla etkin zaman geçirsin.”

“TEKNOLOJİNİN ÇOCUĞUNUZ İLE SİZİN ARANIZA GİRMESİNE İZİN VERMEYİN”

Ailelerin çocuklarına güven duyması gerektiğini sözlerine ekleyen Çakır, çocukların 5 yaşında kadar aileden eğitim aldığını söyledi. Aile Danışmanı Çakır, aile tarafından öğretilen eğitimlerin yıllarca süre gelen yazılı olmayan davranış biçimleri olduğunu belirterek, “5 yaşına kadar gösterilen kurallar bir yerde yazmaz. Hepimiz gördük. Her zaman söylenir, biz babadan anneden böyle gördük diye. Ailede görülen kurallar bizim okulda gördüğümüz kurallar gibi değildir. Aile çocuklara kendi içinde eğitim verir. Eğitim verirken, kendi içinde sınavda yapar. Birebir gözlemler, ben bunu çocuğuma öğrettim ama yapıyor mu? diye. Aile eğitim verirken, şiddetten uzak durarak, çocuklarına insanı, doğayı sevmesini öğretmelidir. Böyle büyüyen bir çocuk şiddete eğilimli olmaz. Çocuğu sevmek çok önemlidir. Çocuklarınızı sevin ve ona sık sık seni seviyorum cümlesini kullanın. Bunu söylemekten çekinmeyin. Ona güvendiğinizi belli edin ve her zaman yanında olduğunuzu söyleyin. Çünkü güven çocuk için çok önemlidir. Çocuk ailesinin kendisine güven duyduğunu bilmez ise, ister istemez bunu diğer maddelerle tamamlamaya çalışır. Yeri gelir silah olur bu, yeri gelir şiddet olur. Bu tür şiddet olayları ise son günlerde haddini aşacak seviyeye gelmiştir. Çocuklarımızın izledikleri çizgi filmlere kadar dikkat edelim. Zamanın çoğunu televizyon karşısında geçirmesine izin vermeyelim. Ellerinde sürekli telefon veya tablet olmasın. Bunların maddi ve manevi çok fazla zararı vardır. Özellikle bu tür cihazlar çocuk ile sizin aranızda kopukluğa neden olmaktadır” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Garanti BBVA’dan gençlere yönelik yeni fikir yarışması Garanti BBVA, üniversite öğrencilerine yönelik hayata geçirdiği "Fikrinle Parla" fikir yarışmasıyla gençleri sürdürülebilir bankacılık, yapay zekâ ve gençler için kişiselleştirilmiş bankacılık deneyimi alanlarında yenilikçi fikirler geliştirmeye davet ediyor. Garanti BBVA, bankacılığın geleceğini gençlerin fikirleriyle birlikte şekillendirmek amacıyla "Fikrinle Parla" fikir yarışmasını hayata geçirdi. Türkiye genelindeki üniversite öğrencilerinin 2-4 kişilik takımlar halinde katılabildiği yarışma, gençlere fikirlerini geliştirebilecekleri kapsamlı bir inovasyon yolculuğu sunuyor. Yarışmada birinci olan takıma 220 bin TL, ikinci takıma 160 bin TL, üçüncü takıma 120 bin TL olmak üzere, ilk üç takım için toplam 500 bin TL ödül ve ayrıca birinci olan takıma BBVA Madrid ofis ziyareti fırsatı sunulacak. Yarışma; Sürdürülebilir Bankacılık, Yapay Zekâ ile Geleceğin Bankacılığı ve Gençler için Kişiselleştirilmiş Bankacılık Deneyimi olmak üzere üç ana tema etrafında kurgulandı. Katılımcılar, bu başlıklarda bankacılığın dönüşümüne katkı sağlayacak yenilikçi projeler geliştirirken; mentorluk ve gelişim fırsatı elde ediyor. 10 Şubat 2026’ya kadar devam edecek başvuru sürecinin ardından, finale kalan takımlara sunulacak mentorluk desteği başlayacak. Yarışma 7 Nisan 2026’da Garanti BBVA Genel Müdürlüğü’nde gerçekleşecek final günü etkinliği ile son bulacak. Yarışmanın jüri üyeleri arasında Garanti BBVA liderlerinin yanı sıra Teknoloji ve Sürdürülebilirlik İletişimcisi Sertaç Doğanay ve Girişimcilik Vakfı’ndan bir temsilci de yer alacak. Toplam 500 bin TL para ödülü ve BBVA Madrid ofis ziyareti ile desteklenen "Fikrinle Parla", yalnızca bir yarışma ile sınırlı bir süreç değil, bankacılığın geleceğinin gençlerin projeleri ile dönüştürebilecekleri bir platform olarak konumlanıyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Taşcı Firuzbay, yarışmayı şu sözlerle değerlendirdi: "Garanti BBVA’da gençliği geleceği şekillendiren en önemli değer kaynağı olarak görüyoruz. Bu nedenle gençlerin fikir üretme cesaretini desteklemenin çok kıymetli olduğuna inanıyoruz. Bankacılık bugün; yapay zeka başta olmak üzere teknolojinin üretici gücünün yanı sıra sürdürülebilirlik ve kişiselleştirilmiş deneyimler etrafında hızla dönüşüyor. Bu dönüşümde gençlerin alacağı role bugünden hazırlanmalarını sağlamak için, onlara denemek ve fikir üretmek konusunda alan açma ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. ‘Fikrinle Parla’, tam da bu ihtiyaçtan doğan bir platform. Biz Garanti BBVA’da gençlerin yanında yürüyen, gelişimlerini destekleyen bir yol arkadaşı olmayı önemsiyoruz. Onlara doğru anda, doğru desteği sunarak potansiyellerini görünür kılarak, yeteneklerini parlatmaları için yardımcı oluyoruz. Dijitalleşme, veri ve yapay zekâ gibi yeni nesil teknolojiler hem stratejik önceliklerimizde hem de yetenek kazanımı gündemimizde yer alıyor. BBVA Grubu’nun bir parçası olmanın sağladığı global imkânları da bu yolculukta gençlerle buluşturuyoruz. Empati, kapsayıcılık ve birlikte başarma anlayışıyla; gençleri finansal, sosyal, duygusal ve girişimcilik boyutlarıyla bütünsel bir öncelik alanı olarak ele alıyor, onların gelişim yolculuklarında yanlarında durmaya devam ediyoruz." Yarışmaya başvurular 10 Şubat 2026 tarihine kadar anbeankampus.co/garanti-bbva-genc-fikrinle-parla/ adresi üzerinden yapılabilecek.
Denizli TDV Denizli Arama Kurtarma ekibi güçleniyor Türkiye Diyanet Vakfı Denizli Şubesi Arama Kurtarma Ekibi’nin elbise dağıtım törenine katılan İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, ekibin AFAD akreditasyonuna sahip olduğunu vurgulayarak, hedeflerinin Orta Seviye Arama Kurtarma yeterliliğine ulaşmak olduğunu söyledi. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Denizli Şubesi Arama Kurtarma Ekibi tarafından, ekibe yeni katılan gönüllüler için hazırlanan arama kurtarma kıyafetlerinin teslim töreni gerçekleştirildi. Bahçelievler Merkez Camii yerleşkesinde oluşturulan Arama Kurtarma Operasyon Merkezi’nde düzenlenen programa, Denizli İl Müftüsü ve Türkiye Diyanet Vakfı Denizli Şubesi Başkanı Abdullah Pamuklu katıldı. Törende konuşan İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, TDV Denizli Arama Kurtarma Ekibi’nin 19 Ekim 2023 tarihinde AFAD tarafından Hafif Seviye Arama Kurtarma akreditasyonu aldığını hatırlatarak, bu başarının disiplinli ve kararlı çalışmaların bir sonucu olduğunu ifade etti. Pamuklu, "Hedefimiz Orta Seviye Arama Kurtarma yeterliliğine ulaşmak. Bu doğrultuda eğitim ve hazırlık çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz" dedi. Bu kapsamda ekibe yeni katılan 60 gönüllü için hazırlanan arama kurtarma kıyafetlerinin teslim edildiğini belirten Pamuklu, ekipman ve donanımın arama kurtarma faaliyetlerinde hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekti. Konuşmasında arama kurtarma çalışmalarının insan hayatını merkeze alan kutsal bir görev olduğunu vurgulayan Pamuklu, afetlere hazırlıklı olmanın yalnızca kurumların değil, bireylerin de sorumluluğu olduğunu söyledi. Gönüllülük esasına dayalı bu çalışmaların toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhunu güçlendirdiğini ifade eden Pamuklu, Denizli Müftülüğü ’nün AFAD çalışmaları konusunda öncü bir konumda bulunduğunu dile getirdi. Müftü Pamuklu, TDV Denizli Arama Kurtarma Ekibi’nin yalnızca sahada değil, eğitim alanında da önemli bir rol üstlendiğini belirterek, "Ekip içinden yetişen eğitici kadromuzla, diğer kurumlara da eğitim desteği veriyoruz. Bu yönüyle Denizli, Türkiye genelinde örnek bir müftülük konumundadır" diye konuştu. Afet farkındalığı, ilk yardım ve temel sağlık eğitimlerinin Kur’an kursları ve yaz kursları dâhil olmak üzere yaygınlaştırıldığını belirten Pamuklu, bu eğitimlerin basit gibi görünse de kriz anlarında hayat kurtardığını vurguladı. Eğitimli ve donanımlı ekiplerin afet anlarında hayati roller üstlendiğini ifade eden Pamuklu, fedakârca görev yapan tüm gönüllülere ve emeği geçenlere teşekkür etti. Tören, gönüllülere kıyafetlerin teslim edilmesiyle sona erdi.
Adıyaman Deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır çay ocağının duvarında asılı Adıyaman’da deprem şehitlerinin fotoğrafları 3 yıldır bir çay ocağının duvarında asılı duruyor. Yaklaşık 400 adet fotoğrafın yer aldığı işletmeye gelen müşteriler duygulanıyor, duvarda asılı olan onlarca fotoğraf ise adeta duvar albümünü andırıyor. Adıyaman Eskisaray Mahallesi’nde çay ocağı işleten Mustafa Sapdüzen, depremde ikiz kardeşi Ayhan Sapdüzen ve yakınlarını kaybetti. Mustafa Sapdüzen, İkizler Çay Ocağı’nın duvarına kardeşinin ve yakınlarının fotoğraflarını astı. Çay ocağına gelen müşteriler de kendi yakınlarının fotoğraflarını getirerek duvara astı. Depremden sonra her geçen gün fotoğraf sayısı arttı. İşletmenin tüm duvarları, depremde şehit olan vatandaşların fotoğraflarıyla kaplandı. Yaklaşık 400 adet fotoğrafın yer aldığı işletmeye gelen müşteriler duygulanıyor, duvarda asılı olan onlarca fotoğraf ise adeta duvar albümünü andırıyor. İşletme sahibi Mustafa Sapdüzen, "6 Şubat demek; hüzün, hasret, özlem ve ayrılık demek. Fotoğraf albümümüz, canımın bir parçası, ikiz kardeşimi, eşini ve yeğenlerimi depremde kaybettim. Onun fotoğrafını dükkâna astım. Dükkânı açtığım üçüncü günde, giden gelen olmayınca en azından bir çayımı kardeşimle içiyormuş gibi hissetmek istedim. O duyguyla fotoğrafını astım. Mahallemizde ciğerci Muzaffer usta, çiğ köfteci Veysel ve vefat eden diğer esnaf dostlarımız vardı. Dükkânı görüp hayırlı olsuna gelenler oldu. Malum, aynı hayatı, aynı acıyı, aynı hissi ve aynı duyguları paylaştığımız için, aynı hatıraları yaşadığımız için onlar da fotoğraf asma talebinde bulundular. Ben de dedim ki, kardeşime burada yer varsa, dostlarıma da memnuniyetle yerim var. Bugün bir fotoğraf daha geldi. Toplamda 400 fotoğraftan oluşan bir albümümüz var. Ben sabah saat 05.30-06.00 gibi dükkânı açıyorum. İlk başta vefat eden canlarımıza selam vererek içeri giriyorum. Aklıma geldikçe, semaveri açarken Fatihalarımı okuyorum, duamı ediyorum. Ondan sonra benim günüm bu şekilde başlıyor. Aileler buraya geliyor, hatıralarını paylaşıyorlar. Hislerini ve duygularını dile getiriyorlar" dedi. Müşteriler ise "İlk girdiğimizde biz de şaşırdık. Sonradan hoşumuza gitti. Depremde vefat eden kardeşlerimizi, dostlarımızı burada gördük. Bu dışarıdan gelen herkesin dikkatini çekti. İlk geldiğimizde fotoğraflar bu kadar çok değildi. Daha sonra çoğaldı. Millet ilgi duydukça çoğalmaya başladı. 6 Şubat hepimiz için zor bir zamandı. Duygulanıyoruz, her geldiğimizde insan baktıkça o günü hatırlıyor" diye konuştu.
İstanbul "Kanserde yapılmaması gereken 10 hata" Kanserden korkmak yerine doğru adımlarla hastaların hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olmanın günümüzde en önemli yaklaşım haline geldiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Doğru bilgi, doğru zaman ve doğru yaklaşım hayat kurtarır. Bu nedenle, kanser sürecinde internet ve yapay zekadan tanı koymak, tedaviyi yarıda bırakmak, sosyal medya etkisiyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelmek, yaşam biçimini aşırı kısıtlamak gibi hatalar tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. Kanser tanısı almak, şüphesiz bir kişinin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri. Ancak günümüzde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Yanlış bilgi ve hatalı yönelimlerin tedavi başarısını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik pratikte en sık karşılaşılan hatalı davranışlar hakkında bilgilendirmede bulundu. "Belirtileri görmezden gelerek doktora geç başvurmak" Birçok hastanın korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa bu gecikme, hastalığın erken evrede yakalanma fırsatının kaçmasına neden olabilir. Erken evrede saptanan kanserlerde başarı oranı çok daha yüksektir. Gecikme ise daha yoğun tedavi süreçleri ve fiziksel yük anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir" ifadelerini kullandı. "İnternetten ve yapay zekâdan tanı koymak" Günümüzde bilgiye erişimin çok kolay olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, şu uyarılarda bulundu: "Hastalar yapay zekâya yazarak kendi kendilerine tanı koymaya çalışabiliyor. Oysa kanser tanısı; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik inceleme ile konur. Hiçbir dijital platform tanı koyamaz. Yapay zekâ doktorun yerini tutan bir karar verici değildir. En büyük risk, hastanın yanlış güven hissiyle başvuruyu geciktirmesi veya gereksiz panik yaşamasıdır. Bazı hastalar yapay zekâya en iyi tedaviyi sorarak immünoterapinin kendileri için kesin çözüm olduğu kanaatine varabilmektedir. Oysa bu tedavilerin uygunluğu ancak klinik verilerle belirlenebilir. Tanı ve tedavi kararları mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir." "Tedaviyi yarım bırakmak veya düzensiz sürdürmek" Bazı hastaların yan etkilerden korkarak veya iyi hissettikleri dönemde tedaviyi bırakabildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bu durum tedavi direnci gelişmesine yol açabilir. Tedavide süreklilik esastır. Yan etkiler hekimle paylaşılmalı, çözüm yolları birlikte planlanmalıdır. İyi hissetmek tedavinin bittiği anlamına gelmez. Kanserde başarı, süreklilikle gelir" şeklinde konuştu. "Beslenme, vitamin ve takviyelerde abartılı arayışlara girmek" Yoğun vitamin ve bitkisel ürün arayışına dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Çiçin şu bilgileri paylaştı: "Bu eğilim çoğu zaman sosyal medya ile şekillenir. Oysa gereksiz takviyeler tedavinin etkinliğini azaltabilir, karaciğer yükünü artırabilir. Dengeli beslenme çoğu hasta için yeterlidir. Ek takviyeler ancak doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Doğal olan zararsızdır düşüncesi her zaman doğru değildir." "Bilimsel olmayan tedavi yöntemlerine yönelmek" Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere yönlendirebildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bitkisel karışımlar veya sözde ’hücre yenileyici’ ürünler bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. En büyük risk, hastanın etkin tedaviyi geciktirmesidir. Yanlış umut, doğru tedaviyi geciktirir. Şifa vaat eden her şey gerçek tedavi değildir. Kanserle mücadelede en büyük güç, doğru bilgiye zamanında ulaşmaktır. Hastalığın kendisi kadar bilgi kirliliği de mücadeleyi zorlaştırır. Erken başvuru ve güçlü iletişim başarının temel taşlarıdır. Korkuya değil bilgiye, söylentilere değil bilime güvenmek gerekir" dedi. "Sosyal medya etkisiyle alternatif tedavilere yönelmek" Sosyal medyanın alternatif tedavi yöntemlerini öne çıkardığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Yüksek doz C vitamini veya fitoterapi uygulamalarının büyük bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Sosyal medyadaki hasta hikâyeleri tıbbi ayrıntılardan yoksundur ve genelleştirilemez" uyarısında bulundu. "Kendi hastalığını başka hastalarla karşılaştırmak" Hastaların sıklıkla tedavilerini başkalarıyla kıyasladığını belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa kanser; moleküler yapıları ve tedavi yanıtları açısından kişiden kişiye değişir. Aynı isimli iki kanser bile biyolojik olarak tamamen farklı olabilir. Başka hastalarla karşılaştırma yapmak gereksiz kaygı oluşturur. Başkasının tedavisi, sizin reçeteniz değildir" dedi. "İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlara abartılı beklenti yüklemek" İmmünoterapi ve akıllı ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bazı hastalar bunları ’kesin çözüm’ görüp zaman kaybedebilir. Önce hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilmelidir. Gerçekçi beklenti ve doğru hasta seçimi başarıyı belirler" dedi. "Yaşam biçimini aşırı kısıtlayarak hayatı zorlaştırmak" Hayatın hastalık merkezli yaşanmasının hatalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çiçin, "Sosyal ilişkileri kesmek psikolojik yükü artırır. Oysa kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersiz tedaviye uyumu artırır. Hayatı durdurmak tedaviye katkı sağlamaz" ifadelerini kullandı. "Hekimiyle açık iletişim kurmamak" Kanser tedavisinin aynı zamanda bir güven ilişkisi olduğunu belirten Çiçin, "Bazı hastalar yan etkileri veya korkularını hekimlerinden gizleyebilmektedir. Oysa, paylaşılmayan her bilgi tedavi güvenliğini riske atabilir. Kullanılan bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir. Hekim, ancak tüm tabloyu bildiğinde doğru karar verebilir. Unutulmamalıdır ki doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.